Haberlere abone ol| Eski sayfalara git | RSS AGİT: İnternet Özgürlüğü Açık ve Geniş Tartışılmalı

Şubat 15, 2013

Avusturya’nın başkenti Viyana’da internet sansürünü tartışıldığı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı konferansında internete öngörülebilir, orantılı ve demokratik topluma yaraşır düzenleme getirmenin zorluğu tartışıldı.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Avusturya’nın başkenti Viyana’da İnternet sansürünü tartıştı.

AGİT Medya Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatovic, İnternetin düzenlemeye kavuşturulmasıyla ilgili beklentilerin en açık biçimde ve geniş bir vizyonla tartışılmasının önemli olduğunu ifade etti.

Le Monde gazetesi karikatüristi Plantu, The Guardian gazetesi yetkilisi Paul Lewis ve Azerbaycanlı sosyal medya aktivisti Emin Milli‘nin de katıldığı konferansta, internete öngörülebilir, orantılı ve demokratik topluma yaraşır düzenleme getirmenin zorluğu ve önemine vurgu yapıldı.

AGİT’e üye 57 ülkenin büyükelçileri ve yetkilileri dahil 250 kişinin katıldığı “İnternet 2013: Medya özgürlüğünü ilerletmek için politikalar şekillendirme” başlıklı konferansta, İnternet özgürlüğünün aceleci yasakçı düzenlemelerle sınırlandırma kolaylığına başvurmanın yaygın olduğuna işaret edildi. Konferansta Türkiye’den Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan (TİB) Osman Turan ve AGİT nezdinde Adalet Bakanlığı’nda görevli hakim Ramazan Çaylı da yer aldı

Nunziato: Müdahale şeffaf, orantılı ve karşı çıkılabilir olmalı

George Washington Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Dawn Nunziato, açış konuşmasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’yi Googles Sites İnternet platformuna erişim yasağı getirerek ifade özgürlüğünü ihlal etmekten mahkum olduğu Ahmet Yıldırım&Türkiye kararına da değindi.

Nunziato, internetin çok belirgin şekilde gizli niyetlere hizmet etmeyecek şekilde regüle edilmesi gerektiğini, suça gerekçe gösterilen içeriklere müdahale karşısında temyiz yolunu açık olması gerektiğine işaret edildi.

Konuşmada, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (ICCPR) ve AİHM düzeylerinde belirlenen standartları genellikle bütünleyici olduğu ancak özellikle ABD ve Avrupa ile ülkeler arasındaki itilaflar söz konusu olduğundan mahkemelerden farklı kararlar çıkabildiğinden de söz edildi. Nazi malzemeleri satan ABD merkezli bir siteyle ilgili ABD mahkemelerinin Yahoo&Fransa davasına ilişkin kararı buna örnek gösterildi.

Akdeniz: Kullanıcı haklarına saygı gösterilmiyor

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz, “Erişim yasağı ve filtreleme uygulamaları ve politikaları” başlıklı oturumda, Türkiye’de çocuk pornografiyle mücadele adına getirilen düzenlemelerle yetişkinlerin yasalar önünde suç oluşturmayan içeriklere erişmesine de pratikte engel getirildiğini ifade etti; Playboy sitesinin yasaklanmasını örnek gösterdi. Akdeniz’in AGİT üye 46 ülkesinde İnternet özgürlüğünün durumuna işaret eden raporu da konferansta hatırlatıldı.

Akdeniz, konuşmasında internetin regülasyonunun kullanıcılarının haklarına azami ölçüde saygı göstermesi gerektiğine işaret etti. Son dönemde Türkiye’de erişim yasaklarından ziyade yargılamaların öne çıktığı da belirtildi.

Temelkuran: Hükümetler güveni manipüle etmeyi öğrendi

Gazeteci Ece Temelkuran da, sosyal medyanın insanlara sokağa çıkmadan, bulundukları yerden muhalefet etme imkanı sunduğunu kaydetti, bunun da bir yerde hükümetleri memnun ettiğini söyledi.

Temelkuran, hükümetlerin sosyal medya ile güveni manipüle etmeyi öğrendiklerini de ifade etti. (EÖ/HK)

Kaynak: http://bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/144404-agit-internet-ozgurlugu-acik-ve-genis-tartisilmali Erişim: 15 Şubat 2013

 

Reklamlar

İran’da Google’a erişim yasaklandı….

Eylül 25, 2012
İran hükümetinin arama motoru Google ve onun e-posta hizmeti Gmail’e koyduğu erişim yasağı uygulanmaya başladı.
Yetkililer “halkın ısrarlı talepleri üzerine” başlattıkları yasağın ikinci bir karara dek süreceğini söylüyor.

Yasağın sebebi konusunda resmi açıklama yapılmadı ancak İran medyası, kararın İslam’a hakaret eden Müslümanların Masumiyeti filmine yanıt olduğunu söylüyor.

Filmden parçaların yayınlandığı video paylaşım servisi YouTube, Google’a ait.

YouTube sert tepkilere rağmen videoyu siteden çıkarmayı reddetmişti.

Ancak ülkedeki bazı çevreler de bu yasağın filme verilen geçici bir tepkiden ibaret olmadığı endişesini taşıyor.

Onlara göre İran’ın bir intranet, yani ulusal elektronik iletişim ağı kurma çabalarının parçası olarak gördükleri bu yasak kalıcı olabilir.

SİBER TEHDİTLER YÜZÜNDEN Mİ?
İran zaten dünyanın en kapsamlı internet filtrelerinden birini kullanıyor ve pek çok siteye erişimi yasaklıyor.

Buna karşılık pek çok kişi, Sanal Özel Ağ (VPN) programları kullanarak bilgisayarlarını yurtdışındaki bir adresten bağlanıyormuş gibi gösteriyor.

Ancak bu da her zaman başarılı olan, hızlı bir yöntem değil.

İran İslam Cumhuriyeti, nükleer programına 2010 yılında yapılan Stuxnet saldırısı ardından siber güvenlik çabalarını artırmıştı.

Bunu başka dış kaynaklı saldırılar da izlemiş, son olarak İran İletişim ve Teknoloji Bakanı Rıza Takipur “İnternetin kontrolü bir ya da iki ülkenin elinde olmamalı. Özellikle önemli konularda ve kriz döneminde bu ağa hiç güven olmuyor.” diyerek kendi iletişim ağlarını geliştirmeye mecbur olduklarını söylemişti.

Reuters ajansına göre İran İntraneti’nin gelecek yıl tam kapasite hizmete girmesi bekleniyor. Ancak bunun ardından küresel internete erişimin kesileceği yönünde bir açıklama henüz gelmedi.

İranlı Mehr haber ajansına göre İletişim ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Ali Hekim-Cevadi, tüm resmi kuruluşların “ulusal enformasyon ağına” bağlandığını söyledi.

Hekim-Cevadi bir sonraki hedefin vatandaşların da buraya bağlanması olacağını söyledi.

GOOGLE İLE ANLAŞMAZLIK
İran ile Google daha önce de karşı karşıya gelmişti.

Tahran yönetimi geçen Mayıs’ta Google Harita hizmetinde “İran Körfezi” tanımını silip, İran ile Arap yarımadası arasındaki suları adsız bırakan şirkete tepki göstermişti.

Yetkililer Mart ayındaki meclis seçimleri öncesinde de Google ve Gmail’e erişimi engelledi.

AFP ajansı, İran’da pek çok şirketin diğer ülkelerdeki ortaklarıyla yazışmalarında Gmail’i kullandığını bildiriyor.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/planet/21542959.asp Erişim tarihi 25.09.2012


Hiçbir sansür tesadüfi ya da teknik değildir

Aralık 9, 2011

Tuğçe Turan

Türkiye’de sansür giderek normalleşiyor. Ve normalleştikçe bizi rahatsız etmeyen sansür, bizi rahatsız etmedikçe normalleşmeyi sürdürecek.

George Orwell’in ‘1984’ adlı eseri, son derece otoriter bir rejimi anlatır. Bu rejim artık otoriter bile değildir aslında; ‘Büyük Birader’, yani her şeyi ve herkesi sürekli olarak takip eden güç öylesine nüfuz etmiştir ki hayatın her alanına, artık hayatın ta kendisi olmuştur. Bu sistemde yaşayan herkes, sistemin mutlak doğruluğuna yüzde yüz inanmaktadır. Bu artık, sistemin doğallaştığı noktadır, yani sorgulanmasına gerek bile görülmez, genel geçer ve zamandan bağımsız bir gerçeklik olarak kabul edilir. Büyük Birader’in en önemli dayanaklarından birisi de ‘Yenikonuş’ sözlüğüdür. Buna neden bu kadar önem vermektedir Büyük Birader? Çünkü George Orwell der ki: “Bir sözcük, asla sadece bir sözcük değildir. Bir sözcük, tanımladığı, nitelediği ve işaretlediği her neyse onun kadar güçlüdür. Adı olmayan şey, var olamaz.” Şöyle yazmış Orwell: “Yenikonuşun amacı, yalnızca dünya çapında bir tanımlar ortamı ya da Ingsos’un izlerine uygun düşüncel alışkanlıklar sağlamak değil, aynı zamanda düşüncenin tüm biçimlerini olanaksız kılmaktı. Çünkü düşünce sözcüklere bağımlıydı.” İşte bu yüzdendir rejimlerin kitaplar yakması, insanları susturmaya çalışması, pankart taşıyanlara saldırması… Kentlerin isimlerinin değişmesi, sokak adlarının silinmesi, yerlerine yeni isimlerin konması da bundan değil midir? Sözcükler, insanlar arasında köprüler kurar, başka sözcüklerle çarpışarak ve bütünleşerek daha da çoğalır. Yeni umutlara, yeni arayışlara, farklı dünyalara gebedir sözcükler. Oysa aksine, bir kelime yok olursa gündelik hayattan, zamanla hafızalardan da silinir ve taşıdığı tüm anlamlar, hayaller, umutlar ve derslerle beraber varoluşumuzun sınırlarından aşağıya düşer.

Sözcüğün kontrolü, düşüncenin ve bedenin kontrolüyle yakın paralellikler taşır. Hepsi de hiyerarşik düzenlerde, kontrolü elinde tutan kişi veya kurumların, kendileriyle aynı gücü paylaşmayanlar üzerinde hâkimiyet sağlama; daha da önemlisi, bu hâkimiyeti doğallaştırma amacına hizmet eder. Fransız düşünür Michel Foucault da, İtalyan siyaset felsefecisi Antonio Gramsci de buna benzer şeylerden bahsetmişlerdi. Michel Foucault, Jeremy Bentham’ın ortaya koyduğu ‘panoptikon’ fikrini bir metafor olarak kullanıyordu. Bentham’ın ‘panoptikon’u, hapishanelerde herkesi ve her şeyi gören ama kendisi görünmez olan bir merkez noktasıdır. Mahkûmlar, sürekli izlendiklerini bildiklerinden olması gerektiği gibi davranırlar. Foucault da tam bu noktada devreye girer: Mahkûmlar disipline edilmiştir artık; her şeyi gören göz olmasa da, izlenmeseler de izleniyormuş gibi davranmaya devam ederler. Bu, Antonio Gramsci’nin ‘hegemonya’ dediği duruma da uygundur. Hegemonya, bir düşünce biçimini, kendisinin olmadığı halde kendisininmiş gibi sahiplenmektir; kaçınılmaz biçimde içselleştirilmiş bir kontrol duygusudur. Bu yüzden hegemonya, otoritenin görünmez olmuş, doğallaşmış halidir. ‘Panoptikon’un mahkûmlar üzerinde hegemonyası vardır, tam da bunu unuttukları için.

Özgürlüğün koşulu kelime

Türkiye’de de sansür, giderek hayatımızın bir parçası haline geliyor. Yasaklı kelimeler listemiz, sansürlü internet sitelerimiz, kitaplarımız var. Ve ne yazık ki bu durum giderek normalleşiyor, bir hegemonya haline geliyor. Bunun örneklerini kendi algılarınızda arayabilirsiniz. Ne zamandan beri filmin ortasına iliştirilmiş karecikli sansür dikkatinizi çekmez oldu? Bir kanalın, bu durumun gülünçlüğünü vurgulamak için yaptığı, sigara görüntüleri üzerine yapışmış rengârenk çiçekler ne zamandır gülünç olmaktan çıkıp normal gelmeye başladı size? İşte işin paradoksu da tam bu soruya vereceğiniz yanıtta saklı. Normalleştikçe bizi rahatsız etmeyecek bu sansür, bizi rahatsız etmedikçe de normalleşmeye devam edecek.

Peki medyanın algıları ne âlemde? Yabancı dil konuşan izleyicilerin mutlaka fark etmiş olması gereken bir örnek vereceğim. Altyazılı olarak yabancı programlar gösteren bir kanal, bir süredir programlarını sansürlüyor. Seks içerikli konuşmalar, uyuşturucu maddelere gönderme yapan diyaloglar altyazılarda değişiyor, ‘yumuşatılıp’ uygun hale getiriliyor. Geçen gün aynı kanalda kadın, vajinasına dövme yaptırdığından bahsediyordu. Tabii ki altyazılar, ‘vajina’ kelimesini sistematik olarak yok sayıyordu. Vajinaya yapılan dövme, bir anda dövmeye dönüşüyordu. Seyirci, edilgen bir halde, bölük pörçük, filtrelenmiş, terbiye edilmiş, bağlamında, bütünlüğünde hasarlar olan bir gerçekliği kabul etmeye zorlanıyordu, bunun farkında bile olmadan…
Akla iki soru geliyor: Birincisi, bu bir otosansür mü, yani disipline edilmiş bir mahkûmun davranışı mı, yoksa dışarıdan doğrudan baskıyla gerçekleşen bir uygulama mı? İkincisi, ‘vajina’ kelimesinin neresi sansürü davet ediyor? İki konu da yukarıda bahsettiğim her şeyle birebir alakalı. Sansürcü mantık, ‘vajina’ kelimesini ‘uygunsuz’ buluyorsa eğer ve neredeyse teknik olarak hiçbir art anlamı dahi olmayan bu tıbbi kelimeden bile rahatsız oluyorsa, nasıl bir dünya düşlüyor acaba? Nasıl bir dünyayı uygun görüyor televizyon izleyicisine? Kadınların vajinalarının olmadığı bir dünya olsa gerek bu. Her türlü cinsel, politik, sosyal şiddete maruz kaldığı bu toplumun televizyonlarında, kadının bir de cinsel organından mahrum bırakılıyor olması bir tesadüf olabilir mi?

İnsanların kelimelerden, kadınların ve erkeklerin vajinalardan ‘korunduğu’, kısır ve kısıtlı bir toplumda yaşamak istemiyorsak eğer, bu normalleşmeye karşı gelmeli, sansür konusunda her zaman duyarlı olmalıyız. Unutmayalım ki kelimelerin sansürlenmesi hiçbir zaman tesadüfi veya teknik değildir. Hangi kelimeleri ‘uygun’, hangi kelimeleri ‘zararlı’ gördüğümüz, kimliğimiz, hayat görüşümüz ve ortaya koyacağımız her şeyle birebir ilgilidir. Bu, toplumlar için de siyasi iktidar için de böyledir. Bu nedenle kelimelerimize sahip çıkalım. Çünkü kelime, düşüncemizin filizlendiği topraktır. İnsanlığımızın en büyük kanıtı, özgürlüğümüzün ilk koşuludur. Çünkü düşünce kelimeye bağımlıdır.
(Antropoloji Master Öğrencisi)

George Orwell, (2011-30.Bsm), 1984, Can Yayınları. İstanbul (Çev: Nuran Akgören)

Kaynak: radikal.com.tr (Erişim: 09.12.2011, 14:38)


ALTERNATİF BİLİŞİM DERNEĞİ’NDEN BASIN AÇIKLAMASI

Temmuz 30, 2011

Son yaptığı açıklamalarla başta Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere, iktidar çevreleri, BTK’nın 22 Ağustos’ta yürürlüğe sokmayı planladığı merkezi İnternet Filtresi (sansür) uygulamasını savunmakta ve bu amaçla kamuoyunu yanlış bilgilendirmektedir.Alternatif Bilişim Derneği olarak yazılı basın açıklamamız ektedir. Saygılarımızla

Alt.Bil.Der.

İNTERNETTE DEVLET ELİYLE FİLTRE UYGULAMASI NEDEN SANSÜRDÜR!

30 Temmuz 2011

 ALTERNATİF BİLİŞİM DERNEĞİ

Son yaptığı açıklamalarla başta Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere, iktidar çevreleri, BTK’nın 22 Ağustos’ta yürürlüğe sokmayı planladığı merkezi İnternet Filtresi (sansür) uygulamasını savunmakta ve bu amaçla kamuoyunu yanlış bilgilendirmektedir.

İnternet’e merkezi filtre uygulanmasına karşı çıkılma noktası, özgür İnternet erişiminin bir insan hakkı olması temelinde yatmaktadır. (Bkz. Birleşmiş Milletler Düşünce ve İfade Özgürlüğünün Korunması ve İlerletilmesi Raporu, 4 Haziran 2011). Sıklıkla “isteğe bağlı” olduğu vurgulanan filtre uygulamasıyla ilgili kurul kararı metnine göre kullanılacak profil isteğe bağlı olmakla birlikte, bir profilde yer almak isteğe bağlı değildir. Dahası, herhangi bir profil seçmeyen kullanıcıların otomatik olarak “standart profil” olarak isimlendirilen ve şu anki bağlantı türü olduğu iddia edilen profilde yer alacağı belirtilmektedir. Oysa, kurul kararı metni, “standart profil”in şu ankinden farklı olacağını belirtmektedir.

Temel fark nerede?

Mevcut durum ile “standart profil” arasındaki temel fark, pek çok İnternet kullanıcısını başta YouTube yasaklarıyla öğrendiği gibi, mevcut durumda erişime kapatılan bir websitesine çeşitli yöntemlerle ulaşılabilmesidir. Oysa, “standart profil”de bu imkan kullanıcının elinden alınmakta, ve erişime kapatılan herhangi bir siteye erişme olanağı ortadan kaldırılmaktadır. Halihazırda (filtre uygulaması başlamamışken) bile 14 binden fazla sayıda sitenin erişime kapalı tutulduğu göz önüne alındığında, merkezi sistem üzerinden erişim engellemelerinin devreye girmesi ve bu engellerin aşılamayacak engeller olarak ortaya konmasıyla birlikte, sansür mekanizması çok daha ağır ve hatta keyfi bir uygulama haline dönüşebilecektir.

Çocukların İnternet’in zararlı yönlerinden korunması

Şüphesiz İnternet, ne bir canavardır ne de bir harikalar dünyası. İnternet, bunların her ikisini de içinde barındıran bir iletişim ağıdır. Çocukları olumsuz yönde etkileyebilecek içeriklerle mücadele için dünyada çeşitli uygulamalar geliştirilmiştir. Bunlardan biri filtre yazılımlarıdır. Filtre yazılımları, çocuğun ebeveynleri tarafından seçilerek ihtiyaçları doğrultusunda kullanılabilmektedir. Bu işlemin, devlet eliyle ve merkezi bir biçimde yapılması, uluslararası standartlara aykırıdır. Diğer taraftan daha önceki açıklamalarımızda da belirttiğimiz gibi, Türkiye’de de kolaylıkla bulunup kurulabilecek TİB onaylı filtre yazılımları mevcuttur. Üstelik bu yazılımların bir kısmı ücretli olsa da bir kısmı ücretsizdir. Ayrıca pazardaki pek çok İnternet Servis Sağlayıcı, zaten benzer hizmetleri isteyen abonelerine sunmaktadır.

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 25 Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen “EU Kids Online” projesinin bulgularına göre, Türkiye, çocukların maruz kaldıkları riskler bakımından Avrupa’daki en düşük seviyede bulunmaktadır.

Daha önceki açıklamalarımızda da belirttiğimiz gibi BTK’nın ve diğer ilgili altyapı düzenleyicisi kurum TİB’in kavrayamadığı toplumsal olgu şudur: NE ŞİDDET, NE SALDIRGAN İÇERİK, NE PORNOGRAFİ, NE CİNSEL İSTİSMAR NE DE AKRAN ZORBALIĞI ÇEVRİMİÇİ DÜNYADA KÖKLENMEKTEDİR. ŞİDDET, SALDIRGANLIK, CİNSEL İSTİSMAR VE AKRAN ZORBALIĞI GÜNDELİK YAŞANTIMIZ İÇİNDE ORTAYA ÇIKMAKTADIR, DİĞER BİR DEYİŞLE TÜM RİSKLER ASLINDA BU ÇEVRİMDIŞI DÜNYADADIR. BU RİSKLİ İÇERİKLERE ERİŞİMİN İNTERNET ORTAMINDA ENGELLENMESİ, BU RİSKLERİ BU DÜNYADAN YOK ETMEYİ SAĞLAMAZ.

Çocukları, İnternet’teki risklerden korumanın temel yolu, çocuğun risklerin farkında olarak İnternet’i doğru biçimde kullanmasını sağlamak, bu doğrultuda çocukları bilgilendirmekten geçmektedir. Nasıl ki çocuklara gerçek yaşamda “tanımadığın insanlarla konuşma, onlara inanma” şeklinde sokakta kendilerini korumayı öğretiliyorsa, İnternet için de aynısı yapılmalıdır.

Şiddet içerikleri

Şiddet olaylarının tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Sayın Arınç’ın örnek gösterdiği gibi Norveç’te gerçekleşen saldırılarla İnternet arasında bağ kurabilmek neredeyse imkansızdır. Yalnızca 20 yaşında olan İnternet’in ortaya çıkmasından önce de dünyada pek çok kanlı eylem gerçekleşmiştir. Aslında Sayın Arınç, tam da anlatmak istediğimiz şeyi örneklemiş olmuştur. “Güvenli internet” adıyla anılan filtre uygulaması, hani çocukları korumaya yönelikti? Hani “standart profil”de hiçbir şey değişmeyecekti. Ve hani isteğe bağlıydı? Bu örnek açık bir biçimde ortaya koymaktadır ki, Anders Behring Breivik gibi kişilerin bomba yapmayı öğrenmesini engellemek adına, devlet standart profili de filtreleyecektir. Bomba yapımıyla ilgili bilgiler için bu durum meşru görülebilir. Peki sınır nerede çizilecektir? BTK, oluşturduğu profillerde hangi içeriklerin filtreleneceği ile ilgili nesnel hiçbir unsur ortaya koymamaktadır.

Anders Behring Breivik’in işlediği suç nefret suçudur ve İnternet’teki manifestosu veya YouTube videosu ise nefret söylemidir. Bilindiği üzere, nefret söylemi, her türlü hoşgörüsüzlükten kaynaklanan ve önyargılardan beslenen nefreti yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı çıkaran ifade biçimleri için kullanmaktadır.   Nefret söyleminden nefret suçuna evrilen zihin örüntülerinin dönüştürülmesi, toplumda farklı olanı tanıma ve anlama çabası ancak bu dünyada çözülebilir. Filtre uygulamaları ile nefret söylemine takıl kalan bireylerin zihin örüntülerinde değişiklik yaratmaz.

Pornografik içerik

Pornografik içerikler zararlı mıdır, zararlıysa kimler bu zararlı içerikten korunmalıdır soruları BTK’yı da Sayın Arınç’ı da aşan konulardır. Amaç, çocukların pornografik içeriklerden korunmasıysa, daha önce de belirtilen pek çok filtre yazılımı ve İSS’ler tarafından sunulan hizmet bunu sağlamaktadır. Diğer taraftan, İnternet’teki pornografik içeriklerin tüketicisi zaten çocuklar da değildir. Ancak, mevcut durumda “müstehcen içerik”lerin de erişim engeline tabi oldukları göz önünde bulundurulduğunda, ve yukarıda ortaya konulduğu gibi “standart profil”de de engellerin aşılamayacağı hatırlandığında, devlet tüm kullanıcıları pornografiden korumak adına “ahlak bekçiliğine” soyunmakta, “ahlaki paniği” kullanmakta/beslemektedir.

İşin en abes yönü…

Gerçekleştirmesi planlanan filtre uygulamasının belki de en abes yönü, gerek BTK, gerek TİB, gerekse hükümet yetkilileri tarafından ortaya konan tüm örneklerin sosyal ve pedagojik örnekler olmasıdır. Diğer bir deyişle yapılmak istenen düzenleme sosyal bir düzenlemedir. Hatta açıkça demeli ki yeni bir toplum (“nesil”) yaratımı tasarrufudur! Dolayısı ile, devlet eliyle dayatılan zorunlu filtre/profil uygulaması sansürdür!

Kamuoyuna saygıyla duyurulur…

 


15 Mayıs 2011 Ankara’dan: İnternet yaşamdır-sansürlenemez!

Mayıs 17, 2011

Türkiye'ye ayrı İnternet Ol(a)maz!


STALLMAN DIJITAL İÇERİLMENİN/DAHİL EDİLME AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARINI TARTIŞIYOR

Nisan 24, 2011

Özgür yazılım hareketinin ve GNU projesinin kurucusu Richard Stallman Standford İnternet ve Toplum Konuşmaları Merkezinde, toplumdaki dijital içerilme/dahil edilmenin faydaları ve tehditleri konusunda bir konuşma yaptı.

Stallman, dijital içerilmeyi/dahil edilmeyi, bir toplumda herkesin bilgi ve iletişim teknolojisine erişebildiği kapsayıcı bir bilgi toplumu oluşturulması olarak tanımladı. Konuşmasında, “İnternet kullanımının iyi olduğunu varsayan dijital içerme adına bir sürü çaba gördük, ancak ben aynı fikirde değilim.” “İnternet pratik avantajlar sağladığında iyidir, ancak diğer özgürlüklerimizi götürdüğünde ise kötüdür. Özgürlüğümüze yönelik bu tür tehditler İnternet aracılığıyla gözetim, sansür, gizli veri formatları ve ücretsiz bir hizmet olarak yazılım sağlama olarak sıralanır.” “Özgür bir toplumda, bireylerin toplum içindeki anonimlikleri garanti edilmez ama bilgi çok kolay dağıldığından çabuk elde edilir. Buna karşılık elektronik gözetleme, özlü ve kullanışlı bilgi veri tabanları üretir.” “Kişisel cep telefonlarının, elektronik ücret ödemeleri ve hatta belirli türde metro biletlerinin yaygın kullanımı aracılığıyla gözetleme dijital teknolojide zaten yaygın hale gelmiştir. Tümü olmasada bu teknolojilerin çoğu şu anda olduğu gibi anonimliği koruyarak aynı pratik avantajları sağlar. Bununla birlikte onların uygulayıcıları insanları gözetlemeyi tercih eder.” “Gözetlemenin tehlikeli kişilerin yakalanmasında yardımcı olduğunu söylerler ama gerçekten, devlet gözetimi daha tehlikelidir.” demiştir. Stallman’a gore, İngiltere’de araba hırsızlığı polise barışçı bir protesto gösterisini bile sabote etme olanağı sağlamıştır. Stallmann, “Gösteriler hükümete karşı olduğunda tüm dünyada polisin insane haklarına saygılı olmadığını biliyoruz. Polisin muhalifler üzerinde daha fazla güç kullanması konusunda endişeli olmalıyız.” “İnternet sansürün yıkılması için sembol olarak görülse de, şimdi internet hükümetler tarafından sansür aracı olarak kullanılmakta, erişim filtrelenmekte, internet alan adları yargılama olmadan keyfi olarak kapatılmaktadır.”

Özgürlüğü tehditeden bir diğer veri alma/içerilme (data inclusion) biçimi de gizli ya da patentli veri formatları aracılığıyla yapılandır. Dijital çağdan önce, bilgi kitap gibi aşikar formatlarda yayınlanırdı.

Şimdi ses ve videonun büyük kısmı Hulu video paylaşım sitesinde kullanıldığı gibi gizli bir biçimde dağıtılır. Stallman patentli ve gizli veri biçimlerini bir alandaki diğer katılımcıların/dağıtıcıların gelişimini kısıtlamasından dolayı eleştirmektedir. Aynı şekilde, kullanıcıların kontrol edemediği özel yazılımları da eleştirmektedir.

Stallman, “Bu bir haksızlık, bir programın kontrolü kullanıcılarının değil bu program kontrol etme gücü olanların elindedir.” demektedir.

Bunun karşısındaki seçenek olan ücretsiz yazılım, kullanıcılara programları çalıştırmada, bu programlar üzerinde çalışmada ve kaynak kodları değiştirmede, porgramın tam kopyalarını ve değiştirilmiş sürümünü kendi toplumuna dağıtmada özgürlük sağlar.

Kodu çözerek, ücretsiz yazılım kullanıcıları korur ve kod kullanmayan kullanıcıları kötü niyetli kodlardan korur, kapalı yazılım ise böyle bir güvence oluşturmaz.

Özel kod gibi, yazılım da bir yabancının eline bilgi vererek özgürlüğü tehdit eder. Hizmet olarak yazılım, Google Docs gibi, kullanıcıların bilgi işlem için kendi verilerini oluşturmasına olanak sağlar. Ama şimdi Google’un programlayan ve kontrol eden kendi bilgisayar kullanıcıları vardır.” demekte ve “Bu verilerin Big Brother’a gitmeyeceğinden nasıl emin olabilirsiniz?” diye sormaktadır.

Stallman’ın dijital içerilmeyle ilgili eleştirilerine rağmen, yayınlanmış çalışmaların ticari olmayan kopyalarının dağıtımına olanak sağlamasını dijital içerilmenin en önemli faydası olarak görür ve “Paylaşım toplumun bağlarını oluşturur.” der Stallman.

Elektrik mühendisliğinde doktora öğrencisi olan Jonathan Ellithorpe Stallman’ın paylaşma konusundaki görüşüne katılmamaktadır.

Ellithorpe, “Bence patent yasası çok faydalı. Bu yasa fikirlerin geliştirilmesine imkan sağlar, İnsanların paylaşmadan once yüksek düzeyde fikirler geliştirmesine olanak sağlar. “Oysa telif hakkı yasalarının zayıf olduğu ülkelerde, insanlar her zaman kopyalarlar bu durum  hizmet gelişimi ve ürünün yüksek seviyeye ulaşmasını zorlaştırır.” demektedir.

Stallman’ın bu konuşması, Standford İnternet ve Toplum Konuşmaları Merkezinde yapılan konuşmanın bir bölümüdür.


AGİT’den Türkiye’de İnternet Yasaklarına Eleştiri!

Ocak 18, 2010

AGİT medya özgürlüğü temsilcisi, Türkiye’deki internet yasasının ifade özgürlüğünü engellemekten başka işe yaramadığı eleştirisinde bulundu.

 

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25045569/

Erişim:18.01.2010

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Medya Özgürlüğü Temsilcisi Miklos Haraszti, Türkiye’de uygulanan 5651 numaralı internet yasasını topa tuttu. Haraszti, yasanın yasakçı ve bilgiye erişim ilkelerine aykırı olduğunu savundu.

Türkiye ziyareti ertesinde Viyana’da basın açıklaması yapan diplomat Miklos Haraszti, Türk yetkililere seslenerek internete uygulanan yasaların acilen AGİT standartlarına getirilmesini istedi.

Aralarında YouTube, GeoCities ve bazı Google servislerinin de bulunduğu binlerce sitenin Türkiye’de engellenmiş olduğunu hatırlatan Haraszti, “çocuk pornografisi gibi zararlı içeriği engellemek gerekir, ama Türkiye’deki mevcut yasa bunun yerine topyekün engelleme getirerek en kıymetli bilgiye erişimi de engelliyor” şeklinde konuştu. AGİT temsilcisi Miklos Haraszti, yurtiçinde sitelere uygulanan erişim yasaklarının önemli kısmının keyfi ve siyasi olduğunun altını çizdi ve bunun Türkiye’nin de taraf olduğu AGİT’in ifade özgürlüğü şartlarına aykırı olduğu uyarısında bulundu.

Türkiye’de medyanın durumunu da değerlendiren Haraszti, “ülkede yasal çerçeve hala ifade özgürlüğünü güvence altına almaktan uzak. Ceza Yasası da hala medya çalışanlarının işini yapmasını engelliyor” yorumunda bulundu.

Haraszti’nin talebi doğrultusunda Istanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Doç. Dr. Yaman Akdeniz tarafından hazırlanan AGİT Türkiye’de Internet sansürü raporunun tamamına www.osce.org/fom adresinden ulaşılabilir.


%d blogcu bunu beğendi: