İnternet’e kart değil özgürlük gerek

Kasım 11, 2011

ALTERNATİF BİLİŞİM DERNEĞİ’NDEN BASIN AÇIKLAMASI:

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 5 Kasım’da yaptığı açıklama ile İnternet medyasını Basın Kanunu’na tabi kılacak bir düzenlemeyi Ocak ayına kadar yasalaştıracaklarını duyurdu. Sarı basın kartı, reklam ve ilan gelirlerinin artması yaygın medyada müjde olarak lanse edilirken, biz kaygılıyız!

Kaygılıyız, çünkü bu girişimin altında da yıllardır ısrarla sürdürülen sansür ve denetim politikaları yatıyor. 2001 yılında İnterneti RTÜK’e bağlayıp, basın kanununa tabi kılma girişimi tepkiler üzerine geri çekilmişti. O tarihten bu yana İnternet baskıcı bir biçimde düzenlenmek isteniyor. Ülkeyi internet sansürcüsü ülkeler liginde ön sıralara çıkartan, Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlar tarafından ifade, iletişim ve haberleşme özgürlüğünü ağır biçimde ihlal ettiği için mahkum edilen, yoğun bir kamuoyu tepkisine neden olan ve anayasayla korunan temel hak ve özgürlükleri çiğneyen 5651 sayılı yasanın ardından, şimdi de “İnternet Medyası” adı altında muğlak bir tanımlamayla internet yayınları, internete uygun olmayan bir düzenlemeyle zapturapt altına alınmak isteniyor. Bu baskıcı, olumsuz düzenleme ve sansür / denetim saplantısı, tüm vatandaşların ifade, iletişim, bilgiye erişim özgürlüklerini sakatlayacak gelişmelere yol açacaktır.

Hükümetin beklentilerini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İnternet Medyası temsilcileriyle yaptığı toplantıda bulmak mümkün. Erdoğan, 6 Haziran 2010’daki toplantıda İnternet haber sitesi sahiplerinden de tıpkı geleneksel medya gibi otosansür istemiş, “otokontrol ile internetin bir canavar olmasını engellemek ve yararlı hale getirmek zorundayız” demişti. Başbakanın “İnternet’in canavar olmasını istemiyoruz” sözlerinin ardından bugün İnternet medyasını ‘ehlileştirecek’ bir düzenlemeyi tartışıyoruz: Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarı Taslağı.

Taslak henüz kamuoyuna açılmış değil. Basına yansıdığı kadarıyla taslak, İnternet haber sitelerini de Basın Kanunu kapsamına alıyor. Yine basından öğrendiğimiz kadarıyla, sadece kendisine “internet medyacısı” diyen bazı derneklerle tartışılmakta. Oysa bu düzenleme, tanımdaki muğlaklık gereği çok geniş bir iletişim alanına yönelik olduğu için, aslında mevcut ve gelecekteki tüm internet kullanıcılarını ilgilendiriyor. Hükümetten acilen ilgili düzenleme çalışmalarının şeffaf bir biçimde tüm kamuoyu ile paylaşılmasını talep ediyoruz!

Taslakta İnternet haber sitesi, “5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanununda tanımlanan internet ortamında, haber ya da yorum niteliğinde yazılı, işitsel ve görsel içeriklerin sunumunu yapan süreli yayın” olarak tanımlanmakta. Tanımın müphemliği ve genişliği, kapsama alanının elektronik gazete ile sınırlandırılamayacak kadar geniş bir internet yayın alanına, hatta sosyal medyaya da rahatlıkla uygulanabileceğini gösteriyor. Üstelik uygulamanın çerçevesi, 5651 gibi bugüne kadar binlerce sitenin kapanmasına neden olan bir yasayla çiziliyor.

Taslakta her haber portalının en az bir sorumlu müdürü görevlendirilmesi zorunluluğu dikkat çekmekte. Sorumlu müdür, basılı yayınlarda olduğu gibi yayınlanan içerik nedeniyle TCK 5237’deki genel hükümlere göre cezalandırılmaktadır. Muhalif yayınların sık sık maruz kaldığı yayın durdurma ya da gazete kapatmaların yerini ise basın kartı iptali ve devletten gelen ilanların kaybedilmesi alacak. Öte yandan, böyle bir cezai yaptırıma uğrayan siteye yayın durdurma / erişim engeli muhtemelen 5651 ile uygulanacaktır.

İnternet’in ruhuna aykırı bir şekilde yazanı, yayanı, yayımlayanı, müdürünü ve hatta siteyi barındıranları bile bilmek isteyen ve daha bugünden onları nasıl cezalandıracağını tasarlayan bir düzenleme ile karşı karşıyayız.

Yeni Medya mecraları ve haber portalları geleneksel medyanın mahkum edildiği sahiplik-iktidar ilişkilerine çekilmek istenmektedir. Onlarca gazetecinin cezaevlerinde olduğu, basın-yayın organlarında muhalif isimlerin işinden edildiği, neredeyse bütün medyanın tek sese indirgendiği günlerde İnternet Medyası da kontrol altına alınmak isteniyor.

İnternet bütün Dünya’da son dönemde yaşanan ayaklanmaların temel iletişim ve örgütlenme aracı haline geldi. Yeni medyanın olanakları ile iktidarların gizli kapaklı faaliyetleri ifşa edildi. Ülkemizde muhalif bir çok haber portalı, ana akım medyanın görmediği yada görmekten imtina ettiği, işçi hareketleri, barış ve anti-militarist hareketler, HES, kadın hakları, azınlık hakları gibi alanlarda tüm imkansızlıklara rağmen yayınlarını sürdürüyor.

İnternet medyasına müjde denilen taslak, geleneksel medyaya uygulanan ağır sansür ve yayın yapamaz hale getirecek ağır cezaları İnternet yayınlarına da uygulamaktan öte anlam taşımıyor.Dahası, hükümetin uygun bulduğu bir kaç dernek dışında bu düzenlemeyi kamuoyundan gizli bir şekilde gerçekleştirmeye çalışması, söz konusu düzenlemenin, daha önce de benzerlerini gördüğümüz üzere, yine hak ve özgürlükler rejimine kast edecek bir girişim olduğu konusundaki kaygılarımızı pekiştiriyor.

İnternet erişimi anayasal bir hak olarak tanınmalı, 5651 gibi baskıcı ve anayasaya aykırı düzenlemeler iptal edilmeli, internete basın kanunu uygulamak gibi çağdışı bir zihniyetten derhal vaz geçilmelidir!

Bilgiye erişmek özgürlüktür!

Alternatif Bilişim Derneği

Reklamlar

Bir blog aç da, neşemizi bulalım…

Haziran 15, 2010

Gazetesinden, kitapçısına yayın dünyası blogları keşfetti

Manga Eurovision’da ikinci olunca Sezen Cumhur Önal, Ajda Pekkan’ın bile artık rock söylemesi gerektiğini, devrin rock devri olduğunu buyurdu. Memleketin kadim marazı, bir kavram, akım, yaklaşım ana akımca keşfedilince suyu çıkarılır. Yine racondandır, keşif hatrı sayılır bir gecikmeyle gerçekleşir. Dünyada tahtını sosyal medyaya devreden bloglar, Türkiye plaza dünyasında (hem iş dünyası hem de medyasıyla) nihayet keşfedildi. Popülaritesi kısa, ömrü uzun olası yayıncılık aparatına yakından bakıyoruz.

Yazan: Koray Löker
Blog sözcüğü, İngilizce ağ kayıtları anlamındaki web log sözcüklerinden Peter Merholz tarafından yapılan bir sözcük oyunuyla 1997 yılında doğdu. Merholz, ilk blog örneklerinden biri kabul edilen sitesinin sloganı olarak “We blog” (biz blogluyoruz) cümleciğini kullanınca hem isim hem fiil olarak kullanılabilen blog sözcüğü bu ölümsüzleşmiş oldu. Bugün bütün bloglardan bahsetmek için kullanılan Blogosfer sözcüğü, artık politik gündem belirleme gücü olan alternatif bir medyayı da tarif ediyor.

Bloglar aslında birer web sayfası. Teknik anlamda farkları, bir web sayfası yapmak için sahip olunması gereken teknik donanım ve araçlara ihtiyaç duymadan da kullanılabilecek kolaylıkta araçlar olmaları. Gerçek önemi ve etkisiyse kavramsal düzeyde yarattıkları değişimden geliyor. Bu da çok basitçe okuyucuların yorum yapabilmeleri sayesinde, enformasyona müdahale olanağı tanınan en yaygın ve kolay kullanılan araç olması. Bugün web 2.0 olarak adlandırılan ve üzerinde dev bir ekonomi dönen fenomen, içeriğin kullanıcılar tarafından üretilmesine dayanıyor. Bu mantığın neye karşılık geldiğini deneyimlediğimiz ilk yaygın mecra da bloglar oldu.

İnternet yaygınlaşmaya başladığı günden beri alt kültür toplulukları tarafından etkin biçimde kullanıldı. Bu etkileşimin etkisiyle elektronik alt kültürler de doğdu. Usenet, e-gruplar, BBS’ler kendilerine ait dilleri ve topluluk kültürleriyle ayrı birer çalışma alanı olmayı hak eden tarihler yarattı. Bloglar, bu geçmişin mirasını hakkıyla kullanırken, en güncel teknolojileri en kolay biçimde sunarak tahtı devraldılar. Bugün taht Facebook başta olmak üzere, popülerleşen yeni bir mecra, sosyal medya siteleri tarafından ele geçirildiyse de, buna bloglar aslına rücu ediyor ve bir alt kültür mecrası olarak kendilerini yeniden tanımlıyor olarak da bakılabilir. Bir yandan blogcu olmak, hayatı bloglarla anlamlandırmak gibi bir yaklaşım var. Diğer yanda vatandaş gazeteciliğinin gelişimi, fanzin kültürünün elektronik ortama bloglar sayesinde taşınmış olması gibi konular tartışılıyor.

Türkiye blogculuğu aslında çok yeni değil. Adı böyle konsa da, konmasa da 2000’li yılların başından beri bir çok blog yayında. Sezyum sözcüğünün İstanbul dışında da gülümsemelere yol açan bir isme dönüşmesi, Radikal ya da  Penguen’den çok önce nev-i şahsına münhasır blogu ile gerçekleşmişti. Bugün yerinde yeller esen Hafif, Yeni Raki, Disguast, enberbats gibi adresler de, Türkçe harf kullanmanın bile hatrı sayılır bilgisayar bilgisi gerektirdiği yıllarda özgün ve nitelikli içerik sunan bloglardı.

İş dünyası tarafından blogların keşfedilmesi, biraz da mirasçıları durumundaki mikro blog ve sosyal medya sitelerindeki popülerliğe paralel gelişti. Facebook, Twitter gibi mecraların ne kadar büyük ekonomileri besleyebildiği ortaya çıkınca bu alanı ticarileştirme eğilimi, reklam ve halkla ilişkiler açısından pazar olarak değerlendirme yaklaşımı baskın hale gelmeye başladı. Bu yaklaşımın bloglara varan yönü biraz da sosyal medyanın yüzer-gezer haline karşı blogların daha sağlam, geçmişiyle bütünlüklü duran, tanınırlığa açık yapıları gibi görünüyor. Sosyal medyanın çok takip edilen isimleri, kendilerini bloglarıyla ispatlayan kişiler. Sosyal medyadaki mesajların yenileri geldikçe, eskileri neredeyse uçup gidiyor. Buna karşı bloglar daha zamana direnebilen yapılarıyla bu ilişkiyi mümkün kılıyor.

Kâr vaat eden blog bulma yarışı

Bu yerel ve taze ticarîleşme operasyonunun en çarpıcı örneklerinden biri Blog Ödülleri organizasyonu. Çeşitli kategorilerde yılın en iyi blogunu belirlemek üzere düzenlenen organizasyonda hem konuyla ilgili medya ve reklam profesyonellerinin yönlendirmeleri hem de halk oylaması kullanılıyor. Organizasyon, içine doğduğu sosyal medya platformlarında, dördüncü kez düzenlenmesine rağmen çok fazla aksaklıkla ilerliyor oluşu, blogları organizasyonun kendisinden daha arka plana atışı ve ön eleme yapmasına rağmen sorunlu içeriklere dair politika belirleyememesi yüzünden ağır eleştirilere maruz kalıyor. Bu yıl, aday olan ve ön elemeyi geçen bir blogun, başka bir blogun içeriğini olduğu gibi kopyaladığı ortaya çıktığında “her blogu tek tek okuyamayız ya” açıklamasıyla akılda kalan organizasyon, blogları aslında reklamverenler açısından yarıştırıyor gibi görünüyor. Ürünlerini, tanıtımlarını yapmak üzere tanınmış blog yazarlarına gönderen firmaların sayısı son bir iki yılda onlarca kat artmış durumda. Doğru yazarı tercih etmek isteyen şirketler, eski usüllerle çalışan reklam ajanslarının verileri ve deneyimleriyle yetinmiyorlar. Bu tür organizasyonlar sektördeki o açığı dengeleme görevini de üstlenmiş oluyor.

Diğer yakın tarihli popüler ve magazinel örnekler de Ayşe Arman’ın blog okuyucusu olması ve Cem Mumcu’nun blog yazarlarından kitap dizisi. Arman, “Anlam Arama” başlığıyla yayınladığı bloguyla bu mecrada tanınan isimlerden Hazal Yılmaz’ı konu ederek “Sizi gerçekten uyarıyorum, yeni bir kadın geliyor… Onu koy gazeteye, bir sürü çatlak okuru olmazsa ben neyim… Ama gelmez, o ayrı… Çünkü tezgahını kurmuş, kendi blogu ve takipçileri var, kendi yağında kavruluyor…”  cümleleriyle blogcu gururu gibi bir tutumu da kendiliğinden atfetmiş oldu. Yılmaz, Hürriyet’te köşe teklifi alsa blogcu gururu gösterip reddeder mi, yeni bir kariyere başlamak için bu fırsatı değerlendirir mi bilinmez… Henüz böyle bir teklif gelmiş gibi de görünmüyor.

Öte yandan, Okuyanus yayınevinin sahibi Cem Mumcu, benzeri bir öneriyi yayıncı/girişimci olarak başka blog yazarlarıyla gerçekleştirdi. Haziran başında çıkacağı duyurulan “Küçük Aptalın Büyük Dünyası”, PuCCa takma ismini kullanan bir blog yazarı tarafından yazıldı. Serinin devamında Her Boku Bilen Adam (bok sözcüğü b.k şeklinde yazılarak) ve Sami Hazinses mahlaslı iki blog yazarının daha kitapları çıkacağı da söyleniyor. Mahlas kullanımı çeşitli nedenlerle edebiyat tarihi boyunca var olmasına rağmen, böyle bir kullanım yayıncılık dünyasında pek yaygın değil. Hele hele seçilen mahlasların, uydurma isimler değil, başkalarına ait isimler olması durumu daha da özel hale getiriyor.

Bir çizgi film karakterinin ismi olan Pucca, aynı zamanda karaktere dayalı koca bir marşandiz ürün ekonomisinin de markası. Böyle bir marka olması, yazar ismi olarak tercih edilmesine engel değil. Blog dünyası raconunda bunun yeri var. Kurulan özdeşlik, markanın kendisini hatırlatma etkisi derken, hiç bir marka henüz bir blog yazarına bu tür kullanımlar nedeniyle müdahale etmedi. Bizatihi bu kullanımda göremesek bile, benzeri isim aparmalarını, imge aparmalarını ’80’li yıllarda terim olarak yaygınlaşan sanatsal aparma (appropriation art) ile anlamlandıran, aynı bağlama koyanlar da var. Bu ilişki yayıncılık dünyası içinde, uluslararası yayın birliklerinin kuralları, telif ve marka konularındaki sorumluluklar ile aynı anda nasıl mümkün olacak zaman gösterecek. Mesele basitçe telif haklarının ödenerek isim hakkının alınmasında da bitmiyor. Asıl soru şu: Konvansiyonel yayıncılık, bu türden takma isim kullanımına uygun bir zemin sunma becerisine sahip mi? Dizüstü Edebiyat Serisinin devamında Sami Hazinses mahlaslı blogcunun sıra bekliyor olması, bu tartışmanın devam edeceğini düşündürüyor. İsmin kullanımı başka, blog yazarının aslında kitabının basılması sürecini var eden birikimini temsil eden isimden vazgeçmesi başka bir tartışma yaratacak gibi…

Fotokopi makinesinin yerini blog programı alınca

Blogların bir başka güçlü olduğu alan, özellikle fanzin kültürünün kolayca nakledilebildiği elektronik dergiler. Bugünün Blogspot, WordPress gibi popüler blog araçlarından önce de fanzinler web sitelerinin olanaklarını ilk keşfeden yayınlar arasındaydı. Fotokopiye kıyasla çok daha gelişmiş olanaklar, estetik tercihlerin gelişmesini de sağlayınca e-dergi ve fanzin birbirine yaklaşmaya başladı. Bugün Türkçe konuşulan İnternet dünyasında bir çok e-dergi yayında. Bunların bazıları teknik olarak kolektif birer blogdan ibaret, bazıları tasarımlarını PDF gibi basılmaya uygun biçimlerde ayrıca sunarak matbu dergicilikle ilişkisini sıcak tutmayı deniyor. Takipte olduğumuz kolektif elektronik yayınlar arasında Afili Filintalar (http://www.afilifilintalar.com) [Futuristika!] (http://www.futuristika.org), Etrafta (http://www.etrafta.com), Düğümküme (http://www.dugumkume.org), Yeni Medya (https://yenimedya.wordpress.com) Prensese Mektuplar (http://www.prensesemektuplar.com) gibi örnekler sayılabilir.

106. sayıda Murat Gülsoy’la e-kitap konusunda sohbet ederken, blogların kendisi bir edebiyat arayüzü olarak okunabilir mi, yeni kuşak için kitapların yerini e-kitaplar değil de bloglar alabilir mi diye sorarken eklemiştik, yayınevleri bu gelişmeler karşısında neler yapabilir? Görünen o ki, bu soru, tazeliğini bir süre daha yeni tartışmalarla beslenerek koruyacak.

Kaynak: Express 14 Haziran 2010


Yurttaş Haberciliği ve You Tube…

Kasım 20, 2009

Kişilerin kendi olanaklarıyla hazırladıkları görüntülü haberler, YouTube Direct sayesinde büyük medya kuruluşlarında yayınlanma şansı bulacak.

   
Dünyanın en çok izlenen video paylaşım sitesi YouTube, vatandaş gazeteciliğini desteklemek için ‘kanal’ açtı. YouTube Direct adı verilen servis, üyelerin kendi olanaklarıyla hazırladıkları görüntülü haberleri daha geniş kitlelere ve medya kuruluşlarına iletme olanağı sağlıyor.
Şimdiden The Washington Post ve The Huffington Post gazetelerinin yararlanmaya başladığı servise ilgi büyük. YouTube’un “Broadcast Yourself” (Kendin Yayınla) sloganıyla duyurduğu servis, açık kaynak kodlu olarak hazırlanan özel bir video yerleştirme uygulaması yoluyla çalışıyor.

Medya kuruluşları bu uygulama vasıtasıyla YouTube üyelerinin yüklediği haber videolarını tarıyor, ilgilendikleri videoyu sahibinden talep ediyor, inceliyor ve beğenirse kendi sitesinde veya televizyonda yayınlıyor. YouTube’un haber ve politika editörü Steve Grove, kurumsal blogdaki yazısında amaçlarını “medya kuruluşlarıyla vatandaş muhabirleri buluşturmak” olarak açıkladı. Grove, çeşitli konularda sivil toplum katkısını artırmayı isteyen kuruluş ve derneklerin de YouTube üyelerince haber nitelikli video üretimini desteklediğini ifade etti.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25022816/erişim tarihi:20.11.2009


Gazeteciliğin geleceği internette

Ağustos 25, 2009

İlden Dirini

İnternet yayıncılığı yazılı ve görsel basının gerektirdiği altyapıya ve yüksek maliyetlere gerek duymuyor. Öte yandan internet yayıncılığı bünyesinde yazılı ve görsel basının sunduğu olanaklardan fazlasını da barındırıyor. Metin, fotoğraf, video, grafik, ses unsurları ve daha nicesi internette işlenip kullanıcıya sunulabiliyor. Tüm bu avantajlar yerel, alternatif medyanın hatta tek tek bireylerin bu alanda söz söyleyebilmesini sağlıyor.

1960’larda ortaya çıkan, bizim ise ’90’lı yılların sonundan itibaren tanıştığımız internet, toplumun en hızlı benimsediği iletişim teknolojilerinden biri oldu. Hızla yaygınlaşan, hayatın içine hızla nüfuz eden internet, kuşkusuz birçok alanı kendini yeniden tanımlamak, kendini internete ve getirdiklerine göre biçimlendirmek zorunda bıraktı. Bunların başında ise medya geliyor. Basılı yayıncılık ilkelerini, haber tarzını, dahası okur kültürünü dahi değiştiren internet, gazeteciliğin geleceğini bu alana taşıyor.

İnternetin hızla yaygınlaşması, sürekli gelişiyor olması, internet gazeteleri, internet gazeteciliği gibi kavramların, alanların ortaya çıkmasını sağladı.

1995 yılında gazeteler ilk kez internetten yayın yapmaya başladı. Amerika’da New York Times, Washington Times gibi gazeteler basılı yayınlarını internete taşıdılar. Aynı dönemde Avrupa’da da Herald Tribune gibi gazeteler sayılarını dijital ortama taşıdılar. Türkiye de bu mecraya ayak uydurmada geç kalmadı. 1995’te ilk olarak Aktüel dergisi sayfa açtı, onu diğerleri takip etti (1).

Bu dönemde yapılan sadece basılı yayının internete taşınmasından ibaretti. Bunu Türkiye’de ilk kıran site 1996′da yayına başlayan http://www.xn.com.tr sitesi oldu. XN (eksen), değişik gazetelerden haberleri kaynak göstererek yayınlıyordu. Bu yönüyle basılı gazetelerin internette yayınlanması tarzını aştı. Fakat 1997′de XN, özgünlüğünü yitirmeye başladı. Çünkü büyük gazetelerin hemen tümü artık birer web adresine sahipti. Bunun üzerine fazla zaman geçmeden XN yayınına son verdi. XN’den sonra bağımsız haber sitelerinin kurulması ancak 2000 yılında gerçekleşti. İlk haber siteleri de ‘nethaber’, ‘habertürk’ ve ‘internethaber’ gibi siteler oldu.

Yerel ve alternatife yer açıldı

İnternetin yarattığı olanaklar, yeni bir araç olan internete, eski olanın yerleşmesine, bu şekilde yaşamasına izin vermedi. Hızla internet gazeteciliği, haber portalları gibi kavramların doğmasına, başlı başına bir alan halini almasına neden oldu.

İnternet yayıncılığı yazılı ve görsel basının gerektirdiği altyapıya ve yüksek maliyetlere gerek duymuyor. Öte yandan internet yayıncılığı bünyesinde yazılı ve görsel basının sunduğu olanaklardan fazlasını da barındırıyor. Metin, fotoğraf, video, grafik, ses unsurları ve daha nicesi internette işlenip kullanıcıya sunulabiliyor. Tüm bu avantajlar yerel, alternatif medyanın hatta tek tek bireylerin bu alanda söz söyleyebilmesini sağlıyor. İnternet bu katkıyı sadece haber alanında yapmıyor. Fikirlerini, şiirlerini, fotoğraflarını ve daha nice ürünü paylaşmak isteyen kullanıcılar internet sayesinde bu olanağı yakalıyor. Her gün internet deryasına binlerce damla ekleniyor. Ülkemizde halen yasaklı olan video paylaşım sitesi youtube.com’a dünyadan dakikada 24 saatlik içeriğin akıyor olması küçük bir örnek.

Teknik olanakların dışında internet temel rollerinden birini yerelin sesini globale taşımasında, azınlıkta olanın, muhalif olanın sesini duyurabilmesinde oynuyor. İnsanlar internet aracılığıyla dünyanın bir ucundan diğer ucuna tüm gelişmeleri takip ederken, sesini de dünyaya ulaştırma şansını yakalayabiliyor. Bu aynı zamanda yüksek maliyet gerektiren basılı yayın dağıtımı gibi bir sorunun da aşılması anlamına geliyor.

Basılı yayıncılık dünde kalan, internet yayıncılığı ise saati, saniyeyi hatta nerdeyse anı yakalayan bir hızda haber yapıyor. Radyo ve televizyon karşısında hız konusunda önemli oranda geri kalan gazeteler, internette bu şanslarını nerdeyse tamamen yitirdiler.

Yeni okuyucu

İnternet yayıncılığı haberin akış yönünü de değiştirdi. Basılı yayıncılık enformasyonu sadece yayarken internette enformasyon yeniden üretilebilirdir. Bu konuda yayıncıların yaptıkları içerik eklemeleri ve güncellemelerin yanı sıra okuyucuların aktif olması da temel rol oynar. İnternet gazetesi okuyucuları, yorum yapar, içerik ekler hatta bazı örneklerde habercinin kendisi olur. Basılı yayıncılıkta ise bilgi akışı tek yönlüdür, tekten çoğuladır. Okur basılı yayınla ancak okur mektupları aracılığıyla iletişim kurabilir ki, bu iletişimin çoğunlukla karşılığı yoktur. Üstelik basılı yayın takip eden bir okuyucu sınırlı sayıda ve çeşitte gazeteyle yetinmek durumundadır, oysa internet yayıncılığı sayesinde okuyucu dilediği kadar çeşit ve adette kaynaktan okuma şansını yakalar. İnternet yayıncılığının üstünlüğü okunmak, takip edilmek istenen içeriğin ayıklanması söz konusu olduğunda da sürer. Her ne kadar futbol, ekonomi, politika ve benzeri biçimlerde kategorilendirilmiş gazeteler olsa da bu kategori çeşitliliği internetle boy ölçümez durumdadır. Düşük maaliyet yayıncı için olduğu kadar, okuyucu için de temel önemdedir.

Haberde ‘an’ın önemi var

İnternet gazeteleri okuyucularına bir konuda daha fayda sağlıyor. Haberde süreklilik. Enformasyonun hızla aktığı günümüzde haberin sürekliliği daha fazla önem taşıyor. Basılı yayınlarda bir olayın öncesini araştırmak için arşiv odalarında, tozlu raflarda araştırma yapmak zorunda kalınırdı. Oysa şimdi bunu internetin olduğu herhangi bir yerden sadece klavyenin tuşları üzerinde gezinerek yapabiliyoruz.

Tüm bunların yanı sıra internet asıl rollerinden birini anı yakalamasıyla oynuyor. Basılı yayıncılık dünde kalan, internet yayıncılığı ise saati, saniyeyi hatta nerdeyse anı yakalayan bir hızda haber yapıyor. Radyo ve televizyon karşısında hız konusunda önemli oranda geri kalan gazeteler, internette bu şanslarını nerdeyse tamamen yitirdiler. İnternet gazeteciliğinde okurun istediği birçok bilgi, yazı, foto hatta video ile desteklenen hızlı haber yayına giriyor. Habere konu bir olayın gelişmesinin hemen ardından internet sitelerinde konunun haberini, fotosunu, videosunu konuyla ilgili uzmanların görüşlerini, konunun öncesi varsa bu haberleri, okuyucu yorumlarını bulabiliyorsunuz. Üstelik tüm bu bilgiler haberin konusu değiştikçe hızla yenilerek önümüze geliyor. Hatta hızla akan haberleri takip etmek için yazılımlar kullanmaya bile başladık. İnternet gazeteciliği geliştikçe buna uygun yazılımlar ve donanımlar yaygınlaştı. Bugün birçok kişi haberlerini reader adı verilen derleyici programlar aracılığıyla okumayı tercih ediyor.

“Bilginin her an her yerden ve çok sayıda kaynaktan akıyor olması, kullanıcıya karşılaştırma, doğrulatma şansını veriyor. Dolayısıyla teknolojik gelişme, yazılı basını her zamankinden daha doğru, güvenilir haberciliğe zorluyor” Bu söz internet haberciliğine sıklıkla yöneltilen güvenilir olmama eleştirisine yanıt.

Yazılı basın değişiyor

İnternet yayıncılığı kendini tanımlamakla kalmadı, basılı yayınların da kendilerini, yayın çizgilerini bir kez daha gözden çıkarmak zorunda bıraktı. Günlük gazetelerde dergicilik formatına doğru kayış başladı. Özel habercilik biraz daha önem kazanmaya, ayırt edici rol oynamaya başladı. Çünkü okuyucular habere ulaşmak için web sitelerine yöneldikçe basılı yayınların tirajları düştü. Sadece Ekim 2008 Mart 2009 dönemi arasında bile ABD’de yayın yapan 395 gazete yüzde 7,1 tiraj kaybetti. USA Today ve The New York Times gibi büyük yayınlar bu kayıptan en çok yara alan kurumların başında geliyor. Basılı yayınlarda tiraj düşerken, aynı yayınların web sitelerinde sürekli yükselme yaşanıyor. Örneğin bugünlerde internet yayını ücretlendirmeyi düşünen New York Times’ın günlük tirajı 650 bin iken, internet sitesinin sayacı milyonları bulabiliyor.

Haberlerini yaymaktan ziyade haberlerinden para kazanmak derdinde olan büyük medya tekellerini bu yüzden bir korku almış durumda. ABD’deki medya patronları Temmuz 2009’da bir araya gelip, geleceklerini tartışmak zorunda kaldı. Toplantıya New York Times, Advance Publications, Hearst Newspapers, MediaNews Group, Associated Press, Philadelphia Media Holdings, Lee Enterprises ve Freedom Communication Inc. gibi dev grupların da aralarında bulunduğu bir düzine medya kuruluşu katıldı. Toplantının sonucunda ise internet içeriğinin ücretlendirilmesi konusunda ortak hareket etmek kararları alındı. Dünyanın en büyük medya patronu Rupert Murdoch, gazetelerin geleceğinin elektronik ortamda olduğunu söylemek zorunda kaldı.

Reuters ile Zogby International’ın 2007 yılında düzenlediği Dünya Genel Yayın Yönetmenleri anketinden çıkan sonuçlara göre, 21’nci yüzyılın okuruna ulaşmak ancak internet üzerinden mümkün olacak. 435 Genel Yayın Yönetmenin katıldığı ankette, katılımcıların yüzde 40’ı en fazla 10 yıl sonra internet gazeteciliğinin geleneksel gazeteciliğin önüne geçeceği düşüncesinde. Gazeteciliğin geleceği konusunda görüş bildiren genel yayın yönetmenlerinin üçte ikisine göre ise gelecekte haberden çok yorum ve değerlendirme sayfaları önem kazanacak.

Dünyadaki durum benzer şekillerde Türkiye için de geçerli. İnternet diğer medya araçlarına göre insanlar tarafından çok daha hızlı benimsendi. Televizyonun 26 yılda, kişisel bilgisayarların 15 yılda benimsendiği ülkemizde internete 7 yılda alıştık (2). Hatta artık hayatımızın vazgeçilmez unsurlarından biri oldu. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından verilen rakamlara göre ülkemizde dört yıl önce kullanıcı sayısı 13 milyon iken bu rakam bugün 30 milyonu aşmış durumda. 2009 yılı Nisan ayı içerisinde gerçekleştirilen Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması sonuçlarına göre hanelerin yüzde 30’u Internet erişimine sahip. Araştırma sonuçlarına göre internet kullanan bireylerin yüzde 72,4‘ü e-posta göndermek-almak, yüzde 70‘i gazete ya da dergi okumak, yüzde 57,8‘i sohbet odalarına mesaj ve anlık ileti göndermek, yüzde 56,3‘ü oyun, müzik, film, görüntü indirmek ya da oynatmak için interneti kullanmış. Rakamlar internetten haber okuma alışkanlığının geldiği yere işaret ediyor.

Haberciliğin geleceği internette

Hem okurlar hem de haberciler bakımından internet her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Bu gidişten geri dönüşte yok. İnsanların kazandıkları bunca kolaylığı terk etmesini beklemek, okuyuculardan bunu istemek anlamsız. Dün internet gazetelerinden yakınan medya patronları da artık bu gerçeği kabullendi. Ve buna göre kendilerini şekillendirmeye çalışıyor. Durmadan kendini yenilen bu mecra birçok toplantının konusu oluyor.

ABD’nin Washington eyaletinde düzenlenen 29. Okur Temsilcileri Örgütü ONO Konferansı’nda da internetle birlikte değişen medya temel tartışma konularından biri oldu. Yapılan konuşmalarda ortak vurgu geleceğin internet gazeteciliğinde olduğu idi. Gazeteci Tom Rosenstiel geleceğin medyasını anlatırken, interneti ve bloglarına vurgu yaptı. Rosenstiel yaptığı konuşmada, haberin klasik mecralar dışında topluma ulaşmasının, medya üzerinde etkili bir denetim aracı oluşturduğuna dikkat çekti. “Bilginin her an her yerden ve çok sayıda kaynaktan akıyor olması, kullanıcıya karşılaştırma, doğrulatma şansını veriyor. Dolayısıyla teknolojik gelişme, yazılı basını her zamankinden daha doğru, güvenilir haberciliğe zorluyor” vurgusunu yaptı. Bu söz internet haberciliğine sıklıkla yöneltilen güvenilir olmama eleştirisine yanıt. Güvenilir olmanın kriterlerinin haberin çıktığı kaynakla sınırlandıran anlayış yavaş yavaş miyadını dolduruyor. İnsanlar bir yerlerden enforme edilmiş haberleri değil, kendi karşılaştırabildikleri, katkıda bulundukları haberleri gelecekte daha güvenilir bulacaklar. Bugüne kadar sahibinin sesini okura haber olarak aktaran gazetelere alternatif bir alan var: İnternet.

Farklı seslerin, renklerin buluştuğu, söylenmeyenlerin daha özgür söylenebildiği internet, söylenenin aksine bir bilgi çöplüğü değil. Okuyucuya daha temiz bilgi sunan bir medya. Okurun etkinliğinin arttığı, karşılıklı bir akışını olduğu, ‘an’ın aktarıldığı internet gazeteciliğinin daha zorlayabileceği çok sınır var. Tabi ki sansürsüz ve üretilebilir bir ortamda…

Kaynaklar:
(1) “Geleneksel Gazetecilik Karşısında İnternet Gazeteciliği”- Doç. Dr. Hamza Çakır Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi
(2) Erdoğan Yılmaz, “Eğitimde Net Etkisi” (İNET Konferansı sunumu İstanbul 3 Kasım 2002), http://inet-tr.org.tr/inetconf7/program/


%d blogcu bunu beğendi: