Sağ ama Salim değil…

Yazan: Aslı Telli Aydemir/İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi

Öncelikle hepimizin başı sağolsun. WhatsApp, Telegram ve Signal’dan mesajlar yağıyor: “Ailen nasıl, sen nasılsın?” diye…Facebook’tan konum paylaşımları, “hayattayım” özellikli konum teyit araçları bir nebze olsun yüreğe su serpiyor sanki?!

Yalnız neyi tartışıyoruz anlamadım…

-7 terörist mi varmış, 3’ü canlı bombaysa diğer 4’üne ne olmuş?…X-ray cihazına girmeden silahlar patladıysa, “OK, polis-güvenlik tertibatı aciz kalabilir, aslında o da kabul edilemez de düzgün eğitimden geçmedikleri için tek kurşunda canlı bombayı indirememiş olabilirler??..” Aslında girişte X-ray hiç olmamalı, başka ülkelerde örneği yok, o ayrı bir güvenlik zaafiyeti ve ek tedbir gerektiriyor…

-Dikeceksin oraya ‘yüksek eğitimli kombat tetikçi’, giderecek bir anda tehlikeyi?! Peki ya otoparkta konuşlanan saldırgan? Onu kontrol çemberine almak imkansız görünüyor halihazırdaki tedbir tablosuyla…

Felaket senaryoları sündürüyoruz durmadan, hatta tetikçi pozisyonu, canlı bomba konumu tek sohbetimiz oldu. Bence bu bakış ve üslup bizi bir yere götürmez, arkadaş! Felaketi yaşadıktan sonra “suçlu aramak” ve hatta dikkatsizlik sonucu doğan kazalardan ötürü sokak köşelerinde toplanan olay anı meraklıları edasıyla kargaşayı büyütmek adına bileniyoruz sürekli…

Ortada işlenmiş çok hata var, bu hataların çoğunun merkezi ve yerel otoriteler tarafından yapıldığı aşikar. Bunu ortaya çıkarmak sivil duyarlılık sahibi yurttaşların asli görevi olmalı hiç kuşkusuz. Özellikle kriz ve felaket zamanlarında…İfşa mekanizmasını harekete geçirmenin ve ağ dayanışması sağlamanın en pratik ve etkin yolu ise sosyal medya platformları. Ancak çoğumuzun kaçırdığı önemli bir ayrıntı var: İfşa edenin aynı zamanda alternatif planı olması gerekir. Doğrudan B planı olarak adlandırılacak hazırlığı yoksa, ilk ve ikinci derece yakınlıktaki ağlarıyla acilen ortaklaşa çalışıp alternatif plan oluşturmalı.

28 Haziran’da yaşanan felaket öncesinde birçok acı yaşadık. Bu acıların çetelesini bizim için birçok tutan aktör var; burada tekrar paylaşmaya hacet yok. Ancak asıl üzerinde durmak istediğim mesele, gözü dönmüş kapitalist 100$ altında taksimetre kontak çalıştırmayan taksicilerin yanında yüreğini ve ruhunu ortaya koyan “gönüllü acil yardım destekçileri” ve “melek ulaşım/konaklama ikarus”ları da mevcuttu.

Kent savunması (http://bit.ly/298fj3p) çabalarıyla birkaç saat içinde otobüslerle Taksim Gezi Parkı’na taşınan felaketzedeler, evlerine dönmek için otellerinden ayrılanlara ve yine konaklama ihtiyacı olan felaketzedelere kapılarını açan turistik tesislerin koordinasyonu, bu yönde verilen haberlerin ihtiyaçlı aktörlere erişimi de yukarıda sözü geçen “polemikle ve kaosla beslenen” sosyal medya platformları üzerinden oldu.

Burada sorgulanması gereken “görevini yerine getirmekte aciz ya da geç kalan yerel ve merkezi otoritelerin interneti ve özellikle sıklıkla tercih edilen sosyal medya platformlarını neden yavaşlattığı, hatta engellediğidir. “Kriz haberciliği”, “felaket anında etkin sosyal medya kullanımı”, “toplumsal dayanışmada mikroblog kolaylaştırıcılığı” gibi alt araştırma alanları ve bilimsel eksenler oluşurken, ısrarla “olumsuz zarar verici yönüyle bakan panopticon devlet” politikası sürdürülüyor. Üstelik bu; kitlesel medyaya yönelik yayın yasağı garabetinin ardından sosyal medyada paylaşımda bulunanların hakkında cezai işlem yapılacağına dair tebligatla taçlandırılıyor.

“Çatışmacı, indirgemeci”siyasetle baş etmenin en doğru yolu “uzlaşmacı, değerli kılan” söylemlerle, yakın dönem hafızalardaki tortuları ve gündelik acıları paylaşarak alternatif sağaltımcı gündem yaratmaktır. Üst üste yaşanan acıları biriktirerek duruma alışmak değil, birlikte anlamaya çalışarak üstesinden gelme deneyimine yol açmaktır. Norveç’te 2011’de yaşanan 14-19 yaşlarındaki 77 gencin hunharca katliamı sonrası yapılanlara gözüm takıldı bugün. 10 Ekim dayanışması twitter’da paylaşmış:

Untitled

Psiko-sosyal destek konusunda Türkiye’de de birçok çaba ve emek harcanıyor son birkaç yıldır ancak gerçekçi bir koordinasyon içine girilmediğinin üzülerek farkındayız. Yalnız sağ olmak, hayatta kalmak yetmiyor; yurttaşların birebir dayanışarak bilgilenmesini önlemek, ‘korumacı-kollamacı-gözetlemeci” tedbirler getirerek anlık günü kurtarmak yerine psiko-sosyal destek ve mücadele alanını genişletmek gerekiyor. Ahir zamanlar, çok doğru, ancak herşey bitmiş değil.

Kaynak: https://www.gastesehir.com/yazarlar/sag-ama-salim-degil/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: