Sosyal medya ortamlarındaki nefret söyleminden sosyal medya mı suçlu? Yoksa zihin örüntülerimiz ve habitus’umuz mu? Provakatif içeriklerden kim/ler çıkar sağlıyor? Sorulması gereken bazı asli sorular nelerdir?

Mutlu Binark, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi

7 Haziran 2015 Genel Seçimlerini müteakip, çözüm sürecinin hükümet ve PKK tarafından karşılıklı olarak sona erdirilmesi, ardından güvenlik güçlerine yönelik saldırıların ve çatışma ortamının başlaması, Suruç katliamı, Dağlıca ve Iğdır saldırıları, Cizre, Silopi başta olmak üzere kent merkezlerinde sivil halkın kuşatılması, en nihayetinde de Ankara, İstanbul, Antalya, Kırşehir gibi Batı kentlerinde yurttaşların sokağa tüm bu olayların suçlusu olarak günah keçisi hedef gösterilenlere karşı çağrılması olaylarında sosyal medya ortamlarında üretilen içeriklerin rolü nedir? Birbirini besleyen ve ören bu şiddet sarmalı, toplumsal ve siyasal barışı aşikar bir biçimde yaralamaktadır.

Sosyal medya ortamlarının yurttaşın demokratik katılımının, ifade özgürlüğünün güçlenmesi bağlamında alternatif medya ve yurttaş yayıncılığı için kullanılması alanyazında yaygın olarak tartışılmaktadır (Çoban ve Ataman, 2015, Gerbaudo 2014, Yanıkkaya ve Çoban, 2014). Tıpkı geleneksel kitle iletişim araçlarında olduğu gibi, aracın veya ortamın bizatihi kendisi değil, ama aracın nasıl ve hangi amaçlarla kullanıldığı kamusal sorumluluk ile evrensel etik ilkeler ve temel insani değerlerle çelişen, çatışan üretimlerle/içeriklerle sonuçlanabilir. Geleneksel medyada kanaat teknisyenlerin yorumlarında, köşe yazılarında, muhabirlerin haberlerinde her türlü nefret söylemini görmekteyiz.

Sosyal medya ortamlarının toplumsal barışa yönelik tehdit olarak konumlandırılmasının ardında yatan neden nedir pekiyi? Çünkü, daha önce sadece sınırlı bir kesimin elinde bulunan kanaatlerini üretip yayma olanağı, yeni medya ortamları, özellikle de toplumsal paylaşım ağlarıyla birlikte sıradan kullanıcıların da eline geçmiş, medya endüstrisinin medya metinlerinin tüketim sürecinde edilgen alıcı olarak konumlandırdığı kullanıcıları, içerik üretim dahil iletiler karşısında etken konuma getirmiştir. Kullanıcının toplumsal olaylar, olgular ve gündem hakkında kanaatlerini ifade etmesi hiç kuşkusuz yurttaşlık kültürünün gelişmesine katkıda bulunur. Ama bu noktada sorun bu katılımın niteliği noktasına gelip düğümlenmektedir. Türkiye’de sosyal medya ortamlarında kanaat üretimi ve farklı kanaatlerin tartışılması iletişimsel eylem şeklinde mi tezahür etmektedir? Farklı kanaat sahipleri arasında müzakere etiği var mıdır? Bu sorunun yanıtı Tübitak destekli bir sosyal bilim araştırmasında da (110k051 nolu araştırma) ortaya konduğu üzere olumsuzdur (Arslan-Yeğen vd., 2011; Özçetin vd., 2012)…

Twitter’de kanaatlerin paylaşımı ya birbirine benzer zihin örüntülerine sahip bireyler arasında o kanıda ortaklaşalığın benimsenmesi, aşkınlaştırılması, kutsanması ve çoğaltılması ya da farklı kanaatlere sahip bireyler arasında karşılıklı hakaretleşme ve nefret söyleminin üretilmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Özellikle toplumsal ve siyasal kutuplaşmanın arttığı zamanlarda, sosyal medya ortamlarında benzerseverlerin saflarının daha da sıkılaştığı, farklı siyasal kimliklere, etnik kökenlere, mezhep aidiyetlerine ve farklı cinsel kimliklere sahip bireylere yönelik nefret söyleminin, hedef göstermenin arttığı görülmektedir. İşte Türkiye’de sosyal medya ortamlarındaki durum da budur. Ancak, bu durumun nedeni sosyal medyanın varlığı değil; bu zihin örüntüsünün yeşerdiği siyasal iklimdir. Toplumsal ve siyasal kutuplaşmayı besleyen içerikleri üreten anonim veyahut nonim sosyal medya hesap sahipleri hangi siyasal, ekonomik çıkarlara hizmet etmektedir? Toplumsal kutuplaşmayı besleyen bu üretilmiş içerikleri, duygu dilini çağıran siyasal ve toplumsal atmosfer içinde “düşünmeden” paylaşan, yayan, “eleştirel muhakeme” donanımını anında rafa kaldıran kullanıcıların farkına varmaları gereken, bu paylaşımların toplumsal barışa hizmet etmediğini kavramaları gereğidir. Bu noktada diğer bir sorun ortaya çıkıyor: Böylesi bir kavrayış için, yurttaşları toplumsal kutuplaşmaya değil, toplumsal barışa ve her türlü farklılıkla birlikte yaşama kültürüne davet eden bir siyasetin dilinin var olmasının gereğidir. Böylesi bir dilin Türkiye’de iktidara son on yıldır hakim olan ve yeni rejimi tesis eden partide, söylemsel pratiklerinde yokluğu sorunun bir parçasıdır. Bu saptamalar eşliğinde, şu soruyu sormamız gerekli: Sosyal medya ortamları mı “baş belası”dır?; yoksa, bu ortamları belli bir siyasi partinin ideolojisi için provakatif amaçlı kullanan, farklı siyasi kimlikleri hedef gösteren, sıradan yurttaşları gerek siyasetin hamasi popülist dilinden, gerekse geleneksel medyanın köşe yazılarında, haber-yorum programlarında “kitle ruhu”nun üretilmesinden beslenerek linç kültürüne davet edenler mi kaygı vericidir? Pekiyi, bu çağrılara kulak veren yurttaşlar kötülüğün sıradanlığından vicdanen ne kadar sorumludur? Eleştirel muhakeme donanımımız, müzakere etiğimiz neden zayıftır? Pekiyi, siyasetin dilinin ve siyasetçilerimizin habitusunun toplumsal barışın yaralanmasındaki sorumluluğu ne olacaktır? Nedir?

Neoliberal muhafazakar ideolojinin oluşturduğu zamanın ruhu ve onun beslediği konformizmden sıyrılıp, yurttaşlar olarak, toplumsal ve siyasal barış kanallarını açmak için, sosyal medya ortamlarında “akıl gözümüzü” açmalıyız. Bizatihi kendimiz, “boğaz dokuz boğumdur” diyerek, klavye silahşörlüğünden uzak durmalı; enformasyon kirliliğine ve manipülatif enformasyona karşı sosyal medyadan akan içerikleri farklı haber kaynaklarından da teyit etmeliyiz; sosyal medya ortamlarını provakatif amaçla kullananların habitusuna bakmalıyız. Sosyal medya ortamlarında bir şeyi “beğenirken” ya da”Fav”larken, paylaştığımız bu sözedimlerinin ardyöresine kavramalı, sözün özü gönderi karşısında düşünmeliyiz.

Türkiye’de şiddet dilinin ve linç kültürünün normalleştirilmeye çalışıldığı bugünlerde, sorulması gereken bazı asli sorular şunlardır: Kim neden hangi niyetle nasıl bir iletişimsel eylemde bulunmaktadır? Bu iletişimsel eylem pratiğiyle akıl dilimizle bir müzakere kültürü geliştirebilecek miyiz? Nefret söyleminin nefret suçuna dönüşmesini engellemek için, kitlelerin her türlü yanlış, aşırı veyahut eksik enformasyon içeren içeriklerle galeyana getirilmesini ve sıradanlığın kötülüğünün kamusal alanda tezahür etmesini önlemek için siyasetin dilinde ve siyasi katılım mekanizmalarında nasıl çözüm bulacağız? Toplumsal ve siyasal barış için öncelikle ve öncelikle gündelik yaşamda toplumsal ve siyasal kutuplaşmayı nasıl çözeceğiz?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: