BTK’nın açıklamalarına yanıt

BİZ DE İNTERNET’İN GÜVENLİ KULLANIMINI İSTİYORUZ!
AMA TÜRKİYE’YE AYRI İNTERNET OL(A)MAZ!

Alternatif Bilişm Derneği
Ali Rıza Keleş, Günseli Bayraktutan, Işık Barış Fidaner,
Mutlu Binark ve Tuğrul Çomu

 

  • Her şeyden önce Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) İnternet ortamının altyapı düzenleyici kurumu olduğu bilinmelidir. Dolayısıyla, İnternet ortamını “sözde güvenli” kullanım adı altında “filtrelemeye” hukuken ne yetkilidir ne de görevlidir.

BTK, 2000 yılında, telsiz ve telekomünikasyon alanındaki teknik düzenlemeleri yapmakla (örneğin, numara taşınabilirliği, telekomünikasyon sektöründe rekabetin sağlanması, sayısal imza, vb.) yükümlü olarak “Telekomünikasyon Kurumu” adıyla kurulmuş, 2008 yılında ise bugünkü adını almıştır.

5809 sayılı Kanunun 4’üncü 6’ncı ve 50’inci maddeleri ile 28.07.2010 tarihli ve 27655 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Sektöründe Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin 10’uncu maddesi hükümleri kapsamında BTK’nın Sektörel Rekabet ve Tüketici Hakları Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Taslağı” 22 Şubat 2011 tarihinde 2011/DK-10/91 no’lu karar ile onaylanmış, BTK’nın Kurul Kararları başlığı altında 4 Mart 2011’de yayınlanmştır. Bu Kurul Kararı Türkiye’de İnternet kullanımını İnternet Servis Sağlayıcıları (İSS) üzerinden sansürlemekte, “bilgiye erişim hakkını” kısıtlamaktadır. Doç.Dr. Yaman Akdeniz, Doç.Dr. Kerem Altıparmak, Gökhan Ahi, Ayşe Kaymak gibi bilişim hukukçuları bu Kurul Kararının hukuk dışı olduğu konusunda hem fikirdir. Ayrıca bu kurul Kararının iptali için IPS Bağımsız İletişim Ağı Danıştay’a 13 Nisan 2011 tarihinde iptal davası açmıştır. (Bakınız: http://www.ntvmsnbc.com/id/25202997/ Erişim Tarihi: 14.04.2011)

Söz konusu kurul kararının, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 4 ve 6. maddelerine dayandığı iddia edilse de, aslında bu maddeleri açık biçimde ihlal etmektedir. Bu kurul kararına kısaca bakacak olursak:

  • Kurum tarafından oluşturalacak beyaz ve kara listelerin hangi unsurlar gözetilerek hazırlanacağı bilinmediğinden, şeffaflık[1], sınırlamanın objektif nedenlere dayanması[2] ve yapılacak düzenlemelerde tarafsızlığın sağlanması[3];
  • Kara listede yer alan herhangi bir site için itiraz prosedürü açıklanmadığından, şeffaflık[4];
  • Oluşturulacak profiller üzerinden süzülmüş bir içeriğin, kullanıcılara zorunlu olarak sunulması nedeniyle, uluslararası normlara uygunluk[5];
  • Teknik olarak, İSS’leri kullanıcının bağlanmak istediği içeriği önce listelerden denetleyip sonra bağlanmasına olanak tanımak zorunda bıraktığı için, bilgi güvenliği ve haberleşme gizliliğinin gözetilmesi[6];
  • Kararlar yurtiçindeki yer sağlayıcıları bağladığından, yurtdışındaki yer sağlayıcıların rekabet avantajı elde etmesi ve “Yurtiçi profil”de yurtdışındaki yer sağlayıcıların yer alamaması nedeniyle, adil rekabet ortamının tesisi[7];
  • İSS’leri, filtre aşma yöntemlerini engellemek ve sonuçları kuruma bildirmekle yükümlü kıldığı için ve söz konusu sonuçların hangi verileri içermesi gerektiği belirtilmediği için, kişisel veri gizliliğinin korunması[8]

ihlal edilmektedir.

Kuruma belli başlı bazı durumlarda erişim engelleme yetkisini veren 5651 sayılı kanuna göre ise, İSS’lerin kendileri üzerinden erişilen içeriklerin hukuka aykırı olup olmadıklarını denetleme mecburiyeti yoktur.[9] Oysa söz konusu kurul kararı, İSS’leri kurumun hazırladığı listeleri kullanarak denetleme yükümlülüğü altına sokmaktadır.

Bu noktada çok önemli bir hususun daha altını çizmemiz lazım. Neo-liberal devlet düzenlemelerin temellendiği ve Türkiye’de de 2000’li yılların başından itibaren tüm kamu kurum ve kuruluşlarının işleme mekanizmasını yeniden yapılandıran “iyi yönetişim” anlayışı kurumların ve yöneticilerin saydamlığını/şeffaflığını, kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekliliğini ve hesapverilebilirliği vurgular. Bu çerçevede BTK’nın böylesi 7’den 70’e tüm yurttaşları ilgilendiren bir konuda, kamuoyuna şeffaf davranmadan, İnternet kullanım pratiklerini düzenlemeye kalkması iyi yönetişimin ilkelerinin gerçekleştirilmemesine açık seçik bir örnektir. Bu durum aslında söz konusu uygulamanın “kamu yararı” için varolan kurumların “tüm kamunun yararını” gözeterek değil, “belli bir kamu” tasarımı ile hareket ettiğini, yurttaşlarını “tektipleştirdiğini”; tüm yurttaşları ilgilendiren düzenlemelerde ne saydam olduklarını ne de hesapverdiklerini göstermektedir. İyi yönetişimin amacı, devlet-toplum birlikteliğini ve birlikte yönetimi sağlamaktır. BTK’nın hukuken geçerliliği olmayan ve hukuk-dışı bir Kurul Kararı’nı kamuoyunu oldu bittiye getirek, sessiz sedasız bir şekilde dayatmaya çalışması, yurttaşların özgür ve demokratik tartışma ile bilgilenme sonucu kanaat oluşturma haklarının ihlal edilmesi demektir. Bu da son kertede iyi yönetişimin amaçladığı şekilde, Türkiye’de devlet-toplum birlikteliğinin sağlanmasına katkıda bulunmamaktadır.

  • Türkiye’ye Ayrı İnternet Ol(a)maz! Devlet eliyle topyekun filtre sansürdür!

BM desteğiyle Freedom House tarafından Nisan 2011’de yayınlanan İnternette Özgürlük Raporu’nda, Türkiye’nin “kötü puanı”nın 42′den 45′e yükseltilmesi İnternet’e erişim özgürlükleri konusunda giderek daha kısıtlayıcı bir siyasal ve yasal söylem ile uygulamaların varlığına işarettir. BTK’nın söz konusu Kurul Kararı Türkiye’de İnternet sansürünü doğal ve sorgulanamaz, bunun sonucunda da sansürü görünmez kılacaktır. Bu uygulamanın amacı, acaba Türkiye’de yeni medya dolayımı ile farklı fikirlere-kanaatlere ve üretimlere erişme ve yurttaşın kullanıcı türevli içeriklerini yayma, dolaşıma sokma olanaklarını -diğer bir deyişle ifade özgürlüğü ile bilgiye erişim özgürlüğünü elinden alarak, sınırlayarak zaman içinde “tek doğru, tek uzam ve tektip insan” yaratma projesi midir diye sormaktan kendimizi alamıyoruz.

  • Standart Kullanıcı Üzerinde Denetim ve Fişleme

Yapılan düzenleme ile, standart kullanıcı profilinde herhangi bir değişiklik olmadığı, bu profilin “şu anda geçerli olan” durum olduğu sözlü olarak söylense de, yayımlanan kurul kararı aksini ifade etmektedir. Belirtmek gerekir ki, hukuk devletinde yapılan düzenlemeler için sözlü ifadelerin hiçbir geçerliliği yoktur, yazılı kurallar geçerlidir. “Biz yazmadık ama şöyle yapacağız” denilen basın toplantıları, devlet kurumlarının işleyiş prensibi ile çelişmesi bakımından anlaşılmazdır. Bilindiği gibi, şu anada erişimi engellenen sitelere çeşitli yöntemlerle girilebilmektedir. Ancak kurul kararı, filtre aşma yöntemlerinin bertaraf edilmesini İSS’ler için bir zorunluluk haline getirmektedir. Bunun da ötesinde, filtre aşma girişimlerinin ve bu girişimlerin sonuçlarının kuruma bildirilmesi zorunluluğu, hangi kullanıcının hangi içeriğe ulaşmaya çalıştığı bilgisinin de kuruma bildirilmesine, yani elektronik “fişleme”ye olanak tanıyabilecektir. Ayrıca güncel durumda, erişimi engellenen siteler için İSS’lere bildirim yapılmaktadır. Kurul kararıyla yapılmak istenen düzenlemede ise, İSS’lerin, ulaşılmak istenen her site için kurum tarafından belirlenen listeyi kontrol edip engellenenler arasında yer almıyorsa bu bağlantıyı gerçekleştirmesi beklenmektedir. Bu durum, teoride pek bir fark yokmuş gibi gözükse de pratikte, otomasyona bağlanmış bir engelleme sisteminin standart profilde yer alan kullanıcılar için işletilmesi anlamına gelmektedir. Halihazırdaki durumda, 5651 sayılı yasa kapsamında erişimi engellenen sitelerin dahi kamuoyuna açıklanmadığı düşünüldüğünde, otomasyona bağlanmış bir engelleme sisteminin doğurabileceği riskleri tahmin etmek zor değildir.

  • Beyaz ve Siyah Listeler

 “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” ne getirmektedir? Türkiye’deki tüm İnternet kullanıcıları bir şekilde sınıflandırılmakta, aile paketi, çocuk paketi, yurtiçi paketi veya standart paket aboneliğinden birini seçmek zorunda bırakılmaktadır. Bu paket uygulamalarında da BTK eliyle kullanıcılara farklılaşan oran ve düzeylerde İnternet’teki zararlı içerikten korunma adı altında, İnternet ortamına erişimde kısıt getirilmektedir.

BTK’nın bu Kurul Kararı ile, çocuk profilini seçen çocukların erişimi için “beyaz” listelerin bir anlamda “muteber” adreslerin, aile profilini seçen ailerin de İnternet üzerinde erişim olanakları dışında kalacak bir anlamda “yasaklı” “siyah” listelerin, yani filtrelerin uygulaması söz konusu usul ve esasların 14. ve 15. maddeleri ile BTK’ya verilmiştir. BTK, hangi yurttaş adına hangi siteye, toplumsal paylaşım grubuna, tartışma grubuna veya bloga “siyah” etiketini takacaktır? Bu etiketleme hangi siyasal-kültürel ve ekonomik çıkar grubunun “erk”ine hizmet edecek, çevrimiçinde hangi bireylerin, grupların siyasal-kültürel ve ekonomik temsiliyetleri erişilmez, görünmez kılınacaktır?

Aslında çevrimiçinde “siyah etiketi” takarak bazı siyasal, toplumsal kültürel ve ekonomik olguları ayrıştırmak, dışlamak, çevrimdışında bireyleri etnik kökenleri, dini inanış ve mezhep aidiyetleri, cinsel kimlikleri, siyasal görüşleri ile ötekileştirmenin, kendi varlığına tehdit kaynağı olarak görmenin bir uzantısıdır. Dolayısı ile, aslında çocukları pornografi, müstehcenlik, kumar gibi zararlı içeriklerden korumak adı altında toplumun çoğunluğuna, özellikle de ebeveynlere “sağduyu” işlemi ile kanca atılmakta, iletişim sosyolojisi ve sosyolojinin akademik dilinde bilindiği üzere toplumda/burada ebeveynlerde ahlaki panik yaratılmakta ve yaratılan ahlaki panik “tehlikeli …a’ya…%…oranında” erişilmekte, “her sunumda istenmeyen …b ile karşılaşmaktayım” vb. söylemsel pratikler aracılığı ile sürekli beslenmekte ve pekiştirilmektedir.

Nedir ahlaki panik? Stanley Cohen’in deyişi ile,ahlaki panik”, “toplumsal değerlere ve çıkarlara yönelik olarak tehdit olarak tanımlanan durum, kişi ve gruplardır ve kitle iletişim araçları tarafından belli bir biçemde ve stereotipleştirilerek sunulurlar” (1980:9’dan aktaran, Bremmer 1997:2) Ahlaki panik aslında toplumsal inşadır, çünkü toplumun varolan korkularını ve kaygılarını yeniden üretir ve pekiştirir.

Burada sormaktan kendimizi alamadığımız bir soru da çocukların “aşırı müstehcenlik” ve “pornografi” gibi içerikler dışında, belki de daha da elzem olarak toplumda her türlü ayrımcılığı doğal kılan, linç rejimini üreten, nefret suçlarına zemin hazırlayan aşırı ırkçı, belli din ve mezhep aidiyetlerine, cinsel kimliklere, politik görüşlere ve yabancılara yönelik nefret söyleminden korunması gerektiği neden bu hegemonik söylemin içeriğinde HİÇ AMA HİÇ YER ALMAMAKTA, GÜNDEME DAHİ GETİRİLMEMEKTEDİR?

Güncel bir örnek üzerinden gidecek olursak, 7 Mayıs 2011 tarihinde Bursaspor’un ev sahibi olduğu Bursaspor-Beşiktaş maçı futbolda taraftar şiddeti yüzünden iptal edilmiştir. Futbol taraftarlarının web sitelerindeki nefret söylemi, ayrımcılık giderek artan yoğunluktadır. Üstelik, spor taraftarlarının ürettiği kullanıcı türevli içerikler nefret söylemini popüler kültür ürününe dönüştürmekte, böylece de nefret söylemini sıradan ve doğal kılmaktadır. NEDEN İNTERNET ORTAMINDAKİ BU SALDIRGAN VE AYRIMCI İÇERİKLER TÜRKİYE’DEKİ DÜZENLEYİCİ KURUMLAR TARAFINDAN SORUNSALLAŞTIRILMAMAKTADIR?

BTK’nın ve diğer ilgili altyapı düzenleyecisi kurum TİB’in kavrayamadığı toplumsal olgu şudur: NE ŞİDDET, NE SALDIRGAN İÇERİK NE PORNOGRAFİ, NE CİNSEL İSTİSMAR NE DE AKRAN ZORBALIĞI ÇEVRİMİÇİ DÜNYADA KÖKLENMEKTEDİR. ŞİDDET, SALDIRGANLIK, CİNSEL İSTİSMAR VE AKRAN ZORBALIĞI GÜNDELİK YAŞANTIMIZ İÇİNDE ORTAYA ÇIKMAKTA, DİĞER BİR DEYİŞLE TÜM RİSKLER ASLINDA BU ÇEVRİMDIŞI DÜNYADADIR. BU RİSKLİ İÇERİKLERE ERİŞİMİN İNTERNET ORTAMINDA ENGELLENMESİ, BU RİSKLERİ BU DÜNYADAN YOK ETMEYİ SAĞLAMAZ.

Türkiye’nin dâhil olduğu 25 katılımcı ülke kapsamında gerçekleştirilen EU Kids Online (AB Çevrimiçi Çocuklar) isimli projenin Yöneticisi Prof. Dr. Sonia Livingstone da “E-Gençliğin Geleceği” adlı 27 Mayıs 2010 tarihli konferansında çocukların çevrimiçinde karşılacağı riskler ile ilgili araştırmalar yapılmasını ve yapılan araştırmaların da sürekli güncellenmesi gerektiğini belirtmiştir. Özellikle kamu kurumlarının ve medyanın çocukların İnternet medyasında karşılaşabileceği riskler konusunda yaratacağı ahlaki paniğe karşı araştırmacıları uyarmıştır. Livingstone’a göre, araştırmacılar şu hususa çok dikkat etmelidir “acaba çevrimiçi riskler gerçek dünyadaki risklerden daha mı tehlikelidir?”. Ayrıca, Livingstone, toplumun, özellikle de ebevenylerin sürekli çevrimiçi risk öyküleri ile korkutulması yerine çevrimiçi risklerin ve olanakların eş değerde anlatılması ile İnternet ortamının kullanımı konusunda nitelikli bilgi ile donanabileceklerini belirtir.

Türkiye’de neden İnternet ortamında eğitim-öğrenme, içerik geliştirme ve yayma, toplumsallaşma, yurttaş katılımı, kariyer geliştirimi vb. çeşitli olanakların geliştirilmesi yerine giderek artan oranda riskler kısmına vurgu yapılmaktadır? Ayrıca, yukarıda kısaca tanıttığımız projenin sonuç raporunda yeralan bir bulguyu da burada aktaralım: “Ülkeler karşılaştırıldığında, Estonya, Litvanya, Norveç, Çek Cumhuriyeti ve İsveç’teki çocukların yaklaşık olarak sekizde biri, bir veya daha fazla riske maruz kalmıştır. En az riske maruz kalma oranı, Türkiye’de, Portekiz’de ve İtalya’da bulunmuştur.” (Bakınız: http://www2.lse.ac.uk/media@lse/research/EUKidsOnline/EUKidsII%20(2009-11)/EUKidsExecSummary/TurkeyExecSum.pdf, Erişim Tarihi 8 Mayıs 2011).

Bilindiği üzere İK, BTK ve TİB’in Şubat 2011 tarihinde Ankara’da düzenlediği Güvenli İnternet Günü’nde de açılış konuşmacısı Sonia Livingstone’du. Dolayısı ile, bu kurumların Türkiye’ye davet ettikleri İnternet sosyolojisi konusundaki literatürü yönlendiren uluslararası bir araştırmanın yöneticisinin bilimsel bulgularını ve önerilerini daha içten dinlemeleri ve dikkate almaları tavsiye edilir.

  • Dünyada çeşitli filtre uygulamaları var ama Avrupa Konseyi eğitim öneriyor!

Tüm dünyada İnternet kullanıcılarının büyük bir çoğunluğunu gençlerin ve çocukların oluşturması nedeniyle, özellikle İnternet ortamında çocukları korumaya yönelik olarak bir takım yöntemler ve yaklaşımlar hem çeşitli sivil toplum örgütlerinin hem de hükümetlerin gündeminde hep var olagelen bir olgudur. Bir yaklaşım olarak engel koymak ve bir yöntem olarak ise İnternet’te filtre kullanımı da pek çok ülkede kullanılmaktadır.

Filtre, önceden tanımlanmış bazı içeriklere ve/veya hizmetlere erişimi engelleyen bir tür yazılımdır. Bu türden bir yönteme gereksinim duyan aileler için yurtiçinde de kullanılabilecek çeşitli filtre yazılımları söz konusudur ve hali hazırda kullanılmaktadır. Dileyen ebeveynler bu türden bir yazılımı çoğu kez de ücretsiz veya cüzi bir ücret karşılığında kullanabilirler. Yurtdışı uygulamalarda da bazı ebeveynlerin filtre yazılım kullanmayı tercih ettiği görülmektedir. Ancak, bu hiçbir zaman BTK’nın son düzenlemesiyle sunulduğu biçimiyle merkezi bir şekilde, bir kurum tarafından kullanıcılara dayatılan bir uygulama olmamıştır. Zaten Avrupa Konseyi de merkezi filtreleme uygulanmamasını tavsiye etmektedir. Merkezi filtre uygulamaları ancak Çin Halk Cumhuriyeti, Küba, İran, Tayland gibi yurttaşlarının siberuzama erişimini sınırlandıran ve engelleyen ülkelerde vardır.

Bu aşamada çok net ve açık ifade etmek gerekir ki filtre uygulaması başarılı bir yöntem de değildir. Teknolojik engel koymak, tek başına çocuklar ve gençler için İnternet’i güvenli bir mecra haline getirmeye yetmez ve hiçbir filtre denetçi, yasakçı zihniyetin engelleme hızına yetişemeyecektir! Bu türden filtre uygulamaları her zaman ve kolayca devre dışı bırakılabilir.

İK’nın, BTK’nın ve TİB’in de 2010 ve 2011 yılında Türkiye’de de gerçekleştirdiği, Avrupa Komisyonu’nun desteklediği Safer Internet (Güvenli İnternet) programının önerilerini içeren “Güvenlik İpuçları” isimli metinde “İyi filtreler geliştirilene kadar ne yapmalıyım?” sorusunu yönelten ebeveynler için şu yanıt verilmektedir: “İnternet içeriğinin filtrelenmesi ebeveynleri ve öğretmenleri çocukların ve gençlerin medya eğitimlerinde destekleyebilir, fakat tek başına yeterli değildir, çünkü örneğin çocukların ve gençlerin çevrimiçi iletişim servislerini kullanmalarına müdahale edemez. Okuldaki ve evdeki eğitsel gözetim/ destek, teknolojik engellerden daha fazla gençlerin eğitimine katkı sağlayacaktır, ve böylece İnternet ve mobil çevrimiçi teknolojileri kullanırken onları güçlendirecektir.” (Bakınız: http://ec.europa.eu/information_society/activities/sip/safety_tips/index_en.htm#7_parental_control, Erişim Tarihi: 8 Mays 2011)

Üstelik, EU Kids Online (AB Çevrimiçi Çocuklar) isimli projede ebeveynlere yönelik olarak yayınlanan “Hep Beraber Güvenli İnternet İçin Çalışalım” başlıklı dokümanda tavsiye edilen ve aşağıda yeralan ipuçları arasında teknolojik engel bir başka deyişle filtre uygulaması yoktur:

Bu noktada tekrar anımsatmak istiyoruz, projenin sonuç raporunda yeralan bir bulgu da çok önemlidir: “Ülkeler karşılaştırıldığında, Estonya, Litvanya, Norveç, Çek Cumhuriyeti ve İsveç’teki çocukların yaklaşık olarak sekizde biri bir veya daha fazla riske maruz kalmıştır. En az riske maruz kalma oranı, Türkiye’de, Portekiz’de ve İtalya’da bulunmuştur.”(Bakınız: http://www2.lse.ac.uk/media@lse/research/EUKidsOnline/EUKidsII%20(2009-11)/EUKidsExecSummary/TurkeyExecSum.pdf, Erişim Tarihi 8 Mayıs 2011).

Bir kez daha yinelemek gerekirse, asıl ve kalıcı olan, çocukları ve gençleri İnternet kullanımı konusunda bilinçlendirmek, güçlendirmek ve eğitim yoluyla desteklemektir. Örneğin ELEŞTİREL DİJİTAL OKURYAZARLIK bu türden bir eğitim desteği ve güçlendirme mekanizması olarak kullanılabilir. Bunun için de ailelerin ve çocukların açık ve karşılıklı güvene dayanan bir iletişim kurması en önemlisidir.

BTK, iddia ettiği üzere tüketiciyi korumak adına böyle dayatmacı bir şekilde filtre uygulaması gerekçelendiriliyorsa, tüketiciler için zaten pazarda çok sayıda filtre seçeneği olduğunu ve dileyen kişilerin bu filtreleri kullanabileceğini bilmelidir. Türkiye’de tek bir aile tipi olamayacağına göre, tek tip bir çocuk profilinden söz etmek de olanaksız olduğuna göre, BTK tek tip bir filtre uygulamasını ne sosyolojik ne de pedagojik olarak yapamaz. Sonuç olarak, tek bir merkezden, devlet eliyle, bir kurumun üstleneceği filtre uygulaması ve nasıl, kimlerce belirleneceği belli olmayan beyaz ve kara liste uygulaması, ancak ve ancak sansür olarak değerlendirilebilir.

  • Özel sektörün halihazırda ailelere yönelik koruyucu filtre paketleri var!

Çocukların korunması amacıyla, ev dışındaki toplu erişim noktalarında, filtre yazılımı kullanmak zaten yasal olarak zorunluluktur.[10] Bu toplu erişim noktaları olarak ilk akla gelen yerler, İnternet kafeler ve okullardır. Söz konusu filtre yazılımları ücretli veya ücretsiz olarak İnternet’ten temin edilebilmekte, isteyen birey ve aileler tarafından kişisel bilgisayarlarda da kullanılabilmektedir. Bu yazılımların bir kısmı TİB’den de onaylıdır ve hangi yazılımların TİB tarafından onaylandığı, TİB’in İnternet sitesinde açık biçimde yer almaktadır. Ayrıca İnternet Kurulu da, web sayfasında bu yazılımlarla ilgili gerekli bilgileri vermektedir.[11]

Herhangi bir program arama sitesinde “filtre” yazmak, İnternet içeriğini filtreleyen bu programlara ulaşabilmek için yeterlidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, pek çok işletim sistemi (Örneğin Windows) ve İnternet güvenliği programı da web filtreleme seçeneği sunmaktadır. Superonline[12], TTNET[13]  ve SmileADSL[14] gibi bazı servis sağlayıcılar da benzer programları abonelerine ücret karşılığında veya ÜCRETSİZ olarak ulaştırımaktadır.

KabloNet[15] ise, abonenin isteği doğrultusunda şebekeden filtreleme hizmetini abonelerine sunmaktadır. Diğer bir deyişle piyasada, web içeriğinin filtrelenmesiyle ilgili olarak yeterince alternatif bulunmaktadır. Bu noktada, BTK’nın filtreleme işini kendi tekeline almak istemesini anlamlandırmak mümkün değildir. Söz konusu kurul kararının uygulamaya geçmesi halinde, filtre yazılımlarını hazırlayan firmaların işlevsiz ve işsiz kalacağı da unutlumamalıdır.

Şu anki durumda, kullanıcı eğer filtre ihtiyacı olduğunu düşünüyorsa, ihtiyaçlarını en iyi karşılayan program veya hizmeti seçebilme özgürlüğüne sahiptir. Ancak kurul kararı, bu özgürlüğü, kullanıcıdan almakta ve BTK’nın oluşturduğu profillere indirgeyerek tektipleştirmektedir.

  • Çocukların Korunması AİLE temelinde olur! Çocukların İnternet’in NİTELİKLİ kullanımı konusunda güçlendirilmesi gereklidir; Çocukları dünyaya hazırladığımız gibi İnternet ortamına da hazırlamalıyız!

Biz de İnternet’in GÜVENLİ VE NİTELİKLİ KULLANIMINI istiyoruz. Bunun içinde öncelikli olarak AİLE İÇİ İLETİŞİM KANALLARININ GELİŞTİRİLMESİNE, PEDAGOJİK ARAÇLARIN KULLANIMINA ÖNEM VERİYORUZ.

Bizce İnternet’in güvenli ve nitelikli kullanımını sağlamak için; öncelikle kişisel verilerin güvenliğini sağlayan ve mahremiyetin ihlalini engelleyen düzenlemeler, aşırı ticarileşmeye ve enformasyonun içinin boşaltılmasına karşı nitelikli enformasyon kaynaklarının yaygınlaştırıldığı yeni medya ortamlarının desteklenmesi ve her türlü saldırgan ve nefret söylemi yayan içeriklere karşı her yaştaki yurttaşın farkındalığının geliştirilmesi gereklidir.

  • Biz İnternet ortamında “tüketici” değil YURTTAŞIZ!

Yeni medya ortamlarını kullananlar bir takım ideologların iddia ettiği ve BTK’nın hegemonik söylemine verdikleri destekte olduğu gibi “tüketici” değil, yurttaştır. Bu yurttaşın da Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 1.maddesine göre “insan olmaktan” kaynaklanan iki temel özelliği vardır: akıl ve vicdan sahibi olmak. Akıl ve vicdan sahibi yurttaş, kendi yaşamına yön verecek tercihler yapar, eylemlerinin sorumluluğunu yüklenir. Yurttaşın belli bir konu hakkında kendi kanaatini özgür iradesiyle oluşturabilmesi, akıl yürütebilmesi için, bilgi, belge, düşünce ve kanaatlere ulaşma hakkı vardır. Bu hak, görüldüğü üzere ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır.

Yurttaşların liberal demokratik toplumlarda katılımı siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik haklarını eş değerde eşit olarak kullanması ile olanaklıdır. Bu nedenle, yurttaşın özgür iradesinin, muhakeme yetisinin gelişmesini engelleyecek her türlü merkezi düzenleme demokratik toplum düzenine aykırıdır. Bu noktada, bu Kurul Kararının arkasındaki zihin örüntüsünün kendi yurttaşını birey olarak görmediğininin altını özellikle ve önemle çizmeliyiz.

  • DNS ve proxy ayarları erişim engeli aşma teknolojileri değildir!

DNS (Alan Adı Sistemi) ve Proxy (Vekil Sistemler) İnternet üzerinde iletişimi düzenlemeye, kolaylaştırmaya, hızlandırmaya yarayan ağ teknolojileridir. Bu teknolojiler, İnternet iletişimi için vazgeçilmezdirler; bireysel kullanıcılara ya da türlü çeşit ağ sistemlerine sürekli hizmet verirler. Bu sistemleri, İnternet’e eriştiğimiz her noktada bilerek ya da bilmeyerek her gün defalarca kullanmaktayız. Bu sistemlerin varlık nedeni erişim engellerini aşmak değildir. Erişim engeli aşma teknolojileri olarak görülemez. Bu teknolojileri tamamen veya kısmen sınırlamak İnternet’e zarar verir. Bazı servislerin hiç kullanılamamasına, bir çok sistemin sağlıklı çalışamamasına sebep olur. Kullanıcılar açısından çok büyük hız, performans kayıpları, İnternet servis sağlayıcılar açısından ağır ekonomik zarar ve ekstra iş yükü anlamına gelir.

  • Hukuken geçersiz bu Kurul Kararının uygulanmasına karşıyız!

BİZ DE İNTERNET’İN GÜVENLİ ve NİTELİKLİ KULLANIMINI İSTİYORUZ! SADECE SEÇİM ZAMANINDA YURTTAŞINDAN OY İSTEYEN YÖNETİMLER DEĞİL; YURTTAŞININ HER DAİM AKIL VE VİCDAN SAHİBİ OLDUĞUNU KABUL EDEN, ONUN TEMEL LİBERAL HAKLARINA ANAYASANIN 17. MADDESİ[16] GEREĞİNCE SAYGI DUYAN, NEGATİF HAKLARIN GERÇEKLEŞMESİNİ POZİTİF HAKLARIN DESTEKLENMESİ İLE TEMİN EDEN YÖNETİMLER İSTİYORUZ.

  • İnternet konusundaki tüm düzenlemelerin ilgili tüm aktörlerin katılımı ile yapılması gerekir!

Türkiye’de yeni medya ortamlarında sadece devlet kurumları aracılığı ile oldu bittiye getirilerek hazırlanan, sessiz sedasız uygulamaya sokulan/sokulmaya çalışılan düzenlemelerin, başta 5651 Sayılı İnternet’e erişim olanaklarını düzenleyen Kanun dahil olmak üzere, yeni medya ekonomisinin/endüstrisinin aktörlerinden, sivil toplum kuruluşlarına, iletişimcilere, sosyologlara, hukukçulara değin tüm ilgili aktörlerin katılımı ile yeniden düzenlenmesi çağrısında bulunuyoruz.

GÜNÜMÜZDE NASIL DEMOKRATİK ANAYASA ÇAĞRISINDA BULUNULUYORSA, ÖZGÜR İNTERNET İÇİN YURTTAŞIN TÜM SÜREÇLERE HEMEN ŞİMDİ DAHİL EDİLMESİNİ İSTİYORUZ!

10 Mayıs 2011


[1] 5809 sayılı kanun, Madde 4(e)

[2] 5809 sayılı kanun, Madde 4(d) ve (e)

[3] 5809 sayılı kanun, Madde 4(j)

[4] 5809 sayılı kanun, Madde 4(e)

[5] 5809 sayılı kanun, Madde 4(f)

[6] 5809 sayılı kanun, Madde 4(j) ve Madde 6(c)

[7] 5809 sayılı kanun, Madde 6(1)a ve b

[8] 5809 sayılı kanun, Madde 12

[9] 5651 sayılı kanun, Madde 6(2)

[10] 5651 sayılı kanun, Madde 7(2)

[16] Madde 17 – Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Yazının PDF’i için tıklayınız.

İngilizcesi için tıklayınız.

BTK’nın açıklamalarına yanıt için 7 cevap

  1. […] var konuyla ilgili bazı bilgiler. Şurada… Ve şurada… Şurada […]

  2. […] hazırlanacağı bilinmediğinden, şeffaflık[1], sınırlamanın objektif nedenlere dayanması[2] ve yapılacak düzenlemelerde tarafsızlığın […]

  3. […] beyaz ve kara listelerin hangi unsurlar gözetilerek hazırlanacağı bilinmediğinden, şeffaflık[1], sınırlamanın objektif nedenlere dayanması[2] ve yapılacak düzenlemelerde tarafsızlığın […]

  4. […] beyaz ve kara listelerin hangi unsurlar gözetilerek hazırlanacağı bilinmediğinden, şeffaflık[1], sınırlamanın objektif nedenlere dayanması[2] ve yapılacak düzenlemelerde tarafsızlığın […]

  5. […] Şurada konuya ilişkin uzun bir değerlendirme / rapor bulabilirsiniz. https://yenimedya.wordpress.com/2011/05/10/btknin-aciklamalarina-yanit/ […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: