AGİT’ten ‘sansüre son’ çağrısı

Haziran 23, 2010

Türkiye’deki internet sansürünün kaldırılması ve 5651 sayılı yasanın uluslararası yasalara uygun hale getirilmesi talep edildi.

Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’ndan, sansürlenen sitelere erişimin açılması ve ifade özgürlüğünün önündeki engel olarak tanımlanan 5651 sayılı yasanın ulusşararası standartlara uygun hale getirilmesi çağrısı yapıldı.

AGİT’in Basın Özgürlüğü Komiseri Dunca Miyatoviç, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının küresel bilgi toplumunun bir parçası olmasını engelleyen erişim kısıtlamalarının kaldırılmaıs ve ‘internet yasası’ olarak bilinen 5651 sayılı kanunun reforme edilmesi tlaebinde bulundu.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na gönderilen mektupta, bu ay başlarında uygulamaya sokulan yeni erişim engellerinden duyulan kaygı dile getirildi. Miyatoviç’im mektubunda şu ifadeler yer aldı:

“Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın YouTube ve bazı Google servislerine ait onlarca Internet Protocol (IP) adresine uygulanmaya başlayan erişim yasağından endişe duyduk. Üstelik, (Ulaştırma Bakanlı ile Google arasında vergilendirmeyle ilgili olduğu söylenen anlaşmazlığa ilişkin olarak), çok eleştirilen İnternet Yasası’na dayanarak kapatılan sitelere ait gerekçelerde vergi meselesine rastlanmamaktadır. İfade özgürlüğünü kısıtlayan ve vatandaşların bilgiye erişimini ciddi şekilde sınırlandıran 5651 sayılı yasanın acilen reforme edilmesini istiyoruz”.

Türkiye’de son iki yılda 5 binden fazla internet sitesinin erişime kapatıldığını hatırlatan AGİT temsilcisi, “son yasaklamalar, internete serbest erişimi sağlamak yerine ülkede bilginin serbest dolaşımını daha da kısıtlamaya yönelik yan yeni yöntemler ortaya çıktığının bir göstergesidir” dedi.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25108525/ (Erişim: 22.06.2010)

Reklamlar

World Internet Project

Haziran 23, 2010

Dünya İnternet Projesi olarak 6-7 Temmuz 2010 tarihlerinde Lizbon/Portekiz’de gerçekleştirilecek etkinliğin ayrıntıları için tıklayınız: WIP_PROG


Milli Motordan sonra Milli Tüp!

Haziran 21, 2010

Bütün internet kullanıcılarını cezalandıran yasaklara karşı şimdi de ‘millitüp’ kuruldu. Millitüp Müşerref Akay’ın ‘Türkiyem’iyle açılıyor!

 Yazı: NESLİHAN TANIŞ

İnternet sansürüne karşı hareketler hızlandı.  İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD), Netdaş Hareketi, Sansüresansür, Korsan Partisi Oluşumu, Alternatif Bilişim, Sansüre Karşı Ekşi Sözlük Zirvesi, Sansüre Yeter! Kampanyası, Meşgul Sinyali ve Yeşiller Kadir Has Üniversitesi’nde önceki gün ‘İnternet Sansürüne Karşı Ortak Platform Toplantısı’ düzenledi.  Twitter ve Friendfeed sitelerinden haberleşerek bir araya gelen konukların katıldığı ‘Açık Toplantı’da; düşünce ve ifade özgürlüğü ile iletişim özgürlüğüne getirilen yasaklara karşı neler yapabileceği tartışıldı ve bir yandan da engellemelere karşı yapılan sanal oluşumlar tanıtıldı. Yani ‘Millimotor’ ve ‘Millitüp’.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim Görevlisi Doç. Dr. Yaman Akdeniz, bu konudaki kesin istatistikler bilinmemekle birlikte Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) 5 bine yakın siteye erişimi engellendiğini söyledi. 

Yorum sizin neyinize!
Video paylaşım siteleri ve Google’a yönelik engellemelere ‘alternatif’ olarak bir arama motoru ve video paylaşım sitesi hazırlandı.
www.millimotor.com kullanıcılarını İstiklal Marşı’yla karşılıyor, sitede milli değerlere karşı olası aramalara yönelik olarak; ‘Atatürk’ün Gençliği Hitapesi’ öneriliyor. www.millitup.com adresli ‘Millitüp’se kullanıcıları Müşerref Akay’ın ‘Türkiyem’ şarkısıyla karşılarken, kullanıcı yorumlarında ‘İnternet yorumlarına bağlı olarak artan cinayet vakalarından ötürü yorum kısmı kullanıma kapatılmıştır’ yazıyor. Yerli arama motorunun kurucusu Ahmet Turan Han, milli motor ve millitüpün nasıl ortaya çıktığını anlattı:
“Bir hafta önce internette yaşanan engellemelere karşı, devlet bir arama motoru yapsa nasıl olurdu diye ‘Millimotor’u kurduk. Şimdi de ikinci bir site kurduk: ‘Millitüp’. Sitede kullanıcılar milli değerlere göre seçilmiş ve onaylanmış şarkıları klip şeklinde izleyebilecek. Mesala Leman Sam’ın ‘Anladım’ isimli şarkısındaki ‘Dün hiç tanımadığım bir erkeğe selam verdim’ sözü, Türk kadını tanımadığı bir erkeğe asla selam vermez gerekçesiyle son silinenler listesinde.  Sitede silinen şarkılara gösterilen gerekçeleri biz yazmadık. Bu şarkılar, geçmişte TRT’nin bu sebeplerle yasakladığı şarkılar!” Ahmet Turan Han, ‘sanal bir eylem’ olarak adlandırdığı bu tür girişimlerinin devamının geleceğini de belirtti.

Sansürün beteri planlanıyor’
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim Görevlisi Doç. Dr. Yaman Akdeniz toplantıda internet sansürlemelerinin gidişatı üzerine bir konuşma yaptı. Akdeniz, Türk hukunda ‘Youtube’a girmek suçtur’ şeklinde bir suçun olmadığını, asıl suçluları cezalandırmak yerine suçsuz olan kullanıcıların cezalandırıldığını vurguladı: “Erişime engelleme kararları hep oluyordu. 2007’den önce bunlar azdı. 2007’den sonra ise durum değişti. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) erişime engellenen sitelerin istatistiklerini gizliyor. Biz 5 bine yakın sitenin erişime engellendiğini düşünüyoruz. Korkumuz durumun bundan daha da kötü olacağı. Mesala İngiltere ve Fransa’da ‘Şu siteye üç kere girdiniz’ diye eve gelip internetinizi kesmeye yönelik yaptırımlar planlanıyor. Ama bu uygulanmaya başlanmadı. Çünkü nasıl uygulayacaklarını bilmiyorlar. Benim endişem, Türkiye’de de bu şekilde bir erişimi engelleme yaptırımların olacağı…” 
Sansürün Türkiye’de çok boyutlu bir noktaya doğru gittiğini vurgulayan Bthaber Dergisi Köşe Yazarı Özgür Uçkan ise “Hangi siteler filtreleniyor bilmiyoruz. Özellikle filtreleme işini çok yapıyor. Örneğin biz Erzurum’da bir okuldayken Bianet’e, Radikal Gazetesi’ne bile giremedik” diye konuştu.


İnterneti kim kontrol etmeli?

Haziran 21, 2010

ABD’de internete erişimi kimin kontrol etmesi gerektiği konusunda bugün ulusal bir tartışma başlatılıyor.

ABD hükümeti, broadband (geniş bant) hizmeti veren şirketleri denetlemek ve tüketicilerin, interneti nasıl kullandıklarına bu şirketlerin karar vermesini önlemek istiyor.

Washington’dan Jane O’Brien’ın aktardığına göre Obama hükümetinin önümüzdeki 10 yıl içinde hızlı geniş bantla her bir Amerikan vatandaşına internet erişimi sağlamak gibi iddialı bir hedefi var.

Obama yönetimi ayrıca tüm internet sitelerine eşit şekilde erişim sağlanmasını garanti altına almak, kablolu ve kablosuz bağlantı şirketlerinin, kimin neyi göreceğinde söz sahibi olmamalarını istiyor.

Bununla beraber hükümetin, hızlı geniş bantın sınıflandırılma şeklini değiştirene kadar servis sağlayıcılara ne yapmaları gerektiğini söylemek gibi yasal yetkisi bulunmuyor.

KONU MAHKEMEYE TAŞINABİLİR
Dijital haklar örgütü Public Knowledge, bu adımı destekliyor. Örgütün hukuk direktörü Harold Feld, internete erişimin büyük şirketlerin takdirine bırakılmaması gerektiğini savunuyor.

Amerikan kablosuz yayın derneği CTIA’in başkanı Steve Largent ise hükümetin denetimlerinin yatırım ve yenilikleri tıkayacağı görüşünde.

Hükümetin denetim planına ilişkin değerlendirmelerin karşısına hukuki zorlukların çıkarılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Konu mahkemeye, hatta ABD Kongresi’ne dahi taşınabilir.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25107252/ (Erişim: 18.06.2010)


İnternet Sansürüne Karşı Ortak Eylem!

Haziran 20, 2010

İnternet Sansürüne Karşı Kampanya Internet Sansürüne Karşı Girişimler Birleşiyor !

Yazan: Alternatif Bilişim

Internet sansürüne karşı çalışan gruplar bir araya gelerek ortak neler yapılabileceğini konuştu. Bizim de içerisinde yer alacağımız ortak bir platform olarak birlikte hareket etme kararı alındı. 19 Haziran 2010’da 13:00-17:00 saatleri arasında Kadir Has Üniversitesi’nde yaptığımız toplantı sonucunda aşağıdaki kararlar çıktı: Bir ortak deklarasyon metnini müzakere ettik. Bu, özellikle internetteki son sansür olaylarıyla ivme kazanan hak ve özgürlük ihlallerini güncel bir çerçevede ele alan bir metindi. Taslak metinde bazı değişiklikler yapıldıktan sonra, Pazartesi gününden itibaren paylaşılacak. Ortak Platformun ortak paydası, yani asgari müşterkler konusunda uzlaştık. Bunlar şu ilkeler: Düşünce, ifade ve iletişim özgürlüğü Özel hayatın korunması ve Mahremiyet Erişim hakkı temelinde, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları çerçevesinde İnternette sansürün her türüne, kimden gelirse gelsin, ilkeli bir karşı duruş…

Bu ortak payda temelinde, Ortak Platform’un, şimdilik hukuksal bir statü kurmaksızın, bir tür “Çatı Platform” olarak kurumsallaşması gerektiği konusunda uzlaştık. Bu çatı platform içinde yer alan kurum, kuruluş ve bireyler, sadece internet sansürüne karşı yapılacak çalışma ve eylemlerde birlikte davranacak; onun dışında her biri kendi otonom yapısını koruyacak. Bu kurumsal yapının, öncelikle bir “izleme komitesi” (watchdog) olarak davranması, internette sansürün kaydını tutarak envanterini çıkarması, bu billgiyi kamuoyuna iletmesi konusunda anlaştık. Bir diğer önemli çalışma da, benzer uluslararası platform, kurum ve kuruluşlarla ilişki kurarak küresel işbirliğini geliştirmek. Ortak Platform’da yer alan kuruluşların birer temsilcisi ve dileyen bireyler, Platfrom’un koordinatör kurulu gibi davranacak. Bu bir yönetim kurulu işlevi taşımayacak; bu kişiler belirli bir süre içinde değişecek; bu koordnasyon kurulu ve çalışma grupları düzenli olarak toplanacak. Ortak Platform’un bir web sitesi, bu site üzerinde entegre grup ve iletişim faaliyetleri olacak. Siteyi hayata geçirmeyi ve diğer online iletişim çalışmalarını yürütmeyi LKD (Linux Kullanıcıları Derneği) üstlendi. Bu site üzerinden ve buna entegre olacak diğer kanallar üzerinden iletişimde bulunacağız. Burada toplanan ve orada dile getirilen önerilerden hareketle bir çok eylemi tartıştık. Online olarak rahatlıkla yürütebileceğimiz eylemler dışında, mutlaka “sokağa inmek” gerektiğinde de uzlaştık. Toplantı zamanınca ancak ana fikir olarak tartışabildiğimiz bir çok eylemi detaylandırabilmek için, en kısa zamanda bir çalışma yaparak bir eylem planı oluşturmaya karar verdik. Bu toplantıları düzenli olarak, sık aralıklarla tekrarlama kararı aldık. Bu toplantılar, koordinasyon kurulu ve ilgili çalışma ekiplerinin yanı sıra dileyenin katılabileceği bir yapıda olacak. Bundan sonraki ilk toplantıyı da bu ay sonuna doğru yapmayı planlıyoruz. Çok sade, basit bir manifesto yayınlayacağız. Ve bu manifestonun altını dolduran, anlaşılır, kullanma kılavuzu tadında bir kitağçık da yayınlayacağız. Toplantıya şu kurumlar katıldı:

inetd (internet teknolojileri derneği) LKD (Linux Kullanıcıları Derneği) Cyberrights.org netdaş sansuresansur korsan partisi oluşumu alternatif bilişim sansure karşı ekşi sözluk zirvesi sansüre karşı yürüyüş ve bobiler.org sansure yeter! kampanyası yeşiller korsan cephesi Java Teknolojileri ve Programcıları Derneği İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu Engelli Web Genç Siviller ve Millimotor http://www.gelecekonline.com korsanparti (Korsan partisinin korsanı) Maskproduction Stream …

Ayrıca Ankara’dan EMO Bilişim İhtisas Komisyonu mesaj gönderek katılımını bildirdi Bunun dışında Basın Konseyi de destek bildirdi… Toplantıya yaklaşık 80 kişi fiziki olarak, 522 kişi de onlaine olarak katıldı… Deklarasyon metninin yanı sıra, toplantı sunumunu da bu kararlar ışığında güncelleyerek paylaşacağız.

20 Haziran 2010


Sansüre bir tepki de hackerlardan

Haziran 18, 2010

Sansür kararlarını alan ve uygulayan BTK ve TİB ile onların bağlı olduğu Ulaştırma Bakanlığı’nın internet sitelerine belirsiz kişilerce ‘erişim engeli’ kondu.

Türkiye’de son yllarda artan internet sansür uygulamalarında karar merci olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ile onların bağlı olduğu Ulaştırma Bakanlığı’nın sitelerine bugün 01:00 ile 11:00 arasında erişilemedi. Bu iki siteye girmek isteyenler adreslerden yanıt alamadı. Sitelerin çalışmaması büyük ihtimalle büyük bir DoS (denial of service) saldırısı sonucu oldu. İnternette dolaşan söylentilere göre bu üç siteye erişimi engelleyen ‘hacker’lar grubu bunu saat 01:00 ile 11:00 arasında sürdürdü. Grubun ‘açıklama’sı olduğu iddia edilen metinde şu ifadeler yer aldı:

“Aşağıda sıralanmış olan sistemlere erişimi TSI 01:00 ila 11:00 arası engellenmiştir. Gerekçeleri aşağıda anlatılmak ile birlikte sadece bu saatler arasında erişime engellenmesinin sebebi iyi niyetimizin bir göstergesidir, amacımız kurumların çalışmasını engellemek değil aşağıda anlatmış olduğumuz konulara kamuoyunun ve kamunun dikkatini çekmektir. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (http://www.tib.gov.tr ) Telekomünikasyon Kurumu – Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (http://www.tk.gov.tr http://www.btk.gov.tr ) Ulaştırma Bakanlığı (http://www.btk.gov.tr ) sitelerine erişim, youtube’a yonelik olarak yürüttükleri 5651 sayılı yasa kapsamındaki hukuksuz çalışmalar sebebi ile engellenmiştir. Tübitak (http://www.tubitak.gov.tr) sitesine erişim ise kurum içerisinde yer alan, kamu güvenliğini hedef alan BOME (Bilgisayar Olaylarına Müdahale Ekibi) yapısının fonksiyonsuzluğunu ve vizyonsuzluğunu gözler önüne sermek için engellenmiştir. Kamu Bilgi Güvenliği daha kendi güvenliğini sağlayamayan bu tarz kurumların tekeline bırakılmamalıdır.
Bilgilerinize arz ederiz.”

Hacker saldırısına maruz kalan üç siteden ve kurumlardan konuyla ilgili henüz bir açıklama gelmedi. Ulaştırma Bakanlığı, BTK ve TİB sitelerine erişim bugün saat 11:05’te açıldı.

Kaynak: ntvmsnbc.com


25 aydır sansürlüyüz!

Haziran 17, 2010

Geçenlerde Google servislerine de sıçrayan YouTube erişim yasağı 25 ayı geride bıraktı.Geçenlerde Google servislerine de sıçrayan YouTube erişim yasağı 25 ayı geride bıraktı.

Dünyanın en çok izlediği video paylaşım platformu YouTube, Türkiye’de 5 Mayıs 2008 tarihinden bu yana sansürlü durumda. Dahası, aynı IP havuzunda yer alan bazı Google servisleri de şimdi bundan nasibini almış durumda. Başka deyişle Google arama motoru veya her hangi bir Google servisi hakkında erişim engelleme kararı olmasa da, YouTube için verilen sansür kararı Google’ı da kapsayacak şeklilde genişletilmiş durumda.

Türkiye’de gerek devlet katmanlarında gerekse kullanıcılarda, ‘internet’ ve ifade özgürlüğü algılarının turnusol kağıdı haline gelen YouTube sansürü, ilk olarak 8 Mart 2007 tarihinde İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararıyla başladı. Site, kapatmaya gerekçe yapılan videolar kaldırılınca tekrar açılmıştı.

Ancak başka ‘sakıncalı’ videoların siteye görünmesi ve Türkiye’de henüz işler ve ayrıntılı bir internet yasasının olmaması neticesinde, kendi de başlı başına sorunlu olan ‘tedbir’ kararıyla site süresiz olarak erişime kapatıldı. Başka deyişle ‘sakıncalı’ videoları tüm dünya izlemeye devam ederken, Türkiyeli internet kullanıcıları hem bunları hem de YouTube’taki yüzbinlerce videoyu seyredemez oldu.

DOLAYLI SANSÜR MÜ?
3 Haziran 2010 akşamından itibaren Google’da arama yapmak veya Gmail hesaplarını kontrol etmek isteyenler büyük güçlük yaşamaya başladı. Google’ın, sahibi olduğu YouTube ile ortaklaşa kullandığı IP (internet protocol) adresleri de yasak listesine alınmış, dolayısıyla bazı Google servisleri de kullanılamaz olmuştu.

Halen kısmen de olsa devam eden bu sorun, özellikle tek e-posta iletişim yolu Gmail olan kullanıcıların, site istatistiklerini Google Analytics ile takip eden site yöneticilerinin, önemli dosyalarını Google Docs’ta yedekleyen küçük ve orta ölçekli işletmelerin ve daha pek çok kesimin internet deneyimini ıstırap haline getirdi.

HANGİ YASA?
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı İnternet Daire Başkanlığı’nın tedbir uygulamaları ve mahkeme kararlarıyla bugüne kadar Türkiye’de erişime engellenen site sayısının 10 bin geçtiği varsayılıyor. “Varsayılıyor” diyoruz çünkü TİB yaklaşık 2 yıldır bu rakamları açıklamıyor.

Ancak bu sansürlü sitelerin çoğunun uluslararası hukuğa göre suç olmayan, ancak kullanımı belirli yaşın üstündekilere açık olacak şiekilde sınırlandırılan erotik/pornografik sitelerden oluşması dikkat çekiyor. TİB rakamlaırna göre bu tür sitelerin sansürlü siteler içindeki oranı yüzde 70.

Bunun yanında Atatürk ve T.C. aleyhinde içerik barındıran, ‘bölücülük’ propagandası yapan, ateizmi tartışan ve savunan siteler de listede yer alıyor.

Bu sansür kararları alınırken başvurulan temel mevzuat, internet suçlarının çok genel ifadelerle tanımlandığı 5651 sayılı yasa. Buna göre TİB sakıncalı gördüğü siteyi, bir mahkeme kararını beklemeden, ‘tedbiren’ kapatabiliyor. Elbette bu yasaya dayanarak mahkemeler de erişim yasağı kararı alabiliyor.

TİB tarafından ‘tedbiren’ kapaılan sitelerin karara itiraz etme veya sakıncalı olduğu söylenen içeriği kaldırarak tekrar erişime açılmayı isteme hakkı var. Ancak bu sitelerin çoğu dış kaynaklı ve neredeyse hiçbiri TİB’e başvurup Türkiye’deki yasağın kaldırılmasını talep etmiyor. Bu da TİB’e, bir mahkeme kararı olmadan, tamamen kendi sübjektif değerlendirmesiyle, siteleri sonsuza sansürleme kudreti veriyor.

Öte yandan 5651 sayılı kanunda belirtilen 9 adet katalog suç tanımı da son derece genel ve muğlak yapıldığı için, mahkemeler bunları istedikleri gibi yorumlayıp kapatma kararlarını kolayca alabiliyor.

Dünyada bilişim suçlarının önlenmesine yönelik temel kriter ve ilkelerin belirlendiği Uluslararası Siber Suç Sözleşmesi var. Bu sözleşmeyi imzalayan ülkeler kendi mevzuatlarını da buna paralel olarak düzenlemekle yükümlü. Türkiye, bu sözleşmeyi imzalamayan az sayıda ülkeden biri.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25106353/ (Erişim: 15.06.2010)


Symposium: Network Politics: Objects, Subjects and New Political Affects

Haziran 17, 2010

22-23 Ekim 2010’da Ryerson University, Toronto, Kanada’da düzenlenecek “Ağ Politikaları: Özneler, Nesneler ve Yeni Politik Etkiler” sempozyumunun ayrıntıları ve çağrı metni için tıklayınız: NetworkPolitics


Bir blog aç da, neşemizi bulalım…

Haziran 15, 2010

Gazetesinden, kitapçısına yayın dünyası blogları keşfetti

Manga Eurovision’da ikinci olunca Sezen Cumhur Önal, Ajda Pekkan’ın bile artık rock söylemesi gerektiğini, devrin rock devri olduğunu buyurdu. Memleketin kadim marazı, bir kavram, akım, yaklaşım ana akımca keşfedilince suyu çıkarılır. Yine racondandır, keşif hatrı sayılır bir gecikmeyle gerçekleşir. Dünyada tahtını sosyal medyaya devreden bloglar, Türkiye plaza dünyasında (hem iş dünyası hem de medyasıyla) nihayet keşfedildi. Popülaritesi kısa, ömrü uzun olası yayıncılık aparatına yakından bakıyoruz.

Yazan: Koray Löker
Blog sözcüğü, İngilizce ağ kayıtları anlamındaki web log sözcüklerinden Peter Merholz tarafından yapılan bir sözcük oyunuyla 1997 yılında doğdu. Merholz, ilk blog örneklerinden biri kabul edilen sitesinin sloganı olarak “We blog” (biz blogluyoruz) cümleciğini kullanınca hem isim hem fiil olarak kullanılabilen blog sözcüğü bu ölümsüzleşmiş oldu. Bugün bütün bloglardan bahsetmek için kullanılan Blogosfer sözcüğü, artık politik gündem belirleme gücü olan alternatif bir medyayı da tarif ediyor.

Bloglar aslında birer web sayfası. Teknik anlamda farkları, bir web sayfası yapmak için sahip olunması gereken teknik donanım ve araçlara ihtiyaç duymadan da kullanılabilecek kolaylıkta araçlar olmaları. Gerçek önemi ve etkisiyse kavramsal düzeyde yarattıkları değişimden geliyor. Bu da çok basitçe okuyucuların yorum yapabilmeleri sayesinde, enformasyona müdahale olanağı tanınan en yaygın ve kolay kullanılan araç olması. Bugün web 2.0 olarak adlandırılan ve üzerinde dev bir ekonomi dönen fenomen, içeriğin kullanıcılar tarafından üretilmesine dayanıyor. Bu mantığın neye karşılık geldiğini deneyimlediğimiz ilk yaygın mecra da bloglar oldu.

İnternet yaygınlaşmaya başladığı günden beri alt kültür toplulukları tarafından etkin biçimde kullanıldı. Bu etkileşimin etkisiyle elektronik alt kültürler de doğdu. Usenet, e-gruplar, BBS’ler kendilerine ait dilleri ve topluluk kültürleriyle ayrı birer çalışma alanı olmayı hak eden tarihler yarattı. Bloglar, bu geçmişin mirasını hakkıyla kullanırken, en güncel teknolojileri en kolay biçimde sunarak tahtı devraldılar. Bugün taht Facebook başta olmak üzere, popülerleşen yeni bir mecra, sosyal medya siteleri tarafından ele geçirildiyse de, buna bloglar aslına rücu ediyor ve bir alt kültür mecrası olarak kendilerini yeniden tanımlıyor olarak da bakılabilir. Bir yandan blogcu olmak, hayatı bloglarla anlamlandırmak gibi bir yaklaşım var. Diğer yanda vatandaş gazeteciliğinin gelişimi, fanzin kültürünün elektronik ortama bloglar sayesinde taşınmış olması gibi konular tartışılıyor.

Türkiye blogculuğu aslında çok yeni değil. Adı böyle konsa da, konmasa da 2000’li yılların başından beri bir çok blog yayında. Sezyum sözcüğünün İstanbul dışında da gülümsemelere yol açan bir isme dönüşmesi, Radikal ya da  Penguen’den çok önce nev-i şahsına münhasır blogu ile gerçekleşmişti. Bugün yerinde yeller esen Hafif, Yeni Raki, Disguast, enberbats gibi adresler de, Türkçe harf kullanmanın bile hatrı sayılır bilgisayar bilgisi gerektirdiği yıllarda özgün ve nitelikli içerik sunan bloglardı.

İş dünyası tarafından blogların keşfedilmesi, biraz da mirasçıları durumundaki mikro blog ve sosyal medya sitelerindeki popülerliğe paralel gelişti. Facebook, Twitter gibi mecraların ne kadar büyük ekonomileri besleyebildiği ortaya çıkınca bu alanı ticarileştirme eğilimi, reklam ve halkla ilişkiler açısından pazar olarak değerlendirme yaklaşımı baskın hale gelmeye başladı. Bu yaklaşımın bloglara varan yönü biraz da sosyal medyanın yüzer-gezer haline karşı blogların daha sağlam, geçmişiyle bütünlüklü duran, tanınırlığa açık yapıları gibi görünüyor. Sosyal medyanın çok takip edilen isimleri, kendilerini bloglarıyla ispatlayan kişiler. Sosyal medyadaki mesajların yenileri geldikçe, eskileri neredeyse uçup gidiyor. Buna karşı bloglar daha zamana direnebilen yapılarıyla bu ilişkiyi mümkün kılıyor.

Kâr vaat eden blog bulma yarışı

Bu yerel ve taze ticarîleşme operasyonunun en çarpıcı örneklerinden biri Blog Ödülleri organizasyonu. Çeşitli kategorilerde yılın en iyi blogunu belirlemek üzere düzenlenen organizasyonda hem konuyla ilgili medya ve reklam profesyonellerinin yönlendirmeleri hem de halk oylaması kullanılıyor. Organizasyon, içine doğduğu sosyal medya platformlarında, dördüncü kez düzenlenmesine rağmen çok fazla aksaklıkla ilerliyor oluşu, blogları organizasyonun kendisinden daha arka plana atışı ve ön eleme yapmasına rağmen sorunlu içeriklere dair politika belirleyememesi yüzünden ağır eleştirilere maruz kalıyor. Bu yıl, aday olan ve ön elemeyi geçen bir blogun, başka bir blogun içeriğini olduğu gibi kopyaladığı ortaya çıktığında “her blogu tek tek okuyamayız ya” açıklamasıyla akılda kalan organizasyon, blogları aslında reklamverenler açısından yarıştırıyor gibi görünüyor. Ürünlerini, tanıtımlarını yapmak üzere tanınmış blog yazarlarına gönderen firmaların sayısı son bir iki yılda onlarca kat artmış durumda. Doğru yazarı tercih etmek isteyen şirketler, eski usüllerle çalışan reklam ajanslarının verileri ve deneyimleriyle yetinmiyorlar. Bu tür organizasyonlar sektördeki o açığı dengeleme görevini de üstlenmiş oluyor.

Diğer yakın tarihli popüler ve magazinel örnekler de Ayşe Arman’ın blog okuyucusu olması ve Cem Mumcu’nun blog yazarlarından kitap dizisi. Arman, “Anlam Arama” başlığıyla yayınladığı bloguyla bu mecrada tanınan isimlerden Hazal Yılmaz’ı konu ederek “Sizi gerçekten uyarıyorum, yeni bir kadın geliyor… Onu koy gazeteye, bir sürü çatlak okuru olmazsa ben neyim… Ama gelmez, o ayrı… Çünkü tezgahını kurmuş, kendi blogu ve takipçileri var, kendi yağında kavruluyor…”  cümleleriyle blogcu gururu gibi bir tutumu da kendiliğinden atfetmiş oldu. Yılmaz, Hürriyet’te köşe teklifi alsa blogcu gururu gösterip reddeder mi, yeni bir kariyere başlamak için bu fırsatı değerlendirir mi bilinmez… Henüz böyle bir teklif gelmiş gibi de görünmüyor.

Öte yandan, Okuyanus yayınevinin sahibi Cem Mumcu, benzeri bir öneriyi yayıncı/girişimci olarak başka blog yazarlarıyla gerçekleştirdi. Haziran başında çıkacağı duyurulan “Küçük Aptalın Büyük Dünyası”, PuCCa takma ismini kullanan bir blog yazarı tarafından yazıldı. Serinin devamında Her Boku Bilen Adam (bok sözcüğü b.k şeklinde yazılarak) ve Sami Hazinses mahlaslı iki blog yazarının daha kitapları çıkacağı da söyleniyor. Mahlas kullanımı çeşitli nedenlerle edebiyat tarihi boyunca var olmasına rağmen, böyle bir kullanım yayıncılık dünyasında pek yaygın değil. Hele hele seçilen mahlasların, uydurma isimler değil, başkalarına ait isimler olması durumu daha da özel hale getiriyor.

Bir çizgi film karakterinin ismi olan Pucca, aynı zamanda karaktere dayalı koca bir marşandiz ürün ekonomisinin de markası. Böyle bir marka olması, yazar ismi olarak tercih edilmesine engel değil. Blog dünyası raconunda bunun yeri var. Kurulan özdeşlik, markanın kendisini hatırlatma etkisi derken, hiç bir marka henüz bir blog yazarına bu tür kullanımlar nedeniyle müdahale etmedi. Bizatihi bu kullanımda göremesek bile, benzeri isim aparmalarını, imge aparmalarını ’80’li yıllarda terim olarak yaygınlaşan sanatsal aparma (appropriation art) ile anlamlandıran, aynı bağlama koyanlar da var. Bu ilişki yayıncılık dünyası içinde, uluslararası yayın birliklerinin kuralları, telif ve marka konularındaki sorumluluklar ile aynı anda nasıl mümkün olacak zaman gösterecek. Mesele basitçe telif haklarının ödenerek isim hakkının alınmasında da bitmiyor. Asıl soru şu: Konvansiyonel yayıncılık, bu türden takma isim kullanımına uygun bir zemin sunma becerisine sahip mi? Dizüstü Edebiyat Serisinin devamında Sami Hazinses mahlaslı blogcunun sıra bekliyor olması, bu tartışmanın devam edeceğini düşündürüyor. İsmin kullanımı başka, blog yazarının aslında kitabının basılması sürecini var eden birikimini temsil eden isimden vazgeçmesi başka bir tartışma yaratacak gibi…

Fotokopi makinesinin yerini blog programı alınca

Blogların bir başka güçlü olduğu alan, özellikle fanzin kültürünün kolayca nakledilebildiği elektronik dergiler. Bugünün Blogspot, WordPress gibi popüler blog araçlarından önce de fanzinler web sitelerinin olanaklarını ilk keşfeden yayınlar arasındaydı. Fotokopiye kıyasla çok daha gelişmiş olanaklar, estetik tercihlerin gelişmesini de sağlayınca e-dergi ve fanzin birbirine yaklaşmaya başladı. Bugün Türkçe konuşulan İnternet dünyasında bir çok e-dergi yayında. Bunların bazıları teknik olarak kolektif birer blogdan ibaret, bazıları tasarımlarını PDF gibi basılmaya uygun biçimlerde ayrıca sunarak matbu dergicilikle ilişkisini sıcak tutmayı deniyor. Takipte olduğumuz kolektif elektronik yayınlar arasında Afili Filintalar (http://www.afilifilintalar.com) [Futuristika!] (http://www.futuristika.org), Etrafta (http://www.etrafta.com), Düğümküme (http://www.dugumkume.org), Yeni Medya (https://yenimedya.wordpress.com) Prensese Mektuplar (http://www.prensesemektuplar.com) gibi örnekler sayılabilir.

106. sayıda Murat Gülsoy’la e-kitap konusunda sohbet ederken, blogların kendisi bir edebiyat arayüzü olarak okunabilir mi, yeni kuşak için kitapların yerini e-kitaplar değil de bloglar alabilir mi diye sorarken eklemiştik, yayınevleri bu gelişmeler karşısında neler yapabilir? Görünen o ki, bu soru, tazeliğini bir süre daha yeni tartışmalarla beslenerek koruyacak.

Kaynak: Express 14 Haziran 2010


İnternetʼte Sansürʼe Karşı Ortak Platform Toplantısı

Haziran 15, 2010

Yer: Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü
Tarih: 19 Haziran 2010 Cumartesi
Saat: 13:00 – 17:00

İnternet sansürüne karşı güçlerimizi birleştiriyoruz!

Bilindiği gibi, Haziran 2010 başında İnternetʼte erişim engellemeleri ivme kazanarak sansür baskısını yoğunlaştırdı. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığıʼnın (TİB) Youtube engellemesi ile ilgili mahkeme kararını yetkisiz bir biçimde yorumlayarak giriştiği IP bloklaması, bu siteyle aynı IPʼleri kullanan bir çok Google hizmetini erişilmez kılarak tüm internet kullanıcılarını mağdur etti. Ülkemizde kaygı verici bir biçimde yoğunlaşan internet sansürü yeni bir aşamaya geçmiş bulunuyor.

TİBʼe karşı açılan davaların yanı sıra, biz, internette sansüre karşı mücadele eden farklı gruplar, güçlerimizi birleştirmeye ve bir ortak platform oluşturmaya karar verdik. Bu amaçla, 19 Haziran 2010 tarihinde Kadir Has Üniversitesiʼnde ilk Ortak Platform toplantımızı gerçekleştiriyoruz.

Bu toplantıda, 5651 sayılı sansür yasası başta olmak üzere, temel birer insan hakkı olan düşünce ve ifade özgürlüğü, iletişim özgürlüğü ve özel hayatın korunması hakkını ihlal eden, hukuk devleti ilke ve kurallarına aykırı bir biçimde gerçekleştirilen sansür baskısına karşı birlikte neler yapabileceğimizi konuşacağız; bir eylem planı oluşturacağız.

İnternetʼte sansüre karşı çıkan tüm kişi, kurum ve kuruluşları güçlerini bizlerle birleştirmeye çağırıyoruz.

Gelin, İnternet Sansürüʼne karşı birlikte mücadele edelim!

İNETD (İnternet Teknolojileri Derneği)
NETDAŞ
Sansüresansür
Korsan Partisi Oluşumu
Alternatif Bilişim
Sansüre Karşı Ekşi Sözlük Zirvesi
Sansüre Yeter! Kampanyası
Meşgul Sinyali
Yeşiller
ve diğerleri…..


%d blogcu bunu beğendi: