YETERİNCE KATILIMCI MIYIM?

 Yazan: Bilgesu Savcı, Hacettepe Üniversitesi SBE İletişim Bilimleri Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi

Andy Warhol “Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak” dediğinde tam olarak neyi kast ediyordu bilinmez ama onun yıllar önce söylediği sözden bugünün dünyasına dair bir şeyler çıkarabiliriz. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki ışık hızında gelişmeler, insanların bu gelişmelerle ilişkilenme biçimleri ve bu ilişkilenme biçimlerinin gündelik yaşamda nasıl bir yere sahip olduğu merak konusudur. Web 2.0’ın gelişmesiyle birlikte ev ve çalışma alanlarındaki yerleri daha da pekişen bilgisayarlar veya cep telefonları ve akıllı telefonlar gibi bir çok mobil cihaz, çeşitli yönlerden gündelik yaşama dâhil oluyor, onun büyük bir kısmını oluştururken kendisi de dönüşüyor ve bunun sonucunda internet ile ilgili “sanal ortam” gibi betimlemeler yavaş yavaş tarihe karışıyor. Kimi zaman içinde bulunarak kimi zamansa dışarıdan eleştirel gözlerle gelişimini izlediğimiz bu alanı anlamak için özenli bir çaba ve sabır gerekiyor.

Modernitenin “insanların kültürel ve teknolojik gelişmenin birikmesi dolayısıyla çizgisel olarak sürekli ilerleyen zamanı ile modernitenin döngüsel gündelik zamanının nasıl uyum sağlayacağı” (Tekeli, 56) konusunda bile henüz hemfikir değilken, postmodernitenin getirdiği zaman, ekonomi, kültür, siyaset ve toplum alanlarındaki uyumun izlerini sürmek ve insanlığın web 2.0 ile neler yapabildiğini anlamaya çalışmak her zamankinden biraz daha zor görünmektedir. Bu zorluğun pek çok sebebi olabileceği gibi ilk akla gelen nedenler arasında ekonomideki “üretici” ve “tüketici”, sosyal bilimler için oldukça önemli olan “kamusal alan” ve “özel alan”, “yerel” ve “küresel”, “politik” ve “apolitik” gibi kavramların birbirleri içine geçişmiş olması yer almaktadır.

Üretici ve tüketici kavramlarının birbirlerine geçişmesi, bireylerin yeni medya ortamlarında izledikleri, dinledikleri, oynadıkları ve okudukları tüm metinleri, aynı veya benzer ortamları kullanarak dönüştürebilir veya yenilerini üretebilir olmalarının sözcük düzeyinde de “üre-tüketicilik” kavramında tezahür etmektedir. Bu kavram özellikle “katılımcı kültür” şemsiyesi altında yer alarak bireylere bir konumdan diğerine hızlıca geçiş yapabilme olanağı tanımaktadır. Yeni medyanın katılımcı kültüre olanak sağlaması, Henri Jenkins ve diğerlerinin işaret ettiği gibi “yaratıcı ifadenin ve sivil katılımın, yaratımların diğer kişilerle paylaşılmasının, formel olmayan akıl hocalığının, katkılarının bir anlam ifade ettiğini düşünmenin ve kendinden olmayan ile toplumsal bir etkileşimin” (5, 6) yollarını açmakta ve bireyleri bu anlamda güçlendirmektedir. Böylece modernizmin etkisiyle birlikte kamusal alandan yani siyasetin, kolektif bilincin ve üretimin aurasından uzakta kalmış postmodern bireyler, “yeni çağın” olanaklarıyla yeniden “görünür olmaya” başlamışlardır. Fakat elbette ki yine bu kültür içinde de olanaklar eşit şekilde dağılmamaktadır. Bu noktada bireylerin tecrübeleri, becerileri, bilgileri, içinde bulundukları coğrafyanın ve “himayesi” altında bulundukları devlet yönetiminin koşulları gibi pek çok koşul bu eşitsizliğin kaynağı olabilmekte ve bazı üre-tüketicileri öne çıkarırken bazılarını oldukça geride bırakmaktadır. Kabul etmek istense de istenmese de “çağın ruhu” teknolojik bir fizyolojiye sahiptir. Bu ruhu yakalamak içinse, insanlığın “gelişim” aşamasında vardığı tüm kaynakların eşit ölçüde dağıtılması gerekmektedir.

Bu açıdan bakıldığında yeni medya, bireylere yeni bir özgürlük alanı sağlamış olmakla beraber, “izleyici”, “okuyucu”, “dinleyici” ve “yazar” gibi sözcüklerin de anlamlarını sarsmıştır. Söz konusu sözcüklerle tanımlanan kitleler, önceki yüzyıllara oranla daha aktif hale gelmiş ve bunun sonucunda aslında “iş”in tanımı da değişmiştir.  Örneğin, sosyal medyada dolaşıma girmiş olan onca metni oluşturan her bireyin bu “iş”ten doğrudan maddi bir kazancı var mıdır? Cevap, elbette ki böyle bir kazancın her zaman olmadığı yönündedir. Gündelik yaşam pratikleri içinde eğlence ve dinlenme gibi zamanlar, “iş”ten arta kalan zaman dilimleri olarak değerlendirilebilir. Bugün pek çok birey eğlenme ve dinlenme zamanlarını internet kullanımına ayırmış vaziyettedir. Youtube’da bir video izlediğinizde, size sunulan tavsiye sistemleri seçenekleriyle bitimsiz bir alana adım atmanız ve oradan saatlerce çık[ama]manız mümkündür. Üstelik eğlenmek veya dinlenmek her zaman garantilenmiş değildir.  Türkiye’de oldukça sıklıkla başvurulan ve bir katılımcı kültür örneği olan Ekşisözlüğe baktığımızda, binlerce “yazar”ın on binlerce konu başlığı altında çeşitli bilgileri neredeyse tamamen ücretsiz olarak paylaştıklarını görürüz. Bu “yazar”lar, sözlüğe yazmış oldukları bilgiler karşılığında hiçbir maddi karşılık almamalarına rağmen internet sitesi sahibinin maddi kazancının oldukça yüksek miktarlarda olduğu bilinmektedir. İşin diğer tarafında ise bu sözlükten bilgi edinen çok sayıdaki kişinin de bu “hizmet” karşılığında hiçbir ödeme yapmadıkları gerçeği bulunmaktadır. Neredeyse tümüyle anonim kimliklerle bilgi paylaşımında bulunan yazarlar ise bu sitede söz konusu durumu kabullenerek “yazar”lık etmektedirler. Bunun gibi bir başka katılımcı kültür örneği ise Wikipedia’dır. Wikipedia’nın kuruluş amacı kitle kaynaklı bir ansiklopedi oluşturmaktır. Kişiler bu internet sitesinde büyük miktarlarda veriyi paylaşıma açmakta ve yine karşılığında – bu kez siteyi kullanıma açan kişiler da buna dâhildir-  herhangi bir maddi kazanım elde etmemektedirler.

Bilgiye ulaşımı kolaylaştıran ve kitle kaynaklı içerik üretimi ile bilgiyi tekelleşmeden kurtaran bu oluşumlar, insanlığın gelişimi ve mülksüzleşme açısından önemli adımlar olmakla beraber, bir başka gerçekliği de beraberlerinde getirmektedirler. Saatler süren bilgi paylaşımlarının veya diğer eylemlerin ardında yüklü miktarda veriyi elinde bulunduran ve bu verileri üreterek kullanan/kullanarak üreten bireylerin emeklerinin maddi karşılığını saklı tutan şirketlerin kazançları gitgide büyümektedir. Bu durum ise bilinen anlamıyla “iş” ve “kazanç” tanımının değişimine şekil vermektedir. Üre-tüketici kavramını ilk kez kullanmış olan Alvin Toffler’a göre söz konusu değişim sürecinde, “emek maliyeti[nin] dışarıya aktarıl[ması] ve tüketicinin, bir zamanlar kendisine başkaları tarafından yapılan hizmetleri yüklenmesi” (332) söz konusudur. Bu süreç sonucunda elde edilen maddi gelirlerde hali hazırda bulunan orantısız büyümeye ivme kazandırabilmekte ve karşı politikalar/eylemler ise görmezden gelinerek yok edilmeye çalışılmaktadır.  Nitekim internette bilgi özgürlüğü ile serbest erişimi savunan ve sansürün kaldırılmasına yönelik eylemleriyle tanınan Aaron Swartz, 2009’da Amerikan federal mahkemelerine ait PACER veritabanında bulunan ve para karşılığı satılan yaklaşık 18 milyon belgeyi ve 2011’de JSTOR’dan 4 milyona yakın makaleyi bilgisayarına indirip halka açık hale getirmiş ve bundan dolayı “bilgi korsanlığı” ve “yasadışı dosya indirme” gibi ağır suçlardan hakkında 13 kez dava açılmıştı. Swartz, 2013 yılında intihar ederek yaşamına son vermiştir.

Yeni medya ortamlarının bireylerin gündelik hayatına dahil olma pratikleri, alternatif medya yoluyla da gerçekleşebilmektedir. Alternatif medya ticari olmayan, farklı formlarda içeriklere sahip, katılımcılık unsuruyla ilerleyebilen, topluluk anlayışına dayalı ve özgürlükçü olması bakımından geleneksel medyadan ayrılabilmektedir. Alternatif medyanın sürekli değişen ve dönüşen yapısı internet teknolojilerindeki ilerlemelerle paralel olarak ilerlemektedir. Bireylerin, gazete ve dergi gibi süreli yayınların önceki yıllarda yalnızca alımlayıcısı olmaları durumu da yerini katılım odaklı haber/yorum üretimine doğru dönüştürmüştür. Bu noktada karşımıza çıkan “yurttaş haberciliği” kavramı, kamusal alanda bilgi üretimi ve paylaşımı açısından değer kazanmaktadır. Bireyler mobil cihazlarından hemen her an her yerde anında görüntüleme yapabilmekte ve bu durum yeni medyanın devamlılığı ile gelişimini desteklemektedir. Kamusal veya özel alanda olması fark etmeksizin, içinde bulunulan koşullara “tanık” olunması istenen her durumda bilgi aktarımı mümkün olabilmektedir. Söz konusu durumun, bilgi kirliliği, profesyonellikten uzaklık ve iş etiğinde sorunlar gibi çeşitli eleştirilere gebe olması ise bireylerin bu araçlarla yaşamaya alışmaları ve kendi seçiciliklerini, yöntem ile tekniklerini ve etiklerini gündelik yaşamın içinde deneyimleyerek öğrenmeleri/sağlamaları mümkün görünmektedir.

Her çağın iletişim araçları o çağın kaderinde önemli değişimlere neden olmuştur ve olmaya devam edecek görünmektedir. Yeni medya araç ve olanaklarının kamusal alanda değişime neden olduğu bir diğer platform da toplumsal hareketler bağlamında görünürleşmektedir. Alışılmadık eylem repertuarlarının ve ulus ötesi kampanyaların ortaya çıkmasına olanak sağlayan yeni medya, bireylerin ‘toplumsal’ olana dair fikirlerini değiştirmiş ve yeni bir yurttaşlık anlayışının önünü açmıştır. Toplumsal veya kamusal çıkarlar temelinde ilerlediği iddia edilen geleneksel karşı çıkma pratiklerinin, çoğunlukla özel alanda tecrübe edilen veya kimlik temelinde oluşan sorunların eksenine çekilerek düzenlenmesi söz konusu toplumsal eylem anlayışlarını açıklayıcı olmaktadır. Tıpkı kitle kaynaklı içerik üretiminde olduğu gibi herhangi bir direniş veya eylem pratiğinin içeriğinin, yönteminin ve sınırlarının yine merkeziyetçilikten uzak bir biçimde, neredeyse eşit koşullarda bu pratikler içinde yer alan bireyler tarafından belirleniyor olması ise büyük bir öneme sahiptir. Elbette, yeni medya aracılığıyla ve doğrudan yeni medyanın sağladığı alanların sınırları içinde gerçekleşen bu yeni hareketlenme biçiminin, sokağa taşması ve halihazırda kaybedilmeye yüz tutmuş kamusal alanın fiziki koşullar bağlamında yeniden ele geçirmeye yönelik olarak pratik edilmesi gerekmektedir. Çünkü ağ’da kalabilmek için bile fiziki koşulların uygun olduğu alanlara ihtiyaç vardır.

Kamusal alan ile özel alanın birbiri içine geçişerek bireylerin gündelik yaşamlarında belirli bir yere sahip olan yeni medya ortamlarından biri de sosyal ağ siteleridir. Danah Boyd’a göre sosyal ağ siteleri “bireylerin sınırlı bir sistem içinde kamusal veya yarı kamusal profil oluşturmalarına, bağlı oldukları diğer kullanıcıları listeleyerek görebilmelerine ve paylaşımlar doğrultusunda diğer kullanıcılarla bir ortaklık kurmalarına olanak sağlayan ortamlardır” (11). Facebook veya Twitter’ı bu sosyal ağ sitelerine örnek teşkil etmektedir. Sosyal ağ sitelerindeki “arkadaş” veya “takipçi” listeleri bireylerin diledikleri bireylerle ortaklaşmalarını, doğrudan paylaşımlarda bulunmalarını ve böylece kendi cemaatlerini oluşturmalarına olanak sağlamaktadırlar. Bir tür kamusal alan sayılabilecek olan bu çevrimiçi cemaatler sayesinde gündelik yaşamlarının hemen her anında “görünür” olmakta ve varlıklarını devamlı olarak onaylayabilmektedirler. Sosyal ağlar arkadaşlık ve çevre edinmenin yanı sıra, iş bulma, çöpçatanlık, mezuniyet ağları ve marka sosyal ağları gibi alanları da içermektedir (Dikmen, 162). Bireylerin görüldüğü üzere pek çok farklı amaç çevresinde oluşmuş bu ağlarda “sağlıklı” bir biçimde kalabilmeleri için uzun saatler boyunca ağ’da kalmaları gerekmektedir.

Bir televizyon çalışmaları kavramı olan “yorumlayıcı topluluk” yeni medya ortamlarının bir başka özelliğinin altını çizmesi bakımından oldukça önemlidir. Yorumlayıcı toplulukları yeni medya ortamında düşündüğümüzde bu toplulukların yalnızca beğenirlik ilkesine dayalı bir tüketim içinde değil aynı zamanda yaratıcı bir faaliyet içinde de olduklarını söylemek mümkün olmaktadır (Jenkins, ?). Örneğin sıkı bir biçimde takip edilen bir televizyon dizisinin aynı zamanda Facebook veya Twitter gibi sosyal medya alanlarında da belirli kitleler tarafından takip ediliyor olması bu duruma örnektir. Söz konusu dizi vb. ürünlerin sosyal medyadaki alanlarda yalnızca takip edilmekle kalmayıp yaptıkları yorumlarla, like’larla veya paylaşımlarla dizilerin senaryolarına dahi müdahale ettikleri bilinmektedir. Böylece gündelik yaşam döngüsü içinde büyük bir yere sahip olan televizyon katmerlenerek, fakat bu kez “seyirci”nin yalnızca seyirci olarak kalmamasıyla yeni medya alanına dahil olmaktadır. Ne var ki bu noktada da geleneksel anlamda izleyicinin içinde yer aldığı ekonomik sınıf yine aynı izleyicinin katılım oranını veya şeklini değiştirebilmektedir. Örneğin hem televizyonu hem tableti olan kişi iki farklı ekran karşısında aynı anda bulunarak, yaratacağı hashtag veya farklı içeriklerle dizinin yorumlanmasına ve dönüştürülmesine katkıda bulunabilecekken aynı olanaklara sahip olmayan bir izleyici, gündelik hayatına yine bu diziyi farklı biçimlerde taşıyacak olmasına rağmen, aynı şekilde katılım gösteremeyecektir.

Bu açıdan baktığımızda benzer bir durumu farklı alanlarda da görmek mümkündür. Bir tür “ağ kurgu” (akt. Hayles) olan ve elektronik edebiyat olarak adlandırılan, çok geniş bir yelpazesi bulunan bu kavramın klasik edebiyat yazımındaki rolünü ele alırsak, daha önceleri yalnızca “okuyucu” olan kitlelerin bu kez metinleri yazarlarla birlikte oluşturduklarına tanık olunmaktadır. E-edebiyat alanı içinde, hikayenin sonuna giden yollar arasında seçim yapmaktan, bu yolları kişilerin kendilerinin oluşturmalarına kadar pek çok seçenek bulunmaktadır. Örneğin, bir hikayenin sonunu, ortasını veya başını okuyucunun yazması oldukça muhtemeldir. Bu anlamda yeni medya olanakları yazarlar ve okuyucular arasında bir etkileşim sağlamış olmaktadır. Böylesi bir durumun devamında, daha önce bir yazarın yönlendirmelerine tabii olarak katılımda bulunan kişi, bir süre sonra kendi başına söz konusu yaratım aşamasını üstlenerek bir yazar olabilecektir. Bu bağlamda, bireysel ifadenin, yaratıcılığın, paylaşımın ve toplumsal aidiyetin etkileşim temelinde güçlendiği görülecektir. E- edebiyatın diğer türlerini de göz önüne aldığımızda ise bu alanın farklı geleneklerden gelen parçalardan oluşan… farklı sözlükler ile farklı uzmanlıkları ve beklentileri içine alan ticari bir alan olduğunu (Hayles, 343 ) göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.

“Hacker”lık ise kullanıcı türevli içerik üretiminin bir parçası olması bakımından internetin katılımcı kültür perspektifi altında yer alan bir başka olgudur. Hacker olan kimselerin de belirli topluluklar altında birleşebildikleri, fakat genel olarak yukarıdaki merkeziyetsiz eylem biçimine dahil olduklarını söylemek mümkün görünmektedir. Kişiler yüne gündelik yaşamları içinde uzun zaman dilimleri boyunca, asıl mesleklerinin dışında “hacking” aktivitesi ile meşgul olabilmekte ve zaman zaman internet sistemlerindeki yapıları bozuma uğratarak, kimi zaman da sistemdeki çatlakları gidererek, bilgiye erişimin yolunu açıp şeffaf siyaseti destekleyerek kültürel sermayeye katkıda bulunabilmektedirler. Ne var ki “sıradan hacker’lık faaliyetini daha çok ilgilendirecek durum teknik aksaklıklardan çok sistemlerin zaten manipülasyona açık halde olması, çoğu durumda yurttaşların güvenlik bilgilerini koruyamamasıdır” (Saka, 33). Böyle bir durumda ise hacker’lığın suç olarak görülmesinin bu etkinliğin amacı ile ilgili olması gerektiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Sonuç Yerine

Bugüne baktığımızda insanların neden yeni medyada aktif bir şekilde yer aldıkları ve onu kullandıkları sorusunun pek çok cevabı olabilmektedir. Çünkü “yaşamın değişik alanlarında salt o alanın çekiciliği, yarattığı oyun etkisi vb. nedenlerle birçok pratik gelişmektedir… insanlar patiklerini gerçekleştirirken her seferinde ereklerini belirleyerek ona göre karar vermezler. İçinde bulundukları oyun ve kuralları iliklerine kadar işlemiştir, onlara göre davranırlar” (Tekeli, 52, 53). Bu nedenledir ki her kitlenin veya bireyin ulaşabilir oldukları veya yoksun kaldıkları kültürel, ekonomik, siyasal ve toplumsal olanaklar değişkenlik gösterdiğinden, yeni medya ile ilişkilenme biçimleri de farklılaşacaktır. Fakat hangi bağlamda hangi yeni medya ortamı olursa olsun, birer üre-tüketici haline gelen bireyler “herhangi bir malın değil ama hizmetin kullanıcısı olurken aynı zamanda o hizmetin sağlanabilmesi için gerekli içeriği de üretmektedirler” (Çomu, 29).

Bu bilgiler ışığında, çağın gerisinde kalmamak ve onun ruhunu yakalayabilmek için katılımcı kültürün içinde yer almak neredeyse zorunlu görünmektedir. O halde yapılması gereken kaynak ve olanaklara eşit ölçülerde ulaşımın yollarını açmaktır. Filtreleme, yasaklama ve kapatma türü yollara başvurarak veya gelişime ortak olmamak çağın gerisine düşmeyi beraberinde getirecektir. Bu ise bilginin üretiminin ve dolayısıyla yer yüzünde söz söyleyebilir olmanın önüne geçecek, böylece kıtalar arasındaki ayrım gittikçe büyüyecektir. İnsanların gündelik yaşamlarının hemen her alanına nüfuz etmiş olan yeni medya, yalnızca hayatta kalmakla yetinmeyen insanın ürünüdür ve görünen o ki öyle olmaya da devam edecektir.

Kaynakça

Tekeli, İlhan. “Tarih Yazımında Gündelik Yaşam Tarihçiliğinin Kavramsal Çerçevesi Nasıl Genişletilebilir?” Tarih Yazımında Yeni Yaklaşımlar içinde. Ed. Zeynel Abidin Kızılyaprak. İstanbul. Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı. 2000. s. 52, 53, 56

Purushotma, Weigel, Clinton, Robinson ve Jenkins, Henry. Confronting the Challenges of Participatory Culture. London. The MIT Press. 2009. s. 5,6

Toffler, Arvin. Üçüncü Dalga. Çev. Ali Seden. İstanbul. Altın Kitaplar. 1996. s.332

Boyd, ve Ellison, Nicole B.  “Sociality Through Social Network Sites”. The Oxford Handbook of Internet Studies içinde. Ed. Dutton W.  H.. Oxford.  Oxford  University  Press. 1996.  s. 11

Dikmen, Gözde Ö. “Tüketen Üreticiden Üreten Tüketiciye Dönüşümde Sosyal Medyanın Rolü”. İletişim ve Teknoloji içinde. Ed. Zeliha Hepkon. İstanbul. Kırmızı Kedi. 2011. s.162

Saka, Erkan. “ ‘Hacker’lık Üzerine Birkaç Gözlem”. Hack Kültürü ve Hacktivizm içinde. Ed. Işık Barış Fidaner. İstanbul. Alternatif Bilişim. 2013. s. 33

Çomu, Tuğrul. Video Paylaşım Ağlarında Nefret Söylemi: Youtube Örneği. Yayınlanmamış y.lisans tezi. Ankara Üniversitesi. 2012. s.29

Hayles, N.Katherine. “Elektronik Edebiyat Nedir?”. Yeni Medyaya Eleştirel Yaklaşımlar içinde. Ed. Mukadder Çakır. İstanbul. Doğu. 2014. S.343

E-Kaynaklar

http://web.mit.edu/21fms/People/henry3/consume.html (10.01.2015)

http://tr.wikipedia.org/wiki/Aaron_Swartz (13.01.2015)

.

YETERİNCE KATILIMCI MIYIM? için 2 cevap

  1. opencart temaları diyor ki:

    İyi içerik devamını beklerim

  2. web yazılım diyor ki:

    Teşekkür ederim faydalı şeyler paylaşmışsınız

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: