Türkiye’de Tumblr Blog Ortamındaki Popüler Blogcuların Kullanım Pratikleri

Ekim 13, 2011

Tuğçe Erbaş

Başkent Üniversitesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Yüksek Lisans Programı, Ankara

tuucerbas@gmail.com, tugcerbas@ymail.com

Özet: Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesinin ve kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber yeni medya ortamları, bireylerin yoğun olarak benlik gösterdikleri bir alan olarak giderek önem kazanmıştır. Blogların da, yeni medya ortamlarında birçok İnternet kullanıcısının tercih ettiği önemli bir iletişim aracı olduğu gözlemlenmektedir. Bu tez çalışmasında, yeni medya ortamındaki blog ortamında perfomans gösteren popüler blogcuların kullanım pratikleri, popüler bloglara uygulanan metin analizi ve popüler blogcularla yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilen bulgulardan hareketle tartışılmış, elde edilen bulgular, mahremiyet algısı, sanal uzamda benliğin sunumu, varolma ve dolayısıyla görülme isteği gibi yeni medya çalışmaları kapsamında sıklıkla araştırma konusu olan olgular temel alınarak değerlendirilmiştir. Tumblr blog sağlayıcısının araştırma evrenini oluşturduğu bu tez çalışması, blog ortamında varolma nedenlerinin, kullanım amaçlarının ve biçimlerinin bireylere göre değişiklik gösterdiğini ortaya çıkarmakla beraber, popüler blogcuların sahip olduğu bir takım ortak kullanım pratiklerini de açığa çıkartmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Blog, blog yazmak, sanal kimlik

Abstract: Along with the advancement of information and communication technologies, new media has become more of an issue as a space where people present themselves intensely. It is also observed that blogs are the important communication tools which are prefered to use by most of the Internet users on new media. In this thesis, the usage practices of popular bloggers who perform self-presentation on blogs in new media are discussed through the findings of the content analysis and the in-depth interviews. The findings are interpreted by the facts such as intimacy, self-presentation on virtual space and the desire of being seen which are the subjects of new media studies substantially. This thesis, which Tumblr blogware is formed as research site, has brought out the fact that the reasons of the desire of being on blogs, the points and the forms of usage are depend on the individuals. It also brings into open some mutual usage practices of popular bloggers.

  1. 1.       Giriş

 

Sanal uzamda hizmet veren iletişim araçlarının gelişen teknolojiyle birlikte etkileşimsellik özelliklerinin artması ve modern insanın iletişim ve haberleşme dürtüsünü karşılayabilme amacıyla çalışma prensiplerinin geliştirilmesiyle birlikte iletişim araçları her geçen gün daha çok kullanıcı çekmekte ve yeni medya ortamının temelini oluşturmaktadır. Günümüzde kullanımı hızla yaygınlaşan ve kullanıcılarına hem etkileşimsellik hem de kişiye özel ayarlar sunan en popüler araçlardan birisi bloglardır. Web sayfalarının kullanımı daha kolay ve daha sık güncellenen bir versiyonu olarak görülen bloglar, kolaylıkla oluşturulabilmesi, izleyenlerle sürekli olarak etkileşime olanak vermesi ve genellikle herhangi bir maliyeti olmaması gibi sebeplerle İnternet kullanıcıları tarafından hızla benimsenmiştir.

 

  1. 2.       Yeni medya ve bloglar

 

Günümüzde giderek gündelik yaşamın her alanında yaygın kullanım pratikleri bulan, gündelik yaşam pratiklerini –farkında olmasak da- köklü bir şekilde dönüştüren, toplumsal yaşamın birtakım gerekleri nedeniyle kullanım yoğunluğu giderek artan, bedenin bir uzantısı/parçası haline gelen bilgisayar, İnternet ortamı, cep telefonları, oyun konsolları, Ipod veya avuç içi veri bankası kayıtlayıcıları ve iletişimcileri, diğer bir deyişle tüm bu dijital teknolojiler yeni medya başlığı altında toplanabilir (Binark, 2007: 21). Yeni medyayı geleneksel medyadan(gazete, dergi yayıncılığı, radyo, televizyon yayınları ve sinema filmleri) farklılaştıran özellikler ise, dijitallik, etkileşimsellik, hipermetinsellik, yayılım ve sanallıktır (Lister vd.’den aktaran Binark, 2009: 60).

Basın özgürlüğünü destekleyen Fransız bir sivil toplum kuruluşu olan Reporters Without Borders, 2005 yılının Eylül ayında yayınladığı Handbook For Bloggers and Cyber-Dissidents adlı kitapta blogun, çoğunlukla “gönderi”(post) denilen yeni haberlerin yayınlandığı, düzenli olarak güncellenen, en yeni olan gönderinin sayfanın en başında yer aldığı ve birçok gönderinin kategorilenerek düzenlendiği, günlük biçiminde olan, özel tasarlanmış bir etkileşimsel araç kullanılarak oluşturulan ve genellikle bir kişi tarafından bazen anonim olarak yürütülen bir kişisel web sitesi olduğu tanımı yapılmıştır.

Bir blog, normal bir web sitesine göre daha kolay yürütülür ve güncellenir. Blog sağlayıcılarının (ya da serverların[*]) metin yükleme (posting) yöntemleri web sitelere göre çok az farklılık taşır, ancak, prensipte aynıdırlar (Reporters Without Borders, 2005: 17). Ancak web sitelerinin bloglara göre, güncellenmesinin daha zor ve daha çok zaman alıyor olması nedeniyle web sitelerinin daha statik araçlar oldukları söylenebilir. Bir web sitesini kurmak için gereken HTML kodlama bilgisi blog sahibi olmak için gerekli değildir. Bununla birlikte birkaç yıl öncesine kadar reklamlar, arama motoru gibi web sitelerinde sıkça bulunan ancak bloglarda olmadığı düşünülen ögelerin, günümüzde artık çoğu blogda bulunduğu söylenebilir. İnternet ortamında bireylerin kendi bloglarını kurup yürütmelerini sağlayan birçok çevrimiçi hizmet bulunmaktadır. Blogger8 bu hizmeti veren ilk büyük blog sağlayıcısıdır ve hala da WordPress.com, Livejournal.com, Typepad.com, Tumblr.com ve ülkelere göre değişen diğer yerel blog sağlayıcılarıyla birlikte en popüler blog sağlayıcılarından birisidir.

 

Blog Ortamında Kimlik İnşası

 

Bloglarda blogcunun paylaştığı her bir unsur o blogcunun kimlik inşasının bir tuğlası gibidir. Blogcunun dil pratikleri, paylaştığı içeriklerin türü ve konusu diğer kullanıcılara kimliği hakkında bir takım bilgiler vermektedir. Burada söz konusu olan kimlik çoğunlukla bireyin gerçek kimliğinden beslenir, bununla birlikte aralarında birçok farklılık da bulunabilir. Birey kendini başkalarına sunduğunda, performansı toplumun resmi olarak onaylanmış değerlerini, davranışlarından çok daha fazla içerir ve temsil eder (Goffman, 2009: 45). Yeni bir benlik sunumunun kurulması olanağını veren diğer çevrimiçi ortamlarda olduğu gibi bloglarda da, performansların idealize edilmesi ve ideal bir benliğin kurulması söz konusudur. Bu bağlamda bireye verilen özgürlük, çoğu zaman kullanıcının kendisini tam olarak gerçekte olduğu gibi sunmamasıyla birlikte, daha çok kendi kafasındaki ideal benlik doğrultusunda yeni bir benlik sunumu inşa etmesine ve buna bağlı olarak da idealize edilmiş performanslar sergilemesine olanak tanır.

Bloglarda ve sanal uzamda bulunan toplumsal paylaşım ağları ve diğer ortamlarda bilinen üç çeşit kimlik bulunmaktadır. Bunlar anonim kimlik (anonymous), takma isimli kimlik (pseudonymous) ve nonim kimliktir. Her üç kimlik de bireyin gerçek kimliğinden (real-life identity) birçok açıdan farklılaşabilmektedir. Anonimlik, iletişim kurulan bireyin kimliğinin bilinmemesi, görülemez oluşudur. Diğer bir kimlik türü olan takma isimlilik ise bireyin kendisine bir takma isim seçmesi ve bu takma ismin sanal uzamdaki ortamlarda kullanıcının kimliğini temsil etmesidir. Örneğin, blog ortamında takma isim kullanan bir blogcu, kimliğini temsil eden takma ismini blogunun başlığı olarak kullanabilir. Bireyler blog ortamında gerçek kimlikleriyle de varolmayı tercih edebilirler. Gerçek kimliklerini kullanan blogcular bloglarında gerçek isimlerini paylaşır gerçek fotoğraflarını yayınlarlar.

 

Mahremiyet

 

Özel yaşamın gizliliği hakkının temel niteliği, bireyin kendisine ilişkin bilginin dolaşımı üzerinde kontrol yeteneğine, kişisel özgürlüğünü koruma ve sosyal ilişkilerini sürdürme gücüne sahip olmasıdır. Bireylerin, kendilerine ilişkin bilgilerin akışı üzerinde denetimi kaybetmeleri, bu bilgileri kullanabilme gücüne sahip kimselerin veya kurumların hegemonyası altına girmeleri riskini de beraberinde getirmektedir (Miller’dan aktaran Yüksel, 2003: 77). Elif Küzeci Kişisel Verilerin Korunması (2010) adlı çalışmasında, özel yaşamın gizliliği hakkı ve mahremiyet kavramlarının ayrımına dikkat çekmiş ve özel yaşamın gizliliği hakkının, bireyin yalnızca mahrem alanını korumadığını, mahrem olmayan kamuya açık alanını da koruma kapsamına aldığını belirtmiştir (2010: 14). Bireyin özel yaşam alanı ise, belirli kimselerle ve belirli ölçüde paylaştığı yaşam parçalarını kapsar (Araslı’dan aktaran Küzeci, 2010: 71). Bununla birlikte mahremiyet, tanımlanması ve sınırlarının belirlenmesi oldukça güç bir kavramdır. Çünkü mahremiyet, birçok insan için aynı anlama gelmez (Yüksel, 2003: 78). Mahremiyet, bireyin herkesle paylaşmayacağı veya herhangi bir kimse ile paylaşmamak hakkının bulunduğu olay, inanç ve duygularının, isteği üzerine o kişiyle paylaşılması durumunu ifade eden “intimacy” deyiminin karşılığıdır (Araslı’dan aktaran Küzeci, 2010: 14). Her ne kadar kişisel mahremiyetin insanların yaşantısının önemli bir parçasını oluşturduğu düşünülse de, bireyler çoğu zaman bu olgunun farkında olmazlar.

Beri yandan, hızla yaygınlaşan İnternet kullanımıyla birlikte, toplumsal paylaşım ağlarına akın eden bireyler, bu ortamlarda gözetleniyor olduklarını bilmekte, ne ki bunu çoğunlukla bir sorun olarak görmemektedirler. İnsanlar, dışlarındaki dünyayla iletişim halindedirler (Toprak vd., 2009: 149). Gelişen bilgi ve iletişim teknolojisinin sunduğu gelişmiş haberleşme olanakları ve yenilenen iletişim ortamları, bireyleri sanal uzama çekmekte ve uzamda bir şekilde varlık göstermelerini teşvik etmektedir. Toplumsal paylaşım ağları, bloglar, çevrimiçi dijital oyunlar sanal uzamda bireylerin mahremiyetlerini teşhir etmelerine aracı olmakta, bir takım kişisel bilgilerini ortak bir alan olan sanal uzamda paylaşmalarına neden olmaktadır. Bu noktada, bireylerin gözetlenmekten haz duymaya evrilmesi durumu ele alınmalıdır. İnternet kullanıcısı gözetlenmekten zevk almakta ve kendisinin gözetlenmesini istemektedir. Bu durum da teşhirciliğe denk düşmektedir. Merkezi bir gözetleme kulesi etrafında birçok mahkûmun aynı anda denetlenebildiği büyük dairesel yapı olan ve gözetim ve gözetlemenin somut bir simgesi haline gelen panoptikon’un tersine, iktidarın istemine gerek kalmadan ortaya çıkan gözetlenme isteği iktidara teslimiyeti göstermekte ve synopticon kavramına işaret etmektedir; “panoptikon insanları seyredilebilecekleri konuma zorla getirir. Synopticon’un ise baskıya ihtiyacı yoktur, insanları seyretsin diye ayartır” (Bauman’dan aktaran Bentham vd., 2008: 122). Dolayısıyla burada toplumsal kaygı, artık gözetlenmek değil, göz önünde bulunamamak yönündedir (Toprak vd., 2009: 152). Bireylerin, sanal uzamda üretilen, sürekli güncellenen ve yenilenen iletişim araçlarına olan büyük ilgisi ve her yerde görünür olma kaygısı herkes tarafından kolayca gözlemlenebilmektedir. Bireyler birileri tarafından uyarılmadıkları sürece İnternette gizlilik konusunda kaygılanmamaktadırlar. Toplumsal paylaşım ağlarından, web kamerası kullanımına, blog yazmaktan, reality şovlara kadar, bireylerin, mahremiyetlerini kamusallaştırarak karşılığında popülerlik, şöhret ve hatta maddi kazanç aradıkları söylenebilir. Bu çerçevede bireylerin paylaşma, fark edilme ve diğerleriyle bağ kurma isteği, mahremiyet olgusunun unutulmasına ve hızla ortadan kalkmasına sebep olmaktadır.

 

Türkiye’de İnternet ve Bloglar

 

Blog yazmak ise tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla paralel olarak hızla benimsenmiş ve yaygınca kullanılır hale gelmiştir. Bu popülerleşmeyle beraber yabancı blog sağlayıcılarının yanı sıra birçok yerel blog sağlayıcısı da piyasaya sürülmüştür (Blogcu.com, Benimblog.com gibi). Türkiye’de blog yazmanın ve okumanın ne derece yaygın olduğu sorusunun cevabı, geniş kitlelerce takip edilmeye başlanan birçok popüler blog yazarının ortaya çıkmasıyla, 2010 yılında, Okuyan Us Yayınevi editörü Cem Mumcu tarafından seçilen popüler blog yazarlarının Dizüstü Edebiyat Dizisi adı altında kitaplarının çıkarılmasına karar verilmesiyle kısmen yanıt bulmuştur. Serinin ilk kitabı 2010 yılının Haziran ayında takma adıyla PuCCa’nın yazdığı Küçük Aptalın Büyük Dünyası Pucca Günlük olmuştur. Seriyi iki ay sonra Ağustos’ta yayınlanan yine takma adıyla Sami Hazinses’in Piç Güveysinden Hallice kitabı izlemiştir. Eylül ayında Onur Gökşen’in Bizim de Renkli Televizyonumuz Vardı adlı kitabı ve en son 2011’in Ocak ayında, takma adıyla Pink Freud’un Sorun Bende Değil, Sende kitabı yine Dizüstü Edebiyat Dizisi dâhilinde piyasaya çıkarılmıştır. Çıkan kitaplar çok satılmış ve kısa zamanda kitabevlerinde çok satanlar bölümünde sergilenmeye başlanmıştır (Şekil 1).

Şekil 1. Popüler Blogcuların Okuyan Us Yayınevi’nden Çıkan Kitapları

  1. 1.       Araştırmanın Uygulanması: Türkiye’de Tumblr Ortamındaki Kullanım Pratikleri

 

Tez kapsamında örneklem seçimi, 2007 yılından beri hizmet veren ve İnternet kullanıcıları arasında kullanımı gittikçe yaygınlaşan Tumblr blog sağlayıcısı içinden yapılmıştır. Tumblr ortamında etkin olan popüler blogcular belirlenmiş, blogları takibe alınmıştır. Araştırma kapsamında, popüler Tumblr blog yazarlarının blogları incelendiğinden takipçi sayısı 500’ün altında olan bloglar araştırmaya dâhil edilmemiştir. Bu çerçevede, çalışmada sözü edilen popüler blog kavramı, takipçi sayısı 500 ve üstünde olan blogları tanımlamak için kullanılmıştır. Buna göre tez kapsamında, 33 blogcunun Tumblr blogları incelenmiş, bloglar üzerinde betimleyici metin analizi ve tematik içerik analizi uygulanmıştır. Teze dâhil 33 blogcudan 11’i ile ise derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bir diğer sınırlılığı ise, tezin başlığında da belirtildiği üzere, sadece Türkiye’den blog yazarlarının Türkçe yazdıkları blogların incelenmiş olmasıdır.

Öncelikle Tumblr blog sağlayıcısında etkin olan bazı blogların yazarlarıyla e-posta aracılığıyla iletişime geçilmiş ve onların hangi blogları severek ve ilgiyle takip edildiği sorulmuştur. Bunun sonucunda birçok blogcu tarafından ortak olarak takip edilen bloglar belirlenmiştir. İkinci bir yöntem olarak araştırmaya katılan blogların katılımlı gözlem tekniğiyle incelenmesi amacıyla araştırmacı tarafından bir Tumblr blog hesabı[1] yaratılmıştır. Araştırmacı Tumblr blog ortamında araştırmacı kimliğiyle oluşturduğu bu blog hesabından, blog üzerindeki gönderilerin beğenilme sayısı ve yorum sayısından hareketle popüler olduğunu düşündüğü blogları incelemeye başlamıştır. Ayrıca araştırmacının blogunda araştırmayla ilgili genel bilgiler paylaşılmış ve araştırmaya katılmak isteyen gönüllü blogcular için çağrı yapılmıştır. Araştırma blogu tarafından izlemeye alınan blogların gönderileri 1 Aralık 2010 tarihinde blogcularına göre sınıflandırılarak kaydedilmeye başlanmıştır. Gönderiler kaydedilirken üzerlerinde hiçbir değişiklik yapılmamış, içerik türleri ne olursa olsun özgün gönderiye müdahale edilmemiştir. Gönderilerin kaydedilmesine 31 Aralık 2010 tarihinde son verilmiş ve böylece Tumblr’a kayıtlı 33 popüler blogun bir ay boyunca yayınladığı tüm gönderiler arşivlenmiştir.

 

1.1.  Profil Analizi ve Betimleyici Metin Analizi

 

Araştırma örnekleminin demografik özelliklerini belirlemek üzere öncelikle, bir ay boyunca yayınladıkları gönderileri kaydedilen 33 blogcunun profil analizi çıkarılmıştır. Elde edilen veriler sadece blogcuların bloglarının hakkımda (description) bölümünde paylaştıkları bilgiler olup, bu bölümde paylaşmadıkları bilgiler analize dâhil edilmemiştir (Tablo 1). Burada amaç blogcuların bloglarının tanıtım bölümünde kendileriyle ilgili hangi genel ve iletişim bilgilerini paylaştıklarını belirlemek ve buna göre blogcuların demografik özelliklerini ortaya çıkarmaktır. Blogcuların yaygın olarak paylaştığı bilgi, bir iletişim bilgisi olarak değerlendirilebilecek diğer toplumsal paylaşım ağlarındaki hesaplarının bağlantılarıdır. Bu yolla birbirlerinin diğer ağlardaki varlıklarından haberdar olmakta ve genellikle birbirlerinin bloglarını izleyen blogcuların diğer toplumsal paylaşım ağlarındaki hesaplarında da birbirlerini takip ettikleri gözlemlenebilmektedir. Bunun dışında blogcuların iletişim bilgisi olarak sadece e-postalarını paylaştıkları görülmektedir. Blogcuların hangi şehirde yaşadıklarına dair hakkımda bölümünde hiçbir şey paylaşmadıkları gözlemlenmektedir. Ancak yazdıkları gönderilerde zaman zaman yaşadıkları şehirden ve çeşitli mekanlardan bahsettiklerinden blogcuların hangi şehirde yaşadıklarını düzenli olarak bloglarını takip ederek öğrenmek mümkündür.

Blogcuların profil analizi çıkarıldıktan sonra, hangi tür içeriğin ne sıklıkta paylaşıldığını ortaya çıkarmak için kaydedilen gönderiler üzerinde betimleyici metin analizi uygulanmıştır. Bu analizde blogcuların gönderileri içeriklerine göre görüntü, bağlantı, ses ve soru-cevap şeklinde dört ana kategoriye ayrılmıştır. Tablo 2’ye göre popüler blogcular bloglarında yayınladıkları metinleri çoğunlukla görüntülerle desteklemektedir. Görüntü çeşitlerinden ise en çok fotoğraf türü kullanılmaktadır. Kullanılan fotoğrafların bir kısmı blogcuların kendilerinin çektikleri fotoğraflardır ve blogcular bu tür fotoğrafları paylaşırken fotoğrafları kendilerinin çekmiş olduğu bilgisini genellikle okuyucularla paylaşmaktadır. Bununla birlikte paylaşılan fotoğrafların bir kısmı da blogcuların görüntü bankalarından ya da çeşitli web sayfalarından edindikleri görüntülerdir. Blogcuların gönderilerinde paylaştıkları metinleri desteklemek için sık sık kullandıkları bir diğer içerik türü de bağlantıdır. Blogcular bloglarında ilginç buldukları, beğendikleri ya da dikkat çekmek istedikleri web sayfalarının bağlantılarını paylaşmaktadır. Ayrıca blogcuların bloglarının hakkımda (description) bölümünde paylaştıkları diğer toplumsal paylaşım ağlarındaki hesaplarının bağlantılarını belli aralıklarla gönderi olarak da paylaştığı gözlemlenmiştir. Bu da Tumblr blog ortamında popüler blogcuların sanal uzamın özelliklerinden biri olan hipermetinselliği oldukça etkin bir şekilde kullandığını göstermektedir.

 

1.2.  İçeriğin Üretimi: Tematik Analiz

Blogcuların Tumblr blog ortamında ürettikleri içeriğin anlaşılabilmesi açısından araştırmaya katılan ve bir ay boyunca takip edilen Tumblr blogcularının gönderileri konularına göre tasnif edilmiştir.  Bu tasnifin amacı, Tumblr blog ortamında faaliyet gösteren popüler blogcuların çoğunlukla hangi konular hakkında yazmayı tercih ettiklerini ortaya çıkarmak ve popüler blogcuların içerik üretiminin genel anlamda bir profilini oluşturmaktır.

Kategoriler 33 blog yazarının bir ay boyunca yazmış olduğu tüm gönderilerin okunmasının ardından, göze çarpan konular dikkate alınarak belirlenmiştir. Bazı kategorilere alt kategori oluşturma gerekliliği görülmezken, bazılarına birden çok alt kategori üretmenin daha anlamlı olacağına karar verilmiştir (Tablo 2).

İlk kategori Aralık 2010 süresince gerçekleşen önemli olaylardan oluşmaktadır. Rogers ve Dearing, medya gündemini, “belirli bir zaman dilimi içinde medyada yer alan olaylar ve sorunlar listesi” biçiminde tanımlamaktadırlar (Rogers ve Dearing’den aktaran İrvan, 2001: 74). Gerek geleneksel medyada gerekse yeni medya da sıklıkla yayınlanan bu olaylar gündem – güncel olaylar kategorisinde toplanmıştır. Bu olaylardan başlıcaları için alt kategoriler oluşturulmuş tematik analizin daha anlaşılır olması sağlanmıştır.

“Gündelik yaşam” her gün tekrar edilen, rutin olan, herkes tarafından paylaşılan ama çoğunlukla sıradan olan ve bu nedenle konuşulamayacak kadar önemsiz olan şeyleri çağrıştıran bir kavramdır (Cemiloğlu Altunay, 2010: 38). Bu çerçevede gündelik yaşam ve alışkanlıklar kategorisinde, kullanıcının günlük aktivitelerini söz konusu günde başına gelenleri, yaşadığı ilginç olay ve deneyimleri, gündelik yaşamın monotonlaşan eylemleri ve kullanıcıların alışkanlıkları üzerine yazmış olduğu gönderileri içermektedir.

Beğeniler- zevkler- tercihler kategorisindeki gönderiler, kullanıcının herhangi bir olay, durum ya da somut bir madde hakkındaki olumlu ya da olumsuz fikirlerini içeren gönderilerdir.

Duygusal metinler kullanıcının duygularını ifade ettiği gönderilerdir. Bu ana kategori altında 5 alt kategori oluşturulmuştur. 4’ü çeşitli belli duyguların sınıflandırılması şeklinde olurken diğer karmaşık duygular kategorisi birçok duyguyu aynı anda içeren ya da belirtilen duygunun tam olarak anlaşılmadığı gönderilerin toplandığı kategoridir.

Popüler kültür, kökleri yerel geleneklerde bulunan halk inançlarını, pratiklerini ve nesnelerini, keza siyasal ve ticari merkezlerde üretilen kitlesel inançları, pratikleri ve nesneleri içerir (Mukerji ve Schudson’dan aktaran Mutlu, 2005: 313). Bu çerçevede popüler kültür ana kategorisi altında popüler kültür unsurlarını barındıran popüler kültürün yeniden üretildiği gönderiler toplanmıştır. Yerli ve yabancı popüler kültür unsurlarının ne sıklıkta paylaşıldığını net bir şekilde görebilmek adına yerli ve yabancı alt kategoriler oluşturulmuştur. Bunların altında da hem yerli hem de yabancı alt kategorisi için, belli başlı popüler kültür unsurları ayrı ayrı gruplarda incelenmiştir. Şarkılar, film afişleri, film yorumları, film replikleri, kitaplardan alıntılar, şöhretlerin fotoğrafları, televizyon programları, karikatür ve çizgi roman görüntüleri, sporla ilgili yorum ve görüntülerin paylaşıldığı gönderiler bu kategori içinde yer almaktadır.

2010 yılının Aralık ayı boyunca Türkiye’de devam eden sosyal sorumluluk projelerine destek ya da genel anlamda toplumsal duyarlılığın belirtildiği gönderiler yalnızca 4 tanedir. Bu türdeki gönderilerin toplandığı toplumsal duyarlılık / sosyal sorumluluk projelerine destek kategorisi ile gündem-güncel olaylar ana kategorisi altında Türkiye’de Aralık ayının haber gündemini oluşturan Haydarpaşa yangını[2], wikileaks[3] ve ODTÜ olayları[4] alt kategorileri bir ay boyunca popüler blog yazarları tarafından hakkında en az yazılan konulardır. Katılımcıların güncel olaylar kategorisine giren siyasi ve dini konular hakkında yazmayı tercih etmemeleri, katılımcılarla yapılan derinlemesine görüşmelerde de bizzat kendileri tarafından ifade edilmiştir.

“…Ben hayatım boyunca hani yaptığım -kısa film de yapıyorum ben- onlarda olsun insan ilişkilerinde olsun hayatımda olsun politika ve siyasetle hiç bi şeyim olmadı. o yüzden işte ondan çok çekinirim hani hakketen bi tespitim olduysa da arkadaşlar arasında yaparım ama böyle bi yerde yayınlamak istemem. çünkü sonra dönüp dolaşıp sen şurda şunun hakkında böyle demişsin diye karşıma çıkabilme ihtimalinden çekiniyorum yani. Ki enteresan haberler de görüyoruz hani sırf insana yazıldığı için ya da bi kuruma dava açılan durumlar oluyo bu hoş bi şey değil o yüzden hani…” (memcimek, 23).

 

1.3.  İçerik Üreticileri İle Yapılan Derinlemesine Görüşmeler Sonucu Elde Edilen Bulguların Değerlendirilmesi

Yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmede yönlendirilen sorular ve katılımcıların verdiği cevaplar alıntılar yapılarak, bulunma ve görülme isteği, beğenilme – popüler olma arzusu, blog ortamında mahremiyet algısı ve sanal uzam ile çevrimdışı uzamda kimlik olmak üzere dört başlık altında incelenecektir.

Bulunma ve Görülme İsteği

Günümüzde, sanal ortamdaki hizmet sağlayıcılarının ve toplumsal paylaşım ağlarının evrilmesi ve kullanıcılara daha kişisel bir ortam sağlamasıyla beraber, sanal uzamdaki birçok mecra için söz konusu olan “anonimlik” yerini “bilinirliğe” bırakmıştır. Kullanıcılar, geliştirilmiş kişisellik seçenekleri ve yayınlanabilen içeriğin çeşitlenmesiyle birlikte, sanal uzamda anonim bir kimlik yerine Facebook gibi toplumsal paylaşım ağlarında olduğu gibi, gerçek kimliklerini kullanmayı tercih etmeye başlamışlardır. Bloglar için bunun tam olarak geçerli olduğunu söylenemese de, tüm toplumsal paylaşım ağlarını birbiriyle ilintili şekilde kullanan birçok kullanıcının Facebook gibi ağlarda paylaştıkları blog bağlantıları ya da bloglarında paylaştıkları Facebook hesaplarının bağlantıları dolayısıyla, bloglarında anonim bir kimlik kullansalar dahi aslında kim oldukları açık bir şekilde görülebilmektedir. Ayrıca kullanıcıların, sanal uzamda kullanıcı adı gerektiren toplumsal paylaşım ağı üyeliklerinde hep aynı kullanıcı adını aldıkları, bu sayede görünürlüklerini ve fark edilirliklerini arttırmayı amaçladıkları, dolayısıyla da belli bir kullanıcı grubuyla birden çok paylaşım ağında iletişime geçebilme olasılıklarını arttırdıkları gözlemlenmektedir.

Blog ortamında var olan kullanıcıların blog ortamındaki kimliklerini çevrimdışı uzama taşıdıkları ve bu bağlamda bulunma ve görülme isteklerini somut olarak gerçekleştirdikleri de gözlemlenmektedir. Tumblr blog ortamında blog yazan ve İstanbul, Ankara ve Bursa gibi büyük şehirlerde ikamet eden kullanıcılar şehirlerinde Tumblr buluşma günleri düzenlemiş ve bu etkinliklere katılım oldukça büyük olmuştur. Araştırmacı Ankara’da düzenlenen iki etkinliğe katılmış ve etkinliklerde araştırmaya katılmayan birçok Tumblr blog yazarıyla da görüşme imkanı bulmuştur. Araştırmaya katılan ve görüşme yapılan 11 blogcudan 7’si şehirlerinde düzenlenen Tumblr buluşmalarına katılmış, 3’ü katılmak istemelerine rağmen çeşitli nedenlerle buluşmalarda bulunamamışlardır. Derinlemesine görüşme yapılanlar arasında, Tumblr buluşmalarına katılmayan ve ilerde yapılacak buluşmalara da katılmayı tercih etmeyeceğini belirten yalnız 1 katılımcı bulunmaktadır.

“…Ee sanal ortamda yazıştığımız ettiğimiz yani önce blog takibiyle başlıyo işte belki mesaj atıyosunuz sonra işte msn olsun telefon olsun bi şekilde konuşuyosunuz ediyosunuz o kişiyi gerçek hayatta yüz yüze görmek istiyosun… daha sonra sizin arkadaşınız oluyo hani arkadaş edinebilme adına yararlı bulduğum için katıldım…” (sosyalkedi, 18).

 

Beğenilme-Popüler Olma Arzusu

 

Sanal uzamdaki toplumsal paylaşım ağları ve bloglar gibi hizmet sağlayıcılarına üyelik ve bu ortamlarda var olma durumunun kullanıcılarda zamanla beğenilme ve popüler olma arzusu geliştirdiği söylenebilir. Bireylerin sanal uzamda varlığının en önemli nedenlerinden biri olarak gösterilen iletişim kurma ve sosyalleşme unsuru bu tür ortamlarda da öne çıkmaktadır. Mümkün olduğunca çok kişiyle iletişim kurabilmek, tanışabilmek ve sohbet edebilmek de sanal uzamda beğenilmeyi ve popüler olmayı gerektirmektedir.

“…lisede ya da ortaokulda bi kaç kere denedim günlük tutmayı ama çok yeterli olmadı .. sürekli olmadı artı bi sanal alemde gittikçe popülerleştikçe herkes okuyabiliyo insanlar okudukça da sen gaza geliyosun daha fazla yazmak istiyosun..” (Ali Kaya, 24).

Beğenilme ve popüler olma isteği ile blogcuların gönderilerine yapılan olumlu geribildirimleri ve takipçi sayılarını önemsemeleri arasında da bir ilişki kurulabilir. Beğenilme ve popüler olma arzusunu taşıyan blogcuların çoğunlukla gönderilerinin beğenilmesi ve gönderilerine yorum yapılmasını önemsedikleri ve takipçi sayılarının artmasını diledikleri gözlemlenmiştir.

“…Ya tabi büyük önemi var çünkü hani sen karşı tarafa bişey veriyosunn aynı zamanda hani ya ben şeye inanmıyorum mesela ben kendim için yazıyorum işte aman imse şey yapmasın kimsenin şeyi umrumda değil hayır abi yani o senin için önemli oluyo yani yazdıktan sonra e çünkü sen ee o beğense tamam beğenmese tamam senin umrunda olmaz ama hani böyle bişey bekliyosun hani yorumu ne acaba, acaba ne düşündü o olay var hani…” (zebramarch, 17).

Türkiye’de, 2010 yılında, Okuyan Us Yayınevi tarafından Dizüstü Edebiyat Serisi adı altında popüler blog yazarlarının kitaplarının çıkmasıyla İnternet ortamında popüler olmanın mümkün olduğu ve bu popülerliğin çevrimdışı uzama da taşınabileceği gözlemlenmiştir. Buna göre derinlemesine görüşmelerde katılımcılara da bloglarını kitaplaştırmak isteyip istemedikleri sorulmuş ve katılımcılardan yalnızca 4’ü böyle bir teklife olumlu yanıt verebileceklerini belirtmişlerdir. 6 katılımcı bu fikre olumsuz bakmaktadır.

 

Tumblr Blog Ortamında Mahremiyet Algısı

 

Hal Niedzviecki Dikizleme Günlüğü (2010) adlı çalışması kapsamında görüşme yaptığı bir blogcunun “en başarılı blog yazarları, özel hayatlarını en fazla açık edenlerdir” ifadesine vurgu yapmıştır. Bireylerin başkaları hakkında özel olan şeylere duyduğu merak ve kişileri gözetleme isteği bunun en önemli nedeni olarak görülmektedir. Bu tez kapsamında da görüşme yapılan 11 katılımcı özel hayatını diğer yazarlara göre daha çok teşhir eden blogcuların daha çok takip edildiği konusunda hemfikir olduklarını belirtmişlerdir. Özellikle cinsel hayatları hakkında yazan blogcuların diğer blogculara göre daha dikkat çektiği ve daha çok izlendiğini ifade etmişlerdir.

Katılımcılar, bloglarında özel hayatlarını ne derece teşhir ettikleri ve bu konudaki sınırlarının ne olduğu sorusuna cevap olarak çoğunlukla cinsel hayatlarının bu sınırın başlangıcı olduğunu ifade etmişlerdir.

“…Ya bazıları ismini okulunu bulunduğu şehri bile söylemekten çekiniyolar ama ben o kadar değil dediğim gibi yatak odasına geçmicek…” (jeliboni, 20).

Bu noktada mahremiyet ile özel yaşam alanı ayrımına dikkat çekmek gerekir. Burada şöyle çelişkili bir durum vardır. Bireyin belirli kimselerle belirli ölçüde paylaştığı yaşam parçalarını kapsayan özel yaşam alanı, blogcular tarafından blogda paylaşılmasında sakınca görülmeyen özel yaşam olarak görülmektedir. Katılımcıların çoğunlukla “yatak odası” metaforunu kullanarak ifade ettikleri ve teşhir edilmesinde sakınca gördükleri yaşam alanı ise mahrem alanı oluşturmaktadır. Buna göre katılımcıların blog ortamında özel yaşamlarının paylaşımıyla ilgili oluşturdukları sınır özel yaşam alanında değil, mahrem alanda başlamaktadır. Bu durum Türkiye’de bireylerin mahrem alan hakkında bir kavram karmaşasına sahip olduğunu göstermektedir. Üstelik mahrem alan sadece cinsellikle sınırlı tutulmaktadır.

Genel yaşam alanı olarak adlandırılan yaşam alanı, kişinin herkesle paylaşabileceği kamusal yaşam alanlarını içermektedir (Küzeci, 2010: 71). Diğer katılımcılardan farklı olarak hemoghemlobin blog ortamında özel hayatının paylaşımıyla ilgili oluşturduğu sınırın mahrem alandan önce, özel yaşam alanında başladığını belirtmiştir. Buna benzer olarak 25 yaşındaki Yağız Yılmaz, çoğu katılımcının mahremiyet ile cinsel hayat arasında kurduğu ilişkiye zıt olan görüşlerini ifade ederek, mahremiyet kavramının Birinci Bölümde de bahsedildiği gibi her insan için aynı anlama gelmediği görüşünü desteklemiştir:

“…Ya mahremiyet zaten bana direk cinselliği çağrıştıran bi kelime değil yani. Üzerimizde kıyafetlerimiz varken de yaşadığımız bi şey benim için mahrem olabilir.. nası diyim yani şeyi sevmiyorum ben insanlar senin hakkında çok fazla şey bilmemeli bence…” (Yağız Yılmaz, 25).

Sanal Uzam(Tumblr Blog Ortamı) ile Çevrimdışı Uzamda Kimlik

 

Bireyin blog ortamında sergilediği kimlik, bireyin gerçek kimliğinden beslenmekte ancak aralarında birçok farklılık da bulunabilmektedir. Aradaki farklılıkların hangi unsurlarda ortaya çıktığını belirleyebilmek ve farklılığın derecesini ortaya koyabilmek amacıyla yapılan derinlemesine görüşmelerde katılımcılara sorular yöneltilmiştir. Katılımcılardan 5’i blog ortamında sergiledikleri kimlik ile çevrimdışı kimlikleri arasında hiçbir fark olmadığını belirtmişlerdir.

“…günlük hayatta ne konuşuyorsam sanal ortamda da onu konuşuyorum çok farklı bi şey yapmıyorum hani en azından blog olarak insanlarla farklı şeyler konuşuyo olsam da ben hani burda sana ne söylüyosam akşam eve gidince blogta da onu yazıcam çok farklılık yok o yüzden…” (sosyalkedi, 18.)

Diğer 6 katılımcı blog ortamında sergiledikleri kimliklerin çevrimdışı kimliklerine göre biraz farklılık gösterdiğini ancak bu farklılıkların çok büyük olmadığını belirtmişlerdir.

“…aile içersinde benim yazdığım blogdan ailemin haberi yok çünkü ben yeri geldiği zaman onları da orda yazabiliyorum okumalarını da istemiyorum açıkçası .. çünkü orda benim arkadaşlarımla kendime ait bi yerim var ben evde de biraz öyleyim odamdan çıkmam falan kendime ait bi yerim hep olsun belki onla da alakalı bişi .. ee o yüzden hani ailemle konuşurken farklı biriyim o ortamda daha farklı biriyim .. ya da bi takım arkadaşlarımla konuşurken çünkü blogtaki gibi olursam beni anlamayabilirler çünkü onların öyle bişeyden haberleri yok falan…” (beyazleblebi, 21).

Burada kullanıcı, “kendime ait bir yer” metaforunu kullanarak Tumblr blog ortamının çevrimdışı uzama göre kendisine daha özgür bir alan sağladığını belirtmiş, bu özgür alanın sağladıklarının da ifadelerine ve yayınladığı gönderilere yansıdığını belirtmiştir. Dolayısıyla iki uzamda sergilenen kimlikler arasındaki fark, düşüncelerin özgürce ifade edilebilmesinden gelmektedir. 23 yaşındaki memcimek ise beyazleblebinin aksine, farklılığın İnternet ortamında daha temkinli olunması gerektiğinden kaynaklandığını ifade etmiş, içerik üretiminde daha dikkatli olduğunu açıklamıştır:

“…Bu internet ortamı bi şekilde kayıt altına alınan bi yer hani sen silmediğin sürece veya birisi senden onu kopyalamadığı sürece ya da görüntüsünü çekip belgelemediği sürece kayıt altında… hani gerçek hayatta ağzından bi laf kaçar onu toparlayabilirsin ya da toparlayamazsın. Ama hani orda kaçırmak biraz farklı bi şey yani kaçırmaman gerekir bence. Eğer silemiceksen zamanında eğer kimse ordan alıp bu da zamanında böyle demişti diye bi gün kullanıcaksa o sıkıntı olabilir ve o yüzden hani aslında hayatta da derler ya hani iki kere düşün konuşmadan önce orda da öyle…”

Blog ortamında idealize edilmiş performansların sergilenmesi blogcunun çevrimdışı uzamda sergilemiş olduğu kimlik ile blog ortamında sergilemiş olduğu kimlik arasında farklara yol açmaktadır. Bazı katılımcılar, Tumblr blog ortamında yazılarını takip ettikleri daha sonra da Tumblr buluşmalarında tanıştıkları blogcuların blog ortamında sergiledikleri kimlik ile buluşmalarda yani çevrimdışı uzamda sergiledikleri kimlik arasında farklılıklar olduğunu gözlemlemiştir.

“…şeyden şaşırıyorum ben yaş olarak çok şaşırıyorum..ee geliyolar 97’liyim 95liyim diyolar orda bi kesinlikle yıkılıyorum ben biraz o muhabbet biraz şeyapıyo hani… Ben zaten tumblr buluşmalarına yaş sınırı koyulması taraftarıyım. Yani olmuyo gerçekten hani tamam tumblra yazıyo yazarken daha iyi oluyo değiştiriyolar düşünüyolar ya da başka bi yerden destek alıyolar ama aynı ortamda muhabbet etmeye başlayınca yok diyorum ya…” (jeliboni, 20).

 

  1. 2.       Sonuç

Bu tez çalışmasında Tumblr blog ortamındaki kullanım pratiklerine ilişkin iki farklı çerçeve çizilmiştir. İlk olarak Tumblr blog ortamında etkin olan popüler blogcuların bloglarında ne paylaştığı ortaya konmuştur. Bloglarını devamlı güncelleyen ve Tumblr blog ortamında oldukça etkin olan popüler blogcular, diğer kullanıcılar tarafından düzenli olarak takip edilen, gönderileri zevkle okunan ve beğenilen blogcular olduğundan, blog kullanım pratiklerinin en iyi örneklerini oluşturmaktadır. Yapılan derinlemesine görüşmelerde blog yazmak ile popüler kültür arasında doğru orantılı bir ilişki olduğunu belirten katılımcıların ifadeleri, bir ay boyunca kaydedilmiş gönderilerinde yoğun olarak paylaştıkları popüler kültür unsurlarıyla da desteklenmiştir. Araştırmaya katılan popüler blogcular bloglarında yerli ve yabancı, güncel müzik, sinema, televizyon, şöhretler ve edebiyat ile ilgili gönderileri çok sık olarak paylaşmaktadırlar. Ayrıca Tumblr ortamındaki blogcuların Tumblr blog sağlayıcısına özgü olan follow/unfollow tartışmaları ve Tumblr’ın sunucu hatası gibi konularda da yazdığı görülmüş, söz konusu iletişim aracının kullanıcıların gönderilerinde paylaştığı konuları etkilediği ve kullanıcılar arasında yeni dil pratikleri yarattığı da gözlemlenmiştir. Katılımcıların Tumblr blog ortamında yeni medya ortamının en önemli özelliklerinden biri olan hipermetinselliği oldukça etkin bir şekilde kullandığı da gözlemlenmiştir. Blogcular bloglarında diğer toplumsal paylaşım ağlarındaki profillerinin bağlantılarını hipermetinler yoluyla düzenli olarak diğerleriyle paylaşmakta, blog ortamında iletişim halinde oldukları kullanıcıları diğer yeni medya ortamlarına ya da diğer toplumsal paylaşım ağlarında bulunan arkadaş ve izleyenlerini blog ortamına taşımaktadırlar. Dolayısıyla Facebook, Twitter gibi iletişim araçlarında bağlantı sayısı yüksek ve popüler olan kullanıcıların bu yolla, blog ortamında da popülerliği kısa sürede yakaladığını söylemek mümkündür. Bu araştırmaya katılan Tumblr blogcularının diğer toplumsal paylaşım ağlarında da arkadaş ve izleyen sayısının yüksek olması ve o ortamlarda da popüler olmaları da bu durumun kanıtı niteliğindedir.

Kaydedilen gönderilere göre güncel olayların, güncel olaylar hakkındaki görüş ve düşüncelerin paylaşıldığı gönderilerin çok az olması önemli bulgular arasındadır. Kullanıcıların belli bir kalıba uymaksızın, kendilerine ait bir alan olarak gördükleri ve kullandıkları kişisel bloglarında, güncel olaylardan bahsetmemeleri kendi bireysel gündemlerinde de bu olayların yer almadığının bir işareti olabilir. Ancak yapılan derinlemesine görüşmelerde, bazı katılımcıların güncel olayları takip etmelerine ve bu olaylarla ilgilenmelerine rağmen özellikle siyasi ve dini içerikli gönderiler yayınlamaktaki çekinceleri kendi ifadelerinden alıntılar yapılarak belirtilmiştir. Öte yandan Google’ın blog hizmeti olan Blogger’ın kapatılması gibi kendilerini direkt olarak ilgilendiren bir güncel olay karşısında birçok blogcu tepkisini dile getirmiş ve bu konu hakkındaki görüş ve düşüncelerini ifade ettikleri birçok gönderi yayınlamışlardır. Burada önemli olan söz konusu güncel olayın aynı ortamdaki birçok blogcuyu ilgilendiren bir niteliğe sahip olmasıdır. Blogcular kendileriyle aynı düşünceleri paylaşan kullanıcılar olduğunda, bu tür olaylarla ilgili duygu ve düşüncelerini daha kolay dile getirebilmektedirler. Ancak siyasi ve dini konular gibi kişiden kişiye büyük farklılıklar gösteren ve birçok kullanıcı tarafından “hassas” olarak nitelendirilen konularda bireyler çoğu zaman düşüncelerinin ifadesi konusunda tedirginlik yaşamakta ve çoğunlukla bu tarz gönderiler paylaşmamayı tercih etmektedirler. Bu durum da, toplumda bireylerin “ciddi” konularda kanaatlerini açıklamaktan çekindiğini ve ifade özgürlüğü ortamının gerilediğini göstermektedir.

Teze ilişkin ikinci önemli nokta ise popüler blogcuların Tumblr blog ortamında ne şekilde benliklerini sundukları konusudur. Kullanıcılar kendilerine özgü bir ortam yarattıkları bloglarında, sayfa düzeni, renk seçimi, yazı tipi gibi kişiselleştirilebilen özelliklerle, paylaştıkları gönderiler sayesinde oluşturdukları sanal kimliklerini pekiştirebilmektedirler. Ayrıca sanal uzamda bireylerin fiziksel gerçeklik olmadan varolmasından dolayı, sanal uzamın çevrimdışı uzama göre bireyleri daha özgür kıldığı düşünülmektedir. Ancak bu çalışmada da ortaya konulduğu gibi popüler blogcuların bloglarında sergiledikleri kimlik ile çevrimdışı uzamdaki kimlikleri arasında farklılık bulunmamaktadır. Buna göre Goffman’ın bireylerin günlük yaşamda benlik sunumuyla ilgili vurgulamış olduğu “performansların idealize edilmesi” durumunun, blog ortamında geçerli olmadığı söylenebilir. Bireyler çoğunlukla, blog ortamında, çevrimdışı uzamda geçerli olan toplumun resmi olarak onaylanmış değerlerini dikkate almamakta, çevrimdışı uzamda olduğu gibi performanslarını söz konusu değerlere göre şekilendirme kaygısı duymamaktadırlar. Elde edilen bulgulara göre, katılımcıların sanal uzamdaki kimlikleri ile çevrimdışı uzamdaki kimlikleri arasında oluşan küçük farklılıkların ifade özgürlüğünden ya da tam tersi kullanıcıların kendi kendilerine uyguladıkları bir çeşit oto-sansürden kaynaklandığı belirtilmiştir. Birinci duruma göre kullanıcılar blog ortamının çevrimdışı uzama göre daha rahat olduğunu düşünmekte, çevrimdışı uzamda dile getiremediklerini blog ortamında yazma fırsatı bulmaktadırlar. İkinci durumda kullanıcılar İnternet ortamının sanıldığının aksine özgür bir ortam olmadığını, her şeyin kayıt altına alındığını düşünmekte ve düşüncelerini özgürce ifade etmekten çekinmektedirler. Bu durum kullanıcıların blog ortamında ne anlatmak istediğine ve yine kullanıcıların çevrimdışı uzamdaki yaşam biçimlerine göre değişmektedir. Araştırmadan bağımsız olarak örneğin, çevrimdışı uzamda ailesi ile birlikte yaşayan bir bireyin gündelik yaşamında ailesinin yanında yaşıtlarıyla konuştuğu gibi konuşamayacağı düşünülebilir. Bu durumda sürekli ailesiyle vakit geçiren birey, blog ortamında ailesinin yanında ifade edemediklerini yaşıtlarıyla paylaşma imkanı bulmaktadır. Bu birey için blog ortamı çevrimdışı uzama göre daha özgür bir ortam sağlamaktadır. Öte yandan siyasi ya da dini konularda görüş alışverişi yapmayı seven bir birey, çevrimdışı uzamda kişilerle bu konuları tartışabilirken, çeşitli yasal düzenlemeler, kayıt altına alınma ya da dijital gözetlenme korkusuyla bunları blog ortamına taşıyamamaktadır. Dolayısıyla bu birey için de blog ortamı çevrimdışı uzama göre daha kısıtlayıcıdır. Blogcuların sanal uzamda sergiledikleri kimliklerinin çevrimdışı uzamdakine göre farklılık göstermediğinin bir diğer belirtisi de blogcuların sanal uzamdaki ilişkilerini blog buluşmaları sayesinde çevrimdışı uzama taşımasıdır. Bu sayede birçok blogcu buluşmalarda çok güzel vakit geçirdiğini ve yeni arkadaşlar edindiğini belirtmiştir.

Kullanıcıların İnternet ortamında birden çok alanda etkin olmasının ve iletişim araçlarının birçoğunda varlık göstermesinin bireylerin popüler olma ve beğenilme arzusundan ileri geldiğini belirten araştırmalar yapılmıştır. Buna göre bireyler bu tür ortamlarda diğer kullanıcılar tarafından beğenilmek için sahip oldukları en iyi fotoğraflarını yayınlamakta, bloglarında en iyi yazıyı yazmak için vakit harcamaktadırlar. Araştırmaya katılan katılımcılara göre beğenilmek oldukça ön plandayken, popüler olma isteği yeterince vurgulanmamıştır. Mümkün olduğunca fazla blogcu tarafından takip edilmek ve dolayısıyla gönderilerin daha çok kişi tarafından okunması blogcuları mutlu etmekte, ancak popülerlik aşamasında pek bir şey ifade etmemektedir. Bu durum araştırmaya katılan blogcuların zaten popüler hale gelmiş olanlar arasından seçilmiş olmasından kaynaklanabilir. Zira derinlemesine görüşme yapılan blogcuların birçoğunun takipçi sayısı 1000’in üzerindedir ve diğer toplumsal paylaşım ağlarında da arkadaş sayıları ve etkinlikleri oldukça yüksektir.

Yeni medya ortamında merak edilen diğer bir husus da mahremiyet algısıdır. Bu tez çalışmasında blogcuların blog ortamında ne şekilde benlik sundukları sorusunun önemli bir basamağını da mahremiyet algısı oluşturmaktadır. Önceden de belirtildiği gibi mahremiyetin anlamı kişiden kişiye, kültürden kültüre değişmektedir. Batı kültüründe mahremiyetin daha çok cinsellikle ilişkilendirildiği, Türkiye’de ise mahremiyetin, bireyin özel yaşam alanını da kapsayabileceği düşünülmektedir. Ancak elde edilen bulgulara göre, 17-25 yaş aralığındaki katılımcıların çoğu için mahremiyet, cinsellik anlamına gelmektedir. Katılımcılar bloglarında cinsel yaşamları dışında birçok şeyi paylaşmakta bir sakınca görmezken, bloglarda bireylerin cinsel yaşamları ile ilgili paylaşımlar yapmasını doğru bulmamakta, kendileri de bu tür paylaşımlarda bulunmayı tercih etmemektedirler. Birkaç katılımcı ise bloglarında paylaşacaklarının sınırını özel yaşam alanlarında başlatmakta, kişilerle gerçekleştirdikleri birebir ilişkilerini blog ortamına taşımayı tercih etmediklerini ifade etmektedirler. Özellikle de bir katılımcı mahremiyeti sadece cinsellikle sınırlı tutmadığını kendisiyle yapılan derinlemesine görüşmede açıkça ifade etmiştir.

 

Kaynaklar

Bentham, J. vd. 2008. Panoptikon Gözün İktidarı. Su Yayınları, İstanbul.

Binark M. 2007 (b). Yeni Medya Çalışmalarında Yeni Sorular ve Yöntem Sorunu. Binark, M. (Der.), Yeni Medya Çalışmaları: 21-44. Dipnot Yayınları, Ankara.

Binark, M. 2009. Yeni Medya Dolayımlı İletişim Ortamında Olanakların ve Ol(a)mayanların Farkında Olmalı. Evrensel Kültür, Sayı 216: 60-63.

Cemiloğlu Altunay, M. 2010. Gündelik Yaşam ve Sosyal Paylaşım Ağları: Twitter ya da “Pıt Pıt Net”. İleti-ş-im Sayı 12: 31-56.

Goffman, E. 2009. Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu. Metis Yayınları, İstanbul.

İrvan, S. 2001. Gündem Belirleme Yaklaşımının Genel Bir Değerlendirmesi. İletişim 2001/9 69-107.

Küzeci, E. 2010. Kişisel Verilerin Korunması. Turhan Kitabevi Yayınları, Ankara.

Mutlu E. 2005. Globalleşme, Popüler Kültür ve Medya. Ütopya Yayınları, Ankara.

Niedzviecki, H. 2010. Dikizleme Günlüğü. Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Reporters Without Borders. 2005. Handbook For Bloggers And Cyber-Dissidents. <www.rsf.org>.

Toprak, A. vd. 2009. Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook: “Görülüyorum Öyleyse Varım!”. Kalkedon Yayınları, İstanbul.

Yüksel, M. 2003. Modernleşme ve Mahremiyet. Kültür ve İletişim 6(1) Kış: 75-108.


[1] Araştırmanın yürütüldüğü blog hesabına http://prendsnote.tumblr.com/ adresinden ulaşılabilir. Blogun alan adı olan prends note cümlesi Fransızcada “not alın”, blogun başlığı olan prends note, s’il te plait ise “lütfen not al” anlamına gelmektedir. Araştırmacı bu başlığı Fransızcaya olan özel ilgisi nedeniyle tercih etmiştir.

[2] 28 Kasım 2010 tarihinde çatıda yapılan izolasyon çalışmaları nedeniyle çıktığı düşünülen yangında Haydarpaşa Tren Garı’nın çatısı büyük hasar gördü ve 4. katı kullanılamaz hale geldi.

[3] Daha önce de belirtildiği üzere, İsveç merkezli uluslar arası bir organizasyon olan Wikileaks, 29 Kasım 2010 tarihinde hükümetlerin ve diğer bazı organizasyonların hassas ve gizli belgelerini yayınlamasıyla büyük ses getirdi.

[4] 15 Aralık 2010 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu ile toplantı yapacağı ODTÜ yerleşkesine gelmesinin ardından, ODTÜ’lü öğrenciler toplantının yapıldığı binanın önünde toplandı ve Başbakanı protesto etti. Polisin sert tepkisiyle karşılaşan öğrencilerden 21’i gözaltına alındı.

 

 


[*] Server sunucu demektir. Bilgisayar ağlarında, diğer ağ bileşenlerinin (kullanıcıların) erişebileceği, kullanımına ve/veya paylaşımına açık kaynakları barındıran bilgisayar birimidir. Bir web sitesi yayını için alan adı (domain) satın alındıktan sonra verilerin internet ortamında paylaşıma açılması için bir server’da barındırmak gerekir.

Reklamlar

Yeni Bir Kitap: Blogdan Al Haberi…

Mart 12, 2011

İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Aslı Tunç’un gazeteci-yazar Zeynep Atikkan ile birlikte kaleme aldığı Blogdan Al Haberi adlı kitap Yapı Kredi Yayınları’nın Cogito serisinden çıktı.

Kitapta on yılını geride bakan blog aleminin izinde Atikkan ve Tunç, ABD’den Mısır’a, Türkiye’den Endonezya’ya uzanan geniş bir yelpazeden dünyanın en ünlü blogcularıyla ve dijital medya uzmanlarıyla birbirinden ilginç söyleşiler yapıyor ve bu yeni medya ekosistemini anlamaya yönelik analizlerini dünya ölçeğinde bir yaklaşımla sunuyorlar. Konusunda bir ilk olma özelliğini taşıyan bu çalışma, gazeteciliğin nereye doğru gittiğini, dijital eylem ve sanal demokrasi kavramlarını ve blogların ekonomik boyutunu sosyal medya olgusunu gözden kaçırmadan ele alıyor. Bu kavramlara geniş bir perspektiften bakan Blogdan Al Haberi, Türkiye’de sanal alemin içinde bulunduğu durumu da analiz ederken ortaya çıkan tablonun dramatik sonuçlara yol açabileceğine vurgu yapıyor.

Wikileaks olgusu, gazeteciliği yeniden tanımlarken ve yazılı basının her anlamda küçüldüğü bir ortamda Atikkan ve Tunç, Blogdan Al Haberi ile dijital devrimle gelen değişimi ve bu baş döndürücü sürecin dışında kalanların yaşam alanlarının ne kadar daralacağını gözler önüne seriyor.

Kitabın Künyesi

Yazarlar: Zeynep Atikkan-Aslı Tunç
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları-Cogito
Yayın Tarihi: Mart 2011
Sayfa Sayısı: 236


Bir blog aç da, neşemizi bulalım…

Haziran 15, 2010

Gazetesinden, kitapçısına yayın dünyası blogları keşfetti

Manga Eurovision’da ikinci olunca Sezen Cumhur Önal, Ajda Pekkan’ın bile artık rock söylemesi gerektiğini, devrin rock devri olduğunu buyurdu. Memleketin kadim marazı, bir kavram, akım, yaklaşım ana akımca keşfedilince suyu çıkarılır. Yine racondandır, keşif hatrı sayılır bir gecikmeyle gerçekleşir. Dünyada tahtını sosyal medyaya devreden bloglar, Türkiye plaza dünyasında (hem iş dünyası hem de medyasıyla) nihayet keşfedildi. Popülaritesi kısa, ömrü uzun olası yayıncılık aparatına yakından bakıyoruz.

Yazan: Koray Löker
Blog sözcüğü, İngilizce ağ kayıtları anlamındaki web log sözcüklerinden Peter Merholz tarafından yapılan bir sözcük oyunuyla 1997 yılında doğdu. Merholz, ilk blog örneklerinden biri kabul edilen sitesinin sloganı olarak “We blog” (biz blogluyoruz) cümleciğini kullanınca hem isim hem fiil olarak kullanılabilen blog sözcüğü bu ölümsüzleşmiş oldu. Bugün bütün bloglardan bahsetmek için kullanılan Blogosfer sözcüğü, artık politik gündem belirleme gücü olan alternatif bir medyayı da tarif ediyor.

Bloglar aslında birer web sayfası. Teknik anlamda farkları, bir web sayfası yapmak için sahip olunması gereken teknik donanım ve araçlara ihtiyaç duymadan da kullanılabilecek kolaylıkta araçlar olmaları. Gerçek önemi ve etkisiyse kavramsal düzeyde yarattıkları değişimden geliyor. Bu da çok basitçe okuyucuların yorum yapabilmeleri sayesinde, enformasyona müdahale olanağı tanınan en yaygın ve kolay kullanılan araç olması. Bugün web 2.0 olarak adlandırılan ve üzerinde dev bir ekonomi dönen fenomen, içeriğin kullanıcılar tarafından üretilmesine dayanıyor. Bu mantığın neye karşılık geldiğini deneyimlediğimiz ilk yaygın mecra da bloglar oldu.

İnternet yaygınlaşmaya başladığı günden beri alt kültür toplulukları tarafından etkin biçimde kullanıldı. Bu etkileşimin etkisiyle elektronik alt kültürler de doğdu. Usenet, e-gruplar, BBS’ler kendilerine ait dilleri ve topluluk kültürleriyle ayrı birer çalışma alanı olmayı hak eden tarihler yarattı. Bloglar, bu geçmişin mirasını hakkıyla kullanırken, en güncel teknolojileri en kolay biçimde sunarak tahtı devraldılar. Bugün taht Facebook başta olmak üzere, popülerleşen yeni bir mecra, sosyal medya siteleri tarafından ele geçirildiyse de, buna bloglar aslına rücu ediyor ve bir alt kültür mecrası olarak kendilerini yeniden tanımlıyor olarak da bakılabilir. Bir yandan blogcu olmak, hayatı bloglarla anlamlandırmak gibi bir yaklaşım var. Diğer yanda vatandaş gazeteciliğinin gelişimi, fanzin kültürünün elektronik ortama bloglar sayesinde taşınmış olması gibi konular tartışılıyor.

Türkiye blogculuğu aslında çok yeni değil. Adı böyle konsa da, konmasa da 2000’li yılların başından beri bir çok blog yayında. Sezyum sözcüğünün İstanbul dışında da gülümsemelere yol açan bir isme dönüşmesi, Radikal ya da  Penguen’den çok önce nev-i şahsına münhasır blogu ile gerçekleşmişti. Bugün yerinde yeller esen Hafif, Yeni Raki, Disguast, enberbats gibi adresler de, Türkçe harf kullanmanın bile hatrı sayılır bilgisayar bilgisi gerektirdiği yıllarda özgün ve nitelikli içerik sunan bloglardı.

İş dünyası tarafından blogların keşfedilmesi, biraz da mirasçıları durumundaki mikro blog ve sosyal medya sitelerindeki popülerliğe paralel gelişti. Facebook, Twitter gibi mecraların ne kadar büyük ekonomileri besleyebildiği ortaya çıkınca bu alanı ticarileştirme eğilimi, reklam ve halkla ilişkiler açısından pazar olarak değerlendirme yaklaşımı baskın hale gelmeye başladı. Bu yaklaşımın bloglara varan yönü biraz da sosyal medyanın yüzer-gezer haline karşı blogların daha sağlam, geçmişiyle bütünlüklü duran, tanınırlığa açık yapıları gibi görünüyor. Sosyal medyanın çok takip edilen isimleri, kendilerini bloglarıyla ispatlayan kişiler. Sosyal medyadaki mesajların yenileri geldikçe, eskileri neredeyse uçup gidiyor. Buna karşı bloglar daha zamana direnebilen yapılarıyla bu ilişkiyi mümkün kılıyor.

Kâr vaat eden blog bulma yarışı

Bu yerel ve taze ticarîleşme operasyonunun en çarpıcı örneklerinden biri Blog Ödülleri organizasyonu. Çeşitli kategorilerde yılın en iyi blogunu belirlemek üzere düzenlenen organizasyonda hem konuyla ilgili medya ve reklam profesyonellerinin yönlendirmeleri hem de halk oylaması kullanılıyor. Organizasyon, içine doğduğu sosyal medya platformlarında, dördüncü kez düzenlenmesine rağmen çok fazla aksaklıkla ilerliyor oluşu, blogları organizasyonun kendisinden daha arka plana atışı ve ön eleme yapmasına rağmen sorunlu içeriklere dair politika belirleyememesi yüzünden ağır eleştirilere maruz kalıyor. Bu yıl, aday olan ve ön elemeyi geçen bir blogun, başka bir blogun içeriğini olduğu gibi kopyaladığı ortaya çıktığında “her blogu tek tek okuyamayız ya” açıklamasıyla akılda kalan organizasyon, blogları aslında reklamverenler açısından yarıştırıyor gibi görünüyor. Ürünlerini, tanıtımlarını yapmak üzere tanınmış blog yazarlarına gönderen firmaların sayısı son bir iki yılda onlarca kat artmış durumda. Doğru yazarı tercih etmek isteyen şirketler, eski usüllerle çalışan reklam ajanslarının verileri ve deneyimleriyle yetinmiyorlar. Bu tür organizasyonlar sektördeki o açığı dengeleme görevini de üstlenmiş oluyor.

Diğer yakın tarihli popüler ve magazinel örnekler de Ayşe Arman’ın blog okuyucusu olması ve Cem Mumcu’nun blog yazarlarından kitap dizisi. Arman, “Anlam Arama” başlığıyla yayınladığı bloguyla bu mecrada tanınan isimlerden Hazal Yılmaz’ı konu ederek “Sizi gerçekten uyarıyorum, yeni bir kadın geliyor… Onu koy gazeteye, bir sürü çatlak okuru olmazsa ben neyim… Ama gelmez, o ayrı… Çünkü tezgahını kurmuş, kendi blogu ve takipçileri var, kendi yağında kavruluyor…”  cümleleriyle blogcu gururu gibi bir tutumu da kendiliğinden atfetmiş oldu. Yılmaz, Hürriyet’te köşe teklifi alsa blogcu gururu gösterip reddeder mi, yeni bir kariyere başlamak için bu fırsatı değerlendirir mi bilinmez… Henüz böyle bir teklif gelmiş gibi de görünmüyor.

Öte yandan, Okuyanus yayınevinin sahibi Cem Mumcu, benzeri bir öneriyi yayıncı/girişimci olarak başka blog yazarlarıyla gerçekleştirdi. Haziran başında çıkacağı duyurulan “Küçük Aptalın Büyük Dünyası”, PuCCa takma ismini kullanan bir blog yazarı tarafından yazıldı. Serinin devamında Her Boku Bilen Adam (bok sözcüğü b.k şeklinde yazılarak) ve Sami Hazinses mahlaslı iki blog yazarının daha kitapları çıkacağı da söyleniyor. Mahlas kullanımı çeşitli nedenlerle edebiyat tarihi boyunca var olmasına rağmen, böyle bir kullanım yayıncılık dünyasında pek yaygın değil. Hele hele seçilen mahlasların, uydurma isimler değil, başkalarına ait isimler olması durumu daha da özel hale getiriyor.

Bir çizgi film karakterinin ismi olan Pucca, aynı zamanda karaktere dayalı koca bir marşandiz ürün ekonomisinin de markası. Böyle bir marka olması, yazar ismi olarak tercih edilmesine engel değil. Blog dünyası raconunda bunun yeri var. Kurulan özdeşlik, markanın kendisini hatırlatma etkisi derken, hiç bir marka henüz bir blog yazarına bu tür kullanımlar nedeniyle müdahale etmedi. Bizatihi bu kullanımda göremesek bile, benzeri isim aparmalarını, imge aparmalarını ’80’li yıllarda terim olarak yaygınlaşan sanatsal aparma (appropriation art) ile anlamlandıran, aynı bağlama koyanlar da var. Bu ilişki yayıncılık dünyası içinde, uluslararası yayın birliklerinin kuralları, telif ve marka konularındaki sorumluluklar ile aynı anda nasıl mümkün olacak zaman gösterecek. Mesele basitçe telif haklarının ödenerek isim hakkının alınmasında da bitmiyor. Asıl soru şu: Konvansiyonel yayıncılık, bu türden takma isim kullanımına uygun bir zemin sunma becerisine sahip mi? Dizüstü Edebiyat Serisinin devamında Sami Hazinses mahlaslı blogcunun sıra bekliyor olması, bu tartışmanın devam edeceğini düşündürüyor. İsmin kullanımı başka, blog yazarının aslında kitabının basılması sürecini var eden birikimini temsil eden isimden vazgeçmesi başka bir tartışma yaratacak gibi…

Fotokopi makinesinin yerini blog programı alınca

Blogların bir başka güçlü olduğu alan, özellikle fanzin kültürünün kolayca nakledilebildiği elektronik dergiler. Bugünün Blogspot, WordPress gibi popüler blog araçlarından önce de fanzinler web sitelerinin olanaklarını ilk keşfeden yayınlar arasındaydı. Fotokopiye kıyasla çok daha gelişmiş olanaklar, estetik tercihlerin gelişmesini de sağlayınca e-dergi ve fanzin birbirine yaklaşmaya başladı. Bugün Türkçe konuşulan İnternet dünyasında bir çok e-dergi yayında. Bunların bazıları teknik olarak kolektif birer blogdan ibaret, bazıları tasarımlarını PDF gibi basılmaya uygun biçimlerde ayrıca sunarak matbu dergicilikle ilişkisini sıcak tutmayı deniyor. Takipte olduğumuz kolektif elektronik yayınlar arasında Afili Filintalar (http://www.afilifilintalar.com) [Futuristika!] (http://www.futuristika.org), Etrafta (http://www.etrafta.com), Düğümküme (http://www.dugumkume.org), Yeni Medya (https://yenimedya.wordpress.com) Prensese Mektuplar (http://www.prensesemektuplar.com) gibi örnekler sayılabilir.

106. sayıda Murat Gülsoy’la e-kitap konusunda sohbet ederken, blogların kendisi bir edebiyat arayüzü olarak okunabilir mi, yeni kuşak için kitapların yerini e-kitaplar değil de bloglar alabilir mi diye sorarken eklemiştik, yayınevleri bu gelişmeler karşısında neler yapabilir? Görünen o ki, bu soru, tazeliğini bir süre daha yeni tartışmalarla beslenerek koruyacak.

Kaynak: Express 14 Haziran 2010


TÜRKİYE’DE BLOGOSFERİN AHVALİ ÜZERİNE…

Ocak 4, 2010

Günseli BAYRAKTUTAN SÜTCÜ

NOT: Bu yazı EVRENSEL KÜLTÜR DERGİSİ ARALIK 2009 sayısında yayınlanmıştır.

 “Aç, aç dediniz açtık, artık benim de bir blogum var!”

Anonim bir blog yazarının blog açılış sayfasındaki halet-i ruhiye ilanı.

Web tabanlı günlükler, yani bloglar yeni nesil internet uygulamalarının ya da popüler adlandırmayla Web 2.0’ın en yeni araçlarından biridir. Tıpkı internet’teki diğer yeni nesil araçlar gibi, örneğin toplumsal paylaşım ağları vb., bloglar da teknolojik olanakların ve özelliklerin bir yansıması olarak katılımcı kültürün araçları veya çevrimiçi yayıncılık örneği olarak değerlendirilebilir ve kullanım amaçlarına göre farklı kategoriler altında değerlendirilebilirler.

Yeni başlayanlar için blog!

Melez bir tür olan bloglar diğer web uygulamalarından, örneğin kişisel web sayfalarından  nasıl ayrılabilir?  Bloglarda çoğunlukla tıpkı diğer internet sayfalarında olduğu gibi duyuru, haber vb. bir mesaj içeren bir metin söz konusudur. Bu metinler, web sayfalarından farklı olarak çok sık güncellenir. İdeal bir blogda etkileşim amaçlanmaktadır, bu nedenle de yazılan mesajlara yorum gelmesi beklenir. Bu yeni mesajlar ve yorumlar ise ters kronolojik bir biçimde sıralanır: yani, en son eklenen en başta görünür. Sık güncellenir, çünkü kullanıcının en temel düzeyde bilgisayar kullanım bilgisine sahip olması teknik olarak yeterlidir, ayrıca bir programla dili vb. bilgiler gerekli değildir. Çoğunlukla ücretsiz blog sağlayan servisler sözkonusudur ve bugün blogosferin, yani blogların oluşturduğu kamusal alanın büyük bölümünü bu türden popüler servislerin (örneğin blogger.com, wordpress.com) içerdiği bloglar oluşturmaktadır. Bu servislerin en önemli dezavantajı ülkemizde çok sık görülen internet yasaklarına sıklıkla maruz kalmalarıdır. 

Blog fenomeninin ortaya çıkışıyla birlikte, özellikle iletişimsel eylem boyutunda pek çok farklı kullanım da kendini göstermeye başlamıştır. Amaç ve işleve bağlı olarak çeşitlenen bu kullanım biçimleri, birlikte çeşitli sınıflandırmaları da gündeme getirmiştir. Bloglar çok farklı amaçlar için kullanılmaktadır. Profesyonel iş yaşamından bunalan bireyler hobileri ile ilgili bloglar açıp, diğer insanlarla bunları paylaşmaktadırlar. Kimileri kendilerine ulaşan ve/veya tarayıp buldukları haberleri derleyip bloglarında yayınlamakta ve  bir tür amatör gazetecilik yapmaktadırlar. Bazı bloglar bilgilendirmek amaçlı kurulmuştur. Bilgi arama ihtiyacının bloglar aracılığıyla giderilmesinin nedeni de geleneksel kaynaklarda, örneğin medyada yer al(a)mayan kimi olay ve bilgilerin bloglarda yer bulması ve geleneksel medyadan daha uzun süre belirli  konuların işlenebilmesidir. Bu türden farklı kategorilerde bloglar alttürler olarak da değerlendirilebilir: örneğin anne ve bebek bakım blogları. Bu türden bloglara bakıldığında türe özgü kimi başlıklar hemen belirgin olarak göze çarpar; bebeğe ne yedirmeliyim, nerelere götürebilirim, bebeğin gelişim öyküsü gibi. Yemek yapımı ile ilgili bloglar da çok ziyaret edilmektedirler. Dünyada yapılan araştırmalar bu türden kişisel blogların yani, bireyin günlük duygu, düşünce ve deneyimlerini paylaştığı blogların daha popüler olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bir yandan gözetlemek olgusu ile birlikte değerlendirilebilecek bir duruma işaret ederken, kamusal, özel ve mahrem olanın neliğine dair tartışmaları gündeme getirmektedir. Bir yandan da internet’in kişisel kullanımına doğru ivmesi yüksek bir dönüşün de somut örneği olarak ortaya çıkmaktadır. Aslında şu durumda kişisel öykülerin de politik bir tavrı barındırabileceğine ve toplumsal ve kamusal sorunlarla bloglara erişen diğer bireyler üzerinden bağ kurabileceği olasılığını düşünmek gerekir.

Dünyada, özellikle ABD’de 1990’lı yılların sonunda blog sayısında bir patlama olmuş ve yıllar geçtikçe blogosfere dahil olan sıradan Amerikan vatandaşlarının sayısı gittikçe artmıştır. Türkiye’de ise özellikle son birkaç yıldır, kolaylıkla blog oluşturmayı olanaklı kılan kimi blog sağlayıcı servisler sayesinde insanlar blog dolayımlı iletişim ve etkileşimi kullanır olmuşlardır.

Bir blogun başarısı, okur ya da ziyaretçi sayısıyla ölçülür. Bu başarıyı sağlayan kişisel bloglar için özgünlük ve içtenlik, bilgi ve filtre (haber) blogları için alternatif kaynak sağlayabilme olanaklarıyla ilişkilidir. Özellikle alternatif haber kaynağı olarak değerlendirildiklerinde bloglar bir gazetecilik pratiği olarak da ele alınabilir. Bu yeni araç üzerinden bilgi üretimi ve yayımı olanaklı olmakta, yeni cemaatlerle bağlantı kurulabilmekte, yeni kimlik oluşumları gerçekleşebilmekte ve anadamar medyada yer alamayacak her konu ve düşünce eşik bekçisine takılmadan yayın  şansı bulmaktadır. Bu anlamda yurttaş katılımını destekleyen bir araçtır. Dünyada bu anlamda siyasal iletişimin bir aracı olarak özellikle siyasal seçim kampanyalarında da çok yoğunluklu kullanılmıştır.Daha muhafazakar ve kuşkucu bir bakışla gazetecilik pratiği olarak blogları değerlendirenler ise haber yaymak ve haber yazmak konusundaki ayrıma dikkat çekerler.  Ancak, kimi durumlarda anadamar medyanın da blogların gündemine göz attığı bildik bir durumdur.

Bloglar dönemin kamusal entelektüeli için de bir olanak sağlamaktadır. Geleneksel medya bu anlamda sınırlı olanaklara sahiptir, herkesin sesi ve sözü çoğaltılmamaktadır. Özellikle kamusal entelektüel olarak akademisyenlerin pedagojik amaçlı, akademiya dışı gruplarla bağlantı kurabilmek için ya da alanlarıyla ilgili veya diğer konularda akademik bir yazı platformu dışında bir mecra olarak blogları kullanabileceğini vurgulamak gerekir.

Türkiye blogosferi: terk edilmiş bloglar diyarı

Türkiye’de blogosfere bakıldığında yazının girişindeki alıntıya kaynaklık eden blogda olduğu gibi, sadece deneyimlemek veya sahip olmak adına, genel eğilime uymak için açılmış, başlatılmış ve öylece bırakılmış pek çok blog vardır. Bu blogların büyük çoğunluğunda sadece bir veya iki kez yorum yazılmış veya mesaj gönderilmiştir.  Bu bloglara alanyazında “terk edilmiş blog” adı verilmektedir. İnternetin bu yeni aracını devam ettirme, etkileşimi sürdürme konusunda blog heveslisinin ne yazık ki azmi yoktur. Bunun çok çeşitli nedenleri olabilir ve araştırılmaya açıktır. Yeni medya kullanım pratikleriyle ilgili bir araştırmada bir üniversite öğrencisi, “blog açtım evet, ama sonra kaldı, ne yazacağımı bulamadım…” demiştir. Bu  noktada öznenin dahil olduğu kurumsal yapı nedeniyle dayatılan dili benimsemesi ve bu kurumsal dayatma dışında bir dil pratiğinin olmaması da blogcu adaylarını yazmaktan alıkoymaktadır. Örneğin akademiya bu anlamda kurumsal bir dil dayatır ve bu dil dışında yazmak oldukça zordur. Oysa, blog bir tür olarak yazma ve söyleme ve son dönemlerde az da olsa görme arakesitinde var olmaktadır. Blog yazma eğilimlerine bakıldığında dünya genelinde metin ağırlıklı bir üretim pratiği varken, Türkiye’de bloglarda son dönemlerde görsel imge ve  hareketli görüntülerin arttığı gözlemlenmektedir.

Bir diğer önemli özellik ise Türkiye’de blogların bir etkileşimli pazarlama aracı olarak keşfedilmiş olmaları ve pazarlama alanındaki kullanımlarının çok yoğun olmasıdır.

Burada, blogcu profillerine ilişkin olarak Türkiye’de yakın tarihli yapılmış bir çalışmadan da özetle bahsetmekte yarar vardır. Murat K. Girgin’in 01 Aralık 2008–15 Ocak 2009 tarihleri arasında Türkiye’deki blog yazarlarının profillerini çıkarmaya çalıştığı araştırmasına 1417 blogun sahibi 717 blogcu katılmıştır. Girgin, çevrimiçi anket uygulaması gerçekleştirmiştir. Bu araştırmanın sonuçlarından bazı çarpıcı ve özet bulgular şöyle sıralanabilir: ankete katılan blogcuların %70’i 20–30 yaşları arasındadır, % 31’i kadındır, % 82’si lise üstünde bir eğitime sahiptir, bloglama deneyimi ise % 34 için 1 yıl ve daha az bir süreye dayanmaktadır,  % 27 için 2 yıldır. Blogda tercih edilen konularda “kişisel” başlığı % 70 oranında işaretlenmiştir. Takip eden konulardan bazıları, İnternet, güncel haber, müzik, yaşam, sinema gibi başlıklarda toplanmaktadır. Blogun günlük ziyaretçi sayısı söz konusu olduğunda ise 100 ve daha az ziyaretçi %48 ile çoğunluğu oluşturmaktadır. Blogda video içerik oranı sorulduğunda en yüksek küme, %10 grubunu işaret edenlerde toplanmıştır, oranları %49’dur. Gün içerisinde TV ve gazeteye ayrılan süre blogcuların büyük kısmı için 2 saatten azdır, oran  % 70’dir. Ankete katılan blogcular için bloglarda yayınlanan bilgiler ve içerik güvenilirdir, bu bilgiye ilişkin oran %85’dir, buna karşın geleneksel medyaya duyulan güven % 37 oranında kalmıştır.

Sonuç olarak…

Bloglar yepyeni ve biricik bir internet aracı değildir. Ancak, ister kişisel anlamda tarih yazıcılığı olsun, isterse gündelik yaşamın basit bir kaydı, ister bir toplumsal muhalefet grubunun varolduğu ve beslendiği bir platform olsun blog yazımı önemli olanaklar barındırır. Bunu herkes için oldukça basit bir teknolojiyle gerçekleştirmek  mümkündür. Sosyal bilimciler için de bloglar pek çok araştırma konusu barındırmaktadır, blog dolayımlı kimlik ve temsil nasıl olmaktadır, blogosferin yapısı nasıldır, hangi bloglar birbiriyle ilişkilidir, kişiselleşen bu kullanımda sosyal sermaye nasıl bir görünüm sergilemektedir soruları bunlardan birkaçıdır ve yanıtlanmak için beklemektedir.


Yeni Medya Dolayımlı İletişim Ortamında Olanakların ve Ol(a)mayanların Farkında Olmalı…

Ocak 3, 2010

 

Mutlu Binark-Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi

 Not: Bu makale EVRENSEL KÜLTÜR DERGİSİ ARALIK 2009 sayısında yayınlanmıştır.

Yeni Medyada Yeni Olan Nedir?

Dijital medya, enformasyon teknolojileri, bilgisayar dolayımlı iletişim, siber uzam, sanal uzam, sanal gerçek vb. bir çok kavram artık gündelik konuşmalarımızda duymaya alıştığımız sözcükler haline geldi. Tüm bu sözcükleri kapsayan, birleştiren kavram “yeni medya” olabilir ve bugün yeni medya dolayımlı iletişim denildiğinde cep telefonları, dijital oyunlar, Internet ortamı, Internet arayüzeyinde sunulan tüm yazılım hizmetleri, i-podlar, PDA’lar üzerinden gerçekleşen iletişim etkinliği kastedilmektedir. Pekiyi yeni medya ortamında yeni olan nedir? Yeni metinsel deneyimler, özneler (üretici-tüketici tarafları) arasında yeni ilişkiler, bireyin ve topluluğun yeni kimlik deneyimleri ve multi-medya biçemselliğini ortaya çıkartır. Yeni medyayı geleneksel medyadan (gazete, dergi yayıncılığı, radyo, televizyon yayınları ve sinema filmleri) farklılaştıran özellikler ise, dijitallik, etkileşimsellik, hipermetinsellik, yayılım ve sanallıktır (Lister vd., 2003:13).  Pierre Levy,  Becoming Virtual: Reality and the Digital Age adlı çalışmasında (1998) dijitallik özelliğinden dolayı, yazar-okur, performe eden ve izleyen, yaratıcı ve yorumcu arasındaki farkın silindiğini, nihai alıcının bir diğerinin etkinliğine katkıda bulunabileceği bir yapı içerisinde bulunduğunu, böylece nihai imzanın ortadan kalktığını iddia eder (aktaran Lister vd.,  2003). Örneğin, bir e posta yazdığımızda, içindeki içeriğin bir çok kişiye yollanmasını istiyorsak ve her alıcı hem gönderici hem de yorumlayıcı oluyorsa, burada alıcı da üretici konumundadır. Etkileşimsellik özelliği, iletişim zamanında ve uzamında karşılıklılık veya çokkatmanlılık olanağını kazandırır. Andrew Dewdney ve Peter Ride yeni medya ortamında etkileşimselliğin sağladığı olanaklarını şu şekilde sıralarlar: Etkileşimsellik, kullanıcı-türevli içerik üretimine olanak sağlar; etkileşimsellik kullanıcı arayüzeyinin tasarımında temel kavramlardır; etkileşimsellik, önceden  tanımlanmış ve birbirine bağlanmış linkler ve yazılımlar arasında ve içindeki seçeneklerde gerçekleşir; etkileşimsellik, arayüzeyde bir çok kişinin karşılıklı eylemesine ve katılımına olanak tanır (2006:215-216).

Yeni medyanın sahip olduğu multimedya biçemselliği göstergelerin, simge sistemlerinin, iletişim çeşitlerinin, farklı veri türlerinin tek bir araçta toplanmasıdır (van Dijk, 2004: 146). Multimedya biçemselliğiyse, telekomünikasyon, veri iletimi, kitle iletişimi gibi iletişimin farklı boyutları ile imge, ses, metin ve sayısal veri gibi farklı veri türlerinin bir arada bulunmasıdır. Yeni medya ortamlarının dijitallik özelliğinden dolayı depolama kapasitesinin de yüksek olması, kullanıcının seçiciliğini desteklemektedir (Binark, 2007:21-22). Yunanca “hyper” sözcüğünden türeyen, “ötesinde, üzerinde, dışında” anlamlarına gelen “hiper” sözcüğü, metin sözcüğü ile birleşince, arayüzeydeki bir metnin başka metinlerle ilişkisine işaret eder. Hipermetinsellik, özlüce dersek, ağ üzerinden başka alternatif mecralara kolayca erişimin gerçekleşmesidir. Yayılım, yeni medya ortamlarının kullanıcısının tüketici konumundan içerik üretici konumuna geçişini, sanallık ise, arayüzey ile kullanıcının kurduğu iletişimi açıklamaktadır. Sanallık,  kullanıcıya orada olma hissini sağlar. Sanal yerleşimlerde iki tür iletişim gerçekleşir: makine/yapay zeka-insan, arayüzeydeki diğer insanlarla iletişim. Somutlayacak olursak, dijital oyunlarda oyuncu olmayan karaktere karşı bireysel bir mücadele verilebilir ya da bir klan üyesi olarak hep birlikte verilen bir görev yerine getirilebilir. Tüm bu özellikler, yeni medya metinleri/ortamlarıyla kullanıcının kurduğu ilişkiyi, geleneksel medya metinleri ile kullanıcı/tüketicinin kurduğu tek yönlü iletişimden oldukça farklılaştırmaktadır. Bizim de kavramamız gereken bu yeni ilişkilenme biçimleridir: hem arayüzeyle, hem de arayüzeye dahil olan diğer birey ve arayüzeyde kurulan çevrimdışı uzamdan beslenen ya da beslenmeyen sanal cemaatlerle olan iletişim biçimleri. Jose van Dijk İnternet’in artık gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası olmasıyla birlikte, gündelik rutinlerin de değiştiğini belirtir. E-posta artık, el yazısı mektupların yerini almıştır. Hatta tebrik kartları bile sanallaşmıştır. Türkiye’de yaygın olarak kullanılan Facebook-Türkiye’ye özgü uygulamalardan örnek verirsek, arkadaşlar birbirlerine aklımdasın, kalbimdesin, gülümsün benim, bir sigara yak vb. anlamları imleyen görselleri yollamaktadır.

Gündelik yaşam ve rutini içerisinde bireylerin ve  toplulukların Warcraft’ta, Knight Online’da, Call of Duty’de, Assasin Creed I’de olsun, Facebook, Twitter, MySpace Flicker, LinkedIn gibi toplumsal paylaşım ağlarında olsun, Youtube, dailymotion gibi görüntü paylaşım alanlarında olsun, MSN, Google sohbette de olsun, yeni medya dolayımlı iletişim ortamlarını  nasıl kullandıkları ve burada gerçekleşen “performans” deneyimine nasıl dâhil oldukları  önemlidir: çünkü, bu kullanımlar ve deneyimler tarihi, siyasal, kültürel, toplumsal ve ekonomik bağlama temellenir ve bu bağlamı yeniden üreten iletişim pratikleridir. Öyleyse bu yeni ilişkilenme biçimlerini anlamak için ilk elde ne gibi sorular sorabiliriz?

-Gündelik yaşam pratiklerimiz içinde yeni medya ne anlama gelmektedir? Bunlar, bizim için araçsal  teknolojiler mi, tüketim ortamları mı yoksa yeni eğlence/haz araçları mı?

-Gündelik yaşamımızda zamanı ve uzamı algılayışımıza ve tecrübemize yeni medya nasıl dâhil olmaktadır?

-Yeni medya ortamlarında yeni toplumsallaşma biçimleri, Maria Bakardjieva’nın deyişi ile “hareketsiz toplumsallaşma” (Binark ve Bayraktutan-Sütcü, 2007:161) nasıl gerçekleşmektedir?

-Benliğin, kimliğin yeni medya dolayımlı iletişim ortamında temsil pratikleri/sahnelenmesi özneyi dönüştürmekte midir? Dönüştürüyorsa nasıl ve ne şekilde?

– Yeni medya ortamının giderek ticarileşmesi, ortamı ve kullanıcıyı ne şekilde etkilemektedir?

-Yeni medya ortamında kullanıcı-türevli içerik üretimi ne şekilde gerçekleşmektedir ve bunun olanaklarını nasıl arttırılabilir?

Bu yazıda ise, yeni medya ortamındaki olanaklar üç alt başlık altında kısaca açıklanmaya çalışılacaktır: kişilerarası iletişim ve ilişkilenmenin yeni biçimleri ile kimliğin sergilenme durumları, kişisel anlatıların ifade edilme biçimi olarak blog kültürünün gelişmesi, toplumsal ve siyasal hareketler tarafından kullanılan yeni medya ortamı. Bu üç alt başlıkta serimlenecek olanaklar bir yandan da yeni medya ortamında ol(a)mayanlara da işaret etmektedir.

Yeni Medya Ortamında Kişilerarası İletişimin E-Halleri  ve Kimliğin Sahnelenmesi

Jan van Dijk yeni medya ortamında kişiler arası iletişim artık doğrudan olmadığını, dolayımlı olduğuna ve görsel algılama üzerine temellendiğini belirtir (2006:211). Bu yeni ortamda bireyler, yüzyüze iletişim olanaklarını duygu imleri kullanımı, görsel-işitsel veri aktarımı ve görme temelli bir kimlik inşası ile arayüzeye  taşırlar. Arayüzeyde, çeşitli biçimlere kimlik sahnelenir. Sherry Turkle Life on the Screen çalışmasında çevrimiçi dünyada “ikinci bir ben’in” üretildiğini öne sürmektedir ve çevrimiçi dünyada iletişimin, bedensiz bir şekilde gerçekleştiğini öne sürmektedir. Ancak bu bedensiz çevrimiçi karşılaşmalar, insanların arzulanmayan fiziksel özelliklerini gizlemelerine olanak verirken, anonimlik de kişilerin kendilerine bir biyografi -yaşam öyküsü- ve kişiliklerini yeniden yaratmalarına izin verir. Diğer bir deyişle, bedensiz ve anonim çevrimiçi arayüzey, yeni kimlikler üretme yoluyla insanların kendilerini yeniden oluşturmasını mümkün kılar. Bilindiği üzere çevrimiçi dünyalar, bireyin tamamiyle anonim olmasına olanak vermez: akrabalar, komşular, arkadaşlar ve diğer tanıdıklarla da çevrimiçi ortamda iletişim kurulmaktadır. Zhao vd.’ne göre bu tür çevrim dışına temelli çevrimiçi ilişkiler, diğer bir deyişle “demir atılmış ilişkiler”dir (2008:1881’den aktaran Toprak vd., 2009:104) ve  gerçek ad, adres bilgisi veya kurumsal bağlantılar gibi kişiyi tanımlayan bilgilerin bilindiği ve kamusallaştığı çevrimiçi ortamlarda, kişilerarası ilişkiler demir atılmış ilişkilenmelere yol açar. Facebook’daki, Myspace’deki varoluşumuz bu tür demiratılmış ilişkilenmelere örnektir. Bu noktada çevrimiçi ortamlarda bireyin anonim veya bilinir olma durumunun da kimliğin sahnelenmesini değiştirebildiğini belirtelim.  Anonim veya bilinir bir kimlik inşa etmek arasındaki seçiş, çevrimiçi ortamlarda oluşturulan sanal cemaat örüntülerini ve bu toplumsal yapılar içindeki kişilerarası ilişkileri de belirlemektedir: klan liderini çevrimdışından tanıyorsak, otoritesini ve liderliğini daha farklı deneyimleyebiliriz, oyun ve klan kurallarına uymak konusunda daha özenli olabiliriz ya da her hangi bir tartışma forumunda anonim bir kimlik sergiliyorsak, olmak istediğimiz “umut ettiğimiz veya ideal bir kimliği” rahatlıkla sergileyebiliriz (Toprak, vd. 2009:105). Çevrimiçi ortamda sergilenen bu kimliklerin inşası sırasında üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, gör(ül)menin/bak(ıl)manın/dikizle(n)menin pornografik mantığının giderek egemen hale gelmesidir (Cavanagh, 2007:124). Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook çalışmasında Kolektif Üretimden araştırmacılar da, Facebook-Türkiye ortamında kullanıcıların siber uzamdaki varoluşlarını  “gösteriyorum” ve “görülüyorum öyleyse varım!” şeklinde zihinlerinde kurduklarını saptamışlardır (2009). Gösterme ve görülme temelli bu kimlik kurguları, bireylerin ilişkilenme biçimlerinde irdelenmesi gereken yeni bir ethos’a da işaret etmektedir.

Yeni medya dolayımlı iletişim ortamlarında, grup yapıları ne şekilde ortaya çıkmaktadır? Nancy Baym İnternet ortamında kurulan sanal cemaatlerin artık birer yapıntı olmadığına dikkat çeker. Çevrimiçinde kurulan bir çok grubun, topluluğun grup kuralları vardır: nasıl konuşulacağı, nelerin yapılacağı-nelerin yapılmayacağı belirlenmiştir. Çevrimiçi toplulukların gerçek yaşamdaki topluluklardan farkı, üyelerin değişken olması ve topluluğun amacının netleştiği zaman üyeliğin daha güçlü kurulmasıdır. Ayrıca çevrimiçi topluluk üyeleri çoğunlukla simgesel göstergeler üzerinden iletişimlerini pekiştirirler ve bu göstergelere referans verirler. Bu noktada Facebook ortamındaki siyasal ve toplumsal örgütlenmelerden örnek verecek olursak, bir çok grubun profil fotoğrafının grubun amacını açıklayan simgesel göstergelerden oluştuğu görülmektedir: üç hilal, Türk bayrağı, kalpaklı Atatürk, Mehmetçik figürü, altıok, ampül ve rahle vb. Devasa çevrimiçi oyunlarda ise oyuncuların oyundaki başarıları liderin egemenliğini kabul etmek ve klan kurallarına uygun bir şekilde çalışmaktan geçmektedir. Her klanın bir bayrağı, rozeti, amblemi vardır, hatta oyun haritasında belli bir toplanma mekânı. Bu noktada irdelenmesi gereken, bireyin çevrimdışındaki ilişkilenme hallerinin ve habitus’unun çevrimiçine taşınması durumudur. Çevrimiçindeki örgütlenmeler, çevrim dışı örgütlenmelerden beslenmektedir.

 

Yeni Medya Ortamında Kişisel Anlatıların İfade Edilme Olanağı: Bloglar

Jose van Dijk, bloglar üzerine olan çalışmasında, blogların İnternet üzerinde giderek yaygınlaşan bir tür olduğuna dikkat çeker ve özellikle ergenlerin ve gençlerin blog yazma edimiyle ilgilendiğini belirtir (2007:116). Gençler, bloglarda gündelik yaşam deneyimlerini, popüler kültür ve moda üzerine yorumlarını paylaşmaktadır. Blog yazarı için, blog yazmak bir çok diğer kültürel pratikten sadece birisidir: konuşmak, sms yazmak, e-posta yazmak, forumlarda yazmak, İnternet’te sohbet etmek, tv. veya  film izlemek, müzik dinlemek vb; ve bu diğer kültürel pratiklerde üretilen ve dolaşıma sokulan görselleri (fotoğraflar, videoklipler, haberler, linkler vd.) bloguna taşır. Böylece bloglar, yeni bir multimedya pratiği/ortamına dönüşür. Bloglar “kendi için” de yazılabilir veya olası “izler/okur kitle” için de. Ancak, kimin için yazılıyor olursa olsun aslında kişisel bloglar, her ne kadar “günlük” türünde kişisel anlatılar olsalar da, İnternet üzerinden herkesin okumasına ve yorum yazmasına açıktırlar. Böylece, yeni medya ortamında günlük içindeki kişisel yalıtılma, bağlantıda olma durumuna dönüşür, mahrem olan anonim izler/okur kitle tarafından bilinir ve yorumlanır hale dönüşür. Bloglar, hem bireysel hem kolektif; hem mahrem hem kamusal, hem bellek hem de deneyim alanıdır. Mahrem alan, bireysel bellekten ve yaşanılmış deneyimlerden beslenir, blog dolayımı ile alenileşir. Aslında blog’un kendisi de bir tür deneyimdir; benliğin inşasıdır: burada aracın kendisi de deneyime dönüşmektedir. Pekiyi, Türkiye’de  blog kültürü ne şekilde gelişmektedir? Üretilen kişisel anlatılar, hangi söz-edimlerini alenileştirmekte ve ne tür yeni bir kamusal alan oluşmaktadır? Bireyler için önemli olan neleri bilmekteyiz yada bilebilmekteyiz?

Yeni Medya Ortamı Niçin Önemli? Toplumsal ve Siyasal Hareketler Tarafından Kullanılma Durumu

Yeni medya ortamı toplumsal ve siyasal hareketler tarafından, eylemleri, tartışmaları organize etmek, duyurmak için giderek daha fazla kullanılmaktadır. Örneğin, e-gruplar üzerinden siyasal bir örgütlenme tartışmalarını şekillendirebilmekte, e-postalar üzerinden eylemini duyurabilmekte, eylem görüntülerini Youtube’a yükleyerek, çevrimiçi dünyada yaygınlaşmasını sağlayabilmektedir. Ancak, bu noktada Douglas Kellner ve Richard Kahn yeni medya ortamının aşırı sağ ideolojiler ve söylemler tarafından kullanılması durumundaki  tehdide dikkat çekmektedir (2004:89). Araştırmacıların önerisi, yeni medya ortamının demokratik ve eşitlikçi politikalar tarafından özellikle ve bilerek/istenilerek kullanılması gereğidir. Özellikle, yukarıda kısaca açıklanan blog kültürü, bir yandan kişisel olanın kamusallaşmasını sağlarken; bir yandan da blog dolayımı ile gerçekleşen  kişisel ifade özgürlüğü yeni bir tür toplumsal-politik müdahale ortaya çıkartmaktadır. Kellner ve Kahn’a göre,

“…İnternet, çok çekişmeli bir zemindir, sol, sağ ideolojiler ile egemen kültürlerin ve altkültürlerin merkezleri tarafından kendi çıkarlarını ve gündemlerini desteklemek için kullanılır. Gelecek için siyasal savaşlar sokaklarda, fabrikalarda, parlamentolarda ve geçmiş mücadelelerin diğer alanlarında gerçekleşecektir; ancak siyaset çoktan yayıncılık, bilgisayar ve enformasyon teknolojileri tarafından dolayımlanmıştır ve gelecekte bu durum giderek artış gösterecektir. Bu nedenle, geleceğin siyaseti ve kültürleri ile ilgilenenler, yeni kamusal alanların önemli rolü üzerinde açık seçik görüşü olmalıdır ve buna koşut bu alanlara müdahil olmalıdırlar; eleştirel kültür kuramcıları ve aktivistler öğrencileri kültür politikaların yapısında varolan süregiden mücadelelere katılmalarını sağlayabilecek becerilerden oluşan kültürel ve altkültürel okuryazarlık konusunda eğitmekten sorumludurlar. Böylelikle, çevrimiçi aktivist altkültürler, çok geniş çeşitlilikte bireylerin ve grupların siyasal olasılıkların yeni toplumsal ilişkilerini ve  biçemlerini üretmeye yardımcı olmak için kullandıkları ortaya çıkmış teknolojilere gömülü kültür ve politikanın yaşamsal yeni bir alanını  somutlaştırabilir. Bu altkültürlerin bir çoğu, anaakıma uyumlandırılabilir; fakat hiç şüphesiz ki, yeni karşıt kültürler ile tuhaf alternatif sesler ve pratikler çok daha karmaşık bir şimdiden her zaman daha düşük bir geleceğe doğru seyrederken ortaya çıkacaktır” (2004:94).

Türkiye bağlamına ilişkin bu noktada bir hususa dikkat çekmek gerekiyor: İnternet’in gündelik yaşamın her alanına giderek artan yoğunlukta dahil olması ve yurttaş haklarının pratik edilmesi bağlamında kullanım olanaklarının artmasına koşut olarak, Türkiye’de siyasi seçkinler tarafından, verili hegemonik ilişkilerin “bekâsı” için yeni medyanın düzenlemesi ve denetlenmesi, hatta takibi gibi gereksinimler ortaya çıkmıştır. Bir yandan neo-liberal ekonomik politikaların içine gömülü “sözde” kamu politikasında yurttaşın yeni medya kullanım pratikleri, “korumacı ve kollayıcı” zihin örüntüsü içinde e-ticaret olgusu zemininde “müşteri etkinlikleri” olarak tanımlamaktadır, bir yandan da yenimedya ortamında bireyin her türlü varoluşu elktronik olarak gözetlenmektedir. Yurttaşın, İnternet ortamında belli sitelere ve içeriklere erişimi “korumacı ve kollamacı” zihin örüntüsü izleğinde  yasaklanmaktadır. Pekiyi,  bu filtreler ve engellemeler gündelik yaşamda bu içerikle ilintili değer yargılarını ve zihin örüntülerinin ortadan kalmasını sağlamakta mıdır? İnternet üzerinden işlenen çeşitli suçlarda (örneğin, pornografik içerik ile cinsiyetçi, homofobik, ırkçı, etnik veya dini/mezhep ayrımcılığı içeren nefret söylemlerinin üretilmesi ve dağıtılması vb.) suçun kökeni nerededir ve suçlu kimdir? Pekiyi, gerçek dünyada inşa edilen pornografik, homofobik, cinsiyetçi ve ırkçı zihin örüntülerimizi neden sorgulamıyoruz? İnternet’teki forumlarda, Facebook’un duvarlarında veya Youtube’da dolaşıma sokulan ırkçı, homofobik ve cinsiyetçi konuşmalar gündelik yaşamda üretilmiş ve konumlandırılmış benliğin sanal uzamdaki bir tezahürü değil de, pekiyi öyleyse nedir? Öyleyse, yeni medya ortamında olanakların ve ol(a)mayanların farkında olarak, yeni medya ortamını kullanmak, umut’du da sadece çevrimiçine değil, çevrimiçi ve çevrim dışı eylemenin, ilişkilenmelerin olasılıklarını geliştirmeye bağlamak gereklidir.

Kaynakça:

Binark, M. (2007)   “Yeni Medya Çalışmalarında  Yeni Sorular ve Yöntem Sorunu” Yeni Medya Çalışmaları. (Der.) Mutlu Binark, Ankara: Dipnot Yayınları. 21-44.

Binark, M. ve G. Bayraktutan-Sütcü (2007) “Teknogünlüklerdeki Çok(lu) Sessiz Yaşamlar:Yeni Medyanın Sessiz Enstrümanları-Yeni Orta Sınıf Gençlik”, Yeni Medya Çalışmaları. (Der.) Mutlu Binark, Ankara: Dipnot Yayınları. 147-176.

Cavanagh, A. (2007) Sociology in the Age of the Internet. New York: Open Universiy Press.

Dewdney, A. ve P. Ride (2006) The New Media Handbook. New York: Routledge.

Kahn, R. ve D. Kellner (2004) “New Media and Internt Activism: From the ‘Battle of Seattle’ to Blogging”, New Media and Society, 6(1):87-95.

Lister, M. vd. (2003) New Media: A Critical Introduction. New York: Routledge.

Toprak, A. vd. (2009) Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook: Görülüyorum Öyleyse Varım!, İstanbul: Kalkedon Yayınları.

van Dijk, J. (2004) “Digital Media”, The Sage Handbook of Media Studies, John D.H. Downing, Denis McQuail, Philip Schlesinger, Ellen Wartella (Der.) London: Sage, 145-163.

van Dijk, J. (2006) The Network Society. London: Sage.

Van Dijk, J. (2007)“Writing the Self: Of Diaries and Weblogs”, Sign Here! Handwriting in the Age of New Media, (Der.) Sonja Neef, Jose van Dijk, Eric Ketelar, Amsterdam: Amsterdam University Press. 116


%d blogcu bunu beğendi: