Kolektif Zeka Kitabı üzerine değerlendirme

Yazan: Pelin Tokatlı, Hacettepe Üniversitesi SBE. Y.Lisans

Morva, O. ve Kuş, O. (drl) (2018). Kolektif Zeka: Yeni Medya Perspektifinden Katkılar, İstanbul: Kalkedon. 192 sayfa.

ISBN:978-605-7942-00-5.

Oya Morva ve Erkan Saka’nın yayına hazırladığı Kolektif Zeka: Yeni Medya Perspektifinden Katkılar (2018) isimli derleme kitap yedi ayrı çalışmadan oluşmaktadır. Her çalışma kendi perspektifinden ve özgün araştırma sorunsalından yola çıkarak biyolojiden ekonomiye, mühendislikten bilgisayar bilimine kadar pek çok farklı mecrayı kapsayan kolektif zeka tartışmalarının yeni medya ve iletişim çalışmalarına nasıl eklemlendiğini ve bu bağlamda kolektif zekanın ne anlama geldiğini açıklamaya çalışmaktadır. Kitapta kolektif zekaya yönelik tartışmalar kavramın iletişim çalışmaları kapsamında değerlendirilmesine olanak sağlayan ve bu alanı yönlendiren Levy’nin (1994) “sürekli olarak geliştirilen, gerçek zamanlı koordine edilen ve etkin mobilizasyon yetenekleriyle sonuçlanan bir tür evrensel dağıtık zeka” (Levy’den aktaran Saka, 2018:12) olarak tanımladığı ve dijital teknolojiler aracılığıyla kullanıcı merkezli içerik üretimine yönelik çok sayıda katılımcıya dayalı zekanın bireyden kolektiviteye aktarılmasıyla zekanın daha da artacağına yönelik iyimser yaklaşımı üzerinden ilerlerken; Oğuz Kuş’un Algoritmalar ve Filtre Baloncuğu Çağında Marka Değerinin Yönetilmesi Sorunsalı Üzerine (2018) başlıklı çalışması ise kolektif zeka kavramsallaştırmasına daha temkinli yaklaşmaktadır. Kitabın ana temasını oluşturan kolektif zeka kavramıyla ilgili çalışmalar genel olarak bireylerin dijital uzamda neden ortak üretime katkıda bulunduğu ile bu katkıda bulunma platformlarının nasıl ortaya çıktığı ve nasıl işlediğine yönelik argümanlar çerçevesinde ele alınmaktadır. Şimdi her çalışmayı bu bağlamda daha kapsamlı bir biçimde tartışmaya açalım.

Erkan Saka, Kolektif Zeka Ve Algoritmalar. Kısa Bir Giriş (2018) başlıklı yazısında kolektif zeka kavramını yakınsama kültürüyle ilişkili olarak ele alırken; algoritmaların bu kavram karşısına engelleyici bir unsur olarak nasıl çıktığını literatürdeki tartışmalardan yola çıkarak sosyal bilimler ve iletişim çalışmaları içerisinde eleştirel olarak analiz etmektedir. Erkan Saka, kolektif zekanın kitle psikolojisi, kitle zihni, kolektif bilinçdışı, ortak bilinç gibi kolektif aklı çağrıştıran hem disiplinlerarası hem de internet öncesi döneme işaret eden bir kavram olduğunu; internetle birlikte katılıma açık üretim, kendi kendine organize olan ekonomiler, kitle kaynak gibi kavram kümesine işaret etmesiyle kavramın dönüşümünü gözler önüne sermektedir. İnternet dolayımlı iletişim teknolojilerinin ortaya çıkmasıyla binlerce insanın koordineli bir şekilde kaynak ürettiği platformlardan birisi olan Wikipedia’nın içerik üretimine katılan kullanıcıların aynı zamanda daha katılımcı ve demokratik bir düzenin parçası oldukları üzerinde durmaktadır. Kolektif zeka ile ortaya çıkan bu olasılıkların algoritmalar aracılığı ile kısıtlandığını iddia eden Saka; algoritmaların yaratılmasında, filitrelemede ve birleştirmede subjektif kararların rol oynaması nedeniyle toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretilebileceği, daha görünür hale gelebileceği, kullanıcıların sayısallaştırılarak görünmez kılınabileceği görüşlerinin de olduğu gibi algoritmaların insan müdahalesine karşın tek tip bir sonuç çıkmasını da imkansızlaştıracağının altını çizmektedir.

İnsan Zekasının Sosyoteknik Örgütlenişi Olarak Kolekif Zeka: İletişim Çalışmaları Perspektifinden Bir Değerlendirme (2018) başlıklı yazıda ise Oya Morva, kolektif zeka kavramsallaştırmasının iletişim bilimleri perspektifinde ne ifade etttiğini ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu bağlamda ağ teknolojileriyle bağlantılı olarak kapsayıcı toplum idealini, katılımcı kültür üzerinden ağ mimarisinin interaktif karakterini ve ağ aracılığıyla kurulan pazarın temel unsurlarını tartışmaya açmaktadır. Ayrıca Morva; Web 2.0 tabanlı yeni medya teknolojilerinin ve sosyal ağların yaygınlaşmasıyla ağın başlangıçtaki statik yapısının dönüşüme uğradığı ve her katılımcının kendi yaratıcılık kapasitesinin kolektif zekaya dönüştüğü üzerinde durmaktadır. Dolayısıyla kolektif zekanın var olma koşullarından birisi katılımcı kültürün varlığıdır. Kolektif zeka, katılımcı kültür ile etkileşim halinde kendine ifade alanı açan dinamik bir ilişki içindedir. Morva’nın ifadesiyle “Bu kolektif çıktı, siberalanın teknolojik imkanlarını kullanarak sosyal bağ kurma, etkileşime girme ve katılımda bulunmanın yeni biçimlerine işaret eden yeni kültüre yani katılımcı kültüre aittir.” (Morva, 2018:39). Bu kapsamda Morva, ağ üzerinden ve teknoloji aracılığı ile kurulmuş pazarın asli unsurunu kolektif zeka ile ilişkilendirmektedir. Katılımcı ağın sadece kültürel bir alan olmadığı aynı zamanda da bir pazar alanı olduğunu belirtmektedir. Morva, Adidas ve Lego markalarının çeşitli yazılımlar üzerinden tüketicilerine kendi tasarımlarını yaratma imkanı sunması örneğinden yola çıkarak üretici tüketici ya da üretici tüketim gibi kavramların dijital uzamda sadece kültürel alanı değil; ayrıca ticari alanı da kapsadığını göstermektedir. Böylece üretim ve tüketim ile ilgili iki farklı alan olarak görülen yapının karşılıklı bir işbirliği içerisinde kolektif zekanın nasıl pratiğe dönüştüğü sergilenmektedir. Ancak katılımcı olarak tanımlanan ve bu çalışma kapsamında hem kültürel hem de ticari alanı yönettiği öne sürülen ortaklığın yani kolektif zekanın üretim ve tüketim ilişkisi içerisinde emek-değer ilişkisini merkezsizleştirebileceği de göz ardı edilmemelidir.

Alev Aslan, Dijital Çağda “Kolektif” Bir Demokrasi Arayışı: “DemocracyOS” Örneği (2018) başlıklı yazısında; dijitalleşen dünyada demokrasi uygulamaları ve siyasal katılım ilişkisi üzerinden katılımcı ve müzakereci modeller çerçevesinde internet ile demokrasi arasındaki ilişkiyi, bunun nasıl uygulamaya geçirilebileceğini, avantaj ve dezavantajlarını DemocracyOS örneği üzerinden kolektif zeka tartışmalarıyla birlikte okumaya çalışmaktadır. Aslan, bu okumayı yaparken dijital demokrasiyi geleneksel demokrasiye bir alternatif olarak ele almaktan ziyade demokrasinin güçlendirilmesinde, müzakerenin arttırılmasında ve katılımın çoğalmasında bir aracı olarak görmektedir; çünkü kullanıcılar çeşitli konularda tartışma olanağı bulmanın yanı sıra katılımcı demokrasi ile uyumlu bir etkinlik olduğundan öneride bulunabilir veya kanun teklifi verebilirler. Tüm bunlar karşılıklı ikna mekanizmalarının harekete geçirilmesi ve müzakereci demokrasinin bir uzantısıdır. Müzakereci ve katılımcı demokrasi içerisinde kolektif zekanın birlikte düşünme pratiği olan internet aracılığıyla gündeliğe dahil olan bu uygulama, demokratikleşmeye önemli olanaklar sağlasa da; dijital eşitsizliklere bağlı olarak erişimi olmayan grupları dışlayacağı ve marjinalleştirebileceği  de unutulmamalıdır. Demokrasinin yaşadığı krizleri çözmek için vatandaşlarla siyasetçiler arasında bir köprü kurmayı amaçlayan bu yazılım; dijital uzam ile fiziksel uzamın birbirinden ayrı iki alan olmadığını, birbirini kapsadığını ve birbirinin devamı niteliğinde olduğunu çalışmada bir kez daha aşikar hale getirmiştir. Bu yazılım esas olarak daha bilinçli bir vatandaşlık oluşturmaya yönelik ve seçilmiş temsilciler ile kurumları hesap verebilir hale getirmeyi, hızlı oy sayımını, oy kullanımında erişebilirliği kolaylaştırmayı amaçlamasına karşın algoritmaların genel yapısı gereği tarafsız ve yansız yazılımlar olmadığı; aksine önceden tasarlamış ve hedeflenmiş içerikleri olan platfomlar olduğu dikkate alınmalıdır. Yazar her ne kadar tartışmada nötr kalarak uygulamanın avantaj ve dezavantajları olduğu üzerinde dursa da her dijital platformda olduğu gibi bu programın da manipüle edebilir bir arka kapısı olabileceği göz ardı edilmemelidir.

Merve Zeynep Doğan Sarıbek, Sanal Toplulukların Kolektif Zeka Bağlamında Toplumsal Mobilizasyona Etkisi: Occcupy Wall Street Örneği (2018) başlıklı yazısında yeni toplumsal hareketlerde etkili olan çevrim içi kolektif zeka ile kitleleri harekete geçiren iradeyi Occcupy Wall Street örneği üzerinden ele almaktadır. Merve Zeynep Doğan Sarıbek, yeni toplumsal hareketlerin yukarıdan aşağıya doğru değil hareket ağı şeklinde ilerlediğini ifade etmektedir. Bu nedenle yazar; farklı siyasi, kültürel ve mesleki alanlardan gelen lidersiz ve yatay örgütlenme biçimi olan dijital çağda kitlelerin mobilizasyonunu kolektif zeka kapsamında değerlendirmiştir. Çalışmada Malone’nin gen metaforu üzerinden kalabalıkları etken bir şekilde kullanabilmek için bu genlerle yapılabilecek kombinasyon olasılıkları kolektif zeka haritasını çıkarmak için kullanılmaktadır. Bu nedenle yazara göre Malone, kolektif zeka sisteminde hedeflenen sonuca ulaşmak için hiyerarşi ve kalabalık aktörlerinin görevi yerine getirirken yaratmak ve karar vermek şeklinde iki farklı faaliyette bulunduğunu ileri sürmektedir. Dolayısıyla çalışmaya ‘kalabalık’, ‘karar verme’ ve ‘yaratma’ gibi kolektif zekanın  bir parçası olan genler dahil edilmiştir. Yazar, sanal topluluğun faaliyetlerini  fiziksel uzama taşıyabileceğini; yani sanal uzamdaki kolektif zekanın çevrim dışına da taşınabileceğini iddia etmektedir. Merve Zeynep Doğan Sarıbek göre “kendi kolektif zeka sistemini üreten sanal topluluklar, kolektif zeka sistemini oluşturan topluluk içi oylama, karar alma ve yaratma süreçleri aracılığı ile kitleleri mobilize eder ve ağı bir toplumsal harekete dönüştürür.”(Doğan Sarıbek 2018:79). Çalışmada daha homojen bir şekilde okumaya açık olan ve Occcupy Wall Street hareketinin kolektif zeka sisteminin bir parçası olabilmesi için yaratma ve karar verme genlerini harekete geçirmeyi amaçlayan üyelerin daha rahat görülebileceği bir sanal toplumsal ağ olan occupywallst.org sitesinin forum kısmında yer alan gönderiler Occcupy Wall Street hareketinin kolektif zeka sistemine nasıl başvurduğunu ortaya çıkarmak için incelenmiştir. Hareketin doğrudan demokrasi ve eşit katılım ilkesine uygun olması sebebiyle bu site seçilmiştir. Forum kısmındaki tartışmalardan yola çıkarak yapılan içerik analiziyle Malone’nin yaratma ve karar verme genleriyle bağlantılı olarak yaratılan içeriklerin ne anlama geldiğinin,  ne oranda yeni fikirler yaratmak ve tartışmaya açmak üzere oluşturulduğunun cevabı aranmıştır. Sonuç olarak paylaşılan gönderilerin toplumsal bir hareket olan Occcupy Wall Street’da farklı stratejilerin, yeni uygulama ve araçların geliştirilmesine yönelik paylaşımlar yapıldığı görülmüştür. Yaratıcı fikir üretiminin yapıldığı gönderilerde en çok kullanılan kelimenin people olması  ardından all, community ve new kelimelerinin gelmesi hareketin kitlelere ve adil  katılıma açık yapısını desteklemektedir. Occcupy Wall Street hareketinin akışkanlığı ve etkin katılımı sağladığı, yeni fikir üretimi ve münazara kapsamında başarılı olduğu; ancak forumda konsensüs ortamının tam olarak oluşturulamadığı görülmektedir. Bu çalışma kapsamında hareketin hem dijital hem de fiziki uzamı kapsaması nedeniyle sadece dijital uzama bağlı kalınmadan sahada da verilen mücadelenin kolektif zekayı ne ölçüde desteklediğinin ya da beslediğinin irdelenmesi de önemli hale gelmiştir.

Dunning Kruger Etkisiyle Kolektivitenin Büyüsünü Okumak: Türkiye’de Kolektif Zeka (2018) başlıklı yazısıyla Burcu Kaya Erdem, cahil cesareti kavramı üzerinden kolektif zeka tartışmalarının Türkiye örneği üzerinden bir hayal kırıklığı olarak ele alınıp alınamayacağını tartışmaya açmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’de modernleşme çalışmalarının elit merkezli, yukarıdan aşağıya inen hiyerarşik bir yapıyla devlet ve bürokrasi odaklı bir anlayışa sahip olmasını anakronizm ve obskürantizm kavramları çerçevesinde eleştirmektedir. Burcu Kaya Erdem’e göre Türkiye’nin modernleşme ya da modernleştirilme sürecinde geleneksel-modern, Doğulu-Batılı ya da seküler-islami gibi ikiliklerden Doğululukla örülen geleneksellik, gericilik, cehalet gibi tüm bileşenlerin bir an önce yok edilmek istenmesiyle ‘taşıyıcı elitler’ aracılığıyla Batıcı yaklaşımların hiyerarşik bir şekilde dönüşümü kolektif olan her şeyin muğlaklaşmasına yol açmıştır. Bu nedenle toplumun bazı kesimlerinin gerçeği bilmesinin kasıtlı olarak engellenmesini içeren obskürantist yapılanma çalışmada cehaletle ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle de yazar, kolektif zekaya olan güvenin cehalet algısındaki müphemleşmenin esiri haline geldiğini iddia etmekte ve bu durumu cahil cesaretinin teorileştiği Dunning Kruger Etkisiyle açıklamaktadır. “Söz konusu teori, cehaletin, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini arttırdığı ve yanlış sonuçlar ile talihsiz seçimlere varanların, vardıkları yerin yanlışlığını veya seçimlerinin talihsizliğini anlayabilecek yetkinlikte olamayabilecekleri” (Kruger ve Dunning’den aktaran Kaya Erdem, 2018:114) görüşüne dayanmaktadır. Yeni medya ile birlikte toplumsal ve siyasal hareketlerin sosyal medya ağlarına taşınması, kolektif bilgi ve paylaşıma yönelik koşullar gibi değişkenlerin olumlu olarak ele alınmasına karşın; cahil cesareti denilen ilişkiyi belgeleyen birçok paylaşımın da bu mecralar aracılığı ile dolaşıma sokulduğu örneklerle desteklenmiştir. Bu örneklerden yola çıkarak yazar, kolektif zeka bağlamında; düşünen, araştıran, temas kuran grupların varlığının mevcut durumda büyük bir hayal kırıklığı oluğunu belirtmektedir.

Selin Çetindağ, Sevda Ünal ve Mutlu Binark’ın Televizyon Endüstrisinde Yeni Yayıncılık Ekosistemi ve “İkinci Ekran” Olgusu: İçerde Dizisi Örneği (2018) başlıklı yazısı yakınsama kavramı ile bağlantılı olarak izleyici üzerinden kolektif zekanın işleyişini İçerde dizisi üzerinden ele almaktadır. Bu kapsamda çalışmada, ikinci ekran olgusu ile birlikte değişime ve dönüşüme uğrayan Türkiye’deki televizyon yayıncılığının izleyicinin katılımını nasıl şekillendirdiği sorunsallaştırılmaktadır. Çalışmada ikinci ekran olgusu ile birlikte görece edilgen olan televizyon izleyicisinin aktif bir üretim ve tüketim deneyimine sahip olduğu görüşü İçerde dizisinin izleme pratikleri doğrultusunda ele alınmaktadır. Çalışma Türkiye’de geleneksel yayıncılık anlayışının bu doğrultuda dönüşümünü ve ağdaş kamunun bir üyesi olan izleyicinin aynı zamanda kolektif zekayı nasıl oluşturduğunu da tartışmaya açmaktadır. İçerde dizisinin Instagram ve Twitter hesapları aracılığıyla paylaşılan kullanıcı türevli içerikler ve bölüm hashtaglari temelinde üretilen içerikler analiz edilerek ikinci ekran olgusu üzerinden kolektif zekanın nasıl işlerlik kazandığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda hashtaglar izleyicilere ortak bir tartışma platformu sağlaması bakımından önemlidir. Birden fazla medya sisteminin bir arada bulunduğu yakınsama kültürü, katılımcı kültür ve kolektif zeka arasındaki işbirliğine bağlı olarak teknolojik, endüstriyel, kültürel ve sosyal değişimlerin açıklanmaya çalışıldığı bu yazıda; televizyon izleme deneyimlerindeki sosyalleşmenin aile bireyleri arasından çıkarak sosyal medyada aynı içeriği tüketen izleyicilerle senkronik bir şekilde etkileşime dönüştüğü yazarlarca irdelenmektedir. Dolayısıyla çalışmada; gönüllü, geçici ve taktiksel bağlılıklarla kurulan, ortak entelektüel girişimlerle birlikte karşılıklı bilgi üretiminin gerçekleştiği yazarlarca ifade edilmektedir. Yayın ekibinin dizinin gösteriminden önce yayınladığı fragmanlar ile tüm hafta boyu dizi hakkında konuşma ve gösterim esnasında yayınlanan hashtag altında sosyal medya ağları aracılığıyla gerçekleştirilen pratikler yakınsamaya bağlı olarak katılımcı kültürün kolektif zekayı etkilemesi bakımından önemlidir. Sosyal medya ağlarında aynı hashtag altında buluşan İçerde izleyicileri duygusal içerik, bilgilendirme, görüş bildirme, eleştirme ve mizah üretme gibi temalar altında yayıncılara veri sağlama ve pazarın genişlemesine katkıda bulunma açısından kolektif zekanın bir parçası olarak işlev görmektedirler. Yeni iletişim teknolojileri ve katılımcı kültür pratikleri izleyicilerle daha fazla etkileşim sağlamayı olanaklı kılsa da izleyicinin eğlence amaçlı zaman geçirdiği bu platformların üre-tüketici kavramı çerçevesinde ücretsiz emeğe dönüşebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca dijital okuryazarlık ve sayısal uçurum gibi kavramlar dikkate alındığında ikinci ekran olgusuna bağlı olarak kolektif zekanın yeni medya teknolojileri aracılığı ile her kesime ulaşamayabileceği de unutulmamalıdır.

Oğuz Kuş’un Algoritmalar ve Filtre Baloncuğu Çağında Marka Değerinin Yönetilmesi Sorunsalı Üzerine (2018) başlıklı yazısı ise büyük veri ve algoritmaların etkisine olumlu yaklaşan çalışmalara bir uyarı mahiyetindedir. Bu kapsamda Oğuz Kuş, dijital dünyada insanların bilgiye ulaştıkları kanalların oto-propaganda aracına dönüşebileceği üzerinde durmaktadır. Çünkü Kuş’a göre bilgi edinilen kanallar kolektif değil; sahipli ve kâr temelli ticari yapılardır. Bu nedenle de algoritmalar reklam düzeyini arttıracak içerikleri kullanıcılara sunmak için tasarlanmıştır. “Algoritmalar, kullanıcıların geçmiş davranışlarını analiz ederek, kişinin ilgi alanları hakkında saptamalar yapmaktadır. Bu durumda kullanıcı, sadece kendi fikirleriyle örtüşen içerik ve kullanıcılarla karşılaşabilmektedir.” (Kuş 2018:172). Elbette bu durumda kullanıcı, algoritmalar ve filtre baloncuklarının işlevinden kaynaklı kendi fikirleri ve ilgi alanlarıyla örtüşen içerik ve kullanıcılarla karşılaşmakla birlikte; farklı görüş ve seslerin dışarıda kaldığı dijital bir deneyim sürmektedir. Bu durumu eleştiren Oğuz Kuş, benzer seslilik içerisinde kolektif zekanın nasıl işlerlik kazanacağı sorunsalını gündeme getirmektedir. Yazar; Facebook, Google, PageRank ya da Netflix gibi pek çok dijital mecranın algoritma ve filtre baloncuğu kullanarak kullanıcılarına daha kişileştirilmiş veri ve içerik sunmak istemesinin önemli parametrelerden olduğunu ifade etmektedir. Ancak yazar, bireylerin filtre baloncuklarına hapisolmasından dolayı markaların pazar payını genişletmek amacıyla farklı profildeki tüketicilere ulaşımının da zor olacağı üzerinde durmaktadır. Çünkü algoritmaların bireylerin davranışlarını öğrenerek ona göre içerik sunması başka bilgi ve alanları keşfetmesine engel olur. Oğuz Koç, büyük veri ile ilgili yaklaşım ve teknolojilerin avantajlarının olmasının yanı sıra marka iletişimi için muğlak bir ortam yarattığının da dikkate alınması gerektiğini ileri sürmektedir.

Sonuç olarak bu kitaptaki her biri alanında özgün olan çalışmalardan ve kolektif zeka kavramına yönelik tartışmalardan yola çıkarak denilebilir ki; sosyo-kültürel olanla teknolojik olan karşılıklı ilişki içerisinde birbirini değiştirmekte, dönüştürmekte ve geliştirmektedir. Çünkü kolektif olanla geçmişten günümüze farklı formlar ve soru sorma biçimleri altında da olsa bir şekilde temas halindeyiz. Bu nedenle dijital uzam ile fiziksel uzamı birbirine yakınlaştıran teknolojik determinizmin ne tarafında durduğumuzu belirlemek önemlidir. Dolayısıyla çalışmanın ana temasını oluşturan kolektif zekanın sihirli bir kavram olarak her koşulda doğrulanabilir olup olmadığını tartışmaya açmak bu açıdan değerlidir.

Kaynakça

Doğan Sarıbek, M.Z. (2018).. “Sanal Toplulukların Kolektif Zeka Bağlamında Toplumsal Mobilizasyona Etkisi: Occcupy Wall Street Örneği”. Kolektif Zeka. Der. O. Morva ve E. Saka. İstanbul: Kalkedon. 67-96.

Kaya Erdem, B. (2018). “Dunning Kruger Etkisiyle Kolektivitenin Büyüsünü Okumak: Türkiye’de Kolekif Zeka”. Kolektif Zeka. Der. O. Morva ve E. Saka. İstanbul: Kalkedon. 97-122.

Kuş, O. (2018). “Algoritmalar ve Filitre Baloncuğu Çağında Marka Değerinin Yönetilmesi Sorunsalı Üzerine” Kolektif Zeka. Der. O. Morva ve E. Saka. İstanbul: Kalkedon. 196-192.

Morva, O. (2018). “İnsan Zekasının Sosyoteknik Örgütlenişi Olarak Kolekif Zeka: İletişim Çalışmaları Perspektifinden Bir Değerlendirme”. Kolektif Zeka. Der. O. Morva ve E. Saka. İstanbul: Kalkedon. 25-46.

Morva, O. ve Kuş, O. (drl) (2018). Kolektif Zeka: Yeni Medya Perspektifinden Katkılar, İstanbul: Kalkedon.

Saka, E. (2018). “Kolektif Zeka ve Algoritmalar. Kısa bir Giriş”. Kolektif Zeka. Der. O. Morva ve E. Saka. İstanbul: Kalkedon. 4-14.

Reklamlar

2 Responses to Kolektif Zeka Kitabı üzerine değerlendirme

  1. ceylandan dedi ki:

    Paylaşımlarınızı dikkatle takip ediyorum. Girdiğiniz zahmet için teşekkürlerimi sunuyorum fakat eleştirdiğim bir nokta var
    Şudur ki; gereğinden fazla uzun içerikleriniz vat buda okuyucunun içerikle tam etkileşiminin önüne geçiyor. Mobil kullananlar için durumun daha da kötü olduğunu düşünüyorum çünkü okumak oldukça güçleşiyor. Kıymet verdiğim değerli içeriklerinizde bunları dikkate alırsanız çok sevinirim

    • mutlu binark dedi ki:

      çok haklısınız; mobil için bu uzun yazılarımız okunması zor bir arayüzey olarak kalıyor
      göz önüne almaya çalışacağız

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: