INTERNETİN SESSİZ DEVRİMCİSİ:Suelette DREYFUS…

İnternet gazetecisi Suelette Dreyfus’un sanal âlemde bir fotoğrafı bile yok. Siz de dünyayı sarsan belgelerin yayınlandığı WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’ın bir anlamda akıl hocası olsanız, büyük bir olasılıkla ya internet ortamındaki bütün fotoğraflarınızı yok etmeyi başarırdınız ya da fotoğrafa gerek duymazdınız. Dreyfus’un sadece Türkçe’de değil, başka dillerde de hakkında çok az ‘tanıtıcı’ bilgi bulunmasından, kitapları ve yaptığı film dışında göz önünde olmayı sevmediği anlaşılıyor ama WikiLeaks belgelerinden bu yana herkes adını duydu. Bugün herkes ismini en az bir kez duysa da hakkında araştırmaya kalkan biri, ilk bakışta, 1997’de Julian Assange ile birlikte yazdıkları ‘hacker dünyası’nın en önemli eseri olan Underground (Yeraltı) kitabı ve bununla ilgili birkaç cümle dışında pek bir şeye rastlayamaz. Her ne kadar Dreyfus adı, dünyayı sarsan WikiLeaks belgeleri ortaya çıkınca birçokları tarafından duyulsa da, isme biraz yakından bakınca, hacker dünyasında öteden beri bir isim olduğu anlaşılıyor.  
Suelette Dreyfus basınla pek konuşmasa da ‘internet ve devrimci politika’ konularında oldukça kafa yoran biri. Sadece kafa yoran mı? Dreyfus’un, 1990’lı yıllarda çalıştığı University of Melbourne’da yazmaya başladığı doktora tezi kapsamındaki araştırmalarından oluşan, Assange ile yazdıkları ‘Underground’ sadece bir araştırma kitabı mı? Elbette her iki soruya da hayır cevabı vermek gerekiyor. Dreyfus’un, üniversitede hackerler üzerine araştırma yaparken Avusturya hacker grupları içinde biliminsanı olma özellikleri dışında da saygın bir yeri olduğu anlaşılıyor. Assange’ın ‘Mendax’ kod adıyla yer aldığı grupta Dreyfus’un da olduğunu yazan da var. Hatta o yıllarda üniversite ağından ikilinin polis ve mahkemelere karşı ‘sabotaj’ çağrısı yaptığı ve bundan Assange’ın para cezası aldığı da dile getirilmiş. 
 
Her neyse, şimdi doktora yaptıktan sonra Dr. Suelette Dreyfus’un başka neler yaptığına biraz bakalım. 2001’de ‘The Quiet Revolution’ (Sessiz Devrim) adıyla, insan hakları temelli organizasyonların internetteki hareketliliklerini analiz eden ikinci kitabı yayınladı. 2003’te ise hackerlerle ilgili bir dokümanter film yaptı. 2009’da WikiLeaks Danışma Kurulu Üyesi olduğu basında çıktı. Halen University of Melbourne’de araştırmacı olarak çalışan Suelette Dreyfus ile Süddeutsche Zeitung gazetesinden Niklas Hofmann bir görüşme gerçekleştirdi. Gazetenin internet sitesinde 31 Mart 2011’de yayınlanan görüşmesinin çevirisi şöyle:

VENDETTA’NIN V’Sİ

>>>Kitabınızda hacker ortamını, Avusturya’daki hacker dünyasının doğuşunu yazmaya çalışıyorsunuz. Burada söyledikleriniz WikiLeaks için de geçerli mi?
Kesinlikle. Wikileaks’te en ilginç olan şey, bu Avusturya yeraltı dünyasının ilk dönemi için de aynen geçerli, “her otorite haklı değildir ve bunlara karşı isyan etmek zorunluluktur” kuralıdır. Bunun embriyon versiyonunu Underground kitabında tanımladım. Bunun açıkça çok daha gelişmiş olan versiyonunu WikiLeaks ve Anonymous’ta görüyoruz. Gençlerin internette siyasallaşması gerçek bir dalga. Bu aynı zamanda Underground’tan bu yana birleştirici konu. Bugün amorf, tanımlanması çok zor, oldukça çevik, son derecede mobil ve çok kolayca her yere uyarlanabilir bir gençlik kültürüyle karşı karşıyayız. Ama daha önceki ‘yeraltı kültürü’ne de uyan bir şey bu.  
(Röportajda Dreyfus’a Anonymous’un ne olduğu ve bu grupla ilgisi konusunda herhangi bir soru sorulmamış. Ama dünya çapında birlikte hareket eden bir kolektif olan Anonymous ile ilişkisi hakkında soru sorulsaydı ilginç olurdu. Önceleri sadece internet üzerinden hareket eden kolektif daha sonra, internet dışında da birlikte eylemler yapmaya başladı. Kendilerini şu sloganlarla tanımlıyorlar: “Biz anonimiz/  Şeytanın hizmetindeyiz/ Affetmeyiz/Unutmayız/ Bizi bekleyin!” Grup üyeleri eylemlerinde, İngiliz direniş kahramanı Guy Fawkes’in maskesinden esinlenerek yapılan çizgi filmden, tiyatro ve sinemaya kadar birçok alandan tanıdığımız ‘Vendetta’nın maskesini kullanıyor. Bu maske aslında son zamanlarda yüzünü göstermek istemeyen birçok kişi ve hareketin simgesi olarak da kullanılıyor. S.İ.)
 
‘SİYASAL MESAJI OLAN SOLUCAN’
 
>>>Önceki ‘hacker’lar ne kadar siyasallaşmıştı? Kitapta her şey daha çok bir oyun gibi görülüyor. Sadece girmiş olmak için bütün bilgisayar ağlarını deniyorlar…
Röportaj yaptığım bazı hacker’larda önceden siyasalaşmış olmanın izlerini gördüm. Örneğin dünya çapında siyasal motifli ilk bilgisayar virüsü olan ya da ilk ‘siyasal mesajı olan solucan’ olarak adlandırabileceğimiz ‘The WANK Worm’ bunlardan biri. Bu önemli bir dönüm noktasıdır. Bu solucan virüsü yazan ya da yazanların nükleer enerjiyi destekleyen otoriteleri reddettikleri oldukça açıktı. Bu kesimlerde dalga geçiyorlardı, onları hicvediyorlardı .
Evet, oyun gibiydi, çünkü bu solucan her şeyden önce yetkililere bir oyun oynuyordu! ABD Enerji Bakanlığı’nın ve NASA’nın bilgisayar ağlarına girip, orada çok büyük miktarda bilgileri yok edecekmiş gibi yapıyordu, oysa bunu yapmıyorlar sadece korkusunu hissettiriyorlardı. Bilgiler orada yerlerinde dururken bazıları belki kalp krizi geçiriyor belki de daha sert ve kötü şeyler oluyordu. Aynı siyasallaşmayı hacker grubu International Subversives’te görmek de mümkündü. (Assange’ın grubu)

>>>Kitabınızda, Julian Assange’ın teknolojiyi değişimin aracı olarak gördüğünü yazmışsınız. Ta o zamanlar böyle mi görüyordu?
Çok genç yaşlarından itibaren böyle görüyordu. Kesinlikle teknolojinin neyi, hangi yöne götürebileceğini görüyordu. Bu elbette o yıllarda WikiLeaks gibi bir vizyon sahibi olduğu anlamına gelmez. Ama kesinlikle teknolojik bir vizyona sahipti. Evet, çok sayıda insana uygun fiyatla başka kaynaklara göre daha kaliteli bilgi akışı sağlaması ve insanların yeteneklerini geliştirmesi teknolojinin iyi yanı tabii.
Julian, çok keskin teknik bir akla sahip ve onun için verimlilik her zaman çok önemliydi. Bir ara, taşınma kartonlarını nasıl paketlediğini gözlemlemiştim. Çoğu insan eşyalarını öylesine kartona atar. Julian, paketlediği kutuda en ufak bir boşluk kalmışsa, o kutuyu tekrar açar ve yeniden hiçbir boşluk kalmayacak bir biçimde paketlerdi.
 
‘DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK BİLGİYLE MÜMKÜN’
 
>>>Teknik bir akıl gibi algılanıyor ama bana biraz şaşırtıcı geliyor. Çünkü Julian Assange hakkında yazılan başka şeylerde vurgulanan bu değil başka şeyler. Örneğin Daniel Domscheit-Berg tarafından yazılan kitaptan ve New-Yorker’daki   Raffi Khatchadourian tarafından yazılan portreden, bir valiz aldığı ve içine her şeyi doldurduğu anlaşılıyor.
 
Bu başka bir şey. Teknik bir akla sahip olmasının farkı şu: Eğer bir bulmaca çözülmek zorundaysa ve çözmeye önem veriyorsa, bunu toplumsal bir değer için mi yapıyor ya da aklını keskinleştirmek için mi deniyor, buna karar veriyor. Ondan sonra da buna odaklanıyor. Buradaki taşınma kartonları, bu durumda bulmaca görevindeydi. Ama teknik anlayışı burada verimlilik ve etkinlikle de ilgili ve elbette bilgilerin ölçülebilirliği ile de ilgisi var. Dünyada pozitif bir değişim sağlanmak isteniyorsa, bunun, şu veya bu biçimde hesaplanabilir olması gerektiğini Julian görüyor.
Bir şeyi biraz büyük ölçekli ve aynı zamanda finanse edilebilir olarak yapmanın tek yolu, bilgiye ulaşma üzerinden mümkün. Bence, WikiLeaks’ı kurarken aklındaki nokta buydu. Bir ‘Internet-Start-up’ ile insan milyar dolar kazanabilir ve dünyanın en yoksul ülkelerindeki insanlara bu parayı gönderebilir. Bu işlevsel olabilir. Ama bu gerçekten uzun vadeli bir toplumsal bir değişime neden olabilir mi? Orta vadede birçok acıyı dindirebilir. Ama teknik olarak vidalar her zaman optimal çözümlerin bulunması için döndürülmüyor. Julian’ın aklı bu anlamda teknik ki, olay optimizasyonla ilgili. Optimizasyon sadece taşınma kartonunun içindeki boşluğu iyi kullanmayla mı ilgili yoksa toplumsal dönüşümü ve değişimi daha da iyileştirmeyle mi ilgili.
 
‘RASTGELE HACKLEMEK AKILSIZLIK’
 
>>>Ne kadar politikleşmişti Assange o zamanlar?
Onu tanıdığımdan beri ‘hak ve adalet’ sorunuyla ilgiliydi. Bir hacker’ın kafasına göre hack’lemesinin de akılsızlık olduğunu düşünüyordu. Hayatta daha önemli şeyler olmalıydı.
 
>>>>Kitapta, bazı hacker’larla ilgili sayfalarca aşırı derecede detaylara giriyorsunuz, mahkeme kayıtlarındaki tutanaklardan bütün pasajları alıntılıyorsunuz. Bu denli kesinlik içinde olmak sizin mi yoksa Assange’ın mı fikriydi? 
Her ikimizin. Kelimenin tam anlamıyla on binlerce sayfa doküman inceledik, telefon konuşmalarını, dinleme kayıtlarını, ifade tutanaklarını, tanık ifadelerini okuduk. Okura belli zenginlikte detay vermelisiniz ki, anlatılanların gerçek olduğuna güvensin. Bunları da orijinal belgelerden edinebilir. Bunların bir kısmı da dipnotta verilemezdi çünkü böyle yapılırsa, okur kanıtlara gerçekten akıcı bir biçimde ulaşamaz.    
 
>>>Sanki bugün Julian Assange’ın yaydığı ‘Scientific Journalism’ (Bilimsel Gazetecilik) anlayışının ilk belirtileri gibi…    
Bu doğru. Bu anlayışın çekirdeğini, okura kendisinin okuduktan sonra doğrulayacağı ya da onaylayacağı filtresiz bilgiyi sunmak oluşturuyor. Kitap yazılırken her halükarda bu çok önemliydi.

>>>İnsan, Assange’ın WikiLeaks’la birlikte hacker kökenlerinden vazgeçtiği izlenimi edinebilir. Bazen kamuoyundaki görüntüsünün aksine ele geçirilen bütün büyük ‘WikiLeaks kriptoları’ hack’lemeyle elde edilmemiş. Hack yeteneği ile neler yapılabileceğinin görülmüş olması lazım…   
Sadece teknik yetenekle ilgili bir şey değil. Hack, sözcüğün eski, en baştaki anlamıyla hiçbir şeyin illegal olmadığı anlamına gelir. Birisinin zor bir sorunun içindeyken, akıllı bir teknik çözüm bulup bunu hayata geçirmesine denir. Hack ve hacker sözcüğünün temeli budur. Julian bu anlamda hacker sözcüğünün en eski anlamını aldı ve WikiLeaks’a uyguladı. ‘Whistleblowing’ (önemli bilgilere köstebeklik) gibi başka türlü çözülmesi mümkün olmayacak çok ağır bir problem karşısında akıllı teknik çözüm. Çok önceden beri ‘Whistleblower’ bilgilerini ele geçirip, adalet için çalışanların hizmetine sunacak biçimde açıklamak gibi bir amaç taşıyordu.
 
>>>Avusturya polisinin FBI ile işbirliği yaparak hacker’ların peşine düştüğü dönemi yazdığınız yer, sanki hırsız-polis kovalamacası gibi görülüyor. Öte yandan bu dönemi hacker’lar için çok travmatik buluyorsunuz. Ama polisin tutum ve davranışının hacker’ların korkuları kadar dramatik olmadığı anlaşılıyor. Acaba burada kendi kendine oluşturulmuş bir paranoya mı var? 
Evet, her şeyden önce bu bilinmeyene duyulan korkudan kaynaklanıyor. Yeraltında birileri operasyon olduğunu öğreniyor ve ardından gerçeğinden çok daha kötü korku hikâyeleri ortalığı kaplıyor. Birkaç tane gerçekten sert polislik durum vardı. Ama gerçeklikte, birçok durumda, uzaktan göründüğü gibi berbat değildi durum. Sabahın üçüne kadar hack yaptığınız bir gece, sabaha karşı bitkin bir haldeyken, karanlıkta, arka taraflardan bir yerden duyulan herhangi bir gürültü, belki de anne babanız işe gitmek için kalkmıştır… Bu zamanda duyulan hikâyeler daha kolay korku getirir.
 
‘HACKERLERIN ÇOĞU YOKSUL ÇOCUKLARIYDI’
 
>>>Çoğu hacker, Julian Assange dahil çok hafif cezalar aldı. Birçoğu para cezasıyla kurtuldu, bir kısmı bunu bile almadı. Bunlar bir hacker’ı çok etkileyecek şeyler değil. En travmatik olan neydi?  
Bir hacker için gerçekten son derecede travmatik olan şey, bilgisayarına polisin el koymasıdır. Önceleri bilgisayarlar bugünkülerden biraz farklıydı. Hemen ondan vazgeçip başkasını satın almak mümkün değildi. Birçoğu zaten zengin ailelerin çocukları değildi. Bilgisayarları alınanlar, ellerinin ayaklarının kesildiğini hissediyordu. Bilgisayar gerçekten kişiliklerinin bir çekirdeği gibiydi. Makineler, online topluğu ile ilişki kurmalarını sağlıyordu ve bu toplulukta kendi kişiliklerini buluyorlardı. Yani bilgisayarın gidişi topluluğun ve kimliğin kaybıydı. Bilginin yitirilmesiydi. Birçoğu çok akıllı, bilgi bağımlısı kişilerdi. Ve artık online girişleri olmadığı için güncel bilgilere ulaşamıyorlardı. Sanki bilgi açlığı ve hırsı içinde olan birine bütün kütüphaneleri yasaklamak gibi bir şeydi. Bunun dışında, kendileri gibi ilgileri olan arkadaş çevresinden de bilgisayarları alındığı için koparılmış oluyorlardı. Yani birinin ağzını başkalarıyla konuşmaması için bantla kapatmak gibi bir şey. Kendi formunu bulması için yaratıcı bir biçimde kullandığı tek araç elinden alınmış oluyordu. Bu kişiler için bu olay, çeşitli açılardan mahkemede görülen davalarından, ifadelerde, soruşturmalarda ya da hapiste yaşanabileceklerden daha ağır bir ceza idi.  
 
‘YAPTIKLARI SUÇ DEĞİL, KİMSEYE ZARAR VERMİYOR’
 
>>>Ama yasak bir şey yaptıklarının farkındaydılar ve gözaltına alınmayı bekliyorlardı. Ancak, yakalandıklarındaki beklentileri kendilerine adli suçlu gibi değil de, sanki ‘savaş esiri’ gibi muamele edilmesi biçimindeydi.
Çok azının yaptıklarının gerçekten suç olarak algılanması mümkün olduğu için böyle düşünüyor olabilirler. Suç içinde değerlendirilebilecek eylemlerin çoğu, kaldı ki yapılanların önemli bir kısmı böyle değerlendirilemez, kimseye zarar vermeyen suçlardı. Dolandırıcılık ya da kredi kartı hırsızlığı yapmıyorlardı. Bunlar hackerlar arasındaki elitlerdi. Okumalarına izin verilmeyen, elde etmemeleri gereken şeyleri okuyorlardı sadece. Okudukları şeylerden kendi yakın çevreleri için sadece kopya alıyorlardı. Bundan dolayı, kendilerine sanki suçluymuş gibi davranılmasına şaşırdılar. 
Bugünkü yaşadıklarımızı borçlu olduğumuz ve bunların ön habercisi gibi duran bir unsur daha var. Üniversitelerin ve benzeri ağların üzerinde etkili olmaya kendilerini muktedir hissediyorlardı ve bütün bu bilgi kaynaklarının herkesin özgür kullanımına açık olmasını savunuyorlardı: Bunları kullanmamıza izin verin, yoksa gidiyoruz ve ihtiyacımız olanları alıyoruz. Çünkü biz genç kuşağız ve bunu yapmaya hakkımız var.

>>>Şimdi hemen, bu ‘oyun unsur’unu sanki bir gençlik isyanı gibi tanımladınız.  Bunun neresi gerçekten politik?
Hacker, bazı şeylerde çok sık tökezler. Bana şöyle bir şey anlatmışlardı: Bir software şirketinin sistemine girmişler ve orada rakip şirketin tescilli kodlarını bulmuşlar. Rakip şirketin bunu onlara vermediğinden de hemen hemen emindiler. Bunu elbette eğlenceli buldular ama olayda etik olmayan yanı da gördüler. Elbette dışarıya ispiyon etmediler. Olayın nasıl döndüğünü gördüler.
Kim hacker ise ve bu çevrelerde dolaşıyorsa, bizim her gün gördüğümüz ama anlamadığımız, hem öndeki yüzeysel yüzü hem de görünen cephenin arkasında ne döndüğünü görmeye başlar. Gerçekten iktidar yapılanması görülür, bu yapılanmada asıl iktidar gücü kimde bunu görür, bu kişinin gücünü nasıl kullandığını, nasıl elde ettiğini ve nasıl elde tuttuğunu anlar. Ve bütün bunlar her zaman etik bir anlayış içinde gerçekleşmiyor, değil mi?
 
‘DEVRİMİ BİLGİ YAPAR’
 
>>>Yani WikiLeaks kriptolarının yaptıklarının aynısı mı? Bizim algıladıklarımızın tam tersinin döndüğü bir dünyaya farklı bir bakışı açısını göstermek mi?
Çeşitli düzlemler var. Arap ilkbaharını örnek olarak ele alalım. Eminim ki, Tunus, Cezayir ve Libya’da yaşayan insanlar ülkelerinde birçok yolsuzluk olduğunu biliyordu. Ama bunları kanıtlayacak ya da boyutlarının bu denli büyük olduğunu gösterecek bilgiler ellerinde yoktu. Birden bire kriptolar bu insanlara filtrelenmemiş gerçekleri, yolsuzluğun boyutlarını ve işkence gibi diğer kirli işleri sundu. Bu, bana bir dönüm noktası olarak görünüyor.
Her ne kadar Hillary Clinton, oralardaki huzursuzlukları Twitter ve Facebook’un başlattığını söylese de Mısır devrimcileri bunun tam tersini söylüyor. Mısırlı protestocular neyin, nasıl yapılacağına, rejimin nasıl değişeceğine dair çok güzel, küçük bir el kitabı hazırladı. Kitabın birinci sayfasında ne söyleniyor biliyor musunuz? Bu son sayfada tekrarlanıyor: Facebook kullanma, Twitter kullanma! ABD Dışişleri Bakanı’nın Facebook ve Twitter’ın halk devrimine neden olduğunu söylemesini şaşkınlıkla karşılıyorum. Hayır, devrime gerçekler neden oldu, filtrelenmemiş gerçekler. Ve bunlar, kriptolardan geldi.
Kaynak: http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1303639247&year=2011&month=04&day=24 Erişim tarihi: 25 Nisan 2011

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: