“İnternet Bağımlılığı: Bağımlılar ve Aileleri İçin El Kitabı” Kitap Değerlendirmesi

Yazar: Holger Feindel Değerlendiren: Beren Kandemir/ Hacettepe Üniversitesi, İletişim Bilimleri Doktora Öğrencisi

İnternet bağımlılığı, son yıllarda gerek ruh sağlığı alanında gerek gündelik yaşamın akışı içerisinde sıklıkla gündeme gelen ve üzerinde tartışılan bir kavram haline gelmiştir. İnternet bağımlılığı kavramının, üzerinde uzlaşılmış ve çerçevesi belirlenmiş bir tanımının bulunmaması ise bu tartışmaların yelpazesini oldukça genişletmektedir. Holger Feindel tarafından 2015 yılında yayımlanan ve 2019 yılında Türkçe’ye çevrilen “İnternet Bağımlılığı: Bağımlılar ve Aileleri İçin El Kitabı” isimli çalışmanın da, “internet bağımlılığı” kavramının genel bir çerçevesini çizmek ve bu bağımlılığın nasıl kontrol altına alınabileceği konusunda fikir vermek için hazırlanmış bir rehber olduğunu söylemek mümkün. Psikoterapist olarak internet kullanımı konusunda öz-kontrollerini sağlamakta problem yaşayan danışanlarıyla çalışırken edindiği deneyimler ışında internet bağımlılığının genel bir tablosunu ortaya koymaya çalışan Feindel, zaman zaman danışanlarının kendi paylaşımları ve onlarla yaptığı görüşmelerden de örnekler vererek internet bağımlılığı ile nasıl başa çıkılabileceği konusunda öneriler de sunuyor.

Dört bölümden oluşan kitabın, ilk bölümü internet bağımlılığını anlama konusuna ayıran Feindel, “İnternet Bağımlılığı Nedir?” başlıklı bu bölümde öncelikle bu bağımlılığın neleri kapsadığını anlatmaya çalışıyor. Daha önce de belirtildiği gibi alanyazında şu an internet bağımlılığın ne olduğu üzerine uzlaşılmış bir tanımlama bulunmamakta. Feindel de başlangıçta okuyucuları bu tanımlamanın bilimsel olarak tam doğru olmadığı konusunda uyarıyor ve okuma kolaylığı sağlaması açısında kitapta bu kavramı internet bağımlılığı olarak ele aldığını belirtiyor (s.9). İnternetin sağladığı iletişim kurma ve bilgi alışverişi imkânlarının çokluğu ve kolay ulaşılabilirliği, zamanla bazı internet kullanıcılarının, internet kullanımları üzerinde kontrollerini yitirmelerine ve yaşamlarının farklı alanlarında problem yaşamaya başlamalarına yol açmıştır (Young, 1999). Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’nın dördüncüsünde (DSM-IV) kimyasal bir maddeye bağlı olmayan tüm bağımlılıklar “dürtü kontrol bozuklukları” olarak nitelendirilmekteydi. 2013’de yayımlanan DSM-V’de ise ekler kısmında yer alan açıklamaya göre; dijital oyun bağımlığının bir türü olan, çevrimiçi olarak oynanabilen internet oyunlarını kapsayan bağımlılık için, İnternet Oyun Bağımlılığı (İnternet Gaming Disorder) tanısı önerilmiş, fakat bu tanı için daha fazla araştırma yapılmasına gereksinim olduğu uyarısı yapılmıştır (Kuss, Griffiths ve Pontes, 2017). Benzer şekilde, Türkiye’de sağlık hizmetlerinde de temel başvuru kaynağı olan, Uluslararası Hastalık Sınıflandırmaları (ICD) kodlarının revizyon çalışmalarında ICD-11 için, “Çevrimiçi Oyun Bağımlılığı” Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2018 yılında bir tanı olarak kodlama kapsamına alınmıştır.

İnternet bağımlılığı kavramı ilk olarak 1996 yılında Ivan Goldberg tarafından kullanılmıştır. Goldberg, DSM-IV’de yer alan madde bağımlılığı kriterlerini internet kullanımına uyarlayarak bir internet bağımlılığı tanısı oluşturmuştur (Bozkurt, Şahin ve Zoroğlu, 2016). “İnternet Bağımlılığı Bozukluğu” adını verdiği bu tanıyı kendi web sitesinde yayınlayan Goldberg’in ortaya attığı bu kavram oldukça dikkat çekmiş ve internet bağımlılığı üzerine tartışmalar için başlangıç yolunu açmıştır (Ögel, 2012). Benzer şekilde Kimberley Young (1996) tarafından da DSM-IV’de APA tarafından belirlenen patolojik kumar oynama bozukluğunun kriterleri, 396 internet bağımlısı katılımcı ve kontrol grubu olarak da 100 internet bağımlısı olmayan katılımcıyla gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışma ile internet bağımlılığına uyarlanmıştır.

İnternet bağımlılığı, farklı çalışmalarda patolojik internet kullanımı, problemli internet kullanımı,  aşırı internet kullanımı, kompulsif internet kullanımı, internetomani, siber bağımlılık, internet kullanım bozukluğu gibi isimlerle karşımıza çıkabilmektedir (Arısoy, 2009; Ögel 2012). Bu kavramlar arasında çeşitli farklılıklar üzerinden ayrım yapma girişimleri bulunsa da tüm tanımlamalarda dikkat çeken en önemli ortak nokta internet kullanım süresi ve sıklığıdır. Feindel tarafından belirtildiği üzere, uzmanlar haftada 30 ila 35 saat arası, okul veya meslekle ilişkisi olmayan internet kullanımını “normal yaşamla bağdaştırılamaz” bulmaktadırlar (s.13). Holger Feindel ise bu noktada farklı danışanlarının yaşantılarından kesitler sunarak “çok fazla” tanımlamasının kişilerin içeride bulundukları koşullar ve gündelik sorumluluklarını yerine getirebilme becerilerinin ne ölçüde etkilendiğine göre değişkenlik gösterebileceğini somut örneklerle açıklıyor. Bu bağlamda problemli internet kullanımı olarak değerlendirilebilecek durumun belirleyici kriterlerinin, kullanıcıların kendilerine fiziksel, psikolojik ve sosyal anlamda zarar vermeye ve yaşamlarındaki birçok alanı ihmal etmeye başlamaları olduğunu belirtiyor (s.15).

Öncelikle ortaya çıkabilecek bedensel sorunlara değinen Feindel; sırt ağrıları, baş ağrısı, göz rahatsızlıkları, aşırı kilo alımı veya kaybı, uyku bozuklukları, konsantrasyon bozuklukları, başparmak eklemlerinde artroz, yağ metabolizması rahatsızlıkları, tendon iltihaplanması gibi durumların aşırı internet kullanımına bağlı olarak sıklıkla ortaya çıkan problemler olduğuna dikkat çekiyor. Bunun yanında sık klavye ve fare kullanımına bağlı olarak Carpal Tunnel sendromunun da internet bağımlılığına bağlı olarak ortaya çıkması olası fiziksel rahatsızlıklardan olduğu söylemek mümkün (Ögel, 2012). Feidel aşırı internet kullanımı nedeniyle ihmal edilen öz bakımın da bazı fiziksel rahatsızlıklara yol açabileceğini hatırlatıyor (s.18).

İnternet bağımlılığının sosyal sonuçlarına göz attığımızda, karşımıza ilk olarak çocuklukta bilgisayar oyunlarıyla başlayıp yetişkinlikte evsizliğe uzanan çarpıcı bir internet bağımlılığı yaşantısı örneği ortaya çıkıyor. Feidel, aşırı internet kullanımı mağdurlarının bir süre okul ve iş yaşantılarını normal akışında sürdürmeye çalıştıklarını fakat tablonun giderek kötüleştiğini, sonunda eğitim veya iş olanağının kaybedildiğini ve geleceğe yönelik herhangi bir planın kalmadığını belirtiyor. Buna göre ev yaşamlarını, iş yaşamlarını, faturalar ve kira gibi karşılanması gereken sorumluluklarını ihmal eden mağdurların sonuç olarak ebeveynleriyle, işverenleriyle veya partnerleriyle problemler yaşadıklarına ve eğer bu problemleri değişim için bir harekete geçme fırsatı olarak değerlendiremezlerse daha derin bir yalıtılmışlık içine düştüklerine dikkat çekiyor (s.22).

İnternet bağımlılığının psikolojik sonuçlarında ise, daha karmaşık bir tablonun söz konusu olduğu söylenebilir. Feidel’in de belirttiği gibi, aşırı internet kullanımı ve olumsuz ruh halinin birbirlerini karşılıklı olarak besleme olasılıkları yüksektir. Çünkü internette sosyal beklentiler gerçek dünyadakinden farklıdır. Örneğin çevrimdışı yaşamlarında, sahip olduklarını veya sahip olamadıklarını düşündükleri bazı özellikler nedeniyle güven problemi yaşan kişilerin çevrimdışı ortamda kendilerini yeniden inşa etme ve olumsuz olarak gördükleri özelliklerini dışarıda bırakarak yeni bir kendilik kurma olanakları vardır. Bu durum da, kişileri problem olarak gördükleri gerçekliklerin üzerine gitmekten, onları çözmeye veya onlarla birlikte yaşamanın bir yolunu bulmak için çalışmaktan alıkoyar. Çevrimiçi dünya giderek daha cazip hale gelir ve internet kullanımı da buna bağlı olarak daha da sıklaşır.

Gerçeklik ve sanallık arasındaki ayrıma da değinen Feidel, sansasyonel haberlerde sıklıkla mağdurların gerçek hayat ve sanal hayat arasında ayrım yapamadıklarının vurgulandığını, danışanlarıyla yaptığı görüşmelerde ise bu durumun bazı örneklerine rastlamakla birlikte, bu örneklerin oldukça seyrek görüldüğünü; aksine danışanlarının gerçek dünya ve sanal dünya arasında oldukça keskin bir ayrım yaptıklarını belirtiyor (s.26). Feidel’e göre internet bağımlılığı problemi yaşayan kişiler, sanal dünyayı oldukça olumlu görürken, gerçek dünyayı olumsuz olarak algılama eğilimindedirler. Bu duruma örnek olarak, danışanlarından bazıları tarafından hazırlanmış çalışma materyallerini sunan Feidel, okurlar için de bu olumlu ve olumsuz yönlere dair kendilerinin hazırlayabileceği bir materyal şablonunu ek olarak paylaşıyor.

Birinci bölümün son kısmında ise, medya yetkinliğinin ele alındığı kitapta, medya yetkinliğinin iki farklı boyutuna dikkat çekiliyor. Birinci boyut, birçoğumuz yetkinlik kelimesinden aklına geleceği gibi teknolojiye duyulan yakınlık olarak değerlendiriliyor. Feidel, internet bağımlılarının, yeni medya araçlarını kullanma konusunda oldukça yetenekli ve yeni medya teknolojileri konusunda da oldukça bilgili olduklarını belirterek, bu açıdan bakıldığında yetkinden de öte sayılabileceklerini belirtiyor. Diğer yandan medya yetkinliğinin bir başka boyutu olarak ele alınan özellik ise, bu medya araçlarını sorumluluk bilinciyle kullanılması olduğu belirtiliyor (s.32). Bu noktada ise, internet bağımlıların bu yetkinliğe sahip olmadıklarını söylemek mümkün görünüyor. Feidel, bazı internet bağımlılarının problemlerinin bilincinde de olmadıklarını söylüyor. Buna göre, bazı internet bağımlıları, kendileriyle ilgili her şeyin yolunda olduğunu düşünürken; asıl problemi başkaları olarak görmektedirler. Diğer yandan Feidel’e göre aslında aşırı internet kullanım problemi olan kişilerin oldukça büyük bir kısmı bu sorunun farkındadır ve durumdan rahatsızlık da duymaktadırlar. Fakat problemi kabullenmeleri ve değişim için adım atabilmeleri zorlu ve uzun zamana yayılan bir süreçtir (s.33). Son olarak ise, şans oyunları bağımlılığı, alışveriş bağımlılığı gibi farklı bağımlılık türlerine değinen Freidel, internet bağımlılığının bu bağımlılık türlerini nasıl kolaylaştırdığıyla ilgili örnekler sunuyor.

Birinci bölümde, detaylı olarak internet bağımlılığının ne olduğu açıklandıktan sonra, ikinci kısımda bu bağımlılık sürecinde nelerin yaşandığı konusu açıklığa kavuşturulmaya çalışılıyor. Yine farklı vaka örnekleri üzerinden giden yazar, internet bağımlılığının ortaya çıkmasında medya kullanımı üzerine verilen eğitimin eksikliğinin oldukça büyük bir rolü olduğunu vurguluyor. Buna göre, herhangi bir kural olmaksızın sınırsız bir şekilde internet kullanan veya tam aksine internet veya dijital medya araçlarından tamamen izole yetiştirilen kişiler bu medya araçlarını sorumluluk bilinciyle kullanmayı öğrenemezler ve sonuç olarak internet bağımlılığı problemi yaşama olasılıkları artar. Diğer yandan, bu kısımda, hastalık veya engel gibi bazı bedensel kısıtlılıkların da internet bağımlılığına neden olabileceğinden bahsediliyor. Buna göre, çevrimiçi dünyada kendini tüm kısıtlılıklardan azade biçimde sunabilen kullanıcı, bedensel kısıtlılığıyla ilgili damgalamalardan kurtulabildiği bu dünyada kendini daha iyi hissedebilir ve aynı nedenden dolayı kendini kötü hissettiren gerçek dünyadan giderek uzaklaşabilir. Bu durumda da internet bağımlılığının ortaya çıkması olasıdır. Benzer şekilde, farklı sebeplerle dışlanma, ötekileştirme veya mobbinge maruz kalan kişiler de kendilerini daha iyi hissetmek için çevrimiçi dünyaya sığınabilir. Freidel’e göre kişinin yaşadığı bir travma, o kişideki güvenlik duygusunu temelden sarsabilir ve kişi kendini güvende hissetmek için çevrimiçi dünyaya kaçabilir. Bunun dışında, travmatize yaşantılar haricinde, yaşam koşullarında yaşanan köklü değişikliklerin de, bu değişikliklere uyum problemi ortaya çıkarsa internet bağımlılığının görülmesine zemin hazırlayabileceğine de dikkat çekiliyor.

Danışanlarıyla birlikte geliştirdiği, “Biyopsikososyal Yaklaşım Modeli”nden bahseden yazar, bu modelin, internet bağımlılığının aslında tek bir tetikleyici nedeni olmadığı durumların çoğunlukta olduğunu açıkça ortaya koyabildiğini belirtiyor. Modelin çalışıldığı grup çalışmasından örnekler veren Freidel, çok nadir olarak internet bağımlılığının tek bir nedeni olduğunu; genellikle internet bağımlılığı probleminin ortaya çıkabilmesi için birçok faktörün bir araya gelmesi gerektiğini ve bu nedenlerin de birbiriyle bağlantılı olabileceğini vurguluyor (s.46-48). Buna göre aslında internet bağımlılığı, bu rahatsızlığı yaşayanların birçoğu tarafından düşünüldüğünün aksine, yalnızca tek bir tetikleyici nedenin ortadan kaldırılmasıyla çözülebilecek kadar basit bir olgu değildir. Biyopsikososyal model ise, bu karmaşık yapının ortaya konulabilmesi ve somut hedefler belirlenebilmesi için oldukça faydalı görünmektedir.

Yazar ayrıca, insanların internet bağımlılığına kapılma nedenlerini incelerken, internetin birçok olumlu özelliğinin de bir kenara bırakılmaması gerektiğini belirtiyor ve kendi deyimiyle interneti “şeytanlaştırmadığının” altını çiziyor. Diğer yandan, tehlikelerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten yazar bu bağımlılığa kapılmanın hepimiz için çok kolay olabileceğine dikkat çekiyor. Çünkü hemen hepimizin gündelik yaşamı içerisinde internet kullanarak yürütmek durumunda olduğumuz birçok sorumluluğu var ve bunlar günümüzde artık çok küçük yaşlardan itibaren başlıyor. İnternet bağımlılığını diğer bağımlılıklardan ayıran özelliklerden birinin de bu olduğunu düşünebiliriz. Örneğin bir madde bağımlısı için, bağımlılık tedavisi tamamen maddeden uzaklaşmasına yönelik olarak yürütülür. Fakat internet bağımlılığı için böyle bir tedavi biçimi mümkün görünmemektedir. Bunun yerine, internet bağımlılığı problemi yaşayan kişilerin, internetle temaslarını sorumluluk bilinci içerinde, öz-kontrollerini sağlayabilecek biçimde gerçekleştirmelerine odaklanılır. Bu bölümü sonlandırırken, sanal oyunların en sık karşılaşılan internet bağımlılığı türü olduğunu belirten yazar, buna zemin hazırlayabilecek nedenlere odaklanıyor. Oyun geliştiriciler tarafından, akıllıca hazırlanmış ödül sisteminin en büyük tehlikelerden biri olduğunu belirtirken, aşırı internet kullanımının, kullanıcılara, gündelik yaşamlarında gideremedikleri bazı ihtiyaçlarını giderme hissi yaşatabileceğini ve bu yüzden bağımlılığın ortaya çıkabileceğini söylüyor. Bu internet üzerinden gideriliyormuş hissi yaşatan ihtiyaçların neler olduğu konusunda farkındalık kazanılabilmesi için bir madde listesi örneği paylaşan yazar ek olarak, okurlara kendileri için de böyle bir liste hazırlamalarına olanak veren bir şablon sunuyor. Bu ihtiyaçları gerçek dünyada gidermek için neler yapılabileceğini ise ilerleyen bölümlerde tartışıyor.

Üçüncü bölüm internet bağımlılığı yaşayan kişilerin yakınlarına yönelik olarak hazırlanmış. Burada internet bağımlılığı problemi yaşayan kişiyle nasıl iletişim kurulabileceği ve onun dünyasını anlayabilmek için yakınlarına çeşitli ipuçları ve öneriler sunuluyor.

Feindel, aile üyelerini bu sorunun mağdurları olmakla birlikte, aynı zamanda çoğunlukla sorunun bir parçası da olduklarını bilmeleri konusunda uyarıyor (s.61). Önceki kısımlarda, özellikle ergenlik çağındaki gençlerin, yetişkinlerle aralarına bir set çekme biçimi olarak çevrimiçi dünyayı kullanabileceklerini vurgulayan Feindel, bu bölümde ebeveynlere bu duvarı aşabilmelerine yönelik olarak internette neler olup bittiğine dair ufak bir rehber niteliğinde kısa açıklamalar sunuyor. Bir de, internet kavramlarına dair mini bir sözlük paylaşan yazar bu sözlüğün dinamik bir yapıda olduğuna ve eksiklikler barındırdığına da dikkat çekiyor. İnternette neler olup bittiğine dair hazırlanan rehberde ise; sanal oyunlar, ego-shooter oyunları, moba (multi-player online battle area) oyunları, strateji oyunları, sosyal ağlar ve son olarak da sörf ve streaming hakkında kısa bilgilendirmeler yapılarak internet bağımlısının yakınlarına, bağımlının dünyasını anlayabilmeleri için bir kapı aralanıyor.

İnternet bağımlısı kişiyle yeniden yakınlığın nasıl kurulabileceğine dair öneriler de paylaşan Feindel, iletişime başlamak için öncelikle internet bağımlılığı yaşayan kişinin anlatabileceği birçok şey olan bir konuya odaklanılmasının faydalı olacağını söylüyor ve internet faaliyetlerinin bunun için iyi bir örnek olduğunu belirtiyor. Fakat iletişime başlarken, bunun bir sorun olarak ele alınmaması gerektiğinin de altını çizerek, internet bağımlısı ile iletişim kurmak isteyen kişinin onu gerçekten anlamaya çalıştığını göstermesinin önemli olduğunun vurgulıyor. Yazarın da belirttiği gibi bu sorunun –aslında tüm bağımlılıklarda olduğu gibi– hızlı ve kolay bir çözümü bulunmuyor. Eğer internet bağımlılığı problemi yaşayan kişiye gerçekten yardım edilmek isteniyorsa, sabır ve dayanıklılığın süreçte en çok ihtiyaç duyulacak şeylerden ikisi olduğunu da unutmamak gerekiyor (s.79).

Kitabın son bölümü ise, internet bağımlılarının “gerçek” yaşama dönüşleri için neler yapabilecekleri konusuna ayrılmış. Bu yola çıkarken öncelikle göz önünde bulundurulması gereken en önemli noktanın, yeni ve ulaşılabilir hedefler koymak olduğunu söylüyor Feindel. Eklerde, okuyucuların kendi internet kullanım alışkanlıklarının bağımlılık boyutuna ne ölçüde yaklaştığı hakkında fikir sahibi olabilmeleri için 0 ve 3 arasında puanlayabilecekleri bir form da sunulmuş. Feindel’e göre bu form sonucunda 28 puanın üzerinde bir değere ulaşılırsa bu durumun internet bağımlılığına işaret ediyor olabileceğini söylemek mümkün (s.93). Kişilerin bu durumu değiştirebilmek için ne derece motivasyon sahibi olduklarının ise çok önemli bir nokta olduğu vurgulanıyor. Bu durumu değiştirmeye istekli olanlar için ise “gerçek hayata” giden yolda yardımcı olabilecek tavsiyeleri içeren çeşitli öneriler sunuluyor. Feindel okuyuculara öncelikle bir medya seyir defteri hazırlamalarını tavsiye ediyor. Bunun için ise kendi internet kullanım davranışlarını gözlemlemekle işe başlayabileceklerini söylüyor. Bu gözlemler sonucunda, internet bağımlılığıyla baş etmek isteyen kullanıcılara, rutinlerine uygun olarak kendilerine belirli kurallar koymaları öneriliyor. Örnek olarak haftalık bir plan da paylaşan Feindel, bu kuralların uygulanması esnasında mutlaka çalar saat kullanımı gibi ek destekler alınmasını öneriyor. Medyasız geçirilecek iyi planlanmış bir günün ise, kişilerin farkındalıklarının artması açısından faydalı olduğunu belirtiyor. Diğer yandan, daha önce de vurgulandığı gibi günümüzde birçoğumuzun sorumluluklarının yerine getirilmesi dijital teknolojilerle iç içe olmamızı gerektirdiğinden dolayı, medya araçlarından tamamen uzak kalmanın internet bağımlılığının üstesinden gelinebilmesi için uzun vadede işlevsel bir yol olması mümkün görünmüyor. Medya yetkinliğimizin ne ölçüde olduğunu görebilmemiz için ise Feindel, bir trafik lambası metodu öneriyor. İnternet kullanırken kontrolü sağlayabilme düzeyimize göre; kırmızı, sarı ve yeşil alanlar belirlememizin faydalı olabileceğini savunuyor. Diğer yandan danışanları üzerinden verdiği çeşitli örneklerde, bu alanların her zaman kağıt üzerindeki gibi kalmayabileceğini; daha önce bu metodu denemiş danışanlarından bazılarının kendisiyle, bu sarı, kırmızı ve yeşil alanlara yazdıkları maddeler arasında geçişler olduğunu bildirdiklerini de ekliyor. Bağımlılık üzerinde kontrol sağlandıktan sonra, tekrar aşırı kullanımın pençelerine düşmemek için ise “arka kapıların” kapatılmasının önemini vurguluyor (s.119). Burada arka kapıdan kastedilenin, diğer tüm bağımlılıklarda olduğu gibi yeniden bağımlılığa giden yolları açabilecek bazı uyaranlar olduğu söylenebilir. İnternet bağımlıları için ise bu riskler oldukça fazladır. Örneğin madde kullanımına bağlı bağımlılık biçimlerinde, bağımlılık problemi yaşayan kişiye maddeye ulaşabileceği her bağlantıyla ilişiğini kesmesi hatta çevre değiştirmesinin tavsiye edildiği önceki kısımlarda belirtilmişti. İnternet bağımlılığında ne yazık ki böyle bir öneri çok gerçekçi olmamaktadır. Bunun yerine, internet bağımlılığına yol açan temel faktörlerin ortadan kaldırılması önerilebilir. Örnek olarak, kişi çok oyunculu sanal oyunlarda aşırı vakit geçirdiği için internet bağımlılığı problemi yaşıyorsa karakterini ve oyuna üyeliğini silmesi iyi bir başlangıç olabilir. Veya sosyal paylaşım platformlarında geçirilen vakit kontrol edilmekte zorlanılıyorsa, bu uygulamalar kaldırılabilir. Ancak bunların işe yarayabilmesi için, kişinin bu konuda gerçekten istekli ve hazır olması gerekmektedir. Eğer kişi yeterince hazır değilse bağımlılığa geri dönüş yaşaması kaçınılmazdır. Feindel, kişinin internet bağımlılığı probleminin kaynaklarından uzaklaşmaya yeterince hazır hissetmesi durumunda kendine özgü bir vedalaşma ritüeli gerçekleştirmesinin de faydalı olabileceğini belirtiyor. İnternet bağımlılığından uzaklaşılırken, eski alışkanlıkların yerine; yeni ilişkiler kurma, eski ilişkileri canlandırma, doğada daha fazla vakit geçirme, hobiler edinme, bağımlılık öncesinde yürütülen eski hobilere dönüş, yemek yapma gibi çeşitli alternatifler bulmanın önemini de vurgulayan yazar, böylelikle kişilerin “içlerindeki ayartıcılarla” (s.138) baş etmelerinin kolaylaşacağını söylüyor. Son olarak ise, somut planlamanın süreçteki öneminin altını çizen Feindel, kısa vadede başarılabileceklerle, uzun vadede başarılabilecekler arasında bir ayrım yapılmasının gerekliliğine dikkat çekiyor.

Sonuç olarak Holger Feindel tarafından hazırlanan rehber niteliğindeki bu kitabın, aşırı internet kullanımı konusunda problem yaşayan, yakınlarında bu problemi yaşayan kişilerle iletişim kurabilmenin bir yolunu arayan veya yalnızca internet bağımlılığı konusunda fikir edinmek isteyen okuyucular için faydalı bir kaynak olduğu söylemek mümkün. İnternet bağımlılığının ne olduğu konusunda, açık ve anlaşılır bir çerçevenin çizildiği kitapta hem aşırı internet kullanımı problemi yaşayan kişilere hem de bu problemi yaşayan kişileri anlamaya çalışan okuyuculara gerçek vakalardan yola çıkılarak, söz konusu bağımlılığın gerçekçi bir tablosu sunularak, kendilerini bu süreçte nelerin bekliyor olabileceğine dair ipuçları veriliyor. Paylaşılan kendi kendine yardım şablonları ve tavsiyeleri ise, bu bağımlılıkla baş etmek isteyenler için oldukça işlevsel görünüyor.

Kaynaklar:

Bozkurt, H., Şahin, S., & Zoroğlu, S. (2016). İnternet bağımlılığı: Güncel bir gözden geçirme. Journal Of Contemporary Medicine, 6(3), 235-247.

Feindel, H. (2019). İnternet bağımlılığı: Bağımlılar ve aileleri için el kitabı (Çev. A. Dirim). İstanbul: İletişim Yayınları.

Kuss, D. J., Griffiths, M. D., & Pontes, H. M. (2017). Chaos and confusion in DSM-5 diagnosis of Internet Gaming Disorder: Issues, concerns, and recommendations for clarity in the field. Journal of behavioral addictions, 6(2), 103-109.

Ögel, K. (2012). İnternet bağımlılığı: İnternetin psikolojisini anlamak ve bağımlılıkla başa çıkmak. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.

Young, K. S. (1996). Psychology of computer use: XL. Addictive use of the Internet: a case that breaks the stereotype. Psychological reports, 79(3), 899-902.

 

Young, K. S. (1999). Internet addiction: Evaluation and treatment. BMJ 1999;319:9910351

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: