Rakamlardaki Keramet

Bahadır Taşdelen

3 aylık test dönemi 22 Kasım’da sona erecek olan güvenli internet süreci, BTK başkanı Tayfun Acarer’in yakın zamanda yaptığı bir konuşmada değerlendirildi. Sayın Acarer,  yaptığı değerlendirmede 28 Temmuz 2010 tarihli tüketici hakları yönetmeliğindeki bir maddeye dayanarak, kişilerin eğer isterlerse güvenli internet kullanma hakkına ücretsiz sahip olabileceğini söyledi.

Önce Sayın Acarer’in değerlendirmesini aktarmak istiyorum sizlere, rakamlarla Türkiye’nin güvenli internet ihtiyacını daha iyi görebilmeniz için. Sayın Acarer diyor ki, güvenli internet profilleri, Türkiye’de şu anda da kullanılmakta. Fakat kullanıcı sayısı 22 bin kişi ile sınırlı kalmakta. Yani, Sayın Acarer’in deyimi ile Türkiye internet kullanıcısının %99,5 i güvenli interneti tercih etmiyor. Bu durumun nedeni, Sayın Acarer’e göre şu:

”Şu anda Türkiye’de 11,5 milyona yaklaşan aktif internet kullanıcısı var. Türkiye’deki aile yapısını dikkate aldığınızda, interneti kullanan yaklaşık 40 milyon kişi var demektir. Avrupa’da internette ayda vakit geçirme oranında Türkiye üçüncü olduğu halde neden güvenli interneti kullanmıyor? Çünkü bu sistem hem paralı, hem internetinizde ciddi yavaşlamaya yol açıyor, hem de en önemlisi güvenli internet talebinde bulunduğunuzda abone merkezine gidip, bir çok prosedürle uğraşmanız gerekiyor.

Bize internetten veya çağrı merkezlerinden yılda 200 bin civarında sitelerle ilgili şikayetler geliyor. Türkiye, tüm Avrupa’da bu konuda en çok şikayet alan ülkelerin başında yer alıyor. Oysaki Avrupa’nın bizim nüfusumuza yakın ülkelerinde bu sayı 30-40 bini geçmiyor. Yani şu anda demek ki internet kullanıcılarından bazılarının birtakım içeriklerden ciddi rahatsızlığı var. Şimdi getirilen düzenleme bu insanları ilgilendiriyor. Eğer siz ‘ben internetimin içeriğinden memnunum, değişiklik istemiyorum’ derseniz, mevcut durumunuz devam edecek demektir. Ancak bir başkası internetteki içerikten rahatsızsa ona bir seçenek getiriliyor.”

Hadi Sayın Acarer’in rakamlarına farklı bir açıdan bakalım. 11,5 milyon kayıtlı internet kullanıcısının, her birinin 4 kişilik bir aileyi temsil ettiğini varsayalım. Sayın Acarer hesaplamış, 40 milyon kişi ediyor. Ne kadar güzel! 70 milyonluk ülkemizde 40 milyon internet okur-yazarı var! Büyük gelişme! Avrupa’da, internette ayda vakit geçirme oranlarında Türkiye 3. sırada, neden güvenli internet kullanılmıyor? Hadi bir soru daha, Avrupa’da neden güvenli internet kullanılmıyor? AGIT ülkeleri içinde, çocuk pornosu dışındaki içeriklerde, merkezi engelleme yapan tek ülke Türkiye! Servis sağlayıcıların DNS sunucularında yasaklı siteler listelerindeki alan adları 10binleri aşmış durumda. Zaman zaman sosyal medya sitelerinin tamamının kapatıldığına şahit olduk bu ülkede. Örneğin, blogger ya da tumblr gibi internet sitelerinde, kişilere ait özel bloglardan birinde müstehcen denilen bir içerik var diyelim. Ve oldu ki bu blog için BTK’ya bir şikayet gitti. Blogger’a erişim, tek bir site yüzünden engellenebiliyor. Bir bakıyorsunuz, yemek tarifleri aldığınız blog sitesi BTK tarafından kapatılmış. Üstelik niye?Müstehcenlik!Patlıcanlı musakka müstehcen olmuş arkadaşlar! Üstelik Blogger ya da tumblr gibi siteler, yetişkin içerik bulunduran bloglara girmeden önce kullanıcıyı uyarıyor, diyor ki “Bu içerik yetişkinlere yönelik, 18 yaşından büyük müsün? Bu tür içerikten rahatsız oluyorsan girme!”. Daha ne kadar açıklayıcı olunabilir?

Sayın Acarer’in değerlendirmesine dönelim. BTK’ya internetten ya da çağrı merkezlerinden, her yıl 200bin civarında şikayet geliyormuş. Haydi hesap yapalım: 200bin şikayetin her birinin farklı bir kişiden geldiğini düşünelim. Her kişinin de 4 kişilik bir aileyi temsil ettiğini varsayalım. Bu durumda 800bin kişinin şikayetçi olduğunu düşünüyoruz. Bir adım daha ileri gideceğim, düz hesap yapalım 1 milyon kişi diyelim. 40 milyon internet kullanıcısının sadece 1 milyonu, internetteki içerikten şikayetçi. Yüzdeye vuralım, %2,5. Yani Türkiye’deki internet kullanıcısının %97,5’luk kısmı, kullandığı internetten, ve içeriğinden memnun. Öyleyse, neden merkezi filtre? %40-50 şikayet olsa, merkezi filtre yapalım, bu sorunu tek noktadan çözelim, daha uygun maliyete gelir diye düşünülebilinir. Ama sadece %2,5 internet kullanıcısı için, tüm Türkiye’nin internet omurgasını kapsayacak filtre sistemi yatırımı neden? 5651 nolu internet yasası çıktığında, internet kafeler gibi toplu kullanım sağlayıcılara loglama ve logları şifreli olarak saklama zorunluluğu gelmişti. BTK da gayet başarılı bir şekilde, bu işlemi yapacak programı hazırlayarak internet sitesinden ilgililere sunmuştu. Neden %2,5 şikayetçi internet kullanıcısı için böyle bir çözüm düşünülmüyor? Merkezi filtreleme yerine, neden bir filtre uygulaması yapılarak, şikayetçi olan kullanıcılara ücretsiz olarak dağıtılmıyor? Bu da bir çözüm değil mi? Ki zaten, internette hali hazırda, ücretsiz filtre yazılımları mevcut, tek sorun bu yazılımları Türkçe’ye çevirmek. Doğal olarak ben ve benim gibi insanlar, merkezi filtreleme konusunda endişeler taşıyoruz. %50 ile seçilen bir hükümetin yönettiği “demokratik” bir ülkede, %2,5luk oran, merkezi filtreleme sisteminin internet omurgasına yerleştirilmesine yetiyor. Demokrasi güzel şey!

Sayın Acarer’in değinmediği bir diğer konu da, 200bin şikayetin hangi konulardan geldiği. Avrupa’daki şikayet konuları ile Türkiye’deki şikayet konularını karşılaştırdığımızda arada ciddi farklar görüyoruz. Türkiye’de şikayet konularının sayısı çok fazla. Müstehcenlik, intihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı, sağlık için tehlikeli madde temini, fuhuş, kumar… Avrupa’da bunların ancak yarısı kadar şikayet konusu var. Çocuk pornografisi, nefret suçları Avrupa’da şikayet konuları arasında. Fakat Türkiye’de şikayet edebileceğiniz konu sayısı Avrupa’nın 2 katından fazla. Ve doğal olarak Avrupa’da yılda 20-30bin şikayet gelirken, Türkiye’de 200bin şikayet geliyor. Sınırlarının tam olarak belirlenemediği şikayet konuları, örneğin müstehcenlik ya da yetişkin içerik gibi, Avrupa’da kişinin inisiyatifine bırakılırken, Türkiye’de insanlar şikayete yönlendiriliyor.

Sayın Acarer’e dönüyoruz, diyor ki:

”Sadece internet ortamında bu konudaki isteminizi belirtiyorsunuz. Bu doğrultuda size bir kullanıcı adı ve şifresi veriliyor. Böylelikle güvenli interneti kullanmaya başlıyorsunuz. İsterseniz çocuk seçeneğini kullanıyorsunuz. Diyelim ki vazgeçtiniz akşam evde aile profiline geçebiliyorsunuz. Bu profil içinde birtakım alt profilleri seçme hakkına da sahipsiniz. Ya da dediniz ki ‘ben hepsinden çıkıyorum, güvenli interneti kullanmayacağım’, ona geçebiliyorsunuz. Bu son derece güzel bir olay”.

Çocuk ve aile profillerini anladım. İnternet üzerinden 1 tık ile profil değiştirmeyi de anladım. Ama “Ben güvenli internet kullanmayacağım” dediğimizde, hakikaten filtre sisteminden tamamen çıkmış mı olacağız? Mesleğim gereği filtre sistemlerine aşinayım. Doğrudur, 1 tık ile filtre sistemindeki profilinizi değiştirebilirsiniz. Ama profilinizi değiştirmiş olmanız, filtre sistemi üzerinden internete erişmediğiniz anlamına gelmez. Sadece yeni profilinizde, engelli sitelerin listesi farklıdır. Halen sistem üzerinden internete erişirsiniz, ve sistem yaptığınız her internet erişiminin, girdiğiniz her sitenin kaydını tutar! Filtre sisteminden tamamen bağımsız olarak internete erişmek demek, filtre işlemini gerçekleştiren cihazı aradan çıkarmakla olur. Bu da tıklamayla olmaz, fiziksel müdahale gerektirir, ya da en basitinden, internet erişiminizin o cihazdan geçmeyecek şekilde yönlendirilmesi gerekir. Filtre sisteminin altyapısı, bir tıkla bunu sağlayabiliyor mu? Yoksa güvenli internet kullanmak istemeyen kullanıcılar da filtre altyapısı üzerinden, modemlerine sokulmuş bir dürbün ile mi internete erişiyorlar? Mahremiyet insan hakkı değil midir? BTK telefonlarımı da dinlemek ister mi? Mahremiyetimin sağlandığının garantisini BTK bana verebilirse, içim biraz daha rahatlayabilir.

Sayın Acarer, profil sınırlarının belirlenmesi için internet kurulunda bir grubun oluşturulduğunu söylüyor, ve diyor ki:

”11 kişiden ibaret bir grup. Bunun grupta psikologlar, pedagoglar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından, Dijital Oyunlar Federasyonu’ndan ve İnternet Kurulu’ndan temsilci var. Bunların yaptığı çalışma da neredeyse tamamlandı.

O da pasif bir şey değil. Sürekli değişen bir şey olacak. Çünkü siz bir site olarak ‘benim aile profilinde olmam lazım’ diye bu çalışma grubuna itiraz edebilirsiniz. Çalışma grubu bunu devamlı değerlendirecek. Bu, tamamen bir teknik çalışma.”

Eğitimli kişilerden oluşan 11 kişilik bir grup, filtre profillerinin sınırlarını belirleyecek. Bu grubu oluşturan kişilerin isimleri ne zaman açıklanacak? Ben ve benim gibi, konu ile yakından ilgilenen kişiler, interneti Türkiye için kimlerin sınıflandıracağını bilmek istiyoruz. Bir de, 11 kişilik bir grup, interneti sınıflandırmaya yetecek mi? Hadi profesyonel olarak, kurumsal seviyede filtreleme cihazları ve yazılımları üreten şirketler bu işi nasıl yapıyor ona bir bakalım.  Hemen rakamlarla örnek verelim. Kurumsal bazda web filtreleme yazılım ve cihazları üreten bir şirketten bahsetmek istiyorum. Gartner raporlarını yanlış hatırlamıyorsam (Gartner raporları, çeşitli sektörlerde, başarılı şirketleri belirleyen raporlar) son iki yıldır web filtreleme konusunda birinciliği kimseye kaptırmıyorlar. İnternet siteleri diyor ki, haftada 2 milyar alan adını, küresel çapta bir operasyonla analiz ederek sınıflandırıyorlar ve profilleri belirliyorlar. Haftada 2 milyar! Biri yılda 200bin mi demişti? Böyle bir işlemin, 11 kişi tarafından yapılması mümkün mü? Tüm bunlara rağmen, bu yazılımlar ve cihazlar bile %100 başarılı değil. Bir başka örnek: Çin. Şu an dünyanın en büyük filtreleme sistemine sahip ülke. Sadece profillerin içeriğini belirlemek ve web sitelerini analiz etmek için Çin hükümeti, eğer yanlış bilmiyorsam (yanlışsam düzeltin) 10bin kişiyi çalıştırmakta. Biri 11 kişilik bir grup ile,  sürekli güncellenen bir engelleme profili yapısı kuracağız demiş miydi?

En çok şikayet de cinsel içerikli siteler konusunda yapılıyormuş. Cinsel içerikli sitelerin %90’ının, hemen girişte, daha siz içeriğe maruz kalmadan sizi uyardığını biliyor muydunuz? Denemek ister misiniz? Hemen browser’ınıza en çok bilinen sitelerden birini yazın: www.playboy.com. Göreceksiniz ki daha ilk sayfada bu sitenin yetişkin içerikli olduğuna ve rahatsız olacaksanız girmemeniz gerektiğine dair uyarı gelecek. Gelmedi mi? Pardon, Playboy’un internet sitesi BTK tarafından DNS üzerinden engelliydi… Demek istediğim şudur ki, cinsel içerikli sitelere girmek, kişinin kendi tercihidir. Çocuklarınızı bu içerikten korumak yerine eğitmek daha doğru sonuç verir. Çünkü filtre sistemleri zaten bu içeriğin tamamını filtreleyemeyecek. Müstehcenliğin ya da yetişkin içeriğin tanımı o kadar garip ki, HaberTürk gibi bir haber sitesinde yayınlanan manken resimleri de kimi insanlar için müstehcen olabilir. HaberTürk’ü de mi filtreleyelim?

İşin özü şu: %2,5 internet kullanıcısının şikayetçi olduğu bir ülkede, yarım yurum çalışacak bir filtre sistemine, binlerce dolar yatırım yapmak mı? Yoksa %2,5 kullanıcıyı memnun edecek bir filtre yazılımı geliştirip, tüm internet kullanıcılarını,internet kullanımı konusunda bilinçlendirecek adımlar atmak mı? Paranoyakça soruyorum, %97,5 halinden memnun kullanıcıyı filtre arkasına almaktaki gerçek amacınız nedir? Lütfen Sayın Acarer, beni ve %97,5 halinden memnun kullanıcının içini rahatlatacak bir değerlendirme yapın.

Kaynak: http://www.bilgicagi.com/Yazilar/7956-acarer_internetin_kontrolu_artik_elinizde.aspx

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: