Internet Ungovernance Forum’un Ardından

Yazarlar: Gülüm Şener ve Zeynep Özarslan

4-5 Eylül 2014 tarihlerinde, Alternatif Bilişim Derneği tarafından organize edilen ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin evsahipliğinde gerçekleştirilen Internet Ungovernance Forum (IUF), temel hak ve özgürlüklerin, açıklığın, birlikteliğin ve ağ tarafsızlığının internetin yapı taşları olarak kalmasını isteyenlerin buluşma noktası oldu. Türkiye’den ve dünyadan bir çok Sivil Toplum Kuruluşunun ve aktivistin yer aldığı Forum’da günümüzde internetin sahip olduğu ciddi sorunlar konuşuldu ve bu sorunlara çeşitli çözüm önerileri sunuldu, olası çözümler için harekete geçme çağrıları yapıldı.
Internet Ungovernance Forum’un çıkış noktası 2-5 Eylül tarihleri arasında yine İstanbul’da gerçekleştirilen Internet Governance Forum’a (IGF) bir alternatif oluşturmaktı. Internet Governance Forum’u boykot etmeyen ve hatta stand açarak bu forumda da yer alan Alternatif Bilişim Derneği, internetin çok-paydaşlı yapısı nedeniyle devletlerin ve şirketlerin IGF’de aşırı temsiliyetine bir eleştiri getirmek ve de sivil toplum örgütleri, aktivistler ve halklar gibi internet kullanıcılarının yaşadığı gerçek sorunların tartışılabileceği bir alan yaratmak amacıyla IUF’u düzenledi. İnternet ve diğer dijital altyapılardan bağımsız ele alınamayacak olan siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkilerden kaynaklanan yönetişim biçimlerinin yarattığı sansür ve ifade özgürlüğü, gözetim ve mahremiyet, aşırı ticarileşme ve süper tekeller, korumacı, yasakçı, muhafazakar yaklaşımlar IUF’da ele alınan başlıca konulardı. İnternetin sorunlarını sadece teknoloji kaynaklı görmeyen Alternatif Bilişim Derneği’nin güçlü ama sınırlı çevresiyle ve imkanlarıyla gerçekleştirilen IUF’da, 2 gün boyunca internetin; toplumun, şehirlerin, eğitimin, sağlığın, iş, medya, iletişim, kültür ve günlük aktivitlerin temel altyapısı olarak yeniden yapılandırılması gerektiğinin altını çizdi. Kolektif hayalgücü ve eylemliliğin yaratacağı yeni dayanışma ağlarıyla birlikte daha özgür ve eşit internet için mücadele çağrısı yapıldı.

Internet Ungovernance Forum: 4 Eylül 2014
Internet Ungovernance Forum’un ilk günü Bilgi Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz’in açılış konuşması ile başladı. Türkiye’de İnternetin çok-paydaşlı yapısında TİB, BTK, Başbakanlık gibi kurumlar olduğunu ve bu nedenle de Türkiye’de “Alla Turca” bir İnternet yönetişimi olduğunu belirten Akdeniz, konuşması boyunca İnternet üzerindeki denetimin aşamalarını hukuki vakalar üzerinden açıkladı. Türkiye Anayasası’nın 5651 ve 5846 sayılı kanunlarının ve de bunların dışında Medeni Kanun’un 4721 sayılı kanunun ve 3713 sayılı Anti-Terör Kanunu’nun ve BTK’nın filtreleme politikalarının Türkiye’de bir İnternet sansürü rejimi yarattığını ileri sürdü. Şu an 50 binden fazla web sitesinin kapalı olduğunun da altını çizdi. Geçmiş yıllarda kapatılan sitelerden de örnekler verdi. Mesela Haziran 2009’da kapatılan Google Sites’ın uzun bir hukuk mücadelesi ardından ancak Temmuz 2014 açıldığını, YouTube’un yaklaşık 2,5 yıl kapalı olduğunu, FıratNews, Özgür Gündem, Azadiyawelat, Rojamed ve Koxuz gibi Kürt siyasi haber sitelerinin sürekli kapatıldığını ve şu an siyasi içerikli 200’den fazla websitesinin kapalı olduğunu, tüm dünyada bir çok kişi tarafından takip edilen Richard Dawkins’in websitesinin bile Türkiye’de Eylül 2008-Haziran 2011 arasında kapalı olduğunu anlattı. Akdeniz, İnternet üzerindeki denetimin bu hukuki boyutunun ardından hükümet denetiminin ikinci aşaması olan “aile dostu” filtrelemelere değindi. TİB’in, Nisan 2011’de, web hosting şirketlerine, belirlenen 138 kelimenin (Adrianne, Baldız, Frikik, İtiraf, Nefes, Sıcak, Sarışın, Yerli, Yetişkin vb.) alan adı ya da websitesi olarak kullanılamayacağını anlatan bir mektup gönderdiğini belirtti. Bunlara ek olarak bazı wikipedia maddelerinin de filtrelendiğine değindi. BTK’nın Şubat 2011’de tüm ülke çapında zorunlu olan bir filtreleme sistemi getirdiğini ve tüm kullanıcıların standard, aile, çocuk ve yerel (sadece Türkiye’den host edilen web sitelerinde) olmak üzere 4 farklı filtrelemeden birini seçmek zorunda bırakıldığını ve böylelikle kullanıcıların nelerin yasaklandığını bile göremediği ifade etti. 24 Ağustos 2011’de BTK’nın bu filtreleme kararını değiştirdiğini ve isteyenlerin sadece “aile” ve “çocuk” filtrelemelerini kullanabileceği yönünde yeni bir karar aldığını belirtti. Akdeniz daha sonra, İnternet üzerindeki denetimin üçüncü aşaması olan sosyal medya denetiminden ve sosyal medyada işlenen suçlarla ilgili açılan davalardan bahsetti. TCK’nın 125, 216/3, 318, 300, 301, 220, 214, 215, 217 sayılı maddelerinin ve anti-terör yasasının 6/2 ile 7/2 maddelerinin, 2911 sayılı toplanma ve gösterilerle ilgili kanunun internet içeriğindeki suç unsurları için kullanıldığını ifade etti. Son olarak Akdeniz, genişletilmiş bloklama ve gözetim önlemlerini içeren 5651 sayılı yasadaki Şubat 2014 tarihi itibarı ile yapılan yeni düzenlemeleri anlattı. Alan adının yanında IP ve URL bazlı bloklamalar yapılabildiğini, artık kişisel hakların ihlali durumunda bloklamanın mümkün olduğunu, bütün İnternet Servis Sağlayıcılarına (İSS) yeni kurulan Erişim Sağlayıcılar Birliği’ne üye olma zorunluluğu getirildiğini, TİB’in bir çok konuda yetkili kılındığını, İSS’lerin 2 yıl boyunca trafik bilgilerini saklama zorunluluğu getirildiğini, TİB’in içerik sağlayıcılardan ya da İSS’lerden her türlü bilgiyi isteme hakkına sahip olduğunu anlattı. Sonuç olarak Akdeniz, bu dört aşamalı İnternet denetimi ile birlikte ifade özgürlüğü açısından kısıtlamalar yaşandığını, gözetimin arttığını ve bu nedenle de Türkiye’de internetin geleceğinin karanlık olduğunu ifade etti.
Neden IUF gibi alternatif bir etkinliğe ihtiyaç duyulduğunu hukuki bir şekilde açıklayan Akdeniz’in açılış konuşmasının ardından Aslı Telli Aydemir moderatörlüğünde “Türkiye’de İnternet ve İnsan Hakları” başlıklı panele geçildi. Panelin konuşmacıları Bahçeşehir Ü. Hukuk Fakültesi’nden Elif Küzeci, Ankara Ü. Hukuk Fakültesi’nden Kerem Altıparmak, European University Viadrina’dan Ben Wagner ve Columbia Üniversitesi’nden Agnes Callamard’dı. Kerem Altıparmak 12 yıllık AKP iktidarı döneminde yapılan internet düzenlemelerini değerlendirdi. AKP iktidarının ilk dönemlerinde anayasımızdaki bazı kanun maddeleri ile internet üzerinde genel bir düzenleme yapıldığına değindi. 2006’da başlayan ikinci dönemde polis gücünün arttığına, anti-terör yasasının değiştirildiğine, KCK ve Ergenekon gibi davaların başladığına değinen Altıparmak, bu dönemi reform dönemi olarak adlandırdı. AKP’nin ana akım medya üzerindeki kontrolünün arttığını ve artık internetin de denetlenmesi gerektiğinin farkına vardığını ve bu amaçla da hızlı bir şekilde 5651 sayılı kanunun çıkarıldığını belirtti. O zamandan bu yana 50 binden fazla web sitesinin bloklandığını ve Türkiye’de internet üzerindeki denetimin ve gözetimin her geçen gün arttığını vurguladı. Veri güvenliği üzerine konuşan Elif Küzeci, TC kimlik numaraları ile bir çok açıdan gözetime tabi olduğumuzu hatırlattı. Örneğin şehirlerarası otobüslerdeki interneti kullanmak istediğimizde ya da kargo şirketlerinde, TC kimlik numarası istendiğini belirtti. Devlet Denetleme Kurulu’nun 2013 Aralık ayında yayımladığı raporun sonuç kısmında (raporun sadece sonuç bölümü yayımlandı) veri güvenliği ilkelerine pek de uyulmadığına dikkat çekti. Örneğin hassas sistemlerde kolay tahmin edilebilir şifreler kullanıldığını, kişilerin TC numaralarıın ya da adres bilgilerinin CD’lerde saklandığını yani bir anlamda da açık bırakıldığını, çocukların ve gençlerin TC kimlik numaralarını çok kolay paylaştığı yönünde bir algı olduğunu belirtti. Şu aşamada Türkiye’de veri güvenliğinin henüz nasıl yasalaşacağının da net olmadığını ifade etti. Agnes Callamard ise sansürün sadece Türkiye’ye özgü bir sorun olmadığını küresel bir sorun olduğunu anlattı. Göç, ticaret vb. nedenlerle dünyadaki bütün ülkelerin artık birbiri ile bağlantılı hale geldiğine ve bu bağlantılılığın ortak bilgi birikimine dayalı küresel çözümler gerektirdiğine vurgu yaptı. Türkiye’deki sansür örneklerinin Türkiye sınırlarının ötesine taşan etkileri olabileceğine değindi. Özgür ve bağımsız basın kuruluşlarına ihtiyacımız olduğunun altını çizdi.
Bu panel devam ederken başka bir salonda da Cryptopary yapılmaktaydı. İstanbul Hackerspace, Kemgözlereşiş ve Article 19’un katıldığı Cryptoparty’de şifreleme konusu enine boyuna ele alındı. IUF’un ilk gününde öğleden sonraki program, “Unconference” bölümü ile başladı. Sabah, tüm katılımcıların “Unconference” bölümü için atölye çalışması önerisinde bulunabileceği duyurulmuştu ve atölye çalışması önerisinde bulunanların isimlerini ve öneri başlıklarını saat 14:00’e kadar ortak alandaki tahtaya yazmaları istenmişti. Süreç boyunca bazı atölyeler daha çok tercih edildi ve bu atölyeler katılımcıları ile birlikte farklı salonlarda atölyelerine başlama hakkı kazandı. “Unconference” bölümü için bazı öneriler şöyleydi:
1-) IANA transition and the role of states in internet governance : IANA ve İnternet yönetişiminde devletlerin rolü
2-) Strategic meeting planning a week of action against mass surveillance: The 13 principles surveillance coalition informal meeting: Toptan gözetime karşı eylem haftası planlama stratejik toplantısı: Gözetleme koalisyonun 13 kuralı, gayri-resmi toplantı
3-) Future(s) of the Internet: İnternetin geleceği(leri)
4-) Digital diplomacy and Internet governance: Dijital Diplomasi ve İnternet Yönetişimi
5-) Internet safety and child abuse: İnternet güvenliği ve çocuk istismarı
6-) Internet censorship during the Arab Spring and ways to circumvent them: Arap Baharı’ndaki İnternet sansürü ve sansürü aşma yöntemleri
7-) Information control and propaganda: Two sides coin of totalitarism: Bilgi denetimi ve propaganda: Totalitarizmin iki yüzü
8-) Internet, from privacy to surveillance technology: İnternet, mahremiyetten gözetlemeye teknoloji
9-) “Cybercrime laws” and their use against free speech and free association: “Sibersuç yasaları” ve ifade ve örgütlenme özgürlüğüne karşı kullanımı
Bu atölyelerin dışında IGF 2014 komitesinden Büyükelçi Janis Karklins de IUF’a katılmayı talep etmiş ve “unconference” bölümünde Prof. Dr. Yaman Akdeniz’in konuğu olmuş, Akdeniz’in ve salondaki katılımcıların sorularını yanıtlamıştır. Katılımcıların, IGF’nin yapısı ve içeriğine yönelik sert eleştirileri karşısında Karklins, IGF’ye ilişkin bazı itiraflarda bulunmuş, IUF gibi bir etkinliği çok merak ettiği için IUF’a kendisinin katılmak istediğini belirtmiştir. IGF’nin MAG (Multistakeholder Advisory Group) yapısını eleştiren bir katılımcının değerlendirmeleri üzerine IUF etkinliğini düzenleyenleri de önümüzdeki yıllarda MAG arasında görmek istediğini belirtmiş ve gelecekteki IGF’lerde işbirliği içinde çalışmayı önermiştir.
“Unconference” bölümlerinden sonra Orkut Murat Yılmaz’ın moderatörlüğünde “Gözetim ve Ağ Tarafsızlığı” paneli başlamıştır. IUF’un ilk gününün son konuşmacısı ise şu an Almanya’da sürgünde yaşayan Tor Project’den Jacob Appelbaum’dur. Appelbaum’un IUF’a katkısı ve desteği oldukça önemli oldu.

Kısacası daha sabahın erken saatlerinden itibaren yerli ve yabancı bir çok katılımcıyı ağırlayan IUF, tam da Alternatif Bilişim Derneği’nin hedeflediği gibi yıllardır düzenlenen IGF’ye bir alternatif olmayı başardı. #ungovForum hashtag’i altında atılan tweetlerde de görülebileceği gibi ilk gününden itibaren, IUF’e ilgi büyüktü. Özellikle de IGF’yi sıkıcı bulan bir çok IGF katılımcısı da IUF’u dinlemeyi tercih etmişti.

Internet Ungovernance Forum: 5 Eylül 2014
Internet Governance Forum’a paralel olarak düzenlenen ve alternatif fikirlere ve seslere yer verilen Internet Ungovernance Forum’un ikinci günü Burak Arıkan ve Joanna Varon’ın Internet Governance Forumları’nın haritalandırılması çalışmasının sunumuyla başladı. Bugüne dek yapılan tüm Internet Governance Forumların kronolojik olarak verilerini işlediklerini belirten araştırmacılar, Birleşmiş Milletler’in (BM) haritadaki merkezi konumunu eleştirdiler. Haritalandırma sürecinin sürdüğünü ve kolektif bir çaba olan bu çalışmaya destek beklediklerini de dile getirdiler. “Kentte ve İnternette Mülksüzleştirmeye Karşı Dayanışma” başlığını taşıyan günün ilk panelinde Radikal Gazetesi muhabiri Elif İnce, Mutlu Kent ve 1Umut Derneği temsilcisi Yaşar Adanalı, Joana Varon, Article19 üyesi Niels ten Oever ve Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Aslı Telli Aydemir söz aldılar. #Ferguson ve #Gezi hareketlerindeki benzerliklerden yola çıkan Adanalı, çevrimiçi ve çevrimdışı kamusal alanların giderek daha fazla devletin ve sermayenin kontrolüne girdiklerini hatırlatarak Gezi’den sonra Taksim ve çevresinin artık hükümetin kuşatması altında olduğuna, kamusal alana karşı kamusal bir otorite alanı yaratıldığına ve yeni kentsel düzenlemelerin de bu doğrultuda gerçekleştiğine dikkat çekti. “Taksim Meydanı muhtemelen Avrupa’nın en çok denetlenen ve gözetlenen meydanıdır” diyen Adanalı, sermaye gruplarının da aynı bölgede etkisini artırdığını belirtti. İnternet, kamusal alan ve demokrasi kavramlarına ilişkin akademik tartışmalardan yola çıkan Aslı Telli Aydemir de internetteki gözetim pratiklerini eleştirerek mikrobloglama yoluyla mikrodemokratik pratiklere ihtiyacımız olduğunu vurguladı. Kent haberleri üzerine uzmanlaşan Elif İnce, hükümet-medya sahipliği-kentsel dönüşüm projeleri arasındaki ilişkileri gözler önüne serdi. Medya gruplarının aynı zamanda İstanbul’daki çeşitli kentsel dönüşüm projelerinin de sahibi olduklarını kanıtlayarak, medya gruplarının inşaat sektöründeki yatırımlarının yayın politikalarını da etkilediğini söyledi: “En az 10 ulusal gazetenin İstanbul’da inşaat projesi bulunuyor”. Panelin ardından salondaki katılımcılardan biri söz alarak Adanalı’nın sunumunda belirttiği “kentlerin AVM’leşmesi ve otelleşmesi olgusuna internetin parasallaşmasının” eklenebileceğini belirtti. Öğleden sonra Işık Mater moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Yurttaş Gazeteciliği ve Alternatif Medya” panelinde Bianet’ten Elif Akgül, Çapul TV temsilcisi Ali Ergin, jiyan.org’dan Sarphan Uzunoğlu, Ötekilerin Postası’ndan Fırat Yumuşak, Tactical Tech’ten Alistair Alexander, APC’den Mallory Knodel, Tunuslu gazeteci Afef Abrougui ve dokuz8 haber ağından Gökhan Biçici katıldılar. Kuruluş süreçlerini ve amaçlarını, Gezi ve sonrasında yaşadıkları habercilik deneyimlerini aktaran konuşmacılar, Türkiye’de alternatif medya yaratmanın sorunlarına değindiler. Ötekilerin Postası editörlerinden Fırat Yumuşak, Ötekilerin Postası’nın Facebook tarafından 9 kez sansürlendiğini hatırlatarak “Bizim hikayemiz Türkiye’de sansürün hikayesidir” dedi. Günümüzde gözetimin üç boyutu (gönüllü gözetim, karşı gözetim, tüketim yoluyla gözetim) olduğuna değinen Yumuşak, Ötekilerin Postası kullanıcılarının sansürü delmek için ne gibi taktikler kullandığını anlattı: Filtreye takılmaması için kelimeleri tersten yazmak, sayfanın yoğun şikayet aldığı zamanlarda ‘çöplüğü’ devreye sokmak, beğeni ve paylaşımları artırmaya çalışmak vb.

Türkiye’de yurttaş gazeteciliği ve alternatif medyanın doğuşunun tıkanan medya-izleyici ilişkilerinden kaynaklandığını belirten Biçici, Dokuz8’in yurttaş gazetecileri ile profesyonel gazetecileri biraraya getiren bir oluşum olduğunu ve ilk yayınını yerel seçimlerle beraber 30 Mart 2014’te dört dilde başlattığını söyledi. Alternatif medyanın yalnızca alternatif habercilik değil, aynı zamanda alternatif bir iş modeli ve örgütlenme pratikleri anlamına da geldiğini düşünen Biçici, Dokuz8’in medyanın yanı sıra toplumsal bir güç oluşturduğunu belirtti. Biçici, sürdürülebilir bir medya için iki temel motivasyonun (ekonik ve siyasi) bulunduğunu da sözlerine ekledi. Gezi’nin kendi medyasını yarattığını söyleyen Çapul TV temsilcisi de mücadelelerinin yalnızca sisteme karşı değil ana akım medyaya da karşı olduğunu vurgulayarak “Eğer CNN’i düzenli bir orduya benzetecek olursak bizim medyamız da bir gerilla hareketidir” dedi. APC’den Mallory Knodel, 90’ların sonunda Seattle direnişinde ortaya çıkan indymedia ağını hatırlatarak bugün ABD’de indymedia’nın ana akım medyaya oranla 10’da 1 bütçeye sahip olduğunu fakat çoğunlukla çok daha iyi bir içerik ürettiğini söyledi. Panelin sonunda gelen sorularla beraber katılımcılar sansürle mücadele edebilmek için bir değil beş ya da daha fazla alternatif medya olması gerektiği konusunda hemfikirdi. Panelin ardından W3C’den Harry Halpin, “Power to the People! Revolutionary Philosphical Implications of Internet” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Özgürleşebilmemiz için Web’in özgürleşmesi gerektiğini söyleyen ve “Asıl mesele nasıl küresel kararlar alabileceğimizdir” diyen Halpin, konuşmasının sonunda Web’i gezegendeki dayanışmanın kaldıraçı olarak gördüğünü belirtti.

Snowden yerine Assange
Daha önce forumun kapanış konuşmasını Edward Snowden’ın yapacağı duyurulmuştu. Ancak organizasyon ekibi gün içerisinde teknik bir arızadan ötürü Edward Snowden’ın katılamayacağını duyurdu. Bu duyuruya rağmen akşam üzeri salon, IGF’ten gelen ziyaretçilerle birlikte dolup taştı. Alternatif Bilişim Derneği’nden Işık Mater, Edward Snowden’ın foruma katılamadığı için gönderdiği mesajı okudu. Snowden mesajında Türk halkının giderek daha fazla teknoloji destekli devlet manipülasyona maruz kaldığını belirtti. “Hükümetler yurttaşlarının internete erişimini sansürlediklerinde yalnızca insan haklarını ayaklar altına almıyorlar, aynı zamanda yabancı hükümetlerin kendi yerel iletişimlerine girmelerini de kolaylaştırıyorlar.” diyen Snowden sansürleme ekipmanlarının etkin çalışabilmesi için yerel iletişimi kapsaması gerektiğini bunun da ulusal güvenlik ajanlarını işlerini kolaylaştırdığını savundu. Snowden’ın mesajı Gezi Parkı’nda mücadele edenler ile Ungovforum’da mücadele edenlere destek ve teşekkürlerini göndermesiyle son buldu. Snowden’ın mesajının okunmasının ardından Alternatif Bilişim Derneği Snowden yerine ‘sürpriz bir konuğa” bağlanacaklarını duyurduktan sonra salondaki herkes merakla beklemeye başladı.
Ve karşımızda Julian Assange!
Assange sözlerine IGF’i eleştirerek başladı: “Bunu Internet Governance Forum olarak adlandırmamak gerek, Internet Sansürü Forumu olmalı adı!”. IGF’in amacının ülkelerin stratejik olarak gözetim yapmalarındaki yeni rollerini belirlemek olduğunu savunan Assange, Ungovernance Forum’un bu senaryoyu durdurmak için oldukça önemli olduğunu dile getirdi. TV’de bedenden ayrılmış bir ruh gibi göründüğünü oysa herkes gibi kanlı canlı bir insan olduğunu söyleyerek izleyenleri güldüren Assange, kısa konuşmasının ardından uzunca bir süre salondaki gazetecilerin, internet aktivistlerinin, araştırmacıların ve akademisyenlerin sorularını yanıtladı. Moderatör soru sorma hakkının ilk olarak Türk kadınlarına ait olduğunu belirtince salondaki kadınlardan ard arda üç soru geldi. Assange, konuşmasında Batı ve Batı etkisinde olan sanayi toplumlarının gerçek kültürü temsil etmediklerini, gerçek kültürün organik insani etkileşimlerden meydana geldiğini söyledi. Türkiye’deki sansür üzerine gelen soruları yanıtlayan Assange, Türkiye’de basın özgürlüğüne değinerek hapiste en çok gazeteci bulunduran ülkelerin başında geldiğini hatırlattı. “Batılı bir kültürel emperyalist olmak istemiyorum. Ancak küçük ülkelerin sanayi ülkelerinin ucuz ürünlerinin ve medya ürünlerinin alıcısı olmaları bir olgudur.” Küçük ülkelerin gündemlerini bu ürünlere göre oluşturmaya başladıklarını ve bağımlı olduklarını belirten Assange, Türkiye’de durumun bundan daha farklı olduğunu, otoritenin kendi imajını korumak için oldukça somut bir sansür uyguladığını ileri sürdü. “Türkiye’deki sansür hikayesi aynı zamanda gözetim hikayesi…” Soru sormak için söz alan gazeteci Füsun Nebil, Assange’ın bir tür tutsak hayatı yaşıyor olmasından dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirerek Nobel Barış Ödülü’nün Assange’a ya da Snowden’a verilmesi gerektiğini söyledi. Nebil, hükümetin yalnızca interneti sansürlemediğini aynı zamanda büyük bir tekel oluşturmak için yatırımlar yaptığını da hatırlararak halkın bu konuya daha duyarlı olması için neler yapılabileceğini sordu. “Sadece sitelerin kapatılması halkın dikkatini çekiyor. Hikayenin tümüyle ilgili değiller. Farkındalık yaratmak için ne yapabiliriz?” sorusuna Assange, farklı hikayeleri birleştirmek gerektiği şeklinde yanıt verdi. Assange, Danimarka Başbakanı’nın NATO’nun başına geçmek için Obama ve Türkiye’yle gizli bir görüşme yaparak ülkesindeki en büyük Kürtçe dilli televizyon kanalı olan ROJ TV’yi tamamen yasakladıklarını söyledi. Osmanlı Arşivleri’nde Ermenilerin kitlesel katliamına ilişkin belgelerin karartılmasının da benzer bir zihniyetten kaynaklandığını savunan Assange, konuya ilişkin şunları söyledi: “İnsanları sansüre daha fazla duyarlı kılmanın yolu, bu hikayeleri birleştirmekten geçiyor. Bu iki ayrı hikaye ve iki ayrı teknoloji aslında tamamen aynı.” Bianet’ten Elif Akgül, NSA’in hem Türkiye’deki hem de yurtdışındaki Kürtleri gözetlediğini ve Türk hükümetiyle ilişkisinin Roboski’de de rol oynadığını söyleyerek Assange’a bu konudaki düşüncelerini sordu. Assange, NSA’in yalnızca Türkiye değil, Pakistan, Afganistan, Yemen ve birçok ülkede kitlesel gözetim yaptığını vurguladı. Türkiye’nin, ABD gözetimi hariç, gözetlemekten memnun olduğunu, ancak bir süre sonra siyasi liderlerin de gözetime tabi olduklarını söyledi. Azınlıkları takip etmenin aslında gözetimin kitleselleşmesine yol açtığını düşünen Assange, uyardı: “Eğer bir kişinin/azınlığın sansürlenmesine/gözetlenmesine izin verirsek, çok yakında herkese/çoğunluğa yayılır”. Assange, ayrıca ulusal dinleme/gözetim yapan hükümetlerin bilgilerin kendi elinde kalmadığını NSA ya da farklı ülkelerin ulusal ajanlarının bu bilgilere kolayca ortak olduğunu da hatırlattı.
Sonuç olarak 2 gün boyunca yerli ve yabancı bir çok STK’nın, aktivistin, akademisyenin katılımıyla zenginleşen IUF, IGF’de görmezden gelinen bir çok konunun tartışılmasına olanak veren verimli bir etkinlik oldu. Alternatif Bilişim Derneği’nin sınırlı imkanlarıyla gerçekleştirilen IUF’un önümüzdeki yıllarda bir gelenek haline gelmesi muhtemel görünüyor.

Internet Ungovernance Forum’daki tartışmalara http://capul.tv/category/internet-ungovernance-forum/

adresinden bakabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: