Günümüzde Skandal Siyaseti ve Medyanın Yeri

Şubat 5, 2017

Yazan: Selin Çetindağ, Hacettepe Ünv. SBE. Y.Lisans

Skandal siyaseti rakiplerin işini bozmak ve saf dışı bırakmak için belirli bir seçmen kitlesi hedeflenip onların görüşlerini şekillendirip denetlemeye, manipüle etmeye yönelik bir araç olarak siyasetin içinde kendini göstermektedir. Skandal siyaseti içindeki olaylar: finansal spekülasyon, suikast, rüşvet, yolsuzluk, cinsel içerikli kaset, vb gibi kişiyi itibarsızlaştıran ve sahip olduğu mevkiden uzaklaşmasına neden olacak olayların açığa çıkmasıdır. Skandallar ülkeden ülkeye, siyasal konjöktürlere ve medyanın haber yapma yetisine göre farklılıklar gösterir(Castells,2016:290).Örneğin Türkiye’de cinsel içerikli bir kasetin çıkması diğer olaylara göre daha çok sükse yapabileceği öngörülebilinir. Şüphesiz ki siyasetin içindeki bu yüz kızartıcı olayın duyurulmasında medya önemli bir rol oynamaktadır. Medyada olayın işlenişi ve işgal ettiği süre, ortaya serilen olayda ve kişilerin tepkilerinde etkili olmaktadır. Bu bağlamda medya ve iktidar ilişkileri devreye girerken; medya temsilinin gerçeklik düzeyi, doğrudan anlam üretim biçimlerini, dolayısıyla da iktidar ilişkilerini düzenlemektedir. Daha açık bir ifadeyle, medya ve iktidar ilişkileri, gücün hangi yollarla medyada sunulan içerikleri eleyip sunulmaya uygun olanları seçtiği, marjinal düşüncelerin nasıl kenara itildiği ve egemen çıkar çevrelerine ise nasıl mesajlarını halka kolayca ulaştırma imkanı sağladığı ile ilintili olmasıdır (Castells 2014: 20) . Medya dolaşıma sunduğu içeriğin hakikatle olan ilişkini yapı bozumuna uğratmaktadır. Böylelikle medya, manipülasyon sanatındaki uzmanlığını kullanırken; görsel materyallerin teknik müdahalesine, edebi oyunlara ve yansız olma çabasına sıklıkla başvurmaktadır. Çoğu zaman gündemin kurgulanması süratle değiştirilmesi için içeriğe müdahale ya da içeriğin direk olarak gizlenmesi hayati öneme sahiptir.(Çaycı, 2014: 88) İktidarın medya aracılığıyla gündemi oluşturması ya da değiştirmesi patlak verebilecek bir skandalın önüne geçmede veya gündem değiştirmedeki gücünü diğer gruplara göre çok daha avantajlı bir konuma yerleştirmektedir. Bu durum tersinden düşünüldüğünde muhalefetle ilgili bir skandalın ortaya çıkışı, medyadaki temsili ve işlenişi bakımından iktidarın işine yarayacağından bu konunun gündemi daha uzun işgal edebilme özelliği olduğu söylenebilinir. Castells(2016:285) skandal siyasetini tarihten bu yana yani günümüzdeki ağ toplumunun ortaya çıkmasından çok önce de iktidar ilişkilerinin ve kurumsal değişimin belirlenmesinde kritik bir unsur olduğunu hatta skandal siyasetin düzgün kurallara uygun bir siyasal rekabetten daha derin kökleri olan, tipik bir iktidar mücadelesi olduğunu söylemektedir. Günümüzde ise ortaya çıkan skandal siyasetinde tarihten bu yana gelen benzer süreçlerin kültürel siyasal bağlamlarının iletişimin değişmesiyle birlikte yeni şekiller ve anlamlar aldığını belirtmektedir. Bunlardan birini Castells(2016:291) skandalların merkezi bir önem taşıması siyasetin dönüşmesinin bir sonucu olarak değerlendirir.  Özellikle kendini ilerletme kültürünün bu sürece eşlik ettiğini, kendi çıkarların kolektif çıkarların üstünde olduğu bir ortamın yükselişini dile getirir (akt Castells,2016:291,Tumber 2004:1122).İktidar muhalif karşıtlığı içerisinde önemli bir kişiyi hedef almak kişisel imajların daha ön planda olduğu şu zamanda yani kolektif yapıdan ziyade bireyler daha etkin hedef olabilmektedir. Kişinin hakkında çıkan skandallar kişiyi bırakmasa da mensup olduğu siyasi parti veya siyasi oluşum kendini devam ettirebilmektedir. O yüzden daha çok bireysel olarak kuruma değil kişiye yönelik olarak ve yine kişisel bir çıkar için skandal siyasetine başvurduğunu belirtilebilinir.

Kitle iletişim araçlarının toplumsal, ekonomik ve politik işlevleri, ilgi alanlardaki ve kendi yapılarındaki değişimlere bağlı olarak farklılaşmıştır. Hatta bu konuda tarihsel kırılma noktaları tespit etmek mümkündür.(Başer ve Akça,2011: 21) Nitekim Kalender’in de vurguladığı üzere 1960’lı yıllarda kitle iletişim araçlarının sosyo-ekonomik ve kültürel sistemle olan ilişkisi değişmiş, 1970’lerden sonra ise kitle iletişim araçlarının toplum üzerindeki etkisini vurgulayan teoriler gelişmeye başlamıştır (2000: 117). Kitle iletişim araçlarının mahremiyet ile olan ilişkisi ise gizli gözetleme-dinleme sistemlerinin gelişimi ve kolay ulaşılabilirliği ile gündeme gelmiş, bir “skandal” söylemini ortaya çıkarmıştır. Nitekim Coşkun’un da belirttiği üzere kaset skandalları 1998-1999’dan itibaren Türkiye’de gündeme elmiş iken; (akt: Başer ve Akça,2011: 21 – 2000: 13) gizli kamera ilk kez 1983 yılında yolsuzlukları ifşa etmek adına Savaş Ay ve Uğur Dündar tarafından kullanılmıştır. Dolayısıyla Türk toplumunun sosyal belleğinde kaset skandallarına ve gizli kamera çekimlerine dair verilerin olduğu, söz konusu skandal konulardaki tartışmalara aşinalığının bulunduğu değerlendirilebilir (Başer ve Akça,2011: 21).Ayrıca Türkiye’de 2011 genel seçimlerindeki kaset olaylarında hukuk ve internet karşı karşıya gelmiş, erişim engelleme ve site kapatma yaptırımları söz konusu olmuştur. Buna karşın internet teknolojisinin imkânları, hukukun sanal dünyadaki gelişmeleri düzenleyebilirliğini tartışılır kılmıştır(Başer ve Akça,2011: 21).Kaset skandalları ve medya hususunda belirtilmesi gereken başka bir husus, gazetelerin konuya yaklaşımıdır. Nitekim Yüksel’in de ifade ettiği üzere medyanın gündem üzerindeki etkisi odaklanılacak konunun seçilmesinden çok belirli bir konu hakkındaki düşünce tarzını şekillendirme yönündedir (Yüksel, 2001: 187). Bu anlamda sadece bir olayın haber haline getirilmesinin yanında haber olarak nasıl sunulduğu da önemlidir. Ayrıca köşe yazarlarının bir konuya yaklaşımlarının konunun değerlendirilmesine yönelik genel bir paradigma yaratması söz konusu olabilmektedir. Coşkun’un da vurguladığı üzere “kasetlerin yarattığı merak ve heyecan, kaynaklarına ve elde ediliş yöntemlerine ilişkin ahlaki ve hukuki soru ve sorunları” geri plana atmıştır (akt: Başer ve Akça, 2011 2000: 17)

Castells internete dayalı iletişimin skandal siyasetinin yükselişine iki önemli açıdan güçlü bir katkıda bulunduğunu belirtir. (akt Castells,2016:290, Howard,2003;McNair,2006). Kitlesel öz iletişim platformlarından kitle iletişim platformlarına doğrudan erişebilme becerisi geniş bir söylentiler ve komplo kuramları okyanusunu besler. Siyasal liderler için artık mahremiyet yoktur. Davranışları cep telefonları gibi küçük, dijital kayıt cihazlarıyla faş edilmeye, derhal internete yüklenmeye açıktır. Özellikle bu durumu düşündüğümüzde geçmişten farklı bir şekilde cebimizde taşıdığımız cep telefonları artık birer delil aracı olarak ses ve görüntü kaydı ve ispatı için çeşitli önemli olaylarda karşımıza çıkmaktadır. Sansasyonel olaylarda ise bu kayıtların paylaşımı büyük bir hız ve kolaylıkla olmaktadır. İkincisi ise herhangi bir kaynağın herhangi bir biçimde açıklandığı bir haber internet üzerinde hemen viral olarak yayılma potansiyeline sahiptir (McNair,2006).Dijital ağlara dayalı dedikodular skandal iddialarının kıvılcımını birkaç saat içinde çakan devasa boyutlarda bir amfidir (Castell,2016:291). Belli bir kayıt, görüntü, video gibi içerikler internet ortamına bir kere yüklenmesinden sonra kişinin ekstra bir talebi olmadığı sürece sürekli olarak dijital ortamda kalmaktadır. Bu durumda özellikle günümüzde yaşadığımız ağ toplumunun sonuçlarından biridir ve bıraktığımız dijital izler sürekli bize eşlik etmektedir. Özellikle siyasal bir skandal üstünden düşünüldüğünde ise ortaya çıkan büyük bir paylaşım ve yorum akışının bu süreci takip ettiğini söyleyebiliriz.

Sonuç olarak skandal siyaseti tarih boyunca siyasetin içinde olmuş ve zaman zaman patlak vermiştir. Castells(2016) skandal siyasetini basit anlamda iktidar ve muhalefet çekişmesi olarak nitelendirmiştir. Günümüzde değişen en önemli durum ise yeni iletişim teknolojileri sayesinde ve her an her yerde cep telefonlarının bulunurluğu ile kişileri veya durumlara kayıt altına alıp paylaşılmanın kolaylığıdır. Özellikle herhangi bir skandal diye nitelendirilebilen bir olay internete düştüğünde çok hızlı bir şekilde yayılmaktadır ve dijital izler bu süreçte kişileri beraberinde takip etmektedir. Bu kapsamda genel olarak  görüntülerin yayınlandığı internet sitelerine erişimin engellenmesine karar verilmesi ve böylelikle yayılmasının önüne geçilmesi gibi birtakım önlemler alınmaktadır. Ancak görüntüler ya da deliller tamamen ortadan kaldırılsa bile çoğunlukla kişilerin itibar ve güvenirliliği halkın önünde zedelemiş olarak zihinlerde yer edinmektedir.

KAYNAKÇA

Başer,D ve Akça,G.(2011).Karanlığın Yok Oluşu Gelişen Teknolojinin Gizlilik ve Mahremiyet Üzerindeki Etkileri.  Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Bahar, 26

Castells, M.(2016).İletişimin Gücü.  İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Castells, M. (2014). İsyan ve Umut Ağları. İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları.

Coşkun, E. (2000). Küresel Gözaltı Elektronik Gizli Dinleme ve Görüntüleme. Ankara: Ümit Yayıncılık.

Çaycı, B.(2014). Medyada Gerçekliğin İnşası ve Toplumsal Denetim. Akdeniz İletişim Dergisi.

Kalender, A. (2000). Siyasal İletişim Seçmenler ve İkna Stratejileri. Konya: Çizgi Kitabevi.

Yüksel, E. (2001). Medyanın Gündem Belirleme Gücü. Konya: Çizgi


YENİ MEDYA VE SKANDALLARIN GÖLGESİNDE SİYASET YAPMAK

Şubat 5, 2017

Mehmet Fiğan, Hacettepe Üniversitesi SBE. İletişim Bilimleri ABD. Y.Lisans

Giriş

Günümüzde geleneksel ve yeni medya teknolojileri, siyasetin en belirleyici unsurlarıdır. Kitle iletişim araçları, seçim zamanlarında siyasi aktörler arasında müsabakaya dönüşen süreci önemli şekilde etkilemekle kalmaz normal dönemlerde de, siyasete ve kurumlara olan güvenin tesis edilmesi amacıyla egemen siyasi aktörlerce sıklıkla kullanılır. Fakat özellikle kitlesel öz iletişimin (yeni medya) gelişmesiyle, siyasetin seyri değişmiş ve çok sayıda insan politik alana doğrudan etkileşim yoluyla dâhil olabilme imkânı bulmuştur. Yeni medyanın etkileşim mevzisini genişletmesi, siyasi aktörlerin her türlü eylemlerinin yeni iletişimin odağı haline gelmesini sağlamıştır. Tüm bunlarla beraber, tarihi bakımından oldukça eskilere dayanan ve çoğu zaman siyasette belirleyici olan “skandal” kavramının da önemi gittikçe artmıştır. Yine gelişen teknolojilere bağlı olarak “skandal siyasetinin” içeriği dönüşmüştür. Yani medya siyaseti ile skandal siyaseti iç içe geçmiştir. Nitekim medya olmadan skandalın dolaşıma sokulması olanaksızdır. Yeni medya’da sunduğu yeni olanaklarla skandalın sadece geleneksel değil, alternatif kanallardan da dolaşıma sokulmasına imkân vermiştir. Dolayısıyla skandalın içeriğini belirlemede, siyasal aktörlerin tekeli kırılmış, bu durum meşruiyet ve demokrasi krizi tartışmalarına sebebiyet vermiştir.

Siyasette Medyatikleşme ve Kişiselleşme

Kitle iletişim araçlarının gelişip yaygınlaşmasıyla beraber, politika zaman içerisinde bir gösteriye dönüşmüş ve günümüzde gösteri mekanizmalarının (medyanın) egemenliği altına girmiştir (Baudrillard, 1991, s. 17). İletişim teknolojilerindeki yenilikler, siyasal aktörlerin kitlelerle ilişki kurma biçimlerini de değiştirmiştir. Medya ve iletişim teknolojilerindeki yenliklere bağlı olarak, etkileşimin şekli sürekli yeniden yapılanmıştır  (Negrine, 1996, s. 155). Medya ve siyaset arasındaki bu yakınlaşma ilişkisini birçok araştırmacı “Amerikanvarileşme” adı altında kavramsallaştırmıştır. Bu bağlamda Negrine (1996) “Amerikanlaşma” tabirinin, teknolojik yeniliklere bağlı olarak kitle iletişim araçlarının ve pazarlama tekniklerinin propaganda faaliyetlerinde yoğun olarak kullanılmasını ifade ettiğini vurgular. Bu tanımlamadan hareketle, Amerikanvarileşmenin güçlü etkisinin medyayı siyasetin ayrılmaz bir parçası haline getirdiğini ifade edebiliriz.

Amerikanvarileşmenin bir diğer etkisi de siyaseti daha çok kişi merkezli bir yapıya çekmesidir. Böylelikle yeni siyaset yapma stratejisi içerisinde birey/lider, siyasi parti ve kurumları aşan bir noktaya sabitlenir. Kişi merkezli siyasette belirleyici olan yurttaşın zihninde siyasal aktör hakkındaki olumlu veya olumsuz tasarımdır. Tasarımları kaynağı ise, yurttaşların sahip duygu ve sezgilerdir. Newman (1999, s. 90), “etkili liderin” özellikle insanların duygularını yakalamak konusundaki yeteneğiyle kitlelerin dikkatini üzerine çektiğini belirtir. Gene olarak ifade etmek gerekirse, siyasal biliş ve tasarımlar duygusal olarak şekillenir. Duygusal zekâ kuramına göre ise, siyasal davranışlar açısından özellikle önemli olan hisler umut ve korkudur (Castells, 2016, s. 185-186). Dolayısıyla siyasal aktörlerin gücü, korku ve umudu harekete geçirme yeteneklerine bağlıdır.

Siyasal aktörler hakkındaki zihinsel tasarımların şekillenmesinde medya ile kurdukları ilişki de belirleyici bir rol oynar. Aktör esasen medya üzerinden bir imaj yaratır ve yurttaşların desteğini almaya çalışır. McCombus vd., imaja dayalı politika süreciyle birlikte, “güçlü lider” ve “dürüst siyasetçi” gibi medyatik ve kalıplaşmış nitelemeler ve semboller yaygınlaştığını belirtir. Bu süreçte partiler giderek birbirlerine benzerlerken, tüm seçmenlere hitap edecek yollar seçilmiştir. Bu sebeple, imaj çalışmalarına ağırlık verilmiştir (1991, s. 85). Kişini medyadaki imajı, seçim zamanlarında aday gösterilmeyi sağlamada da, kilit ölçüt haline gelir ve bir medya starı olarak adayın kişiliği, parti programlarının önüne geçer (Sartori, 2004, s. 87). Nimmo’ya göre ise, kitle iletişim araçlarının etkisi o derece güçlüdür ki, gerekli politik donanıma sahip olmayan kimi siyasal aktörler dahi, şöhretleri medyayı kullanma ve yönlendirme yeteneklerine yine çalışanlarının organizasyonu ile doğru şekilde pazarlanmalarına bağlı olarak seçilebilir (1970, s. 68) ya da ülke siyasetinde önemli bir konuma gelebilirler. Siyasal aktörler, medya aracılığıyla, faaliyetlerini kitlelere aktarma imkânı bulabilmekte ve bu yolla destek ve meşruiyetlerini artırmayı amaçlamaktadırlar. Bu sebeple, partiler ve liderler, artık doğrudan halkı ikna etmek veya etkilemek yerine, medyayı ikna etme yolunu seçmişlerdir. Politikanın daha çok medya üzerinden yapılan bir nitelik kazanması siyaset yapma pratiğini de, dönüştürmüştür. Bu bakımdan siyasal aktörlerin, medyaya bağımlı bir duruma geldiğini belirtebiliriz. Kitleler de, siyasi parti hakkındaki görüşlerini çoğunlukla lider ve medyadaki temsil üzerinden şekillendirirler.

Medya Siyaseti, Skandal Siyaseti ve Meşruiyet/Demokrasi Krizi

Skandal terimi, toplum içerisinde önemli değerlerin, normların ve ahlaki kodların kesin olarak ihlal edilmesi sırasında oluşan, kamuoyu tarafından bilinen ve önemli bir kamusal tepkiye yol açan eylem ve olayları nitelemek için kullanılmaktadır. Bu açıdan, skandal kelimesi ile “yozlaşma” veya yolsuzluk kelimeleri arasında belirli bir yakınlığın bulunduğunu ifade etmek mümkündür (fakat sadece bununla sınırlanamaz). Siyasal alanda meydana gelen yozlaşma ve yolsuzluklar medyanın söylemine “skandal” olarak yansımaktadır. Bu yönüyle, medya skandallarının; bir toplumun egemen ahlak, değerlerine saldırı niteliğindeki utandırıcı eylemler sonucunda gerçekleşen, medya tarafından kamuoyuna aktarılan, ideoloji ve kültürel alanlardan başlayarak, değişim yolunda önemli etkileri olan özel eylemlerin haberleştirilmesi olduğu ifade edilebilir (Thompson, Lull ve Hinnerman’dan Aktaran Kaymas, 2005). Thompson’a göre skandallar, sembolik iktidar uğruna girişilen itibar ve güven için verilen mücadeledir ve yolsuzlukla aynı anlama gelmez (aktaran Castells, 2016, s. 283-289). Bu bağlamda siyasal skandallar, belirli toplumsal normlar açısından uygunsuz sayılan diğer kabahatleri de kapsar. Skandalların genel anlamda iktidar ve siyasetin alanı içersinde gerçekleşmesi “skandal siyaseti” tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Castells’e göre skandal siyaseti pratiği, tümüyle olumsuz duygu yaratma stratejisinde en üst performans düzeyini temsil eder. Bunun yanında skandal siyaseti, medya siyasetinden ayrılamaz. Çünkü günümüzde skandallar, (kitlesel öz iletişim araçlarını da içerecek biçimde) medya üzerinde açıklanır ve toplumun geneline yayılır. Daha da önemlisi, medya siyasetinin nitelikleri skandalların kullanılmasını siyasal çekişmenin en etkili aygıtı haline getirir. Medya siyaseti, Enformasyon Çağı siyaseti olduğundan, skandal siyaseti de çağımızın siyasal mücadele şeklidir (2016, s. 292-293). Bu yönüyle Castells, “skandal siyaseti” ve “medya siyasetinin” yakından ilişkili olduğunu kabul eder.

Medya, siyasetçilerin yaşamlarını politik bir olaymışçasına yurttaşlara sunmaktadır. Politikacılarda bu yolla kendilerini medyada görünür kılarak kitlenin sempatisini kazanmaya çalışırlar. Bu bağlamda Castells’e göre siyasal liderler için “mahrem” bir alandan söz etmek artık mümkün değildir. Özellikle gelişen kitlesel öz iletişim sayesinde siyasetçilerin davranışları cep telefonu gibi küçük kayıt cihazları sayesinde daima kamusal bir alan olarak işlev gören internete yüklenmeye hazır durumdadır (2016, s. 291). Yani yeni iletişim teknolojilerinin artan gücü, özel olan her şeyin kamusal bir mecraya taşınmasını kolaylaştırmıştır. Dolayısıyla skandallar hiçbir sansüre maruz kalmadan doğrudan yayılma olanağı bulabilmektedir. Günümüz Türkiyesinde de, skandal siyasetin çok ciddi örnekleri olduğunu ifade etmek mümkündür. CHP ve MHP’ye yönelik kaset skandalları, iktidar partisini hedef alan 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları vb. gibi birçok durum bu bağlamda değerlendirilebilir. Bu skandalların ortak noktası, çoğunlukla internet üzerinden dolaşıma sokulmalarıdır. Yazılı ve görsel basında yayınlanması yasak olmasına rağmen kamuoyu bir şekilde bu bilgilerden haberdar olmuştur.

Skandal siyasetine kitlelerin tepkisi pratik anlamda her zaman sert olmayabilir fakat yönetimin kusurlarının birikmesi ve siyasetçilerin yozlaşma durumunun belirginleşmesi mevcut yapının meşruiyet krizine girmesine sebep olabilir. Yerasimos, genel olarak meşruiyet ve demokrasi krizinin sebeplerini, “a) siyasal partilerin belli sınıfların temsilcileri olmaktan çıkmaları; b) sağ ve sol politikalar arasındaki sınırın iktidara gelmek uğruna giderek silikleşmesi; c) medya ve haberleşme araçlarının gelişmesi ile birkaç yılda bir oy vermekle sınırlı politikaya katkının yeterli sayılması; d) katılımcı bir demokrasiye yolun açılması; e) orta sınıfların gelişmiş olduğu refah toplumlarında gündelik hayatta kısa süreli çözümler gerektiren sorunların ön plana çıkması; f) devletin ideoloji ve ekonomik aygıtlarının küçülmesi, g) yine devletin hizmet alanlarında ise daha etkin olması konusundaki beklentilerin artması” şeklinde sıralar (2001, s. 13). Bunun dışında, dünya genelinde bir meşruiyet ve demokrasi krizinin ortaya çıkmasında, yeni toplumsal hareketlerin rolü büyüktür. Zira bu hareketler, daha önceki sınıf temelli hareketlerden farklı olarak, iktidara el koyma girişiminden çok, mevcut iktidar ve tahakküm ilişkilerini açığa çıkararak, kimlik, adalet, özgürlük vs. talepleri etrafında örgütlenmişlerdir. Tahakküm ilişkilerinin açığa çıkması ve siyasal iktidarların yozlaştığının gözler önüne serilmesi, liberal demokrasilerin meşruiyet krizi yaşamasına sebebiyet vermiştir.

Sonuç

Geçmiş dönemlerde siyasi skandal yaratma ve bunları dolaşıma sokma işi, daha çok seçkin bir grubun tekelindeydi ve istemedikleri skandalların duyulmasını engelleyebiliyorlardı. Fakat kitlesel öz iletişim araçlarının tanıdığı imkân sayesinde bu tekel kırılmıştır. Yurttaşlar bu araçları kullanarak, ciddi skandalları öğrenme imkânı bulabilmektedirler. Hatta günümüzde internet tabanlı bazı hesapların doğrudan skandal yaratmak üzere oluşturulduğu bilinmektedir. Genel olarak bakıldığında skandal siyasetinin, sistemden çok kişileri hedef aldığı söylenebilir fakat etkisi ve sonuçlarının derinliği artarsa, özelde meşruiyeti genelde siyasal sitemi tehdit edebilir.  Bu bağlamda Castells, siyasal kurumlara güvenmeyen fakat haklarını ileriye sürmeye kendilerini adamış yurttaşların, siyasal sistem içerisinde ve dışarısında kendi başlarına seferber olmanın yollarını aradıklarını belirtir. İşte demokrasi krizini yaratan şey de, siyasal kurumlara duyulan inanç ile siyasal eylem arasındaki bu mesafenin açılmasıdır (2016, s. 339). Sonuç olarak, siyasal partilerin ve devlet kurumlarının niteliksel dönüşümü, yeni toplumsal hareketlerin yükselişi, kitlelerin siyasal kurumlardan duyduğu hoşnutsuzluk, ideolojiler arasındaki farkın silikleşmesi ve siyasette artan skandallar furyası, yurttaşların siyasete ve kurumlara güvensizliğinin artmasına yol açmıştır.

Kaynakça

Baudrillard, J. (1991), “Sessiz Yığınların Gölgesinde ya da Toplumsalın Sonu”, O. Anadır (Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Castells, M. (2016), “İletişim Gücü”, E. Kılıç (Çev.). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Kaymas, S. (2005), “Medyada Mülkiyet Yoğunlaşması ve Haber: Ekonomik Krizlerin Siyasal Skandala Dönüştürülmesinde Medya Holdinglerinin Etkisi.” Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

McCombus ve diğerleri (1991), “Contemporary Public Opinion İssue and News”, New Jersey: Lawrence Erlbaum Associates.

Negrine, R. M. (1996), “The Communication of Politics”, London: Sage Publications.

Newman, B. I. (1999), “The Mass Marketing of Politics”, London: Sage Publications.

Nimmo, D. (1970), “The Political Persuaders”, New Jersey: Prentice Hall.

Sartori, G. (2004), “Görmenin İktidarı” B. Ulusoğlu ve G. Batuş (Çev.). İstanbul: Karakutu Yayınları.

Yerasimos, S. (2001), “Sivil Toplum Avrupa ve Türkiye”, S. Yerasimos ve diğerleri (Ed.). içinde, “Türkiye’de Sivil Toplum ve Milliyetçilik”. İstanbul: İletişim Yayınları.

 


Tez Tanıtımı: Kullanıcı tarafından üretilen sansür: Sosyal medyanın manipülasyonu

Şubat 2, 2017

Haz. : Hasan Ali Erdem, Hacettepe Ünv. SBE.

Son on yılda enformasyonu çok daha geniş biçimde ulaşılabilir ve erişilebilir hale getiren yeni teknolojilerin ortaya çıkmasına şahit olunmaktadır. ‘Kullanıcı tarafından üretilmiş içerik’, ‘sosyal medya’, ‘sosyal haberler’, ‘kitle iyileştirme’, vb. şekillerde adlandırılan tasarım düzenleri, algoritma ayarlamaları ve kullanıcı pratikleri yayımı, akredite olmayı ve bilgi toplamayı daha kolay hale getirerek medyayı daha demokratikleştirdikleri için övülmektedir. Facebook, reddit ve Twitter gibi aracı platformlardan ise yaygın biçimde kullanılan algoritma ve filtreleme mekanizmaları sayesinde değerli bilgileri ortaya çıkarması beklenmektedir.

Christopher E. Peterson tarafından Haziran 2013’te tamamlanan “Kullanıcı tarafından üretilen sansür: Sosyal medyanın manipülasyonu” (M. Sc. in Comparative Media Studies at the Massachusetts Institute of Technology, 2013) adlı bu tez, kullanıcı tarafından üretilen sansürü; kullanıcıların ifade özgülüğünü bastırmak için sosyal medyayı stratejik biçimde manipüle ettikleri yeni ortaya çıkmakta olan bir müdahale biçimini incelemektedir. Tez, enformasyonun çok daha ulaşılabilir hale getirilmesi için tasarlanmış araçların, enformasyonu daha az ulaşılabilir hale getirmek için nasıl tersine çevrildiğini ortaya koymaktadır.  Örnek vaka incelemeleri bu platformların, enformasyonun sadece seyahat ettiği tarafsız tüneller olmaktan çok kullanıcıların algoritmaların gücü aracılığıyla politikalarını etkileyebildikleri sosyo-teknik sistemler olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Kullanıcılar bir internet sitesinin görünürlüğünü arttıracak veya azaltacak manivelaları stratejik biçimde kullanarak, erişim yollarını ve ulaşılabilirliği kısarak, enformasyon akışını değiştirerek sosyal medya tarafından üretilen dünyanın sunumunu yeniden oluşturmaktadır. Bu tez kullanıcı tarafından üretilen sansürü medya çalışmaları, sosyoloji, hukuk, siyaset bilim ve bilgi teknolojileri alanlarından faydalanarak ele almaktadır. Bu çalışma, söz konusu alanları kesen ve gelişen sosyal medya sistemleri politikalarını açıklamayı ve anlamayı amaçlayan geniş bir tartışma alanına katkı sağlamaktadır.

 


Ünlülerin Instagram Kullanım Stratejileri

Ocak 30, 2017

Yazan: Selin Çetindağ, Hacettepe Üniversitesi SBE. Y.Lisans Öğrencisi

Instagram, kullanıcıların fotoğraf ve videoları çekmelerini ve bunları Facebook, Twitter, Tumblr ve Flickr gibi popüler sosyal ağlarda paylaşmalarını sağlayan ücretsiz bir uygulamadır. Ekim 2010’da Kevin Systrom ve Mike Krieger tarafından kurulmuştur. Instagram, Nisan 2012’de Facebook tarafından satın alındığı andan itibaren 100 milyondan fazla aktif kullanıcı çekerek hızla popülerlik kazanmıştır. Kullanıcı tabanı o zamandan beri 400 milyona yükselmiş ve halen büyümektedir. Socialbakers tarafından hazırlanan Haziran 2016 Instagram raporu verilerine göre kategorisi dâhilinde en fazla etkileşim alan kategoriler arasında ünlüler birinci sırada yer almaktadır. Öyle ki ünlülerin Instagram hesapları yayıncılara göre 3 kat, şirketlere göre ise 5 kat daha fazla etkileşim alıyor. Özellikle ünlüler Instagram kullanımındaki bu etkileşimi daha çok arttırmak ve daha çok takipçiye sahip olmak için stratejiler geliştirmekte ve çeşitli nasihatlara uymaya çalışmaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

İnstagram Hesabını Mavi Tik () Alarak Onaylatmak

Sosyal medya hesaplarında kullanılan mavi tik hesabın gerçekten o ünlüye veya tanınmış kişiye ait olduğunu göstermektedir. Ünlüler için kendi adlarına açılmış çok fazla sahte profil olduğundan ve bu hesaplar karışıklık yarattığından, kendileri hesap açıp mavi tik alarak hesabın şahsi olarak onlara ait olduğunu takipçilerine göstermiş olmakta ve onaylanmış bir şekilde takipçileriyle buluşmaktadırlar.

Instagram Hesabında Kendiyle İlgili Diğer Bağlantılar veya Bilgiler Eklemek

Ünlüler için instagram sayfasında kendisiyle ilgili mevcut durum güncellemesi etkileşim için iyi bir yoldur. Bu yüzden ünlüler kendi web sayfalarını, şirketlerinin adlarını ve linklerini, son etkinliklerinin linklerini ya da iletişime geçilebilecek bir iletişim bilgisini instagram sayfalarında belirtmektedirler. Bazı ünlüler ise açıklama kısmına kendiyle ilgili kısa geçmişlerini anlatan bilgiler, başarılar ya da ödüllerini de ayrıca belirtmektedirler.

Kendi Yüzlerini Gösteren Fotoğraf Paylaşımı

Georgia Institute of Technology ve Yahoo Labs araştırmacıları, insan yüzlerinin fotoğraflarındaki beğenilerin yüzleri olmayan kişilere göre % 38 daha yüksek olduğunu ve bu fotoğraflarla ilgili yorumları da % 32 daha yüksek olduğunu bulmuştur. Özellikle ünlüler de kendi yüksek kaliteli selfie fotoğraflarını ya da profesyonel fotoğraf çekimlerindeki fotoğraflarını paylaşmaya daha çok beğeni geleceğini düşündüklerinden daha çok paylaşmaktadırlar.

Sahne Arkası Fotoğraf/Video Paylaşımı

Sahnenin arkasında yapılan çalışmaların bir kısmını göstererek hayranlara çoğu zaman paylaşılmayan bir şeyi görmelerine imkân verilmektedir. Ünlülerin sahne arkası fotoğrafları/videoları geçerli bir projenin başlangıcı ve ilerleyişini paylaşma veya bir fotoğraf/film çekiminin arkasındakileri gösterme hayranlar için eşsiz bir fırsattır.

Yüksek Kaliteli Fotoğraf Paylaşımı ve Filtre Kullanımı

Ünlüler özellikle fotoğraf paylaşırken estetik kaygıları dikkate alarak yüksek kaliteli fotoğraf seçerek daha çok beğeni almayı hedeflemektedirler. O yüzden instagram hesaplarına kendilerini en iyi bulduğu, Instagram’ın kare formatına uygun fotoğrafları seçmek oldukça önemlidir.Hayranlar tarafından da beklenti takip ettiği ünlünün yüksek kaliteli görüntüsünü görmektir.Ünlüler daha güzel bir görünüm için fotoğraflarda filtre kullanmayı da bazen tercih etmektedirler.TrackMaven araştırmacıları Mayfair filtresinin aslında takipçi etkileşimlerini teşvik etmenin en başarılı olduğunu keşfetmiştir.Ancak bunun yanı sıra Instagramda en çok kullanılan hashtag ise #nofilter dır.Bu da Instagram kullanıcılarının daha doğal bir görüntü arayışında olduğunu ancak eğer filtre tercih edeceklerse de Mayfair filtresinin kullanımını daha çok etkileşim için en iyisini göstermektedir.

Fotoğrafları  #Hashtaglerle Paylaşarak Takipçileri Artırmak

Hashtagler daha çok kişiye ulaşmak ve daha çok etkileşimi arttırmak için en iyi yollardan biri olarak görünmektedir. Bu şekilde kısa sürede daha çok beğeni, takip ve yorum karşılarına çıkar. Ünlülerde bu yüzden fotoğraf paylaşımında hashtagleri çoğunlukla tercih etmektedirler.

Pazar ve Pazartesi, Gönderi Paylaşılacak En İyi İki Gün Olması

Pazar ve Pazartesi Günleri Instagram kullanımının en yoğun olduğu günler olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yüzden ünlüler bu iki günde fotoğraf ya da video paylaşımı daha çok etkileşim için önemli olmaktadır.

Kaynakça

Blalock, Meghan ve Deitz,Bibi. How to Get More Instagram Followers: 9 Rules to Live

By. 27.10.2016.  Erişim:29.01.2017. http://stylecaster.com/how-to-get-more-instagram-followers/#ixzz4XAxs7jRu

Mancar, Barış. WebMasto. 25 08 2016.Erişim: 27 01 2017. http://www.webmasto.com/instagram-en-etkili-kullanan-markalar-sektorler-rapor

Mizner, Stephanie. What Should You Post On Instagram.23.12.2016.Erişim:27.01.2017

http://etrend.com/2016/12/23/what-should-you-post-on-instagram-10-ideas-for-creating-original-content/

Tumbokon, Karen. 21 Instagram tips and tricks you can’t afford to miss. 22.04.2016. Erişim:27.01.2017 http://www.digitaltrends.com/photography/instagram-tips-and-tricks/

 

 

 


III. Ulusal Yeni Medya Çalışmaları Kongresi 9-10 Mart 2017’de Cer Modern Ankara’da…

Ocak 26, 2017

III. Ulusal Yeni Medya Çalışmaları Kongresi, Alternatif Bilişim Derneği tarafından 9-10 Mart 2017 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek. Kongrenin ana teması ise “Hak odaklı yeni medya”.

İnternet’in ve yeni medya teknolojilerinin gelişmesi ve artan baskı ortamı sonucu yeni medya ortamları bir “hak mücadeleleri” alanına dönüştü. Devletler bu yeni hak arama alanını sansür, tutuklama ve izleme politikaları ile daraltmaya çalışırken, şirketler ise bireylerin kişisel verilerinin peşinde. Daha fazla otoriterlik, denetim, metalaşma ve ticarileşmeyi hedefleyen devletler ve şirketlerle, haklarına sahip çıkan ve yeni hak kazanımları için mücadele eden katılımcı yurttaşlar arasındaki hak mücadelesi, “hak odaklı yeni medya” başlığı altında tartışılmasını zorunlu kıldı.

Alternatif Bilişim Derneği, 2013 yılında Kocaeli Üniversitesi işbirliği ile “Kuram, yöntem, uygulama ve siyasa”, 2015 yılında Kadir Has Üniversitesi işbirliği ile “Yeni Medya Okuryazarlığı” konularını tartışmaya açtı.

III. Ulusal Yeni Medya Çalışmaları Kongresi ise, “hak odaklı yeni medya” başlığından hareketle toplumun her kesiminin bu alandaki haklarına, yeni medyanın fırsat ve tehditlerine dair farklı konu başlıklarını çeşitli açılardan ele alacak. Sivil Düşün Aktivist Programı ve İsveç Konsolosluğu tarafından desteklenen kongreye bu çerçevede 95 bildiri sunuldu, alanın en yetkin akademisyenlerinin değerlendirmesiyle 72’si Kongre’de sunulmak üzere kabul edildi.

Kongrenin programı açıklandı

9-10 Mart 2017 tarihlerinde Ankara Cermodern’de düzenlenecek kongrenin programı www.yenimedya.org.tr sitesinde ilan edildi. Kongre’ye izleyici olarak katılım ücretsiz.

Kongre kitabı Özgür Uçkan’a ithaf edilecek.

Yeni Medya Çalışmaları III. Ulusal Kongre’de sunulan ve hakemler tarafından seçilecek olan bildirilerden oluşan bir seçki kitap da hazırlanacak. Bu seçki kitap, 2015 Temmuz ayında yaşama veda eden Alternatif Bilişim Derneği kurucu üyesi, mentör, hak ve özgürlük savunucusu/aktivist/yazar Dr. Özgür Uçkan’a ithaf edilecek.

DÜZENLEME KURULU

  • Yrd. Doç. Dr. Aslı Telli Aydemir
  • Dr. Banu Küçüksaraç
  • Doç. Dr. Burak Özçetin
  • Doç. Dr. Günseli Bayraktutan
  • Işık Mater
  • Prof. Dr. İdil Sayımer
  • Prof. Dr. Mutlu Binark
  • Yrd. Doç. Dr. Perrin Öğün Emre
  • Doç. Dr. Sedat Özel
  • Tuğrul Çomu
  • Doç. Dr. Zeynep Özarslan

BİLİM KURULU

Kongrenin Bilim Kurulu Türkiye’de alanında en yetkin akademisyenlerden oluşmaktadır.

Prof. Dr. Aslı Tunç – İstanbul Bilgi Üniversitesi

Prof. Dr. Beno Kuryel – Ege Üniversitesi

Prof. Dr. Bülent Çaplı – Bilkent Üniversitesi

Prof. Dr. Funda Başaran – Ankara Üniversitesi

Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu – İstanbul Bilgi Üniversitesi

Prof. Dr. Mehmet Yüksel – Hacettepe Üniversitesi

Prof. Dr. Melih Kırlıdoğ

Prof. Dr. Mete Yıldız – Hacettepe Üniversitesi

Prof. Dr. Nilgün Tutal Cheviron – Galatasaray Üniversitesi

Prof. Dr. Nilüfer Timisi – İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Ruhdan Uzun – Gazi Üniversitesi

Prof. Dr. Sevda Alankuş – Kadir Has Üniversitesi

Prof. Dr. Tuğba Asrak Hasdemir – Gazi Üniversitesi

Prof. Dr. Ümit Atabek – Yaşar Üniversitesi

Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu – Galatasaray Üniversitesi

Doç. Dr. Burçe Çelik – Bahçeşehir Üniversitesi

Doç. Dr. Ceren Sözeri – Galatasaray Üniversitesi

Doç. Dr. Kerem Rizvanoğlu – Galatasaray Üniversitesi

Doç. Dr. M. Canan Öztürk – Anadolu Üniversitesi

Doç. Dr. M. Emre Köksalan – Gaziantep Üniversitesi

Doç. Dr. Mustafa Akgül – Bilkent Üniversitesi

Doç. Dr. Özlem Oğuzhan – Sakarya Üniversitesi

Doç. Dr. Tezcan Durna

Yrd. Doç. Dr. Burak Doğu – İzmir Ekonomi Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Bozdağ – Kadir Has Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Ebru Baranseli – Anadolu Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Ergin Bulut – Koç Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka – İstanbul Bilgi Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Eylem Çamuroğlu Çığ – Mersin Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Eylem Yanardağoğlu – Kadir Has Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Gülüm Şener – İstanbul Arel Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Hakan Erkılıç – Mersin Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. İrem İnceoğlu – Kadir Has Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak – Ankara Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Emin Babacan – İnönü Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Muamer Ketizmen – Hacettepe Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Nevin Yıldız Tahincioğlu – Hacettepe Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Tolga Çevikel – Galatasaray Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Ulaş Karan – İstanbul Bilgi Üniversitesi

Dr. Gamze Göker – Alternatif Bilişim

 

 


KİŞİSEL SAĞLIK VERİLERİ II. ULUSAL KONGRESİ I. DUYURU

Ocak 17, 2017

Herhangi bir yasal dayanak olmadan uzun süredir toplanan kişisel sağlık verileri; “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu”, “Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi Ve Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmelik” ve Soysal Güvenlik Kurumu Verilerin Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” ile çeşitli yönleriyle düzenlendi.

Yayımlanmış olan bu düzenlemeler hukuksal olarak önemli bir boşluğu doldurmuş olsa da içerdiği farklı yaklaşımlar, istisnai durumlar, uygulamalar ve eksiklikler nedeniyle kişisel verilerin korunmasını sağlamak bakımından beklentiyi karşılamamıştır.

Ülkemizdeki her kişiyi ve kurumu doğrudan ilgilendiren ancak toplumumuzda farkındalığı öneminin çok gerisinde kalan bu konuya -kişisel sağlık verilerinin tanınması ve korunmasına- ilk kongrede olduğu gibi bu kongrede de dikkat çekmek istiyoruz. Çünkü oluşturulan yasal düzenlemeler ve uygulamalar ne yazık ki Anayasa ile güvence altına alınan ve temel bir insan hakkı olan bireyin mahremiyetini ve kişisel sağlık verilerini yeterince koruyamamaktadır.

Birey hakları bakımından son derece dikkatli ve duyarlı olunması gereken kişisel sağlık verilerinin bireysel ve kamusal hukuka aykırı kullanımının yol açabileceği mağduriyet ve sorunlar saymakla bitmez. Bu konularda bireyleri ve tüm toplumu bilgilendirmek, farkındalık ve duyarlılık oluşturmak, çözüme yönelik öneriler geliştirmek için Türk Tabipleri Birliği, Türk Dişhekimleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği ve Türkiye Barolar Birliği “Kişisel Sağlık Verileri Ulusal Kongresi”nin bu yıl da ikincisini düzenlemektedir.

Kişi ve toplum hakları bakımından temel önemde olduğunu düşündüğümüz kişisel sağlık verileri konusu Kongrede hukuki, tıbbi, teknolojik ve etik yönleri ile irdelenecek ve bugünden geleceğe hakların saptanması ve korunmasının yolları değerlendirilecektir.

Kişisel Sağlık Verileri Çalışma Grubu

KONGRENİN ADI: KİŞİSEL SAĞLIK VERİLERİ II. ULUSAL KONGRESİ

KONGRE TARİHİ: 03 – 04 HAZİRAN 2017 / CUMARTESİ – PAZAR

KONGRE YERİ: ŞİŞLİ HAMİDİYE ETFAL E.A.H. KONFERANS SALONU

DÜZENLEYECİ KURUMLAR

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

TÜRK DİŞHEKİMLERİ BİRLİĞİ

TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ

DÜZENLEME KURULU

  1. Hasan Oğan – Türk Tabipleri Birliği
  2. Doç. Dr. Serdar Sütçü – Türk Dişhekimleri Birliği
  3. Sinan Usta -Türk Eczacıları Birliği
  4. Arman Üney – Türk Eczacıları Birliği
  5. Musa Toprak – Türkiye Barolar Birliği
  6. Ali Gürlek – Türkiye Barolar Birliği
  7. Doç. Dr. Elif Küzeci – Türkiye Barolar Birliği / Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fak.
  8. Dr. Mustafa Sercan – Okan Ünv. Psikiyatri AD
  9. Dr. Melih Kırlıdoğ – Öğretim Üyesi
  10. Ümit Şen – İstanbul Tabip Odası
  11. Ayşegül Aksakal – İstanbul Tabip Odası – Özel Hekimlik Komisyonu
  12. Onur Çeçen – Türkiye Biyoetik Derneği
  13. Doç. Dr. Gürkan Sert – Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği
  14. Mustafa Güler – TTB / TDB Hukuk Bürosu

DANIŞMA KURULU ÜYELERİ ve KATILIMCI KURUMLAR

Adli Tıp Uzmanları Derneği – Dr. Lale Tırtıl

Ankara Tabip Odası – Dr. Emel Bayrak / Dr. Onur Naci Karahancı

Antalya Tabip Odası – Dr. Ali Başbuğu

Bursa Tabip Odası – Prof. Dr. Murat Civaner

Çanakkale Tabip Odası – Dr. Jale Yaman

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu – Dr. Arzu Çerkezoğlu

Eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği Üyesi – Yargıç Leyla Tarhan Köksal

Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği – Doç. Dr. Gürkan Sert

İstanbul Barosu – Av. Ümit Erdem

İstanbul Dişhekimleri Odası – Dişhekimi Ahmet Murat Ersoy / Dişhekimi Ali Gürlek

İstanbul Tabip Odası – Dr. Ümit Şen

İşyeri Hekimleri Derneği – Dr. Şevket Aksoy

İzmir Tabip Odası – Dr. Ceyhun Balcı / Av. Mithat Kara

Kadınlara Hukuki Destek Merkezi Derneği – Av. Habibe Yılmaz Kayar

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı – Duygu Doğan / Hazal Günel

Mülksüzleştirme.org / Burak Arıkan

Pozitif Yaşam Derneği – Canberk Harmancı / Pınar Öktem

Prof. Dr. Mustafa Sercan – Okan Ünv. Psikiyatri AD

Prof. Dr. Mutlu Binark – Hacettepe Ünv. İletişim Fak. Bilişim ve Enformasyon Tekn. ABD

Prof. Dr. Yeşim Işıl Ülman – Acıbadem Ünv. Tıp Tarihi ve Etik ABD

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası – Hemşire Birsen Ayvalık

Şizofreni Dernekleri Federasyonu – Doç. Dr. Haldun Soygür

Tekirdağ Tabip Odası – Nejla Molla

TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası – Cem Nuri Aldaş / Erkan Kesen

TTB/TDB Hukuk Büroları – Av. Mustafa Güler

turk-internet-com / Füsun Sarp Nebil

Türk Biyokimya Derneği – Doç. Dr. Doğan Yücel

Türk Dişhekimleri Birliği – Dr. Ali Rıza İlker Cebeci / Yrd. Doç. Dr. Serdar Sütçü

Türk Nöropsikiyatri Derneği – Doç. Dr. Betül Yalçıner

Türk Pediatri Kurumu – Prof. Dr. Müjgan Alikaşifoğlu

Türkiye Barolar Birliği – Av. Musa Toprak

Türkiye Biyoetik Derneği – Dr. Onur Çeçen

Türkiye Psikiyatri Derneği – Prof. Dr. Ömer Böke

Yargıçlar Sendikası – Yargıç Mustafa Karadağ

Yrd. Doç. Dr Ertuğrul Akçaoğlu – Hacettepe Ünv. Hukuk Fak.

AÇILIŞ KONUŞMALARI

  • Hasan Oğan – Kişisel Sağlık Verileri Çalışma Grubu
  • Metin Feyzioğlu – Türkiye Barolar Birliği
  • Erdoğan Çolak – Türk Eczacıları Birliği
  • A.R. İlker Cebeci – Türk Dişhekimleri Birliği
  • Dr. Raşit Tükel – Türk Tabipleri Birliği

KONULAR – KONUŞMACILAR

Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü  (General Data Protection Regulation–GDPR)

Kişisel Sağlık Verilerini Korumada Devlet ya da Kamu Nasıl Etik Olabilir?

Prof. Dr. Harun Tepe – Hacettepe Ünv. Felsefe Bölümü

Elektronik Sağlık Kayıtlarında Güvenlik Ölçütleri: Gerek ve Yeter Koşullar

Prof. Dr. T. Bedirhan Üstün. Koç Ünv. Tıp Fak. Psikiyatri ve Sağlık Bilişimi Öğr. Üyesi

Sağlıkta Sayısallaştırılmış Kişisel Veri Yönetimi ve Paylaşım Uygulamaları

Güçlü Ongun – Elektrik/Elektronik Mühendisi

Kanun ve Yönetmelikler Kapsamında Kişisel Sağlık Verileri

Av. Mustafa Güler – TTB / TDB Hukuk Büroları

Kişisel Sağlık Verilerine İlişkin Ceza ve İdare Hukuku Normları

Doç. Dr. Murat Volkan Dülger – Medipol Ünv. Hukuk Fakültesi

Özel Sağlık Sigortacılığı Perspektifinden Kişisel Veri

Gökhan Gürcan – Acıbadem Sağlık ve Hayat Sigorta A.Ş. Genel Müdürü / Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği

Kişisel Verilerin Toplanması, Kullanılması ve Korunmasının Sigorta Hukuku Boyutları

Yrd. Doç. Dr. Ayşegül Buğra – Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Çocukların ve Ergenlerin Kişisel Hayatı, Sağlık Verilerinin Gizliliği

Prof. Dr. Yankı Yazgan – Öğretim Üyesi

Reşit Olmayanların Kişisel Sağlık Verilerinin Gizliliğinde Etik ve Yasal Sorunlar

Doç. Dr. Gürkan Sert – Marmara Ünv. Tıp Tarihi ve Etik AD

Eczacılık ve Kişisel Sağlık Verileri Uygulamaları

Ecz. Sinan Usta / Türk Eczacıları Birliği

Büyük Veri Teknolojisinin Sağlık Uygulamalarındaki Yeri

Bilgisayar Mühendisi Erkan Kesen – Bilgisayar Mühendisleri Odası

KONGRE BİLGİLERİ

Kongre Tarihi ve Yeri

Kişisel Sağlık Verileri II. Ulusal Kongresi 03 – 04 Haziran 2017 tarihlerinde Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi toplantı salonunda İstanbul’da gerçekleştirilecektir.

Katılım

İlgili her kişi kongreye katılabilir.

Katılım Ücreti

Kongreye katılım ücretsizdir.

Kredilendirme

Kongrenin tüm oturumları Türk Tabipler Birliği Sürekli Tıp Eğitimi Kredilendirme Kurulu ve Türk Dişhekimleri Birliği Sürekli Dişhekimliği Eğitimi Kredilendirme Kurulu’nun onayına sunulacak ve kredilendirilecektir.

Kayıt

Kongre öncesi Kongre web sayfası elektronik sistem üzerinden ve kongre günü kayıt masasından yaptırılacaktır.

Bildiriler/Posterler

Kongreye sözlü-yazılı bildiri ve poster kabul edilecektir. Yazar (lar) bildirinin sözel ya da poster olarak sunulmak istendiğini bildirmelidir. Düzenleme kurulu bildirilerin sunum şeklinde değişiklik yapabilir.

Başvuru için bildiri özeti yeterlidir. Bildiri özet ve yayımlanacak tam metinleri belirtilen kuralların dışında olmamalıdır.

Bildirilerin veKSV 2 _ FINAL poster içeriğinin tek geçerli gönderimi Kongre web sayfası “bilgi@kisiselsaglikverileri.org” adresi üzerinden sisteme girilmesi iledir. Sistemden bağımsız olarak e-mail ve posta yoluyla gönderilen bildiri ya da posterler kabul edilmeyecektir.

Elektronik sistem ilan edilen tarihte kapatılacaktır.

Son bildiri gönderme tarihi 30 Nisan 2017’dir. Bildirilerin ilgili kurullarca değerlendirilmesinin ardından 15 Mayıs 2017 tarihinde kabul edilip edilmediği kayıtlı e-posta adresinize bildirilecektir.

Bildiri tam metni amaç, gereç ve yöntem, bulgular ve sonuç bölümlerinden oluşmalı, Times New Roman karakterinde ve 11 punto ile yazılmış olmalıdır ve 3000 karakteri geçmemelidir. Bildiri içerisinde kullanılan resim ve tablolar baskı tekniğine uygun olmalıdır.

Posterler dikey olarak 70 cm. eninde, 100 cm. boyunda olmalı ve en az 1 metre mesafeden okunabilecek şekilde hazırlanmalıdır. Posterler sergilenecek tarihte belirtilen saatler arasında asılacak ve yine belirtilen saatler arasında indirilecektir. Bu saatlerde indirilmeyen posterler organizasyon komitesince toplanacaktır. Yazarların belirtilen poster sunum sürelerinde posterlerinin başında bulunmaları gerekmektedir.

Kongre Kitabı

Kongrede yapılan tüm konuşmalar, sunumlar kayıt altına alınacak ve kongre sonrası metinleştirilerek kitap olarak yayımlanacaktır. Kabul edilen tüm bildiriler ve posterler Kongre kitabında yer alacaktır.

Kongre kitabı elektronik ortamda pdf formatında kurumsal web sayfalarında ve diğer organlarda yayınlanacaktır, baskı hali düzenleyici kurumlardan basım sonrası temin edilebilecektir.

Katılım Belgesi

Kongreye katılan katılımcılara katılım belgesi verilecektir.

Konaklama

Konaklamalar katılımcılar tarafından gerçekleştirilecektir.

 

 

 


Yeni Medya Yaşamın Her Yerinde: Hikâyede Büyük Boşluklar Var Öyküleriyle Yeni Medya Ortamlarını, Kamusal – Özel Alanı ve Katılımcı Kültürü Düşünmek

Ocak 11, 2017

Yazan. Derya Güçdemir, Hacettepe Üniversitesi SBe, KLM Yüksek Lisansı

Ömrümün en güzel yılları metrobüste Candy Crush oynayarak geçti.[1]

Yeni medya ortamlarının gündelik yaşam pratiklerine ve alanlarına nasıl dâhil edildiğini cevaplamak için öncesinde yer alan bir tartışmaya, yeni medyanın yeniliğine ve yeni medya ortamlarına değinerek başlamak gerekmektedir.

“Yeni medya teknik açıdan bilgisayar ve enformasyon teknolojileri ile özdeşleşmiş bilginin dijital formda taşınıp iletildiği bir medyadır” (Aslan 106). Yeni medyanın yeni olarak nitelenen ayırıcı özellikleri “bilgisayar teknolojilerinde, teknolojinin kullanıldığı kültürel formlar ve bağlamlarda ve kültürel konseptlerde” aranmalıdır (Dewdney ve Ride 8). Moderniteden post modern topluma geçiş, küreselleşmenin artması, endüstri toplumundan enformasyon toplumuna doğru değişim, kurulu ve merkezi jeopolitik düzenlerin yetkilerinin dağıtılması gibi yeni medya ile birlikte yaşanan sosyal, ekonomik ve kültürel değişimler bunlardan bazılarıdır (Lister, Dovey ve Giddings 11-12).

O halde yeni medyanın karakteristik özellikleri nelerdir? Yeni medyanın karakteristik özellikleri dijitallik, etkileşimsellik (interactivity), hipermetinsellik (hypertextuality), sanallık ve yayılım olarak belirtilmektedir (a.g.e.).  Bunlara multimedya, asenkronik olması, çoktan-çoğa (many-to-many) iletişim, dar yayınlılık (narrowcasting), yöndeşme/yakınsama (convergence) da eklenebilir. Dijitallik, bilginin dijital formlarda oluşturulması veya iletilmesi anlamına gelmektedir. Etkileşimsellik, bu bilgiye herhangi bir kullanıcının erişebilmesini, birçok kişiyle etkileşime geçebilmesini ve içerik üretiminde bulunabilmesini sağlar. Hipermetinsellik, dijital ortamda var olan metnin içerisine başka bir metnin eklenmesi, metinlerin birbiriyle konuşması, etiket ve linklerle sonsuz metinler üretebilmesi ve okuyucunun sıçrama yaparak başka bir metne geçebilmesidir. Sanallık, kullanıcıya orada olma hissini veren, kullanıcının ara yüz ile kurduğu iletişimdir. Bu iletişim makine yani yapay zekâ ve insan arasında olabileceği gibi diğer insanlarla da olabilir (Binark). Yayılım, internetteki bir verinin sonsuza kadar yayılmasını ifade etmektedir. “Multimedya biçemselliğiyse, telekomünikasyon, veri iletimi, kitle iletişimi gibi iletişimin farklı boyutları ile imge, ses, metin ve sayısal veri gibi farklı veri türlerinin bir arada bulunmasıdır” (Binark 22). Yeni medya ortamında iletilen içerik aynı anda tüm alıcılara iletilmek durumunda değildir, farklı zamanlarda iletilebilmesi veya depolanabilmesi asenkronik olma özelliğine işaret etmektedir. Yeni medya ortamındaki iletişimin “birden fazla kaynaktan birden fazla alıcıya” karşılıklı olarak gerçekleşmesi, çoktan çoğa özelliğidir (Aslan 106). Dar yayıncılık özelliği ise, “hiyerarşik olmayan, herkesin kaynak olduğu gibi alıcı aktör de olabileceği bu ortamın, daha dar alıcı gruplarına hitap etmesidir” (a.g.e.). Gündelik yaşam pratiklerinde en çok kullanılan bir özellik ise yöndeşmedir. Yöndeşme, “telefon, radyo, televizyon ve bilgisayar dünyalarının entegrasyonu, tüm dijital medyanın tek bir ortamda içe içe geçmesi” olarak tanımlanmaktadır (Dijk 314). Yeni medyanın karakteristik özelliklerinin bu denli detaylı anlatılması yeni medyayla ilgili bir özcülük yaratmak için değil, gündelik yaşamın içine gömülü olan, gündelik yaşam pratiklerini köklü bir şekilde değiştiren yeni medya ortamlarının bunu hangi özelliklerle, nasıl gerçekleştirdiğini anlayabilmek içindir.

Yeni medya ortamları ve yeni medya dolayımlı iletişim denildiğinde ise aşağıdakilerle sınırlı olmayarak akla bilgisayar oyunları, internet ortamı, cep telefonları, sanal gerçeklik ortamları, multimedya, yazılımlar, uygulamalar, web siteleri, sosyal medya, elektronik posta, interaktif televizyon ve ipodlar gelmektedir. Yeni medya ortamları gündelik rutinlerimizi değiştirmiştir, bu ortamlar bizler için hem araçsal teknolojiler hem tüketim ortamları hem de eğlence ve haz araçları haline gelmiştir (Binark). Bu ortamlar zaman ve uzam anlayışımızı değiştirerek geçişken / hibrit alanlar oluşturmaktadır. Yeni toplumsallaşma ve sosyalleşme biçimleri ortaya çıkmakta, yeni medya ortamları kamusal ve özel alan ayrımı deneyimimize eklemlenmektedir. Bu yeni ortamlar aracılığıyla benliklerimizi ve kimliklerimizi farklı şekillerde performe ve temsil etmekteyiz.

İnternet ortamı, yukarıda bahsetmiş olduğum değişim ve farklılıkların hemen hemen hepsini kapsadığı ve örnek konusunda çeşitlilik sunduğu için gündelik yaşamın içine yeni medya ortamlarının nasıl dâhil edildiğini bu noktadan anlatacağım.

Gözlerime inanamadım. Tüm davetliler ışıklar içindeki sessiz pistte dans etmekteydi[2]

Sessizce kulaklıklarla dans eden insanların hikâyesi ne kadar garip gelse de, gündelik yaşam pratiklerimizin içine gömülü olan, yeni medya ortamlarının dönüştürdüğü ve artık fark etmediğimiz birçok etkinlikte bulunuyoruz. Gündelik yaşamımızda, ticaret, sağlık, ulaşım, oyun, e-posta, e-alışveriş ve kişilerarası iletişim gibi birçok pratiği internet ortamında veya internet aracılığıyla cep telefonlarımızda, sosyal medya platformlarında gerçekleştirmekteyiz. Birlikte düşünelim. Sabah otobüsümüz geç kalıyor, uygulamayı açıp otobüsün nerede olduğuna bakıyoruz. Doktordan randevuyu internet aracılığıyla alıyoruz, hatta e-nabız sistemiyle şimdiye kadar kaç defa hastaneye gittiğimizden hangi tedavileri gördüğümüze kadar öğrenebiliyoruz. Faturalarımızı internet bankacılığıyla bankaya gitmeden ödüyoruz. Dekontu mailimize yönlendiriyoruz, o arada gelen başka bir maili birçok kişinin görebileceği şekilde cevaplıyoruz. Öğlen, yemek siparişi veriyoruz, yine oturduğumuz yerden.  O sırada, internetten alışveriş yapıyoruz. Yemek yerken haberleri okuyoruz, bildirimlere bakıyoruz. Dönüşte metroda akıllı telefonda oyun oynayabiliyoruz. Akşamki buluşmaya gelemeyeceğimizi WhatsApp uygulamasındaki grubumuza yazabiliyoruz. Akşam, kütüphaneye gitmemize gerek kalmadan, elektronik kaynaklara bilgisayar aracılığıyla ulaşabiliyoruz. Bir ay sonraki uçağa bilet alırken, telefon çalıyor. Bu telefon numarası ve bu telefon artık bedenimizin bir uzantısı oluyor, onunla tamamlanıyoruz. Yatmadan önce, uykumuzdan feragat edip sosyal medyadaki gelişmelere, paylaşımlara ve üretilen içeriklere baktıktan sonra telefonumuzun alarmını kurup uyuyoruz… Sonuç olarak, bir akış ve süreklilik içerisindeyiz. Bu akışa uygun, bir insan öznesinin yapım aşamasında olduğunu ve sosyal medya platformlarının insan uykusunu metalaştırmaya çalıştığını düşünürsek, gündelik yaşamda önemli bir değişim yaşadığımızı görebiliriz (Crary 15). Bir yandan bireyselleşirken, bir yandan da internet ortamında farklı bir şekilde toplumsallaşmaktayız. Maria Bakardjieva bu toplumsallaşmayı hareketsiz toplumsallaşma (immobile socialization) olarak adlandırmakta ve internet ortamında yaşadığımız birliktelikleri sanal birliktelikler (virtual togetherness) olarak tanımlamaktadır (Bakardjieva 291-292). Yani artık oturduğumuz yerden sosyalleşmek ve sanal karşılaşmalar yaşamak mümkün hale gelmektedir.

Trenin içine baktığımda, her yolcunun kucağında bir maymun olduğunu gördüm. Ve bir gün alüminyum duvarda tüylü yansımamla karşılaştım. Maymuna dönüşmüştüm.[3]

Yeni medya ortamları, kamusal ve özel alanın deneyimlenmesinde geleneksel kamusal alan tartışmalarının boyutunu ve kapsamını değiştirmektedir. Bu farklılıkları açıklamadan önce, geleneksel anlamda kullanılan kamusal alanın tanımına bakmak gereklidir. Kamusal alan, “farklı bireylerin, farklı toplumsal kesimlerin, farklı fikirlerin medeni ve demokratik biçimde bir arada bulunmalarına ve yarışmalarına imkân veren bir alandır, özgürlüklerin ve hakların hayata geçirildiği, yaşandığı alandır; özgürlüklerin yok edildiği bir alan değildir” (Ercins 311). Kamusal alan devlete ait bir alan olarak değerlendirilmemektedir, farklı seslerin kendisini duyurabildiği bir alandır. Bir anlamda, kamusal alan herkese açık anlamını taşımaktadır ve bu da özel alanın ayrımının nasıl yapılacağını düşündürmektedir. Kamusal alan aslında özel olan konuları tartışmak için oluşmaktadır ve bu ayrım kamusal alanın ne olmadığı üzerinden düşünülmelidir. Kamusal alan tartışmalarına iletişim teknolojilerini de katan Sennett ise “kamusal alan çözüldükçe ifade araçları öznelleşir” demektedir (Çalışkan 52). Bloglar, Youtube kanalları ve yeni medya dolayımıyla insanların kendilerini ifade ettikleri ortamlar düşünüldüğünde, kamusal alanın çözülmesinin, ifade araçlarını öznelleştirdiği söylenebilir. Van Dijk’a göre, kamusal mekân kavramının üç koşulu yeni medya ortamlarında kaybolmaktadır, bu üç koşul “belirli bir yer veya yöreyle kamusal mekânın bağı, kamusal mekânın varsayılan üniter karakteri ve nispeten keskin özel-kamu ayrımı” olarak açıklanmaktadır (Dijk 264-265). İlk koşula bakıldığında kamusal mekân artık çevrimdışıyla sınırlı değildir, çevrimiçi alanlar da kamusal mekândır ve insanlar birbiriyle etkileşime geçmek için belirli bir yere ait mekâna ihtiyaç duymamaktadır. İkinci olarak, insanları birbirine bağlayan kültürel, siyasi, sosyal görüşler ve alışkanlıklar mevcut değildir. Daha çok birbirine eklemlenen ve birlikle bir çeşitlilik oluşturan bir yapı söz konusudur. Üçüncü olarak ise, kamusal ve özel alan ayrımı arasındaki sınırlar silikleşmiştir, sosyal medya ortamlarında siyasetin kişiselleştirilmesi veya halkı ilgilendiren haberlerin evlerde bireysel bir şekilde internet ile öğrenilmesi kamusal olanı özel hale getirmektedir.

İnternet ortamında kamusal alan / özel alan tartışmalarını kimlik ve toplumsal hareketler üzerinden düşünmek, yeni medya ortamlarının, kamusal ve özel alan ayrımlarına nasıl dâhil edildiğini anlamak için iyi bir çıkış noktası olabilir. Castells’in deyimiyle kitlesel -öz iletişim ortamları olan webblogları, Twitter, Facebook, Youtube ve sosyal paylaşım sitelerindeki profilleri örnek olarak alabiliriz. Herhangi bir kullanıcı Youtube’da kendisiyle ilgili bir videoyu kendisini izleyen hedef kitleyle paylaştığında, bunu sonsuz yayılıma açmış olur. Ya da blogları düşündüğümüzde, kişinin bloğunda paylaştığı yazı farklı ortamlarda paylaşılabilir. Blog yazan ya da Vlogger (video blogger) olan kişilerin paylaşımları hedef kitlesine yönelik olsa da, kendi yaşamlarıyla ilgili bu özel anlatı kamusal hale gelir, yani kamuya açık bir durumdur. Bir diğer örnek ise, kişilerin sosyal paylaşım platformlarındaki profilleridir. Bu profiller, kendilerini takip etmeyen veya arkadaş olmadığı kişilere açık ya da kapalı olabilir. Kapalı olması kişinin, sosyal medyada kamusal – özel alan ayrımı gözettiğini gösterebilir. Kişinin profilinin diğer kişilere açık olması, kişinin profilini özel alan olarak görmediğini ve sosyal medyayı ve interneti kamusal alan olarak değerlendirdiğini gösterebilir. Bu durum, kişinin kendisini anlatmasına gerek kalmayan bir kendilik sunumu sağlamaktadır. Bir anlamda, sosyal medyadaki kamuya açık hesaplar, bireylerin bir uzantısı, tamamlayıcısı ve avatarıdır.

Toplumsal hareketleri ve internetin demokratikleştirici özelliğini düşündüğümüzde de, aslında internet merkezsiz yapısı ve kullanıcıların içerik ürütebilmesine olanak sağlayan mimarisi (web 2.0) sayesinde farklı seslerin kendilerine yer bulabildiği, konuların tartışılabildiği ve insanların etkileşime geçebildiği bir kamusal alandır. Fakat Türkiye’de internete ve sosyal medya paylaşım sitelerine uygulanan sansür, internetteki denetim ve gözetim, fişleme ve verilerin silinmesi düşünüldüğünde demokratik bir kamusal alandan söz edilemeyeceği açıkça ortadadır. Çünkü “bir alanın kamu adına kamusal olabilmesi için sansür ve herhangi bir otoriteden uzak, demokratik temelde bireylerin hak ve özgürlüklerini gözetmesi” gerekir (Yegen 134). Böylece, kişiler kendilerini denetim ve gözetimden korumak için internette ve sosyal medyada yazdıklarına dikkat etmekte ve hesaplarını dış kullanıcılara kapatmaktadırlar. Bu oto sansür ise kişileri kendi özel alanlarında kalmaya zorlayan farklı bir kamu – özel ayrımı yaratmaktadır.

Sonuç olarak, yeni medya ortamlarıyla kamusal ve özel alan ayrımında değişimler söz konusudur, bu durum modern kamusal mekânın üç özelliğinin tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir, sadece “farklı ebatlarda ve üst üste binen ve birbirine bağlı kamusal mekânlardan oluşan karmaşık bir mozaik” oluşacağı anlamına gelmektedir (Dijk 265-266). Sosyal katılım türleri de kurumsaldan bireysele, fizikselden dolayımlanmış katılıma doğru değişmektedir. Kamusal mekân özelleşmiş olsa da, aynı zamanda katılımcı kültür ve içerik üretimi sayesinde hiç olmadığı kadar zenginleşmiştir (Dijk 266).

Gözlerimi açtığımda yataktaydım. Ancak bu benim yatağım değildi. Büyük bir mağazanın orta yerinde, teşhir amaçlı sergilenen yatakların üzerinde…[4]

Yeni medya ortamlarıyla, yaşamda geçişken / hibrit alanların oluşması yeni medyanın etkileşimsellik, asenkronik olması, çoktan çoğa iletişim modeli, multimedya ve yöndeşme özellikleriyle mümkün olmaktadır. Yaşamın bulanıklaşan alanlarını değişen zaman ve mekân kavramlarında, sosyal medya ve internet ile dolayımlanan iletişim şekillerinde görmekteyiz.

Castells, “ağ toplumunda uzamın zamanı organize ettiğini” ortaya atmaktadır (Castells 506). İnsanlar, ağ toplumunda belirli bir zamana ve mekâna bağlı kalmadan hareket edebilmektedir, örneğin çalışma saatleri ve çalışma mekânları esnekleşmiştir. Öğrenme şekillerinde, tele çalışma, uzaktan öğrenim gibi genişlemeler yaşanmaktadır. Artık içinde bulunduğumuz uzam, yani ağ toplumu, zamanı da yönetir hale gelmektedir. Castells, biraz daha ileriye giderek “ağ toplumunun ayırıcı niteliğinin, biyolojik ya da sosyal olsun, hayat döngüsü kavramıyla ilişkili ritimleri parçaladığı varsayımını ileri” sürmektedir (Castells 590). Uzaktan çalışan ve öğrenim gören insanlar zamanda ve mekânda bir esnekliğe kavuşmuş olsalar da aslında sosyal yaşamdan, birlikte öğrenme, birlikte çalışma ve iletişim ortamlarından tecrit edilmiş durumdalardır.

Van Dijk, ağ toplumunun en önemli özeliklerinden birinin “sosyal hayatın makro, mezo ve mikro seviyelerinin, kamusal ve özel alanların, yaşam, çalışma, eğitim, eğlence ve seyahat alanları arasındaki sınırların giderek yok olması” şeklinde açıklamaktadır (Dijk 246). İletişim teknolojileri sayesinde ev, araba, iş, toplu taşıma ve eğlence arasındaki sınırlar ortadan kalkarak mekân ve zaman çok işlevli hale gelmektedir, yani aynı anda birden fazla görev yapılabilmektedir. Fakat Van Dijk bu sınırların ortadan kalkmasının nedeni olarak “ bu teknolojilerin esasen geriye kalan ve belirli amaçlar için kullanılan mekânları da birbirine bağlamasını” göstermektedir (Dijk 247). Diğer bir deyişle, birçok işi tek bir araca (mobil ortama) toplayan iletişim teknolojileri, yaşamın farklı alanları arasında geçişkenlik sağlamaktadır.

Yaşam alanlarını muğlaklaştıran, diğer bir yeni medya ortamı ise sosyal medya ve internet ortamlarıdır. Van Dijk, “sosyal medyanın hem bireysel hem de sosyal dünyaları birbirine bağladığını, kişilerarası ve kitlesel iletişimin bir bileşimini sunduğunu” söylemektedir (Dijk 251). Örneğin, bir bloğu ya da sosyal medya hesabını düşündüğümüzde, buradaki iletişimin kişilerarası mı yoksa kitlesel bir iletişim mi olduğu bulanıklaşmaktadır. Bu durum aynı zamanda sosyal medyadaki kamusal – özel alan ayrımını da geçişken hale getirmekte ama tamamen ortadan kaldırmamaktadır.

Bunun dışında, internet ortamında yeni iletişim teknolojileriyle “gönderici ile alıcı kesin çizgilerle ayrılmadan ziyade, alıcının gönderici, göndericinin alıcı olduğu bir durum ortaya çıkmaktadır. Mesajın alıcısı edilgen alıcıdan ziyade, mesajı okurken yeniden üreterek gönderici haline gelmektedir” (Atlı ve Yücel 796). Yeni medyanın çoktan çoğa özelliği iletişimde hibritleşmeyi sağlamaktadır.  Aynı zamanda internet ortamı ya da sosyal medya, dönüp geçmişe bakabileceğimiz birer bellek ya da “kayıt defteri” olarak da değerlendirilebilir (Durna ve Durna 107). Bu anlamıyla, internetteki zaman geçmişi çağırabilen bir zamandır.

Multimedya biçemselliğinin dâhil olduğu dijital oyunlar da zaman ve mekânın geçişken olduğu veya bulanıklaştığı bir alandır. Oyunun içinde, oyuncular diğer katılımcılarla farklı bir uzamı ve zamanı paylaşmaktadır. Uzam ve zaman algılayışındaki bu farklılık, oyunun içine dalma hissini yaratmaktadır. Sonuç olarak, ağ toplumunda zaman, “döngüsel değil rastlantısal, tekrarlanmayan, aniden olan ve sonsuz bir evren yaratmak için birbirine karışan bir zamandır” (Karadaş 335). Kamusal ve özel alan muğlaklaşmakta, zaman ve mekân hem fiziksel dünyada hem de internet ortamında bulanıklaşmakta ve geçişken / hibrit ortamlar ortaya çıkmaktadır.

Siz dünyanın en çok yanlışlıkla fotoğrafı çekilen insanlardansınız. Paulo artık hayatını üzerindeki tişörtten kazanıyordu[5]

Yeni medya ortamlarındaki teknolojik gelişmeler kullanıcıların içerik üreterek internet ortamına katılımlarını artırmaktadır. Bunu yeni medyanın, bireylerin içerik üretebilmelerini destekleyen etkileşimsellik ve birçok dijital medyanın tek bir ortamda içe içe geçmesini sağlayan yöndeşme özellikleriyle birlikte düşünebiliriz. İnternet ortamındaki gideren artan kullanıcı türevli içerik, katılımcı kültürünü oluşturmaktadır. Jenkins katılımcı kültürü,

“ sanatsal ifade ve sivil katılıma karşı engellerin görece az olması, yaratım ve yaratımları diğerleriyle paylaşmak için güçlü bir desteğin varlığı, en tecrübelilerin bilinen konuyu tecrübesizlere aktardığı enformel mentörlük, katılımlarının önemli olduğuna inanan üyeler, birbirleriyle aralarında bir derece sosyal bağ hisseden (ya da en azından başkalarının kendi yaratımları için ne düşündüğünü önemseyen) üyeler” olarak tanımlamaktadır (Jenkins 5-6).

Bu noktada sosyal katılımın ve etkileşimin önemli olduğunu görmekteyiz. Jenkins, katılımcı kültürü dört kategoriye ayırmıştır. Uygulamaların, sosyal paylaşım sitelerinin dâhil olduğu bağlantılar (affiliations); fan üretimleri gibi yeni yaratıcı formların olduğu anlatımlar (expressions); wikileaks, sözlükler ve kitle kaynak yönetimi gibi bir bilgiyi geliştirmek için birlikte çalışmanın olduğu katılımcı problem çözme (collaborative problem solving) ve bloglar, video bloglar, podcastler gibi medya ve bilgi akışını şekillendiren dolaşımlar (circulations) (Larabie 68-69). Hayatımızı kolaylaştıran, bilgiye erişim sağladığımız ve daha birçok alanda gündelik yaşamda kullandığımız uygulamalar, siteler, videolar aslında katılımcı kültürün bir ürünüdür.

Günümüzde, katılımcı kültürün yeni bir boyutu da TV yayıncılığına akıllı telefonlar dolayımıyla izleyici katılımının sağlanmasıdır. İnsanlar, bir TV ekranı bir de telefonlarının ekranı olmak üzere iki ekran (two screen) kullanmaktadırlar. Bir yandan dizi izlerken, bir yandan da telefonlarla dizinin sosyal medya hesabına içerik üretmektedirler.

Bir anlamda, katılımcı kültürün bireylerin kültürel sermayesini geliştirdiği için bireyleri güçlendirdiğini düşünebiliriz. Fakat aynı zamanda bireyleri iktidar, kontrol ve zorbalık mekanizmalarına açık hale getirdiğini de. Katılımcı kültüre bir diğer eleştiri ise katılımcıların ürettikleri içeriğin artı değeri üzerinden emeğin sömürülmesidir. Tiziana Terranova’ya göre “kullanıcılar bu katılımdan keyif almalarına ve istekli olmalarına rağmen bir yandan da karşılıksız olarak emek harcamaktadırlar. İletişim kurma keyfi karşılığında verilen emek olmasından dolayı da zevkli ve empoze edilmemiş bir emektir” (Terranova 73-74, akt. Ateşalp ve Başlar 165). Christian Fuchs ise “ Facebook, Youtube ve Twitter gibi sosyal mecraları tüketim zamanının tümünün aynı zamanda meta üretim zamanı olduğunu savunur” (Ateşalp ve Başlar 165). Fuchs’a göre bir anlamda kurulan iletişim metalaşmakta ve üre-tüketici (prosumer) ise ancak gayri maddi emek gücü üzerinden düşünülebilmektedir. Fuchs’a göre “sosyal medya ve web 2.0, ekonomi ve kültürün demokratikleşmesini sağlamak yerine, yeni sermaye birikimi modellerini destekleyen ideolojileri besler. İnternetteki üreten tüketici metasının sömürüsü de kapitalizmin oyun, eğlence ve emek arasındaki sınırların bulanıklaştığı yeni bir aşamasının göstergesidir” (Fuchs 130-133, akt. Ateşalp ve Başlar 166). Fuchs, internet ortamındaki üretimlerin yani emeğin, sömürüye açık olduğunu göstermesi, ücretsiz emek konusuna ve sermaye ilişkilerine dikkat çektiği için önemlidir.

Sonuç olarak, bir konuda yazmak, fikirlerini beyan etmek, araştırmak belirli bir kültürel sermaye ve okuryazarlık gerektirmektedir. Bu bağlamda, katılımcı kültüre dâhil olan insanların medya okuryazarlığı becerilerini geliştirdiğini düşünebiliriz. Katılımcı kültür bireylerin seslerini duyurabilmesi, düşüncelerini aktarabilmesi açısından bireyleri güçlendirse de, aynı zamanda bu paylaşımlar bireyleri güç, iktidar, zorbalık ve emek sömürüsüne açık hale getirmektedir. Bu yüzden, internetteki bu güçlere yenilmemek ve pazar yönelimli bir ekonomide sadece tüketici değil, aynı zamanda bilinçli birer üretici olabilmek, nitelikli enformasyon kaynaklarına nasıl ulaşılabileceğini bilmek için belki de eleştirel yeni medya okuryazarlığı konusunu daha fazla düşünür hale gelmeliyiz.

KAYNAKÇA

Aslan, M. Gökhan. «Yeni Medya’nın “Yeni”liği Üzerine.» I. Ulusal Yeni Medya Kongresi. Kocaeli: İzmit KOUİF ve Alternatif Bilişim Derneği, 2013. 102-110.

Ateşalp, Selin Tüzün ve Gülşah Başlar. «Katılımcı Kültür Ekseninde Sosyal Medyada Diziler: Kardeş Payı Örneği.» E-Journal of Intermedia 2.1 (2015): 158-180.

Atlı, Yavuz ve Nurcan Yücel. «Hibrit İletişim Teknolojileri.» Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi 21.3 (2016): 785-796.

Bakardjieva, Maria. «Virtual togetherness: an everyday-life perspective.» 2003. 20 Aralık 2016. <http://normfriesen.info/irm/Bakardjieva_Togetherness.pdf>.

Bıçakçı, Hakan. Hikayede Büyük Boşluklar var. İstanbul: İletişim, 2015.

Binark, Mutlu. Yeni Medya Çalışmalarında Yeni Sorular ve Yöntem Sorunu. Dü. Mutlu Binark. Ankara: Dipnot Yayınları, 2007.

—. Yeni Medya Dolayımlı İletişim Ortamında Olanakların ve Ol(a)mayanların Farkında Olmalı…. 3 Ocak 2010. 20 Aralık 2016. <https://yenimedya.wordpress.com/2010/01/03/yeni-medya-dolayimli-iletisim-ortaminda-olanaklarin-ve-olamayanlarin-farkinda-olmali/>.

Castells, Manuel. Ağ Toplumunun Yükselişi. Çev. Ebru Kılıç. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2005.

Crary, Jonathan. 7/24 Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu. Çev. Nedim Çatlı. İstanbul: Metis, 2015.

Çalışkan, Osman. «Kamusal Alan Bağlamında Ağ Toplumu ve Yeni Kamusal Alan Arayışı.» 2014. 20 Aralık 2016. <http://maltepe.dergipark.gov.tr/download/article-file/172376>.

Dewdney, Andrew ve Peter Ride. The New Media Handbook. New York: Routledge, 2006.

Dijk, Jan Van. Ağ Toplumu. Çev. Özlem Sakin. İstanbul: Kafka, 2016.

Durna, Tezcan ve Nehir Durna. «Taşranın Facebook ile İmtihanı Bir Akdeniz Köyünde Etnografik Keşif Çalışması.» Folklor Edebiyat 21.83 (2015): 99-123.

Ercins, Gülay. «Demokrasinin Bir Önkoşulu Olarak Kamusal Alan.» 2013. 20 Aralık 2016. <http://kutuphane.dogus.edu.tr/mvt/pdf.php>.

Jenkins, Henry. Confronting the Challenges of Participatory Culture. Massachusetts: The MIT Press, 2009.

Karadaş, Nergiz. «Zaman Kavramına Kuramsal Yaklaşımlar ve İnternet’te Şimdiki Zaman Olgusu.» Folklor Edebiyat 21.83 (2015): 325-341.

Larabie, Christine. «Participatory Culture and the Hidden Costs of Sharing.» The McMaster Journal of Communication 7.1 (2011): 66-88.

Lister, Martin, et al. New Media: A Critical Introduction. New York: Routledge, 2009.

Yegen, Ceren. «Demokratik ve Yeni Bir Kamusal Alan Olarak Sosyal Medya.» Muş Alparslan Üni̇versi̇tesi̇ Sosyal Bi̇li̇mler Dergisi 1.2 (2013): 119-135.

Son Notlar:

[1] Hakan, Bıçakçı. Hikâyede Büyük Boşluklar Var. İletişim. Ankara 2015, s.21. Metrobüste Candy Crush isimli öykü, hayatın çatlaklarından sızan anlatıya ve gündelik yaşama yeni medya ortamının nasıl eklemlendiğine yönelik güzel bir örnek olabilir.

[2] Hakan Bıçakçı, a.g.e., s.142. Sessiz Dans adlı öyküde belediye on buçuktan sonra müzik yayınına izin vermediği için müziği kulaklıklarla dinleyerek dans eden insanların hikâyesi anlatılır.

[3] Hakan Bıçakçı, a.g.e., s.86-88. On Üç Maymun isimli öyküde herkesin kendisiyle bütünleştiği kamusal bir maymunu vardır. Kendilerine bağlı olan bir avatar. Hikâyeyi anlatan kişi bir süre sonra kendisi de maymuna, avatara dönüşmekte ve bütünleşeceği bir insan arayışına çıkmaktadır.

[4] Hakan Bıçakçı, a.g.e., s.133. Yatay Geçiş adlı öyküde kişi için zaman ve mekân kavramı bulanıklaşmakta ve her gün farklı bir alışveriş merkezinin teşhir amaçlı sergilenen yataklarında uyanmaktadır.

[5] Hakan Bıçakçı, a.g.e., s.101-102.  Paulo, Eiffel Kulesi’ni en güzel açıyla gören bir işte çalışmakta, her gün kendisinden habersizce, tesadüfen fotoğrafları çekilmekte ve paylaşılmaktadır. Reklamcılar, Paulo’ya kendi markalarını taşıyan tişörtleri giymesi karşılığında, sosyal medyada üretilen artı değerin Paulo’ya dönmesini sağlar, böylece kendileri de tanınırlık kazanır.


Yeni Medya Dolayımlı Değişen Dönüşen Habercilik ve Gazetecilik Pratiği Oynatma Listesi

Ocak 10, 2017

Yeni Medya Dolayımlı Değişen Dönüşen Haber ve Habercilik Paneli

unnamed1 Aralık 2016 Hacettepe üniversitesi İletişim Fakültesi Ankara

Yeni Medya Dolayımlı Değişen Dönüşen Habercilik ve Gazetecilik Pratiği
Oynatma Listesi
https://www.youtube.com/playlist?list=PLJP18Sh1Ki6_3wW4-Y9EZGejejQGS0yMg

 

 


Şeffaf Sınırlar: Katılımcı Kültür; Kamusal ve Özel Olanı Yeniden Tanımak

Ocak 10, 2017

Yazan: Orhun Bilben, Hacettepe Üniversitesi

Özet

Günümüzde yeni medya ortamları bireylerin gündelik yaşamlarının her noktasına dâhil olabilmektedir. Bu durum yeni medyanın izleyiciye sunduğu katılımcı kültür imkânı ile birleştiğinde günümüzde artık bireylerin medya içeriklerine karşı aktif bir konumu söz konusu olmuştur. Bu yeni konumuyla birlikte birey için kamusal ve özel olanın sınırları oldukça belirsizleşmiştir. Yazıda katılımcı kültür ile bu belirsizlik arasındaki ilişki ele alınacaktır.

Abstract:

Today, new media environment can integrate with every part of individual’s life. While this situation mixed with participatory culture which is presented by new media, today active position of individual against content of media surfaces. With this new position, borders of public and private spaces become obscure. In this paper, it will be handled relationships between participatory culture and the uncertain borders between public and private spaces.

Giriş

Günümüzde özellikle internet kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber içeriklerin üretim, sunum,  dağıtım ve saklama pratiklerinin önemli dönüşümler yaşadığı yeni medya alanları ortaya çıkmıştır. Kültürel ürünlerin sayısal ortama aktarıldığı bu dönüşümle birlikte kültür ile birlikte iletişimin tüm aşamaları da dönüşmeye başlamıştır (Manovich, 19). Kültür ve iletişim pratiklerinin dönüştüğü bir ortamda gündelik yaşam pratiklerinde kamusal ve özel hayatın deneyimlenmesi de eskiye göre farklı olacaktır. Henry Jenkins yeni medya platformlarının sunduğu bu değişimi “yakınsama” kavramı ile açıklamaktadır. Yakınsama kavramı içeriğin çoklu medya platformlarındaki akışı, çoklu medya endüstrileri arasındaki iş birliği ve eğlence deneyimleri için herhangi bir yere göç edebilecek izleyicileri tanımlamaktadır (93). Yakınsama kavramı ile izleyiciye biçilen mobilize rolün sınırları “kitlesel öziletişim” kavramı ile izleyicinin pasif konumdan sıyrılıp kendi alanını oluşturan ve dâhil olduğu ağlarda etkileşime geçen aktif izleyici tanımı ile genişlemiştir (Castells, 130). Değişen medya ile birlikte, izleyicinin medya içerik ve dağıtım alanına dâhil olabilmesi, yeni medyayı hem üretici hem de tüketici olarak kullanabilmesine olanak sağladığı için toplumun gündelik yaşamının her yönüyle bütünleşmiş medya alanları ile karşılaşıyoruz. İzleyicilerin medya içerisinde aktif olma eğilimi ve medyaya üretici konumundan katılım sağlayabilmesi “katılımcı kültür” ile ilgili tartışmalara neden olmuştur. Katılımcı kültür ile birlikte, yeni medya üzerinde hem üreten hem de tüketen izleyici profili ile oluşan geçişken yapı şüphesiz özel ve kamusal yaşam deneyimleri için de geçişken alanlar yaratmaktadır. Örneğin, izleyicinin medya üzerinden kişisel olarak oluşturduğu herhangi bir üretim bunu yeni medya platformlarından paylaşması halinde kamusal olana dönüşebilmektedir. Bu nedenle, katılımcı kültürün, yeni medyanın gündelik yaşam pratiklerinin her boyutuna dâhil olarak bireyin yaşamı deneyimleme şeklini değiştirmesine olan etkisinin irdelenmesi yeni medyayı ve sunduğu dönüşüm imkânlarını daha iyi anlamamıza olanak sağlayacaktır.

Katılımcı Kültür, Şöhret Kültürü ve Hayran Kültürü

Katılımcı kültür kavramı genellikle izleyici kitlesinin, kullanıcıların, tüketicilerin ve hayranların içerik üretim sürecine dâhil olmasını işaret eder (Fuchs, 52). Yeni medya platformlarını düşündüğümüzde, izleyici kitlesinin üretim sürecine katıldığı alanların oldukça fazla olduğunu görüyoruz. Habercilik, sinema ve televizyon ve oyun sektörü günümüzde izleyicinin içerik üretimi sağladığı popüler alanlardandır. Popüler alanları ele aldığımızda aslında bunların yeni medya ile var olmadığını daha önce oluşmuş formlar olduğunu görüyoruz. Kullanıcıların da yeni medyadan önce “kendin yap” kültürüne dayalı bağımsız alternatif çalışmaları ve sınırlı da olsa içerikler ile interaktif temasları mevcuttu.  Geleneksel medya içerisinde geçmişte oluşturulmuş bağımsız çalışmalara gazetelerde yayımlanan okur köşeleri, interaktif temaslara ise ülkemizde özellikle 90’lı yıllarda popüler olmuş olan oyun programı “Hugo” örnek olarak gösterilebilir. Yani izleyicinin medya içerik üretimine katılımının yeni medya ile ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Ancak, internetin bu konuda özel olarak öne çıkma nedeni öz-üretilmiş medya formlarının potansiyel olarak çok yaygın bir izleyici kitlesine dağıtımını ve yayılımını sağlayacak altyapıyı sağlamış olmasıdır (Croteau, 341). Dağıtım ve yayılımın daha pratik bir forma dönüşmesi daha önce de değindiğimiz kamusal ve özel yaşamın geçişken bir alanda buluşmasına olanak sağlamıştır. Jenkins oluşan geçişken alanı açıklamak için ev videoları örneğini kullanmıştır. Jenkins’e göre, ev videoları gibi kültürel üretimler yalnızca kişisel ürünler olmaktan internet sayesinde gelen görünürlük ile sıyrılmış aynı zamanda kamusal ürünlere dönüşmüşlerdir (131). Bu durum, aynı zamanda bireyler için toplumda alışılagelmiş şöhret olma pratiklerini de değiştirmiştir. “Şöhret en kapsamlı şekilde anlama ve iletişime değer biçme sistemi olarak tanımlanmıştır ” (Marshall, 10). Yeni medyanın imkânlarını kullanarak artık anlam üretilmek ve üretilen anlam ile kitleler ile iletişim haline geçebilmek daha kolaydır. Bu durum toplumdan yeni şöhretler çıkarmanın yolunu açacağı gibi var olan şöhretler ile hayranları arasındaki ilişkiyi de pekiştirecektir.  Marshall’a göre geleneksel medya içerisinde kullanım değerinden koparılmış saf değişim değeri şöhret göstergelerinden bir tanesidir (11). Ancak, yeni medya ile birlikte şöhret olmanın ne kadar farklı olmayı gerektirdiği ya da mevcut şöhretin toplumdan ne kadar koparılmış olduğu tartışma konusudur. Yeni medya platformları sayesinde bireyler artık farklarını ve yeteneklerini kolayca sergileyebilmekte ve bu yolla kendilerine hayran kitleleri yaratabilmektedir. Günümüzde, sosyal medya fenomenleri, bloggerlerlar ve vlogglerlar bu tür şöhret olma hikâyelerine örnek teşkil ederler.  Geleneksel kitle iletişim sürecinde gönderici konumundaki profesyoneller ile alıcı arasında kesin bir kutuplaşma mevcuttur, bu tek yönlü iletişim izlerkitlenin gönderici profesyonellerle iletişim kurabilme ihtimalini dışlamaktadır (Mutlu, 212). Yeni medya ile birlikte, mevcut şöhretler (gönderici profesyoneller) ile hayranlar arasında geleneksel medya zamanında var olan duvar yeni medya ile yıkılmaya başlamıştır. Sosyal medya hesapları ile hayranlar ile şöhretler birebir etkileşime geçebilmektedir.  Bununla birlikte, hayranlık kültürü Jenkins’in içerisinde tanımladığı Metinsel Avcılar (Textual Poachers) kavramı üzerinden de değerlendirilebilir. Buna göre metinsel avcılar kitle iletişim kültürüne ait hayranlık duyduğu bir öğeyi ile kendi kültürel öğesini birleştirerek yeniden üreten kişilerdir (9). Geleneksel medyada bu tür üretimlere örnek olarak fanzinler verilebilirken, yeni medya içerisinde hemen hemen her alanda hayranlar tarafından yeniden üretilen öğeler ile karşılaşmak mümkündür. Yeni medya içerisinde oyunlardan türetilen machinimalar veya filmlerden türetilen hayran yapımı filmler (fan-made movie) ön plana çıkan hayran üretimlerindendir. Kısacası, katılımcı kültürün, şöhret ve hayran kültürlerini de beslediğini söyleyebiliriz.  Bu durumda, şöhret ve hayran kültürüne bağlı olarak görünür olma yahut hayranlık duyulan ile etkileşim kurma isteğinin, izler-kitlenin katılımcı kültür ile birlikte yeni medyada geçişken kamusal ve özel alanlar oluşturmasını açıklayan nedenlerden bir tanesi olarak düşünülebilir.

Dijital Cihazlar ve Teknoloji ile Yaygınlaşan Katılım

Çevrimiçi tabanın içeriklerin dağıtımı ve yayılımını kolaylaştırdığına değinmiştik. Ancak bu durum yine de yeni medya ortamlarının gündelik yaşamı her alanına gömülü olmasını teknolojik yönden tek başına açıklamaz.  İnternet ve getirdiği imkânlardan hayatın her alanında duraksamadan faydalanabilmek için bu imkânların gündelik hayatın her bölümüne taşınabilir olması gerekmektedir. Croteau’ya göre, dijital cihazların ve yazılımların ucuzlaması, kullanımlarının kolaylaşması ve toplum içinde yaygınlaşması izler-kitleyi katılımcı kültüre dâhil olmaya teşvik etmektedir (341). Günümüzde, dijital cihazların ucuzluk, yaygınlık ve kullanım kolaylıklarından ötürü her alanda erişilebilir olması izleyici/kullanıcı kitleyi de katılımcı kültürün içine daha hızlı bir şekilde adapte etmektedir. Örneğin günümüzde akıllı telefon, notebook ya da tablet gibi dijital cihazlar taşınabilirlik ve kullanılabilirlik yönünden bilgisayarlardan daha avantajlı bir konumdayken, bilgisayarın sağladığı teknolojik altyapıyı da çok büyük ölçüde kullanıcıya sağlayabilmektedir. Bu durumda, katılımın mekânsal ve zamansal olarak sınırsızlaştığını söylemek mümkündür. Örneğin, film, oyun ya da bir haber kamusal bir alanda da özel bir alanda da ulaşılabilir ve üretilebilir öğelere dönüşmüştür. Bu durum artık kamusal alanın veya özel alanın üretim ve tüketim sınırları içerisinde hangi noktada başlayıp hangi noktada bitirdiğini belirsiz hale getirmiştir. Bu noktalardaki belirsizliğin bir sonucu olarak salt olarak kimin üretici, kimin tüketici olduğunu da tanımlamak zordur. Bunun yerine yeni medya ile beraber üre-tüketici (prosumer), üreten-kullanıcı (produser) ve eş yaratıcı (co-creator) gibi kavramlar kullanılmaktadır (van Dijck, 42). Gündelik hayatta oldukça sıradan görünen manzaralar dahi dijital cihazların yaygınlaşması sayesinde bu sıfatlara sahip bireylerle doludur. Örneğin, Hakan Bıçakçı’nın “Hikayede Büyük Boşluklar Var”  isimli kitabındaki  “Metrobüste Candy Crush” isimli öyküsünü ele alalım. Metrobüste Candy Crush isimli oyunu ya da dijital cihazı sayesinde bir başka oyunu oynayan bir kişi, birçoğumuza tanıdık hatta sıradan gelebilecek bir tabloya dönüşmüştür. Ancak, o kişi üre-tüketici, üreten kullanıcı veya eş yaratıcı olabileceği gibi aynı anda kamusal ve özel hayatın sınırların içerisinde bulunabilir.

8 Şubat 2014

 

Ömrümün en güzel yılları metrobüste Candy Crush oynayarak geçti. Perpa durağında hiç inmedim. Beylikdüzü durağında hep indim. Aklımda sen, karşımda rengârenk şekerler, kulaklıkta Ahmet Kaya. Hepsi birbirine karışmış. Başım belada. Benim dışımda herkes yolcu. Ellerinde o acayip gazeteler. Yüzlerinde o tuhaf ifadeler. Birbirlerine yer verenler. Birbirlerine yer vermeyenler. Birbirlerinin yerine geçenler. Hepsi ilerliyor, ben aralarında duruyorum sanki. Korkuluk gibi. Sen nasıl gidip geliyorsun işe? Facebook’a bakılırsa bisikletle. -Hakan Bıçakçı                                                                                  

 

Kesintisiz Çalışma Hayatı, Kesintisiz Özel Hayat

Katılımcı kültür yalnızca izleyici modelinin bağımsız bir medya içerik üretimi yapmasını sağlamaz.  Katılımcı kültür ayrıca medya tüketicilerine geleneksel medya içerisinde kullandıkları ancak etkileşim kuramadıkları kar amaçlı medya teknolojilerinin içinde bulunabilme imkânı verir. Bu durum medya şirketlerine kar sağlarken üretimi maliyetini ise tüketiciye yaptırarak bedelsiz hale getirir. Bu nedenle günümüzde medya tüketicileri kitle iletişim endüstrisinin sattığı mallar olarak değerlendirilebilir ve bu sisteminde uyku saatleri dışındaki tüm zamanların iş saati haline geldiği savunulabilir (Smythe, 6). Bu görüşe paralel olarak, örneğin yine oyun örneğini ele alalım, bireylerin genellikle boş zamanlarını keyifli şekilde değerlendirmek için başvurdukları oyun alanı, çevrimiçi oyunlarla birlikte ciddi bir eş-yaratıcı, üre-tüketici ve üreten kullanıcı barındıran bir alana dönüşmüştür. Oyuncular zamansal ve maddi yatırımlar yapabilirler bunun karşılığında oyun değer kazandığı gibi karakterler de değer kazanır ve üretilmiş ve belli bir maddi değere sahip alınıp satılabilir ürünlere dönüşürler. Yani yine kişinin özel yaşamına ait olan zamanı ayırdığı bir mecrada aynı zamanda maddi bir üretim yapması, bir ticari meta oluşturması durumuyla karşılaşırız. Ayrıca, dijital ortamda içerik oluştururken verilen emeğin, medya sahipleri için maliyet olarak bedelsiz ya da çok düşük bedelli olmasından dolayı katılımcı kültür medya sahipleri tarafından da teşvik edilmektedir.  Fuchs’a göre Facebook, Twitter gibi sosyal ağlara girişlerin ücretsiz olması da bu kuruluşları kar paylarını katılımcı kültüre paralel olarak artırmak istemelerinden kaynaklanmaktadır (89). Katılımcı kültüre teşvikin yalnızca yeni medya ile özdeşleşen alanlarla sınırlı kaldığını söyleyemeyiz. Günümüzde geleneksel medya araçları da sosyal medya ile bütünleşerek katılımcı kültürden faydalanmak istemektedir. Bu duruma, ülkemizde birçok ana haber bülteninde oluşturulan vatandaş Whatsapp ihbar hatları salık verilebilir. İzleyicileri haber ulaştırmaya teşvik eden bu uygulama aslında haber kuruluşları için de ücretsiz muhabir hizmeti sağlamaktadır. Bu nedenle, herhangi bir vatandaş evinde özel hayatının içinde bir haberi izlerken aynı zamanda o haberin mutfağında görev almış bir çalışan olabilir. Katılımcı kültür ile birlikte çalışma saatleri günün her bölümünde olabileceği gibi özel hayata ayrılan vakit için de bir sınırlama yapılamaz. Örneğin, bir şirketin çalışanı mesai saatinde Facebook hesabına girebilir ve özel hayatındaki kişiler ile temas kurabilir.

Sonuç

Katılımcı kültür ile deneyimlenen özel yaşam ve kamusal yaşam iki farklı ancak birbirleriyle iç içe ve birbirlerini tamamlayan pratikler olarak karşımıza çıkar. Katılımcı kültür izleyicinin geleneksel medya içerisindeki pasif konumunu değiştirmiş ve izler-kitleye aynı zamanda içerik üretme ve üretilen içerikle etkileşim kurabilme imkânı vermiştir. Yazımda, yeni medya bileşenlerinin gündelik hayatın her alanına dâhil olmasıyla izler-kitle için özel alan ve kamusal alanın sınırlarının geçişken bir hale gelmesi konusunu ele aldım. Özellikle katılımcı kültürün artırdığı interaktif temas olanakları ile birlikte izleyici/kullanıcı/tüketici konumundaki bireyler aynı zamanda üretici konumuna sahip olmuş ve bu durum toplumda özel yaşam ve kamusal yaşamın sınırlarının muallâklaşmasına yol açmıştır. Bu yeni düzende, artık çalışma zamanına ya da özel hayata ayıracak vakitleri kesin olarak saptamak mümkün değildir. Çünkü izleyici tüketim yaparken aynı zamanda üretim de yapabilir. Katılımcı kültürün özel ve kamusal alanların sınırlarını karşılaştırmasında şüphesiz, hayran ve şöhret kültürü ile bağı, dijital cihaz teknolojisinin yaygınlaşması ve medya sahipleri tarafından üretim maliyetlerini düşürmesi sebebiyle katılımcı kültürün teşvik edilmesi önemli paya sahiptir. Fakat katılımcı kültürün yeni bir üretim-tüketim ilişkisi ortaya çıkarması bazı tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Kamusal ve özel yaşam sınırlarının görünmez olduğu bu sistem bireyleri kapitalist ve rekabetçi ortamda her daim çalışmaya ittiği ve dijital ortamda verilen emeğin maddi karşılığını bireylere sınırlı ya da hiç vermediği yönlerinden eleştirilebilir.

Gündelik hayatın her noktasında karşımıza çıktığı için katılımcı kültür, yeni medya sisteminin getirdiği kabul edilmiş kurallardan bir tanesi olarak yorumlanabilir. Özel yaşam ve kamusal yaşama dair alışılagelmiş sınırların kaybolmaya başladığı bu sistemde aktif izleyicinin medya üzerindeki rolü gittikçe artacaktır. Bu durum izler-kitlenin yaptığı üretim ve tüketim pratiklerindeki var olan sorumluluğunu daha da pekiştirecektir. Çünkü katılımcı kültüre bağlı olarak yapılan üretim ve tüketim, bireyin ve toplumun özel ve kamusal alanda yaşayış pratiklerini doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle, katılımcı kültürün özel ve kamusal yaşantımıza yönelik olumlu ve olumsuz getirilerini çok iyi analiz ederek kişisel kullanım pratiklerimizi geliştirebilmemiz önemlidir. Sağlıklı bir analizin neticesinde oluşacak bilinç ile toplumsal faydayı da gözeterek, özel ve kamusal hayatımızın sınırlarını kendimize göre en avantajlı şekilde düzenleyebiliriz.

Kaynakça

Bıçakcı, Hakan. Hikayede büyük boşluklar var. İstanbul: İletişim Yayınları, 2015. Print.

Castells, M. Communication Power. New York: Oxford University.2009

Croteau, D. The Growth of Self-Produced Media Content and the Challenge to Media Studies. Critical   Studies in Media Communication, 23:4.2006

Fuchs, C. Social Media A Critical Introduction. London: Sage. 2014.

Jenkins, H. Convergence Culture: Where Old and New Media Collide. New York: New York  University. 2006.

Jenkins, H. Digital Renaissance. Convergence? I Diverge. Technology Review. 2001.

Jenkins, Henry.Textual poachers: television fans and participatory culture. New York: Routledge, 2013.

Manovich, Lev.The language of new media. Cambridge: MIT Press, 2001. Print.

Marshall, P. David.Celebrity and power: fame in contemporary culture. Minneapolis, MN: U of Minnesota Press, 1997. Print.

Smythe, D. Communications: Blindspot of Western Marxism. Canadian Journal of Political and Social Theory, 1(3), 1-27. 1977

van Dijck, J. Users like you? Theorizing agency in user-generated content. Media Culture & Society,   31:1, 41-58.2009

 

 

 


Dr. Özlem Savaş’ın SALT Ulus’ta Çevrimiçi Aynalar konuşmasından…

Ocak 10, 2017

Yazan: Başak Özen, Hacettepe Üniversitesi İletişim Bilimleri Y.Lisans

Özlem Savaş, SALT Ulus’ta geçtiğimiz cumartesi günü Çevrimiçi Aynalar başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi.

Savaş, SALT Ulus’taki “Zeyno Pekünlü” sergisi paralelinde yaptığı, gündelik yaşamın politikliği bağlamında internet teknolojileri ve özel alan ilişkisine odaklandığı konuşmasında, Tübitak destekli araştırma projesinden elde ettiği bulgulardan örneklerle, sosyal medyanın bireyin benlik inşasındaki rolüne değindi. Ayrıca sosyal medyada oluşturulan kamusal alana ilişkin bir tartışma açtı.

Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü’nde öğretim üyesi olan; dijital kültür, sosyal medya, medya antropolojisi alanları ile ilgilenen Özlem Savaş, 2015 Ekim ayında başlayan ve halen devam eden Tübitak destekli bir araştırma projesi yürütüyor. Proje, bireylerin benlik pratikleri üzerinde Facebook’un rolünü anlamayı amaç ediniyor. Projede etnografik araştırma yöntemi kullanılıyor. Araştırmanın bulguları, Facebook kullanıcısı katılımcılarla derinlemesine görüşmeler sonucu elde ediliyor. Araştırmada, katılımcıların Facebook üzerinde yaptıkları gündelik yaşama dair çeşitli paylaşımlar inceleniyor.

SALT Ulus’ta gerçekleşen konuşmasında Savaş, “Aslında Facebook’un diğerleri ile olan ilişkimizdeki rolünden ziyade kendimizle olan ilişkimizdeki rolünü merak diyorum” diyor ve ekliyor “Kendimizle olan ilişki derken elbette diğerlerinin gözünden ve fikirlerinden azade bir oluş biçiminden bahsetmiyorum, böyle bir şey internetten önce de yoktu. Şunu kastediyorum: Facebook’da paylaştığımız, ürettiğimiz, karşılaştığımız, takip ettiğimiz ya da maruz kaldığımız içeriğin kendi benliklerimizi ve yaşamımızı yaratmada; yeniden yaratmada, müzakere etmede, dönüştürmede, değerlendirmedeki rollerini açıklamaya çalışıyorum.”

Neden çevrimiçi aynalar?

Konuşmanın isminin çevrimiçi aynalar olması ile ilgili ise Savaş, birçok katılımcının, Facebook’u kendilerine tuttukları bir ayna olarak gördüklerini söyledi. Nitekim kendi araştırmasında da Savaş, katılımcıların Facebook paylaşımları ile benlikleri arasındaki dinamik ilişkiye odaklanıyor.

Savaş, konuşmasında, görüşme sağladığı bazı katılımcıların Facebook’u kendilerine bir yaşam albümü oluşturmak, kendilerini olmak istedikleri kişi gibi göstererek benliklerini dönüştürmeye yönelik motivasyon sağlamak gibi amaçlarla kullandıklarını, araştırmasından örneklerle açıkladı. Bu durumun sosyal medya pratiklerimizi düşünmede bize yardımcı olacak “benlik teknolojileri” kavramına işaret ettiğini belirtti.  (Foucault’nun ortaya koyduğu benlik teknolojileri kavramı, bireylerin bedenlerini, düşüncelerini, varoluş ve davranış biçimlerini düzenlemelerini, yaşamlarını kendi benimsedikleri değerler doğrultusunda dönüştürmelerini sağlayan bir dizi pratiği ifade ediyor.) Savaş, Foucault’nun bu pratiklerin bireylerin içinde yaşadıkları toplum tarafından dayatılan pratikler olduğuna işaret ettiğini dolayısıyla iktidar ilişkilerinden bağımsız pratikler olmadığını vurguladı: Tam tersi, tüm bunlarla birlikte düşünmemiz gereken pratikler.

İnternet öncesi benlik pratikleri: Günlükler, fotoğraf albümleri

Savaş, sosyal medyada fotoğraf, durum güncellemesi paylaşmak gibi benlik pratiklerinin birdenbire ortaya çıkmadığını, bunların interneti önceleyen başka pratiklerin devamı olduğunu ifade etti. Günlük tutmak ve fotoğraf albümü oluşturmanın aklına gelen ilk örneklerden olduğunu söyleyen Savaş, bahsedilen bu iki dönem arasında çok önemli bir fark olduğuna dikkat çekti: Bütün bu Facebook’daki benlik pratikleri özel alan ve kamusal alan ayrımının daha net olduğu dönemlerde özel yaşama atfedilen pratikler. Yani günlüklerimizi kimseye okutmadık, fotoğraf albümlerimizi sınırlı sayıda insana gösterdik fakat şu anda özel yaşam deneyimlerimizi ve duygularımızı aslında kamusal alana açıyoruz.

Genellikle ileriki yaşlardaki katılımcıların özel yaşamın paylaşılması konusunda daha rahatsız olduklarını belirten Savaş, bu durumu bir katılımcının kendi Facebook profiline ilişkin yaptığı “misafir odası” benzetmesi ile açıkladı.

Gruplar aracılığı ile yaratılan kamusal alan

Özlem Savaş, projesinde Facebook’daki çeşitli grupları da inceliyor. “Gördüğüm şey şu, her toplumsal grup kendi alanını oluşturuyor internette. Dolayısıyla içeriye alınma ya da dışarıda bırakılma süreçleri çevrimdışı hayatta olduğu gibi internet üzerinde de işliyor.”

Savaş konuşmasının son kısmında sosyal medyada gerçek fiziksel mekanlar gibi işleyen mekanlar olduğuna değindi. Özellikle gruplar aracılığı ile oluşturulan, fiziksel temas olmasa da bireyleri biraraya getirme özelliğine sahip alanların varlığından söz etti. Bir diğer yandan, sosyal medyada paylaşılan hangi içeriği göreceğimizin algoritmalar tarafından belirlendiğine işaret eden Savaş, sosyal medyadaki kamusal alanın fiziksel bir mekanda biraraya gelme halinden farklı olduğunu belirtti.

Sonuç olarak Savaş, çevrimdışı fiziksel mekan ile sanal uzam/siber uzam denilen çevrimiçi mekanı nasıl karşılaştırabileceğimiz ve bunun kamusal alana katılım bağlamında nasıl ele alınabileceği hakkında net bir şey söylemenin mümkün olmadığını, konunun her yönüyle ele alınması ve gidişata bakılması gerektiğini ekledi.

Referanslar:

Facebook Hikayeleri grubu (Savaş’ın yürüttüğü Araştırma projesine ilişkin paylaşımların yer aldığı, Facebook üzerinden ulaşılabilen, herkese açık grup.) https://www.facebook.com/groups/1710906529140105/?fref=ts

Işık. S. “Faucault’ta Kendilik Etiği ve Sanat Yapıtı Olarak Yaşam”, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, 17 (2014): 101-16.

 

 

 


%d blogcu bunu beğendi: