Post-Truth Kavramıyla ABD Seçim Sürecini Anlamak…

Selin ÇETİNDAĞ, Hacettepe Üniversitesi Y.Lisans Öğrencisi

Oxford Sözlükleri, bir sıfat olarak tanımladığı post-truth kelimesi için; “tarafsız gerçeklerin kamuoyu fikrini etkilemede  duygulara ve kişisel inançlara cazip gelen şeylerden çok daha az etkili olması durumuyla ilgili olan ya da bu anlama gelen” şeklinde tanımlamıştır. İlk önce Haziran’da Brexit oylaması, ardından Donald Trump’ın Cumhuriyetçi başkanlık adaylığına getirilmesi ve seçimden galip ayrılması bu sene bu kelimenin kullanım sıklığını fazlasıyla arttırmıştır. Hatta Oxford Sözlükleri, 2016 yılının kelimesi olarak post-truth kelimesini seçmiştir. Post-truth kavramını popülizmin ürünüdür şeklinde atıfta bulunup yorumlayanlar da vardır. Özellikle Trump’ın seçilmesinden sonra bu kelimenin gerçekleri görmede ve anlamlandırmadaki önemi fazlasıyla hissedilmiştir. Zeynep Tüfekçi’nin New York Times’da yazdığı “Adventures in the Trump Twittersphere” adlı yazısında, Trump seçmenlerinin politik tutumları ve sosyal medya kullanım pratikleri post-truth kavramına işaret etmekte ve bu kavramın seçim sonucunu tasavvur edebilmede büyük önem taşıdığı anlaşılmaktadır:

 “Takip ettiğim Trump taraftarlarının birçoğu siyasi partiler ya da medya organları olsun, artık büyük bir kuruma güvenmediğini söylüyor. Bunun yerine, şimdi nefret duydukları bu güçlü kurumlara karşı, ırkçı politikalarla birlikte, yalanlar ve gerçeklerle karıştırılan ortak anlatılarını destekleyen kişisel hikâyelerini paylaşıyorlar… Bay Trump ve taraftarları Overton penceresini kırdılar ve artık geriye dönüş yok.”

Trump’ın destekçilerinin sosyal medyada çok iyi bir şekilde örgütlenmiş olmaları ve burada ana akıma karşı kendi haber paylaşımlarını yapmaları aslında Trump’ın zaferinin nedenlerinden birini de göstermiş olur. Ana akım medyanın sürekli olarak Trump aleyhine haberler yapması ve beklentinin bu yönde şekillenmesi Trump karşıtı kitleler tarafından Clinton nasıl galip gelemez şaşkınlığı yaratmıştır. CNN gibi ana akım haber kanallarının Clinton’ın kesin olarak kazanacağı şeklinde yarattığı algı gerçeklerin ötesini görmede kitleleri yanılgıya uğratmıştır. Trump’ında özellikle sosyal medyadaki etkin kullanımı ve aynı zamanda şu anda bile sürekli suçladığı ve açık bir şekilde dile getirdiği CNN’den nefret ediyorum şeklindeki söylemleri de seçmenler açısından ana akıma olan tutumun şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Post-truth kavramı ele alındığında ana akım medyanın nesnel ve doğruluğu ispatlanmış haberleri seçmenleri inandırmaktaki sorunları ve bireylerin kendi inandığı doğruların peşinden koşma istekleri tam olarak anlaşıldığında ABD seçimlerindeki Trump galibiyeti de bir yönüyle anlaşılmış olunur. Ancak içerik paylaşımlarında çok fazla yanlış ve sahte haberlerin oluşu ve Facebook’un şu anki algoritmik özelliğinin, arkadaş gönderilerinin ön plana çıkarılıp haber sayfalarının arka plana atılışı, bu duruma zemin hazırladığı yönünde büyük tartışmaların çıkmasına neden olmuştur.  Sosyal medya içerik paylaşımının ve özellikle Facebook’da paylaşılan haberlerin artık seçimlerin belirleyicisi olduğu şeklindeki görüş şu anki durumu gözler önüne sermekte ve doğrulamaktadır.

Yeni Medyada Asılsız Haber Paylaşımı: ABD Seçim Sürecinde Facebook’da Paylaşılan Donald Trump Haberleri ve Ötesi

Yeni medyanın ayrılmaz bir parçası olan sosyal medya platformlarında çoğunlukla yaşadığımız çevreyle ve küresel niteliği olan sosyal, ekonomik, siyaset vb konularla ilgili haberlerin sıkça dolaşımda olduğu bir bilgi akışının içinde kendimizi buluruz. Özellikle mekân ve zaman ayrımının kalkmasıyla doğan bu katılım, gönderilerin paylaşma hızını da kısa bir sürede kitlelere yaymaktadır. Ancak en başından beri bu akışın içindeki yanlış bilgi yayılımı, konuyla alakasız fotoğraf paylaşımı, yalan haber yapımı ya da bir haber içindeki bilginin ya da görsel öğelerinin çeşitli şekillerde manipüle edilip servis edilmesi sıkça tartışmalara konu olmaktadır. Özellikle sosyal açıdan çokça tartışma yaratan ve herkesi bir şekilde etkileyen gündem haberlerinde veya dönemsel süreçlerde belli bir düşünceyi empoze etmek veya tamamen kendi düşüncesini ispatlama ve öngörme yarışında isteyerek ya da istemeyerek sahte haber paylaşımı çokça karşımıza çıkar. Sahte haberlerin bir akış içine girdikten ve kitlelere yayıldıktan sonra bunu doğrulamak veya düzenlemek yani bunun geri dönüşümünü yapmak için analiz sürecine girmek gerekir. Veri okuryazarlığı içerisinde gönderilerdeki verilerin doğruluğunun ispatlanması ve yanlış bilgilerin ayıklanma süreciyle ilgili çeşitli oluşumlar da bulunmaktadır. Bu asılsız ve yalan haberlerin paylaşımı kritik süreçteki gündemle ilgili bireylerin muhakeme süreçlerinde ve karar verme yetilerinde etkili olduğu düşünülmektedir.

Facebook’da, ABD seçim sürecindeyken çok fazla sahte haber paylaşımı olduğundan seçim sonuçlarının bu paylaşımlarla ilgili olarak Trump’ın zaferiyle sonuçlandığı ile ilgili tartışmalar başlamıştır. Özellikle seçim öncesinde Trump’ın seçilmesine sürpriz olur gözüyle bakılırken şimdi bu haberlerin etkisinin seçmenler tarafından gerçekten ne derece etkili olduğu düşünülmektedir. Bu yalan haberlerin bazı başlıkları şu şekildedir:

“Eğer Donald Trump Seçilirse, Hillary Clinton Halkı İç Savaşa Çağıracak”, “Papa Francis’in Şok Dünyası”, “Barack Obama, Kenya’da Doğduğunu İtiraf Etti”. “Hillary’nin Yolsuzluk Sızıntısıyla İlgilenen FBI Ajanı Öldü”.

Zeynep Tüfekçi’nin New York Times’da bu durumu dile getiren Mark Zuckerberg in Denial adlı yazısında Zuckerberg’in oldukça az bir içeriği oluşturan sahte haberlerin seçimi bir şekilde etkilemesinin oldukça çılgın bir fikir olduğunu, oy kullananların yaşadıkları hayat deneyimiyle seçimlerine karar verdiğini ifade etmiştir. Zuckerberg’e göre toplum için Facebook büyük bir bilgi paylaşım mecrası ancak olaylar ve durumlar üzerinde etkisi olmayan bir şekilde diye eklemiştir. Zuckerberg’ın bu eleştiriler karşısında argümanı ise Facebook’un “user generated content” dediğimiz içeriğini kullanıcıların oluşturduğunu ve yine onların paylaşımda bulunduğunu yani Facebook’un karar verme süreçlerinde herhangi bir etkisinin olamayacağı düşüncesidir. Tüfekçi’nin yine yazısında bahsettiği 2010’da Facebook’ta çalışan araştırmacıların 61 milyonluk Amerikan seçmeniyle seçim ortasında yaptığı çalışmalar ve 2012’de yine Facebook araştırmacılarının gizlice haber akışından veri çekerek yaptığı araştırmalar sonucunda kullanıcıların pozitif veya negatif mesajlar içeren gönderi paylaşımlarından etkilendiği ortaya çıkarılmıştır. Bu da Facebook’daki haber akışındaki bilgilerin çevreyi yorumlamada etkili olduğunu göstermektedir. ABD seçim sürecindeyken Makedonya’da gençlerin oluşturduğu bir grup Trump destekçileri, Facebook’ta anonim olarak F.B.I.’i kaynak göstererek Clintonla alakalı yüzlerce sahte haber paylaşımında bulunmuşlardır. Haber akışında ise bu haberlerin binlerce kitleye ulaştığı söylenebilinir. The New York Times’da Paul Mozur ve Mark Fake News in U.S. Election? Elsewhere, That’s Nothing New başlığı altında, sahte haberlerin Facebook’da yayılımını önlemek için bazı devletlerin demokratik olmayan yollara bile başvurduğunu dile getirmektedirler. Örneğin bazı Afrika devletleri‘nin seçimlerden önce Whatsapp, Facebook ve Twitter kullanmayı yasaklamakta olduğunu haberde örnek olarak yer almaktadır. Endonezya hükümetinin ise yalan haber gördüğü siteyi daha önce kapattığı ve bu kararında politik nedenlerin etkili olduğu düşünülmektedir şeklindeki durumu da yer verilmiştir. Günümüz enformasyon çağında bilgi akışını bitirmek, engellemek ya da kesintiye uğratmak başvurulması gereken en son çözüm olduğu çok bellidir. Ancak bu örnekler doğrultusunda politik endişenin bu kadar hissedildiği Facebook gönderileri için artık Facebook’un harekete geçme durumunun çoktan geldiği ise küresel anlamda aşikâr bir konumdadır. Zuckerberg, bu sahte ve yalan haberler için tek taraflı olmadığını ABD seçimlerinde her iki taraf hakkında yanlış haberler yayıldığını dile getirdi. Bu durum göze alındığında Zuckerberg’in ifadesi her türlü doğrulanabilinir ancak bu haberlerin önüne geçilmesinde Facebook’un rolü de önemli olacaktır. Bu yalan haberlerin dolaşımından bu kadar haberdar iken Facebook’dan artık veri doğruluğu ile ilgili güçlü yaptırımlar beklenmektedir. Özellikle yalan haberlerin önüne geçmek için içerik analizi sonucunda yalan haberlerin ayıklanma sürecini başlatabilir. Bu olanağa yani editoryal kontrole çalışanlarıyla birlikte Facebook fazlasıyla sahiptir. Ayrıca geçen yıllara göre, Facebook içerik gösteriminde arkadaş paylaşımı beğenilen sayfalara göre daha çok ön plana çıkarılmıştır. Joshua Benton’ın NiemanLab’da ele aldığı The forces that drove this election’s media failure are likely to get worse adlı yazısında, kitle iletişim araçlarının iş modellerinin gerilemesi, kişiselleştirilmiş sosyal paylaşımların artmaya devam etmesi ve içeriğin kolayca yayılması yeniliğine özellikle dikkat çekmektedir. Bu durumda aslında içerikle ilgili müdahalelerin Facebook algoritmasında yapılabildiğini rahatlıkla bizlere göstermektedir. Kritik süreçlerdeki olayların gidişatı ya da seçim sürecindeki galibin sonucu direkt olarak Facebook gönderilerine elbette bağlanamaz. Ancak yalan ve yanlış haberlerin Facebook’daki dolaşımı çok olduğu sürece kişilerde güvensizlik ve politik söylemlerin ve dayatmanın huzursuzluğu sürekli olarak karşımıza çıkacaktır. Bu haberlerin önüne geçilebilinirse sosyal medya platformlarında seçim kampanyalarının sağlıklı bir şekilde sürdürüldüğü şeklindeki hissiyat seçmenler açısından çok önemli olacaktır. Bu süreçte Trump destekçilerinin yaymış olduğu Clinton ile ilgili yanlış haberler ve komplo teorileri, oy kullanan kişilerin bu haberlerin etkisi yüzünden Trump’ı seçmeye karar verdikleri yönündeki endişeler uzun bir süre Facebook’un algoritmasıyla ilgili sorunlara işaret edecektir. Bu algoritmaya bakıldığında hangi gönderilerin haber kaynağının başında tutulacağı hangilerinin akışın içinde kaybolacağı ile ilgili özelliklerin gönderi paylaşımında belirleyici olduğu görülmektedir. Almanya Başbakanı Merkel’de Facebook algoritmalarıyla ilgili olarak:“Algoritmalar daha şeffaf olmalı. İlgilenen vatandaşlar aslında kendi medya davranışlarıyla ve başkalarının medya davranışlarıyla neler olduğunun farkındalar.” diyerek Facebook’a gönderilerle ilgili kaygısını belirtmiştir.

Benton, Facebook’un algoritmasındaki gönderi akışını değiştirmek için önerilerde bulunmuştur. Bazıları şunlardır:

“Basit olan yollardan biri, yanlış bilgilendirmenin yaygınlaştığı bir ana yol olan trend bölümüne (trending section) görünenleri yönetmek için editör tutmak olacaktır. Facebook, muhafazakârlar tarafından geri plana atıldıktan sonra Trend editörlerini kurdu; Bu bir korkaklıktı ve o zamandan beri sahte haberler, milyonlarca kişiye endişe verici bir sıklıkla algoritmik olarak göründü… Bir başka çözüm de, bir gazeteci ekibi kiralamak ve en azından sahte haberlerin en kötüsünü akıştan ayırmakla görevlendirmektir. Sahte materyali çok fazla yayınlayan siteler daha da önemsizleştirilebilir veya tamamen ortadan kaldırılabilir.”

Yalan ve sahte haberlerin gerçeğin önüne geçmesi ve kitlelere yayılması özellikle gerçeği yanlış yorumlamadaki sorunlara dikkat çekmektedir. Bu durum da nesnel geçerliliği olan konuların ispatını inandırmada ana akımın ve profesyonel gazeteciliğin durumunu gözler önüne sermektedir. Yanlış haber paylaşımının sıklığının şu anki Facebook algoritmasıyla daha da çok ilişkili olduğu ve bu yönüyle kitlelere hızlıca yayıldığı görülmektedir. Post-truth kavramı ise politik duruştaki mevcut durumun etkilerini anlamlandırmakta ve ABD seçim sürecinde Trump destekçilerinin başarılarının sır perdesi bir şekilde ve bir yönüyle aydınlanmış olmaktadır.

Kaynaklar

Benton, Joshua. The forces that drove this election’s media failure are likely to get worse. 9 Kasım 2016. Erişim: 22 Kasım 2016. <http://www.niemanlab.org/2016/11/the-forces-that-drove-this-elections-media-failure-are-likely-to-get-worse/&gt;.

Hermann, John. Fixation on Fake News Overshadows Waning Trust in Real Reporting. 18 Kasım 2016. Erişim:22 Kasım 2016. <http://mobile.nytimes.com/2016/11/19/business/media/exposing-fake-news-eroding-trust-in-real-reporting.html?smid=tw-nytimestech&smtyp=cur&referer=https://t.co/DDQ7QhVqCz&gt;.

Onedio- Oxford 2016’nın Kelimesini Açıkladı: Post-Truth. 16 Kasım 2016 Erişim: 22 Kasım 2016. <https://onedio.com/haber/oxford-2016-nin-kelimesini-acikladi-post-truth-739479&gt;.

Paul Mozur,Mark Scott. Fake News in U.S. Election? Elsewhere, That’s Nothing New. 17 Kasım 2016. Erişim:22 Kasım 2016. <http://mobile.nytimes.com/2016/11/18/technology/fake-news-on-facebook-in-foreign-elections-thats-not-new.html?smid=tw-nytimestech&smtyp=cur&referer=https://t.co/3KmHK6KVEf&gt;.

Tüfekçi, Zeynep. Adventures in the Trump Twittersphere. 31 Mart 2016. Erişim: 22 Kasım 2016. <http://www.nytimes.com/2016/03/31/opinion/campaign-stops/adventures-in-the-trump-twittersphere.html?_r=1&gt;.

Tüfekçi,Zeynep. Mark Zuckerberg Is in Denial. 15 Kasım 2016. Erişim: 22 Kasım 2016. <http://www.nytimes.com/2016/11/15/opinion/mark-zuckerberg-is-in-denial.html?rref=collection%2Fcolumn%2FZeynep%20Tufekci&action=click&contentCollection=Opinion&module=Collection&region=Marginalia&src=me&version=column&pgtype=article&_r=0&gt;.

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: