Açık-kaynaklı habercilik asıl şimdi!

ntvmsnbc – Noyan Ayan, Bilim ve Teknoloji Editörü

Habercilerin sahip olduğu varsayılan iki temel hakkı söke söke alan WikiLeaks, dünya basınına da dolaylı bir ders verdi.

Yaklaşık 3 yıl önce, efsanevi teknoloji ve kültür dergisi Wired ile NewAssignment.Net sitesi ortak bir deney başlattı. Assignment Zero adı verilen projeyle, ‘sorumluluk duygusu taşıyan’ ABD vatandaşlarının her hangi bir konu veya olayın gündeme getirilip haberleştirilmesine doğrudan katkıda bulunması, aktardıkları bilgi, belge ve görüntülerle ‘yurttaş gazeteciliği’ yapmalarının sağlanması amaçlanıyordu.

Fikir ve niyet çok iyiydi. Yalnız iki sorun vardı: Birincisi, gönderilen haberlerin kaynağı belliydi, katılımcıların kimlikleri gizli değildi. İkincisi, ‘yurttaş’tan gelen bilgiler bir Wired veya NewAssignmen.Net editörü tarafından gözden geçiriliyordu. Yani aslında gelen bilgileri haberleştiren, ‘yurttaş’ın kendisi değil, editördü. Bilgileri gönderen yurttaşlarsa sadece birer veri sağlayıcı konumundaydılar.

Elbette deneyde görev alan editörlerin (oto)sansürcü davrandığını söylemek imkansız. Zira ilk örnekler esasen ABD içindeki toplumsal meselelere eğilen raporlar olacaktı ve dünyayı sarsacak bir haberin ortaya çıkması beklenmiyordu, talep de edilmiyordu. Üstelik, 11 Eylül saldırılarından sonra Washington’dan dünyaya dalga dalga yayılan ‘güvenlik söz konusuysa temel insan hakları teferruattır’ inancı, sadece basında değil Amerikan halkında da bir ‘ihtiyat’ yaratmıştı. Kısacası ‘açık-kaynaklı habercilik’, işin içinde bir ‘filtre’ olduğunda suya düşüyordu.

Wired ve NewAssignment.Net’in bir deneyle göstermeye, ya da ürkek Amerikalıları teşvik etmeye, çalıştığı şey aslında yıllardır dünya kamuoyu önünde başarıyla sergileniyor. İki örnek vermek kafi:

Küreseleşme karşıtları uluslararası zirvelerin daimi davetsiz misafirlerinden.

Son 7-8 yıldır farklı kentlerde düzenlenen, belli başlı ülkelerin ekonomi veya dış politikadan sorumlu devlet bakanlarını, IMF ve Dünya Bankası görevlilerini bir araya getiren zirveler, küreselleşme karşıtlarının hedefinde ola geldi, toplantılar basıldı, sokaklar savaş alanına çevrildi. Sivil toplumun sesinin, öfkeli (ve yumurtalı) görüntülerinin çok daha fazla duyulmasına yol açan bu eylemlerin hemen hepsi, internet üzerindeki sosyal ağlar yoluyla planlandı, örgütlendi, olan biten anında sosyal ağlara aktarılarak dünya kamuoyuna duyuruldu.

İkinci ‘başarılı uygulama’, mikrobloglar sayesinde herkesin malumu olan İran devlet başkanlığı seçimleriydi. Rakiplerine kıyasla daha reformcu görünen başkan adayı Musavi’yi savunanların gösteri ve eylemlerinden akan haberler, ‘yurttaş gazeteciliğinin’ kendiliğinden oluşan devrim niteliğinde bir uygulaması olarak tarihe geçti.

‘SEÇİCİ’ BASIN
İkinci örneğimiz elbette anaakım Batı basınınca daha çok sevildi, noktasına virgülüne dokunulmadan aktarıldı, yurttaş haberciliği yere göğe konamadı. Ancak aynı anaakım Batı basını, benzer coşkuyu küreselleşme olaylarında göstermedi. Protestoları bağlamından koparıp ‘200-300 kişinin katıldığı sokak çatışması’ olarak görme eğilimindeki Batı (ve özellikle ABD) basını, mikrobloglardaki video ve fotoğraflarda katılımcı sayısının binleri bulduğu görülünce haberlerini ‘düzeltmek’ zorunda kaldılar.

İran’daki sokak çatışmalarının görüntüleri mikrobloglar aracılığıyla tüm dünyaya yayıldı.

Bu iki örnek arasındaki ortak nokta, iletilmek istenen ‘flaş haber’in, parçalı bilgi öbeklerinden oluşsa da, bir ‘filtre’den geçirilmeden kamuoyuna duyurulmasıydı. Açık-kaynaklı haberciliğin tarihe geçen örnekleri oldular.

Gelelim son örneğe. WikiLeaks bir ‘whistle-blowing’ platformu ve içeriği, aynı Wikipedia’da olduğu gibi, ‘crowdsourcing’ (imece) yoluyla oluşturuluyor. Amacıysa, büyük kurum ve devlet organlarında çalışanların kamu yararına olmadığını düşündükleri dahili işleyişi ihbar edecekleri bir ‘belge ifşaat’ panosu olmak.

WikiLeaks, gizli olaylar hakkında belgeler ele geçirip habercilik yapan geleneksel basın mensuplarından iki noktada ayrılıyor. İlki, bu yayın yetki ve becerisini ‘herkese’ tanıması, yani ‘açık-kaynaklı’ olması.

SÖKE SÖKE ALINAN HAK
İkinci farklılıksa, yurttaş gazeteceliğine örnek olarak gösterdiğimiz iki olayda görüldüğü üzere, tam anonimite sağlaması. Site editörlerinin görevi, kendi ifadeleriyle, siteye yüklenen belgelerin ‘gerçek olup olmadığının’ tespiti ve kategorize edilerek kamuoyuna aynen aktarılması. WikiLeaks, bugün pek çok yayın organının pratikte pek de sahip olamadığı ‘kaynağı gizleme’ ve ‘ifade özgürlüğü’ haklarını tepe tepe kullanıyor.

Sitenin kurucusu ve sözcüsü konumundaki Julian Assange’ın aslında Washington’ın kuklası olduğu, belgelerin ABD güdümüyle kamuoyuna açıklandığı yolundaki komplo teorileri elbette oldukça çekici. Ayrıca belgeleri sızdırdığı söylenen ve gözaltında tutulan istihbarat subayı Bradley Manning’in tek başına 250 binden fazla belgeyi ‘kaçırması’ da bana pek inandırıcı görünmüyor.

Ancak bu iki sorunun cevabı ne olursa olsun, WikiLeaks olayı bize, öncelikle de basın mensuplarına, basını kontrol eden dahili ve harici ‘filtre’lere ve tabi okuyucuya kaçınılmaz gerçeği faş ediyor: Dijital ortamdaki açık-kaynaklı habercilik uluslararası şeffaflaşma yolunda vazgeçilmez bir araçtır.

Assange’ın ‘kendisine gelen belgeyi açıklayan bir gazeteci’ olsa da neredeyse uluslararası terörist ilan edilmesi ve Usame Bin Ladin’den bile daha çok aranır hale getirilmesi de gösteriyor ki, habercinin dokunulmazlık hakkı ve bu hakkın kullanımındaki zaafların deformasyona uğrattığı ‘filtre’ görevi, etraflıca gözden geçirilmeye muhtaç.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25155893/ (Erişim: 6 Aralık 2010)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: