Türkiye’nin Yeni İnternet Yasası: Sanal Alışveriş Merkezine Devriye

Yazarlar:Jussi Parikka ve Burak Arıkan

İfade özgürlüğü sekiz ay önceki Gezi Parkı protestolarından beri hem online hem de offline mecralarda giderek artan saldırılara maruz kalıyor. Yeni internet yasası dijital sivil toplumu daha büyük bir tehdit altında bırakırken, internet üzerinde fahiş ve isteğe bağlı iktidar kurma hakkını hükümetin ellerine teslim etmekte.

Türkiye bir déjà vu yaşıyordu: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ülkesinin kendini barış ve düzene adamış bir ülke olduğunu savunurken, çevik polis plastik mermilerini, Toma’larını kuşanmış birçok şehrin sokaklarında protestocuları karşılıyordu. Bu sefer eylemciler meclisten geçmiş ve Cumhurbaşkanı Gül’ün onayına kalmış olan yeni internet yasasına karşı sokaklara dökülmüştü.

günün ve yarının muhaliflerini gözetleme

Uzmanlar kısaca yenilenen 5651 no’lu yasanın muhalif seslerin takibi için kullanılacak arttırılmış bir gözetim aracı olacağından endişe ediyor. 2007 senesinde sunulan yasa Avrupa Komisyonu tarafından İnsan Haklarını ihlal eder nitelikte bulunmuştu. Yeni yasa da süreci tamamlaması durumda, politik sebeplerle zarar verici nitelikte olduğu iddiasıyla, kayıtlara ve sızdırılmış belgelere erişimi kısıtlamak amacıyla kullanılabilecek.

Yeni yasa DNS ve IP temelli erişim engellemenin ötesine giderek URL temelli sansür getiriyor. Bu hükümet ve internet servisi sağlayıcılarının kullanıcıların sanal ortamdaki aktivite kayıtlarına derin bir takip yapması ile ancak mümkün olabiliyor (“Deep Packet Inspection”). İnternet Servisi Sağlayıcıları Başbakanlığa bağlı ve kolaylıkla yön verilebilecek bir organ olan TİB’den gelecek direk emirleri uygulamakla yükümlü olacaklar. Dahası, yeni tasa TİB başkanının mahkeme emri olmaksızın bireysel olarak hangi sitelere sansür uygulanacağı kararı alabilmesine de imkan sağlıyor. İnternet yasası aynı zamanda bu organın ve başkanın özel bir statü ile diğer güç odakları tarafından denetlenme ihtimalinin de önüne geçiyor. Başbakan TİB’i telefonla arayarak belirlediği internet sitelerinin dört saat içerisinde kapatılması emrini verebilir.

Yasanın imkan sunacağı muhtemel kontrol yöntemlerini bize ancak gelecek gösterebilir: İnternet sağlayıcıları, kullanıcıların hareketlerinin en az iki yıllık kaydını barındırmakla yükümlü hale geliyor. Yeni yasanın AKP’ye sağlayacağı politik faydanın ötesinde, gelecekteki hükümetlerin de vatandaşın sanal aktivitesi üzerinde inanılmaz seviyelerde kontrol sahibi olacağı sonucunu doğuruyor.  

Türkiye Korsan Partisi, yasanın tasarlandığı erken dönemlerden beri, vatandaş gazeteciliği ve bağımsız medyanın en ağır darbeyi alacağı gibi bir çok endişeyi dile getirdi. Parti, URL kısıtlaması gibi yeni uygulamalarda, yetkililere tanınan gözetleme ve müdahale haklarının genel çerçevesine kadar birçok konuyu özetledi. Buna göre, belli gruplara, bireylere ve konulara karşı hedef alınarak gerçekleştirilecek müdahalelerin korkusuyla internet sağlayıcıları hükümetin gözlem mekanizması haline getirildi. Konuda önde gelen sivil toplum örgütlerinden birisi olan Alternatif Bilişim Derneği de halkın konu hakkında daha bilinçli hale gelmesi ve özgürlükleri kısıtlayan yeni yasaya karşı durabilmesi için aktif olarak yayınlar çıkarmaktadır.

Yeni internet yasası Türkiye’yi Avrupa Birliği kriterlerinden uzaklaştırmakla kalmıyor, ülkeyi Çin, İran, Suriye, ve Arabistan gibi ülkelerin bulunduğu bir lige sokuyor. Dahası, yeni internet yasası her demokratik yönetimin sahip olması gereken, yasama, yürütme ve yargı ayrılığı ilkesi ile birçok açıdan aynı değerde olan internet bağımsızlığı ilkesini ihlal ediyor. Çelişkili bir biçimde, bu ayrım Türkiye’de 17 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonu takiben geçen son aylarda son derece zayıflatılmıştı.

Diğer bir deyişle, internetin gözetim ve güvenlik önlemlerinin çoğaltılması devletin son aylardaki dış ve iç güçlerin aleyhinde beraber çalıştığına dair geliştirdiği paranoyanın bir uzantısıdır. Hükümete göre Amerika, Avrupa Birliği, Lufthansa, BBC, Gardiyan, İsrail ve bir çok başka ülke ve kuruluş entrika listesinde yer alıyor. Bu paranoyanın üzerine şimdi artık yasa da sınırsız hak vererek geçtiğine göre internetteki aktivitelerinizin, üstelik iki yıllık bir kaydının tutulacağını düşünürseniz, suç unsuru içermediğinden – ki bu paranoya geleceğe de sıçrıyor – hiç bir zaman yüzde yüz emin olamazsınız. Yeni yasanın, ülkenin dört bir yanına sıçrayan Gezi Parkı protestolarından beri sürdürülen hükümet politikalarının devamı niteliğinde olduğu söylenebilir.

Ahmet Sabancı’nın “İnternete Elveda” başlığı altında kaleme aldığı mektup şairane bir şekilde bildiğimiz internetin “Türkiye Kısıtlı Ağı’na” olan korkutucu geçişi gözler önüne sererken Türkiye’deki dijital alanın yükselen ticari ve hiyerarşik doğasının da altını çiziyor.  Yeni yasayı savunanlar yasanın gizlilik ve özellikle ticaret için iyi olacağını iddia ediyor. Bu Sabah gazetesinin konu ile ilgili attığı “Yeni İnternet Yasası Popüler İnternet Sitelerinin Türkiye’ye gelmesinin önünü açıyor” manşetini izah eder nitelikte. Son zamanlarda Erdoğan’ın Twitter ve diğer sosyal medya mecralarına getirdiği sert saldırılardan sonra, Sabah’ta yayınlanan bu haber hükümetin söylemindeki yön değişimine de işaret ediyor: “Yeni yasanın en önemli özelliklerinden bir tanesi Facebook, Twitter ve Youtube gibi son derece popüler olan internet sitelerinin Türkiye’ye yatırım yapmalarının önünü açmasıdır.”

Sonucunda, son dönemlerdeki yabancı hükümetlerin ve bazı şirketlere karşı kullanılan itham dolu sözlerden dolayı meydana gelen belli PR felaketlerine rağmen, Türkiye hükümeti sanal ekonomi yaratmanın peşine düşen, finansal motivasyonları olan diğer bünyelerden pek de farklı değil. Hükümet Silikon Vadisi’ndeki küresel etkisi olan dijital şirketlerle bağlar kurmaya ve ulusal pazarda da kar sağlayan ve giderek canlanan bir dijital servis ekonomisi yaratmaya çalışıyor.

internet özgürlüğünün ticarileştirilmesi

Dijital Türkiye fikri bir ticaret fikri. Hükümetin kent politikaları sanal aleme de uzanıyor: internet bir alışveriş merkezi olarak kurgulanıyor. Hükümetin kent politikaları çok açık bir şekilde kamusal ortak mekan hakkına karşı kitlesel bir şiddete neden olmakla kalmadı bir çok insanın da evlerinden ve mahallerinden sürülerek mülksüzleştirilmesine de sebep oldu. Yolsuzluk soruşturmasının patlaması ile birlikte, inşaat firmaları ve hükümet arasındaki ortaklıklar tartışılmaya başlandı ve muhaliflerin  gerçekleştirdiği Mülkşüzleştirme Ağları gibi çalışmaların üzerinden son derece büyük önem taşıyan hükümet ve özel sektör arasındaki bu bağlar sorgulanmaya başlandı.

Aynı şekilde internet yasası, güç dengelerini göz önünde bulundurmaksızın hükümetin kuşku uyandırıcı ilişkilerinin bir uzantısı niteliğinde. Yolsuzluğa son derece müsait bir bünye var karşımızda, internet ekosistemi kolaylıkla kontrol altına alınabilir durumda. Devletin İnternet altyapı sağlayıcılarına vereceği ihalelerin takibi, inşaat şirketleri ile olduğu gibi son derece manidar olacaktır. Teklif aşamasından beri yasa, İnternet servis sağlayıcılarının hükümetin kendi İnternet sağlayıcıları tarafından oluşturulacak ve katılımı mecburi olan bir birliğe dahil olmasını öngörüyordu. Üyelik masrafları ve devletin talep ettiği diğer gereksinimler düşünülünce her İnternet servis sağlayıcısının bu koalisyona katılması mümkün olmayacaktır, bu da internetin altyapısının tekelleşmesini, ekonomik ve teknolojik gücünün tek bir elde toplanması anlamına gelecektir.

Diğer bir deyişle bu yasa, kişilerin internetteki davranışlarının yönlendirilmesi, en kötü senaryo olan kişilerin çeşitli sivil haklarından mahrum bırakılması ve belli ticari platformların ve servislerin ve tüketicilerin kendilerini “güvende” hissettiği bir gerçeklik yaratılmasının bir aracı olacaktır. Ancak çeşitli online şirketlerin yığın veri (“big data”) olarak bilinen iş modellerinden de bildiğimiz üzere, kişinin dijital izleri üzerinden bu gizlilik ve güvenlik duygusu ve kişilerin gayri-maddi emeği son damlasına kadar sömürülmektedir. Güvenlik konusunda olduğu gibi amacına hizmet eden ancak göze çok batmayan yöntemlerle gözetime devam edilecektir. 

Dolayısıyla bu yasa şirketlerin ticari dijital alanına yaptırımlar getirerek hükümetin arzu ettiği internet davranışlarını yeniden üreten bir mekanizma işlevi görecektir. İnternetin hızla televizyon gibi verici-alıcı modeli üzerinden işleyen hiyerarşik bir yapıya büründürülmeye çalışılması, daha doğrudan ifade etmek gerekirse, devletin güvenlik ve polis güçleri tarafından gözetlenen ve kontrol altında tutulan bir yapıya dönüştürülme çabası Ağ Politikası başlılığı altında sıklıkla tartışıldı. Bu bir bakıma bu durum Türkiye’nin mevcut politik rejiminin ve çağdaş tüketim odaklı internet kapitalizminin hikayesini bir arada izah ediyor.

Elbette, tahmin edilmesi mümkün olmasa da, örneğin Facebook gibi mecralarda politik fikir paylaşımları giderek artabilir. Hükümet için, kutsanmış kanalların sunduğu filtrelenmiş içeriği tüketen ve televizyon izleyicisinin bir modeli olan kullanıcı, ideal internet kullanıcısı olmaya devam edecektir. Hükümetin eski kafalı idealleriyle bezediği internete dair vizyonu içerisinde elbette P2P ya da dağıtık ağlar fikri yer almıyor. Hükümetin politikası teknolojinin tabandan üretiminin yerine, tüketilmesi yönünde. AKP hükümetinin internet ekonomi politikası, internetin Türkiye’nin sokaklarında biber gazı ve plastik mermi ile karşılaşan insanlarının özgürce kendilerini ifade edebildiği bir alan olması yerine bu mecraları bir tüketim alanı olarak görmeye saplanmış durumda. Şimdi de online mecralarda kişilerin ifade özgürlüğüyle uğraşıyor ve bu özgürlükleri hukuki ve teknik yollardan kontrol altına almanın yolunu açıyor.

Sertleşen yasaların karşısında, güçlü bir dijital aktivizm ve dijital direniş kültürü gelişmekte. İnsanlar her geçen gün açık platformları kullanmaya, iletişimlerini şifrelemeye ve VPN uygulamalarını kullanarak hem engelli sitelere erişim sağlamaya, hem anonim kalmaya, hem de sızan bilgileri her seferinde farklı yöntemlerle kitlelere yaymaya devam ediyorlar. Internet ve sokaklar arasında güçlü bir geribildirim döngüsü hali hazırda mevcut ve bu melezlik yeni yasaya rağmen yaşamını sürdürmeye devam edecek. Kamusal alanlar olan kent ve internet, kentsel dönüşüm politikalarıyla ve aynı şekilde dijital yasaklarla kontrol altına alınmaya çalışıldıkça, hem dijital hem kentsel direnişi arttıracaktır. Bu da internet ve yazılım üzerine gelişmiş bir politik bilinci mücadele ortamının merkezine getirecektir.

Bu makale ilk olarak Open Democracy sitesinde yayımlanmıştır.

http://www.opendemocracy.net/opensecurity/jussi-parikka-burak-arikan/turkey%E2%80%99s-new-internet-law-policing-online-mall

Çeviri: Zeyno Ustun

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: