Bir blog aç da, neşemizi bulalım…

Gazetesinden, kitapçısına yayın dünyası blogları keşfetti

Manga Eurovision’da ikinci olunca Sezen Cumhur Önal, Ajda Pekkan’ın bile artık rock söylemesi gerektiğini, devrin rock devri olduğunu buyurdu. Memleketin kadim marazı, bir kavram, akım, yaklaşım ana akımca keşfedilince suyu çıkarılır. Yine racondandır, keşif hatrı sayılır bir gecikmeyle gerçekleşir. Dünyada tahtını sosyal medyaya devreden bloglar, Türkiye plaza dünyasında (hem iş dünyası hem de medyasıyla) nihayet keşfedildi. Popülaritesi kısa, ömrü uzun olası yayıncılık aparatına yakından bakıyoruz.

Yazan: Koray Löker
Blog sözcüğü, İngilizce ağ kayıtları anlamındaki web log sözcüklerinden Peter Merholz tarafından yapılan bir sözcük oyunuyla 1997 yılında doğdu. Merholz, ilk blog örneklerinden biri kabul edilen sitesinin sloganı olarak “We blog” (biz blogluyoruz) cümleciğini kullanınca hem isim hem fiil olarak kullanılabilen blog sözcüğü bu ölümsüzleşmiş oldu. Bugün bütün bloglardan bahsetmek için kullanılan Blogosfer sözcüğü, artık politik gündem belirleme gücü olan alternatif bir medyayı da tarif ediyor.

Bloglar aslında birer web sayfası. Teknik anlamda farkları, bir web sayfası yapmak için sahip olunması gereken teknik donanım ve araçlara ihtiyaç duymadan da kullanılabilecek kolaylıkta araçlar olmaları. Gerçek önemi ve etkisiyse kavramsal düzeyde yarattıkları değişimden geliyor. Bu da çok basitçe okuyucuların yorum yapabilmeleri sayesinde, enformasyona müdahale olanağı tanınan en yaygın ve kolay kullanılan araç olması. Bugün web 2.0 olarak adlandırılan ve üzerinde dev bir ekonomi dönen fenomen, içeriğin kullanıcılar tarafından üretilmesine dayanıyor. Bu mantığın neye karşılık geldiğini deneyimlediğimiz ilk yaygın mecra da bloglar oldu.

İnternet yaygınlaşmaya başladığı günden beri alt kültür toplulukları tarafından etkin biçimde kullanıldı. Bu etkileşimin etkisiyle elektronik alt kültürler de doğdu. Usenet, e-gruplar, BBS’ler kendilerine ait dilleri ve topluluk kültürleriyle ayrı birer çalışma alanı olmayı hak eden tarihler yarattı. Bloglar, bu geçmişin mirasını hakkıyla kullanırken, en güncel teknolojileri en kolay biçimde sunarak tahtı devraldılar. Bugün taht Facebook başta olmak üzere, popülerleşen yeni bir mecra, sosyal medya siteleri tarafından ele geçirildiyse de, buna bloglar aslına rücu ediyor ve bir alt kültür mecrası olarak kendilerini yeniden tanımlıyor olarak da bakılabilir. Bir yandan blogcu olmak, hayatı bloglarla anlamlandırmak gibi bir yaklaşım var. Diğer yanda vatandaş gazeteciliğinin gelişimi, fanzin kültürünün elektronik ortama bloglar sayesinde taşınmış olması gibi konular tartışılıyor.

Türkiye blogculuğu aslında çok yeni değil. Adı böyle konsa da, konmasa da 2000’li yılların başından beri bir çok blog yayında. Sezyum sözcüğünün İstanbul dışında da gülümsemelere yol açan bir isme dönüşmesi, Radikal ya da  Penguen’den çok önce nev-i şahsına münhasır blogu ile gerçekleşmişti. Bugün yerinde yeller esen Hafif, Yeni Raki, Disguast, enberbats gibi adresler de, Türkçe harf kullanmanın bile hatrı sayılır bilgisayar bilgisi gerektirdiği yıllarda özgün ve nitelikli içerik sunan bloglardı.

İş dünyası tarafından blogların keşfedilmesi, biraz da mirasçıları durumundaki mikro blog ve sosyal medya sitelerindeki popülerliğe paralel gelişti. Facebook, Twitter gibi mecraların ne kadar büyük ekonomileri besleyebildiği ortaya çıkınca bu alanı ticarileştirme eğilimi, reklam ve halkla ilişkiler açısından pazar olarak değerlendirme yaklaşımı baskın hale gelmeye başladı. Bu yaklaşımın bloglara varan yönü biraz da sosyal medyanın yüzer-gezer haline karşı blogların daha sağlam, geçmişiyle bütünlüklü duran, tanınırlığa açık yapıları gibi görünüyor. Sosyal medyanın çok takip edilen isimleri, kendilerini bloglarıyla ispatlayan kişiler. Sosyal medyadaki mesajların yenileri geldikçe, eskileri neredeyse uçup gidiyor. Buna karşı bloglar daha zamana direnebilen yapılarıyla bu ilişkiyi mümkün kılıyor.

Kâr vaat eden blog bulma yarışı

Bu yerel ve taze ticarîleşme operasyonunun en çarpıcı örneklerinden biri Blog Ödülleri organizasyonu. Çeşitli kategorilerde yılın en iyi blogunu belirlemek üzere düzenlenen organizasyonda hem konuyla ilgili medya ve reklam profesyonellerinin yönlendirmeleri hem de halk oylaması kullanılıyor. Organizasyon, içine doğduğu sosyal medya platformlarında, dördüncü kez düzenlenmesine rağmen çok fazla aksaklıkla ilerliyor oluşu, blogları organizasyonun kendisinden daha arka plana atışı ve ön eleme yapmasına rağmen sorunlu içeriklere dair politika belirleyememesi yüzünden ağır eleştirilere maruz kalıyor. Bu yıl, aday olan ve ön elemeyi geçen bir blogun, başka bir blogun içeriğini olduğu gibi kopyaladığı ortaya çıktığında “her blogu tek tek okuyamayız ya” açıklamasıyla akılda kalan organizasyon, blogları aslında reklamverenler açısından yarıştırıyor gibi görünüyor. Ürünlerini, tanıtımlarını yapmak üzere tanınmış blog yazarlarına gönderen firmaların sayısı son bir iki yılda onlarca kat artmış durumda. Doğru yazarı tercih etmek isteyen şirketler, eski usüllerle çalışan reklam ajanslarının verileri ve deneyimleriyle yetinmiyorlar. Bu tür organizasyonlar sektördeki o açığı dengeleme görevini de üstlenmiş oluyor.

Diğer yakın tarihli popüler ve magazinel örnekler de Ayşe Arman’ın blog okuyucusu olması ve Cem Mumcu’nun blog yazarlarından kitap dizisi. Arman, “Anlam Arama” başlığıyla yayınladığı bloguyla bu mecrada tanınan isimlerden Hazal Yılmaz’ı konu ederek “Sizi gerçekten uyarıyorum, yeni bir kadın geliyor… Onu koy gazeteye, bir sürü çatlak okuru olmazsa ben neyim… Ama gelmez, o ayrı… Çünkü tezgahını kurmuş, kendi blogu ve takipçileri var, kendi yağında kavruluyor…”  cümleleriyle blogcu gururu gibi bir tutumu da kendiliğinden atfetmiş oldu. Yılmaz, Hürriyet’te köşe teklifi alsa blogcu gururu gösterip reddeder mi, yeni bir kariyere başlamak için bu fırsatı değerlendirir mi bilinmez… Henüz böyle bir teklif gelmiş gibi de görünmüyor.

Öte yandan, Okuyanus yayınevinin sahibi Cem Mumcu, benzeri bir öneriyi yayıncı/girişimci olarak başka blog yazarlarıyla gerçekleştirdi. Haziran başında çıkacağı duyurulan “Küçük Aptalın Büyük Dünyası”, PuCCa takma ismini kullanan bir blog yazarı tarafından yazıldı. Serinin devamında Her Boku Bilen Adam (bok sözcüğü b.k şeklinde yazılarak) ve Sami Hazinses mahlaslı iki blog yazarının daha kitapları çıkacağı da söyleniyor. Mahlas kullanımı çeşitli nedenlerle edebiyat tarihi boyunca var olmasına rağmen, böyle bir kullanım yayıncılık dünyasında pek yaygın değil. Hele hele seçilen mahlasların, uydurma isimler değil, başkalarına ait isimler olması durumu daha da özel hale getiriyor.

Bir çizgi film karakterinin ismi olan Pucca, aynı zamanda karaktere dayalı koca bir marşandiz ürün ekonomisinin de markası. Böyle bir marka olması, yazar ismi olarak tercih edilmesine engel değil. Blog dünyası raconunda bunun yeri var. Kurulan özdeşlik, markanın kendisini hatırlatma etkisi derken, hiç bir marka henüz bir blog yazarına bu tür kullanımlar nedeniyle müdahale etmedi. Bizatihi bu kullanımda göremesek bile, benzeri isim aparmalarını, imge aparmalarını ’80’li yıllarda terim olarak yaygınlaşan sanatsal aparma (appropriation art) ile anlamlandıran, aynı bağlama koyanlar da var. Bu ilişki yayıncılık dünyası içinde, uluslararası yayın birliklerinin kuralları, telif ve marka konularındaki sorumluluklar ile aynı anda nasıl mümkün olacak zaman gösterecek. Mesele basitçe telif haklarının ödenerek isim hakkının alınmasında da bitmiyor. Asıl soru şu: Konvansiyonel yayıncılık, bu türden takma isim kullanımına uygun bir zemin sunma becerisine sahip mi? Dizüstü Edebiyat Serisinin devamında Sami Hazinses mahlaslı blogcunun sıra bekliyor olması, bu tartışmanın devam edeceğini düşündürüyor. İsmin kullanımı başka, blog yazarının aslında kitabının basılması sürecini var eden birikimini temsil eden isimden vazgeçmesi başka bir tartışma yaratacak gibi…

Fotokopi makinesinin yerini blog programı alınca

Blogların bir başka güçlü olduğu alan, özellikle fanzin kültürünün kolayca nakledilebildiği elektronik dergiler. Bugünün Blogspot, WordPress gibi popüler blog araçlarından önce de fanzinler web sitelerinin olanaklarını ilk keşfeden yayınlar arasındaydı. Fotokopiye kıyasla çok daha gelişmiş olanaklar, estetik tercihlerin gelişmesini de sağlayınca e-dergi ve fanzin birbirine yaklaşmaya başladı. Bugün Türkçe konuşulan İnternet dünyasında bir çok e-dergi yayında. Bunların bazıları teknik olarak kolektif birer blogdan ibaret, bazıları tasarımlarını PDF gibi basılmaya uygun biçimlerde ayrıca sunarak matbu dergicilikle ilişkisini sıcak tutmayı deniyor. Takipte olduğumuz kolektif elektronik yayınlar arasında Afili Filintalar (http://www.afilifilintalar.com) [Futuristika!] (http://www.futuristika.org), Etrafta (http://www.etrafta.com), Düğümküme (http://www.dugumkume.org), Yeni Medya (https://yenimedya.wordpress.com) Prensese Mektuplar (http://www.prensesemektuplar.com) gibi örnekler sayılabilir.

106. sayıda Murat Gülsoy’la e-kitap konusunda sohbet ederken, blogların kendisi bir edebiyat arayüzü olarak okunabilir mi, yeni kuşak için kitapların yerini e-kitaplar değil de bloglar alabilir mi diye sorarken eklemiştik, yayınevleri bu gelişmeler karşısında neler yapabilir? Görünen o ki, bu soru, tazeliğini bir süre daha yeni tartışmalarla beslenerek koruyacak.

Kaynak: Express 14 Haziran 2010

Bir blog aç da, neşemizi bulalım… için 2 cevap

  1. maskeli balo diyor ki:

    Pucca pucca değil, Marliyn Monroe hiç değil kendi (Pınar) zaten değil çünkü ortaya kendi olarak çıkamıyor, istemiyor.

    “Fake” zamane gençliğinden para kazanmaya çalışan bir hayal kırıklığı ise zamanenin “doktor” olarak bildiği Cem Mumcu. Gençleri kullanarak yaptığı hin tüccar tavrı en incelenmesi gereken nokta. Edebiyat sözcüğü edep’le alakalı olmalı Kalemi kuvvetli onca blog yazarı varken bu seçimi maskeli balo ve sahteliksever sever bir doktorun sahte dünyasının ürünleri. Olan biten bu.

  2. […] güzel yazıları bir araya getirdiği için katkıda bulunabildiğim için mutluluk duyduğum Yeni Medya blogunda yayınlandı. Ropörtaj burada, ikisi birden ve daha bir çok şey kitapçılarda… Söz […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: