ALTERNATİF BİLİŞİM DERNEĞİ’NDEN BASIN AÇIKLAMASI

Temmuz 30, 2011

Son yaptığı açıklamalarla başta Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere, iktidar çevreleri, BTK’nın 22 Ağustos’ta yürürlüğe sokmayı planladığı merkezi İnternet Filtresi (sansür) uygulamasını savunmakta ve bu amaçla kamuoyunu yanlış bilgilendirmektedir.Alternatif Bilişim Derneği olarak yazılı basın açıklamamız ektedir. Saygılarımızla

Alt.Bil.Der.

İNTERNETTE DEVLET ELİYLE FİLTRE UYGULAMASI NEDEN SANSÜRDÜR!

30 Temmuz 2011

 ALTERNATİF BİLİŞİM DERNEĞİ

Son yaptığı açıklamalarla başta Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere, iktidar çevreleri, BTK’nın 22 Ağustos’ta yürürlüğe sokmayı planladığı merkezi İnternet Filtresi (sansür) uygulamasını savunmakta ve bu amaçla kamuoyunu yanlış bilgilendirmektedir.

İnternet’e merkezi filtre uygulanmasına karşı çıkılma noktası, özgür İnternet erişiminin bir insan hakkı olması temelinde yatmaktadır. (Bkz. Birleşmiş Milletler Düşünce ve İfade Özgürlüğünün Korunması ve İlerletilmesi Raporu, 4 Haziran 2011). Sıklıkla “isteğe bağlı” olduğu vurgulanan filtre uygulamasıyla ilgili kurul kararı metnine göre kullanılacak profil isteğe bağlı olmakla birlikte, bir profilde yer almak isteğe bağlı değildir. Dahası, herhangi bir profil seçmeyen kullanıcıların otomatik olarak “standart profil” olarak isimlendirilen ve şu anki bağlantı türü olduğu iddia edilen profilde yer alacağı belirtilmektedir. Oysa, kurul kararı metni, “standart profil”in şu ankinden farklı olacağını belirtmektedir.

Temel fark nerede?

Mevcut durum ile “standart profil” arasındaki temel fark, pek çok İnternet kullanıcısını başta YouTube yasaklarıyla öğrendiği gibi, mevcut durumda erişime kapatılan bir websitesine çeşitli yöntemlerle ulaşılabilmesidir. Oysa, “standart profil”de bu imkan kullanıcının elinden alınmakta, ve erişime kapatılan herhangi bir siteye erişme olanağı ortadan kaldırılmaktadır. Halihazırda (filtre uygulaması başlamamışken) bile 14 binden fazla sayıda sitenin erişime kapalı tutulduğu göz önüne alındığında, merkezi sistem üzerinden erişim engellemelerinin devreye girmesi ve bu engellerin aşılamayacak engeller olarak ortaya konmasıyla birlikte, sansür mekanizması çok daha ağır ve hatta keyfi bir uygulama haline dönüşebilecektir.

Çocukların İnternet’in zararlı yönlerinden korunması

Şüphesiz İnternet, ne bir canavardır ne de bir harikalar dünyası. İnternet, bunların her ikisini de içinde barındıran bir iletişim ağıdır. Çocukları olumsuz yönde etkileyebilecek içeriklerle mücadele için dünyada çeşitli uygulamalar geliştirilmiştir. Bunlardan biri filtre yazılımlarıdır. Filtre yazılımları, çocuğun ebeveynleri tarafından seçilerek ihtiyaçları doğrultusunda kullanılabilmektedir. Bu işlemin, devlet eliyle ve merkezi bir biçimde yapılması, uluslararası standartlara aykırıdır. Diğer taraftan daha önceki açıklamalarımızda da belirttiğimiz gibi, Türkiye’de de kolaylıkla bulunup kurulabilecek TİB onaylı filtre yazılımları mevcuttur. Üstelik bu yazılımların bir kısmı ücretli olsa da bir kısmı ücretsizdir. Ayrıca pazardaki pek çok İnternet Servis Sağlayıcı, zaten benzer hizmetleri isteyen abonelerine sunmaktadır.

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 25 Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen “EU Kids Online” projesinin bulgularına göre, Türkiye, çocukların maruz kaldıkları riskler bakımından Avrupa’daki en düşük seviyede bulunmaktadır.

Daha önceki açıklamalarımızda da belirttiğimiz gibi BTK’nın ve diğer ilgili altyapı düzenleyicisi kurum TİB’in kavrayamadığı toplumsal olgu şudur: NE ŞİDDET, NE SALDIRGAN İÇERİK, NE PORNOGRAFİ, NE CİNSEL İSTİSMAR NE DE AKRAN ZORBALIĞI ÇEVRİMİÇİ DÜNYADA KÖKLENMEKTEDİR. ŞİDDET, SALDIRGANLIK, CİNSEL İSTİSMAR VE AKRAN ZORBALIĞI GÜNDELİK YAŞANTIMIZ İÇİNDE ORTAYA ÇIKMAKTADIR, DİĞER BİR DEYİŞLE TÜM RİSKLER ASLINDA BU ÇEVRİMDIŞI DÜNYADADIR. BU RİSKLİ İÇERİKLERE ERİŞİMİN İNTERNET ORTAMINDA ENGELLENMESİ, BU RİSKLERİ BU DÜNYADAN YOK ETMEYİ SAĞLAMAZ.

Çocukları, İnternet’teki risklerden korumanın temel yolu, çocuğun risklerin farkında olarak İnternet’i doğru biçimde kullanmasını sağlamak, bu doğrultuda çocukları bilgilendirmekten geçmektedir. Nasıl ki çocuklara gerçek yaşamda “tanımadığın insanlarla konuşma, onlara inanma” şeklinde sokakta kendilerini korumayı öğretiliyorsa, İnternet için de aynısı yapılmalıdır.

Şiddet içerikleri

Şiddet olaylarının tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Sayın Arınç’ın örnek gösterdiği gibi Norveç’te gerçekleşen saldırılarla İnternet arasında bağ kurabilmek neredeyse imkansızdır. Yalnızca 20 yaşında olan İnternet’in ortaya çıkmasından önce de dünyada pek çok kanlı eylem gerçekleşmiştir. Aslında Sayın Arınç, tam da anlatmak istediğimiz şeyi örneklemiş olmuştur. “Güvenli internet” adıyla anılan filtre uygulaması, hani çocukları korumaya yönelikti? Hani “standart profil”de hiçbir şey değişmeyecekti. Ve hani isteğe bağlıydı? Bu örnek açık bir biçimde ortaya koymaktadır ki, Anders Behring Breivik gibi kişilerin bomba yapmayı öğrenmesini engellemek adına, devlet standart profili de filtreleyecektir. Bomba yapımıyla ilgili bilgiler için bu durum meşru görülebilir. Peki sınır nerede çizilecektir? BTK, oluşturduğu profillerde hangi içeriklerin filtreleneceği ile ilgili nesnel hiçbir unsur ortaya koymamaktadır.

Anders Behring Breivik’in işlediği suç nefret suçudur ve İnternet’teki manifestosu veya YouTube videosu ise nefret söylemidir. Bilindiği üzere, nefret söylemi, her türlü hoşgörüsüzlükten kaynaklanan ve önyargılardan beslenen nefreti yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı çıkaran ifade biçimleri için kullanmaktadır.   Nefret söyleminden nefret suçuna evrilen zihin örüntülerinin dönüştürülmesi, toplumda farklı olanı tanıma ve anlama çabası ancak bu dünyada çözülebilir. Filtre uygulamaları ile nefret söylemine takıl kalan bireylerin zihin örüntülerinde değişiklik yaratmaz.

Pornografik içerik

Pornografik içerikler zararlı mıdır, zararlıysa kimler bu zararlı içerikten korunmalıdır soruları BTK’yı da Sayın Arınç’ı da aşan konulardır. Amaç, çocukların pornografik içeriklerden korunmasıysa, daha önce de belirtilen pek çok filtre yazılımı ve İSS’ler tarafından sunulan hizmet bunu sağlamaktadır. Diğer taraftan, İnternet’teki pornografik içeriklerin tüketicisi zaten çocuklar da değildir. Ancak, mevcut durumda “müstehcen içerik”lerin de erişim engeline tabi oldukları göz önünde bulundurulduğunda, ve yukarıda ortaya konulduğu gibi “standart profil”de de engellerin aşılamayacağı hatırlandığında, devlet tüm kullanıcıları pornografiden korumak adına “ahlak bekçiliğine” soyunmakta, “ahlaki paniği” kullanmakta/beslemektedir.

İşin en abes yönü…

Gerçekleştirmesi planlanan filtre uygulamasının belki de en abes yönü, gerek BTK, gerek TİB, gerekse hükümet yetkilileri tarafından ortaya konan tüm örneklerin sosyal ve pedagojik örnekler olmasıdır. Diğer bir deyişle yapılmak istenen düzenleme sosyal bir düzenlemedir. Hatta açıkça demeli ki yeni bir toplum (“nesil”) yaratımı tasarrufudur! Dolayısı ile, devlet eliyle dayatılan zorunlu filtre/profil uygulaması sansürdür!

Kamuoyuna saygıyla duyurulur…

 

Reklamlar

“Heterojen bir grup olarak E-Gençlik” konuşmasının düşündürdükleri

Mayıs 29, 2010

Mutlu Binark, Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi

Antwerp Üniversitesi MİOS tarafından 27-28 Mayıs 2010 tarihleri arasında düzenlenen “E-Youth” (E-Gençlik) Konferansının açılış konuşmacısı Erasmus Üniversitesi’nden Prof.Dr. Jos de Haan, İnternet ve gençlik arasındaki ilişkiye ilişkin verili varsayılan bazı mitlerin yerinden edilmesi gerektiğini dile getirerek “Heterojen bir grup olarak E-gençlik: Olanaklar ve Riskler” adlı konuşmasını şekillendirdi. de Haan’a göre, ne tüm gençlik İnternet’tedir, ne de hepsi İnternet’i kullanma becerisi ile donanmış durumdadır. Ne de İnternet sanıldığı gibi güvenli bir ortamdır. Üstelik farklı genç bireylerin İnternet’i kullanma biçimleri de  farklıdır. de Haan’a göre, öncelikle gençler arasında varolan dijital uçurum sorunu ele alınmalıdır. Bu uçurum hem ülkeler arasında hem de aynı ülke içinde farklı bölgeler, farklı etnik kimlikler ve cinsiyetler arasında görülmektedir. Ayrıca, gencin nasıl bir ailede doğduğu da önemlidir. Ebeveynlerin gelir düzeyi, eğitim düzeyleri, emek pazarındaki durumları gençlerin İnternet ile ilişkilerini etkilemektedir. Gençlerin dijital beceri sahibi oldukları iddiasını da eleştiren de Haan, dijital beceriyi dört alt grupta sınıflandırmaktadır: araçsal beceriler, enformasyon becerileri, toplumsal beceriler, stratejik beceriler. de Haan’ın yaptığı araştırma ebeveynlerin  çocuklarının bu becerilere ilişkin algılamalarının oldukça yüksek olduğunu göstermiştir. Gençlerin İnternet ile ilişkilerinde ele alınması gerekli bir diğer konu da çevrimiçinde karşılaştıkları risklerdir. EU KIDS ONLINE Projesinde çocukların ve gençlerin karşılaştığı çevrimiçi riskler, içerik, ilişki ve bağlantılanmanın üç farklı düzeyinde ayrı ayrı ele alınmaktadır. Çocuklar ve gençler tecimsel, saldırgan, cinsellik ve değerler konusunda alıcı, katılımcı ve aktör olarak üç farklı düzeyde farklı farklı riskler ile karşı karşıyadır. EU KIDS ONLINE Projesinin 2009 final raporu, her ülkede farklı riskler olsa da, bazı risklerin ortak olduğunu göstermiştir: Bunlar, kişisel bilgilerin açıklanması, pornografik içerikle karşılaşma, saldırgan veya nefret söylemi yayan içerikle karşılaşma, siber zorbalıktır. Ayrıca bir ülkede İnternet kullanım yaygınlığı ne kadar fazla ise risklerle karşılaşma durumu da giderek artmaktadır. Ancak, dijital becerilerin artması çevrimiçi riskler ile başa çıkma becerisini de arttırmaktadır. Son olarak, de Haan’a göre farklı özelliklere sahip genç bireyler İnternet’i farklı şekillerde kullanmaktadır: kullanım zamanı, İnternet’te yapılan etkinlikler, İnternet’te enformasyon arama biçemleri, içerik yaratma durumu vb. değişmektedir. de Haan’a göre, gençlerin İnternet ile olan ilişkileri homojen değildir. İşte bu nedenle, özellikle ailelerin dolayımı ile bilinçli kullanım biçimleri geliştirilmeli; ebeveynlerin sınırlayıcılığı ve güçlendirme politikaları arasında denge kurulmalıdır. Ayrıca güvenli İnternet ortamı temin edilmeli, İnternet’te nitelikli içerik üretimine önem verilmeli, öz-denetim kodları desteklenmelidir. de Haan’ın E-Gençlik’in halihazırdaki durumu üzerine konuşması, Türkiye’de gençlerin İnternet kullanması konusunda özellikle ilgili kamusal aktörlerin tartışmaların ne kadar sorunlu ve eksik olduğunu bir kere daha ortaya koymuştur. Gerek kamuoyunda gerekse anaakım geleneksel medyada İnternet’e ilişkin varolan panik ve kaygı kültürünü destekleyecek şekilde söylemin şekillenmesi ve İnternet kullanımı konusunda risklerin –ve sadece bazı risklerin- vurgulanması yukarıda belirtilen sorunlu ve eksik bakış açısının yansılarıdır. Türkiye’de İnternet yaygınlığının AB ülkelerine göre görece azlığı, sınıf, toplumsal cinsiyet  ve bölge farkları da kullanım ve erişim konusunda göz önüne alınırsa, öncelikle gençler arasında dijital becerilere sahip olanlar ve bunlar arasındaki beceri farkları, dijital ortamlara erişemeyenler arasındaki farklar incelenmelidir. Ayrıca çevrimiçi risklerle karşılaşan veya karşılaşma olasılığı yüksek çocuk ve gençlerin ebeyenlerinin sosyal, ekonomik durumu da önemlidir. Örneğin hangi ailelerdeki çocuklar niçin belli risklerle karşılaşmaktalar sorusu, İnternet veya çevrimiçi oyun bağımlılığı (aşırı ve sorunlu kullanım) olgusunu daha geniş bir toplumsal tartışmaya bağlar. Ayrıca, ebeveynlerin ve öğretmenlerin de dijital beceri sahipliği de gençler ve İnternet arasındaki ilişki ele alınırken incelenmelidir. de Haan’ın konuşmasının Türkiye’deki tartışmalar için yol gösterici yönü, gençlerin İnternet ile ilişkilerinin aynı/tek tip olmadığını vurgulaması, farklı gençlerin farklı İnternet kullanım örüntüleri gerçekleştirdiğini somut örneklerle ortaya koymasıdır. Hükümetlerin ve ailelerin İnternet kullanımını sınırlayıcı veya engelleyici politikaları yerine, de Haan’ın gençlerin sanal uzamın olanaklarından faydalanmalarını arttıracak ve geliştirecek güçlendirici politikaların desteklenmesini önermesidir. Bu bağlamda, güvenli İnternet ortamının, sağlıklı ve doğru enformasyona ulaştıracak tarayıcıların oluşturulması ve ebeveynlerin çocukları ile yönlendirici iletişim pratikleri geliştirmeleri için bilgilendirilmeleri, çocukların, ebeveynlerin ve öğretmenlerin dijital becerilerin farklı düzeylerini kullanabilme konusunda da farkındalıklarının arttırılması gerekmektedir. Özlüce dersek, Türkiye’de anaakım geleneksel medyada temsil edildiği veya kamusal aktörlerin söylemsel pratiklerine sindiği gibi riskler ve kaygılar-korkular kültürü  ile  yeni medya ortamında gençlerin durumunu baştan önyargılı ele almak yerine, soruları ve sorunları daha doğru saptamak gerekli: yeni medyayı kullanan çocuklar ve gençler kimler? Sınıfsal aidiyetleri, cinsiyetleri, yaşadıkları yerler, ebeveynlerin toplumsal-kültürel ve ekonomik sermayeleri sorunsallaştırılmalıdır. Dijital beceriler tüm gençlerde aynı düzeyde değildir, üstelik genç nüfusunun bir kısmı dijital okuryazar değildir. Çocukların ve gençlerin çevrimiçinde karşılaştığı riskler de farklı gençler ve çocuklar için de farklıdır, ya da farklılaşabilmektedir. Risklerin deneyimlenmesi de cinsiyetlere göre farkılaşabilmektedir. Tüm bu alt sorunların/soruların Türkiye’deki konuya ilişkin  totalleştirici bakış açısını geliştirmesi ve zenginleştirmesi beklenmelidir.


%d blogcu bunu beğendi: