Tez Tanıtımı

Tez Sahibi: Türker Özşekerli “Ne Kamusal Ne Özel Alan: Yeni Medya”, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genel Gazetecilik Anabilim Dalı (2016)

Yeni  enformasyon  teknolojileri,  kamusal  ve  özel  alan algılarını yeniden şekillendirmiş  ve  gündelik  hayatın  akışını  derinden  etkilemiştir.  İletişimin  kabuk değiştirdiği çağımızda birey, bu yenilenme içerisinde kendine hızlıca bir yer edinmiştir.
Gündelik  yaşama  bir  parantez  açarak,  “ağ  toplumuna”  eklemlenmek  ve  “ben” hakkındaki  düşüncelerini  yansıtmak  için  kendilerine  sunulan  kodlardan  oluşan  “boş levha”yı doldurmaya başlamıştır. Metin, fotoğraf ve video paylaşıp, yorumlar yapmış, bloglar  oluşturmuş,  beğenmiş,  beğenilmiştir.  Yaşanan  tüm  gelişmelerin  ışığında söyleyebiliriz  ki  artık  kamusal  alan  ile  özel  alan  arasındaki  ayırım  açık  ve  belirgin değildir.  Arendt’in  (2013:  88)  belirttiği  gibi  “bir  etkinliğin  özel  mi  yoksa  kamusal alanda  mı  yerine  getirildiği  hiçbir  suretle  kayıtsız  kalınabilecek  bir  mesele  değildir. Kamusal  alanın  karakteri  oraya  girişine  izin  verilen  etkinliklere  göre  değişmek zorundadır ama etkinlik de kendi doğasını büyük ölçüde değiştirecektir.”
Yeni  medyanın,  sahip  olduğu  birçok  özellikle;  toplumu,  bireyi  kısacası  insanı anlamak  için  önemli  veriler  sunan  bir  platform  haline  gelmesi,  kamusal/özel  alan kavramlarına  ilişkin  yeni  soruların  ortaya  çıkmasına  neden  olmuştur.  Yeni  medyanın kamusal ya da özel bir alan mı olduğu yoksa bu kavramların dışında farklı bir alan mı yarattığı  sorusu  cevaplanması  gereken  bir  soru  olarak  karşımızda  durmaktadır.  Bu bağlamda çalışmada, yeni medyanın kullanılmaya başlanması ile birlikte kamusal/özel alanın  doğasında  meydana  gelen  değişikliklerin  yeni  bir  alan  oluşturup  oluşturmadığı araştırılacaktır.
Gündelik  yaşamın  kurulması  başlı  başına  bir  mücadele  alanı  olarak belirlenmektedir.  Yasal  düzenlemeler  ve  hâkim  ideolojinin  dayatmaları  ile  “ideolojik aygıtları”  oluşturulmuş  modern  dünya  insanının,  gündelik  hayat  deneyimlerini  kendi özgür iradesiyle şekillendirdiğini söyleyemeyiz. Başka bir ifadeyle söyleyecek olursak, gündelik  hayatı  ve  dolayısıyla  yeni  medyayı  Gramsci’nin  “Hegemonya”  kavramında dile getirdiği gibi egemen iktidar söylem ile insan doğası arasında yaşanan bir mücadele alanı  olarak  tanımlayabiliriz.  Gündelik  yaşam  denilince  ilk  bakışta  aklımıza  sıradan, zorunlu  pratikler  ve  tekrarlar  gelmektedir.  (Lefebvre,  1998)  Günümüzde  ise  gündelik hayatın  hemen  hemen  tamamını  kapsayan  tekrarların  birçoğu  yeni  medya  araçlarını kullanılarak doldurulmaktadır. Gündelik haberlerin takibi, eğlence, iş başvuruları, yakın çevremizle kurulan iletişim vb. gündelik hayatın neredeyse tamamı artık yeni medyaya aktarılmıştır ve bu platformlarda devam etmektedir.
Gündelik hayatımızda yaptığımız, özel alana ait birçok davranış yeni medya ile birlikte kamusal alana çoktan taşmış durumdadır. Burada açık bir şekilde görülen şey “bireylerin  neyin  kamusal  neyin  özel  alana  ait  olduğuna  dair  fikirlerinin  değişmiş olduğudur.”  (Baumann  ve  Lyon,  2013:30)  Gündelik  hayatın  yeni  medya  içerisinde gittikçe  daha  fazla  yer  almasından  bahsediyoruz.  Bu  karşılıklı  iç  içe  geçiş,  sınırların ortadan  kalkması,  sadece  gündelik  yaşamın  tanımının  tekrardan  yapılmasını  değil kamusal  alan  ve  özel  alan  tanımlarının  da  tekrardan  ele  alınması  gerekliliğini  ortaya koymaktadır. İnsan davranışları, alışkanlıkları, kısacası gündelik hayata dair yaptığımız her şey kamusal ve özel alan tartışmaları içerisinde yer almaktadır. Gündelik hayata ait rutinlerle,  yeni  medya  araçları  üzerinde  devam  eden  etkinlikler  birbirleriyle  etkileşim halinde  ilerlemektedir.  Hatta  ve  hatta  gündelik  hayatta  yaptığımız,  yapmayı planladığımız her rutin artık yeni medya araçları üzerinden şekillenmektedir.
Yeni  medya,  gündelik  yaşantımızın  tüm  izlerini  barındırmaktadır.  Gündelik hayatta  akıp  giden  her  türlü  davranış,  eylem,  alışkanlık  bize  aynı  zamanda  ideolojik üretimin  pratikte  nasıl  kodlandığının  bir  resmini  çizer.  (Lefebvre,  1998)  İnsanların, düzenlenen yasalarla deneyimleri, teknolojik gelişmelerin özgürlük sınırlarını ne kadar genişletip,  daralttığını,  siyasal  gelişmelerin  etkileri  gelip  gündelik  hayatın  ortasına gizlice  yerleşirler.  İşte  bu  nedenle  gündelik  hayatın  kodlarını  çözümlemek  tüm  bu kavramların  anlaşılabilmesinde  bize  kılavuzluk  edebilir.  Tam  da  bu  nokta,  internetin gündelik  hayatımızdaki  kullanım  yoğunluğunun  gittikçe  artmasıyla  şu  ana  kadar  hiç karşılaşmadığımız  büyüklükte  bir  bilgi  (big  data)  yığını  ile  karşı  karşıyayız.  Yeni medyanın oluşturduğu bu  yeni alan şimdiye kadar hiç  yaşamadığımız bir şekilde bizi birbirimize bağlamıştır. Böylelikle geçmişe, şimdiye, geleceğe ait deneyimlerin birlikte harmanlandığı yeni bir iletişim ağında yaşanmaya başlanmıştır.
Yeni  medya  bize  sadece  kamusal/özel  alan  kavramlarını  tekrardan  tartışmaya açmakla  kalmayıp  aynı  zamanda  kamusal  ve  özel  yaşam  alanındaki  dengenin  nasıl değiştiğini,  kamusal  ve  mahrem  olanın  nasıl  bir  dönüşüm  içerisinde  olduğunun ipuçlarını vermektedir. Tüm insanlığın birbirine bağlandığı bu alan bir yandan da bizi ayırmaya  başlamıştır.  Kamusal  alana  ve/veya  özel  alana  ait  olduğuna  dair  bilgimiz gittikçe farklılaşmaktadır. İnternetin hayatımızı girmesiyle birlikte kamusal alan ve özel alan  kavramları  yeniden  tartışılmaya  başlanmıştır.  Bu  çalışmada,  yeni  medyanın  ne kamusal  ne  de  özel  alan  olduğu,  iki  kavram  arasında  gidip  gelen  bir  “akışkanlık” içerisinde farklı bir alan oluşturduğu tezi savunulacaktır. Kamusal  alanın  modern  anlamdaki  bu  dönüşümü  21.  yüzyıla  gelindiğinde  ne ifade  etmektedir?  Bireyin;  yeni  medya  ile  birlikte,  hem  aileleriyle  hem  yakın çevreleriyle  hem  de  yabancılarla  insanlık  tarihi  boyunca  hiç  olmadığı  kadar  hızlı  ve daha  fazla  etkileşim  halinde  olması,  kamusal  ve  özel  alan  kavramlarına  yüklenen anlamları  değiştirmiştir.  Yeni  medya  ile  sosyalleşme  serüveni,  bireyin  mahremiyetini oluşturmasında en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Sosyal medyanın gündelik yaşamla olan bu ilişkisi,  mahremiyetin dönüşümünde, algılanmasında ve sunulmasında farklılıklar yaratmıştır. Gündelik hayat ile sanal uzam arasındaki çizgi gittikçe silinmeye başlamıştır.  İnsanlar  gündelik  hayatları  ile  yeni  medya  üzerindeki  yaşamlarını birleştirerek mahremiyet  algılarını  ve  dolayısıyla kamusal  alan ve özel  alan ayırımını yeniden inşa etmişlerdir.
Bu tezde, yeni medyanın kamusal/özel alan kavramları içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği  ve  aynı  zamanda  tüm  bu  tartışmaların  ışığında  yeni  bir  alan oluşturup oluşturmadığı araştırılacaktır. Yeni medya kamusal/özel bir alan mıdır yoksa bunların  ötesinde  farklı  bir  alan  tanımlamasına  ihtiyaç  duyan  yeni  bir  alan  mı yaratmaktadır? Tüm  bu sorularından  yola çıkılarak,  yeni medyanın kamusal/özel alan sınırları  arasında/dışında  nerede  konumlandığı  incelenecektir.  Tezde  yeni  medya kavramı; iletişimde meydana gelen köklü değişimler, kamusal/özel alan tartışmalarıyla birlikte düşünülerek, yeni medyanın kamusal/özel alan tartışmalarının ötesinde farklı bir alan  olarak  ortaya  çıkıp  çıkmadığı  araştırılacak  tüm  bu  sorulardan  hareketle kamusal/özel alan tartışmalarına katkı sunulmaya çalışılacaktır.
Tezin  temel  amacı,  kamusal  ve  özel  alan  kavramlarını,  yeni  medyanın hayatımıza soktuğu  yeni  iletişim  olanaklarıyla ile birlikte  tekrardan  tartışmak ve  yeni medyanın  nelerin  özel  nelerin  kamusal  olması  ile  ilgili  yarattığı  belirsizliği  ortaya çıkarmaktır.  Yeni medya araçlarını kullanan kişilerin, kamusal ve özel alan sınırlarını nasıl  çizdiklerini  sorgulayarak,  neyin  kamusal  neyin  özel  alana  ait  olduğuna  yönelik düşüncelerin ve sunumların değişip değişmediğini anlamaya çalışmaktır.
Tezin  birinci  bölümünde,  kamusal  ve  özel  alan  kavramları  tarihsel  gelişimi içerisinden  günümüze  uzanan  tartışmalar  ışığında  incelenecektir.  Jürgen  Habermas, Hannah Arendt ve Richard Sennett’in kamusal/özel alan anlayışları, kamusal/özel alanın sınırlarını  nasıl  tanımladıkları,  kamusal  ve  özel  alana  ait  olanın  ne  olduğuna  yönelik düşünceleri açıklanacaktır.
Tezin  ikinci  bölümünde,  mahremiyet  kavramı  yeni  medya  üzerinden, modernizm  ve  postmodernizm  tartışmaları  çerçevesinde  incelenecektir.  İnternet çağında, mahremiyet kavramının nasıl bir dönüşüme uğradığı tartışılarak, yeni medya araçlarının  kullanılmaya  başlanması  ile  birlikte  insanların  mahremiyet  algısının  nasıl etkilendiğini  ve  böylelikle  yeni  medyanın  kamusal  ve  özel  alanın  biçimlenmesindeki rolü tartışılacaktır.
Tezin  üçüncü  bölümünde,  yeni  medya  kavramının  tanımı  üzerinden  yapılan tartışmalar  aktarılarak,  yeni  medyanın  nasıl  bir  alan  oluşturduğu  sorusuna  yanıt aranacaktır.  Bu  bölümde  ayrıca,  yapılan  araştırmanın  problemi,  amacı  ve  bulguları paylaşılacaktır. Araştırmada, yeni medya araçlarını kullanan bireylerin kamusal ve özel alana dair düşünceleri ve yorumları
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: