9-11 Haziran 2010 Uluslararası Bilişim Hukuku Kurultayı sonuçlandı.

Yazan: Fikret İlkiz

İnternette esas olan özgürlüktür ve bu özgürlüğün sınırlandırılması hakkındaki “sınırlar” istisnadır. Özgürlük ile sınırlandırma arasındaki ölçülülük ve denge ise demokrasinin ve hukuk devleti olma ilkesinin ölçütüdür.

İzmir yeniden ve çok önemli uluslar arası bir kurultaya ev sahipliği yaptı… Kurultay’ın sloganı “Hukuk için bilişim, bilişim için hukuk…”

9-11 Haziran 2010 tarihleri arasında İzmir’de yapılan “Uluslararası Bilişim Hukuku Kurultayı 2010” çok önemli bir kilometre taşıdır. Önemi yıllar sonra çok daha iyi anlaşılacak. Türkiye Bilişim Derneği, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve İzmir Fuarı İzfaş, Kurultay düzenleyicileri olarak “bilişim ve hukuka” kazandırdıkları ile övgüyü ziyadesiyle hak etmişlerdir… Katkısı olan herkesi kutlamak gerekiyor. Özellikle bu Kurultay’ın mimarı olan meslektaşım Av. Mehmet Ali Köksal’ın başarısını ve bu alanda el birliği ile yarattıkları “farkındalığı” kutluyorum. Ev sahibi yakınlığını esirgemeyen TBD İzmir Şubesi ve Başkanı Fikret Kavzak’a teşekkür ediyorum.

Türkiye Bilişim Derneği Başkanı Turhan Menteş’in Kurultay açış konuşmasındaki sözleri içinde bulunduğumuz durumun en net özetidir: Hukuktan anlayan bilişimci, bilişimden anlayan hukukçu…

O halde bilişimde nasıl bir hukuk? Nasıl bir suç ve ceza?

Kurultay’da siyaseten söylenmiş sözleri, var olduğu söylenen başarıları veya eksiklikler üzerinden yapılan politik söylemleri geçiyorum. “Arzedilen” görüşlere bağlı olarak yapılan, daha doğrusu yapılamayan görüş açıklamalarını tartışmak bile istemem.

Galiba Türkiye Siber Suç Sözleşmesini imzalamaya ve ardından onaylamaya hazırlanıyor.

Neden siber suç sözleşmesi?

Avrupa Suç Sorunları Komitesi içinde çalışmalarını tamamlayan “Siber Suç Uzmanları Komitesi” tarafından hazırlanan Nihai Faaliyet Raporu Komitenin 18-22 Haziran 2001 tarihleri arasında yapılan 50. Genel Kurulunda onaylanmıştı.

Böylece (Convention On Cybercrime) Siber Suç Sözleşmesinin ilk adımı atılmış oldu.

Bu nihai raporda bilgi teknolojilerinin nasıl geliştiğine değinilirken değişimin hayatımıza etkileri anlatılıyor. Artık günümüzde bilgi teknolojisinin hayatımızda yer almadığı bir alan kalmamış gibi…

Nihai Rapor, en önemli tespiti şöyle yapıyor: “İnsan sesinin iletilmesine yönelik klasik telefon teknolojisinin yerini ses, metin, müzik, hareketsiz ve hareketli resim şeklindeki çok büyük miktarlarda verinin alışverişini mümkün kılan sistemler almıştır. Bu alışveriş artık sadece insanlar arasında değil, aynı zamanda insanlar ve bilgisayarlar ya da bilgisayarların kendi aralarında da olabilmektedir.”

Her yerde e-posta kullanımının yaygınlaşması, bilgilere ulaşım, bilgi alışverişinin birkaç saniye içinde gerçekleşmesi ve İnternet üzerinden çok sayıda web sitesine ulaşılabilmesi kimsenin yadırgamadığı değişim ve gelişmelerdir.

Ulusal sınırları ortadan kaldıran İnternet yoluyla elde bulunan tüm bilgiler çoğalarak akıl almaz boyutlar ulaşan veri tabanlarına dönüşüyor. Artık kimse bu değişime şaşırmıyor. Bütün bu gelişmeler de toplumları ve hepimizin yaşamını köklü bir değişime uğrattı.

Nihai Rapor bu gelişmenin, benzeri görülmemiş ekonomik ve toplumsal değişimlere yol açtığına değiniyor.  Ortaya çıkan bu değişim aslında yeni suç türlerinin ortaya çıkmasına da neden oldu. Artık geleneksel “eski suçlar” bile yeni gelişmiş teknolojiler aracılığıyla işleniyor. Ulusal sınırlar ortadan kalktığı için yaygınlaşan suç türleri sınıraşan özellikleri ile ulusları tehdit eden ve dünyanın her yanına süratle yayılan boyutlara ulaştı. Bilgi teknolojileri ile işlenen suçlar her toplumda “bilinmeyenleri” çoğaltmakla kalmadı ve ayrıca hukukla teknoloji arasında “karanlık bir bölge” yarattı.

Siber suçlar çoğaldıkça geleneksel hukuki kavramlar geçerliliğini yitirdi ve eskidi. Ulusların siber suçlara karşı kendi ulusal sınırları içinde buldukları çözümler artık çaresizlik örneği ve demodedir. Dünyanın bir ucunda işlenmeye başlanan siber suç, dünyanın öbür uçunda tamamlanmaktadır. İnternet ve teknoloji sınırları ortadan kaldırdı. Hukuk, bu gücün varlığını tanımadan ve yapabileceklerini bilmeden almaya çalıştığı önlemler, yarattığı tanımlar ve yeni suç tipleri birkaç saniye içinde hızla işe yaramaz ve anlamsız hale gelebilmektedir. Gelişen ve çoğalan teknolojinin yarattığı “karanlık bölge” hukuki kavramları tehdit etmektedir. Bu tehdidin önlenmesi gerekir. Hukukun çözemeyeceği bir alan olarak karşımıza çıkarılmaya çalışılan bu “karanlık bölge” somut bilgi ve hukuk yoluyla aşılır. Bilişimin insanlığa hizmet eden araca dönüşmesi sadece hukuk yoluyla mümkündür.

Öncelikle uluslar arası hukukta siber suç ve yarattığı sorunlar, hukukla çözülür. Çözümde uluslararası tüm hukuki araçların benimsenmesi gereklidir ve yaşamımızı sarmalayan bilgi ve teknoloji toplumunda insan haklarına gerekli önem verilerek ortaya çıkan zorlukların aşılması hedeflenmelidir.

Bu yüzden Budapeşte’de 23 Kasım 2001 tarihinde imzalanan Siber Suçlar Konvansiyonunun amacı siber suçlar alanında ülkelerin maddi ceza hukuku unsurlarını ve bağlantılı hükümlerini uyumlu hale getirmektir.  Bu suçların soruşturulması ve kovuşturulması ve delillerinin elde edilmesi için gerekli olan yerel ceza usul sistemlerini, her yerde birbirinin aynı olabileceği şekilde kurabilmektir. Ulusal düzeyde alınan önlemler ile usulleri uluslar arası aynı yapabilmek için devletlerarasında işbirliğini kurmak zorunluluktur.

Ceza hukuku cezalandırma hukuku değildir. İnternet ortamında yapılan yayınlar için ceza hukuku son çaredir, son çare olmalıdır. Ceza hukukunu artık insan haklarını koruyan hukuk olarak görmeliyiz.

İnternette hukuk, özgürlükleri ve temel insan haklarını koruyorsa hukuktur. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 28.05.2003 tarihli İnternet Üzerinde İletişim Özgürlüğü Üzerine Deklarasyonu esas alınarak hukuk yoluyla internetin özgürlüğü sağlanabilir, korunabilir.

Deklarasyonda; üye devletlere ifade ve bilgi özgürlüğünü koruma konusundaki taahhütleri ile İnternet üzerinde bilginin özgür dolaşımı ve ifade özgürlüğü hatırlatılmaktadır.

İnternette esas olan özgürlüktür ve bu özgürlüğün sınırlandırılması hakkındaki “sınırlar” istisnadır. Özgürlük ile sınırlandırma arasındaki ölçülülük ve denge ise demokrasinin ve hukuk devleti olma ilkesinin ölçütüdür.

Türkiye’de hukuk terazisinin “sansür” kefesi ağır basmaya devam ediyor ve hukuk yoluyla internette kurumayan “özgürlüğün” ve “hakların” dengesini kötü bir biçimde bozuyor. (Fİ/EÖ)

Kaynak: http://www.bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/122712-bilisim-hukuku-kurultayi erişim tarihi: 14 Haziran 2010

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: