Sosyal Medyanın Gücü-Geleneksel Medyanın Aczi ve #direngeziparkı #direnankara, #direnizmir: Alternatif Bilişim Derneği’nin Değerlendirmesi

Haziran 5, 2013

Anaaakım medyanın hali  İstanbul’da Taksim’de bulunan Gezi Parkı’nın İstanbul   Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılarak AVM yapılmak istenmesine yönelik İstanbulluların kentlerine sahip çıkma ve kente ilişkin yurttaş katılımını dışarıda bırakan bir tanzime karşı çıkan taleplerini dile getirdikleri, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünü ve toplanma hakkını kullandıkları barışçıl oturma eylemine ilk olarak 30 Mayıs’ta, daha sonra da 31 Mayıs’ta gaz bombaları ile saldırılması, orantısız ve aşırı polis şiddeti kullanılması durumu tüm Türkiye’de #direngeziparkı, #occupygezi etiketlerinde Twitter ve “Gezi Parkına Sahip Çıkıyoruz” şeklinde Facebook’ta çeşitli grupların açılması ile yaygın bir kamuoyu desteği ile karşılaştı. 31 Mayıs günü öğleden sonra Taksim’de sivil katılım hakkını kullanan yurttaşlara yönelik emniyet kuvvetlerinin giderek dozu artan şiddeti diğer kentlerde de yurttaş katılımı ile kentlerin kamusal alanlarında protesto edilmeye başlanmıştır. Bu arada anaakım geleneksel medya gerek çapraz tekelleşmeye dayanan sermaye yapısının her türlü iktidara göbek bağı gerekse AKP’nin toplumsal-siyasal-kültürel ve ekonomik her türlü eleştiriye tahammülsüz siyasal iktidarından korkusu nedeniyle İstanbul’da Taksim’de yurttaşlara yönelik emniyet kuvvetlerinin orantısız güç kullanımını görmezden gelmiş, mikrofonlarını-ekranlarını kapatmış ve adeta “görmedim-duymadım-bilmiyorum” üç maymunu oynamıştır. Yaşananları aktardığı anlarda da resmi anlatının yeninden üretiminden başka bir işlev üstlenmemiş, bu açıdan da yöneticilerin kışkırtıcı ve tahammülsüz lisanının sorgulamaz aktarıcıları olmuşlardır. Bunun üzerine  Türkiye’nin dört bir yanında bu “haber değeri” taşıyan ve tüm yurttaşları ilgilendiren olay/lar hakkında bilgi edinmek, sivil yurttaşlarla dayanışmak, yardım etmek ve desteklemek amacıyla insanlar önce İnternet’e ve özel olarak da sosyal medyaya-Facebook ve Twitter’a yönelmişlerdir.  31 Mayıs öğleden sonra #direngeziparkı ve #occupgezi hashtagleri altında İstanbul’da önce Taksim’de devam eden polis şiddetine karşı dayanışma ve yurttaşın kamusal alanda protestosu organize edilmiştir. Ankara’da Kuğulu Park’ta ve Güven Park’ta İzmir’de de çeşitli meydanlarda toplanan yurttaşların barışçıl tepkileri, tepkilerini toplanma ve ifade etme haklarını kullanarak dile getirmeleri yine aynı şekilde devletin zorlayıcı iktidarının uygulayıcı polis ve onun ölçüsüz orantısız şiddet kullanımıyla karşılaşmıştır.

Bundan sonra sosyal medya ortamında her kentte yurttaşlara yönelik polis şiddetini kamuoyuna aktarmak, duyurmak ve kamusal alanda destek istemek için sosyal medya kullanımı yoğunlaşmıştır.

İşte bu noktada Türkiye’de sosyal medya ortamı meydanlarla buluşmuş, sokak-sosyal medya ikilemi aşılmış, yurttaşlar bir yandan yaşadıkların kentlerin meydanlarına, sokaklarına akarken, anaakım radyo-televizyonların yurttaş tepkisini görmezden gelmesine karşı tek enformasyon kaynağı olarak sosyal medyaya yönelmişlerdir.

Sosyal medya dolayımı ile yurttaş gazeteciliğinin neden ve nasıl yapıldı? #korkakmedya ve #bugüntelevizyonuaçmıyoruz

İstanbul’da 31 Mayıs’ta tüm gece yurttaşlarına yönelik süren polis şiddeti Taksim’den Beşiktaş’a sıçramış, her yaştan kadın-erkek, farklı mesleklerden, siyasal görüşten yurttaşlar örgütsüz bir şekilde kamusal alana çıkarak polis şiddetini ve mevcut hükümetin siyasi irade/sizliğini protesto etmişlerdir. Polisin artan şiddeti karşısında meydanlara çıkan bu binlere yardım etmek, yardımı ve acil gereksinimleri koordine etmek, polis şiddetini belgelemek ve kanıt oluşturmak, sadece ve sadece durumu sosyal medya ortamlarından takip ederek haberdar olabilen yurttaşları enforme edebilmek için her kente yönelik ayrı hashtagler Twitter’da oluşturulmuştur. Facebook’ta olay yerlerinden çok sayıda görüntü paylaşılmış, polis şiddeti belgelenmiş, yaralananlara yönelik tıbbi yardım gereksinimi duyuran ve koordine eden, göstericilerin yoğun biber gazından sığınabilecekleri mekânları duyuran gönderiler duvarlarda paylaşılmıştır.  İşte böylece sosyal medya dolayımı ile yurttaş gazeteciliği yapılmış,  anaakım medyanın boşluğu doldurulmuştur. Türkiye’de ilk kez bu kadar geniş katılımlı, yoğunlukta kendi merkezli kitlesel iletişim (self-mass communication) gerçekleşmiştir.

Olayın ve durumun gidişatına göre farklı hashtaglerin geliştirilmesi, özellikle 1 Haziran Cumartesi günü Türkiye’de Facebook ve Twitter’a TTNET’in ADSL, kablosuz İnternet erişimini sağladığı yerlerde ve bu şirketten hizmet alan kullanıcılar tarafından girilememesi durumunun tespiti üzerine VPN, DNS gibi yeni hashtagler oluşturulmuş ve Türkiye’de TTNET’in örtük olarak uyguladığı DPI engelini aşarak İnternet ortamlarını kullanma konusunda bilgi desteği içeren içerikler üretilmiştir.

Sosyal medya ortamlarında, cep telefonlarının çeşitli uygulamalarını kullanarak kendi merkezli kitlesel iletişim gerçekleşmiştir. Bu kendi merkezli kitlesel iletişimin sonucunda ortaya çıkan yurttaş gazeteciliğinin Türkiye gibi anaakım geleneksel medyanın sansür ve otosansürü deneyimlediği, AKP iktidarının “ceberut devletleştiği” bir rejimde ne kadar gerekli olduğudur.

#direnankara

Sosyal medya kullanımının örgütlenme konusundaki yararları ve açmazları üzerine

“Gezi parkı hareketi” olarak adlandırabileceğimiz bu tarihsel anı, durumu değerlendirirken;  sosyal medya kolaylaştırıcılığında örgütlenme konusunda önemli dinamiklerle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Tüm Türkiye’de farklı kentlerdeki protestocular ve göstericiler için İnternet ve özellikle sosyal medya ortamları vazgeçilmez bir iletişim ve etkileşim ortamı olarak varlığını göstermektedir. Kısa sürede, çok sayıda insana, herhangi bir zaman ve mekân sınırı olmadan ulaşmak, fikirlerini öğrenmek ve belli bir konu hakkında bir kamuoyu yaratmak çabası içinde olan sağduyulu bireyler, belli bir amaç etrafında önce parklarına sahip çıktılar, sonra ülkenin dört bir yanına ağların çarpan etkisiyle haber salarak, anti-merkeziyetçi ve hareketin dışında kalanlar açısından denetimsiz biçimde kendiliğinden kamusal alanlara aktılar. Bu anlamda mevcut siyasi iktidarın hegemonyacı üslubundan dolayı yönetime katılamayan ve kendilerini dile getiremeyen, dertlerini seslendiremeyen çeşitli ve farklı toplum kesimleri sosyal medya ortamlarının sağladığı olanaklardan şu şekilde yararlandılar: 

1.        Anaakım medyanın iktidarı başat olarak gören ve sessiz kalmaya devam eden yapısı itibariyle, tek ve koşulsuz alternatif olarak bu mecranın etkileşimselliğini yalnız kullanmadılar, adeta kutladılar. 

2.        Mecranın farklı ortamları arasındaki (Facebook, Twitter, Instagram en yaygınları olmak üzere) yakınsama nedeniyle, eş zamanlı çoklu medya ve metin paylaşımı yaptılar, çok yaratıcı sloganlar ürettiler.

3.        Yurttaş gazeteciliği ekseninde polisin çatışmacı tutumunu ve aşırı şiddet kullandığını sergileyen kanıtlar, bloglar, sözlükler (başta Ekşisözlük olmak üzere) ve kitle kaynaklı platformlar aracılığıyla oluşturulan enformasyon havuzuna aktı; kısa sürede güncellenen veri bankaları oluşturuldu.

4.        Acil ihtiyaç/yardım gerektiren durumlarda bilgi ve kaynakları etkin şekilde paylaşabilmek için açık-özgür erişim yazılımları kullanıldı, bu yazılımların kodları da dahil olmak üzere dayanışmacı biçimde sosyal medya ortamlarında paylaşıldı. 

5.        İnternet ve sosyal medya araçlarının engellenmesi ve bloke edilmesi tehlikesine karşı, açık DNS ve VPN ayarları konusunda bilgi yaygınlaştırıldı. 

6.        Tüm ciddiyeti, vahameti ve işlevselliğinin yanı sıra İnternet ve sosyal medya direnişin ve hareketin  karnivalesk havasının canlı tutulmasında önemli bir rol oynadı. Aşırı şiddete maruz kalan, yaralanan, gözaltına uğrayan, yakınlarını kaybeden kullanıcılar İnternet’i ve sosyal medyayı bir yandan yılgınlık ve çöküntüye karşı bir ironi makinasına dönüştürdüler; diğer yandan da mizahı, iktidarla yaşadıkları zıtlaşmada iktidarın sembolik alaşağı edilmesinde ustaca kullandılar. İktidarın sembol ve terimlerinin, mevcut toplumsal kod, kurum ve adların (“DövenPark”, “Tomalı Hilmi”, “GazıLay”, “Sahibinden Satılık PolisOlaylarınaMüdahaleAracı”) alaşağı edilmesi en karanlık anlarda dahi “korku eşiğinin aşılmasında” son derece önemli bir rol oynadı. “Park yoksa AVM’ye sıçarım” diyen köpek; “İktidar bu kadar yoğun gaz çıkarıyorsa sıçması yakındır” diyen pankart örneklerinde bu karnivalesk havanın grotesk bir tahayyül ile desteklendiği de görülmektedir. İnternet’te dolaşan komik eylem hikayeleri direnişin kendi mitlerini oluşturmasına yol açmış, mizah ve ironinin birleştirici ve iyileştirici dili eylemlerin lisanına da yansımıştır. 155’i arayıp polisten gaz sipariş edenler; karşılaştıkları çevik kuvvetle üçlü çeken taraftarlar; “eylemdeydim, penguen belgeselini izleyemedim” diye CNN-Türk izleyici temsilcisini arayan protestocu mizahın öfke-nefreti dindirici ve iyileştirici yanına örnek teşkil ettiler. Bununla birlikte, bir kısım pankart, duvar yazısı ve mizah ürünlerinin cinsiyetçi, hakaretamiz ve ayrımcı lisan içerebilmesi olumsuz bir nokta olarak not edilmelidir. Son olarak, mizahi içeriği derleyen birkaç girişim için şu adresler ziyaret edilebilir:

http://duvardageziparki.tumblr.com/

http://ismetberkan.blogspot.com/2013/06/bu-da-eylemin-duvar-yazlar-arsivi.html?spref=tw

Sosyal medyanın geniş tartışma atmosferine ve eş anlı etkileşimselliğine rağmen, belli grupların ideolojik duruşları ya da “Gezi Parkı’na sahip çık” sivil hareketini amacından saptırma amaçları nedeniyle etik değerlerden uzak bir şekilde sosyal medya kullanım pratikleriyle de karşılaşıldı:

1.        Dağıtık ve gayri-merkezi ağ örgütlenmesi üzerinden ilerleyen sosyal hareketler söz konusu olduğunda, farklı konumlardan sürekli veri akışı gereğinden fazla yüklenmektedir ve olayın/durumun algılanışında sapmalarına yol açabilmektedir. 

2.        Yukarıda sözü geçen veri akışını derleyip toparlayan ortamların sayıca çokluğu ve güncel olmaması, eylem ve koordinasyon sırasında başvurulacak kaynakların güvenilirliği konusunda şüphe uyandırabilmektedir.

3.        Hashtag kullanımı, sonsuz paylaşım ve tepki olanağı, radikal görüşlerin üretilmesi ve yaygınlaşmasına neden olduğundan, nefret söylemi ve suçlarına rastlamak mümkün olmaktadır.  

4.        Türkiye’de belli aralıklarla sosyal medya ortamlarında iktidar erkini elinde bulunduranlar tarafından sansür ve veri akışına müdahale yapılmıştır; bu sansürün sosyal hareketler sırasında eş anlı olarak yaşanması kitlesel panik yaratabilir. 

5.        Özellikle Twitter mecrasında “Trending Topic” (en çok konuşulan konu) olabilme adına, çarpıtılmış  haberler ve yanıltıcı bilgiler dolaşıma sokulmakta, bu gerek kanaat önderlerine, gerekse yurttaş gazetecilerine olan sosyal güveni azaltabilmektedir. 

Sosyal medya ortamında üretilen hashtagleri kullanarak kamuoyunu yanıltmaya çalışan kullanıcılar da olmuştur. Özellikle ağır yaralanma vakaları, ölüm haberleri konusunda yayınlanan bazı içerikler sosyal medya ortamlarının sahip olduğu hız ve etkileşimsellik özelliğinden dolayı sosyal medya kullanıcısını manipüle etmeye çalışmıştır. Polisin aşırı şiddet kullanmasına karşı tutum gösteren bazı polislerin istifa etmesi gibi asparagas bazı içerikler de ortamda paylaşılmıştır. Ya da tam tersi yaralanan göstericilere yönelik sığınma veya destek mekânı olarak verilen cep telefonu ile diğer iletişim numaralarının güvenilir numara olmadığı, ama emniyet kuvvetlerince yönetildiği de ortaya çıkmıştır.

Ancak bu tröllük olgusuna karşı, özellikle belli konuda uzman kişilerden, anaakım medya ortamlarında sesi ve sözü otosansürlenen eski geleneksel ama artık yeni medya mensuplarının, “Gezi Parkı’na sahip çık” platformuna destek veren sanatçıların ve milletvekillerinin (özellikle BDP’den Sırrı Süreyya Önder’in) sosyal medya hesaplarından yurttaşları dezenformasyona karşı uyaran ve doğru-nitelikli bilgi paylaşan tweetleri ve gönderileri sosyal medya ortamlarında “kanaat önderliğinin” ve nitelikli enformasyon konusunda kaynağın güvenirliliği olgusunun önemini bir kere daha göstermiştir. Sosyal medya ortamının etik dışı kullanılması durumuna karşı kullanıcının soğukkanlı tutumunu koruyarak, kaynağın güvenirliliğine karar vermesi ve içeriği paylaşmadan önce doğruluğunu iki kez kontrol etmesi gerekmektedir. Anaakım geleneksel medyanın görevini yapmaması, sosyal medya ortamındaki dezenformasyonu tetiklemiştir.

Bu noktada özellikle, kamusal alanda yurttaşlarına karşı aşırı ve orantısız şiddet kullanımı konusunda her türlü multi-medya ortamını başarı ile kullanarak, kanıt toplayan, paylaşan; URL’ler ile linklerden linke geçişler sağlayan #direngeziparkı, #direnankara ve #direnizmir hashtagleri altında gelişmeler ve katılımcı yurttaşlarla ilgili (ve onlara yönelik) enformasyon arayanlara nitelikli ve doğru içerik üreten herkesin sosyal medya kullanımının başarılı olduğunu belirtelim. Böylece bu nitelikli içerikler ile tröllere ve dezenformasyona karşı refleks geliştirildi. İnsan hakları ihlâlleri, ölüm, yaralanma olayları, saldırılar, İnternet kesintileri, kimyasal kullanımı vb. konusunda kanıt, bilgi, belge, görüntü, video toplanması gereği kamusal alana mü/dahil olan yurttaşlar tarafından yerinde kavranmış ve yeni medya araçları, özellikle cep telefonları ve akıllı telefonlar, tabletler ile gerçekleştirilmiş ve teknolojinin yakınsama özelliği ile anında sosyal medya hesaplarında takipçilerle paylaşılmış, hashtagler ile gruplanmış, bu içerikler yaygınlaşmıştır.

Bu üretilen içerikler örneğin:

Haritalar

http://occupygezimap.com/

https://maps.google.com/maps/ms?ie=UTF8&hl=en&oe=UTF8&msa=0&msid=207368859026831467268.0004de2d26a9994c4487d

https://maps.google.com/maps/ms?msid=206122379597057837901.0004de19c2ae58890f32d&msa=0&ll=40.446947%2C36.320801&spn=14.618272%2C33.815918

http://www.itusozluk.com/atlas

https://crowdmap.com/map/turkiyebahari

Orantısız ve Aşırı Polis Şiddeti için Kanıtlar

http://delilimvar.tumblr.com/

http://direnizmir.tumblr.com/post/51971813039/izmirde-polis-gercegi-birinci-agizdan

İletişim için: Boğaziçi Radyo

http://live.arkent.web.tr/

 

Ankara’dan mobil yayın:

http://www.ustream.tv/channel/ozererdogan?utm_campaign=ustre-am&utm_source=14648115&utm_medium=social

http://www.ustream.tv/channel/uguroz?utm_campaign=t.co&utm_source=14664261&utm_medium=social

Özellikle mobil geniş bant İnternet bağlantısı çalıştığı sürece Ustream gibi platformlardan yapılan canlı yayınlar, bir yanıyla anaakım medyanın yap(a)madığını yapmakta, diğer taraftan sosyal medya ortamlarında akan dezenformasyonun bir ölçüde önüne geçmektedir.

Gerçek zamanlı paylaşım olanağı bulunmadığında da çok sayıda fotoğraf ve videonun kayıtlanması, kanıt niteliğindeki görüntülerin bir araya getirilebilmesinde önemli rol oynamaktadır. Burada göz önünde bulundurulması gereken, bu kayıtlamaları özellikle müdahale ve/veya arbede sırasında gerçekleştirmenin zorluğudur. Kaçışmaların yaşandığı bu anların sağlıklı biçimde kanıtlanabilmesinin önkoşulu, farklı açılardan ve çok sayıda oluşturulan kaydın daha sonra birleştirilmesidir.

Tüm bu içeriklere biz üre-tüketici ve kullanıcı türevli içerik devrimi diyebiliriz… Geleneksel medya ortamları olaylara ekranlarını mikrofonlarını kapattıkça, kendine otosansür uyguladıkça Türkiye’de kullanıcıların içerik üretimi giderek artacaktır.

 Bibergazı saldırısı

 Bilgi Eşitsizliğini Gidermede Sosyal Medyanın     Rolü

Barışçı yurttaş hareketlerinde iktidarların en önemli avantajları “bilgi eşitsizliğidir” (information asymmetry). Bundan kasıt iktidarın eylemlerinden hoşnutsuz kitlelerin muhalefet eylemleri sürecinde iktidarın bilgiye sahip olması, ancak bunun sivil haklarını kullanan yurttaşlar için geçerli olmamasıdır. Söz konusu olan bilgi makro veya mikro düzeyde olabilir. Makro düzeydeki bilgiden kasıt ülkede ve dünyada eylem konusundaki değerlendirmeler ve diğer coğrafi bölgelerdeki eylemlerin durumudur. Varsa yaralıların durumu, kaçış yönleri veya kolluk güçlerinin pozisyonu gibi bilgiler ise mikro düzeyde değerlendirilebilir.

İktidar tanım gereği makro ve mikro bilgiler konusunda genellikle hiçbir sıkıntı çekmez. İletişim kanallarının her zaman açık olduğu bir ortamda yukardan aşağı sıkı bir örgütlenmenin güdümündeki kolluk güçleri yurttaş hareketlerini fiili olarak şiddet kullanarak veya şiddet kullanma tehdidiyle bastırmaya çalışırlar.

Ancak bu durum yurttaşlar için geçerli değildir. Özellikle barışçı bir eylem içinde olanlar genellikle birbirlerini tanımazlar. Bu nedenle mikro ve makro planda teknik araçlar vasıtasıyla iletişim kurma imkanları çok sınırlıdır. Makro planda bilgi sağlayabilecekleri kaynak televizyon ve radyo gibi kitle iletişim araçları olabilir. Ancak bu araçların yurttaşın haber alma hakkına saygı düzeyleri ülkeden ülkeye değişir.

Bu alışılmış durum son yıllarda büyük bir değişikliğe uğrama sürecindedir. Sosyal medyanın yaygınlaşması ile birlikte yurttaşlar hem makro hem de mikro planda neredeyse iktidarın sahip olduğu imkânlara yakın bir düzeyde iletişim olanaklarına sahip olmuşlardır. Internet erişimli mobil cihazların yaygınlaşması eylem esnasında hareket kabiliyetini olağanüstü düzeylerde artırmıştır. Twitter ve Facebook gibi uygulamalar daha önce önemli bir handikap olan yurttaşların birbirlerini tanıma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır. Zira ancak birebir iletişimi sağlayabilen cep telefonu gibi araçlar yerine bir kaynaktan sınırsız alıcıya yönelik yayın yapan Twitter gibi uygulamalar yurttaşların mikro ve makro bilgi ihtiyacını mükemmele yakın bir düzeyde karşılamaktadır. Ancak bu durum tanım gereği sadece İnternet kullanıcıları için geçerlidir. Bu kesimin dışındaki geniş halk kitleleri hala klasik kitle iletişim araçlarına muhtaçtır.

“Gezi Parkına Sahip Çık” hareketinde yurttaşlar, siyasi iktidara karşı sosyal medya ortamları dolayımıyla kendi lehlerine bilgi eşitsizliğini giderdiler. Arap isyanlarında ve Öfkeliler hareketlerine önemli bir işlevi olan sosyal medya Gezi Parkı eylemlerinin başarılı olmasında da kritik bir rol oynadı.

Eylemler sırasında ekranlarında toptan karartma uygulayan anaakım medyanın bu utanç verici hali kamuoyu tarafından açık-seçik görüldü. Muhalif siyasi hareketlerin hiç yabancısı olmadığı bu davranış, en geniş halk kesimleri tarafından belki de ülke tarihinde ilk kez fark edildi. Anaakım medyanın tamamına yakını, gösteri yapan ve bu sırada emniyet kuvvetleri tarafından orantısız şiddete maruz kalan yüzbinlerce insan yerine doğa belgeseli göstermeyi tercih ettiler.

Sosyal medya destekli bu yurttaş hareketinin daha önceki yurttaş hareketlerinden çok önemli bir farkı “iletişim yoğunluğu” olarak adlandırılabilecek bir niteliğe sahip olmasıydı. Bu da eylem halinde olan yüzbinlerce kişinin yine yurttaşın arasındaki onbinlerce kişi tarafından kaydedilmesiydi. Bu durum daha önce alışık olunan medya olaya ve olguya ilişkin eksiltimini, yanlışlanmasını ya da aşırılaştırılmasını boşa çıkarıyordu. Bu ortamda sosyal medya geleneksel medyanın oluşturduğu boşluğu olağanüstü bir etkinlikle doldurarak hem makro hem de mikro planda sivil katılım haklarını kullanan yurttaşlara mükemmel düzeyde destek sağladı. Bu destek öylesine etkili oldu ki, çalışma arkadaşlarının tümüne yakını Twitter kullanıcısı olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Twitter’ı ve sosyal medyayı “toplumun baş belası” ilan etti. Bu işaretle sosyal medya bir anda günah keçisi haline getirildi. Binlerce görsel-işitsel malzeme arasından kimin tarafından oluşturulduğu bilinmeyen 10-20 civarındaki fotoğraf ve video kaydı cımbızla seçilerek sosyal medyanın “güvenilmezliği” vurgulanmak istendi. Oysa demokratik bir toplumda yapılması gereken sosyal medya ortamlarını günah keçisi ilan etmek yerine, bilgi eşitsizliğini gidermedeki rolünü ve yurttaşa bükülümünü görmek olmalıdır.

Son olarak yeni medya ortamlarının kullanımına ve ortamlara bakışa yönelik temel kaygılarımızı belirtmemiz gerekli. Bu kaygıların nedenleri ve çözüm yolları üzerinde hiç şüphesiz ayrıntılı olarak düşünülmesi gereklidir.

1.   Türkiye’de devlet veya şirket kaynaklı olası bir sansür/İnternet erişim engeli veyahut DPI kullanımı durumunda yurttaşın Twitter ve Facebook’a sıkışmışlık durumu; İnternet kullanımının Facebook veya Twitter kullanımına indirgenmesi durumu

2.      Yurttaşın ağ tarafsızlığını ihlâl eden başta TTNET tekeli olmak üzere ağ güdümü dışında alternatif İnternet’e erişim kanalları ve şifreleme konusunda bilgi yoksunluğu

3.  Aktivistler için özgür yazılım temelli açık kaynak kodlu çevrimiçi araçların kullanımı geliştirme ve yaygınlaştırma konusunda eksiklik

4.        Yeni medya ortamlarındaki dijital gözetim güçlenen varlığı

5.   Siyasi iktidarın, özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sosyal medya ortamına yönelik nefret söylemi üretmesi ve itibarsızlaştırma çabası.

6.  Sosyal medya ortamları kamusal alan rolü görecekse, farklı fikir ve kanaat sahiplerinin farklı hashtagler veyahut gruplarda kümelenmesi, benzerlerin birbirini bulması durumu ile demokratik bir müzakere kültürünün gelişmemesi/yeşermemesi olgusu. Bu olguya ek olarak özellikle siyasi partilerin gençlik kollarının ürettiği gayrimedeni ve hakaretamiz söylemin varlığı

7.    Ayrıca hükümetin İnternet ve sosyal medya ortamlarına yönelik “istesek keserdik” şeklindeki açıklaması da kaygı vericidir.

Aktivistler için çevrimiçi araçlar geliştirmenin zorunluluğu

Süreç boyunca genel iletişimin sağlandığı Twitter, hareketin başlamasının ardından Türkiye’deki kullanıcılarına herhangi bir engelleme yapmayacağını duyurmuştur. Zaman zaman kesilmeler yaşansa da Twitter’ın kastından söz edilebilecek kanıtlar bulunmamaktadır. Ayrıca devlet, yukarıda bahsedilen biçimler dışında, topyekün bir engelleme veya kesinti yoluna gitmemiştir.

Öte yandan, neredeyse hareketin kendisi anlamına gelen iletişim ve örgütlenme ağlarının kaderi, ne Twitter ne de diğer ticari / sahipli mecralara terk edilemeyecek kadar değerlidir. Bu sebeple alternatif mecraların tanınması, yeni araçların yaratılması ve engelleme durumunda ağın sürekliliğini sağlayacak planların hazırda tutulması zorunludur.  Böylesi kesintilerin sonucunun korkunç olduğunu Arap Baharı deneyimlerinde gördük. Şiddetin dozunu arttırmak ve hatta katliam girişimleri için hareketin birbiriyle ve dış dünyayla bağlarını kesmek ilk adım olmuştur.

Kesintilere karşı telefon hatları üzerinden bağlantı olanaklarının sağlanması, mümkün olduğunca anonim ve dağıtık alt ağlar kurulması iyi bir yol olabilir. Gönüllülerin bir telefon ve dial-up modem ile ya da mobil telefonlarına indirecekleri dial-up yazılımları ile katılabilecekleri ağ ya da ağlar işleri oldukça kolaylaştıracaktır. Yine bu ağ üzerinde özellikle dünya ile bağları hızlı bir şekilde kuracak, enformasyon/bilgi akışı sağlayacak güçlü düğümlerin yer alması işleri kolaylaştırabilir. Bunun için gönüllü STK’lar veya basın kuruluşlarından yardım alınabilir.

Mecraların sansürüne karşı da çeşitli alternatifler bulunuyor. identi.ca iyi bir mikroblog alternatifi olarak öne çıkıyor. WordPress, tumbrl gibi blog/fotoblog sitelerinin yanısıra kolay kurulur ve taşınır, tıkla kur, eposta/tweet/sms ile yayın yap gibi kolaylıkların bulunduğu araçların geliştirilmesi toptan engellemeleri aşmanın yolu olacaktır.

EMO’nun sağladığı sms2tweet servisi de kayda değer bir girişimdir. Bu deneyim mutlaka değerlendirilmelidir. Ayrıca Türkiye’de faaliyet gösteren tüm operatörlerin desteklediği Twitter SMS hizmeti, İnternet’e ulaşılamadığında da Twitter üzerinden bilgi paylaşımına olanak tanımaktadır. Bu işlevin nasıl kullanılabileceği operatörlerin web sitelerinde açıklanmaktadır.

Bu noktada, yurttaşın İnternet kesintisi ve sosyal medya ortamlarında “devlet” eliyle yapılacak müdahalelere karşı alternatif İnternet’e erişim kanalları konusunda kısaca bilgilendirmek istiyoruz:

Türkiye’de İnternet kesintisi yapılması durumunda dış dünyaya erişmek için dial-up numaraları

·                     Tel. No: 0046850009990 User: telecomix Password: telecomix

·                     Tel. No: 00492317299993 User: telecomix Password: telecomix

·                     Tel. No: 004953160941030 User: telecomix Password: telecomix

·                     Tel. No: 0033172890150 User: toto Password: toto

·                     Tel. No: 0046708671911 User: toto Password: toto

·                     Tel. No: 0031205350535 User: xs4all Password: xs4all

SMS ile Tweet

“EMO” boşluk mesajı yazıp 4730′a kısa mesaj (SMS) atabilirsiniz. Buraya gönderdiğiniz mesajlar Twitter’da yayınlanabilir.

 

VPN Bilgileri

Şu bilgileri kullanarak VPN erişimi yapabilir ve İnternet ortamındaki sansürü aşabilirsiniz:

Username: vpnbook Password: rac3vat9

1.                  Server #1: euro1.vpnbook.com (Anonymous VPN)

2.                  Server #2: euro2.vpnbook.com (Anonymous VPN)

3.                  Server #3: uk1.vpnbook.com (UK VPN – optimized for fast web surfing; no p2p downloading)

4.                  Server #4: us1.vpnbook.com (US VPN – optimized for fast web surfing; no p2p downloading)

Kaynak: http://www.alternatifbilisim.org/wiki/Kesinti_ve_Sans%C3%BCr_Durumunda_Alternatif_Eri%C5%9Fim_Yollar%C4%B1

 Alternatif Bilişim Derneği

5 Haziran 2013

Reklamlar

Konferans: Sosyal Medya ve İfade Özgürlüğü Konferansı

Mart 20, 2013
Tarih: 30 Mart 2013 Yer: İstanbul Bilgi Üniversitesi, Dolapdere Kampüsü Mahkeme Salonu

Sosyal medya kullanım oranının dünya çapında baş döndürücü bir şekilde artması çağdaş toplumların bilgi paylaşımını radikal bir biçimde değiştirdi. Dünyada 500 milyon Twitter ve bir milyardan fazla Facebook kullanıcısından bahsediliyorsa, YouTube’da bir günde tam dört milyar video izleniyorsa ve her geçen saniye bu mecraya milyonlarca kişi katılıyorsa artık bambaşka bir iletişim evreninde olduğumuzu kabul etmemiz gerekmektedir.

Sosyal medya bir yandan bireyi bambaşka güçlerle donatırken öte yandan da yazılı, görsel ve işitsel içeriğin kitlelere çoğu zaman kontrolsüz yayılması, öngörülmesi güç sonuçlar doğurmaktadır. İnternet, sınırları kaldırarak küreselleşme, hukuk ve demokrasi tartışmalarının yeniden gözden geçirilmesini de zorunlu kılmaktadır. Artık yirminci yüzyılı biçimlendiren entelektüel tartışmalar dijital medya teknolojileri ışığında yeniden ele alınmalı, toplumların dönüşümü irdelenmeli, ortaya çıkan yeni olgular tartışılmalıdır.

Bu hedefle İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği sosyal medyayı dört farklı bağlamda masaya yatıran bir konferans düzenlemektedir. İfade özgürlüğü tartışmalarını merkeze koyarak bu meseleyi farklı boyutlarıyla, derinlemesine ele alan bu bilimsel buluşmada alanında yetkin isimlerin bir araya getirilmesi hedeflenmektedir.

Bu bağlamda ilk oturumda sosyal medya gibi dinamik bir alanın ifade özgürlüğünün hukuksal hatlarını ne kadar zorladığı, ulusal ve uluslararası düzlemde hukuki düzenlemeler ve sınırlamalar tartışılacaktır.

İkinci oturum siyasal iletişim süreçlerinde sosyal medyanın rolü üzerinde yoğunlaşacaktır. Son dönemde politik kampanyaların da önemli bir aktörü haline gelen sosyal medyanın yurttaşların demokrasiye katılımında nasıl rol oynayabileceği, e-devlet, e-demokrasi gibi kavramların oluşumunun tartışılması da bu oturumun konularından olacaktır.

Üçüncü oturumda ise demokratik katılımın ve yurttaşın protesto hakkının sanal ortama taşınma yolları ele alınacaktır. Toplumsal değişimi, siyasal muhalefeti ve dev politik ve finansal güçlere başkaldırıyı sosyal medya kullanımıyla gerçekleştirmeye çalışan aktivistler de bu oturumda deneyimlerini paylaşacaktır.

Dördüncü ve son oturumda ise sosyal medya kullanımının gazetecilik pratikleriyle buluştuğu noktalar irdelenecektir. Habercilik sürecine eklemlenen ya da alternatif olarak geliştirilen sosyal medya aplikasyonlarının ana akım medyaya etkileri de farklı açılardan ele alınıp tartışılacaktır.

30 Mart 2013, Cumartesi

09.00               Kayıt

09.30-11.30     Birinci Panel: İfade Özgürlüğü, İnternet ve Sosyal Medya                

Yaman Akdeniz, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Kerem Altıparmak, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

Fikret İlkiz, Avukat

Moderatör:    Turgut Tarhanlı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi

11.30-11.45Çay-Kahve Arası

11.45-13.45     İkinci Panel: Siyasal İletişim Süreçleri ve Sosyal Medya                                              

Banu Akdenizli, Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım

Lars Kreiseler, Birlik 90/ Yeşiller Partisi Seçim Ekibi Üyesi

Öznur Çalık, AK Parti İletişim Merkezi (AKİM)

Moderator:    Aslı Tunç, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi

13.45-14.45 ARA

14.45-16.45     Üçüncü Panel: Dijital Aktivizm ve Sosyal Medya

Aslı Tunç, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi

Jillian York, Uluslararası İfade Özgürlüğü İletişimi Direktörü

Serdar Paktin, Kampanya Uzmanı, Change.org

Emrah Uçar, Ötekilerin Postası                     

Moderator:    Esra Arsan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

16.45-17.00     Çay-Kahve Arası

17.00-19.00     Dördüncü Panel: Sosyal Medyada Yayın Politikaları

Yigit Kalafatoğlu, Utopic Farm Yeni Medya Ajansı
Nurcan Akad, Gazeteci
Volkan Çağsal, Publik Sosyal Medya Ajansı

Moderator:    Sezai Ozan Zeybek, Akademisyen


AİHM sites.google.com davasında ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye’yi mahkum etti

Aralık 18, 2012

Alternatif Bilişim Derneği: Basına ve Kamuoyuna

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdığımız sites.google.com davasında karar açıklandı. Kamuoyunun yakından bildiği gibi sites.google.com sitesi 24 Haziran 2009 tarihinde barındırdığı bir içerik sebebiyle 5651 nolu yasaya dayanılarak erişime engellenmiş, bu engelleme sonucunda da içerik sahipleri ve bu içeriklere erişemeyen İnternet kullanıcıları mağdur olmuştu. Derneğimize başvuran ve kişisel sayfaları bu yasak sebebiyle Türkiye’den erişilemeyen Ahmet Yıldırım’ın davasından aldığımız bu sonuç, 5651 nolu yasa ve sansür uygulamalarını yeniden gündeme getirdi.

AİHM bu erişim engelleme kararının ifade özgürlüğüne açıkça aykırı olduğuna karar verdi. Ayrıca 5651 nolu yasanın da ifade özgürlüğünü zedeleyen bir kanun olduğunu ve bu yasanın uygulanmasının başka insan haklarını da ihlal ettiğini belirtti.

Bu karar AİHM’in erişim engellemeleri konusunda aldığı ilk karardır. Sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da web 2.0 uygulamaları açısından ifade özgürlüğü kapsamındaki ilk davadır ve örnek niteliğindedir. Türkiye ve Avrupa Konseyi’ne üye tüm ülkeler için önmemli bir emsal değeri taşımaktadır. AİHM’de Türkiye aleyhine bekleyen başka bir çok davanın olduğunu hatırlatalım.

İnternet kullanıcılarının, sivil toplum kuruluşlarının, konuyla yakından ilgilenen uzmanların, hukukçuların şiddetle eleştirdiği 5651 nolu kanun hala yerinde durmakta. Hükümet ve BTK bu eleştirileri dikkate almamakta ısrarını sürdürüyor. Aksine bu ifade özgürlüğü düşmanı kanunun işletilmesini kolaylaştırmak için şikayet hatları kuruyor, erişim engellemesi istatistiklerini kamuoyundan saklıyor. Güvenli İnternet denilen “devletin merkezi filtre sistemi” için de bu şikayetlerin dayanak olarak gösterildiğini yeri gelmişken hatırlatmak isteriz.

Türkiyeli İnternet kullanıcıları 5651 nolu kanunu istemiyor ve haketmiyor. Bu yasa derhal iptal edilmelidir. İfade özgürlüğünü önceleyen/garantileyen, erişim engellemesi gibi gerçek bir yaptırımı olmayan, İnternet’in dağıtık yapısına ve ruhuna uymayan metodları kesinlikle içermeyen, İnterneti tüm yurrtaşlar için temel bir hak olarak gören bir düzenlemeye acilen ihtiyacımız vardır.

Tüm İnternet kullanıcılarını devlet sansürüne karşı çıkmaya, İnternetlerine sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Alternatif Bilişim Derneği

18 Aralık 2012

Kararla ilgili İngilizce basın bülteni için tıklayınız.


Brüksel, 10 Ekim 2012 SEC (2012) 336 KOMİSYON TARAFINDAN AVRUPA PARLAMENTOSU’NA VE KONSEY’E SUNULAN BİLDİRİM Genişleme Stratejisi ve Başlıca Zorluklar 2012-2013 {COM(2012) 600}ekindeki KOMİSYON ÇALIŞMA DOKÜMANI TÜRKİYE 2012 YILI İLERLEME RAPORU

Ekim 21, 2012

İfade özgürlüğü konusunda, bazı gazeteciler aşırı uzun süren tutuklu yargılanmanın ardından serbest bırakılmıştır. Üçüncü Yargı Reformu Paketi, yazılı eserlere yayımlanmadan önce el konulmasını yasaklamaktadır. Cezai soruşturmalar konusunda medyaya yönelik kısıtlamalar azaltılmıştır. Ermeni meselesi veya ordunun rolü gibi hassas addedilen birçok konu açıkça tartışılmaya ve muhalif görüşler düzenli olarak açıklanmaya devam etmektedir. Ancak, yapılan reformlar ifade özgürlüğü alanında belirgin bir ilerleme sağlanması açısından yeterli olmamıştır. İfade özgürlüğü ihlallerindeki artış ciddi endişe kaynağı olmuş, basın özgürlüğü uygulamada kısıtlanmaya devam etmiştir. Gazetecilerin, basın çalışanlarının ve dağıtıcıların hapsedilmelerine ilişkin eğilimdeki yükselme bu endişeleri artırmıştır 8. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, Türkiye’de ifade özgürlüğünün ihlal edilmesine ilişkin olarak çok sayıda başvuru yapılmıştır.

Kürt meselesi hakkında yazan ve çalışan yazar, akademisyen, gazeteci, bilim adamı ve araştırmacılara karşı çok sayıda dava açılmıştır. Bazı sol görüşlü ve Kürt gazeteciler, terörizm propagandası yapmaktan tutuklanmıştır, diğerleri de cezaevlerindedir (Bkz. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki durum). Birçoğu terörizmle ilgili iddialardan dolayı, 2.800’den fazla öğrenci gözaltına alınmıştır. Örgütlü suçlar ve terörizme yönelik yasal çerçeve hâlâ net değildir ve istismar edilmeye açık, çok sayıda iddianame ve mahkûmiyete neden olan tanımlar içermektedir. Ayrıca, bu konuda savcılar ve mahkemelerin yorumu tutarsız olup, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla uyumlu değildir. Türkiye’nin, şiddete tahrik ile şiddet içermeyen fikirlerin ifadesi arasında net bir ayrım yapması için Türk Ceza Kanununda ve terörle mücadele mevzuatında değişiklik yapması gerekmektedir.

Terörle Mücadele Kanununun 6 ve 7. maddeleri ile Türk Ceza Kanunu’nun 220 ve 314. maddelerinin birleştirilerek uygulanması istismara sebep olmaktadır; kısacası, bir makale yazmak veya bir konuşma yapmak, dava açılmasına ve terör örgütü üyeliği ya da liderliği suçlamasıyla uzun süreli hapis cezasına sebep olabilmektedir. Üst düzey Hükümet ve kamu görevlileri ile ordu defalarca alenen basına yüklenmekte ve davalar açmaktadır. Hükümeti açıkça eleştiren makaleler kaleme almalarını müteakip, gazetecilerin işten çıkarıldığı birkaç olay yaşanmıştır. Bütün bunlar, çıkarları düşünce ve bilginin serbestçe yayılmasının ötesine geçen işlerle uğraşan sanayi gruplarının medyada yoğunlaşmasıyla bir araya geldiğinde, Türkiye’deki ifade özgürlüğü üzerinde olumsuz etki yaratmakta ve uygulamada ifade özgürlüğünü sınırlandırmakta olup, bu durum otosansürü Türk medyasında yaygın bir olgu haline getirmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesine dayanarak açılan dava sayısı az olmasına rağmen, 301. madde hakkında iki AİHM kararı hâlâ uygulanmamıştır.

İnternet sitelerinin orantısız kapsam ve süreyle yasaklanması devam etmiştir. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), yasaklanan internet siteleri ile ilgili olarak, Mayıs 2009’dan bu yana bir istatistik yayımlamamıştır. YouTube video paylaşım sitesi ve diğer internet portalleri aleyhine açılan davalar da devam etmektedir. İfade özgürlüğünü sınırlayan ve vatandaşların bilgi edinme hakkını kısıtlayan, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un revize edilmesi gerekmektedir. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun internette filtreleme sisteminin isteğe bağlı olmasını getiren kararı yürürlüğe girmiştir. Bu konuda, kamu otoritelerinin müdahalesi olmadan bilgi ve fikirleri alma ve iletme hakkına ilişkin olarak Avrupa standartları ile uyumlu bir uygulama yapılması önemlidir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), özellikle batıl inançlara özendirilmesi, genel ahlak ve ulusal değerlerin bozulması, ailenin korunması, müstehcenliğin özendirilmesi ve terörizmin övülmesi gibi konular televizyon kanallarına uyarıda bulunmuş ve para cezası uygulamıştır.

Sonuç olarak, ifade özgürlüğü ihlallerindeki artış ciddi endişelere sebep olmaktadır ve basın özgürlüğü uygulamada daha da kısıtlanmıştır. Özellikle örgütlü suçlar ve terörizmle ilgili yasal çerçeve ve bunun mahkemelerce yorumu istismara neden olmaktadır. Devlet yetkilileri tarafından medyaya yapılan baskı ve eleştirel gazetecilerin işten çıkarılmasıyla birlikte bu durum, otosansürün yaygınlaşmasına neden olmuştur. İnternet sitelerinin sıklıkla yasaklanması ciddi bir endişe kaynağı olmaktadır ve internet hakkındaki kanunun revize edilmesi gerekmektedir.

4.10. Fasıl 10: Bilgi Toplumu ve Medya

Elektronik haberleşme ile bilgi ve iletişim teknolojileri konularında bazı ilerlemeler kaydedilmiş olmasına rağmen, özellikle pazar erişimi ve ara bağlantı, perakende tarife düzenlemesi, spektrum yönetimi ve evrensel hizmet yükümlülükleri ile ilgili hükümler olmak üzere mevzuatın AB müktesebatı ile uyumlu hale getirilmesi için daha fazla çaba harcanması gerekmektedir. Piyasadaki rekabetin ve şeffaflığın iyileştirilmesine yönelik düzenlemeler ve rekabetçi korunma tedbirlerinin uygulanmasında iyi düzeyde ilerleme kaydedilmiştir. Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu (BTK), üçüncü tur piyasa analizini başlatmıştır. İnternet servis sağlayıcılarının hizmet kalitelerini iyileştirmek için Şubat 2012’de bir tebliğ yayımlanmıştır. Sabit numara taşınabilirliği ve toptan hat kiralama 2012 yılının başlarında işler hale gelmiştir. Tarifelerin yeniden dengelenmesi ileri seviyededir. Ulusal dolaşımın sağlanması ve sanal mobil ağ operatörlerine erişim hakkı verilmesi konularında ilerleme kaydedilmiştir. Geniş bant kablosuz erişim hizmeti operatörlerinin yetkilendirilmesi ile ilgili uygulama yönetmeliği kabul edilmiştir. Yeni nesil erişim şebekelerinin düzenlenmesi ile ilgili olarak, BTK, Ekim 2011’den itibaren fiberi, önümüzdeki beş yıllık dönemde veya fiber bağlantılı aboneliklerin yüzdesi tüm sabit geniş bant aboneliklerinin %25’ine ulaşıncaya kadar fiberi, piyasa analizinin kapsamı dışında bırakmıştır. Yerleşik işletmecinin referans teklifi, BTK tarafından kabul edildiği şekliyle, tesis paylaşımının şartlarını ve koşullarını içermekte olup, yerleşik işletmeci ayrımcı olmayan bir temelde kendi fiber ağı üzerinden veri akışı ve toptan hizmet sunmayı taahhüt etmiştir. Aynı zamanda, BTK’nın faaliyetlerinin finanse edilmesi içinişletmecilerden toplanan ücretler, giderleriyle karşılaştırıldığında orantısız bir biçimde yüksek olup, arta kalan fonlar düzenleyici faaliyetlerin maliyetlerini karşılamanın dışındaki diğer amaçlara yönlendirilmektedir.

Yurt içinde birbirleriyle rekabet halinde üç adet mobil telefon operatörü bulunmakta iken, sabit telefon ve sabit geniş bant sektörlerine, yerleşik işletmeci hâkim olmaya devam etmektedir. Sabit geniş bant penetrasyonunun nüfusa oranı az bir artış gösterirken (2011 sonunda %10,7’ye ulaşmıştır), mobil geniş bant penetrasyon oranı önemli ölçüde artmıştır (%6,7’ye ulaşmıştır). Mobil hizmetler için uygulanan iletişim vergileri, sabit telefonlar için uygulanan vergiler ile karşılaştırıldığında yüksek olmaya devam etmektedir. Operatörler ayrıca, mobil/kablosuz ağ kurmak için geçiş hakkı elde etme konusunda zorluklar yaşamaktadır.

Bilgi toplumu hizmetlerinde ilerleme kaydedilmemiştir. Türkiye, şartlı erişime dayanan hizmetlerin yasal olarak korunması ile ilgili Avrupa Konseyi Sözleşmesini imzalamamıştır. “Elektronik İmza Kanunu” ve AB direktifi arasındaki farklılıklar uyumlaştırılmayı beklemektedir. Verilerin korunması ve e-ticaret ile ilgili kanun tasarıları hâlâ beklemektedir. İnternet içeriği ve hizmet sunucuları ile ilgili kanun, ifade özgürlüğünü koruyacak şekilde uluslararası standartlar ile uyumlaştırılmalıdır. Kasım 2011’den itibaren, BTK, internet hizmet sunucularından müşterilerine, talepleri üzerine, ücretsiz bir internet filtreleme hizmeti (çocuk ve aile profilleri olan) sunmaları yükümlülüğünü getirmiştir.

Görsel işitsel politika konusunda iyi düzeyde ilerleme kaydedilmiştir. Görsel işitsel medya hizmetleri direktifi ile uyum sağlanmasını amaçlayan Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 2011’de yürürlüğe girmesinin ardından, bir takım yönetmelikler kabul edilmiştir. Ancak, “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun”, yargı yetkisi konusunda düzenleme getirmemiştir. RTÜK hâlâ yabancı yayıncıları düzenleme hakkını elinde tutmakta olup, Avrupa eserleri tanımıyla uyum sağlanmamıştır. Radyo frekansları ve TV kanallarına yönelik frekans planlama çalışmaları devam etmiştir. Dijital televizyon mültipleks kapasitesi frekans ihalesinin Mart 2013’de sonuçlanması hedeflenmektedir. Analog yayınların kapanış tarihi Mart 2015’tir. Dijital yayına geçiş tarihi Haziran 2015 olarak planlanmaktadır.

Türkçe dışındaki dil ve lehçelerde yayın yapan, özel yayıncılar, içerik, zaman kısıtlamaları veya altyazı/ardıl çeviri gereklilikleri ile ilgili kısıtlamalar olmaksızın yayınlarına devam etmişlerdir. Türkçe dışındaki dillerde yayın yapan yayıncıların sayısı 25’e yükselmiştir. Kullanılan diller Kürtçe ve Arapçadır. Ticari kaygılar, teknik zorluklar ve insan kaynağı eksikliği, ulusal yayınların önündeki başlıca engellerdir. RTÜK, kararlarının şeffaflığını sağlamak için, bu kararları kamuoyuna açıklamaktadır.

Küçüklerin korunmasına ve ticari iletişime ilişkin kuralları ihlal eden yayıncılara yönelik yaptırımlar getirilmiştir. RTÜK’ün bazı kararları, başta müstehcenlik, ailenin korunması ile ulusal ve ahlaki değerlerin korunmasına ilişkin yasal hükümler olmak üzere, bazı yasal hükümlerin geniş bir biçimde yorumlandığı konusunda endişe uyandırmaya devam etmektedir

(Bkz. İfade özgürlüğü bölümü).

Bilgi toplumu ve medya alanında ilerleme kaydedilmiştir. Ancak, başta yetkilendirme ve pazar erişimi ile ilgili olmak üzere, elektronik haberleşme konusundaki AB çerçevesine uyum sınırlı kalmaktadır. Bilgi toplumu hizmetleri ile ilgili mevzuatın daha fazla uyumlaştırılması için çabaların sürdürülmesi gerekmektedir. İnternet içeriğine ilişkin ifade özgürlüğünü kısıtlayabilecek hükümler ile yayıncılara yönelik yaptırımlar başta olmak üzere, bazı yasal hükümlerin çok geniş biçimde yorumlanması endişe uyandırmaktadır. Bu alanda yapılan hazırlıklar kısmen ileri düzeydedir.


İNTERNET YASAKLARINI TARTIŞIYORUZ: 16 MART 2011 YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ-DAVUTPAŞA KAMPUSÜ İSTANBUL

Mart 12, 2011

ALTERNATİF  BİLİŞİM DERNEĞİ OLARAK, Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Teknolojileri Kulübü ile birlikte “İnternet Yasakları” başlıklı bir panel gerçekleştiriyoruz. Programın detayları aşağıda. 16 Mart Çarşamba saat 14.00’te YTÜ Davutpaşa kampüsünde olacağız.

Etkinlik ücretsizdir. YTÜ öğrencisi olmayanlar için kayıt zorunludur.
Kayıt için eposta bildirmeniz yeterli. Detaylar aşağıda:

Panel: “İnternet Yasakları”

Konuşmacılar:
– Dr. Özgür Uçkan, Bilgi Üniversitesi
– İ. Hakkı Polat, Kadir Has Üniversitesi

Moderatör: Ali Rıza Keleş, Alternatif Bilişim Derneği

Tarih: 16 Mart 2010, Saat: 14.00
Yer: Şevket Erk Konferans YTÜ Davutpaşa, İstanbul
Düzenleyen: Alternatif Bilişim Derneği – YTÜ Eğitim Teknolojileri Kulübü

Etkinlik ücretsizdir. YTÜ öğrencisi olmayanlar için kayıt zorunludur.
Lütfen isim ve eposta adresinizi “16 Mart YTÜ İnternet Yasakları”
başlıklı bir eposta ile kayit@alternatifbilisim.org adresine
gönderiniz.


Türkiye’de yeni bir sansür pratiği: Google dolaylı sansür! TİB sansürde sınır tanımıyor!

Haziran 7, 2010

İnternet sansüründe sınır tanımayan Türkiye yeni bir skandala imza attı. Google dolaylı sansür uyguladı. TİB yaptığının doğru olduğunu iddia ederken konunun uzmanları bunun sansürden başka bir anlamı olmadığını belirtiyor. İnternet özgürlüğünü savunan kişi ve kurumlar ise sokağı işaret ediyor.

İlden Dirini

TİB sansürde sınır tanımıyor

YouTube sansürü nedeniyle adı dünyanın sansürcü ülkeleri arasına giren Türkiye, Google’a ait bazı IP’lere de erişimi engelledi. YouTube, Ankara  1. Sulh Mahkemesi’nin 2008/402 nolu adı koruma kendi yasaklama kararı nedeniyle 5 Mayıs 2008 tarihinden beri Türkiye sınırları içerisinde erişime kapalı. Ancak aralarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da bulunduğu kullanıcılar bu yasak kararını DNS ayarlarını değiştirerek aşabiliyorlar. Yasak kararının uygulanamıyor olması Telekomünikasyon İletişim Daire Başkanlığı’nı bir başka akıl almaz uygulamayı yürürlüğe sokmasına neden oldu. TİB bu kez IP tabanlı engellemiyi yürürlüğe koydu ki bu da başta google ve google servisleri olmak üzere google’ın IP havuzunu kullanan onlarca web sitesini, milyonlarca kullanıcıyı mağdur etti.

Yasaklanan şirketler sorunu kendileri çözecekmiş!

TİB ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu erişim engelleme gibi bir durumun olmadığını belirtti. BTK yaptığının erişimi engelli olan, http://www.youtube.com İnternet adresine ilişkin IP adreslerinin güncellemesinden ibaret olduğunu savundu. “Güncellenen IP adreslerinin arkasında farklı şirketlere ait alan adı veya çeşitli hizmetlerin barındırılması bu şirketlerin kendi tercihleri ve sorumluluklarındadır” denildi. Ve sorunu bu şirketlerin kendilerinin çözmesi istendi. Konu hakkında daha kapsamlı bir açıklama almak için aradığımız TİB’de ise bahsi geçen açıklamanın yeterli olduğu söylendi.

 Gül: Bu tip yasaklar Türkiye için geçerli olmamalı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yozgat Bozok Üniversitesi’nde, gündemdeki Youtube ve Google’a erişim sorunu üzerine açıklama yaptı. Gül, Türkiye’nin Youtube’u yasaklayan, Google’a erişilemeyen ülke kategorisinde gözükmesini istemediğini belirtti. Yasal problemleri aşmanın yolunu bulmak gerektiğini belirten Gül, “Türkiye dünyayı çok iyi takip etmesi gereken bir ülke. Bu tip sorunlar sizin dünyayı takip etmenizi ve dünyanın da sizi takip etmesini engeller. Zaten insanları tecrit etmek de mümkün değil” dedi. Bu tip yasaklar nedeniyle defakto durumların ortaya çıktığını belirten Gül, “Bu tip yasaklar Türkiye için geçerli olmamalı” dedi. Ancak Cumhurbaşkanı olarak bu yasağın kalkması için ne yapacağına dair tek bir cümle kurmadı.

 TİB kendi yasasına bile uymuyor

Yasak kararı Mayıs 2007’de yürürlüğe giren 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’a dayanıyor. İşin trajikomik yanı TİB’in YouTube’u yasaklamasına neden olan 10 videoya artık Türkiye’den ulaşmak mümkün değil. Bu haliyle de TİB yasaları da ihlal etmiş oluyor.

Ölçülülük ilkesi ihlal edildi

Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve üniversite Bilişim Teknolojisi Hukuku Uygulama Ve Araştırma Merkezi Danışma Kurulu üyesi Dr. Özgür Uçkan yasağı ve götürdüklerini şöyle anlattı: “ Bu son google servisleri ile ilgili probelem Telekomünikasyon Daire Başkanlığı’nın engelleme politikasını değiştirmesi nedeniyle çıktı. Şimdiye kadar DNS üzerinden engelleme yapıyorlardı. Bu sefer DNS değiştirmelerle Youtube girilmesin diye IP bazlı engellemeyi denemeye başladılar. Fakat google’ın IP havuzundan kullandığı için Youtube diğer google servisleri de etkilendi bundan. Bu şu anlama geliyor. Bir çok web sitesi tek bir IP üzerinden host edilir. Bir IP sitesini engellemek isterken, 99 web sitesini de engelleyebilirsiniz. Bu da ölçüsüz bir tablo. Biz buna ölçülülük ilkesi deriz ki bu karar bu ilkeyi tamamen ihlal etmiş görünüyor. Üstelik ortada hukuki bir şey de yok. Youtube hakkında bir mahkeme kararı var ve TİB’de bunu uygulamakla sorumlu. Ama burda IP bazlı engelleme TIB’in tercihi. Ve interetten anladıklarına göre bunun yaratacağı kaosunda farkında olmaları gerekirdi. Bu konuda oldukça duyarsız davrandılar ve şu anda olduğumuz yerdeyiz.

 Uçkan: Artık sokağa çıkılmalı

Dr. Özgür Uçkan, bu konunun iktidarla, bürokrasi ile pazarlık edilerek çözülebilecek bir konu olmadığını belirtti. 5651 sayılı yasa çıkarken sadece 3 milletvekilinin buna itiraz ettiğini söyledi. Uçkan, “Hukuk devleti olmaya çalışabiliriz” ama “Protestoların artık sokağa inmesi gerekiyor” dedi: “Elimizde hukuki bazı imkanlar var bunları kullanabiliriz. Örneğin bizim üniversiteden Yaman Akdeniz, Ankara’dan Kerem Altıparmakla birlikte bir takım davalar açıyor. İnet-d AHİM’e götürdü. AB ilerleme raporlarında kınandı. En son Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü raporunda da internet sansürcüsü ülkeler liginde yer aldık. Dolayısıyla buna karşı demokratik zor, hukuki zor kullanarak mücadele etmemiz gerek. 5651 zaten Anayasa’ya aykırı. Anayasa değişikliği paketi geçer geçmez ben birey olarak bu konuda başvuru yapmayı düşünüyorum. Benim gibi düşünen çok sayıda da insan var. Demokratik ülkelerde insanlar toplu olarak davalar açabiliyorlar. Ancak ne yazık ki bizim ülkemizde böylesi bir hak yok. Ama tüm bunların dışında biraz ses çıkarmak gerekiyor. Protesto etmesi gerekiyor, bunun artık sokağa inmesi gerekiyor. Medyanın bu konudan haberdar edimesi gerekiyor. Yani hem dışardan hem içerden hükümetin karşısında dur demek gerekiyor. Bu son yapılan çok sayıda insanı etkiliyor, şirketleri de etkiliyor. Bunun yaratacağı ciddi bir maddi külfet var. Bir çok şirket bu servisleri kullanıyor. Akademik çalışmalar için kullandığımız google servislerine ulaşamıyoruz. Bu şekilde ölçüsüz bir şekilde, hukuksuz bir şekilde kimsenin bunu yapmaya hakkı yok.”

 Akdeniz: Bu ölçüsüz ve tutarsız bir yaklaşım

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve cyber-rights.org.tr sitesinin hazırlayıcısı olan Doç. Dr. Yaman Akdeniz ise uygulamanın demokratik toplumlarda kabul edilemez olduğunu belirtti. Akdeniz, “Youtube yapılan baskıyı, google üzerinden yapmaya çalışıyorlar. Youtube kullanılamaz hale geldi. TİB’in açıklamasında bahsedilen kararda yazan 10 videonun 6’sı yayından kalkmış durumda, diğerlerine de Türkiye’den zaten ulaşılamıyor. O bakımdan çok trajikomik bir durumla karşı karşıyayız” dedi. Akdeniz sözlerini şöyle sürdürdü: Suçu işleyenleri yakalamaktan ziyade Türkiye’deki kullanıcıları cezalandırmaya devam ediyor TİB. Kullanıcıları çileden çıkarmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Youtube’u engellerken diğer siteleri engelleyemezsiniz. Başka bir şirket de aynı IP’leri kullanıyor diyerek bunu izah edemezler. Topu Google’a, Youtube’a atmanın anlamı yok. Ne yapsın bu şirketler bütün ülkelerin yasalarına kendilerini uydurmaya çalışırlarsa iş yapamazlar. Bu kabul edilemez ve bu amacını aşan bir uygulama. Bu da benim için sansür olarak tanımlanır.

Akgül: Pire için ev yakılıyor

İnternet Teknolojileri Derneği Başkanı ve Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Akgül ise yasağı pire için evi yakmak olarak niteledi. TİB’in kamuoyunu haberdar etmeden uyguladığı IP temelli yasaklama ile çok büyük bir haksızlığa ve karışıklığa sebeb olduğuna dikkat çekti. Yasakların bu şekilde uygulamasının interneti anlamayan bir bakış açısının, hukukun temel ilkelerini çiğneyerek, Türkiyeye zarar vermesiyle sonuçlanacağını vurguladı. ”Bilindiği gibi, bir IP numarası bir apartman ve iş merkezi gibi pek çok evi yada dükkanı barındırır. Alan adı bir iş merkezindeki tek tek dükkanlara erişime imkan verir. Bir URL ise tek tek dükkanlardaki nesnelere erişimi sağlar” diyen Akgül, “5 video’yu yasaklamak için pek çok alış merkezini yasaklamak, pire için yorgan yakmanın çok ötesiden pire için ev yakmaktır” dedi . Akgül değerlendirmesinde şunları söyledi; “Bu ifade özgürlüğüne, eğitim özgürlüğüne, iş yapma özgürlüğüne verilmiş bir zarardır. Bu yurttaşa güvenmeyen bir bakışın yansımasıdır.

Özgürlükçü bir bakış açısıyla, yurttaşa güvenen, onunla diyalog içinde bir toplumsal yapı için İnternet sonsuz olanaklar sunmaktadır. Ülkemiz ise yasakçı refleksten kendini hiç kurtaramıyor. Ülkemiz, kendi ifade özgürlüğü normunu defacto olarak dünyaya kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Ülkemizin İnterneti demokrasimizi geliştirmek, dünya ile bütünleşmek, rekabetçi yapıya ulaşmak, kendimizi ifade etmek ve geliştirmek için kullanmalıyız.

Keleş: Kullanıcılar internetine sahip çıkmalı

Alternatif Bilişim’den Ali Rıza Keleş ise TİB’in ya ne yaptığının, ya da internetin ne olduğunun farkında olmadığı görüşünde. “TİB kendi kafasına göre Internet’e şunu diyor: her alan adına, hatta her alt alan adına ayrı bir IP adresi atayın. TİB uzmanlarının bunun mümkün olmadığını bilmemesine imkan yok. Çünkü İnternet sınırsız, IP adresleri ise sınırlıdır. Yani bu teknik olarak hem imkansız, hem de gereksizdir.” dedi

Bu uygulama ne gitrecek peki? Sorusunu soran Keleş, “Sadece sansüre uğrayan sitelere değil, onlar ile aynı IP adresi üzerinde bulunan sitelere de erişemeyeceğiz. Zaten düğüm olmuş bu sorunun içinden artık hiç çıkılmaz. Çünkü TİB, sorunu çözmek yerine sansürü katmerliyor.” şeklinde konuştu. Ali Rıza Keleş sözlerini şöyle sürdürdü: Sadece Türkiyeli İnternet kullanıcıları değil tüm dünya bu kurumdan derhal kurtulmalıdır. TİB artık sadece Türkiyeli kullanıcıların internetine değil, küresel ölçekte servisler sunan sağlayıcılara da yaptırımlar getiriyor. Diyorki her servisiniz için ayrı IP atayın. TİB ve 5651 nolu sansür yasası tüm sonuçları ile birlikte derhal iptal edilmelidir. Bütün kullanıcılar, temel bir insan hakkı haline gelen “İnternet haklarına” sahip çıkmalı, sansürün kaldırılması için verdiğimiz mücadeleye destek olmalılar. Çünkü çözüm bu hakkı kullanan ve kesinlikle daha özgür ve daha güvenli bir internet isteyen kullanıcılar sayesinde mümkün olacak. Önümüzdeki günlerde hem sanalda, hem de sokakta eylem planlarımız olacak. Bunları en kısa zamanda tüm kullanıcılar ile paylaşacağız. Herkesi bu eylemlere aktif olarak katılmaya davet ediyorum.

Konunun uzmanların görüşleri böyle. Bunun yanı sıra twitter, friendfeed ve facebook gibi sosyal ağların temel konusu bu uygulama. Kullanıcılar yasakların artık kaldırılması gerektiğini, bu konuda artık daha görünür olmanın gerekliliğini tartışıyor. Yürütülen tartışmalarda sokağa çıkmak fikri öne çıkan fikirlerden.

Teknik Bilgiler:

*IP, internet üzerindeki erişim noktalarının adresleridir. Bu adresler sayesinde dilediğimiz sitelere girebiliyor, servislerden faydalanabiliyoruz. Fakat IP adresleri 74.125.39.106 gibi akılda tutulması çok zor adreslerdir. Örnekteki adres Google’a aittir. İşte burada DNS dediğimiz sistem devreye giriyor. Bu adresleri ezberlemek yerine, IP adresi ile google.com gibi bir alan adını eşleştiren servislerden faydalanıyoruz. Böylece internet tarayıcımıza google.com yazdığımızda, ilk iş kullandığımız DNS servisine bağlanıp hangi IP adresine gideceğimizi öğreniyoruz. DNS servisi bize 74.125.39.106 adresini gönderiyor ve böylece biz dilediğimiz servise kolayca bağlanabiliyoruz.

Kaynak: http://www.etha.com.tr/Haber/2010/06/05/guncel/uzmanlar-google-sansurune-tepkili/


i-net 09 12-13 aralık 2009 istanbul bilgi ünv.dolapdere kampüsünde…

Eylül 26, 2009

   XIV. Türkiye’de İnternet Konferansı
    12-13 Aralık 2009
              Bilgi Üniversitesi,  Dolapdere,  İstanbul

Türkiye’de İnternet ile ilgili grupları biraraya getirerek İnternet’i
tüm boyutlarıyla tanıtmak, geliştirmek, tartışmak, İnternet teknolojileri
aracılığı ile toplumsal verimliliği artırmak ve toplumun dikkatini
olabildiğince bu yöne çekmek amaçlarıyla,  1995’den beri her yıl ulusal bir
etkinlik olarak düzenlenen Türkiye’de İnternet Konferansı bu yıl
12-13 Aralık 2009 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecektir.
Konferansa bildiri sunma, eğitim semineri verme ve tartışma grubu/açık oturum düzenleme şeklinde aktif katılım davet edilmektedir.
Konferans kayıt yaptıran  dinleyecilere açıktır.
Bu yıl  “Sosyal Ağlar”, “Yeni Medya”, “Fikri Haklar”, “İnternet ve
Demokrasi” ve “İnternet Yasakları” konuları öne çıkacaktır.
Youtube, MySpace, Last.fm, Geocities, Blogger yasaklarının öne çıkardığı
Fikri Haklar, İfade Özgürlüğü, Hukukun Üstünlüğü, İnternet ve Medya ilişkileri,
İnternet ve Demokrasi konularını kapsayan panel ve oturumlar yapılacaktır.
İnternet Başarı öykülerinini anlatan oturumlar da planlanmaktadır.
Bilgi Toplumu, İnternet ve Güncel sorunların tartışılacağı oturumlar;  Bilgi Toplumu Eylem Planı,E-devlet be Bilgi Toplumu Taslağı, DNS Taslağı, ve geniş toplum kesimlerine hitab edecek seminerler planlanmaktadır.

Konferansın Ana Konulari
       İnternet, Demokrasi, Katılım ve Saydamlık
       İnternet Yasakları, Sansür ve Zararlı İçerik
       Fikri Haklar, Sayısal Ürünlerin Paylaşımı
       Sosyal Ağlar ve İnternet’in Sosyal Boyutları
       Gizlilik, Bireysel Haklar ve Kişisel Veriler
       İnternet Yönetişimi ve STK’lar
       Bilgi Ekonomisi ve Bilgi Toplumu
       Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı
       e-devlet, Kamu Ağları ve Etkin Devlet: \\ \xx Türkiye Deneyimleri
       Wiki, RSS, Mushup ve Birlikte Çalışma Ortamları
       İnternet’in Yasal Boyutları
       İnternet ve Medikal Bilişim
       E-eğitim, Okulların İnternete Taşınması
       e-tarım, e-çevre, e-ulaşım
       E-kültür, Sayısal Bölünme, KİEM ve İnternet Evleri

       Bilgi/Medya okuryazarlığı
       E-iş, M iş ve Yeni Ekonomi
       Mobil  Ağlar, Teknolojiler ve Uygulamalar
       Yeni  Nesil İnternet: internet2, ipv6, Gelecek İnternet
       Telekomda Serbestleşme ve Düzenleyici Yapılar
       Çocuklar için Güvenli İnternet
       Elektronik Yayıncılık ve Basın
       E-kütüphanecilik, Enformasyon kaynakları,  İndeksleme ve Tarama
       Özgür Yazılım, Açık Kaynak, e-devlet ve e-türkiye
       Araştırma ve İnovasyon Ağları,   7. Çerçeve ve Teknoparklar
       İnternetde Güvenlik: Virus, Spam, Bireysel Savunma
       Yeni İnternet   Teknolojileri, Grid ve Bulut Hesaplama
       Elektronik İmza
       İnternet  ve Sanat
       İnternet’te Türkçe Kullanımı ve İçerik
       Yeni İnternet Teknolojileri: Grid ve Bulut Hesaplama
       Dünyada ve Türkiye’de  İnternet’in Altyapısı
       Web 2.0, Web 3.0 ve Nesnelerin İnterneti
       Semantic Web
       Hesaplama ve Tarama Motorları
Konferans dili Türkçe’dir.  Bununla birlikte, ayrı bir oturumda sunulmak
üzere İngilizce bildiri başvuruları da kabul edilecektir.  Başvuruları, tam
metin bildirileri, çalışma grubu  ve eğitim semineri önerilerinizi aşağıda tanımlanan şekilde çalışma grubu  ve eğitim semineri önerilerinizi aşağıda tanımlanan şekilde 15 Kasım 2009’e kadar iletiniz.

Klasik bildiri : Bilimsel yazım kuralları çerçevesinde yazılmış
geniş özet ya da tam bildiri metni, en fazla  sekiz A4 sayfa. Birinci
sayfada   kimlik bilgisi
(yazar adı, çalıştığı kuruluş, telefon, faks ve elektronik posta adresleri)
bulunmalıdır.  Metnin düzenlemeye ve İnternet üzerinde konmaya uygun
elektronik kopyası, html, doc, TeX dosyaları tercih edilir.

Elektronik bildiri: Herhangi bir İnternet yazılım aracı ile
okunabilecek, gösterilebilecek ya da dinlenebilecek çoklu ortam bildiri.
Sınırsız form ve boyut. Başında kimlik bilgisi.

Eğitim semineri önerisi : Başlık, süre, azami katılımcı sayısı,
anlatılacak konuların azami bir A4 sayfasına sığacak tanımı,
eğitimin verilme şekli, donanım ve yazılım gereksinimleri, önerenin
kimlik bilgisi.

Tartışma grubu/açık oturum önerisi : Başlık, süre, beklenen
katılımcı sayısı, tartışılacak konuların tanımı, önerenin kimlik
bilgisi.

Tüm bildiriler ve sahiplerinin izni varsa eğitim seminerleri notları
elektronik ortamda sunulacaktır.  Seçilmiş bildiriler  konferans
kitapçığında basılacaktır.
 Her turlu iletisim icin : bilgiy@inet-tr.org.tr

Ayrıca bakınız:  http://inet-tr.org.tr/ ve  http://openconf.inet-tr.org.tr/


%d blogcu bunu beğendi: