Facebook’un online deneyleri

Yazar: Engin Bozdağ, Araştırma Görevlisi Alexander von Humboldt Internet ve Toplum Enstitüsü Berlin-Almanya
 
Facebook yakın zaman önce yayımladığı makalesi ile ortalığı karıştırdı. New York Times “Facebook bizleri laboratuvar faresi olarak görüyor” dedi, Atlantic’ten Robinson Meyer araştırmayı “insanların ruh halini gizlice etkilemeye çalışan bir deney” olarak niteledi. Bu konuda bayağı bir bilgi kirliliği yaşanıyor ve özellikle Türkçe içerikli sosyal medyada değişik argümanlar üretiliyor. Bazıları sanki Facebook bunu ilk kez yapıyormuş gibi şaşırırken, başkaları Facebook’un bir şirket olduğunu, istediğini yapabileceğini iddia ediyor. Doktoramı bu alanda yapmakta olduğum için bu kısa yazı ile Türkçe olarak olan biteni özetlemeyi ve kendi görüşlerimi bildirmek istedim. 
 
Deney nasıl yapıldı ve ne hakkında idi?
Facebook pozitif veya negatif duyguların bulaşıcı olup olmadığını, yani kötü veya iyi hissin bir insandan diğerine geçip geçmeyeceğini anlamak için bir deney yapmaya karar verdi. Yüz yüze olan iletişimde böyle bir şeyin varlığı biliniyordu, fakat sosyal medyada (hatta online herhangi bir ortamda) böyle bir büyük ölçekte araştırma yapılmamıştı.
 
Facebook bunun için 2012 Ocak Ayında 700bin kullanıcısının haber akışı (news feed) ile oynama yaptı. Bazı insanların haber akışında negatif duygular içeren iletileri saklarken, bazılarının haber akışındaki pozitif duygular içeren iletileri sakladı. Yani Facebook kendisi pozitif ya da negatif ileti eklemedi.
 
Sonuç: araştırmacılar kullanıcıların çok ufak bir yüzdesinde böyle bir etkilenme gördüğünü bildirdi. İnsanlar haklı olarak kendilerine haber verilmeden duyguları ile oynanmasına tepki verdiler.
 
Facebook buna nasıl cesaret eder?
Bu Facebook’un ilk gerçekleştirdiği deney değil. 2012 yılında insanlar arasında bilgi yayımını anlamak için 250 milyon kullanıcının haber akışı (news feed) ile oynamışlardı. 2010 yılında 61 milyon kullanıcıya oy kullandırmak için farklı teknikler denemişlerdi (“oy verdim” şeklinde ileti paylaşma opsiyonu, oy sandıklarının yerini gösteren bilgiler, arkadaşlarının oy verdiğine dair hatırlatma iletileri, vs.)
 
Facebook zaten deney yapıyor ki?
Facebook araştırmasını kabul eden bilimsel derginin editörü Susan Fiske Facebook’un kendisinin zaten bir deney ortamı olduğunu söylüyor. Facebook haber akışı kısmını her kullanıcı için kişiselleştiriyor. Yani yazdığınız bir ileti listenizdeki herkese gösterilmiyor (2012’deki bir habere göre listenizdekilerin sadece %12’si görüyor yazılanları). Facebook algoritmaları sizin için en önemli verilerin ne olduğuna karar verip üretilenlerin sadece bir kısmını yayınlıyor. “En önemli” yi nasıl hesapladığını ise bizlerle paylaşmıyor. Makaleyi üreten Facebook araştırmacıları da “haber akışı” özelliğinin zaten filtreleme yaptığını, kendi araştırmalarında sadece yeni filtreler eklediklerini belirtiyorlar.
 
Facebook’un bu özelliği uzunca bir süredir tepki görüyordu. Bunun dışında 2014 Ocak ayı itibari ile Facebook’taki kar amacı gütmeyen organizasyonlar kendi “sayfalarını” takip eden kullanıcılara ulaşamamaya başladı. Facebook bu organizasyonlardan reklam satın almalarını, kullanıcılara böyle ulaşmalarını öğütledi. Yani Facebook daha çok para verenin iletisini daha çok insana gösteriyor.
 
Ama Facebook bir şirket, istediğini yapabilir?
Bu argümana göre Facebook bir şirket olduğundan istediğini yapabilir. Dolayısı ile beğenmeyen kullanmasın. Bu argümanda unutulan bir nokta var ki Facebook ve Google gibi rekabetin çok olmadığı ve önemli bir arama/kimlik/platform servisi veren şirketler sıradan bir şirket değiller. Demokrasi için platform oluşturan kurumlar şirket de olsalar denetlenirler. Örneğin Avrupa’da gazeteler ve medya kurumları bazı kurallara uymak zorundadırlar. Gazetecilik için etik ilkeleri mevcuttur. Sosyal medya platformlarının da denetlenmesi gerektiğini savunan birçok akademisyen ve hukukçu mevcuttur.
 
Ama Facebook sadece mesajların bir kısmını saklamış, kendi mesajını eklememiş?
Bu gene de manipülasyondur. Bu konuda araştırma yapan akademisyenler insanların rızası alınmadan, haberi olmadan yapılan şeye ikna etme (persuasion) denemeyeceğini söylemektedir. Eğer insanlara haber vermeden bu tür bir deney yapılamıyorsa, deneyden çıkması beklenen faydaların muhtemel zararlardan daha fazla olması gerekir. Facebook’un yaptığı deneyde böyle bir şey söz konusu değil. Facebook bu tür bir deney gerçekleştirdiğinde şeffaf davranmadığı için filtrelemeyi tam olarak nasıl yaptığı çok da önemli değil.
 
Bunun dışında bu tür firmaları denetlemeye yarayacak bir yasa olmadığı için bundan daha vahim şeyler de yapılabilir. Örneğin, insanları etkilerken veya belirli bir eylemi yapması için ikna ederken firmalar farklı yöntemler uyguluyor. Bazıları otoriteden (uzman derse doğrudur), bazısı oy birliğinden (çoğunluk yapıyorsa doğrudur), bazısı da beğendiği kişilerden (takdir ettiğim birisi söylüyor, o zaman doğrudur) etkileniyor. Eğer Facebook hangi ikna yönteminden etkilendiğimizi bir şekilde öğrenirse bunu başka amaçlar için kullanabilir veya bu bilgimizi başka şirketlere satabilir.
 
Örneğin bir milletvekili adayı kullanıcıların ikna olma profillerine erişirse bazılarına otorite (Sevdiğiniz hocanız diyor ki, X partisine oy verin), bazılarına oy birliği (mahallenizdeki herkes X partisine oy veriyor), bazıları da beğenme (takdir ettiğiniz arkadaşlarınız X partisine oy veriyor) şeklinde reklamlar gönderebilir. Facebook 2010 yılında yaptığı bu tür bir manipülasyon ile 340 bin insanı seçim sandığına gönderdiğini bildirdi. Bazıları Facebook dilerse istediği adaya da oy verdirebileceğini, bunun büyük bir tehlike olduğunu söylüyor.
 
Sonuç?
Böyle büyük ölçekte online deneyler göreceli olarak yeni, fakat bu tür deneyler başka teknolojilerde de yapılıyor. Bazı araştırmacılara göre sonucunun ne olduğu tam olarak bilinmeyen ama yavaş yavaş kullanılmaya başlanan teknolojilere “sosyal deney” diyebiliriz. Bu tür deneylerin yapılması için (1) insanların deneyden haberdar olmaları ve katılmayı kabul etmeleri (2) deneyden sağlanacak faydaların olası zararlar ile aşağı yukarı eşit olması (3) deneklerin gerekirse deneyden çıkabilme haklarının olması (4) savunmasız / hassas deneklerin deneye tabi tutulmaması veya korunması (5) bu tür deneylerin demokratik olarak meşru kuruluşlar tarafından onaylanması gerekmektedir.
 
Facebook, Google ve diğer kurumlar bu tür kurallara uymamaktadır. Bazı şirketler kendi çıkarları için değil toplum için de bu tür deneyler yapmaktadır. Örneğin Microsoft Bing toplumsal kutupsallaşmayı azaltmak için kullanıcıların arama sonuçlarını değiştiren bir deney gerçekleştirmiştir (sağcı kullanıcılara soldan, solcu kullanıcılara sağdan göstererek). Fakat amaç ne kadar iyi niyetli olursa olsun, bu tür deneylerin kullanıcının bilgisi olmadan yapılması her zaman sorun olacaktır.
 
Facebook kullanıcı sözleşmesinde (terms of use) bu tür deneyler yapabileceğini bildirdiğinden yasayı çiğnemediği görüşünde. Fakat dokuz bin kelimelik bu sözleşmeyi kaç kişinin okuduğu bilinmiyor ve bu sözleşmenin zaman zaman değiştiği de bilinen bir gerçek. Facebook yasayı çiğnememiş olsa bile, etik anlamda doğru bir şey yapmamıştır. Laboratuvarlarda yapılan deneyler için kurallarımız olduğuna göre, online deneyler için de kurallar koyma vakti gelmiş gibi görünüyor.
 
Daha detalı değerlendirme için: Cornelius Puschmann ve Engin Bozdağ
 
 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: