Şeffaf Sınırlar: Katılımcı Kültür; Kamusal ve Özel Olanı Yeniden Tanımak

Yazan: Orhun Bilben, Hacettepe Üniversitesi

Özet

Günümüzde yeni medya ortamları bireylerin gündelik yaşamlarının her noktasına dâhil olabilmektedir. Bu durum yeni medyanın izleyiciye sunduğu katılımcı kültür imkânı ile birleştiğinde günümüzde artık bireylerin medya içeriklerine karşı aktif bir konumu söz konusu olmuştur. Bu yeni konumuyla birlikte birey için kamusal ve özel olanın sınırları oldukça belirsizleşmiştir. Yazıda katılımcı kültür ile bu belirsizlik arasındaki ilişki ele alınacaktır.

Abstract:

Today, new media environment can integrate with every part of individual’s life. While this situation mixed with participatory culture which is presented by new media, today active position of individual against content of media surfaces. With this new position, borders of public and private spaces become obscure. In this paper, it will be handled relationships between participatory culture and the uncertain borders between public and private spaces.

Giriş

Günümüzde özellikle internet kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber içeriklerin üretim, sunum,  dağıtım ve saklama pratiklerinin önemli dönüşümler yaşadığı yeni medya alanları ortaya çıkmıştır. Kültürel ürünlerin sayısal ortama aktarıldığı bu dönüşümle birlikte kültür ile birlikte iletişimin tüm aşamaları da dönüşmeye başlamıştır (Manovich, 19). Kültür ve iletişim pratiklerinin dönüştüğü bir ortamda gündelik yaşam pratiklerinde kamusal ve özel hayatın deneyimlenmesi de eskiye göre farklı olacaktır. Henry Jenkins yeni medya platformlarının sunduğu bu değişimi “yakınsama” kavramı ile açıklamaktadır. Yakınsama kavramı içeriğin çoklu medya platformlarındaki akışı, çoklu medya endüstrileri arasındaki iş birliği ve eğlence deneyimleri için herhangi bir yere göç edebilecek izleyicileri tanımlamaktadır (93). Yakınsama kavramı ile izleyiciye biçilen mobilize rolün sınırları “kitlesel öziletişim” kavramı ile izleyicinin pasif konumdan sıyrılıp kendi alanını oluşturan ve dâhil olduğu ağlarda etkileşime geçen aktif izleyici tanımı ile genişlemiştir (Castells, 130). Değişen medya ile birlikte, izleyicinin medya içerik ve dağıtım alanına dâhil olabilmesi, yeni medyayı hem üretici hem de tüketici olarak kullanabilmesine olanak sağladığı için toplumun gündelik yaşamının her yönüyle bütünleşmiş medya alanları ile karşılaşıyoruz. İzleyicilerin medya içerisinde aktif olma eğilimi ve medyaya üretici konumundan katılım sağlayabilmesi “katılımcı kültür” ile ilgili tartışmalara neden olmuştur. Katılımcı kültür ile birlikte, yeni medya üzerinde hem üreten hem de tüketen izleyici profili ile oluşan geçişken yapı şüphesiz özel ve kamusal yaşam deneyimleri için de geçişken alanlar yaratmaktadır. Örneğin, izleyicinin medya üzerinden kişisel olarak oluşturduğu herhangi bir üretim bunu yeni medya platformlarından paylaşması halinde kamusal olana dönüşebilmektedir. Bu nedenle, katılımcı kültürün, yeni medyanın gündelik yaşam pratiklerinin her boyutuna dâhil olarak bireyin yaşamı deneyimleme şeklini değiştirmesine olan etkisinin irdelenmesi yeni medyayı ve sunduğu dönüşüm imkânlarını daha iyi anlamamıza olanak sağlayacaktır.

Katılımcı Kültür, Şöhret Kültürü ve Hayran Kültürü

Katılımcı kültür kavramı genellikle izleyici kitlesinin, kullanıcıların, tüketicilerin ve hayranların içerik üretim sürecine dâhil olmasını işaret eder (Fuchs, 52). Yeni medya platformlarını düşündüğümüzde, izleyici kitlesinin üretim sürecine katıldığı alanların oldukça fazla olduğunu görüyoruz. Habercilik, sinema ve televizyon ve oyun sektörü günümüzde izleyicinin içerik üretimi sağladığı popüler alanlardandır. Popüler alanları ele aldığımızda aslında bunların yeni medya ile var olmadığını daha önce oluşmuş formlar olduğunu görüyoruz. Kullanıcıların da yeni medyadan önce “kendin yap” kültürüne dayalı bağımsız alternatif çalışmaları ve sınırlı da olsa içerikler ile interaktif temasları mevcuttu.  Geleneksel medya içerisinde geçmişte oluşturulmuş bağımsız çalışmalara gazetelerde yayımlanan okur köşeleri, interaktif temaslara ise ülkemizde özellikle 90’lı yıllarda popüler olmuş olan oyun programı “Hugo” örnek olarak gösterilebilir. Yani izleyicinin medya içerik üretimine katılımının yeni medya ile ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Ancak, internetin bu konuda özel olarak öne çıkma nedeni öz-üretilmiş medya formlarının potansiyel olarak çok yaygın bir izleyici kitlesine dağıtımını ve yayılımını sağlayacak altyapıyı sağlamış olmasıdır (Croteau, 341). Dağıtım ve yayılımın daha pratik bir forma dönüşmesi daha önce de değindiğimiz kamusal ve özel yaşamın geçişken bir alanda buluşmasına olanak sağlamıştır. Jenkins oluşan geçişken alanı açıklamak için ev videoları örneğini kullanmıştır. Jenkins’e göre, ev videoları gibi kültürel üretimler yalnızca kişisel ürünler olmaktan internet sayesinde gelen görünürlük ile sıyrılmış aynı zamanda kamusal ürünlere dönüşmüşlerdir (131). Bu durum, aynı zamanda bireyler için toplumda alışılagelmiş şöhret olma pratiklerini de değiştirmiştir. “Şöhret en kapsamlı şekilde anlama ve iletişime değer biçme sistemi olarak tanımlanmıştır ” (Marshall, 10). Yeni medyanın imkânlarını kullanarak artık anlam üretilmek ve üretilen anlam ile kitleler ile iletişim haline geçebilmek daha kolaydır. Bu durum toplumdan yeni şöhretler çıkarmanın yolunu açacağı gibi var olan şöhretler ile hayranları arasındaki ilişkiyi de pekiştirecektir.  Marshall’a göre geleneksel medya içerisinde kullanım değerinden koparılmış saf değişim değeri şöhret göstergelerinden bir tanesidir (11). Ancak, yeni medya ile birlikte şöhret olmanın ne kadar farklı olmayı gerektirdiği ya da mevcut şöhretin toplumdan ne kadar koparılmış olduğu tartışma konusudur. Yeni medya platformları sayesinde bireyler artık farklarını ve yeteneklerini kolayca sergileyebilmekte ve bu yolla kendilerine hayran kitleleri yaratabilmektedir. Günümüzde, sosyal medya fenomenleri, bloggerlerlar ve vlogglerlar bu tür şöhret olma hikâyelerine örnek teşkil ederler.  Geleneksel kitle iletişim sürecinde gönderici konumundaki profesyoneller ile alıcı arasında kesin bir kutuplaşma mevcuttur, bu tek yönlü iletişim izlerkitlenin gönderici profesyonellerle iletişim kurabilme ihtimalini dışlamaktadır (Mutlu, 212). Yeni medya ile birlikte, mevcut şöhretler (gönderici profesyoneller) ile hayranlar arasında geleneksel medya zamanında var olan duvar yeni medya ile yıkılmaya başlamıştır. Sosyal medya hesapları ile hayranlar ile şöhretler birebir etkileşime geçebilmektedir.  Bununla birlikte, hayranlık kültürü Jenkins’in içerisinde tanımladığı Metinsel Avcılar (Textual Poachers) kavramı üzerinden de değerlendirilebilir. Buna göre metinsel avcılar kitle iletişim kültürüne ait hayranlık duyduğu bir öğeyi ile kendi kültürel öğesini birleştirerek yeniden üreten kişilerdir (9). Geleneksel medyada bu tür üretimlere örnek olarak fanzinler verilebilirken, yeni medya içerisinde hemen hemen her alanda hayranlar tarafından yeniden üretilen öğeler ile karşılaşmak mümkündür. Yeni medya içerisinde oyunlardan türetilen machinimalar veya filmlerden türetilen hayran yapımı filmler (fan-made movie) ön plana çıkan hayran üretimlerindendir. Kısacası, katılımcı kültürün, şöhret ve hayran kültürlerini de beslediğini söyleyebiliriz.  Bu durumda, şöhret ve hayran kültürüne bağlı olarak görünür olma yahut hayranlık duyulan ile etkileşim kurma isteğinin, izler-kitlenin katılımcı kültür ile birlikte yeni medyada geçişken kamusal ve özel alanlar oluşturmasını açıklayan nedenlerden bir tanesi olarak düşünülebilir.

Dijital Cihazlar ve Teknoloji ile Yaygınlaşan Katılım

Çevrimiçi tabanın içeriklerin dağıtımı ve yayılımını kolaylaştırdığına değinmiştik. Ancak bu durum yine de yeni medya ortamlarının gündelik yaşamı her alanına gömülü olmasını teknolojik yönden tek başına açıklamaz.  İnternet ve getirdiği imkânlardan hayatın her alanında duraksamadan faydalanabilmek için bu imkânların gündelik hayatın her bölümüne taşınabilir olması gerekmektedir. Croteau’ya göre, dijital cihazların ve yazılımların ucuzlaması, kullanımlarının kolaylaşması ve toplum içinde yaygınlaşması izler-kitleyi katılımcı kültüre dâhil olmaya teşvik etmektedir (341). Günümüzde, dijital cihazların ucuzluk, yaygınlık ve kullanım kolaylıklarından ötürü her alanda erişilebilir olması izleyici/kullanıcı kitleyi de katılımcı kültürün içine daha hızlı bir şekilde adapte etmektedir. Örneğin günümüzde akıllı telefon, notebook ya da tablet gibi dijital cihazlar taşınabilirlik ve kullanılabilirlik yönünden bilgisayarlardan daha avantajlı bir konumdayken, bilgisayarın sağladığı teknolojik altyapıyı da çok büyük ölçüde kullanıcıya sağlayabilmektedir. Bu durumda, katılımın mekânsal ve zamansal olarak sınırsızlaştığını söylemek mümkündür. Örneğin, film, oyun ya da bir haber kamusal bir alanda da özel bir alanda da ulaşılabilir ve üretilebilir öğelere dönüşmüştür. Bu durum artık kamusal alanın veya özel alanın üretim ve tüketim sınırları içerisinde hangi noktada başlayıp hangi noktada bitirdiğini belirsiz hale getirmiştir. Bu noktalardaki belirsizliğin bir sonucu olarak salt olarak kimin üretici, kimin tüketici olduğunu da tanımlamak zordur. Bunun yerine yeni medya ile beraber üre-tüketici (prosumer), üreten-kullanıcı (produser) ve eş yaratıcı (co-creator) gibi kavramlar kullanılmaktadır (van Dijck, 42). Gündelik hayatta oldukça sıradan görünen manzaralar dahi dijital cihazların yaygınlaşması sayesinde bu sıfatlara sahip bireylerle doludur. Örneğin, Hakan Bıçakçı’nın “Hikayede Büyük Boşluklar Var”  isimli kitabındaki  “Metrobüste Candy Crush” isimli öyküsünü ele alalım. Metrobüste Candy Crush isimli oyunu ya da dijital cihazı sayesinde bir başka oyunu oynayan bir kişi, birçoğumuza tanıdık hatta sıradan gelebilecek bir tabloya dönüşmüştür. Ancak, o kişi üre-tüketici, üreten kullanıcı veya eş yaratıcı olabileceği gibi aynı anda kamusal ve özel hayatın sınırların içerisinde bulunabilir.

8 Şubat 2014

 

Ömrümün en güzel yılları metrobüste Candy Crush oynayarak geçti. Perpa durağında hiç inmedim. Beylikdüzü durağında hep indim. Aklımda sen, karşımda rengârenk şekerler, kulaklıkta Ahmet Kaya. Hepsi birbirine karışmış. Başım belada. Benim dışımda herkes yolcu. Ellerinde o acayip gazeteler. Yüzlerinde o tuhaf ifadeler. Birbirlerine yer verenler. Birbirlerine yer vermeyenler. Birbirlerinin yerine geçenler. Hepsi ilerliyor, ben aralarında duruyorum sanki. Korkuluk gibi. Sen nasıl gidip geliyorsun işe? Facebook’a bakılırsa bisikletle. -Hakan Bıçakçı                                                                                  

 

Kesintisiz Çalışma Hayatı, Kesintisiz Özel Hayat

Katılımcı kültür yalnızca izleyici modelinin bağımsız bir medya içerik üretimi yapmasını sağlamaz.  Katılımcı kültür ayrıca medya tüketicilerine geleneksel medya içerisinde kullandıkları ancak etkileşim kuramadıkları kar amaçlı medya teknolojilerinin içinde bulunabilme imkânı verir. Bu durum medya şirketlerine kar sağlarken üretimi maliyetini ise tüketiciye yaptırarak bedelsiz hale getirir. Bu nedenle günümüzde medya tüketicileri kitle iletişim endüstrisinin sattığı mallar olarak değerlendirilebilir ve bu sisteminde uyku saatleri dışındaki tüm zamanların iş saati haline geldiği savunulabilir (Smythe, 6). Bu görüşe paralel olarak, örneğin yine oyun örneğini ele alalım, bireylerin genellikle boş zamanlarını keyifli şekilde değerlendirmek için başvurdukları oyun alanı, çevrimiçi oyunlarla birlikte ciddi bir eş-yaratıcı, üre-tüketici ve üreten kullanıcı barındıran bir alana dönüşmüştür. Oyuncular zamansal ve maddi yatırımlar yapabilirler bunun karşılığında oyun değer kazandığı gibi karakterler de değer kazanır ve üretilmiş ve belli bir maddi değere sahip alınıp satılabilir ürünlere dönüşürler. Yani yine kişinin özel yaşamına ait olan zamanı ayırdığı bir mecrada aynı zamanda maddi bir üretim yapması, bir ticari meta oluşturması durumuyla karşılaşırız. Ayrıca, dijital ortamda içerik oluştururken verilen emeğin, medya sahipleri için maliyet olarak bedelsiz ya da çok düşük bedelli olmasından dolayı katılımcı kültür medya sahipleri tarafından da teşvik edilmektedir.  Fuchs’a göre Facebook, Twitter gibi sosyal ağlara girişlerin ücretsiz olması da bu kuruluşları kar paylarını katılımcı kültüre paralel olarak artırmak istemelerinden kaynaklanmaktadır (89). Katılımcı kültüre teşvikin yalnızca yeni medya ile özdeşleşen alanlarla sınırlı kaldığını söyleyemeyiz. Günümüzde geleneksel medya araçları da sosyal medya ile bütünleşerek katılımcı kültürden faydalanmak istemektedir. Bu duruma, ülkemizde birçok ana haber bülteninde oluşturulan vatandaş Whatsapp ihbar hatları salık verilebilir. İzleyicileri haber ulaştırmaya teşvik eden bu uygulama aslında haber kuruluşları için de ücretsiz muhabir hizmeti sağlamaktadır. Bu nedenle, herhangi bir vatandaş evinde özel hayatının içinde bir haberi izlerken aynı zamanda o haberin mutfağında görev almış bir çalışan olabilir. Katılımcı kültür ile birlikte çalışma saatleri günün her bölümünde olabileceği gibi özel hayata ayrılan vakit için de bir sınırlama yapılamaz. Örneğin, bir şirketin çalışanı mesai saatinde Facebook hesabına girebilir ve özel hayatındaki kişiler ile temas kurabilir.

Sonuç

Katılımcı kültür ile deneyimlenen özel yaşam ve kamusal yaşam iki farklı ancak birbirleriyle iç içe ve birbirlerini tamamlayan pratikler olarak karşımıza çıkar. Katılımcı kültür izleyicinin geleneksel medya içerisindeki pasif konumunu değiştirmiş ve izler-kitleye aynı zamanda içerik üretme ve üretilen içerikle etkileşim kurabilme imkânı vermiştir. Yazımda, yeni medya bileşenlerinin gündelik hayatın her alanına dâhil olmasıyla izler-kitle için özel alan ve kamusal alanın sınırlarının geçişken bir hale gelmesi konusunu ele aldım. Özellikle katılımcı kültürün artırdığı interaktif temas olanakları ile birlikte izleyici/kullanıcı/tüketici konumundaki bireyler aynı zamanda üretici konumuna sahip olmuş ve bu durum toplumda özel yaşam ve kamusal yaşamın sınırlarının muallâklaşmasına yol açmıştır. Bu yeni düzende, artık çalışma zamanına ya da özel hayata ayıracak vakitleri kesin olarak saptamak mümkün değildir. Çünkü izleyici tüketim yaparken aynı zamanda üretim de yapabilir. Katılımcı kültürün özel ve kamusal alanların sınırlarını karşılaştırmasında şüphesiz, hayran ve şöhret kültürü ile bağı, dijital cihaz teknolojisinin yaygınlaşması ve medya sahipleri tarafından üretim maliyetlerini düşürmesi sebebiyle katılımcı kültürün teşvik edilmesi önemli paya sahiptir. Fakat katılımcı kültürün yeni bir üretim-tüketim ilişkisi ortaya çıkarması bazı tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Kamusal ve özel yaşam sınırlarının görünmez olduğu bu sistem bireyleri kapitalist ve rekabetçi ortamda her daim çalışmaya ittiği ve dijital ortamda verilen emeğin maddi karşılığını bireylere sınırlı ya da hiç vermediği yönlerinden eleştirilebilir.

Gündelik hayatın her noktasında karşımıza çıktığı için katılımcı kültür, yeni medya sisteminin getirdiği kabul edilmiş kurallardan bir tanesi olarak yorumlanabilir. Özel yaşam ve kamusal yaşama dair alışılagelmiş sınırların kaybolmaya başladığı bu sistemde aktif izleyicinin medya üzerindeki rolü gittikçe artacaktır. Bu durum izler-kitlenin yaptığı üretim ve tüketim pratiklerindeki var olan sorumluluğunu daha da pekiştirecektir. Çünkü katılımcı kültüre bağlı olarak yapılan üretim ve tüketim, bireyin ve toplumun özel ve kamusal alanda yaşayış pratiklerini doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle, katılımcı kültürün özel ve kamusal yaşantımıza yönelik olumlu ve olumsuz getirilerini çok iyi analiz ederek kişisel kullanım pratiklerimizi geliştirebilmemiz önemlidir. Sağlıklı bir analizin neticesinde oluşacak bilinç ile toplumsal faydayı da gözeterek, özel ve kamusal hayatımızın sınırlarını kendimize göre en avantajlı şekilde düzenleyebiliriz.

Kaynakça

Bıçakcı, Hakan. Hikayede büyük boşluklar var. İstanbul: İletişim Yayınları, 2015. Print.

Castells, M. Communication Power. New York: Oxford University.2009

Croteau, D. The Growth of Self-Produced Media Content and the Challenge to Media Studies. Critical   Studies in Media Communication, 23:4.2006

Fuchs, C. Social Media A Critical Introduction. London: Sage. 2014.

Jenkins, H. Convergence Culture: Where Old and New Media Collide. New York: New York  University. 2006.

Jenkins, H. Digital Renaissance. Convergence? I Diverge. Technology Review. 2001.

Jenkins, Henry.Textual poachers: television fans and participatory culture. New York: Routledge, 2013.

Manovich, Lev.The language of new media. Cambridge: MIT Press, 2001. Print.

Marshall, P. David.Celebrity and power: fame in contemporary culture. Minneapolis, MN: U of Minnesota Press, 1997. Print.

Smythe, D. Communications: Blindspot of Western Marxism. Canadian Journal of Political and Social Theory, 1(3), 1-27. 1977

van Dijck, J. Users like you? Theorizing agency in user-generated content. Media Culture & Society,   31:1, 41-58.2009

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: