TOPLUMSAL PAYLAŞIM AĞLARINDA SOSYAL SERMAYE PRATİKLERİ*

Dr. Mehmet Emin Babacan/İnönü Üniversitesi

* Bu metin Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Anabilim Dalı’nda “Toplumsal Paylaşım Ağlarında Sosyal Sermaye Pratikleri” başlığıyla Eylül 2012’de kabul edilmiş Doktora Tezinin “Giriş” ve “Sonuç” bölümlerinin özeti şeklinde hazırlanmıştır.

Giriş

Yaşadığımız zamanın ruhuna karşılık gelen bir kavramsallaştırma olarak ‘iletişim çağı’, bireysel ve toplumsal düzlemde hayatın bütün yönlerini bir şekilde etkilemekte ve şekillendirmektedir. Bu anlamda iletişim çağının yeni medya formu olan ‘yeni medya’ araçları gündelik hayatın pratiklerinden, bilimsel çalışmaların konusu olmaya kadar geniş bir düzlemde görünürlüğünü devam ettirmektedir. Yeni medya araçlarından özellikle sosyal medya olarak adlandırılan toplumsal paylaşım ağları (Facebook, Twitter, MySpace vb.) günümüz dünyasının en önemli fenomenlerinden biri haline gelmiş durumdadır. Sosyal medya gibi, bireysel ve toplumsal izdüşümleri olan olguların bugün toplumsal yapı içerisinde ne anlama geldiği, hangi bağlama oturduğu gibi temel soruları soran sosyal bilimlerin birçok disiplini, geçmişte de kitle iletişim araçları bağlamında benzer sorular sorarak, cevaplar aramıştır. Söz gelimi Sanayi Devrimi, Kapitalist İktisadi anlayış ve modernitenin ortaya çıkardığı yeni toplum biçiminde kitle iletişim araçlarının işlevi, önemi, etkileri vb. temel konuları, başta iletişim bilimleri olmak üzere, sosyoloji, siyaset bilimi, psikoloji, eğitim bilimleri gibi birçok disiplin sorunsallaştırarak incelemiştir. Bu bağlamda modern dönemde kitle iletişim araçları ve işlevlerine ilişkin en önemli katkılardan biri, yirminci yüzyılın ilk yarısında Frankfurt Okulu temsilcilerinden gelmiştir. ‘Kültür Endüstrisi’ kavramsallaştırmasıyla modern muhayyileyi birçok yönüyle eleştiren okul temsilcilerinden olan Thedor W. Adorno, Max Horkheimer, Herbert Marcuse gibi isimler kültür endüstrisinin, modern sanayi toplumunun homojenleşmiş ve rasyonelleşmiş dünyasının düzgün işlemesine yardımcı olma işlevine sahip olduğunu belirtmektedirler (Lunn 1995: 201).

Modern dönemin başat unsurlarından biri olan kitle iletişim araçları, sosyal bilimciler tarafından daha çok eleştirilerek ve olumsuzlanarak değerlendirilmiştir. Bu anlamda geçen yüzyılda sosyal bilimler alanında yapılan çalışmalarda iletişim araçlarının varlığı, işlevi ve etkileri önemli çalışma alanlarından biri olarak yazın literatüründe önemli bir yer tutmaktadır. İletişim araçlarıyla bir biçimde ilişkilendirilen birçok konu ve kavramdan biri de bireysel ve toplumsal ‘sosyal sermaye’ kavramıdır. Başka bir ifadeyle iletişim araçlarının bireysel ve toplumsal düzlemde sosyal sermaye değeri üretip üretmediği etrafında odaklanmasıdır. Bu bağlamda yapılan çalışmaların bir kısmı kavram olarak sosyal sermaye’yi merkezine almamış olsa da, iletişim araçlarının bireysel ve toplumsal izdüşümlerinde sosyal sermayenin izini sürmüşlerdir. İletişim araçlarının birey, toplum, iktidar, sermaye, tüketim, sosyalleşme vb. bir dizi kavramla ilişkilendirilen bütün çalışma alanları temelde bireysel ve toplumsal sosyal sermaye ile ilişkilendirilebilir.

Geçen yüzyılda iletişim ve ona paralel alanlarda yapılmış çalışmalarda ortak kabul görmüş bir kavramsallaştırma olarak ‘kitle iletişim araçları’, bir bakıma iletişim araçları ve işlevlerine nasıl yaklaşıldığını resmetmektedir. Daha çok yüklenen olumsuz anlam ve bu araçlara yöneltilen eleştirilerden kitle iletişim araçlarının sosyal sermayeyi beslemediği ve hatta eksilttiği anlaşılmaktadır. Zira kitle iletişim araçlarının güç ve iktidar ekseninde konumlandırılarak eleştirilmesi, onun kapitalist üretim ve tüketim kültürü kalıpları oluşturmada bir araç olarak kullanıldığı eleştirisi, kitle iletişim araçlarının bireysel ve toplumsal sosyal sermayeye katkısının olmadığı veya çok az olduğu anlamını taşımaktadır. Aynı şekilde modern dünyada sosyal sermaye yitiminin nedenlerinden birisi olarak kitle iletişim araçlarından televizyonu işaret eden Putnam, (Putnam 1995, Field 2008,) televizyonun başında uzun süre oturan bireyin yalnızlaştığını ve sosyalleşmekten koptuğunu belirtmektedir.

İlişkilerin önemli olduğu tezi üzerinden temellendirilen sosyal sermaye, ne kadar fazla insan tanıdığımız ve onlarla ne kadar ortak bir hayat görüşü paylaştığımızın hâsılası olarak tanımlanmaktadır. Aynı şekilde insanların sahip olduğu iletişim ağları, onların hedeflerini sürdürmelerine izin veren ve aynı zamanda toplumu bir arada tutmaya yardımcı olan daha geniş ilişkiler ve normlar kümesinin bir parçası olarak görülmelidir (Field 2008:1-4).

En genel anlamıyla sosyal sermaye kavramına atfedilen anlam, bireysel ve toplumsal refahı sağlayan bir unsur olmasıdır. Söz konusu sermayenin varlığı, bireysel düzlemde insanları daha başarılı, daha mutlu ve daha sağlıklı kılarken; toplumsal düzeydeyse daha güvenli, daha sağlıklı, daha kültürlü, daha iyi yönetilen ve genelde daha az ‘sosyal sermaye stokuna sahip olanlar’ dan daha mutlu toplumlar yaratma vaadini içinde barındırmaktadır (Uğuz 2010: 16).

Sosyal sermayenin bireysel ve toplumsal refah düzeyi için önemi, beraberinde birden çok boyutu da dikkate alma zorunluluğunu getirmektedir. Genelde tek boyutlu bir kavram olarak ele alınıp çalışılmış olmasına rağmen, gittikçe artan bir şekilde sosyal sermayenin çok boyutlu bir kavram olduğu kabul edilmektedir (Carolis ve Saparito 2006, akt. Uğuz 2010: 59). Sosyal olay ve olguların anlaşılmasında birden çok boyut olduğu gibi, soysal sermayenin de birden çok boyutu bulunmaktadır. Söz konusu boyutların bir araya gelmesi ve birbirini tamamlamasıyla gerçek anlamda sosyal sermaye değeri üretilebilir. Literatürde sosyal sermayeye ilişkin çeşitli sayılarda boyutlar ve unsurlar belirtilse de, kabul görmüş olanlar ağlar, normlar, güven, karşılıklılık ve sivil katılım gibi unsurlardır. Bu anlamda Putnam (2001: 7) ve sosyal sermaye alanında çalışan diğer pek çok isim (Narayan ve Cassidy 2001, Anheier ve Kendall 2002), ağlar, normlar, güven, karşılıklılık ve sivil katılım gibi unsurları sosyal sermaye ile ilişkilendirilebilecek unsurlar ve boyutlar olduğunu belirtmektedirler. 

Sosyal sermaye unsurlarının birbirini tamamlayan ve besleyen bir karaktere sahip olması, insan ve toplum ilişkilerinin belli bir zamana ve bağlama ihtiyacı olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Bu anlamda sosyal medya araçlarında bulunan milyonlarca bireyin, sosyal sermaye unsuru sayılabilecek bazı özellikler çerçevesinde bu araçları kullanma pratikleri onların sosyal sermayelerine katkıda bulunmakta mıdır? Sanal bir ortam olarak adlandırılan sosyal medya katılımı, sosyal sermaye unsurlarının pratize edilerek, bireylerin gerçek hayatlarında onlara sosyal sermaye değeri üretebilmekte midir? Söz gelimi sosyal medya ortamında paylaşımda bulunma pratiği, tek başına bir sosyal sermaye değeri üretmekte midir?

Bütün bu sorulara cevap arayan çalışmamızın ana hipotezi, kullanıcıların sosyal medya ortamında gerçekleştirdiği pratiklerin, sosyal sermayelerine katkıda bulunmadığı veya başka yeni bir sermaye türü ürettiği üzerine kurulmaktadır.

 

Sonuç

Birey ve toplumun içine doğduğu ve içinde yaşadığı zamanın ruhunu irdelemek daha çok sosyal bilimlerin ödevi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda günümüzde bütün dünyada olduğu gibi, yaşadığımız toplumsal hayata her geçen gün daha çok nüfuz eden ve görece yeni bir alan olan yeni iletişim araçları ile ona ilişkin birey ve toplum ilişkilerinin varlığı, araştırılmayı fazlasıyla hak etmektedir. Küresel ve yerel düzlemde dikey veya yatay bütün ilişki biçimlerini derinden sarsarak sessiz bir devrim gerçekleştiren internet ve ona ilişkin yeni medya araçlarına dair çalışmalar her geçen gün yoğunluğunu artırmaktadır. Yeni medya araçlarından, özellikle sosyal medya olarak adlandırılan bu yeni mecranın insan ve toplum hayatının bütün kesitleriyle bir biçimde ilişkili olması, onu bir yandan post modern zamanın vazgeçilmez aracı kılarken, bir yandan da araştırılmayı, incelenmeyi hak eder konuma getirmektedir.

Sosyal medyanın birey ve toplum hayatına yoğun biçimde girmesi ve her geçen gün daha fazla ve karmaşık bir biçim alması, onun popülaritesini artırmaktadır. Bireyin psikolojik ve psiko- sosyal ihtiyaçlarına karşılık gelen bir mecra olması sosyal medyanın ağırlığını her geçen gün artırmaktadır. Modern kent hayatının atomize ettiği bireyin, yeniden kendi varlık tekinden olan insanla sanal bir ortam da olsa, buluşmasına olanak tanıyan sosyal medya post modern zamanın ruhuna uygun bir iletişim aracı olarak işlev görmektedir. Aynı şekilde zamanın ruhuna uygun biçimde olumlu ve olumsuz birçok özelliği içinde taşıyan sosyal medya, sadece bireylerin sosyal mekânlar inşa ederek var oluş pratikleri gerçekleştirdikleri bir mecra değil, çok daha karmaşık bir dünyanın şifrelerini de kendi içinde barındırmaktadır. Bu anlamda sosyal medyanın birey hayatı için önemli olan iletişim ve paylaşım özellikleri ile sınırlı olmaması, onu yerel ve küresel bütün oyun kurucuların gündeminde kalmasını sağlamaktadır.

Sosyal sermaye ise, birey ve toplum hayatının karşılaştığı zorluklar ve olumsuzlukların üstesinden gelmesi beklenen bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda bireylerin kendi özgür iradeleriyle kullanım pratikleri gerçekleştirebildikleri sosyal medya ortamının sosyal sermaye üretip üretemeyeceği önem kazanmaktadır. Sosyal medyanın, toplumsal bir tutkal olarak işlev görmesi beklenen sosyal sermaye değeri üreterek, birey ve toplum hayatına etkinlik kazandırabilme potansiyeli önem taşımaktadır. Söz konusu bu iki olgunun nasıl bir ilişkiye sahip olduğunu araştırmak tez çalışmamızın temel çıkış noktasını oluşturmaktadır. Bu nedenle çalışmamızda bazı sosyal medya kullanım pratikleri ile sosyal sermaye arasındaki ilişki ele alınmıştır.

Sosyal medyaya atfedilen anlam ve geliştirilen kullanım pratikleri kültürden kültüre, hatta bireyden bireye farklılık göstermektedir. Bu nedenle çalışmanın temel çıkış noktası ve hipotezi ortaya konurken söz konusu bu gerçek göz önünde bulundurulmuştur. Buna göre çalışmanın temel hipotezi, ülkemizde eğitim gören üniversite öğrencilerinin sosyal medya kullanım pratiklerinin, onların sosyal sermayelerine çok fazla katkıda bulunmayacağı şeklindedir. Bununla birlikte öğrencilerin gerçekleştirdikleri pratikler daha çok var olan sosyal sermayelerini ağ ortamına taşımak ve bir iletişim aracı olarak kullanmak şeklinde gerçekleşmektedir.

Bireysel ve kültürel kullanım pratiklerinin farklılığıyla birlikte sosyal medya araçlarının var oluşuna uygun ve en yaygın kullanım pratikleri üzerinden sosyal sermaye birikiminin varlığı araştırılmıştır. Bu anlamda en yaygın sosyal medya kullanım pratiklerinden olan sosyal ilişkiler, paylaşım, güven, siyasal katılım, demokrasi/ özgürlük, eğlence, psikolojik tatmin gibi faktörler ile sosyal sermayenin en önemli unsurları olan sosyal ağlar, güven, karşılıklılık ve normlar üzerinden bir sosyal sermaye taraması gerçekleştirilmiştir.

Örneklemini Türkiye’de iletişim teknolojilerini en çok kullanan yaş aralığındaki üniversite öğrencileri içinden örgün öğretimde bulunan öğrencilerin oluşturduğu çalışma, yukarıda belirtilen temel sosyal sermaye bileşenleri etrafında geliştirilmiştir.

Çalışma bulguları, sosyal medyayı kullanan öğrencilerin gündelik hayatlarında internet ve sosyal medya kullanımının önemli bir yer teşkil ettiğini göstermektedir. Bununla birlikte öğrencilerin aile, arkadaş ve sosyal ilişkileri görece değişse de, gerçek hayat ile sanal olarak adlandırılan internet ve sosyal medya ortamında gerçekleştirilen yeni ilişkilerin birbirini tamamlar nitelikte olduğu görülmektedir. Başka bir ifadeyle öğrenciler sosyal medya ortamına, gerçek yaşamlarından ilişkilerini taşıyarak var olma pratiğinde bulunmaktadırlar.

Çalışma sonuçları, sosyal medyaya ilişkin en yaygın kanaat olan sosyal medyanın bireyleri sosyalleştirdiği düşüncesinin göreceli bir yaklaşım olduğunu ortaya koymaktadır. Başka bir ifadeyle çalışmaya katılan öğrencilerin büyük çoğunluğu sosyal medyanın hayatları için vazgeçilmez olduğunu, gündelik hayatlarının çok önemli bir parçası olduğunu düşünürken, kendilerini sosyalleştiren bir araç olduğu konusunda net bir yaklaşım ortaya koymamaktadırlar. Bununla birlikte öğrencilerin sosyal medya ortamında sahip oldukları arkadaş sayılarına ilişkin veriler ile sosyal medyanın kendilerini sosyalleştirdiğine inanan öğrencilerin verileri göz önünde bulundurulduğunda sonucun aslında yeni tip bir sosyalleşmeyi işaret ettiği anlaşılmaktadır.

Görece gerçekliğin yeni bir alanı olan internet ve internet dolayımında sosyal medya araçlarına ilişkin ilk dönem çalışmalar, söz konusu gerçekliğin bu yeni alanını sanal olarak tanımlamaktaydı. Bu bağlamda çalışmanın kuramsal kısmına ilişkin okuma ve yazma edimimiz süresince literatürdeki genel yaklaşımın, dolayısıyla bizim yaklaşımımızın da söz konusu bu ortamın sanal olarak adlandırılabileceği yönündeydi. Fakat çalışma bulgularımızda ortaya çıkan sonuçlar, sosyal medya ortamının zaman ve uzam bağlamında gerçek hayattan farklı olsa da, tamamiyle sanal olmadığı ve orada pratikte bulunan bireylerin bir biçimde sosyalleşme pratiğinde bulundukları ifade edilebilir. Sosyal medyanın kendi ruhuna uygun bir var olmanın, sosyalleşmenin ve bir kimlik inşa etmenin yeni bir mekanı ve aracı olarak işlev gördüğü belirtilebilir. 

Sosyal sermaye literatürünün belki de en önemli kavramı olan güven ile sosyal medya kullanım pratikleri arasında kurulan ilişkiye dönük elde edilen veriler, çalışmaya katılan öğrencilerin sosyal medyada gerçekleştirdikleri ilişkilerinde güven derecesinin düşük olduğu gözlenmektedir. Buna göre sosyal medyanın kullanıcılara sunduğu anonim kimlik inşa edebilme özelliği çerçevesinde öğrencilerin tanımadıkları kişilere karşı güven duyma derecesi oldukça düşük görünmektedir. Güven duygusunun daha ziyade tanınmayan kişilere yönelik düşük gerçekleşmesi, öğrencilerin gerçek hayatta sahip oldukları ilişkileri ve sosyal sermayeleri etrafında bir güven geliştirdikleri anlamına gelmektedir. Sonuç olarak ülkemizde sosyal medya kullanan öğrenci profili, ağda tanıştığı yeni arkadaşlarla güven ilişkisi kurmakta yetersiz kaldığına işaret etmektedir. Bununla birlikte daha ziyade gerçek hayatta sahip olduğu arkadaş ve ilişkileri temelinde bir güven ilişkisi gerçekleştirmektedir. Bu duruma örnek olarak çalışmaya katılan öğrencilerin kendi siyasi anlayışları ve dünya görüşlerine uygun gruplara katılım göstermeleri ve bireylerle görüşmeleri konusunda belirttikleri tutumları örnek gösterilebilir. 

Kaynaklar

ANHEİER, Helmut ve Jeremy Kendall (2002) Interpersonal Trust and Voluntary Associations: Examining Three Approaches, The British Journal of Sociology,  Volume 53, Issue 3.

FIELD, John (2008) Sosyal Sermaye, Çev. Bahar Bilgen ve Bayram Şen, İstanbul,  İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay.

LUNN, Eugane (1995), Marksizm ve Modernizm, Çev: Yavuz Alogan, İstanbul, Alan Yay.

NARAYAN, Deepa ve Michael F. Cassidy (2001) A Dimensional Approach to Measuring Social Capital: Development and Validation of A Social Capital  Inventory”, Current Sociology, 49/2.

 PUTNAM, Robert D. (1995 a)  “Bowling Alone: America’s Declining Social Capital”,  Journal of Democracy 6/1, Jan 1995

(2001 b) “Social Capital: Measurement and Consequences”,      http://www.oecd.org/dataoecd/25/6/1825848.pdf, Erişim Tarihi:23.03.2011.

UĞUZ, Hülya Ekşi (2010) Kişisel ve Kurumsal Gelişmeye Farklı Bir Yaklaşım; Sosyal Sermaye, Ankara, Orion Kitabevi.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: