22 Ağustos: Türkiye internetinin kara deliği…

Dr. Özgür Uçkan/ İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi

Biliyorsunuz: Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK), 22 Şubat’ta aldığı ve “güvenli internet” adı altında internet sansürünü, denetimini ve gözetimini genelleştirecek zorunlu merkezi filtre uygulamasını 22 Ağustos’ta yürürlüğe sokmayı planlıyor. Konuya yine bu köşede “Turkey Wide Web” başlıklı yazımda değinmiştim (S:17, Mayıs 2011). Bu uygulama, devlet eliyle hazırlanan ve şeffaf olmayan kara listelerle keyfi sansürü genelleştirecek. Buradaki önemli bir ayrıntı da, hepimizin zorunlu bir biçimde tek bir arayüzden geçmemiz ve bunun arkasında hepimizin kullanım tercihlerini fişleyecek merkezi bir denetim ve gözetim sisteminin çalışacak olması. Bu sistem, bir taraftan tüm internet kullanıcılarını fişleyebilecek; diğer taraftan DNS, Proxy gibi internet erişimi için vazgeçilmez teknolojileri engelleyebilecek. “Deep Packet Inspection” (DPI) adı verilen bu sistem, Mısır’ın ABD-İsrail şirketlerinin yardımlarıyla interneti kesmek için Suriye, Libya, Çin gibi ülkelerin muhaliflerini internette izleyip yakalamak için kullandığı teknoloji aynı zamanda. DPI’a karşı ağır mahremiyet ihlallerinden dolayı uluslararası ölçekte bir tepki oluşmuş durumda. Avrupa Parlamentosu bu konuda bir soruşturma açtı ve DPI’ın yasa dışı ilan edilmesi gündemde. BTK’nın bu kararı, bilindiği gibi ülkede yoğun tepki uyandırdı. 15 Mayıs’ta 60.000’i aşkın kişi yürüdü ve bu, internetin tarihine en kitlesel sokak eylemi olarak geçti. Bianet, kararın iptali için Danıştay’a başvurdu. Ulusal ve uluslararası medya, bu uygulamanın eleştirileriyle doldu taştı. Türk-İş ve DİSK’e bağlı sendikalar da bir basın duyurusu yayımlayarak gerek bu uygulamayı gerekse Türkiye’deki ağır internet sansürünü protesto etti. Tepkiler ve seçim atmosferinin de etkisiyle BTK, sivil toplum temsilcileriyle bir toplantı düzenledi. Toplantıdan, oy birliğiyle kararın acilen iptali önerisi çıktı; ama henüz yetkililerden bir ses duyamadık. Yani, şimdilik kararı uygulamaya niyetliler diye düşünebiliriz. BTK, bu kararı öncelikle çocuk ve aile konusundaki hassasiyetlerimizi istismar ederek savunmaya çalışıyor. Yönetmelik ilk bakışta “çocuk ve aileyi korumak” amacına yönelik görünüyor. Ama, belge incelendiğinde amaçlananın bundan çok daha fazlası olduğu görülüyor. Gerçi, devlet hepimize çocuk muamelesi yapmaya alıştığından, internet sansürünü yaygınlaştırmaya ve ona hukuksuz bir meşruiyet kazandırmaya yönelik bu çaba da “Devlet Baba”nın biz “çocuklarını” gerçeklikten koruma misyonu içerisinde değerlendirilebilir. (“‘Güvenli internet’, sansürlü internet midir?”, http://www.bthaber.com.tr/?p=11884). Bu tür baskıcı düzenlemelerin çocukları öne sürerek meşrulaştırılmaya çalışılması bildik bir yöntem. Aynı şeyi 2007’de 5651 sayılı internet sansür yasası çıkarılmadan düzenlenen ve bir anda Türkiye’yi çocuk pornosu cenneti ilan ediveren dezenformasyon kampanyasında da görmüştük. O dönemde tutuklanan çok sayıda kişi serbest bırakıldı; çünkü aslında ele geçirilen malzemenin çocuk pornografisi ile alakası yoktu. Çocuk pornosu ciddi bir suç ve ona rastlamak öyle pek de kolay değil. BTK ikinci savunma refleksini, Avrupa başta olmak üzere birçok demokratik ülkenin yıllardır filtre uyguladığı gerçeğine dayandırıyordu; ama önemli bir ayrıntıyı atlayarak: Bu ülkelerde filtreler devlet eliyle merkezi bir biçimde dayatılmıyor. Devlet, filtrelerin içeriğine karışmıyor. ISS’ler çeşitli akıllı filtreleri kullanıcılarına sunuyorlar ve bu filtre içerikleri sivil toplum kuruluşları tarafından da sıkı bir biçimde denetleniyor. Nitekim 8 Temmuz 2011’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) yayımladığı “İnternette ifade özgürlüğü” raporu bu konuya son noktayı koydu: Eğer 22 Ağustos’ta bu karar uygulanacak olursa, Türkiye AGİT bölgesindeki 56 devlet içerisinde, internette devlet eliyle merkezi ve zorunlu filtre uygulayan ilk ve tek ülke olacak (http://www.osce.org/fom/80723)! Türkiye’de devlet, BTK eliyle filtre içeriğini oluşturmakta ve ISS’lere beyaz ve kara listeler dayatmakta diretiyor. Bu uygulama sadece Çin, İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde var. Gerek Birleşmiş Milletler’in 16 Mayıs 2011 tarihli “Düşünce ve ifade özgürlüğü hakkının korunması ve geliştirilmesi” kararı (http://www2.ohchr.org/english/bodies/hrcouncil/docs/17session/A.HRC.17.27_en.pdf) gerekse AGİT raporu, filtre uygulamalarının interneti sansürlemek için kullanılan yöntemlerden biri olduğunu ve dolayısıyla filtre içeriklerinin bağımsız sivil toplum örgütleri tarafından dikkatle izlenmesi gerektiğini, devlet eliyle filtre dayatmanın ise ağır sansür olduğunu açıkça belirtiyor. Fişleme, denetim ve gözetim de cabası… Umarım, BTK bu kararında diretmez ve demokratik tepkinin, uluslararası hukukun sesini dinler. Her durumda, artık Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi tarafından temel insan haklarından biri olarak tanımlanan internet erişim özgürlüğünü, 22 Ağustos kara deliğinden korumak, her yurttaşın demokratik görevidir.

http://www.gennaration.com.tr/yazarlar/22-agustos-turkiye-internetinin-kara-deligi/Erişim 26 Temmuz 2011

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: