Dijital Ekonomi İçin Kültür Üreten Serbest Emek – Tiziana Terranova’nun yazısı…

   
 Terranova’nın Yazısı:
 
Dijital ekonomide emek meselesi, yalnızca kapitalist sömürünün bilindik mantığının yenilikçi bir gelişmesi olarak açıklanamaz. “NetKöleleri” olarak ifade edilen işgücü, emeğin internetteki basit bir formu olmamakla birlikte, bu tip bir işgücü özellikle geç kapitalist toplumlarda yaygın olan emek ile karmaşık bir ilişkiyi somutlaştırır. Bu ilişkiyi, henüz azımsanmasına karşın kültür ekonomisinin önemli bir özelliği olan “serbest emek” tedariki olarak anlamak gerekir. Bu makale İnternet’i serbest emeğin temel rol oynağını bir alan olarak ele alırken, “dijital ekonomi” ve İtalyan otonomistlerin “toplumsal imalathane” kavramları arasındaki bağlantıları vurgulamayı amaçlıyor.“Toplumsal imalathane” kavramı üretim süreçlerinin fabrikadan topluma geçişini ifade eder. Burada da İnternet’e hayat veren, değerin sürekli olarak yeniden üretilmesini sağlayan teknik ve kültürel emektir. Dijital ekonomide üretim ve tüketim arasındaki giderek bulanıklaşan alan, üretime yabancılaşmış Marksist işçi kavramının yeniden düzenlenmesine işaret etmez. Çünkü internet her kullanıcıyı otomatik olarak aktif bir üreticiye dönüştürmediği gibi, her işçiye de yaratıcı bir özneye dönüştürmez. Üretim ve tüketimin “serbest emek” kategorisiyle yeniden yapılandırıldığı bu süreç, dikkatlice analiz edilmesi gereken farklı bir “değer” olgusuna dikkat çekiyor.

Dijital Ekonomi
“Dijital ekonomi” kavramı bu süreci açıklamak için ortaya çıkmıştır. Bu kavram, hem post-modern kültürel ekonomi ile hem de enformasyon endüstrisiyle kesişen bir oluşumu tarif ediyor. Richard Barbrook’un tanımında dijital ekonomi yeni teknolojilerin (bilgisayar ağları) ve yeni tip işçilerin (dijital zanaatkârlar) ortaya çıkışını karakterize eder. Bu anlamda dijital ekonomi, internet kültürünü şekillendirmede önemli bir rol oynayan akademik faaliyetlerin devlet tarafından finanse edildiği (ARPANET gibi) kamu unsurunun, pazar odaklı unsurun ve hediye ekonomisi unsurunun bulunduğu karma bir ekonomidir.

Kapitalizmin geleceğinin bilginin metalaşmasına dayandığına inanan pek çok siyasetçi ve kurumsal liderlerin aksine Barbrook, anarko-komünizmin gerçekte var olan formunun yaratıcısı olan para-meta ilişkisinin, henüz ortaya çıkışının zirvesinde olan bilgi toplumunda ikincil bir role sahip olduğunu savunur. İnterneti fiziksel mesafe engeli olmaksızın, para ve siyasetin doğrudan arabuluculuğu olmadan kullanıcılarının teşriki mesaide bulundukları ve telif hakkı için endişe duymadan bilgi alışverişi yapabildikleri bir alan olarak tanımlıyor. Bununla birlikte ağ topluluklarının da devletlerin ya da piyasaların düzenlediği sosyal sözleşmeler ile değil, yalnızca fikirlerin ve bilginin hediye edilmesinin karşılıklı yükümlülükleriyle oluştuğunu ifade ediyor.

Marksist-Hegelci açıdan Barbrook, ileri teknoloji hediye ekonomisini kapitalizmin içeriden aşılacağı bir süreç olarak görüyor. Ayrıca bu ekonominin, Yeni Sol’un ve neoliberalizmin serbest piyasa ideolojilerinin sadeliğini aşan öncü bir moment olduğunu ileri sürüyor. Dijital ekonomide para-meta ve hediye ilişkilerinin yalnızca birbirleriyle çatışma halinde değil, aynı zamanda sembiyoz/ortakyaşarlılık içinde bir arada var olduklarını savunuyor.

Dijital ekonominin büyük bir bölümünü oluşturan hediye ekonomisini bir bütün olarak, geç kapitalist toplumlarda emeğin yeniden üretilmesinin önemli bir gücü olarak görmek gerekir. Buradaki işgücü, örneğin amatör Web tasarımcıları, yalnızca kapitalizm onlara ihtiyaç duyuyor diye değil, aynı zamanda kültürel üretimin bir parçası olmaya hevesli oldukları için de emek üretiyorlar. Ancak bu argüman dijital işgücünün bir yandan çekici hale getirilirken bir yandan da az ücretle ağır koşullarda işçi çalıştıran dijital medyanın, enformasyon sektöründe giderek artan bir bozulmaya sebep olduğu ve emeği insafsızca geçicileştirdiğini göz ardı etmez. Dijital ekonomiyi destekleyen kültürel, teknik ve yaratıcı emek, erken sanayi ve fordist üretim tarzının ötesinde sermeyenin gelişimiyle mümkündür. Gelişmiş ülkelerde imalathanenin sonu, eski işçi sınıfının modasının geçtiğini ifade ederken, aynı zamanda bilgi mallarının aktif tüketicileri olan yeni işçi jenerasyonlarını da ortaya çıkardı.

Bu noktada “dijital ekonomi” tartışmasını “yönetim kuramı” ile sınırlandırmak gerekir. Yönetim kuramcılarından Don Tapscott, dijital ekonomiyi insan zekâsının ağ oluşturmasına dayanan yeni bir ekonomi olarak tanımlar. Dijital ekonomide geleneksel emek tipinde olduğu gibi bir yönetim ya da idare biçiminin söz konusu olamayacağını savunur. Çünkü bilgi işçileri kendilerini yönetenlerin de anlayamayacağı konular üzerinde uzmanlaşmışlardır. Bu da yönetim ve denetim biçiminin takım tabanlı yapılara dönüşmesine neden olur. Tapscott’a göre, dijital ekonomide işçi üretime yabancılaşmaz ve bu da işçileri kültürel değiş tokuşa katılmaya teşvik eder. Bununla birlikte Tapscott, dijital ekonominin sihirli bir biçimde sanayi toplumlarının sınıf mücadelesi gibi çelişkilerini de çözdüğünü iddia eder. Yönetim kuramcılarına göre, bilgi alış verişini destekleyen kongre, sergi ve konferans gibi geleneksel yöntemlerin yerini hem kurum içi (intranet) hem de kurum dışı ağ teknolojisi almıştır. Yönetim kuramcılarının özellikle altını çizdikleri husus, internetin insan zekâsının kendi üretim kapasitesini yenileyen bir kanal gibi işlev görmesidir.

Dijital ekonomi yaklaşımları kimilerince muhalif bir hareket olarak görülürken, kimlerince de emeğin yeniden üretilmesinin işlevsel bir gelişmesinden başka bir şey değildir. Dijital ekonomiyi sosyal ve kültürel bilginin geniş havuzlarından beslenen özel bir mekanizma olarak tanımlamak yanlış olmaz. Ayrıca, değer ve serbest kültürel emeğin tecrübe edildiği özel bir alan olarak da tanımlanabilir. Bu ekonomideki üretim de, örneğin Web tasarımı, multimedya üretimi ve dijital servisler gibi üretimin özel formlarıdır. Fakat bu formu chat’i, e-posta listelerini ya da amatör bültenleri tanımladığımız gibi çok çabuk adlandırmamız söz konusu değildir. Kapitalizm bu tür kültürel ve teknik emeği doğrudan üretmemekle birlikte, sermayenin ekonomik ihtiyaçlarına bir cevap olarak da üretilmemişlerdir. Bu tür emek kültürel endüstrilerin yaygınlaşmasıyla, bilgi/kültür/fiil üzerinden parasal değerin yaratılması ile ekonomik bir tecrübe sürecinin parçası olarak meydana çıkmıştır. Bu süreç genellikle kültürel oluşumun sonuyla ya da en azından bu oluşumunun otantik kısmının sonuyla ilgilidir.

Şirketleşme ile birlikte yerel kültürler toplanıp küresel olarak dağıtılırken, kültürel melezleme ya da kültürel emperyalizm de bu sayede gerçekleşmiş oluyor. Şirketleşme otantik kültürdeki sermeyenin azalmasıyla ilgili değil, tam tersine kapitalist uygulamadan kaynaklanan toplu işgücünün kanalize edilmesi süreciyle ilgilidir. Alt-kültürel hareketler on yıllarca kıyafetlerin, CD’lerin, video oyunlarının, filmlerin vb. satılmasını sağlayan stil/bakış/sound üreterek çok uluslu şirketlerin ceplerini doldurdu. Bu da genellikle alt-kültür üyelerinin kültürel malların (örneğin; müzik alanındaki bağımsız yapımcılar ya da moda alanındaki küçük tasarımcı mağazaları) üretimine aktif olarak katılmalarıyla gerçekleşti. Kültür, emek ve kültürel endüstri arasındaki ilişki “şirketleşme” kavramının ötesinde çok daha karmaşıktır. Bu anlamda da dijital ekonomi yeni bir olgu değil, tüm bu süreçlerin yeni bir evresidir.

Bilgi Sınıfı ve Gayri Maddi Emek
İnternet yalnızca kapitalizmin için tükenmeyen yeni bir piyasanın son vücut bulan hali değil, bilgi işçilerinin proleterleştirilmesi anlamını da taşır. Multimedya sanatçıları, yazarlar, gazeteciler, grafik tasarımcıları, aktivistler ve yazılımcılar ile birlikte küçük ve büyük firmalar kapitalist projenin çekirdeğini oluşturuyorlar. Kimileri için onlar hala kültürel seçkinler iken, kimileri için de proleterleşen emeğin yeni bir formunu oluşturuyorlar. Bu açıdan da dijital işçiler ya kapitalizmin projesini destekleyenler olarak ya da ona karşı direnenler olarak tanımlanıyorlar.

Buradaki en önemli husus dijital ekonomiye katılanların kim olduğudur. Eğer internet kullanıcılarının büyük çoğunluğunu “bilgi işçileri” oluşturuyorsa, kültürün ve ekonomik gücün seçkinleri ya da emeğin yeni biçiminin öncülleri olarak görülmeleri sahip oldukları seçkin statülerini otomatik olarak garanti altına almaz. Bilgi işçilerini emeğin öncülleri olarak tanımlarsak, internet de bu durumda direnişin bir sitesi halini alır ve orta sınıf için genişletilmiş bir topluluk yaratır. Bu sebeple, “bilgi işçisi” kavramı oldukça tartışmalı bir sosyal kategoridir. Post-modernizmin fabrikadan ofise ve üretimden servislere geçiş söylemi yaygın olarak kabul gördüyse, neden bazılarının bu geçişe hakkı oluyorken bazılarının olmadığının cevabı açık değildir.

Post-modernistlerin “bilgi işçisi” kavramını İtalyan otonomistlerinden Maurizio Lazzarato’nun “gayri maddi emek” kavramıyla karşılaştırıp tartışmaya açmak doğru olacaktır. Lazzarato’nun gayri maddi emek kavramı, emeğin iki farklı yönüne işaret eder. Birincisi, metanın “enformasyonal içeriği” bakımından doğrudan emek süreçlerinde gerçekleşen değişiklikleri ifade eder. Bu değişikliklerin ana yönü emek için gerekli olan becerilerin artan şekilde sibernetik ve bilgisayar teknolojilerine hâkim olmayı gerektirmesidir. İkincisi, gayri maddi emeğin metanın “kültürel içeriğini” üreten etkinlik bakımından, genelde “iş” olarak kabul edilmeyen, kamuoyunu oluşturmaya ve belirlemeye yönelik, kültürel ve sanatsal standartları, modayı ve tüketici normlarının oluşturulmasını kapsayan bir dizi etkinliği içermesidir.

Gayri maddi emek “bilgi işçisi” kavramındakinin aksine belirli bir sınıf oluşumu ile sınırlı değildir. Lazzarato da emeğin bu çeşidinin sadece yüksek vasıflı işçilerle sınırlanamayacağının altını çizer. Yüksek vasıflı işçiler sanayi sonrası toplumlarda hali hazırda “üretken emek” kapasitelerine sahipken, gayri maddi emeği üreten genç işçiler, “güvencesiz işçiler” ve işsiz gençlerde bu kapasite belirsiz olmasından dolayı “sanal”dır. Bu da gayri maddi emeğin sanayi sonrası topluma özgü bir “sanallık” olduğu anlamına gelir. Örneğin 1990’lı yıllarda hükümetlerin takıntılı bir biçimde eğitime vurgu yapmaları mevcut güç yapılarının kabul edemediği bu sanallığı ortadan kaldırma çabası olarak okunabilir. Sermayenin tüm çelişkilerine ve onun yapısal işsizlikle doğrudan ilişkisine rağmen, post-modern hükümetler tamamen “istihdam edilemezlik” durumundan da hoşnut değildirler. Çünkü iş potansiyeli canlı tutulmalı ve “işsizler” sürekli eğitimlerden geçirilerek post-endüstriyel güçlere ihtiyaç halinde servis edilmek üzere hazırda bekletilmelidirler.

Endüstriyel üretimin vasfa yönelik ayırıcı oluşumlarının aksine, gayri maddi emek yüksek, orta veya düşük vasıflı tüm emek biçimlerini kapsayıcı özelliğe sahiptir. Bu tanım doğrultusunda emeğin kolektif bir niteliği olarak gayri maddi emek farklı yoğunluk dereceleriyle toplumsal bir yapıyı kapsıyorsa, “bilgi işçisi” sınıfı ayırımı problematik bir hale gelir.

Kolektif Zihinler
Ağın kolektif doğasından ötürü gayri maddi emek kavramı “siber özgürlükçüler”in ütopik ifadeleriyle basite indirgendi. Örneğin Kevin Kelly’nin Kontrol Dışı adlı popüler kuramında internet, kolektif bir “kovan zihni” olarak tanımlanır. Kelly’e göre internet, teknik, doğal ve sosyal sistemlerin yaygın olan “öz-örgütlenme” ilkesinin bir başka tezahürüdür. Farklı bir bakış açısından Pierre Levy, bilgisayar ve bilgisayar ağlarını kolektif zekânın ortaya çıkışına olanak sağlayan alanlar olarak tanımlar.

Kelly gibi Levy de argümanını rekabet ve esnekliğin ortak retoriğine hâkim olan “dijitalizasyon” kuramı ile düzenler. Levy göre dijital ekonomi, sibernetiğin işçileri fabrikalarından eden ilk dalgasının aksine, otomasyon sürecinde zekânın soğurumunu olanaksızlaştırır. Çünkü dijital ekonomide bilgisayar ağı insan zekâsını değerin gerçek yaratıcısı olarak görür.

Aslında basit bir gözlemle Kelly’nin argümanındaki “kovan zihni” kavramının kolayca ortadan kalktığını ispatlamak mümkündür. Kendi kendini örgütleyen siber-kültürel düşüncenin “kolektif zekası” maddi olmayan emeğin ağ varlığına el koymakla kalmaz, aynı zamanda sermayenin işleyişini de nötralize eder. Tüm bunlardan sonra sermaye, kolektif zekânın materyalize ettiği yapay bir ortama dönüşür. Belki de bu argümandaki hata, kolektif zekânın boyutunun kapitalist gelişmenin tarihsel bir parçası olarak görülmemesinden kaynaklanmaktadır. İtalyan otonomistler bunu daha çok, emeğin fabrika sonrası geçirdiği mutasyona odaklanarak ilişkilendirirler. Otonomistlerin “kolektif zekâ” ya da “kovan zihni” kavramı Marx’ın “genel zekâ” kavramının özünün bir kısmını yakalasa da, sermaye ile olan ilişki ya ortadan kaldırılmış ya da tümden göz ardı edilmiştir.

İtalyan otonomistlerin söylemlerini dayandırdıkları Marx’ın Grundrisse ve özellikle de Fragment on Machines çalışmalarında Marx, teknolojik ve bilimsel ilerlemeler sonucunda işçi üretim sürecinin başlıca unsuru olmaktan ziyade, sürecin kenarında duran bir makine bakıcısı konumuna gelir der. Marx’ın zenginlik üretiminin doğrudan kaynağı olan emeğin, üretim sürecinin belirleyici ilkesi olma özelliğinin kaybolması karşısında bilimsel emeğin ve üretimin toplumsal bir bütün oluşturmasından doğan genel üretici güç olan “genel zekâ” kavramı, İtalyan otonomistlerinden Antonio Negri’nin okumasında general intellectual’a, yani entelektüel/bilimsel/gayri-maddi emeğin teknolojik gelişmelerle zenginlik üreten güç olacağı önermesine dönüşmüştür. Otonomistlerin, Marx’ın orijinal formülasyonunun aksine genel zekâyı toplumsal üretimin merkezini oluşturan bir bilgi topluluğuna dönüştürdüklerini ve genel zekânın sabit sermayeden bağımsız olamayacağı gerçeğini yok saydıklarını söylemek yanlış olmaz. Eğer interneti ve genel olarak bilgisayar ağlarını da sabit sermayenin vücut bulan son hali olarak ele alırsak, genel zekânın da sabit sermayeden ya da makinadan özerk olmadığı tespitine varırız.

Geçici Mallar ve Serbest Emek
Eski ve yeni medyanın kültürel ve etkin emek ile olan ilişkilerinde hem bir süreklilik hem de bir kırılma görmek mümkündür. Bu süreklilik kullanıcılarının ya da tüketicilerinin aynı zamanda üretici unsur olmalarından kaynaklanmaktadır. Örneğin Howard Rheingold ve Richard Hudson’nın da belirttiği gibi en iyi Web sitesi sadece erişilebilir olan değil, aynı zamanda kullanıcıları tarafından da inşa edilendir. Buradaki en önemli husus hem üretim tarzındaki farklılık hem de kol ve bilgi olmak üzere emeğin iki türünü de içinde barındırmasıdır.

Post-modernizmin ‘mal tüm anlamını erittiği ya da yitirdiği zaman emek ortadan kaybolur’ varsayımının aksine, internet emek yoğundur. Örneğin iyi bir Web sitesi oluşturmak için ilginin sürekli korunması ve güncelleştirilebilir donanımlarla bilginin yenilenmesi gerekir. Bir ortam olarak internetin sürdürülebilirliği de büyük ölçüde emeğin yoğunluğuna bağlıdır. Bu durumda da post-modernistlerin iddialarının aksine mal yok olmaz; yalnızca daha saydam hale gelir. Yeni medyanın merkezi unsuru olan internet henüz stabilize değilse de geç kapitalist toplumlarda, özellikle dijital ekonomi söz konusu ise, üretim alanının en görünen ve en hızlı gelişen kısmını teşkil eder.

Bir takım finansal yaptırımların yokluğunda erken dönem sanal malların üretiminde emek paraya tekabül etmiyordu ve bu mallar da ya değiş tokuş esasına dayanıyordu ya da ücretsizdi. Bu dönem içinde serbest emeğin sömürülen emek olmadığını söylemek yanlış olmaz. Örneğin önemli ölçüde internetin teknik gelişimine katkıda bulunan “açık kaynak” hareketini ele alacak olursak, bu hareketin gönüllü katılımcılarının yarattığı “serbest emeği” sömürülen emek olarak tanımlayamayız. Ancak 1999 yılının sonlarında Yeni Web olarak adlandırılan dönemin başlamasıyla internet kullanıcıları pasif tüketici konumlarından kültürel emeğin tedarikçileri konumuna getirilmişlerdir.

Sonuç
İnternet’in sermaye olduğu ve olmadığı konusundaki karşıtlık “dijital ekonomi” ve İtalyan otonomistlerinin çalışmaları çerçevesinde ele alınmıştır. Makale internetin sermayenin sürdürülmesini mi yoksa kırılmasını mı somutlaştırdığı noktasında; bunun bir kırılmadan ziyade geç kapitalizme özgü bir mutasyon olduğu görüşünü savunmuştur. Eski ve yeni medyanın tümünü kapsamıyor olsa da, kültürel malların tedarikçisi olan “serbest emek” geç geç kapitalist toplumlardaki kültürel ekonomi için yapısal öneme sahiptir. İnternetin erken dönem kullanıcılarının e-ticaret ile serbest ticareti kesintiye uğratmakla suçlanmalarının ardından, kapitalizmin kendi örgütsel yapısı içinde internet ekonomisinin dışında kalabileceği düşünülemezdi. Şayet Barbrook’un “hediye ekonomisi” olarak tanımladığı değiş tokuşa dayalı bir ekonomi olsaydı, internet belki bugünkünden daha farklı bir yerde olabilirdi.

(*Tiziana Terranova, “Free Labor: Producing Culture For The Dijital Economy, Social Text 63, Vol. 18, No. 2, Summer 2000) isimli makaleden Özetleyerek çeviren: Banu Durdağ, A.Ü. Gazetecilik ABD Doktora Öğr.)

Kaynak: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=36745 Erişim: 19 Haziran 2011

Dijital Ekonomi İçin Kültür Üreten Serbest Emek – Tiziana Terranova’nun yazısı… için 1 cevap

  1. Burak Arikan diyor ki:

    Ceviri icin tesekkurler,

    Bu yazida gecen free labor as in free beer, “serbest emek” çevrisinin doğrusu “bedava emek” olurdu.

    burak

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: