Gündelik Yaşamın İçindeki Yeni Medya: “Katılımcı Kültür”, “Kamusal-Özel Alan Geçişkenligi’ ve “Yeni Medyanın Bileşenleri’ Ekseninde Hakan Bıçakçı Hikayelerine Bakış

Bahar Şahinsoy, Hacettepe Üniversitesi İletiişm Bilimleri Anabilim Dalı, Y.Lisans

Giriş

“Mahremiyetin karşıtı, doğrudan doğruya aleniyet ve yayın değildir; ifşaattır, sırrı açığa vurmadır.”   Jürgen HABERMAS

Yeni medya olarak adlandırılan ancak pek de ‘yeni’ olmayan, Binark’ın deyimiyle “bileşenlerinin farklı olduğu” kavramın ne olduğunun tartışıldığı çağda, yeni medyanın bileşenlerinin neler olduğunun yanı sıra gündelik hayatımıza ne şekilde etki ettiğinin önemine de dikkat çekmek gerekir. Şüphesiz yeni medyanın en büyük özelliklerinden biri etkileşime açık bir ortam yaratmasıdır. Etkileşimin ile birlikte gelen “sürekli bağlantılı olma” (connectivity) durumu ve hiperlinklerin mevcudiyeti ile yeni medyanın geçişken alanların oluşumuna elverişli oluşu, şüphesiz yaşamın her boyutuna dâhil olmasına neden olmaktadır. Yeni medyanın hayatlarımızda var oluşunun teknolojik gelişmeler ile mümkün kılındığı anlayışı hâkim olsa da yalnızca teknoloji ekseninde açıklamak eksik bir yaklaşım olacaktır.

Jenkins iletişim ortamında yaşanan değişimi yakınsama kavramı üzerinden açıklamaktadır. İletişim ortamında yaşanan yakınsama olgusu sadece teknolojik bir değişim olmanın çok ötesinde; ekonomik, küresel, sosyal ve kültürel boyutları da olan karmaşık bir süreçtir (2001, 93). Dolayısıyla, yeni medyanın gündelik yaşam pratiklerimize etkilerini “kitle kaynak”, “katılımcı kültür”, “kamusal-özel alan” bağlamında ele almak ve bu eksende tartışmak, yaşamın içine bu denli gömülü olan yeni medya kavramını anlamlandırmada etkili olacaktır.

Bir sosyalleşme aracı olarak da düşünebileceğimiz yeni medyanın yukarıda da bahsettiğimiz gibi “sürekli bağlantılı olma” hali, kamusal ve özel alan arasında geçişkenliğin kolaylaşmasına sağladığı katkı ile karşımıza çıkmaktadır. Örneklendirmek gerekirse; Facebook ya da Twitter kullanan bir birey, kendi özel alanı içerisinde bu mecralar sayesinde kamusal bir mesele üzerine yorum yapabilir veya düşüncelerini kamuya açabilir. Gelişen teknoloji ile kamusal ve özel alan arasındaki bu geçişkenlik belirginleşebilir ve artabilir. Bununla birlikte, hiperlinklerin varlığı günlük yaşamımız içerisinde, okuma, izleme, dinleme pratiklerimizin değişmesine, bağlamın değişerek anlatının da yeni anlamlar kazanmaya başlamasına neden olmaktadır. Yeni medya ortamında, hem haber okuyabilir hem haberin videosunu izleyebilir hem de haber ile ilişkili başka bir bağlantıya geçiş yaparak kendimizi farklı bir bağlamda bulabilmekteyiz. Tüm bu akış içinde, Erdoğmuş’un aktardığı gibi “en mahremi, en gündeliği ile hayatın pek çok unsurunu bir çevrimiçi (online) performans halinde yaşayan” (2012, s. 215) bireyler olarak, yeni medya ile birlikte yeni kolektif irade, yeni öznellik ve eyleyicilik biçimleri tecrübe etmekte, kimi zaman kamusal ve özel alan arasında kaybolmakta, kimi zaman da dijital benliğimizi sorgulamakta ve çevrimiçi (online), çevrimdışı (offline) kimliklerimize yabancılaşmaktayız.

Hakan Bıçakçı’nın kaleme aldığı “Hikâyede Büyük Boşluklar Var” (2015) adlı öykü kitabında; çoğu kentli yaşamında kendini istem dışı kamusal ve özel alan arasındaki geçişkenliğin içerisinde bulan ve bu duruma uyum sağlamak için yeni eyleme biçimleri geliştirmeye çalışan, çevrimiçi ve çevrimdışı benliği arasında yalnızlaşan ve yabancılaşan, gerçeklik algısı yanılsamaları yaşayan karakterler karşımıza çıkmaktadır.

Timisi’ye göre, “zaman ve mekân arasındaki sınırları kaldıran iletişim teknolojilerini tanımlamak üzere başvurulan kriterlerden birisi kimlik ve topluluk kavramlarının yeniden tanımlanmasıdır” (2016, s. 9).  Bahsedilen bu mekâna dayalı, zorunlu, belirlenmiş ve dolayımsız kimlikler ve toplulukların yerini, bireyin tercihlerine göre şekillenen ve özgürlük alanı olarak karşımıza çıkan kimlik ve aidiyet tanımlarının aldığı belirtilmektedir. Ancak burada “dijital teknoloji bütünü ile özgürleşim sağlar mı?” ve “kimlik-birey –toplum ilişkisi ne yönde etkilenmektedir?” sorularını da yöneltmek gerekir. Bu çalışma, bu soruları yönelterek yeni medya teknolojilerinin gündelik yaşamın her boyutuna gömülü oluşunu Bıçakçı’nın hikâyeleri üzerinden “kamusal-özel alan geçişkenliği”, “yeni medya ortamlarının bileşenleri” ve “katılımcı kültür”, kavramları çerçevesinde tartışmaya çalışacaktır.

IMG_5720

Kamusal – Özel Alan Geçişkenliğinde Yeni Medya

Modern insanın varlığını sürdürdüğü günümüz koşullarında Weintraub, geçerli olan farklı kamusal-özel ayrımlarının altında yatan, ayırt edici iki kriter belirtmiştir. Bu iki kriteri ise, açıklık, erişilebilirlik, özdüşünümsellik olarak tanımlanan ‘görünürlük’ ile herkese ait olan, ortak olan anlamına gelen ‘kolektiflik’ olarak aktarmaktadır (Akt. Özbek, 2004 s. 605). Özbek’e göre, kamusal alan kavramı, kültür ve politika ilişkisini yeniden düşünmeyi mümkün kılmaktadır ve bununla birlikte, politik kültürün de önemini kavramaya ve analiz etmeye olanak sağlamaktadır. “Kamusal alan” düşüncesi çerçevesinde farklı tanımlamalar da ortaya çıkmıştır. Siyasal sistemler, ekonomi ve iletişim teknolojilerindeki değişim ve gelişmeler kamusal alan fikrini de farklı bir boyuta taşımıştır.

Habermas “kamusal alan”, kavramını şöyle tanımlamaktadır: “kamusal alan kavramıyla, toplumsal yaşamımız içinde, kamuoyuna benzer bir şeyin oluşturulabildiği bir alandan söz etmiş oluruz. Bu alana tüm yurttaşların erişmesi garanti altına alınmıştır. Özel bireylerin kamusal bir gövde oluşturarak toplandıkları her konuşma durumunda, kamusal alanın bir parçası varlık kazanmış olur” (Habermas, 2004, s. 95). Yeni medyanın, tam da yurttaşların erişiminin garanti altına alınması meselesi üzerinden kamusallığı teşvik edici bir ortam yarattığını söylemek yanlış olmayacaktır.  Kejanlıoğlu ise “kamuoyu” kavramı üzerinden hareketle tanımladığı kamusal alanı: “Kamuoyu, bağımsız ve eşit bireylerin katıldığı, kimsenin dışlanmadığı, rasyonel-eleştirel bir tartışma ortamında gelişir; söyleme dayanan ve sonunda uylaşıma/uzlaşıya (consensus) varılan bir süreçtir. Kamusal alan da, hem özel ekonomik çıkarlardan, hem de kamu otoritesinden özerk, böyle bir konuşma ve tartışma etkinliğinin alanıdır.” şeklinde ifade eder (2004, s. 691). Negt-Kluge açısından ise kamusal alan, ‘tecrübeyi mümkün kılan, ya da onu sakatlayan toplumsal yapılar bütünüdür’(Akt. Özbek, 2004, s. 605). Arendt’e göre, kamusal alanın bir özelliği zuhur olunan ortam (space of apperarance) ise diğer özelliği bizi birarada tutan dünya oluşudur. Kamusal alan her şeyin herkes tarafından mümkün olan en açık şekilde görülebilmesi ve duyulmasıdır (Akt. Sarıbay, 2000, s. 5).

Yurttaşlık olgusunun nettaşlığa evirildiği internet ortamında, mekân ve beden kısıtlarının ortadan kalkması ile sosyalleşmenin de farklılaştığı bir ortamdan söz edilmektedir (Narmanlıoğlu, 2016, s. 73). Birey bu ortamda; âşık olma, beyin fırtınası yapma, dedikodu yapma, arkadaş edinme, kavga etme, bilgi alış verişinde bulunma pratiklerini yerine getirebilmektedir. Tecrübenin mümkün kılındığı sosyalleşme ortamında birey, bu tecrübesini ya da özel alanını kamuya açması yönünde teşvik edilebilmektedir. Bıçakçı’nın “Dünyanın En Çok fotoğrafı Çekilen İnsanı” (99-103) hikâyesi, bahsi edilen kamusal alana teşvik meselesi ile, özel alan ile kamusal alan arasındaki geçişkenliğe işaret etmektedir. Paris’te pizzacı olarak çalışan ve sıradan bir yaşam süren Paulo, dünyanın en çok yanlışlıkla fotoğrafı çekilen kişisi özelliğini taşıması nedeniyle, bir markanın reklam yüzü olması yönünde bir teklif alır. Şirketin armalarının yer aldığı tişörtleri giymesini istedikleri Paulo kamusal bir özne haline gelmekte, böylelikle bir reklam aracı haline dönüşmektedir. Paulo, yalnızca günlük yaşam pratiğini yerine getirirken (servis getirip götürmek gibi), aynı zamanda kamusallaşarak, bu iş sayesinde ek gelir de elde etmektedir. Bununla birlikte, çevrimdışı yaşamındaki olağanlığı da dönüşüme uğrayarak, Paulo’nun duruşuna, yürüyüşüne hatta yüz ifadesine yansıyarak, ona çevrimiçi bir benlik de kazandırmıştır. Paulo, çevrimiçi benliğinin ona kazandırdığı, özgüven ile konuşmaya dahi çekindiği kadını akşam yemeğine davet etme cesaretini de bulmuştur. Böylece, işini icra ederken sergilediği performans aynı zamanda hayatının diğer alanlarına da yansımış, çevrimiçi benliği, çevrimdışı benliğini de etkilemiştir.

Kamusal alan, farklı bireylerin, farklı toplumsal kesimlerin, farklı fikirlerin medeni ve demokratik biçimde bir arada bulunmalarına ve yarışmalarına imkân veren bir alandır, özgürlüklerin ve hakların hayata geçirildiği, yaşandığı alandır.  Günümüzde, özellikle internetin gelişimi ile yeni medyanın kolektif tecrübenin gelişmesine katkı sağladığını, kültürel temsil düzeyinde “sıradanın” katılımına olanak verecek kadar “eşit katılım sağladığı” ilkesi ile birlikte ifşaat-teşhir ilkesi çerçevesinde de ele almak yararlı olacaktır. Habermas, mahremiyetin kamusallığın karşılığı olmadığını; kültürü ‘mahrem alanda temellenmiş, öznellik ile kamusal alandaki öznelerarası ilişkileri birbirine bağlayan dolayım’ olarak ele alarak göstermektedir. (Akt. Özbek, s. 606). Arendt’in Habermas’tan farklı olarak işaret ettiği ise, kamusal alanın hem öznel niyetlerimizin sergilendiği, hem de bu niyetlerin insani olan her şeyi mümkün kılacak şekilde güvence istediği bir alan olmasıdır.

Kamusal alan tartışmasında, kavramın tanımlarında ortaya çıkan en önemli unsurlardan bir tanesi de “özel alan” kavramıdır. Habermas, kamusal olanın özel olan ile ilişkisi içerisinde belirlendiğini belirtmektedir. Çoğulcu liberal demokratik toplumda kamusal-özel alan ayrımının önemli bir işlevi olduğuna dikkat çeken Tok (2006, s. 113), kişilerin etno kültürel bağları ne olursa olsun bunların “özel” alanda muhafaza edilmesi gerektiğini ve kamusal alana girdikleri andan itibaren ise “ortak yarar” çerçevesinde kamusal alanın bir parçası olduklarına vurgu yapmaktadır. Sarıbay (2000, s. 6-7) ise, kamusal alan-özel alan karşıtlığının aşılarak günümüz kültürüne entegre olabilecek, “özelin kamusallaştığı ve kamusalın özelleştiği” bir kavramsallaştırmanın gerekliliğine dikkat çekmektedir. Bu kavramsallaştırma aynı zamanda kamusal ve özel alanın karşıtlık olmaktan çıkıp geçişken olma durumuna da işaret eder. Yeni medya teknolojilerinin getirdikleri sayesinde, bu geçişkenlik daha da belirginleşmekte, kamusal ve özel alan ayrımı arasındaki uçurum kapanarak, iç içe geçmektedir.

Katılımcı Kültür Üzerine Düşünmek

Dijitalleşme ile birlikte medyanın kültürel ürünlerin dijital ortama aktarılması kültürü etkilediği gibi; iletişimin tüm aşamalarını da dönüştürmektedir (Manovich, 2001, s.19). Jenkins, yakınsama kavramını içeriğin çoklu medya platformlarındaki akışı, çoklu medya endüstrileri arasındaki işbirliği ve eğlence deneyimi için herhangi bir yere göç edebilecek izleyicileri tanımlayacak şekilde kullanmaktadır. Yakınsama, tüketicileri yeni enformasyon arayışına ve dağınık medya içeriği arasında bağlantılar kurmaya teşvik eden kültürel bir değişime işaret etmektedir (Jenkins, 2006, s. 2-3). Gündelik yaşam pratikleri arasında saydığımız eğlence kültürü, yeni medya ortamlarında dijital oyunlar ile karşımıza çıkmaktadır. Ancak dijital oyunların da kapitalizmin önemli kültür ürünleri arasında yer aldığını söylemek gerekir (Binark & Bayraktutan,2008,s.41). Öyle ki, gündelik yaşam içerisinde önemli bir yere sahip olan oyun oynama pratiği “boş zaman aktivitesi” yerine de geçmektedir. Bıçakçı’nın kitabında yer alan “Metrobüste Candy Crush” (s. 21-24) hikayesi,  dijital oyunların kamusal bir alan olan metrobüste, esasında tam da hayatımızın büyük bir bölümünün geçtiği yerde varlığını gösterdiğine işarettir. Üstelik burada önemli bir nokta da oyun kültürünün yalnızca çocuklar nezdinde anılmadığı, yetişkinlerin de günlük yaşam pratiklerinde değişen dönüşen yeni medya pratikleri çerçevesinde, kültürün göstergesi olarak karşımıza çıktığına işaret etmektedir. Eğlence kültürü, evlerimize girmekle sınırlı kalmamakta, günlük yaşamın pek çok boyutuna dahil olmaktadır.

Hikaye aynı zamanda, yeni medyanın önemli özelliklerinden olan, “sürekli bağlantılı olma durumu” ile “hiperlink” mevcudiyetine de işaret etmektedir. Hikayenin kahramanı, metrobüste geçirdiği süre zarfında, dijital medya aracı olan cep telefonunu kullanırken bir yandan çevrimiçi oyun oynamakta ve diğer kullanıcılar ile etkileşim halinde olmaktadır hem de dijital medya aracını parçalı olarak kullanmaktadır. Yani bir yandan oyun oynarken diğer yandan, kulaklıkla Ahmet Kaya dinleyebilmektedir. Ancak burada, hikayedeki karakterin bulunduğu ortama ve kedine yabancılaşmasına da vurgu yapmaktadır.

Castells de iletişim alanındaki yakınsamanın sadece teknolojik ve kurumsal olmadığını vurgulamaktadır. Ona göre iletişim alanındaki yakınsama aynı zamanda düşünce şekillerinde belirir (2009, s. 134-135). İnsanlar, kültürler ve toplumsal örgütlenmeler, kurumsal ortamlar ve kişilik yapılarına bağlı olarak, yeni medya teknolojilerini kendi ihtiyaç ve arzularına uygun düşecek biçimde, benimser, kullanır ve değiştirirler (Castells, 2016, s. 8). İletişim alanında yaşanan değişimleri göz önünde bulundurarak internetin yaygınlaşması ile “öz kitlesel iletişim” (mass self communication) olarak adlandırdığı yeni bir etkileşimli iletişim formunun ortaya çıktığını aktarmaktadır. Öz kitlesel iletişim, küresel boyutta bir izleyici potansiyeline sahip olduğundan kitlesel bir iletişim olarak görülebilir. Bunun yanı sıra bireyin kendi oluşturduğu bir mesajı, yine kendi belirlediği alıcı/alıcılara yönlendirmesi ya da kendi tercihleri doğrultusunda seçtiği içeriğe erişmesi açılarından da bir tür kendi kendine bir iletişim olarak ifade edilir (2009, s. 54-55).

Değişen iletişim ortamında internet kullanıcılarının, içerik üretimine ve dağıtımına dâhil olması ve aktifliklerinin artması sonucunda, katılımcı kültür, iletişim ortamının demokratikleşmesi gibi konular üzerine tartışmalar artmıştır. Aynı zamanda yeni medyayı geleneksel iletişime göre daha açık ve etkileşimli kılan özelliklerini ifade eder. Buna göre etkileşimli ve çok yönlü bir iletişim modeli sunması sayesinde geleneksel medyanın alıcısı aktif katılımcı olarak görülür. Bir diğer kullanımı ise yeni medyanın desteklediği katılımcı kültürün medyaya erişim ve medyanın kullanımın demokratikleşmesi süreçleriyle ilişkili olup olmaması tartışmalarına dayanır. Yeni medyanın katılımcı kültürü besleyerek demokrasiyi geliştireceğine dair olumlayıcı yaklaşımlar bulunmaktadır.

Bununla birlikte internetin katılım kültürünü teşvik ettiğine dair tezlere yönelik eleştiriler de bulunmaktadır. Eleştiride bulunanlar, aracın demokratik bir etki yaratıp yaratmayacağının her zaman onun sosyal ve politik kullanımına bağlı olduğunu belirtmektedir. Adil olmayan internet erişimi ve kullanımı veya özel hayata müdahale gibi internetin negatif özelliklerinin tamamen görmezden gelindiğini savunurlar (Van Dijk, 2016, s. 157). Morozov (2011) ise kulanımının sosyal ve politik bağlamına vurgu yaparak, bunun göz ardı edilmemesi uyarısında bulunmaktadır. Burada vurgulanmak istenen, devlet baskısının göz ardı edilmemesi gerektiğidir.

Yeni Medya, Dijital Benlik-Kimlik Üzerine

Morva, benlik kavramını ”kişinin kendisi hakkında sahip olduğu ve onu diğerlerinden ayıran imge” (2016, s. 41) olarak tanımlamaktadır. Gündelik yaşam, öteki ile karşılaşan bireyin kendisi hakkında söyledikleri, yapıp ettikleri ve eyledikleri etrafında şekillenir. Bu bağlamda birey kendini öteki karşısında tanımlama yoluna gitmekte ve benliğini ortaya koymaktadır. Günümüzde modern toplum ile birlikte dijital medya ortamlarının oluşumu, beraberinde  “dijital benlik” kavramını getirmiştir. Dijital benlik, bireylerin çevrimiçi kimliklerine gönderme yapmakta, bireyin kendini dijital platformlarda nasıl temsil ettiği ile ilişki kurmaktadır.

Gündelik yaşam içerisinde sosyal medya ortamlarında benliklerini yeniden üreten ve performe eden bireyler, ceplerinde inancını, cinsiyetini, sosyal ve kültürel birikimi ile statüsünü, tecrübelerini taşımaktadır (Binark, 2005, s. 123).  Kimi zaman bireyler için çevrimiçi kimlikleri daha da önemli hale gelmektedir. Zhoa (2005), çevirimdışı ortamlarda bireyin duygularını açığa vurmasının zorluklarına dikkat çekerek, çevrimiçi kimlik sayesinde iletişimin daha da kolaylaştığına dikkat çekmektedir (Akt. Morva, 2016, s. 45). Becker ise, toplumsal yaşam alanına müdahale eden kuralların davranış biçimlerini de şekillendirdiğini ileri sürerek, söz konusu kurallar gereği “doğru” ve “yanlış” kalıplarının oluşumundan bahsetmektedir (2013, s. 23).

Dolayısıyla birey “yanlış” yapmaktan çekinerek, buna göre davranış kalıplarını şekillendirmektedir. Bıçakçı’nın kitabında yer alan, “Başka Biri mi Var?”(s. 31-35) adlı hikâyede tam da bu duruma örnek teşkil edecek türden bir durum söz konusudur. Hikâyenin kahramanı Filiz, eşinin Facebook’ta başka bir kadınla görüştüğünü fark eder ancak, onunla iletişime geçemez. Zira eşinin bilgisayarını karıştırarak, yaptığı davranışın “yanlış” olduğuna kanaat getirir ve bu durum onu ne kadar üzse de eşi ile konuşmaktan “utanç” duyacağı kanısına varır. Filiz çareyi, gündelik yaşamı bir parçası haline gelmiş olan Facebook’ta kendine ait olmayan bir kimlikle hesap açmakta bulur. Bu sayede eşi ile iletişime geçecek ve ona güvenip güvenmediğini sorgulayacaktır. Yüz yüze iletişimin yerini alan yeni medya dolayımlı iletişim, çevrimiçi ve çevrimdışı benlik arasındaki çatışmaya da işaret etmektedir. Kendini iki farklı benlik içerisinde bulan Filiz, dijital benliği ile çevrimdışı benliği arasında sıkışıp kalan bireylerden yalnızca biridir.  Bu hikâye bize dijital benlik ile çevrimdışı benliğin nasıl kurulduğuna yönelik önemli şeyler anlatmaktadır. Filiz farklı bir karaktere bürünerek, cebinde taşıdıklarını değiştirmekte ve farklı bir benlik ile karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanı sıra yeni medya ortamında soyalleşen bireylerin, günlük yaşam pratikleri içerisinde yüz yüze iletişimden uzaklaştığına da işaret etmektedir. Dijital benliğin yeniden üretimi ve dijital benlik ile çevrimdışı kimliğin karşılaşması, günlük yaşam pratikleri içerisinde esasında sıkça yaşadığımız durumlara işaret eder.

Sonuç yerine

Yeni medyanın gelişimi, dijitalleşme, internetin yaygınlaşması ve özelikle de web 2.0 teknolojilerinin kullanıcının içerik üretimine katılımını mümkün kılmasıyla iletişim ortamında önemli değişimler yaşanmıştır. Bu değişimleri Castells “öz kitlesel iletişim” ve “yaratıcı izleyiciler” kavramlarıyla; Jenkins ise “yakınsama” ve “katılımcı kültür” kavramlarıyla açıklamaya çalışmaktadır Yeni medyanın gelişimi ile birlikte Van Dijk’ın kavramsallaştırdığı “ağ toplumu”, toplumun bileşenlerini birbirine bağlamaya devam etmektedir (2016, s. 149). Günlük yaşam pratikleri ile bütünleşen hatta gömülü hale gelen dijital medya, kamusalın özelleşmesinde ve özelin kamusallaşmasında önemli rol oynamaktadır.

Bireyi bir yandan özgürleştirirken, bir yandan istismara da açık bir alan bırakan katılımcı kültür ile, birey kendini çevrimiçi ve çevrimdışı ortamlarda yeniden kurmakta ve yeni eyleme biçimleri deneyimlemektedir. Pek de “yeni” olmayan yeni medya, değişen ve gelişen teknolojiler sayesinde farklı kavram ve bileşenleri beraberinde getirmektedir. Bu değişim teknolojinin yanı sıra, kültürel, sosyal ve ekonomik anlamda da yeni deneyimler ve bileşenlerin oluşmasına katkı sağlayarak, yeni edim ve eyleme biçimlerini de hayatımıza katmaya devam etmektedir.

Kaynakça

  • Becker, H. (2013). Hariciler: Bir Sapkınlık Sosyolojisi Çalışması. Ş. Geniş ve L. Ünsaldı (Çev.). Ankara: Heretik Yayıncılık.
  • Bıçakçı, H. (2015). Hikayede Büyük Boşluklar Var. İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Binark, M.(2005), “Kimlik(lenme), Dipnotsuz İletişim ve Etnik Laflama Odaları”,
  • Binark, M. ve Kılıçbay, B. (Der.). içinde, İnternet-Toplum-Kültür, Ankara: Epos Yayınları.
  • Castells, M. (2016). İletişim Gücü. Kılıç (Çev.). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
  • Castells, M. (2009). Communication Power. New York: Oxford University.
  • Erdoğmuş, F. (2012) “Sıradanın Poetikası: Kitle Kaynakla Kotarılan İlk Belgesel Film Life in a Day, Vesilesiyle”, Devrim Yahut Vasat: Üretim, Deneyim ve Teknoloji. (Der.) Zeynep Tül Akbal Süalp ve Burçe Çelik, İstanbul: Bağlam Yayınları,
  • Habermas, J. (2004). Kamusal Alan. M. Özbek (Çev.). içinde, Kamusal Alan. Özbek (Der.), İstanbul: Hil Yayınları.
  • Habermas, J (2010). Kamusallığın Yapısal Dönüşümü. Bora ve M. Sancar (Çev.). İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Jenkins, H. (2001, June). Digital Renaissance. Convergence? I Diverge. Technology Review. http://phase1.nccr-trade.org/images/stories/jenkins_convergence_optional.pdf
  • Jenkins, H. (2006). Convergence Culture: Where Old and New Media Collide. New York: New York University.
  • Kejanlıoğlu, D. B. (2004). “Medya Çalışmalarında Kamusal Alan Kavramı”. Kamusal Alan İçinde (s. 688-713). Meral Özbek (Ed.), İstanbul: Hil Yayınları.
  • Morva, O. (2014) “Goffman’ın Dramaturjik Yaklaşımı ve Dijital Ortamda Kimlik Tasarımı”, Medya ve Tasarım, (Der.) S.Çakır, İstanbul: Urzeni.
  • Morozov, E. (2011). The Net Delusion: Dark Side Of İnternet Freedom. New York: Public Affairs Press.
  • Özbek, M. (2004). Kamusal Alan. içinde, Kamusal-Özel Alan, Kültür ve Tecrübe. Özbek (Der.), İstanbul: Hil Yayınları.
  • Sarıbay, A.Y. (2000). Kamusal Alan Diyalojik Demokrasi ve Sivil İtiraz. İstanbul: Alfa Yayınları.
  • Timisi, N. (2016). Dijital Kavramlar, Olanaklar, Deneyimler. İstanbul: Kalkedon Yayınları
  • Van Dijk, J. (2016). Ağ Toplumu. Ö. Sukin (Çev.). İstabul: Kafka Yayınları.

 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: