BİLGİ OTOYOLLARI TIKLAMAKLA AŞILMAZ! TÜRKİYE’DE İNTERNET’İN 18.YILI İÇİN…

Yazan: Koray Löker

Türkiye’nin İnternet’e bağlanmasının üzerinden 17 yıl geçti. Nüfusa geç yazdırılan bir çocuk gibi, ilk yaşgünü kutlaması 5 yaşını doldurduğunda gerçekleşmişti. O doğum gününde söz alan Demirel’den T.C.’nin İnternet anlayışını naklederek, İnternet tarihine, reşit olmasına bir yıl kala Türkiye İnternet’ine bakıyoruz.Tabii o gün adeta bir “internet dersi” veren Demirel şimdi iktidar olsa, o konuşması için “dün dündür, bugün bugündür” diyecektir, o da ayrı mesele…

12 Nisan 1993’te ODTÜ ve Tübitak tarafından kurulan TR-NET, yani İnternet ağının teknolojik altyapısını kullanan ulusal ağ, İnternet’e eklendi. 1998 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ilk kez kutlanan İnternet Haftası açılış konuşmasında sanayi devrimini kaçırmış olmaya hayıflanmanın ardından “bu tren kaçmış sayılmaz” diye müjdelerken günümüzde İnternet’le ne yapacaklarını şaşıran yöneticilerin duyması gereken bir saptamada bulunuyordu: “Şimdi elimizde bir fırsat var (treni yakalamak için) ve bu fırsat yeni bir çağa açılıyor (bilgi çağını kastediyor) ve bu çağ sizin müsadenize tabi değil.”

İnternet Haftası, bu açılış konuşmasıyla başladığından beri her yıl kutlanıyor. Yıllar içinde İnternet gerçekten yaygınlaştı ve kutlamalar sivil toplum tarafından sahiplenildi. 2007 yılından beri devlet bu etkinliklerin parçası değil. Nedeni basitçe anlayış değişikliği olarak görülebilir. Özgür, yasaksız, kamuya açık hatta kamunun hesap verebilir olmasını geliştirmeyi hedefleyen yaklaşımlar, devletin İnternet’le ilişkisine uymuyor. 13 yıl önce İnternet’in Türkiye’ye gelişini kutlarken bu anlayışı paylaşan özerk İnternet Kurulu, bugün Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde bir danışma kuruluna çevrilmiş durumda. Çalışma ilkeleri arasında “İnternet’in güvenli kullanımı konusunda araştırmalar yaparak uygun politikaların belirlenmesi, çocuklar ve gençler başta olmak üzere bireylerin ve toplumun internet üzerinden yapılan zararlı yayınlardan korunmasına yönelik olarak ulusal bazda yazılım programlarının hazırlanması konusunda çalışmalar yapılması ve önerilerde bulunulması” gibi yaklaşımlar sıralanıyor.

Yani İnternet’in gerekli ve yararlı kısmını “getirmeyi” kendine vazife edinen anlayış hakimiyetini sürdürüyor. Hatta “Batı’nın teknolojisini alalım, ahlakını almayalım” yaklaşımı da denilebilir. Elbette bu yaklaşımın gereği, kabul görmeyen, zararlı yayın olarak görülen içeriğe ulaşmayı engellemeyi de kendine borç biliyor.

Elbette özellikle çocuk miti vurgulanarak yapılan zararlı içerik ayrımı kaygıların yalnızca kolay pazarlanabilir vitrinini oluşturuyor. Atatürk’e hakaret eden bir videonun varlığı bahane edilerek Türkiye’den erişilemez hale getirilmeye çalışılan Youtube vakası bunun çarpıcı örneklerinden biri. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın konuyla ilgili açıklamalarında Youtube’un Türkiye’de vergi mükellefi olması gerektiğini vurgulaması akıllarda. Demirel’in İnternet dersi olarak özetlenebilecek konuşmasından bu kısım anlaşılmış denilebilir.

“Son yıllarda iletişim ve ulaşım teknolojisindeki baş döndürücü ilerlemeler, insanları, ülkeleri giderek daha fazla birbirine yaklaştırması açısından ekonomideki özelleşmeden, dünyanın küçülmesinden, hatta küremizin bir uzay köyü haline gelmiş olmasından başka birşey değildir.”

AKP hükümeti, İnternet’in aslında ekonomideki özelleşmeden başka bir şey olmadığı vurgusunu ıskalamamış görünüyor. Oysa dersin devamında, 13 yıl önce devletin en yüksek merciinden söylenen sözler bugün Türkiye’sinde havada kalıyor. Demirel’i dinlemeye devam edelim:

“İnternete sahip çıkışımız da işte bu kaygılarımızdan birisidir. Bunun büyük bir potansiyel olduğu konusunda bir tereddüt yok. İnternet hayatın tüm alanlarını etkileyecek imkanlar sunuyor.

Burada tabirler var: Örneğin, bilgi otoyolu. Bunlar çok yeni tabirler ve baş döndürücü şekilde kavramlar meydana geliyor. Bu kavramların çoğu nazari kavramlar değil. Yani bu kavramlardan veya bu teknolojilerden hareketle kamu yararı çıkaracaksınız veyahut fayda çıkaracaksnız. Yani bunlar fantazi şeyler değil. Ve bunlara eğilmezseniz o yararlardan mahrum kalacaksınız. Bununla karşı karşıyasınız.

Binlerce, onbinlerce kilometre ötedeki bilgi kaynaklarına ulaşacağız. Düşünün bu bilgi kaynaklarını meydana getirebilmek için kaç sene uğraştı insanoğlu. Ve buna hemen elinizi uzatıyorsunuz, o kadar yakın mesafede ulaşıyorsunuz. Bu çok büyük bir devrim. İnsanoğlu o kaynaklara sadece ulaşmakla kalmayacak ve yetinmeyecek, yeni kaynaklar ilave edecektir buna. Demin bahsetmek istediğim icatlar bunlardı.

Ekonomiden siyasete, kültürden eğitime tüm alanlarda yeni davranış kodları ve değerler ortaya çıkacaktır. İnternet eğitim alanında önemli dönüşümlere yol açacaktır. Bilgi kaynağına ulaşım demokratikleştiren eğitim anlayışını da değiştirmektedir.

Sanal üniversite, ağ üniversitesi gibi yeni kavramlar, bilgisayar teknolojisi, İnternet teknolojisinin yeni uygulamaları dünyada şimdiden hayata geçirilmektedir. Bu üniversitelerin iletişim ve bilgisayar alt yapılarının geliştirilmesi sorununu ortaya koymaktadır.

Değerli misafirler, bilgi çağı ile birlikte dünyada artık yeni bir kalkınma anlayışı geçerli olmaya başlamıştır. Kalkınma artık sadece devletin zenginleşmesi olarak görülmemektedir. Gerçek kalkınma bireyin mutluluk ve refahının azami iyileştirilmesiyle irtibatlandırılmaktadır. Buna insan merkezli kalkınma modeli denilmektedir. Bu bağlamda bireyin yaratıcılığının teşviki anahtar bir kavram olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun üstünde çok hassaslıkla duruyorum. Araştırmaya ve yeniliğe önem vermek demektir bu.

Kişileri güçsüz bir toplum mümkün değildir. Güçlü bir toplum istiyorsanız kişileri güçlü bir toplum olacaktır. Güçlü bir devlet istiyorsanız toplumu güçlü bir ülke meydana getireceksiniz.

Bu kavramlar 21. Asra girerken devlet yönetenlerin değil, toplumların ve toplumların mensuplarının tümünün sorumluluğundadır. Demokrasiyle kalkınma birbirlerinden ayrılamaz ikiliyi oluşturmaktadır. Yaratıcı gücün değişimin hizmetinde olan devlet anlayışı ancak demokrasinin yaşadığı toplumlarda vardır. Eşitlik=hürriyet olmadığı yerde yaratıcılıktan bahsedemezsiniz.

Bir milletin yaratıcı gücünden yararlanmayan hiç bir ülke kalkınmada başarılı olamaz. Bir milletin fertlerinin yaratıcı gücüyle başarılı olmanın sırrı maddi yatırım değil manevi yatırımdır. O ülkenin değil, vatandaşların korkusuz, vatandaşların iyi yetiştirilmiş olmasına bağlıdır.

İnternet çok sesliliğin, saydam yönetim anlayışının ve demokratikleşmenin güçlenmesi bakımından son derece geniş imkanlar vermektedir. Önümüzdeki yüzyılda bilgi kullanımındaki demokratikleşme ve saydamlaşma siyasete katılımı daha da kolaylaştıracaktır. Bilgi paylaşımının sınırlarının genişlemesi, sivil toplumun dinamizmi, yaratıcı enerjisini besleyerek demokrasi kültürünü güçlendirecektir. İnternet vatandaşa yakın devlet anlayışının gelişmesinde katkıda bulunacaktır. İnternet vasıtasıyla devletle vatandaş arasındaki etkileşim daha sağlıklı bir çerçeveye gelecektir.”

Türkiye’nin İnternet’e bağlandığı günün üzerinden 17 yıl geçmişken, nereden nereye geldiğimizi Demirel’den dinlemenin ironisini düşünürken İnternet’in kısa tarihine bakarsak;

İnternet ağının kuruluşu, kuramsal denemelerin yerini birbiriyle bilgi alışverişi yapan bilgisayarlar üzerinde denemeler yapılmaya başlanan 70’li yıllara denk geliyor. Amerika’da silah sanayinin ar-ge fonlarını idare eden DARPA tarafından inşa edilen ilk ağın, bugün kullanılagelen ağın atası olduğu genel kabul gören yaklaşım.

Aynı yıllarda (makus Latin Amerika döngüsü denebilecek bir özetle) marksist yönetimini, özellikle Amerika’dan gelen müdahalelere karşı korumaya çalışan Şili de, ülke çapında veri alışverişi yapmaya yarayan sibernetik bir ağı hayata geçirmiş, kaynakların planlanması ve yönetiminde bayesian tahmin yöntemine dayalı hesaplamalardan yararlanmayı deniyordu. Allande yönetimine karşı Chicago okulu adına yönetime el koyan Pinochet icraatları içinde belki lafı bile olmaz ama, Cybersyn adlı bu proje de ülkenin nice değeri ve insanı gibi yok edildi.

http://www.cybersyn.cl adresinden görülebilen kayıtlarına göre 1971 yılında, sibernetik bilgi yönetimi ve değiş tokuşu gerçekleştiren yenilikçi bir sistem olarak tasarlanmış; sibernetik modelin kitlesel sosyo-ekonomik bağlamda önemli bir uygulaması olarak önem kazanmıştı. Bilim, teknoloji ve siyasetin birbirleriyle nasıl iyi geçinebileceklerine başarılı bir örnek olması bile önemini gösteriyor diye düşünülebilir. Aynı günlerde yalnızca bir kaç bilgisayarı birbirine bağlayan İnternet ağı, bugün tüm dünyadan erişilebilen küresel bir teknoloji haline geldi, ama siyasetle iyi geçindiği söylenemez. Tüm dünyada dev şirketlerin tavırları, hükümetlerin kontrol kaygıları gibi kaynakları olan uygulamalarla özgür bir İnternet’ten her geçen gün uzaklaşıldığı yorumları yapılıyor.

Daha kadim teknolojiler açısından da durum değişmiyor. Radyo tarihi, kimin sahip olacağı, nasıl kontrol altında tutulacağı soruları etrafında gelişen tartışmalarla özetlenebilir. Plak basımıyla endüstri haline gelen müzik dünyası, plaktan itibaren çıkan her teknolojik gelişmeye kendisini yok edeceği korkusuyla bakmış ve mümkün mertebe kuyusunu kazmış, sinirli, asabi bir karaktere sahip.

Böyle gerilimlere bu coğrafyada doğanlar zaten alışık. Siyaset geleneği, Nevzat Tandoğan’ın ölümsüz “Bu memlekete komünizm gerekiyorsa ve komünizm yararlı bir şeyse onu da biz getiririz, size ne oluyor?” anektoduyla özetlenebilen bir anlayışla malul. Teknoloji bundan payını elbette alacak, hele de İnternet, zira İnternet, zamanının ünlü reklam sloganıyla “ağzı olan konuşuyor” diye özetlenebilecek, ayakların baş olmaya en müsait olduğu, hepimizi dağdaki çobanla aynı yere koyan görüntüsüyle elbette kendini öğreten gören herkes için başlı başına alerji kaynağı.

Brecht, 1932 yılında yazdığı “İletişim aygıtı olarak radyo” yazısına teknolojik gelişmenin, toplumun onu tam olarak değerlendiremeyeceği kadar hızlı gerçekleştiği tespitiyle başlıyor. Radyonun bir dağıtım aracı gibi çalışmak yerine bir iletişim aracına dönmesi ihtimalinin gücünden bahsederek devam ediyor. “Eğer dinleyici, duyduğu gibi, konuşmayı da başarırsa…” diyor. 78 yıl sonra, gerçekten iki taraflı bir iletişim aracını deneyimliyoruz. Yine onu tam olarak değerlendiremeden girdi hayatımıza ve Türkiye’deki kısa tarihinden yola çıkarak işlerin iyiye gitmediğini iddia etmek mümkün.

(Görsel: http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/7/70/Cybersyn_control_room.jpg )

Kaynak: Express, Nisan 2010

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: