Dr. Özlem Savaş’ın SALT Ulus’ta Çevrimiçi Aynalar konuşmasından…

Yazan: Başak Özen, Hacettepe Üniversitesi İletişim Bilimleri Y.Lisans

Özlem Savaş, SALT Ulus’ta geçtiğimiz cumartesi günü Çevrimiçi Aynalar başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.

Savaş, SALT Ulus’taki “Zeyno Pekünlü” sergisi paralelinde yaptığı, gündelik yaşamın politikliği bağlamında internet teknolojileri ve özel alan ilişkisine odaklandığı konuşmasında, Tübitak destekli araştırma projesinden elde ettiği bulgulardan örneklerle, sosyal medyanın bireyin benlik inşasındaki rolüne değindi. Ayrıca sosyal medyada oluşturulan kamusal alana ilişkin bir tartışma açtı.

Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü’nde öğretim üyesi olan; dijital kültür, sosyal medya, medya antropolojisi alanları ile ilgilenen Özlem Savaş, 2015 Ekim ayında başlayan ve halen devam eden Tübitak destekli bir araştırma projesi yürütüyor. Proje, bireylerin benlik pratikleri üzerinde Facebook’un rolünü anlamayı amaç ediniyor. Projede etnografik araştırma yöntemi kullanılıyor. Araştırmanın bulguları, Facebook kullanıcısı katılımcılarla derinlemesine görüşmeler sonucu elde ediliyor. Araştırmada, katılımcıların Facebook üzerinde yaptıkları gündelik yaşama dair çeşitli paylaşımlar inceleniyor.

SALT Ulus’ta gerçekleşen konuşmasında Savaş, “Aslında Facebook’un diğerleri ile olan ilişkimizdeki rolünden ziyade kendimizle olan ilişkimizdeki rolünü merak diyorum” diyor ve ekliyor “Kendimizle olan ilişki derken elbette diğerlerinin gözünden ve fikirlerinden azade bir oluş biçiminden bahsetmiyorum, böyle bir şey internetten önce de yoktu. Şunu kastediyorum: Facebook’da paylaştığımız, ürettiğimiz, karşılaştığımız, takip ettiğimiz ya da maruz kaldığımız içeriğin kendi benliklerimizi ve yaşamımızı yaratmada; yeniden yaratmada, müzakere etmede, dönüştürmede, değerlendirmedeki rollerini açıklamaya çalışıyorum.”

Neden çevrimiçi aynalar?

Konuşmanın isminin çevrimiçi aynalar olması ile ilgili ise Savaş, birçok katılımcının, Facebook’u kendilerine tuttukları bir ayna olarak gördüklerini söyledi. Nitekim kendi araştırmasında da Savaş, katılımcıların Facebook paylaşımları ile benlikleri arasındaki dinamik ilişkiye odaklanıyor.

Savaş, konuşmasında, görüşme sağladığı bazı katılımcıların Facebook’u kendilerine bir yaşam albümü oluşturmak, kendilerini olmak istedikleri kişi gibi göstererek benliklerini dönüştürmeye yönelik motivasyon sağlamak gibi amaçlarla kullandıklarını, araştırmasından örneklerle açıkladı. Bu durumun sosyal medya pratiklerimizi düşünmede bize yardımcı olacak “benlik teknolojileri” kavramına işaret ettiğini belirtti.  (Foucault’nun ortaya koyduğu benlik teknolojileri kavramı, bireylerin bedenlerini, düşüncelerini, varoluş ve davranış biçimlerini düzenlemelerini, yaşamlarını kendi benimsedikleri değerler doğrultusunda dönüştürmelerini sağlayan bir dizi pratiği ifade ediyor.) Savaş, Foucault’nun bu pratiklerin bireylerin içinde yaşadıkları toplum tarafından dayatılan pratikler olduğuna işaret ettiğini dolayısıyla iktidar ilişkilerinden bağımsız pratikler olmadığını vurguladı: Tam tersi, tüm bunlarla birlikte düşünmemiz gereken pratikler.

İnternet öncesi benlik pratikleri: Günlükler, fotoğraf albümleri

Savaş, sosyal medyada fotoğraf, durum güncellemesi paylaşmak gibi benlik pratiklerinin birdenbire ortaya çıkmadığını, bunların interneti önceleyen başka pratiklerin devamı olduğunu ifade etti. Günlük tutmak ve fotoğraf albümü oluşturmanın aklına gelen ilk örneklerden olduğunu söyleyen Savaş, bahsedilen bu iki dönem arasında çok önemli bir fark olduğuna dikkat çekti: Bütün bu Facebook’daki benlik pratikleri özel alan ve kamusal alan ayrımının daha net olduğu dönemlerde özel yaşama atfedilen pratikler. Yani günlüklerimizi kimseye okutmadık, fotoğraf albümlerimizi sınırlı sayıda insana gösterdik fakat şu anda özel yaşam deneyimlerimizi ve duygularımızı aslında kamusal alana açıyoruz.

Genellikle ileriki yaşlardaki katılımcıların özel yaşamın paylaşılması konusunda daha rahatsız olduklarını belirten Savaş, bu durumu bir katılımcının kendi Facebook profiline ilişkin yaptığı “misafir odası” benzetmesi ile açıkladı.

Gruplar aracılığı ile yaratılan kamusal alan

Özlem Savaş, projesinde Facebook’daki çeşitli grupları da inceliyor. “Gördüğüm şey şu, her toplumsal grup kendi alanını oluşturuyor internette. Dolayısıyla içeriye alınma ya da dışarıda bırakılma süreçleri çevrimdışı hayatta olduğu gibi internet üzerinde de işliyor.”

Savaş konuşmasının son kısmında sosyal medyada gerçek fiziksel mekanlar gibi işleyen mekanlar olduğuna değindi. Özellikle gruplar aracılığı ile oluşturulan, fiziksel temas olmasa da bireyleri biraraya getirme özelliğine sahip alanların varlığından söz etti. Bir diğer yandan, sosyal medyada paylaşılan hangi içeriği göreceğimizin algoritmalar tarafından belirlendiğine işaret eden Savaş, sosyal medyadaki kamusal alanın fiziksel bir mekanda biraraya gelme halinden farklı olduğunu belirtti.

Sonuç olarak Savaş, çevrimdışı fiziksel mekan ile sanal uzam/siber uzam denilen çevrimiçi mekanı nasıl karşılaştırabileceğimiz ve bunun kamusal alana katılım bağlamında nasıl ele alınabileceği hakkında net bir şey söylemenin mümkün olmadığını, konunun her yönüyle ele alınması ve gidişata bakılması gerektiğini ekledi.

Referanslar:

Facebook Hikayeleri grubu (Savaş’ın yürüttüğü Araştırma projesine ilişkin paylaşımların yer aldığı, Facebook üzerinden ulaşılabilen, herkese açık grup.) https://www.facebook.com/groups/1710906529140105/?fref=ts

Işık. S. “Faucault’ta Kendilik Etiği ve Sanat Yapıtı Olarak Yaşam”, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, 17 (2014): 101-16.

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: