İnsanlık için bilişim

Ülkemizde özellikle son 10 yıldır, bazı kapitalist merkezlerde daha evvel, hızla kitleselleşip kendini daha güçlü hissettiren bir dönem yaşanıyor. Bilgi ve İletişim teknolojileri hayatımızın her alanında daha çok şeyi dijitalleştirip yeni bir tür varoluş gerçekleştiriyor. Kişiliklerimizi/kimliklerimizi, üretim koşullarımızı, iletişim alışkanlıklarımızı, oyun eğlence pratiklerimizi, müzik sinema keyfimizi, araştırma, bilgiye erişme, öğrenme yöntemlerimizi, politik kültürümüzü ve daha sayısız eylemi, nesneyi, mekanı ve hatta zaman algımızı hızla değiştiriyor.

Özellikle İnternet’in gelişimi ve günlük yaşamda edindiği yer, tüm ezberlerimizi bir bir bozuyor. İnternet öncesi yaşamı ‘eski’, kullandığımız metodlar ve alışkanlıklarımız ise ‘geleneksel/ klasik’ olarak niteliyoruz. Bu değişim yeni kavramları da büyük bir hızla önümüze koyuyor. Aynı zamanda yepyeni bir gücü ve emeği belirleyici bir konuma getiriyor: Bilişimciler.

Bu değişimin en temel aktörlerinden birisi kuşkusuz bu teknolojileri yaşamın dört bir yanında uygulayan biz bilişimcileriz.  Peki temel bir rol oynadığımız bu büyük değişimin sosyal, siyasal neden ve sonuçları konusunda neler düşünüyoruz? Ortaya çıkan ve hızla değişmekte olan bu tablodan memnun muyuz ya da ne kadar sorumluluk hissediyoruz?

Bugün Bilim ve Teknolojiye yön veren en temel gücün kapitalist pazar ve askeri ihtiyaçlar olduğu genel kabulümüzdür.  Fakat insanların yaşamlarını alt üst ederken tüm sorumluluğu bu genel kabule havale etmek bizi ne kadar sorumluluktan kurtarmış olacaktır? Öyleyse bizim rolümüz nedir?Teknik akıl, insanlık tarihi boyunca edinmediği kadar güçlü bir pozisyona doğru hızla ilerliyor. Bugün teknik demek günlük yaşamın neredeyse her anından söz etmek demek. Tüm toplumda tek tek bireyler ya da gruplar bir birlerine o ya da bu düzeyde teknik imkanlar ile bağlanıyor ve toplumsal işlevlerini oynuyorlar.  Zaten sayıları hergün daha da artan bilişimci kitlesinin varoluşunu başka türlü açıklayamayız. Artık işyerlerinin hemen hepsinde, her sokakta, okullarda, herkesin cep telefonunda bilişimci olarak nitelenen akıl yoğun teknik emeğe sahip birileri mutlaka kayıtlıdır. Teknik akıl artık geçmişten farklı olarak çok yoğundur, hem kendisi hem de etkileri/etki gücü kitleseldir.

Madem emeğimiz ve ürünleri, toplumu bu derece etkileyip değişime zorluyor, o halde topluma karşı sorumluluklarımız vardır. Çünkü ilerleyişin yönüne, hızına ya da niteliğine etki eden her kuvvet sorumludur. Bugünden bakılırsa gelecek, bu ilerleyişin uğrayacağı duraklardan birisidir. O halde biz gelecek yaşam pratiklerinin alt yapılarını oluşturuyoruz. Bu yüzden gelecek adına, her üretken emek gibi bizim de sorumluluklarımız var. ‘Nasıl bir dünya istiyoruz?’ sorusunun etkin muhataplarından biriyiz.

Teknoloji  basitçe insanların yaşamlarını kolaylaştırmalı, zaman kazandırmalı, standartlarını yükseltmeli, sorunlara daha basit ve hızlı çözümler bulmalıdır. Yani onu içerisinde yaşadığı koşullara karşı daha donanımlı, daha dayanıklı hale getirmeli, bu anlamıyla özgürleştirmelidir. Tıpkı bugüne kadar İnternetin yaptığı gibi. İnternet kalın duvarlarla ayrılmış ulus devlet sınırlarını aşarak insanlığı bir birine yakınlaştırdı, sorunlarını ve çözümlerini ortaklaştırdı. Gerçeği bulanıklaştıran, farklı sesleri bastıran medya tekellerine karşı, ezilenin, ötekileştirilenin sesinin daha kolay duyulmasına yardımcı oldu. Bilgiye erişimi kolaylaştırdı. Yeni örgütlenme araçları ortaya çıkardı. Son yıllardaki devlet müdahalelerini bir yana bırakırsak, insanların özgürce katılıp, üretip, paylaşıp, ifade edebildiği bir ortam oldu. Ve biz bilişimciler bu özgürlük ortamının daha kolay ve hızlı kullanımı için var gücümüzle çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz. Sosyal paylaşım ağları, haber portalları, bloglar gibi uygulamaları insanların kolayca erişebileceği teknolojiler haline getirdik.

Burada bizim de içerisinde olduğumuz ve desteklediğimiz sosyal / siyasal kaygılar taşıyan çok önemli bir bilişim hareketini anmalıyız.  Özgür Yazılım Hareketi’nin felsefesi, üretim ve paylaşım modeli, pek farkına varılmasa da, bilişimcilerin insanlığa sunduğu değerli bir katkılardan biridir. Onbinlerce insanın geliştirici, yüzbinlercesinin kullanıcı olduğu, herkesin yeteneklerine göre katıldığı ve herkesin ihtiyacı kadar kullandığı bir çevrimiçi uzamdan, bir kaynaktan söz ediyoruz. Bu model, kapitazlizmin vahşi koşulları altında inanılmaz bir üretim faaliyeti ile yoluna devam ederken, dev yazılım tekellerini devirmeye, milyar dolarlar ile hesaplanabilecek kalifiye emek ve işi karşlık gözetmeksizin tüm insanlığa hediye ediyor. Bu alandaki nitelikli bilgiyi sıradanlaştırıyor, erişilebilir kılıyor. İnsanlara kolayca erişebilecekleri bilgi hazineleri ve araçlar sunuyor.

Fakat tüm bu olumlu gelişmelerin yanı sıra madaolyonun diğer tarafında ‘durum’ maalesef pek iç açıcı değil. Bizim üretimlerimiz sadece ya da daha sıklıkla pozitif amaçlar için mi kullanılıyor? Sadece toplum değil üzerindeki yönetim ve erk aygıtları / devlet, üretim sürecine yön veren bir bütün kapitalist örgütlenmeler de bu araçlar ile yönetmeye, denetlemeye, kontrol ve baskı altında tutmaya çalışıyorlar. Örneğin, cep telefonu ve kameralar sadece kişisel iletişim ve doğum günü partilerimizi kaydetme ihtiyacımızı gidermiyor. Artık gözetim/denetim toplumu bilim kurgu kitaplarında, komplo teorilerinde ya da gelecek 50 yıl planlarında değil. Tam ortasındayız. Ve bu teknolojinin sayesinde mümkün olabiliyor. Denetim amaçlı teknolojiler ile çepeçevre sarmalandığımız, teknolojinin insanların yaşam alanlarını gittikçe daraltmaya başladığı bir dünyanın yapı taşlarını da döşediğimizin farkında mıyız?

E-devlet projeleri, kişisel verilerin tasniflendiği büyük veritabanları, DNA bankaları, insanlığın başına bela olan patnentlerin özellikle bu alanda yoğunlaşması, sosyal, sınıfsal kutuplaşmanın bu alandaki izdüşümü sayısal uçurumun giderek derinleşmesi, İnternet üzerindeki devlet müdahalelerinin artışı, kapitalist iş bölümü sonucu sosyal akıl ile teknik aklın girederek birbirinden uzaklaşması ve yabancılaşması sınıflar mücadelesinin bu alandaki bazı temel başlıklarıdır. Ayrıca bu başlıklara gelişen teknolojiye yeterince erişemeyen ya da öğrenemeyen/kullanamayan geniş yığınların, teknoloji karşısındaki güçsüz, edilgen duruşlarını da ekleyebiliriz. Ayrıca denetimin iş giriş çıkışları, hatta iş yerlerindeki tuvalet kapılarına dek uzandığı düşünülürse, burada  teknolojinin çalışanlar aleyhine ezici bir güç haline geldiğini görebiliriz. Çünkü aynı sıkı denetim, maalesef patronlara karşı işlememekte. Örneğin işçinin işe geliş zamanını ve kimliğini denetleyen parmak izi tarayıcılar genellikle fazla çalışma saatlerini hesaplamak için kullanılmamaktadır.

İnsanlığın özgürleşme mücadelesine destek olan onca olanağın yanında bir de gelişmekte olan böylesi ciddi yan etkiler var. Bunun çözümü salt soysall aklın, salt teknik aklın işi değil. Çünkü sosyal, siyasal aklın teknik aydınlanmaya, bu alandaki olanakları görebilir hale gelmeye ihtiyacı var. Ama diğer yandan teknik aklın da yetenekleri konusunda sosyal siyasal düşünme çabası göstermesi bir zorunluluk. Çünkü sosyal siyasal olarak farkında olmadığımız bilgi ve becerimize doğru bir yön tayin etmemiz mümkün olmaz. Ancak böylesi bir sosyal çaba bizi gelecek adına doğru bir pozisyona itebilir. Ki orası da bizce özgürleşme mücadelesinin yanıdır. Bu mücadeleyi yürütenlerin teknik aydınlanmaya ihtiyacı varken, teknik aklın da tarafsız görünen, elit özerk duruşunu değiştirmesi zorunluluktur.

Sahip olduğumuz bilgi ve beceriyi yaygınlaştırmak ve istekli herkes tarafından edinilebilir hale getirmek için çabalamalıyız. İnsanı ve ihtiyaçlarını merkeze koyan, onu özgürleştiren bir sosyal-teknik akıl eylemimize ışık tutmalıdır. İnsanın hizmetindeki teknoloji / insan için teknolojiyi hedeflemeliyiz. Hedef budur. Ortak amacımız ise zaten malum: mutlu bir doğa, özgür bir toplum.

Eylemimiz, tek tek insanları ve toplumu sisyasal ve kültürel açıdan etkiliyorsa,  siyasi hatta ideolojik bir içeriği olmalıdır. İşte biz Alternatif Bilişimciler bu içeriği anlamak, sorgulamak ve gerekli ise değiştirmek istiyoruz.

Son zamanların en gözde Linux dağıtımlarından Ubuntu’nun sloganı şöyledir: “Linux for Human Beings”, yani “İnsanlık için Linux”! Biz de yazımızı esinlenerek böyle bitirelim: İnsanlık için bilişim!…

(Bu yazı Evrensel Kültür’ün Şubat sayısından alınmıştır.)

Ali Rıza Keleş
ali.r.keles@gmail.com
Alternatif Bilişim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: