Nette Özgürlük 2012 Raporu yayınlandı…

Eylül 27, 2012

Freedom House tarafından hazırlanan Freedom on the Net Raporu yayınlandı. Türkiye’nin İnternet’te ifade ve iletişim özgürlüğü göstergeleri 2011 yılına göre bir derece daha geriledi. Raporun tümü için bakınız:

http://www.freedomhouse.org/sites/default/files/inline_images/FOTN%202012%20FINAL.pdf

Reklamlar

Toplantı Daveti: 5651 Sayılı Kanun Çerçevesinde Uygulamalar ve Problemler

Ekim 21, 2011

TOPLANTI DAVETİ

PROF.DR. YAMAN AKDENİZ

5651 Sayılı Kanun Çerçevesinde Uygulamalar ve Problemler

27 Ekim 2011 Perşembe günü saat 15:00-17:30 arasında Ankara Otel Tunalı’da davetli konuşmacımız Prof .Dr. Yaman Akdeniz (İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi) tarafından İnternet yasakları ve Türkiye’deki sansür uygulamaları hakkında bir sunum yapılacaktır.

Bu sunumun amacı 5651 Sayılı Kanun çerçevesindeki uygulamalar ve problemler, erişime engellenmiş sitelerle ilgili açılan davalar ve AİHM’e intikal  eden başvurular hakkında sivil toplum örgütlerini ve katılımcıları bilgilendirmektir. BTK tarafından uygulanmaya başlayacak olan filtreleme sistemi de bu sunum çerçevesinde değerlendirilecektir.

Toplantı herkese açıktır; ancak organizasyon açısından, katılımınızı en geç 25 Ekim’e kadar, önceden teyit ederseniz seviniriz.

Tarih:  27 Ekim 2011

Saat:   15:00-17:30

Yer:     Ankara Otel Tunalı Tunalı Hilmi Caddesi No: 119, Kavaklıdere-Ankara

LCV:     25 Ekim 2011

Katılım teyidi ve iletişim için:

Ezgi Koman:  ezgi.koman@ihop.org.tr

Tel: 312- 468 84 60


Insan Haklari Ortak Platformu | Human Rights Joint Platform
T. +90 312 468 8460
F. +90 312 468 9253
www.ihop.org.tr


BTK’nın açıklamalarına yanıt

Mayıs 10, 2011

BİZ DE İNTERNET’İN GÜVENLİ KULLANIMINI İSTİYORUZ!
AMA TÜRKİYE’YE AYRI İNTERNET OL(A)MAZ!

Alternatif Bilişm Derneği
Ali Rıza Keleş, Günseli Bayraktutan, Işık Barış Fidaner,
Mutlu Binark ve Tuğrul Çomu

 

  • Her şeyden önce Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) İnternet ortamının altyapı düzenleyici kurumu olduğu bilinmelidir. Dolayısıyla, İnternet ortamını “sözde güvenli” kullanım adı altında “filtrelemeye” hukuken ne yetkilidir ne de görevlidir.

BTK, 2000 yılında, telsiz ve telekomünikasyon alanındaki teknik düzenlemeleri yapmakla (örneğin, numara taşınabilirliği, telekomünikasyon sektöründe rekabetin sağlanması, sayısal imza, vb.) yükümlü olarak “Telekomünikasyon Kurumu” adıyla kurulmuş, 2008 yılında ise bugünkü adını almıştır.

5809 sayılı Kanunun 4’üncü 6’ncı ve 50’inci maddeleri ile 28.07.2010 tarihli ve 27655 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Sektöründe Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin 10’uncu maddesi hükümleri kapsamında BTK’nın Sektörel Rekabet ve Tüketici Hakları Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Taslağı” 22 Şubat 2011 tarihinde 2011/DK-10/91 no’lu karar ile onaylanmış, BTK’nın Kurul Kararları başlığı altında 4 Mart 2011’de yayınlanmştır. Bu Kurul Kararı Türkiye’de İnternet kullanımını İnternet Servis Sağlayıcıları (İSS) üzerinden sansürlemekte, “bilgiye erişim hakkını” kısıtlamaktadır. Doç.Dr. Yaman Akdeniz, Doç.Dr. Kerem Altıparmak, Gökhan Ahi, Ayşe Kaymak gibi bilişim hukukçuları bu Kurul Kararının hukuk dışı olduğu konusunda hem fikirdir. Ayrıca bu kurul Kararının iptali için IPS Bağımsız İletişim Ağı Danıştay’a 13 Nisan 2011 tarihinde iptal davası açmıştır. (Bakınız: http://www.ntvmsnbc.com/id/25202997/ Erişim Tarihi: 14.04.2011)

Söz konusu kurul kararının, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 4 ve 6. maddelerine dayandığı iddia edilse de, aslında bu maddeleri açık biçimde ihlal etmektedir. Bu kurul kararına kısaca bakacak olursak:

  • Kurum tarafından oluşturalacak beyaz ve kara listelerin hangi unsurlar gözetilerek hazırlanacağı bilinmediğinden, şeffaflık[1], sınırlamanın objektif nedenlere dayanması[2] ve yapılacak düzenlemelerde tarafsızlığın sağlanması[3];
  • Kara listede yer alan herhangi bir site için itiraz prosedürü açıklanmadığından, şeffaflık[4];
  • Oluşturulacak profiller üzerinden süzülmüş bir içeriğin, kullanıcılara zorunlu olarak sunulması nedeniyle, uluslararası normlara uygunluk[5];
  • Teknik olarak, İSS’leri kullanıcının bağlanmak istediği içeriği önce listelerden denetleyip sonra bağlanmasına olanak tanımak zorunda bıraktığı için, bilgi güvenliği ve haberleşme gizliliğinin gözetilmesi[6];
  • Kararlar yurtiçindeki yer sağlayıcıları bağladığından, yurtdışındaki yer sağlayıcıların rekabet avantajı elde etmesi ve “Yurtiçi profil”de yurtdışındaki yer sağlayıcıların yer alamaması nedeniyle, adil rekabet ortamının tesisi[7];
  • İSS’leri, filtre aşma yöntemlerini engellemek ve sonuçları kuruma bildirmekle yükümlü kıldığı için ve söz konusu sonuçların hangi verileri içermesi gerektiği belirtilmediği için, kişisel veri gizliliğinin korunması[8]

ihlal edilmektedir.

Kuruma belli başlı bazı durumlarda erişim engelleme yetkisini veren 5651 sayılı kanuna göre ise, İSS’lerin kendileri üzerinden erişilen içeriklerin hukuka aykırı olup olmadıklarını denetleme mecburiyeti yoktur.[9] Oysa söz konusu kurul kararı, İSS’leri kurumun hazırladığı listeleri kullanarak denetleme yükümlülüğü altına sokmaktadır.

Bu noktada çok önemli bir hususun daha altını çizmemiz lazım. Neo-liberal devlet düzenlemelerin temellendiği ve Türkiye’de de 2000’li yılların başından itibaren tüm kamu kurum ve kuruluşlarının işleme mekanizmasını yeniden yapılandıran “iyi yönetişim” anlayışı kurumların ve yöneticilerin saydamlığını/şeffaflığını, kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekliliğini ve hesapverilebilirliği vurgular. Bu çerçevede BTK’nın böylesi 7’den 70’e tüm yurttaşları ilgilendiren bir konuda, kamuoyuna şeffaf davranmadan, İnternet kullanım pratiklerini düzenlemeye kalkması iyi yönetişimin ilkelerinin gerçekleştirilmemesine açık seçik bir örnektir. Bu durum aslında söz konusu uygulamanın “kamu yararı” için varolan kurumların “tüm kamunun yararını” gözeterek değil, “belli bir kamu” tasarımı ile hareket ettiğini, yurttaşlarını “tektipleştirdiğini”; tüm yurttaşları ilgilendiren düzenlemelerde ne saydam olduklarını ne de hesapverdiklerini göstermektedir. İyi yönetişimin amacı, devlet-toplum birlikteliğini ve birlikte yönetimi sağlamaktır. BTK’nın hukuken geçerliliği olmayan ve hukuk-dışı bir Kurul Kararı’nı kamuoyunu oldu bittiye getirek, sessiz sedasız bir şekilde dayatmaya çalışması, yurttaşların özgür ve demokratik tartışma ile bilgilenme sonucu kanaat oluşturma haklarının ihlal edilmesi demektir. Bu da son kertede iyi yönetişimin amaçladığı şekilde, Türkiye’de devlet-toplum birlikteliğinin sağlanmasına katkıda bulunmamaktadır.

  • Türkiye’ye Ayrı İnternet Ol(a)maz! Devlet eliyle topyekun filtre sansürdür!

BM desteğiyle Freedom House tarafından Nisan 2011’de yayınlanan İnternette Özgürlük Raporu’nda, Türkiye’nin “kötü puanı”nın 42′den 45′e yükseltilmesi İnternet’e erişim özgürlükleri konusunda giderek daha kısıtlayıcı bir siyasal ve yasal söylem ile uygulamaların varlığına işarettir. BTK’nın söz konusu Kurul Kararı Türkiye’de İnternet sansürünü doğal ve sorgulanamaz, bunun sonucunda da sansürü görünmez kılacaktır. Bu uygulamanın amacı, acaba Türkiye’de yeni medya dolayımı ile farklı fikirlere-kanaatlere ve üretimlere erişme ve yurttaşın kullanıcı türevli içeriklerini yayma, dolaşıma sokma olanaklarını -diğer bir deyişle ifade özgürlüğü ile bilgiye erişim özgürlüğünü elinden alarak, sınırlayarak zaman içinde “tek doğru, tek uzam ve tektip insan” yaratma projesi midir diye sormaktan kendimizi alamıyoruz.

  • Standart Kullanıcı Üzerinde Denetim ve Fişleme

Yapılan düzenleme ile, standart kullanıcı profilinde herhangi bir değişiklik olmadığı, bu profilin “şu anda geçerli olan” durum olduğu sözlü olarak söylense de, yayımlanan kurul kararı aksini ifade etmektedir. Belirtmek gerekir ki, hukuk devletinde yapılan düzenlemeler için sözlü ifadelerin hiçbir geçerliliği yoktur, yazılı kurallar geçerlidir. “Biz yazmadık ama şöyle yapacağız” denilen basın toplantıları, devlet kurumlarının işleyiş prensibi ile çelişmesi bakımından anlaşılmazdır. Bilindiği gibi, şu anada erişimi engellenen sitelere çeşitli yöntemlerle girilebilmektedir. Ancak kurul kararı, filtre aşma yöntemlerinin bertaraf edilmesini İSS’ler için bir zorunluluk haline getirmektedir. Bunun da ötesinde, filtre aşma girişimlerinin ve bu girişimlerin sonuçlarının kuruma bildirilmesi zorunluluğu, hangi kullanıcının hangi içeriğe ulaşmaya çalıştığı bilgisinin de kuruma bildirilmesine, yani elektronik “fişleme”ye olanak tanıyabilecektir. Ayrıca güncel durumda, erişimi engellenen siteler için İSS’lere bildirim yapılmaktadır. Kurul kararıyla yapılmak istenen düzenlemede ise, İSS’lerin, ulaşılmak istenen her site için kurum tarafından belirlenen listeyi kontrol edip engellenenler arasında yer almıyorsa bu bağlantıyı gerçekleştirmesi beklenmektedir. Bu durum, teoride pek bir fark yokmuş gibi gözükse de pratikte, otomasyona bağlanmış bir engelleme sisteminin standart profilde yer alan kullanıcılar için işletilmesi anlamına gelmektedir. Halihazırdaki durumda, 5651 sayılı yasa kapsamında erişimi engellenen sitelerin dahi kamuoyuna açıklanmadığı düşünüldüğünde, otomasyona bağlanmış bir engelleme sisteminin doğurabileceği riskleri tahmin etmek zor değildir.

  • Beyaz ve Siyah Listeler

 “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” ne getirmektedir? Türkiye’deki tüm İnternet kullanıcıları bir şekilde sınıflandırılmakta, aile paketi, çocuk paketi, yurtiçi paketi veya standart paket aboneliğinden birini seçmek zorunda bırakılmaktadır. Bu paket uygulamalarında da BTK eliyle kullanıcılara farklılaşan oran ve düzeylerde İnternet’teki zararlı içerikten korunma adı altında, İnternet ortamına erişimde kısıt getirilmektedir.

BTK’nın bu Kurul Kararı ile, çocuk profilini seçen çocukların erişimi için “beyaz” listelerin bir anlamda “muteber” adreslerin, aile profilini seçen ailerin de İnternet üzerinde erişim olanakları dışında kalacak bir anlamda “yasaklı” “siyah” listelerin, yani filtrelerin uygulaması söz konusu usul ve esasların 14. ve 15. maddeleri ile BTK’ya verilmiştir. BTK, hangi yurttaş adına hangi siteye, toplumsal paylaşım grubuna, tartışma grubuna veya bloga “siyah” etiketini takacaktır? Bu etiketleme hangi siyasal-kültürel ve ekonomik çıkar grubunun “erk”ine hizmet edecek, çevrimiçinde hangi bireylerin, grupların siyasal-kültürel ve ekonomik temsiliyetleri erişilmez, görünmez kılınacaktır?

Aslında çevrimiçinde “siyah etiketi” takarak bazı siyasal, toplumsal kültürel ve ekonomik olguları ayrıştırmak, dışlamak, çevrimdışında bireyleri etnik kökenleri, dini inanış ve mezhep aidiyetleri, cinsel kimlikleri, siyasal görüşleri ile ötekileştirmenin, kendi varlığına tehdit kaynağı olarak görmenin bir uzantısıdır. Dolayısı ile, aslında çocukları pornografi, müstehcenlik, kumar gibi zararlı içeriklerden korumak adı altında toplumun çoğunluğuna, özellikle de ebeveynlere “sağduyu” işlemi ile kanca atılmakta, iletişim sosyolojisi ve sosyolojinin akademik dilinde bilindiği üzere toplumda/burada ebeveynlerde ahlaki panik yaratılmakta ve yaratılan ahlaki panik “tehlikeli …a’ya…%…oranında” erişilmekte, “her sunumda istenmeyen …b ile karşılaşmaktayım” vb. söylemsel pratikler aracılığı ile sürekli beslenmekte ve pekiştirilmektedir.

Nedir ahlaki panik? Stanley Cohen’in deyişi ile,ahlaki panik”, “toplumsal değerlere ve çıkarlara yönelik olarak tehdit olarak tanımlanan durum, kişi ve gruplardır ve kitle iletişim araçları tarafından belli bir biçemde ve stereotipleştirilerek sunulurlar” (1980:9’dan aktaran, Bremmer 1997:2) Ahlaki panik aslında toplumsal inşadır, çünkü toplumun varolan korkularını ve kaygılarını yeniden üretir ve pekiştirir.

Burada sormaktan kendimizi alamadığımız bir soru da çocukların “aşırı müstehcenlik” ve “pornografi” gibi içerikler dışında, belki de daha da elzem olarak toplumda her türlü ayrımcılığı doğal kılan, linç rejimini üreten, nefret suçlarına zemin hazırlayan aşırı ırkçı, belli din ve mezhep aidiyetlerine, cinsel kimliklere, politik görüşlere ve yabancılara yönelik nefret söyleminden korunması gerektiği neden bu hegemonik söylemin içeriğinde HİÇ AMA HİÇ YER ALMAMAKTA, GÜNDEME DAHİ GETİRİLMEMEKTEDİR?

Güncel bir örnek üzerinden gidecek olursak, 7 Mayıs 2011 tarihinde Bursaspor’un ev sahibi olduğu Bursaspor-Beşiktaş maçı futbolda taraftar şiddeti yüzünden iptal edilmiştir. Futbol taraftarlarının web sitelerindeki nefret söylemi, ayrımcılık giderek artan yoğunluktadır. Üstelik, spor taraftarlarının ürettiği kullanıcı türevli içerikler nefret söylemini popüler kültür ürününe dönüştürmekte, böylece de nefret söylemini sıradan ve doğal kılmaktadır. NEDEN İNTERNET ORTAMINDAKİ BU SALDIRGAN VE AYRIMCI İÇERİKLER TÜRKİYE’DEKİ DÜZENLEYİCİ KURUMLAR TARAFINDAN SORUNSALLAŞTIRILMAMAKTADIR?

BTK’nın ve diğer ilgili altyapı düzenleyecisi kurum TİB’in kavrayamadığı toplumsal olgu şudur: NE ŞİDDET, NE SALDIRGAN İÇERİK NE PORNOGRAFİ, NE CİNSEL İSTİSMAR NE DE AKRAN ZORBALIĞI ÇEVRİMİÇİ DÜNYADA KÖKLENMEKTEDİR. ŞİDDET, SALDIRGANLIK, CİNSEL İSTİSMAR VE AKRAN ZORBALIĞI GÜNDELİK YAŞANTIMIZ İÇİNDE ORTAYA ÇIKMAKTA, DİĞER BİR DEYİŞLE TÜM RİSKLER ASLINDA BU ÇEVRİMDIŞI DÜNYADADIR. BU RİSKLİ İÇERİKLERE ERİŞİMİN İNTERNET ORTAMINDA ENGELLENMESİ, BU RİSKLERİ BU DÜNYADAN YOK ETMEYİ SAĞLAMAZ.

Türkiye’nin dâhil olduğu 25 katılımcı ülke kapsamında gerçekleştirilen EU Kids Online (AB Çevrimiçi Çocuklar) isimli projenin Yöneticisi Prof. Dr. Sonia Livingstone da “E-Gençliğin Geleceği” adlı 27 Mayıs 2010 tarihli konferansında çocukların çevrimiçinde karşılacağı riskler ile ilgili araştırmalar yapılmasını ve yapılan araştırmaların da sürekli güncellenmesi gerektiğini belirtmiştir. Özellikle kamu kurumlarının ve medyanın çocukların İnternet medyasında karşılaşabileceği riskler konusunda yaratacağı ahlaki paniğe karşı araştırmacıları uyarmıştır. Livingstone’a göre, araştırmacılar şu hususa çok dikkat etmelidir “acaba çevrimiçi riskler gerçek dünyadaki risklerden daha mı tehlikelidir?”. Ayrıca, Livingstone, toplumun, özellikle de ebevenylerin sürekli çevrimiçi risk öyküleri ile korkutulması yerine çevrimiçi risklerin ve olanakların eş değerde anlatılması ile İnternet ortamının kullanımı konusunda nitelikli bilgi ile donanabileceklerini belirtir.

Türkiye’de neden İnternet ortamında eğitim-öğrenme, içerik geliştirme ve yayma, toplumsallaşma, yurttaş katılımı, kariyer geliştirimi vb. çeşitli olanakların geliştirilmesi yerine giderek artan oranda riskler kısmına vurgu yapılmaktadır? Ayrıca, yukarıda kısaca tanıttığımız projenin sonuç raporunda yeralan bir bulguyu da burada aktaralım: “Ülkeler karşılaştırıldığında, Estonya, Litvanya, Norveç, Çek Cumhuriyeti ve İsveç’teki çocukların yaklaşık olarak sekizde biri, bir veya daha fazla riske maruz kalmıştır. En az riske maruz kalma oranı, Türkiye’de, Portekiz’de ve İtalya’da bulunmuştur.” (Bakınız: http://www2.lse.ac.uk/media@lse/research/EUKidsOnline/EUKidsII%20(2009-11)/EUKidsExecSummary/TurkeyExecSum.pdf, Erişim Tarihi 8 Mayıs 2011).

Bilindiği üzere İK, BTK ve TİB’in Şubat 2011 tarihinde Ankara’da düzenlediği Güvenli İnternet Günü’nde de açılış konuşmacısı Sonia Livingstone’du. Dolayısı ile, bu kurumların Türkiye’ye davet ettikleri İnternet sosyolojisi konusundaki literatürü yönlendiren uluslararası bir araştırmanın yöneticisinin bilimsel bulgularını ve önerilerini daha içten dinlemeleri ve dikkate almaları tavsiye edilir.

  • Dünyada çeşitli filtre uygulamaları var ama Avrupa Konseyi eğitim öneriyor!

Tüm dünyada İnternet kullanıcılarının büyük bir çoğunluğunu gençlerin ve çocukların oluşturması nedeniyle, özellikle İnternet ortamında çocukları korumaya yönelik olarak bir takım yöntemler ve yaklaşımlar hem çeşitli sivil toplum örgütlerinin hem de hükümetlerin gündeminde hep var olagelen bir olgudur. Bir yaklaşım olarak engel koymak ve bir yöntem olarak ise İnternet’te filtre kullanımı da pek çok ülkede kullanılmaktadır.

Filtre, önceden tanımlanmış bazı içeriklere ve/veya hizmetlere erişimi engelleyen bir tür yazılımdır. Bu türden bir yönteme gereksinim duyan aileler için yurtiçinde de kullanılabilecek çeşitli filtre yazılımları söz konusudur ve hali hazırda kullanılmaktadır. Dileyen ebeveynler bu türden bir yazılımı çoğu kez de ücretsiz veya cüzi bir ücret karşılığında kullanabilirler. Yurtdışı uygulamalarda da bazı ebeveynlerin filtre yazılım kullanmayı tercih ettiği görülmektedir. Ancak, bu hiçbir zaman BTK’nın son düzenlemesiyle sunulduğu biçimiyle merkezi bir şekilde, bir kurum tarafından kullanıcılara dayatılan bir uygulama olmamıştır. Zaten Avrupa Konseyi de merkezi filtreleme uygulanmamasını tavsiye etmektedir. Merkezi filtre uygulamaları ancak Çin Halk Cumhuriyeti, Küba, İran, Tayland gibi yurttaşlarının siberuzama erişimini sınırlandıran ve engelleyen ülkelerde vardır.

Bu aşamada çok net ve açık ifade etmek gerekir ki filtre uygulaması başarılı bir yöntem de değildir. Teknolojik engel koymak, tek başına çocuklar ve gençler için İnternet’i güvenli bir mecra haline getirmeye yetmez ve hiçbir filtre denetçi, yasakçı zihniyetin engelleme hızına yetişemeyecektir! Bu türden filtre uygulamaları her zaman ve kolayca devre dışı bırakılabilir.

İK’nın, BTK’nın ve TİB’in de 2010 ve 2011 yılında Türkiye’de de gerçekleştirdiği, Avrupa Komisyonu’nun desteklediği Safer Internet (Güvenli İnternet) programının önerilerini içeren “Güvenlik İpuçları” isimli metinde “İyi filtreler geliştirilene kadar ne yapmalıyım?” sorusunu yönelten ebeveynler için şu yanıt verilmektedir: “İnternet içeriğinin filtrelenmesi ebeveynleri ve öğretmenleri çocukların ve gençlerin medya eğitimlerinde destekleyebilir, fakat tek başına yeterli değildir, çünkü örneğin çocukların ve gençlerin çevrimiçi iletişim servislerini kullanmalarına müdahale edemez. Okuldaki ve evdeki eğitsel gözetim/ destek, teknolojik engellerden daha fazla gençlerin eğitimine katkı sağlayacaktır, ve böylece İnternet ve mobil çevrimiçi teknolojileri kullanırken onları güçlendirecektir.” (Bakınız: http://ec.europa.eu/information_society/activities/sip/safety_tips/index_en.htm#7_parental_control, Erişim Tarihi: 8 Mays 2011)

Üstelik, EU Kids Online (AB Çevrimiçi Çocuklar) isimli projede ebeveynlere yönelik olarak yayınlanan “Hep Beraber Güvenli İnternet İçin Çalışalım” başlıklı dokümanda tavsiye edilen ve aşağıda yeralan ipuçları arasında teknolojik engel bir başka deyişle filtre uygulaması yoktur:

Bu noktada tekrar anımsatmak istiyoruz, projenin sonuç raporunda yeralan bir bulgu da çok önemlidir: “Ülkeler karşılaştırıldığında, Estonya, Litvanya, Norveç, Çek Cumhuriyeti ve İsveç’teki çocukların yaklaşık olarak sekizde biri bir veya daha fazla riske maruz kalmıştır. En az riske maruz kalma oranı, Türkiye’de, Portekiz’de ve İtalya’da bulunmuştur.”(Bakınız: http://www2.lse.ac.uk/media@lse/research/EUKidsOnline/EUKidsII%20(2009-11)/EUKidsExecSummary/TurkeyExecSum.pdf, Erişim Tarihi 8 Mayıs 2011).

Bir kez daha yinelemek gerekirse, asıl ve kalıcı olan, çocukları ve gençleri İnternet kullanımı konusunda bilinçlendirmek, güçlendirmek ve eğitim yoluyla desteklemektir. Örneğin ELEŞTİREL DİJİTAL OKURYAZARLIK bu türden bir eğitim desteği ve güçlendirme mekanizması olarak kullanılabilir. Bunun için de ailelerin ve çocukların açık ve karşılıklı güvene dayanan bir iletişim kurması en önemlisidir.

BTK, iddia ettiği üzere tüketiciyi korumak adına böyle dayatmacı bir şekilde filtre uygulaması gerekçelendiriliyorsa, tüketiciler için zaten pazarda çok sayıda filtre seçeneği olduğunu ve dileyen kişilerin bu filtreleri kullanabileceğini bilmelidir. Türkiye’de tek bir aile tipi olamayacağına göre, tek tip bir çocuk profilinden söz etmek de olanaksız olduğuna göre, BTK tek tip bir filtre uygulamasını ne sosyolojik ne de pedagojik olarak yapamaz. Sonuç olarak, tek bir merkezden, devlet eliyle, bir kurumun üstleneceği filtre uygulaması ve nasıl, kimlerce belirleneceği belli olmayan beyaz ve kara liste uygulaması, ancak ve ancak sansür olarak değerlendirilebilir.

  • Özel sektörün halihazırda ailelere yönelik koruyucu filtre paketleri var!

Çocukların korunması amacıyla, ev dışındaki toplu erişim noktalarında, filtre yazılımı kullanmak zaten yasal olarak zorunluluktur.[10] Bu toplu erişim noktaları olarak ilk akla gelen yerler, İnternet kafeler ve okullardır. Söz konusu filtre yazılımları ücretli veya ücretsiz olarak İnternet’ten temin edilebilmekte, isteyen birey ve aileler tarafından kişisel bilgisayarlarda da kullanılabilmektedir. Bu yazılımların bir kısmı TİB’den de onaylıdır ve hangi yazılımların TİB tarafından onaylandığı, TİB’in İnternet sitesinde açık biçimde yer almaktadır. Ayrıca İnternet Kurulu da, web sayfasında bu yazılımlarla ilgili gerekli bilgileri vermektedir.[11]

Herhangi bir program arama sitesinde “filtre” yazmak, İnternet içeriğini filtreleyen bu programlara ulaşabilmek için yeterlidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, pek çok işletim sistemi (Örneğin Windows) ve İnternet güvenliği programı da web filtreleme seçeneği sunmaktadır. Superonline[12], TTNET[13]  ve SmileADSL[14] gibi bazı servis sağlayıcılar da benzer programları abonelerine ücret karşılığında veya ÜCRETSİZ olarak ulaştırımaktadır.

KabloNet[15] ise, abonenin isteği doğrultusunda şebekeden filtreleme hizmetini abonelerine sunmaktadır. Diğer bir deyişle piyasada, web içeriğinin filtrelenmesiyle ilgili olarak yeterince alternatif bulunmaktadır. Bu noktada, BTK’nın filtreleme işini kendi tekeline almak istemesini anlamlandırmak mümkün değildir. Söz konusu kurul kararının uygulamaya geçmesi halinde, filtre yazılımlarını hazırlayan firmaların işlevsiz ve işsiz kalacağı da unutlumamalıdır.

Şu anki durumda, kullanıcı eğer filtre ihtiyacı olduğunu düşünüyorsa, ihtiyaçlarını en iyi karşılayan program veya hizmeti seçebilme özgürlüğüne sahiptir. Ancak kurul kararı, bu özgürlüğü, kullanıcıdan almakta ve BTK’nın oluşturduğu profillere indirgeyerek tektipleştirmektedir.

  • Çocukların Korunması AİLE temelinde olur! Çocukların İnternet’in NİTELİKLİ kullanımı konusunda güçlendirilmesi gereklidir; Çocukları dünyaya hazırladığımız gibi İnternet ortamına da hazırlamalıyız!

Biz de İnternet’in GÜVENLİ VE NİTELİKLİ KULLANIMINI istiyoruz. Bunun içinde öncelikli olarak AİLE İÇİ İLETİŞİM KANALLARININ GELİŞTİRİLMESİNE, PEDAGOJİK ARAÇLARIN KULLANIMINA ÖNEM VERİYORUZ.

Bizce İnternet’in güvenli ve nitelikli kullanımını sağlamak için; öncelikle kişisel verilerin güvenliğini sağlayan ve mahremiyetin ihlalini engelleyen düzenlemeler, aşırı ticarileşmeye ve enformasyonun içinin boşaltılmasına karşı nitelikli enformasyon kaynaklarının yaygınlaştırıldığı yeni medya ortamlarının desteklenmesi ve her türlü saldırgan ve nefret söylemi yayan içeriklere karşı her yaştaki yurttaşın farkındalığının geliştirilmesi gereklidir.

  • Biz İnternet ortamında “tüketici” değil YURTTAŞIZ!

Yeni medya ortamlarını kullananlar bir takım ideologların iddia ettiği ve BTK’nın hegemonik söylemine verdikleri destekte olduğu gibi “tüketici” değil, yurttaştır. Bu yurttaşın da Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 1.maddesine göre “insan olmaktan” kaynaklanan iki temel özelliği vardır: akıl ve vicdan sahibi olmak. Akıl ve vicdan sahibi yurttaş, kendi yaşamına yön verecek tercihler yapar, eylemlerinin sorumluluğunu yüklenir. Yurttaşın belli bir konu hakkında kendi kanaatini özgür iradesiyle oluşturabilmesi, akıl yürütebilmesi için, bilgi, belge, düşünce ve kanaatlere ulaşma hakkı vardır. Bu hak, görüldüğü üzere ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır.

Yurttaşların liberal demokratik toplumlarda katılımı siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik haklarını eş değerde eşit olarak kullanması ile olanaklıdır. Bu nedenle, yurttaşın özgür iradesinin, muhakeme yetisinin gelişmesini engelleyecek her türlü merkezi düzenleme demokratik toplum düzenine aykırıdır. Bu noktada, bu Kurul Kararının arkasındaki zihin örüntüsünün kendi yurttaşını birey olarak görmediğininin altını özellikle ve önemle çizmeliyiz.

  • DNS ve proxy ayarları erişim engeli aşma teknolojileri değildir!

DNS (Alan Adı Sistemi) ve Proxy (Vekil Sistemler) İnternet üzerinde iletişimi düzenlemeye, kolaylaştırmaya, hızlandırmaya yarayan ağ teknolojileridir. Bu teknolojiler, İnternet iletişimi için vazgeçilmezdirler; bireysel kullanıcılara ya da türlü çeşit ağ sistemlerine sürekli hizmet verirler. Bu sistemleri, İnternet’e eriştiğimiz her noktada bilerek ya da bilmeyerek her gün defalarca kullanmaktayız. Bu sistemlerin varlık nedeni erişim engellerini aşmak değildir. Erişim engeli aşma teknolojileri olarak görülemez. Bu teknolojileri tamamen veya kısmen sınırlamak İnternet’e zarar verir. Bazı servislerin hiç kullanılamamasına, bir çok sistemin sağlıklı çalışamamasına sebep olur. Kullanıcılar açısından çok büyük hız, performans kayıpları, İnternet servis sağlayıcılar açısından ağır ekonomik zarar ve ekstra iş yükü anlamına gelir.

  • Hukuken geçersiz bu Kurul Kararının uygulanmasına karşıyız!

BİZ DE İNTERNET’İN GÜVENLİ ve NİTELİKLİ KULLANIMINI İSTİYORUZ! SADECE SEÇİM ZAMANINDA YURTTAŞINDAN OY İSTEYEN YÖNETİMLER DEĞİL; YURTTAŞININ HER DAİM AKIL VE VİCDAN SAHİBİ OLDUĞUNU KABUL EDEN, ONUN TEMEL LİBERAL HAKLARINA ANAYASANIN 17. MADDESİ[16] GEREĞİNCE SAYGI DUYAN, NEGATİF HAKLARIN GERÇEKLEŞMESİNİ POZİTİF HAKLARIN DESTEKLENMESİ İLE TEMİN EDEN YÖNETİMLER İSTİYORUZ.

  • İnternet konusundaki tüm düzenlemelerin ilgili tüm aktörlerin katılımı ile yapılması gerekir!

Türkiye’de yeni medya ortamlarında sadece devlet kurumları aracılığı ile oldu bittiye getirilerek hazırlanan, sessiz sedasız uygulamaya sokulan/sokulmaya çalışılan düzenlemelerin, başta 5651 Sayılı İnternet’e erişim olanaklarını düzenleyen Kanun dahil olmak üzere, yeni medya ekonomisinin/endüstrisinin aktörlerinden, sivil toplum kuruluşlarına, iletişimcilere, sosyologlara, hukukçulara değin tüm ilgili aktörlerin katılımı ile yeniden düzenlenmesi çağrısında bulunuyoruz.

GÜNÜMÜZDE NASIL DEMOKRATİK ANAYASA ÇAĞRISINDA BULUNULUYORSA, ÖZGÜR İNTERNET İÇİN YURTTAŞIN TÜM SÜREÇLERE HEMEN ŞİMDİ DAHİL EDİLMESİNİ İSTİYORUZ!

10 Mayıs 2011


[1] 5809 sayılı kanun, Madde 4(e)

[2] 5809 sayılı kanun, Madde 4(d) ve (e)

[3] 5809 sayılı kanun, Madde 4(j)

[4] 5809 sayılı kanun, Madde 4(e)

[5] 5809 sayılı kanun, Madde 4(f)

[6] 5809 sayılı kanun, Madde 4(j) ve Madde 6(c)

[7] 5809 sayılı kanun, Madde 6(1)a ve b

[8] 5809 sayılı kanun, Madde 12

[9] 5651 sayılı kanun, Madde 6(2)

[10] 5651 sayılı kanun, Madde 7(2)

[16] Madde 17 – Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Yazının PDF’i için tıklayınız.

İngilizcesi için tıklayınız.


Özgür e-kitap “Cesur Yeni Medya”

Nisan 26, 2011

Alternatif Bilişim Derneği ilk elektronik kitabını yayımladı. “Cesur Yeni Medya” elektronik kitabı WikiLeaks ve 2011 Arap İsyanlarını tartıştırıyor.

Alternatif Bilişim Derneği 2010 yılının sonunda gündeme damgasını vuran ve hala gündemdeki yerini koruyan WikiLeaks ve Arap İsyanlarını Cesur Yeni Medya kitabında tartıştırıyor. 2010 yılı sonunda WikiLeaks’in Cablegate sızıntıları Yeni Medyayı, bilgi ve iktidar kavramlarını tartıştırdı. Aynı dönemde Tunus’tan başlayan bugün Suriye’de etkisini sürdüren Arap İsyanları baskı ve sansürü aşmanın bir aracı olarak twitter, facebook gibi sosyal ağları kullandı. Alternatif Bilişim Derneği 29 Ocak 2011’de düzenlediği panelde bu konulara odaklandı. Panel ve sonrasında yapılan tartışmalar elektronik kitapta toplandı. Kitap zengin tartışmalar ve çevirilerin yanı sıra özgür bir ekitap olmasıyla da dikkat çekiyor . Dernek kitabın kodlarını da paylaştı. Kitap ticari olmayan özgür kullanıma ve türetime açıldı. Kitaba ve kaynak kodlarına ücretsiz olarak, http://ekitap.alternatifbilisim.org/cesur-yeni-medya.html adresinden erişilebilir.

WikiLeaks ve Arap İsyanları

Alternatif Bilişim tarafından derlenen elektronik kitap “Cesur Yeni Medya”, üç bölümden oluşuyor. İlden Dirini’nin giriş ve değerlendirme yazısının devamında başlayan birinci bölüm, Tunus’ta başlayıp Mısır’a ve diğer birçok Arap ülkesine sıçrayan ve Libya’daki gelişmelerle süregiden Arap isyanlarında yeni medyanın oynadığı rolü tartışıyor. Konuyu farklı açılardan ele alan İsmail Hakkı Polat, Ayşe Kaymak, Barış Engin, Koray Löker ve Işık Barış Fidaner’in yazılarını içeren bölümdeki tartışmalar, Alternatif Bilişim’in iki ay önce Elektrik Mühendisleri Odası’nda düzenlediği Wikileaks konulu toplantıda ortaya atılan konuların genişletilmesi ile oluştu. İkinci bölüm, Wikileaks’i gazetecilik ve yeni medya bağlamında inceliyor. Özgür Uçkan, Mete Çubukçu, Noyan Ayan, Başar Başaran ve Gülseren Adaklı’nın yazılarının yer aldığı bu bölüm, Wikileaks ve sızıntı gazeteciliğinin toplumsal bilgi ve iktidar değişimi açısından sağladığı olanaklar, siyasal konumlanışı gibi tartışmaları içeriyor. Üçüncü bölümde, Wikileaks’i oluşum halindeki ve sonuçlarına götürülen bir fikir olarak anlamaya çalışıyoruz. Julian Assange’dan çevirdiğimiz üç yazının ardından Işık Barış Fidaner, Burçe Çelik ve Andreas Müllerleile’nin yazıları Wikileaks’in fikirsel temelleri, imkanları ve sonuçlarını ele alıyor.


İNTERNET YASAKLARINI TARTIŞIYORUZ: 16 MART 2011 YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ-DAVUTPAŞA KAMPUSÜ İSTANBUL

Mart 12, 2011

ALTERNATİF  BİLİŞİM DERNEĞİ OLARAK, Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Teknolojileri Kulübü ile birlikte “İnternet Yasakları” başlıklı bir panel gerçekleştiriyoruz. Programın detayları aşağıda. 16 Mart Çarşamba saat 14.00’te YTÜ Davutpaşa kampüsünde olacağız.

Etkinlik ücretsizdir. YTÜ öğrencisi olmayanlar için kayıt zorunludur.
Kayıt için eposta bildirmeniz yeterli. Detaylar aşağıda:

Panel: “İnternet Yasakları”

Konuşmacılar:
– Dr. Özgür Uçkan, Bilgi Üniversitesi
– İ. Hakkı Polat, Kadir Has Üniversitesi

Moderatör: Ali Rıza Keleş, Alternatif Bilişim Derneği

Tarih: 16 Mart 2010, Saat: 14.00
Yer: Şevket Erk Konferans YTÜ Davutpaşa, İstanbul
Düzenleyen: Alternatif Bilişim Derneği – YTÜ Eğitim Teknolojileri Kulübü

Etkinlik ücretsizdir. YTÜ öğrencisi olmayanlar için kayıt zorunludur.
Lütfen isim ve eposta adresinizi “16 Mart YTÜ İnternet Yasakları”
başlıklı bir eposta ile kayit@alternatifbilisim.org adresine
gönderiniz.


AGİT’den Türkiye’de İnternet Yasaklarına Eleştiri!

Ocak 18, 2010

AGİT medya özgürlüğü temsilcisi, Türkiye’deki internet yasasının ifade özgürlüğünü engellemekten başka işe yaramadığı eleştirisinde bulundu.

 

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25045569/

Erişim:18.01.2010

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Medya Özgürlüğü Temsilcisi Miklos Haraszti, Türkiye’de uygulanan 5651 numaralı internet yasasını topa tuttu. Haraszti, yasanın yasakçı ve bilgiye erişim ilkelerine aykırı olduğunu savundu.

Türkiye ziyareti ertesinde Viyana’da basın açıklaması yapan diplomat Miklos Haraszti, Türk yetkililere seslenerek internete uygulanan yasaların acilen AGİT standartlarına getirilmesini istedi.

Aralarında YouTube, GeoCities ve bazı Google servislerinin de bulunduğu binlerce sitenin Türkiye’de engellenmiş olduğunu hatırlatan Haraszti, “çocuk pornografisi gibi zararlı içeriği engellemek gerekir, ama Türkiye’deki mevcut yasa bunun yerine topyekün engelleme getirerek en kıymetli bilgiye erişimi de engelliyor” şeklinde konuştu. AGİT temsilcisi Miklos Haraszti, yurtiçinde sitelere uygulanan erişim yasaklarının önemli kısmının keyfi ve siyasi olduğunun altını çizdi ve bunun Türkiye’nin de taraf olduğu AGİT’in ifade özgürlüğü şartlarına aykırı olduğu uyarısında bulundu.

Türkiye’de medyanın durumunu da değerlendiren Haraszti, “ülkede yasal çerçeve hala ifade özgürlüğünü güvence altına almaktan uzak. Ceza Yasası da hala medya çalışanlarının işini yapmasını engelliyor” yorumunda bulundu.

Haraszti’nin talebi doğrultusunda Istanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Doç. Dr. Yaman Akdeniz tarafından hazırlanan AGİT Türkiye’de Internet sansürü raporunun tamamına www.osce.org/fom adresinden ulaşılabilir.


SANAL DÜNYADA YENİ ÜRETİM BİÇİMLERİ VE KULLANICI EMEĞİ

Kasım 30, 2009

Çarpı değer, çarpı sömürü

Görüşme-Yazı: Koray Löker

İnternet hayatımızda giderek daha fazla yer kaplıyor. Ve bu ağda bıraktığımız her iz, başkası için bir değer haline dönüşüyor, birilerinin hanesine kâr yazılıyor. İnternetle ilişki yeni tip bir emekçi konumu yaratırken, örgütlenmenin biçimi de sanal sahada değişime uğruyor. “Hem Oyun Alanı Hem Fabrika Olarak İnternet” adlı konferansta Kullanıcı Emeği üzerine bir sunum yapan sanatçı ve akademisyen Burak Arıkan yeni tartışmalara ışık tutuyor…[1]

“Hem Oyun Alanı Hem Fabrika Olarak İnternet” konferansının alt başlıklarından biri olan gayrımaddî emek, en kapsayıcı kavram herhalde…

Burak Arıkan: Evet, ama konferanstaki eğilim, konunun web’le sınırlı olmadığı yönünde. İnternet hayatın içinde daha çok gömülüyor. Pazar sabahı yataktan bilgisayara giriyoruz, 3G cebimizde, her iki kişiden biri Facebook’ta, haritalarda işaretleniyoruz, sokaklarda takipteyiz, her an fotoğraf ve video çekip yükleyebiliyoruz, işte, evde, ofiste, sokakta, gece gündüz ağlı ve bağlı bir hayat yaşıyoruz. Kredi kartını kullandığımız bankalar nereden ne zaman ne aldığımızın kaydını tutuyor, “tüketici davranışı budur” diye paketleyip pazarlama şirketlerine satabiliyor… Gayrımaddî emek, Marx’tan beri tartışılan bir kavram. Tartışmaya bugün eklenen, sosyal ilişkilerin sayısal olarak kaydedilebilir olması ve bu durumun doğurduğu sonuçlar. Daha önce, yolda yürürken, alışveriş yaparken, arkadaşlarımızla konuşurken de bir etkileşim oluyordu. Şimdi bunlar aynı zamanda kaydedilebiliyor, tekrar tekrar kullanılabilir bilgiler haline geliyor.

Bu kayıtlar küresel ekonomide sermaye birikimine dönüştürülme potansiyeli fark edildiğinden beri önem kazandı. Sadece tekrar kullanım değil, kullanımın katma ya da artı-değeri ön plana çıkıyor demek mümkün mü?

Evet, mesela Facebook’ta seni arkadaş olarak eklemiş olmam bir değer yaratıyor. Fotoğraf yüklemem, etiketlemem, arkadaşıma göndermem, gruplara, etkinliklere katılmam, kısacası sosyal hayatımı dijital yöntemlerle toparlamam sonucunda oluşan tercihlerimle dijital bir iz bırakıyorum, bu da bilgi, reklam gibi yöntemlerle paraya dönüştürülüyor. Bir şirket için tüketicinin davranışlarını tahmin etmek altın değerinde.

Facebook ve türevi siteler, nam-ı diğer web 2.0, aslında bu değeri somutlaştıran, organize eden bir altyapıdan ibaret değil mi? Yani Facebook bir araç sunuyor, bu aracı kullanarak bilgi kaydetmeye başlayan kullanıcılar o kayıtlarla artı-değeri yaratıyor…

Buna artı-değer değil, “çarpı-değer” diyorum. Facebook’a dört yıl içinde 1.5 milyar dolar paha biçildi. Tarihte hiçbir şirket bu kadar hızlı büyümemiştir. Bunun adı hiper-kapitalizm; artı-değerle değil, çarpı-değerle işliyor.

Bu etkileşim, gayrımaddî emeğe dair yeni dönem tartışmalarının da temeli gibi görünüyor. Lazzarato, Fordist üretimin tüketim ve sermayenin yeniden üretim döngüsü arasındaki ilişkiyi tanımladığını, post-Fordist anlayışın bunun içine iletişim kavramını da dahil ettiğini söylüyordu. Emekçinin kullanıcı olarak tanımlanmasının anlamı ne?

Kullanıcı emeği, bir şey kullanırken üretim yapmak anlamına geliyor. Üretimle tüketim arasında eskisi kadar net sınırlar yok artık. Kullanıcı Emeği İşaretleme Dili (ULML: “User Labor Markup Language”) bir servisi kullanırken olan biteni işaretleyen, verilen emeği toparlayan bir veri yapısı öneriyor. Örneğin “120 fotoğraf yüklemek”, “15 etiket yapıştırmak”, “17 arkadaş eklemek”, “24 kişi davet etmek”… Bugün hemen her servisin sosyal ağlı olmasını, iletişimin yarattığı ve değiştirdiği güç ilişkilerini de göz önüne aldığımızda, bu yapı üç bölümden oluşuyor: “Eylemler” – bir kullanıcı olarak kendi yaptıklarım, “tepkiler” – arkadaşlarımın benim yaptıklarıma tepkileri, “ağ”  – sosyal ağımın potansiyeli… ULML ne yaptığının değil, ne kadar yaptığının hesabını tutuyor, emeği ölçmek için bir çerçeve, bir standart sağlıyor. Veri standartlaştırması, hiper-kapitalizmin en temel aracı. Biz de standartlaştırmayı, gayrımaddî emeği görünür kılmak için kullanmayı öneriyoruz. Bu tartışmada iki önemli nokta var: Birincisi, politikmiş gibi olma sorunu. Web’de arkadaşına göndererek, yıldız vererek, imleyerek, yorum yazarak, sanal kampanyaya imza atarak sanki politik bir eyleme katılmış gibi hissetme durumu, ufak tatminler. Sonucunda, gerçek mücadele ve örgütlenmeye enerji ve istek kalmaması… İkincisi, daha zor bir konu, emekle oyun arasındaki fark. Arkadaşlarımızla bir kafede otururken o ortamdaki sosyal alışverişlerin kafe sahibine ne kazandırdığını düşünmeyiz. Böyle bir şeyin sürekli farkında olmak keyfimizi kaçırır. Oyunla emek arasında bilinçli ayrım yapamıyoruz. İnsan doğasındaki bu kırılgan durum, maalesef sömürülmeye müsait.

Kafede otururken yaptıklarımızla web 2.0 gibi durumlarda bizatihi sermayeyi oluşturuyor olmamız arasında bir fark yok mu?

Ortaya çıkan değerin çarpılarak, geometrik olarak artması gibi bir fark var. Sosyal ilişkilerin ortaya çıkardığı enerjiyi ağırlayan (“host” eden) ve bu enerjiden fazlasıyla faydalananlar, kafe işletmecileri veya Facebook’un ortakları… Kullanıcı yarattığı değerden yeteri kadar pay alamıyor. İnsan doğası gereği, emekle oyun arasındaki geçişmenin farkına varmadığı için hakkını araması da mümkün olmuyor. Bu sorun belki pazar/kamu ayrımıyla çözülebilir, yani nasıl sosyal devlet vatandaşa belli güvenceler veriyor, belli hakları herkes için temel kabul ediyorsa, sanal dünyaya ilişkin benzer bir düzenleme kullanıcı emeğini sömürülmekten kurtarabilir. Fakat emek-oyun ayrışması, pek farkına varılmayan bir şey; kolay kolay temelden, halktan tepki gelişmesi mümkün değil. Bu projeyle uğraşıyor olmama rağmen, ben de en azgın sosyal web kullanıcılarındanım, çoğu zaman umursamıyorum emeğim sömürülmüş mü, sömürülmemiş mi…

Peki bir çeşit “kullanıcı örgütü” tartışması var mı? Mesela, kurucu yazarı olduğun Düğümküme bloğunda Last.fm’in ticarî kaygıları karşısında bir sendikal örgütlenme tartışması yürütüldü. Üretim ilişkileri ve kavramların temel anlamları bu kadar değişirken, sendikadan anlayacağımız şey de aynı olmayacak herhalde…

Kullanıcı sendikası tartışılıyor, ama bu bildiğimiz sendika olur mu, bilemiyorum. Hibrid bir örgütlenme üzerine konuşuyoruz. Sanal ortamların sağladığı hızı ve kontrol edilemezliği fiziksel ortamın kanlı canlı yoğunluğuyla götürmek istiyoruz. Diğer yandan, uğraşılan konuların karmaşasını düzenli olarak görünür kılmak gerekiyor. Örgütlenme ile karmaşayı ifade etme arasında bir geri besleme yapmak, içinde bulunduğumuz ahval ve şeraitin karmaşıklığını anlamak, problemleri işaretlemek durumundayız. Bu alanda bilgi görselleştirme tekniği ile karmaşayı anlamlandırmak ve sorunları elle tutulur hale getirmek mümkün olabiliyor. Medya teorisyeni Brian Holmes’un son kitabında yazdığı gibi, çok-disiplinli-araştırma (“extra-disciplinary investigation”) yapmalı, bir problemi farklı açılardan gösterebilmeli, dahası disiplinsiz-soruşturmaya (“non-disciplinary interrogation”) girişmeliyiz.

Bu da bizi talepleri, kaygıları kendi içinde ortaklaşan yeni bir emekçi sınıf tanımına götürüyor. Yani bir sanal emekçi topluluğu var, ama bu bildiğimiz emekçi sınıfla bağıntısız bir yapı. Ve fiziksel emek mücadelesiyle doğrudan ilişki kurmaya kendisini zorunlu hissetmeyecek galiba…

İnternet yaygınlaştıkça fiziksel emekçi / sanal emekçi ayrımı ortadan kalkıyor. Ancak tabii ki şu anda bildiğimiz bir sendika üyesi emekçi online hayata dair bir sorunsallaştırma yapıyor değil.

Ama o sanal dünyayı var eden araçların üretiminde tipik üretim ilişkileri devam ediyor. Yani bilgisayarlar Tayvan’da, Çin’de üretilirken, Avrupa ya da Hindistan’a geçince, ağa bağlanıp emek sunmaya başlayınca başka bir üretim ilişkisi varoluyor. Bu iki üretim ilişkisi aynı ekonomiyi besliyor, ama örgütlenme biçimleri birbirinden izole ve ayrı emek dünyaları halinde varlıklarını sürdürüyorlar…

Çin’in bir fabrikasında çip takan adamla aynı şehirde World of Warcraft oyununda bölüm atlayıp üyelik satan çocuk birbiriyle iletişim halinde değil muhtemelen. Ama ikisi de benzer yerlerden sömürülüyor. Fiziksel emeğin problemleri belli ve zaten mücadele sürüyor. Ancak dijital ortamlarla gelen yeni konuların öncelikle sorunsallaştırılması gerekiyor. Bu konferans da bu yönde bir adım. Bu adımı hibrid örgütlenmelerin artışı takip edecek. Türkiye’de Hrant Dink suikasti sonrası gerçekleşen toplanma böyle bir hibrid örgütlenme örneğiydi. SMS, e-posta grupları üzerinden bir anda çok hızlı bir toplanma oldu. Akşama dev bir kalabalık vardı. Bu olayda sorunsallaşma zaten vardı, hibrid örgütlenme kendiliğinden çalıştı.

Hibrid olmayan, yani sokaklara inmeyen, ama politikmiş gibi olmaktan kurtulup politik olabilen, dönüştürme gücüne sahip tamamıyla sanal bir örgütlenme örneği var mı?

Olsa görürdük sanırım.  İnsanlar bloglarına bir şey koyarak, imza atarak bir politik tatmin yaşıyor, ama esas mücadele ve örgütlenmeye enerji aktaramıyorlar. Kritik çoğunluk için YouTube henüz “girilemeyen” bir web sitesi, halbuki Türkiye devleti “kitlesel ifade özgürlüğü engellemesi” yapıyor. Devlet yöneticileri bize çocuk gibi davranma geleneğini sürdürüyor.

Web 2.0 siteleri kapatıldığında insanlar yalnızca bir tüketimden değil, ürettikleri şeyle aralarındaki ilişkiden de men ediliyorlar…

Evet. Şu anda internet yasakları, sigara yasağı gibi algılanıyor. “Arzuladığım bir şeye erişim engellendi” diye bakılıyor. Halbuki yüzbinlerce yazar-çizerin kitabının yasaklanmasına eşdeğer bir engelleme bu.

Ve emeğin dolaşım özgürlüğü de kısıtlanmış oluyor. Youtube, Facebook ya da last.fm’e içerik sağlayarak, emek harcayarak varolmayı seçemiyorum, buna devlet karar veriyor. Ulaşrma Bakanı, “elâlemin sitesine girmesek ne olacak, kendimizinkini yapalım” diyerek bu durumu milliyetçi bir kulvara da çekmeye çalıştı.

Evet, internet cahili yöneticiler hâkim şu anda, internet üzerine uzmanlaşmış bir ihtisas mahkemesi da yok. Bizler küresel çerçevede gayrımaddî emeği tartışırken, yerelde internet yasaklarıyla uğraşmanın yarattığı dayanılmaz hafiflik, mecburî naiflik, bağlamsız kalma söz konusu. Bununla mücadele etmek için iki gelişmenin bir arada olması gerekiyor: Birincisi, internet yasaklarının bir “kitlesel ifade özgürlüğü engellemesi” olduğunu gösterecek çalışmalar; ikincisi, hibrid örgütlenmeler, online toplanmaları fiziksel hale de getirmek.

YouTube gibi, üretilen içerik türünün önceki yapıları dönüştürdüğü örnekler başka kavramları da tartışmaya açıyor. Sinema, video gibi her tür hareketli görüntünün mecrasına yönelik bu değişim, içeriği de yeniden şekillendirilmeye muhtaç hale getiriyor. Bir romanın yazarı ve okuyucusu arasındaki farkın çok ötesinde, çok daha geçişken sınırlarla tartışıyoruz kültür alanını. Kültür dünyası bu değişimden nasıl etkileniyor?

Bu karmaşık dünya, klasik sanatsal anlatım ve temsiliyet tekniklerini etkisiz kılabiliyor. Okumanın izleyicilere, ziyaretçilere bırakıldığı işler pasif kalabiliyor. Hepimiz zaten bir bilgi-algı türbülansı içindeyiz, bir hikâyeden diğerine, bir sergiden öbürüne, uzaktan kumandayla kanal atlar gibi dolaşıyoruz. Hal böyleyken sanat sadece okuma değil, okuma ve yazma eylemlerinin beraber yürüdüğü bir deneyime dönüşebilir. İzleyici dediğimiz kimseler de, açık bir diyalogla katılımcılara dönüşebilir. Sanatçı sanat ürünü olarak araç yaratabilir, araçlar insanlara kendi hikâyelerini kurma imkânı sağlayabilir. Dahası, sanatçı sınırlı bir alan yaratıp bu alan içine davet edebilir katılımcıları, burada artık sanatçıyla katılımcı arasında ayrım kalmaz, herkes sanatçı olur. Daha aktif bir deneyim, fikir dönüşümü, öğrenme, inançlarımızda gerçek yaralanmalar yaşanabilir.

 Facebook’a dört yıl içinde 1.5 milyar dolar paha biçildi.

Tarihte hiçbir flirket bu kadar hızlı büyümemiştir. Bunun adı hiper-kapitalizm; artı-değerle değil, çarpı-değerle işliyor.

(1)  Teknolojik imkânlarla oluşturduğu sanatsal çalışmalarını ve akademik faaliyetlerini New York ve İstanbul’da  sürdüren Burak Arıkan, Düğümküme adlı internet sitesinin de yazarlarından.

Express (Kasım 2009) dergisine bu yazı-röportajı paylaştığı için teşekkür ederiz.


i-net 09 12-13 aralık 2009 istanbul bilgi ünv.dolapdere kampüsünde…

Eylül 26, 2009

   XIV. Türkiye’de İnternet Konferansı
    12-13 Aralık 2009
              Bilgi Üniversitesi,  Dolapdere,  İstanbul

Türkiye’de İnternet ile ilgili grupları biraraya getirerek İnternet’i
tüm boyutlarıyla tanıtmak, geliştirmek, tartışmak, İnternet teknolojileri
aracılığı ile toplumsal verimliliği artırmak ve toplumun dikkatini
olabildiğince bu yöne çekmek amaçlarıyla,  1995’den beri her yıl ulusal bir
etkinlik olarak düzenlenen Türkiye’de İnternet Konferansı bu yıl
12-13 Aralık 2009 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecektir.
Konferansa bildiri sunma, eğitim semineri verme ve tartışma grubu/açık oturum düzenleme şeklinde aktif katılım davet edilmektedir.
Konferans kayıt yaptıran  dinleyecilere açıktır.
Bu yıl  “Sosyal Ağlar”, “Yeni Medya”, “Fikri Haklar”, “İnternet ve
Demokrasi” ve “İnternet Yasakları” konuları öne çıkacaktır.
Youtube, MySpace, Last.fm, Geocities, Blogger yasaklarının öne çıkardığı
Fikri Haklar, İfade Özgürlüğü, Hukukun Üstünlüğü, İnternet ve Medya ilişkileri,
İnternet ve Demokrasi konularını kapsayan panel ve oturumlar yapılacaktır.
İnternet Başarı öykülerinini anlatan oturumlar da planlanmaktadır.
Bilgi Toplumu, İnternet ve Güncel sorunların tartışılacağı oturumlar;  Bilgi Toplumu Eylem Planı,E-devlet be Bilgi Toplumu Taslağı, DNS Taslağı, ve geniş toplum kesimlerine hitab edecek seminerler planlanmaktadır.

Konferansın Ana Konulari
       İnternet, Demokrasi, Katılım ve Saydamlık
       İnternet Yasakları, Sansür ve Zararlı İçerik
       Fikri Haklar, Sayısal Ürünlerin Paylaşımı
       Sosyal Ağlar ve İnternet’in Sosyal Boyutları
       Gizlilik, Bireysel Haklar ve Kişisel Veriler
       İnternet Yönetişimi ve STK’lar
       Bilgi Ekonomisi ve Bilgi Toplumu
       Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı
       e-devlet, Kamu Ağları ve Etkin Devlet: \\ \xx Türkiye Deneyimleri
       Wiki, RSS, Mushup ve Birlikte Çalışma Ortamları
       İnternet’in Yasal Boyutları
       İnternet ve Medikal Bilişim
       E-eğitim, Okulların İnternete Taşınması
       e-tarım, e-çevre, e-ulaşım
       E-kültür, Sayısal Bölünme, KİEM ve İnternet Evleri

       Bilgi/Medya okuryazarlığı
       E-iş, M iş ve Yeni Ekonomi
       Mobil  Ağlar, Teknolojiler ve Uygulamalar
       Yeni  Nesil İnternet: internet2, ipv6, Gelecek İnternet
       Telekomda Serbestleşme ve Düzenleyici Yapılar
       Çocuklar için Güvenli İnternet
       Elektronik Yayıncılık ve Basın
       E-kütüphanecilik, Enformasyon kaynakları,  İndeksleme ve Tarama
       Özgür Yazılım, Açık Kaynak, e-devlet ve e-türkiye
       Araştırma ve İnovasyon Ağları,   7. Çerçeve ve Teknoparklar
       İnternetde Güvenlik: Virus, Spam, Bireysel Savunma
       Yeni İnternet   Teknolojileri, Grid ve Bulut Hesaplama
       Elektronik İmza
       İnternet  ve Sanat
       İnternet’te Türkçe Kullanımı ve İçerik
       Yeni İnternet Teknolojileri: Grid ve Bulut Hesaplama
       Dünyada ve Türkiye’de  İnternet’in Altyapısı
       Web 2.0, Web 3.0 ve Nesnelerin İnterneti
       Semantic Web
       Hesaplama ve Tarama Motorları
Konferans dili Türkçe’dir.  Bununla birlikte, ayrı bir oturumda sunulmak
üzere İngilizce bildiri başvuruları da kabul edilecektir.  Başvuruları, tam
metin bildirileri, çalışma grubu  ve eğitim semineri önerilerinizi aşağıda tanımlanan şekilde çalışma grubu  ve eğitim semineri önerilerinizi aşağıda tanımlanan şekilde 15 Kasım 2009’e kadar iletiniz.

Klasik bildiri : Bilimsel yazım kuralları çerçevesinde yazılmış
geniş özet ya da tam bildiri metni, en fazla  sekiz A4 sayfa. Birinci
sayfada   kimlik bilgisi
(yazar adı, çalıştığı kuruluş, telefon, faks ve elektronik posta adresleri)
bulunmalıdır.  Metnin düzenlemeye ve İnternet üzerinde konmaya uygun
elektronik kopyası, html, doc, TeX dosyaları tercih edilir.

Elektronik bildiri: Herhangi bir İnternet yazılım aracı ile
okunabilecek, gösterilebilecek ya da dinlenebilecek çoklu ortam bildiri.
Sınırsız form ve boyut. Başında kimlik bilgisi.

Eğitim semineri önerisi : Başlık, süre, azami katılımcı sayısı,
anlatılacak konuların azami bir A4 sayfasına sığacak tanımı,
eğitimin verilme şekli, donanım ve yazılım gereksinimleri, önerenin
kimlik bilgisi.

Tartışma grubu/açık oturum önerisi : Başlık, süre, beklenen
katılımcı sayısı, tartışılacak konuların tanımı, önerenin kimlik
bilgisi.

Tüm bildiriler ve sahiplerinin izni varsa eğitim seminerleri notları
elektronik ortamda sunulacaktır.  Seçilmiş bildiriler  konferans
kitapçığında basılacaktır.
 Her turlu iletisim icin : bilgiy@inet-tr.org.tr

Ayrıca bakınız:  http://inet-tr.org.tr/ ve  http://openconf.inet-tr.org.tr/


%d blogcu bunu beğendi: