Filmi Geçtik Eleştirisine Bile Sansür!

Ocak 5, 2012

otekisinema.com da akıl tutulmasından nasibini aldı. Sitedeki duyuru şu şekilde:

Bu sabah, sitemizde uzun süredir bulunan “A Serbian Film” yazısı ile ilgili olarak BİLGİ TEKNOLOJİLERİ ve İLETİŞİM KURUMU BİLGİ İHBAR MERKEZİ tarafından gönderilen bir e-posta ile irkildik.

Kanunun 4 üncü maddesinde …. sunuş biçiminden, bağlantı sağladığı içeriği benimsediği ve kullanıcının söz konusu içeriğe ulaşmasını amaçladığı açıkça belli ise genel hükümlere göre sorumludur. hükmü yer almaktadır.

Sonuç olarak;
Bahse konu mevzuat çerçevesinde, internet sitenizdeki içeriklerin yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri çerçevesinde gözden geçirilerek, cezai sorumluluğunuza ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, söz konusu içeriklere ulaşımın derhal mevzuata uygun hale getirilmesi,bu içerikler konusunda yasal tedbirlerin alınması hususunda gereğini rica ederiz.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu / Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı

İş buradan anlaşılacağı üzere, değil seyretmek, yasaklı bir film hakkında “yazmak” bile suç olarak görülüyor. Onur Atay sitemizde yazdığı yazıda oysa ki ne demiş “kutsalı olan, tabuları olmadığına inansa da kimi gördüklerinden kolayca etkilenen, adult/porno sektöründen hazzetmeyen arkadaşlar, mümkünse film hakkında ne birşeyler araştırsınlar, ne okusunlar, ne de rastlayınca gözucuyla baksınlar. Bu yazdıklarım genelde provokatif anlamda ilgi çekmeye, merak duygusunu körüklemeye daha fazla yarar; ancak samimiyetimden emin olun ve uzak durun.” Yani filmle ilgili olumsuz bir tavır ortaya koyulmuş ve izlenmemesi istenmiş. Kaldı ki övse ne olacak film eleştirmeninin görevi filmi tanıtmaktır. Herhangi bir kişi ya da kuruma hakaret etmedikçe, suça teşvikle ilgisi olmadıkça bir film sansürlü diye o filmi eleştirmek de bu kadar rahat bir biçimde sansürlenememeli.

Bu çok tehlikeli! yazıyı hala okumak isterseniz artık burada:  Sırp Filmi / A Serbian Film Kritik   (Aman dikkat, başınıza bir şey gelmesin)

Konumuz bu film ya da bu yazı da değil artık. Devletin bize neyi yazıp neyi yazamayacağımızı dayatması. Artık o korktuğumuz post apokaliptik ortamın içinde yaşıyoruz. Ve bunu benimsememiz isteniyor.

Konuyla ilgili sosyal medyadan tanıdığımız, Bilgi Üniversitesi’nde bilgi ekonomisi, ağ ekonomisi, enformasyon tasarımı ve yönetimi, iletişim tasarımı, tasarım yönetimi konularında ders vermekte olan Özgür Uçkan da bize destek vererek TİB’in hukuksuzluk yaptığını söyledi ve açıklamalarına “TİB’in sadece çocuk pornografisi veya müstehcen içeriklerde, o da sunucu yurtdışında ise ihtiyati tedbir kapsamında engelleme yetkisi var ki bu yetkisi de zaten anayasaya aykırı. Onun dışında mahkeme kararı olmadan bir şey yapamıyor. Muteber vatandaşların ihbarlarına metelik verecek olsaydık, otosansürün dibine vurmuştuk. Muhtemelen TİB de bu tip ne idüğü belirsiz mektuplarla otosansür mekanizması yerleştirmeye çalışıyor.” ve “Bu arada, bu yazıya ilişkin sansür girişimi gerçekten de çok vahim. Sonuçta bu bir film eleştirisi, sinema sanatı hakkında bir yazı… Yazının hiç bir yerinde pornoya övgü, şiddete övgü vs. gibi içerik suçu olarak yorumlanabilecek bir içerik yok. Tersine filmle ilgili çok sayıda uyarı var. BTK ve TİB’in ne haddine düşmüş, sinema sanatıyla ilgili bir yazıyı yorumlamak?” şeklinde devam etti.

Konuyla ilgili ayrıca filmin senarist ve yönetmenini de bilgilendirdik. Senarist Aleksandar Radivojevic konuyu duyunca çok şaşırdı ve “Filmimizle ilgili bu çılgın havanın artık dağıldığını düşünüyorduk ancak görüyoruz ki filmin sert ve gerçekçi yaşadığımız depresif dünya eleştirisi daha çok gündemde kalmasına neden olacak.” dedi.

Sitemize gerek sosyal medya’dan gerekse çeşitli bloglardan büyük destek var. Herkese çok teşekkür ederiz. En azından konunun duyulması bile belki bazı geri adımlar atılmasına neden olur.

Bu haksız uygulamanın derhal son bulmasını diliyoruz. Şimdilik yazı ötekisinema’dan çıkarıldı ancak internete düşen her şey bir şekilde erişilebilir. Bu sansür uygulaması da yazının bir çok bloga yayılmasına neden oldu.

Şimdilik konu ile ilgili yazılanları aşağıda derlemeye çalıştım yeni yazı geldikçe eklenecektir. 2012′ye girerken son yazılarımızdan birinin böyle bir sansür haberi olmasını inanın hiç istemezdik.”

Kaynak: otekisinema.com (Erişim: 30.12.2011, 22:23)

Reklamlar

İnternet filtresi: güvenlik mi, sansür mü?….

Aralık 30, 2011

Kısa bir süre önce yürürlüğe giren internet filtreleri, daha güvenli bir internet ortamı mı sağlıyor, yoksa internete üstü kapalı bir sansür mü getiriyor?

SES Türkiye için İstanbul’dan Özgür Öğret’in haberi — 29/12/11

Geçtiğimiz ay yürürlüğe giren ve kamuoyuna duyurulduğu ilk günden bu yana büyük tartışmalara yol açan internet filtreleme sistemi ya da diğer adıyla Güvenli İnternet; sansür, mahremiyet ve kişisel özgürlükler üzerinden tartışılmaya devam ediyor. Hükümet, internet filtreleme sistemine karşı düzenlenen protestolar ve açılan davalar nedeniyle, bu konudaki politikasını gözden geçirmek durumunda kaldı. [Reuters] Hükümet, internet filtreleme sistemine karşı düzenlenen protestolar ve açılan davalar nedeniyle, bu konudaki politikasını gözden geçirmek durumunda kaldı. [Reuters] İlgili Makaleler İnternet kullanıcıları, medya ile ilgili yeni yasal düzenlemeleri ve internet sansürünü protesto ediyor Hükümet, vicdani ret yasasını rafa kaldırdı Azınlık vakıfları, mülkleri için tazminat alacaklar Yeni sisteme göre, aile paketini tercih eden internet kullanıcıları, hazırlanan “kara liste”deki web sitelerine erişemeyecek. Çocuk paketini seçenler ise, sadece Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından belirlenen “beyaz liste”deki web sitelerine girebilecek. Filtre sistemini eleştirenler, devletin ve özellikle de herhangi bir yasal yetkisi bulunmayan BTK’nın, internet denetimi yoluyla kendi değer ve ahlak yargılarını topluma dayatmaya çalıştığını öne sürüyor. Örneğin Bilgi Üniversitesi’nde iletişim alanında ders veren Özgür Uçkan, isteğe bağlı olarak, başvuruyla sunulan bu paketlerin, aslında kullanıcılara yönelik bir kandırmaca olduğunu belirtiyor. Uçkan, kamuoyunda gördüğü olumsuz tepkilerin ardından vazgeçilen standart paket seçeneğini anımsatarak, uygulamada değişen tek şeyin ise paketin adı olduğunu söylüyor. “Bu paketlerden birini seçmeyen kullanıcılar da adı konulmamış bir üçüncü pakete dahil oluyorlar… Teknik olarak böyle bir paket olmak zorunda. BTK, internet servis sağlayıcılara merkezi filtre uygulamasını dayatırken, onları kendi denetiminde bir sistem kurmaya da zorladı,” diyen Uçkan, böylelikle tüm internet ağlarını denetleyebilen bir sistem oluşturulduğunu kaydediyor. Türkiye’de halihazırda sansür uygulanan web sitesi sayısının 40 bini aştığına dikkat çeken Uçkan’a göre, BTK’nın getirdiği bu uygulamalar, hem kişisel mahremiyeti, hem de ifade özgürlüğünü tehdit edici bir nitelik taşıyor. Öte yandan söz konusu internet denetim mekanizmalarını belirlerken, kamuoyunun bilgi ve katkısına asgari düzeyde başvuran BTK, keyfi hareket etmekle suçlanmıştı. “BTK, bu içeriği kapalı kapılar ardında hazırladığı için, 5651 sayılı internet sansür kanununa ek olarak, her türlü içeriği keyfi bir biçimde sansürleyebileceği bir alan elde etti,” diye özetliyor bu eleştirilerin ana fikrini Uçkan. Uçkan’ın da üyesi olduğu Alternatif Bilişim Derneği, BTK’nın filtre uygulamasına karşı Danıştay’da dava açtı. Medya Derneği Genel Sekreteri Deniz Ergürel ise, yeni internet filtrelerinin sansür niteliği taşımadığını, zira nihayetinde kullanıcıların önünde bir seçme şansı olduğunu öne sürüyor. Ergürel’e göre, “İsterseniz aile veya çocuk paketini seçip belirli kategorideki web sitelerine erişimi kısıtlarsınız, istemezseniz kısıtlamazsınız; bu kadar basit!” Herhangi bir paket tercihi belirtmeyen kullanıcıların, uygulama yürürlüğe girmeden önce nasıl internete erişiyorlarsa, aynı şekilde devam ettiklerinin altını çizen Ergürel, “Eğer zorunlu bir uygulama olsaydı o zaman sansür uygulaması diyebilirdik,” diyor. Bununla birlikte, Ergürel, 5651 sayılı yasanın, müstehcenlik, intihara yönlendirme, uyuşturucu kullanımını kolaylaştırma, bölücülük ve benzeri “katalog suçları” ile Atatürk aleyhine işlenen suçlar nedeniyle web sitelerinin yasaklanmasına olanak tanıdığını ve Türkiye’de hâlen pek çok web sitesinin bu yasa uyarınca kapatılmış durumda olduğunu da doğruluyor. “Filtre uygulaması da sonuç olarak bu yasaya uygun olarak çıkabilmiş bir uygulama. Bu nedenle Türkiye’de ‘standart’ olarak adlandırılan internet erişimi belirli kurallara tâbi ve bazı kontrollerden geçiyor.” Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu’na göre ise, internet filtresini ‘güvenli’ diye nitelendirmek “boş bir iddia” olmaktan öteye gitmiyor. Uygulamanın amacının çocukları korumaktan ziyade, tek tip vatandaş yaratmak olduğunu düşünen İnceoğlu, ahlaklı ve erdemli çocuklar yetiştirmenin yolunun, internet yasaklarından değil, eğitimden geçtiğini ifade ediyor. “Bir iletişim hakkı olan internet erişiminin, BM tarafından 2011’de temel bir insan hakkı olarak tanındığını biliyoruz. Bu durumda internet sansürünün insan hakkı ihlali olduğunu söylemek mümkündür,” diye de ekliyor. Web sitelerine yönelik engellemeler kadar, mahremiyet ile ilgili sorunlar ve BTK’nın hangi bilgilere ne ölçüde erişebildiği konusu da kaygı uyandırıyor. Avukat Esra Parlak, konuyla ilgili olarak şöyle diyor: “Paket kullanmayanlar da, proxy sitelerine erişim sağlayanlar da, mahkeme kararı ile erişim engellenmiş sitelere girebilenler de kayıt altında.” Parlak’a göre, BTK’nın herkesi tek tek takip etmesi pratik açıdan mümkün olmamakla birlikte, bir devlet kurumunun, yetkisi olmadığı halde insanları kayıt altında tutmasının mazereti olamaz.

Kaynak:http://turkey.setimes.com/tr/articles/ses/articles/features/departments/national/2011/12/29/feature-01#

Erişim 29.12.2011


22 Ağustos: Türkiye internetinin kara deliği…

Temmuz 26, 2011

Dr. Özgür Uçkan/ İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi

Biliyorsunuz: Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK), 22 Şubat’ta aldığı ve “güvenli internet” adı altında internet sansürünü, denetimini ve gözetimini genelleştirecek zorunlu merkezi filtre uygulamasını 22 Ağustos’ta yürürlüğe sokmayı planlıyor. Konuya yine bu köşede “Turkey Wide Web” başlıklı yazımda değinmiştim (S:17, Mayıs 2011). Bu uygulama, devlet eliyle hazırlanan ve şeffaf olmayan kara listelerle keyfi sansürü genelleştirecek. Buradaki önemli bir ayrıntı da, hepimizin zorunlu bir biçimde tek bir arayüzden geçmemiz ve bunun arkasında hepimizin kullanım tercihlerini fişleyecek merkezi bir denetim ve gözetim sisteminin çalışacak olması. Bu sistem, bir taraftan tüm internet kullanıcılarını fişleyebilecek; diğer taraftan DNS, Proxy gibi internet erişimi için vazgeçilmez teknolojileri engelleyebilecek. “Deep Packet Inspection” (DPI) adı verilen bu sistem, Mısır’ın ABD-İsrail şirketlerinin yardımlarıyla interneti kesmek için Suriye, Libya, Çin gibi ülkelerin muhaliflerini internette izleyip yakalamak için kullandığı teknoloji aynı zamanda. DPI’a karşı ağır mahremiyet ihlallerinden dolayı uluslararası ölçekte bir tepki oluşmuş durumda. Avrupa Parlamentosu bu konuda bir soruşturma açtı ve DPI’ın yasa dışı ilan edilmesi gündemde. BTK’nın bu kararı, bilindiği gibi ülkede yoğun tepki uyandırdı. 15 Mayıs’ta 60.000’i aşkın kişi yürüdü ve bu, internetin tarihine en kitlesel sokak eylemi olarak geçti. Bianet, kararın iptali için Danıştay’a başvurdu. Ulusal ve uluslararası medya, bu uygulamanın eleştirileriyle doldu taştı. Türk-İş ve DİSK’e bağlı sendikalar da bir basın duyurusu yayımlayarak gerek bu uygulamayı gerekse Türkiye’deki ağır internet sansürünü protesto etti. Tepkiler ve seçim atmosferinin de etkisiyle BTK, sivil toplum temsilcileriyle bir toplantı düzenledi. Toplantıdan, oy birliğiyle kararın acilen iptali önerisi çıktı; ama henüz yetkililerden bir ses duyamadık. Yani, şimdilik kararı uygulamaya niyetliler diye düşünebiliriz. BTK, bu kararı öncelikle çocuk ve aile konusundaki hassasiyetlerimizi istismar ederek savunmaya çalışıyor. Yönetmelik ilk bakışta “çocuk ve aileyi korumak” amacına yönelik görünüyor. Ama, belge incelendiğinde amaçlananın bundan çok daha fazlası olduğu görülüyor. Gerçi, devlet hepimize çocuk muamelesi yapmaya alıştığından, internet sansürünü yaygınlaştırmaya ve ona hukuksuz bir meşruiyet kazandırmaya yönelik bu çaba da “Devlet Baba”nın biz “çocuklarını” gerçeklikten koruma misyonu içerisinde değerlendirilebilir. (“‘Güvenli internet’, sansürlü internet midir?”, http://www.bthaber.com.tr/?p=11884). Bu tür baskıcı düzenlemelerin çocukları öne sürerek meşrulaştırılmaya çalışılması bildik bir yöntem. Aynı şeyi 2007’de 5651 sayılı internet sansür yasası çıkarılmadan düzenlenen ve bir anda Türkiye’yi çocuk pornosu cenneti ilan ediveren dezenformasyon kampanyasında da görmüştük. O dönemde tutuklanan çok sayıda kişi serbest bırakıldı; çünkü aslında ele geçirilen malzemenin çocuk pornografisi ile alakası yoktu. Çocuk pornosu ciddi bir suç ve ona rastlamak öyle pek de kolay değil. BTK ikinci savunma refleksini, Avrupa başta olmak üzere birçok demokratik ülkenin yıllardır filtre uyguladığı gerçeğine dayandırıyordu; ama önemli bir ayrıntıyı atlayarak: Bu ülkelerde filtreler devlet eliyle merkezi bir biçimde dayatılmıyor. Devlet, filtrelerin içeriğine karışmıyor. ISS’ler çeşitli akıllı filtreleri kullanıcılarına sunuyorlar ve bu filtre içerikleri sivil toplum kuruluşları tarafından da sıkı bir biçimde denetleniyor. Nitekim 8 Temmuz 2011’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) yayımladığı “İnternette ifade özgürlüğü” raporu bu konuya son noktayı koydu: Eğer 22 Ağustos’ta bu karar uygulanacak olursa, Türkiye AGİT bölgesindeki 56 devlet içerisinde, internette devlet eliyle merkezi ve zorunlu filtre uygulayan ilk ve tek ülke olacak (http://www.osce.org/fom/80723)! Türkiye’de devlet, BTK eliyle filtre içeriğini oluşturmakta ve ISS’lere beyaz ve kara listeler dayatmakta diretiyor. Bu uygulama sadece Çin, İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde var. Gerek Birleşmiş Milletler’in 16 Mayıs 2011 tarihli “Düşünce ve ifade özgürlüğü hakkının korunması ve geliştirilmesi” kararı (http://www2.ohchr.org/english/bodies/hrcouncil/docs/17session/A.HRC.17.27_en.pdf) gerekse AGİT raporu, filtre uygulamalarının interneti sansürlemek için kullanılan yöntemlerden biri olduğunu ve dolayısıyla filtre içeriklerinin bağımsız sivil toplum örgütleri tarafından dikkatle izlenmesi gerektiğini, devlet eliyle filtre dayatmanın ise ağır sansür olduğunu açıkça belirtiyor. Fişleme, denetim ve gözetim de cabası… Umarım, BTK bu kararında diretmez ve demokratik tepkinin, uluslararası hukukun sesini dinler. Her durumda, artık Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi tarafından temel insan haklarından biri olarak tanımlanan internet erişim özgürlüğünü, 22 Ağustos kara deliğinden korumak, her yurttaşın demokratik görevidir.

http://www.gennaration.com.tr/yazarlar/22-agustos-turkiye-internetinin-kara-deligi/Erişim 26 Temmuz 2011

 


İnternette sansür….

Haziran 23, 2011

Türkiye’de internet denilince akla gelen başlıca isimlerden birisi olan Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Özgür Uçkan ile internet, sosyal medya ve sansür üzerine yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz. Söyleşinin bugünkü bölümünde Türkiye’de internet sansürüne karşı verilen mücadelenin özgünlüklerini, yeni anayasa sürecinin demokratik bir anayasa yapım sürecine dönüşmesi için sunduğu olanaklar ve Arap baharında internetin oynadığı rol ışığında ele alıyoruz.

Türkiye’de internet denilince akla gelen başlıca isimlerden birisi olan Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Özgür Uçkan ile internet, sosyal medya ve sansür üzerine yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz. Söyleşinin bugünkü bölümünde Türkiye’de internet sansürüne karşı verilen mücadelenin özgünlüklerini, yeni anayasa sürecinin demokratik bir anayasa yapım sürecine dönüşmesi için sunduğu olanaklar ve Arap baharında internetin oynadığı rol ışığında ele alıyoruz.

Yasakçı zihniyet Türkiye’ye özgü değil yani?

Evet değil, ama en azından oralarda bir şeffaflık var, şu siteler bu gerekçeyle yasaklanmıştır diyor. Orada tartışılır ve konu olur. Bir anlaşma oluyor. İşin içinde STK’lar var, kullanıcı dernekleri var. Bende isterim tabi bazı sitelerin engellenmesini, bazıları var ki gerçekten filtrelenmeli. Kaldı ki artık özel kişisel filtreler var, birinin bunlara bakıp bir liste yapıyor olması absürd zaten. Bir kere artık internet o kadar dinamik gelişiyor ki, birilerinin sürekli liste tutması, liste güncellemesi saçmalık.

“BEN BTK’NIN FİLTRESİNE GÜVENİP ÇOCUĞUMU BİLGİSAYAR BAŞINDA YALNIZ BIRAKMAM”

Neye yetişeceksin, yetişmek mümkün mü?! Artık akıllı filtreler, akıllı programlar var, alıyorsun bilgisayarına kuruyorsun, o interneti tarıyor, fotoğraflara falan bakıyor,  sözcük tarıyor, çıplaklık var mı, bunları yaş skalalarına göre filtreliyor. Ben mesela BTK’nin filtresine güvenip çocuğumu yalnız bırakmam bilgisayarın başında. Bunun yerine alırım bir akıllı program kurarım bilgisayarıma ve kendi filtremi kendim oluştururum. Bu programlar internette çocuklar için güvenli bir alan açıyor.

“ÇOCUK PORNOSU GEREKÇESİYLE SANSÜR AVRUPA DA DENENDİ”

AB’de mesela Wikileaks sayesinde acayip bir skandal patlak verdi . 2006’da Avusturya hükümeti ve başka bazı hükümetler filtreler hazırlamışlar ve tabiî ki gerekçe olarak yine çocuk pornosu olarak gösterilmiş.  Wikileaks bunların tam listesini eline geçirip yayınladı, içinde neler yoktu ki, muhalif siteler, nükleer karşıtları derken, tamamen politik amaçlı hazırlamış bir filtre olduğu anlaşıldı. Skandal patlak verdi ve geri çekmek zorunda kaldılar.

Türkiye’de peki niye özellikle bu aylarda bu adımları atma ihtiyacı hissettiler?

2007’de falan Ulaştırma Bakanı çok sertti. Umurunda değildi adamların, internet kötü bir şey yaklaşımı vardı. Ancak bunlar önce Wikileaks’le sonra da “Arap Baharı”yla uyandılar. Bir baktılar Wikileaks gibi bir şey tüm kirli çamaşırları ortaya çıkarabiliyor, hatta hükümetler falan devirebiliyor. Mesela Youtube’ı kapatma sebebi aslında Atatürkçü düşünce derneği başvurusu değildi. O başvuru bahane de oldu, ama asıl o dönem siyasetçilerle ilgili yayınlanan görüntü ve ses kayıtları bunun sebebiydi. Sonra bir de ‘Arap Bahar’ı patlak verip, insanların interneti örgütlenme için nasıl bir araç olarak kullandıklarını anlayınca panikle saldırmaya başladılar, önlem almaya çalıştılar.

Önlem alabilirler mi?

Mısır yapabildi mi?! Mübarek internet bağlantısını kesince borsa falan çöktü ama insanlar hala tweet atmaya devam ediyordu. Boşuna uğraşmasınlar yani, internet böyle bir şey. Elbette demokratik bir şekilde bir takım kanunlar yapılır, kimsenin buna karşı çıktığı yok.

“2 YIL SÜREN TEDBİREN KAPATMA OLUR MU?”

Ama bu böyle olmaz. “Ben şu internet sitesini kapattım, erişimi engelledim”, iyi güzel de nerede bunun itiraz mekanizması? Ben hakkımı nasıl arayacağım mesela bu kararlar karşısında? Youtube’u tedbiren kapattılar!  2 yıl süren tedbiren kapatma olur mu?! Bu açıkça sansürdür. Bu sistemlerin kurulması gerekiyor. Dünyada da yapılıyor bu üstelik. Bu konuda ya demokratiksindir, yâda değil.

Anlattıklarınız aslında dönüp dolaşıp demokratik bir ülkede mi yaşıyoruz yoksa baskıcı bir ülkede mi yaşıyoruz tartışmasına bağlanıyor. Yeni dönemde yeni bir anayasa yapılacağı öne sürülüyor ve bu durum seçim sonrası tüm bir dönemin gündemi. İnternette sansüre karşı mücadeleyle yeni anayasa yapım sürecinin ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?

Bunun üzerine uzun süredir düşünüyorum. Mesela birçok konuda Amerikalılar da internette sansürü çok denedi. Becerememelerinin sebeplerinden bir tanesi anayasalarıydı. Onların değişmez maddeleri biliyorsunuz daha çok ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ile ilgilidir ve bu maddelere dayanarak insanlar sansür girişmelerinin önüne geçebildiler.  Yeni anayasanın, demokratik bir anayasa olması için önceliğin bu tip maddelere verilmesi gerekiyor.

“ANCAK DEMOKRATİK BİR ANAYASA İNTERNETTE SANSÜR SORUNUNU GÜNDEMDEN ÇIKARTIR”

Bilgiye erişim, düşünce, haberleşme özgürlüğü sistematiği eğer yeni anayasanın merkezine yerleştirilirse işte o zaman rahatlarız. Üstelik 5651 nolu kanun bizim anayasamıza dahi aykırı. Demokratik bir anayasaya tamamen aykırı olur ve iptal edilir. Amerika’da bir sürü yasa böyle anayasa mahkemesi tarafından iptal edildi.

Böyle bir sistematik kurmak zorundayız, tek çözüm bu. Şu konuda kafam net değil ama düşünüyorum: Böyle spontane bir hareketi, internet sansürüne karşı ortaya çıkmış olan bu hareketi, çok da politik olmayan, sistematik olmayan bir hareketi nasıl demokratik anayasa mücadelesine bağlayabiliriz? Bu önemli bir gündemimizdir.

Demokratik bir anayasa yapımının pek çok dinamiği görülüyor. Kürt hareketinden, alevi dinamiğine, yaşamı savunma inisiyatifleri ve ekoloji hareketlerinden, işçi hareketinde kadar az veya çok örgütlü, az veya çok güçlü pek çok dinamik var. Demokratik bir anayasa talebi bu dinamiklerin tümünün şu veya bu ölçüde talebi durumunda. İnternetten sansüre karşı ortaya çıkan hareket, demokratik bir anayasa hareketinin temel dinamiklerinden birisi haline gelebilir mi?

Olabilir tabi, hatta olmalı. Tüm  bu hareketleri anayasaya tartışmasına bağlamak gerekiyor. İnternette sansüre karşı hareket bu mücadelenin önemli dinamiklerinden birisi olabilir. Mesela Tunus’tan örnek vereyim. Oradaydım bir süredir. Tabi çok farklı diktatörlük yıkıldı ve yeni seçim yapılıyor. Kurucu meclis seçimi yapılıyor ve yeni anayasa yapacaklar. Orada bloggerlarlar ve internet hareketi de dâhil, sendikalara kadar tüm hareketlerin kafası gayet net.

“TUNUSLULARIN KAFASI AÇIK ÇÜNKÜ DEVRİM YAPTILAR”

Tunuslular şöyle diyorlar: “Tunus’un geleceğinin güvencesi yeni anayasadadır ve yeni anayasa demokratik bir anayasa olacaktır. İşte bu sistematik çerçevesinde her şeyi geliştireceğiz. İnternette buna bağlı, emek hareketi de buna bağlı, işsizlik meselesi de buna bağlı güvenlik de buna bağlı.” Bu konuda kafaları net, çünkü devrim yaptılar ve diktatörlüğü yıkıp yeni bir ülke kuruyorlar.

“TÜRKİYE’DE ANAYASA KONUSUNDA KAFALAR NET DEĞİL, TARTIŞMALAR ÇOK ELİT KALIYOR”

Bizim kafamız bu konuda net değil, bizde de anayasa mevzusu tartışılıyor ama belli bir kesimle sınırlı, elit bir tartışma yapılıyor.

Bu elitizmin nedeni nedir?

Biz aslında anayasa kullanmamış bir toplumuz. Anayasa kullanılan bir şeydir, çok pratik bir araçtır ama biz bunu bir türlü kullanamadık. Bir süre nedeni var tabi, anayasa mahkemesinin yapısından tut, yargının sistematik olarak devletçi bir eksende geliştirilmesine kadar. Hiçbir zaman vatandaş anayasaya yaklaşamadı.

Bu durum Türkiye’nin siyasal tarihinin özgünlüğüne bağlanabilir mi? Türkiye’de devlet, yakın tarihte ve hali hazırda Kürt hareketini dışta tutarsak, hiçbir zaman halk hareketinin sopasıyla terbiye edilmemiş.

Tabii ki, zaten demokrasi budur. Demokrasi “hayır” demektir, “hayır yapamazsın dur orada” demektir. Demokrasi halkın devleti zorlamasıdır. Her iktidar yapısı gereği, her devlet yapısı gereği anti-demokratiktir. Bu onun doğasında var. İktidar karşısında ise halk vardır ve ancak halk yeterince örgütlü ve güçlüyse devlet istediğini yapamaz. İnternette sansüre karşı mücadeleye katılan insanlar da bunu biliyorlar aslında, eylemde de konuştum insanlarla, öyle politikayla falan ilgisi olmayan insanlar sezgileriyle de olsa, mücadele edilen şeyin bir kafa yapısı olduğunun farkındalar. Herkes bunu başka bir şeye bağlıyor, kimi AKP karşıtıdır ve” bunlar muhafazakâr ondan” diyor, diğeri başka bir şeye bağlıyor.

“GÜÇLÜ İNTERNET HAREKETLERİNİN KÖKENİNDE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ HAREKETLERİ VAR”

Ama herkes biliyor ki bu iş internetle bitmiyor. İnternet bütün bu alanın uzantısı. İnterneti 200 yıllık basın özgürlüğü mücadelesine ayırabilir miyiz, ayıramayız. Bunun devamıdır. Tüm dünyada da böyledir, en güçlü internet hareketlerinin olduğu ülkelerde hepsinin kökeninde basın özgürlüğü hareketleri vardır. Bakıyorsun bugün en güçlü kuruluşlardan bir tanesi olan sınır tanımayan gazeteciler örgütü, interneti yasaklayan ülkeler listesi hazırlıyor ve bayağı rahatsız ediyor birilerini. Tarihte zaten böyle gelişmiş ve böyle gideceği belli. İnterneti farklı kılan özellikler olsa da o da sonuçta bir iletişim ortamı.

(Devam edecek)

Kaynak: http://www.emekdunyasi.net/ed/teknoloji/13079-sansure-karsi-mucadele-demokrasi-mucadelesidir

Erişim: 23 Haziran 2011


İnternet Kurulu “Filtreye 3 ay kala” sivil toplumu fark etti!

Mayıs 26, 2011
22 Ağustos’ta yürülüğe girecek olan ‘internet filtresi’nin topladığı yoğun tepki üzerine İnternet Kurulu bir toplantıyla sivil topluma fikrini sordu! Türkiye’de internet kullanıcılarını ve ziyaret ettikleri siteleri sıkı kontrol altına alacak ‘internet filtresi’nin yürürlüğe girmesine sadece 3 ay kala sivil toplumun görüşleri soruldu. Uzun süredir yoğun tepkilere yol açan yönetmeliği tartışmak üzere, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın önerisiyle, İstanbul Bilgi Üniversitesinde geniş katılımlı toplantı yapıldı.

Üniversitedeki ”Mahkeme Salonu” adlı sınıfta düzenlenen toplantıya, İnternet Kurulu, BTK, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) ve sektördeki sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.

İnternet Kurulu Başkanı Serhat Özeren, toplantıda özellikle sivil toplum kuruluşlarının, BTK’nın güvenli internet usul ve esaslarını eleştirir boyutta konuları ele aldığını söyledi.

”Filtre olsun ama devlet yapmasın. Özel sektörler bu işi yapsın” gibi farklı görüşlerin de toplantıda konuşulduğunu ifade eden Özeren, şöyle konuştu:”Burada özellikle kamunun büyük bir kesimini ilgilendiren kararlar alınırken sivil toplum kuruluşlarına danışılması gerektiği görüşü ortaya çıkıyor. Bu görüşleri hem Ulaştırma Bakanlığına hem de BTK’ya ileteceğiz. İnanıyorum ki onlar da toplumun hassasiyetlerine dayanarak farklı kararlar ve düzenlemeler içerisinde olacaktır. Hassas bir süreç.”

İnternetin hızlı gelişen bir teknoloji olduğunu, yeni fikir ve projelerin çıkabildiğini belirten Özeren, ”Yaptığımız bir kanun belki üç ay sonra bile yetersiz kalıyor olabilir. Bu süreç dinamik yaşayan bir organizma gibi. Sürekli revize edilmesi, tartışılması ve gündemde olması lazım” diye konuştu. Güvenli internet konusunun G-8 zirvesinin, BM’nin ve AB’nin de masasında olduğunu belirten Özeren, internetin yaşanan dünyadan ayrı bir dünya olmadığını kaydetti.

Bu süreci yönetmenin zor bir görev olduğunu, hassas bir çizgi bulunduğunu ifade eden Özeren, ”Bir tarafta özgürlük var, bir tarafta suçla mücadele var. Bu çizginin bir tarafı kayarsa özgürlük kısıtlanıyor, bir tarafı kayarsa suç artıyor. Onun için bu çizgiyi anlık takip etmek gerekiyor. Zor bir süreç. TİB’de şu anda bu görev. Çalışmalar açısından bakıldığında, sivil toplum kuruluşları bu işin içinde olduğu zaman daha başarılı projelerin ortaya çıkacağını söyleyebilirim” dedi.

ÖNERİLER

Toplantıdan çıkan öneriler ise şöyle:

– BTK’nın kurul kararı, yani 22 Ağustos’ta yürürlüğe girmesi beklenen karar hemen iptal edilmeli.

– Merkezi filtrasyon kesinlikle olmamalı.

– Filtre sistemi kullanıcı tercihlerine göre şekillenmeli.

– Filtre konuları STK’larca tartışılmalı.

– Eğitim ve bilinçlendirme konusu ağırlıklı olarak ele alınmalı. (İsmail Hakkı Polat-Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi)

– BTK’nın şeffaf olması lazım. Kurumun dışsal bir otorite tarafından denetlenmesi gerekiyor.

– Kişisel bilgilerin gizliliği konusu açıkça vurgulanmalı.

– Kurumların alacağı kararlar öncelikle sosyal medya üzerinden tartışılmaya açılmalı.

– İşin eğitim ve bilinçlendirme yönü ön plana çıkarılsın.

–  BTK icracı olmasın, düzenleyici olsun. Sivil toplum kuruluşları aracılığıyla bu işi takip etsin.

– DNS, Proxy teknolojileri yasaklama şeklindeki tercihten vazgeçilmesi gerekir.

– Bilinen sivil toplum kuruluşlarından oluşan bağımsız ve yaptırım gücü olan bir kurul oluşturulsun (akademisyen, hukukçu ve psikolog) ve bu kurul tüketici şikayetlerini değerlendirsin.

– Filtreleme çocuklar için yapılıyorsa mevcut listeden (standart paketten) müstehcenlik tanımı çıkarılsın.

– 5651 sayılı kanunu masaya yatırmak gerekir. TİB’i doğuran yasa bu. 5651’in dünya standartlarına getirilmesi lazım.

– Kurul kararındaki madde 9/f.2 hayata geçirilsin. İdari para cezalarına ilişkin madde 9/f.8 muğlak, açığa kavuşturulsun.

– Kişilerin ifade özgürlüğüne ilişkin, kendilerini ifade ettikleri sitelerin filtrelenmemesi, sansürlenmemesi, kelimeleri temel alan filtreleme taslağının tamamen geri çekilmesi, belirli toplulukları tanımlayan (lezbiyen, gey gibi) kelimelerin yasaklanmaması.

– Uygulama tamamen kaldırılsın ama devam edecek olursa 4 farklı pakette filtreleme olacak, o zaman standart paketten çocuk pornografisi hariç hepsi kaldırılsın.

– Kurum kararında yapısal değişiklikler yapılmalı. Öncelikle veri tabanlarının ve veri tabanı sahiplerinin düzenlenmesi gerekir.

 Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25216978/Erişim tarihi: 27 Mayıs 2011

15 Mayıs 2011 Ankara’dan: İnternet yaşamdır-sansürlenemez!

Mayıs 17, 2011

Türkiye'ye ayrı İnternet Ol(a)maz!


İnternet sansürünün perde arkası…

Ağustos 22, 2009

Avrupa ve Amerika kıtası dışında neredeyse istisnasız olarak farklı oranlarda uygulanan internet denetimi ve sansürünün arkasında yine teknoloji firmalarının hummalı çalışmaları yatıyor

20 Haziran 2009’da faltaşı gibi açılmış gözleriyle yattığı asfaltta ağzından gelen kanlarla hayata gözlerini yuman 1982 doğumlu İranlı muhalif eylemci Nida Ağa Sultan (Neda Agha-Soltan) bir anda genel seçimlerin ardından yaşanan protestoların sembolü olmuştu. Kimilerine göre 1 Nisan 1979’da gerçekleştirilen İran İslam Devrimi’nden sonraki en büyük halk hareketi olarak nitelendirilen bu eylemlerde en büyük rollerden birini teknoloji oynamıştı.
Eylemciler sloganları, buluşma yerlerini ve bir sonraki adımları cep telefonlarından attıkları kısa mesajlarla, Facebook, Twitter gibi sosyal ağlara yazdıkları mesajlarla organize etmişlerdi. Aynı mecralar o günlerde devletin de odağına oturmuştu. Hepsi tek tek erişime engellendi ve iletişim kesilmeye çalışıldı. Hatta 40 dakika internet bütün ülkede tamamen kesildi. Cep telefonu hatları çalışmaz hale getirildi. Televizyon uydularının sinyalleri bozuldu.
İran bir yandan bu ağları denetleyerek eylemcilerin bir adım önüne geçmeye çalıştı, gerekli gördüğü anlarda da erişimi tamamen kesti. Muhalif bilgisayar uzmanları ölen eylemci Neda’nın adına nedanet.org sitesinde sansürü aşmanın yollarını, internetten pasif direniş için yapılabilecekleri ve gizli iletişim metodlarını paylaştılar.
Peki İran ve benzeri yönetimler interneti nasıl bu şekilde denetleyip sansürlüyorlar? Bunun için kabaca 5 teknoloji kullanılıyor.

Trafik sınıflandırma
Bu sistemde kullanıcıların yaptığı iletişimin türü incelenerek sınıflandırılıyor. Buna göre bazı iletişim türlerine izin verilirken bazıları engelleniyor. Örneğin bir web sitesine bağlanmak serbest ancak ona video yüklemek imkansız hale getirilebiliyor. Bu kullanılan en basit ve etkili yöntemlerden birisi.

IP engelleme
Türkiye’de de sıkça kullanılan yöntemlerin başında yer alan IP kısıtlaması her web sitesinin adresinin karşılığında asıl sunucusunun nümerik açılımını engelliyor. Örneğin radikal.com.tr yazdığınızda bilgisayarınız önce DNS adlı ana sunuculara bağlanıp bu adresin IP karşılığını soruyor (Örneğin Radikal için bu numara: 83.66.140.47). Sonra da o IP’ye bağlanmaya çalışıyor. DNS sunucusundan Radikal’e ait IP numarasını silerseniz ya da başka bir adrese yönlendirirseniz Radikal’e erişmek de mümkün olmuyor. Başka bir teknikte 83.66.140.47 numaralı IP’ye yönelik bütün iletişimi kesiliyor. Bu da kullanıcının işini biraz daha zorlaştırıyor.

Alçak paket denetimi
Bu sistemde kullanıcının karşı tarafa yolladığı ya da aldığı her paket bir anlamda ‘dışına’ bakılarak incelenir. Bunu bir kitabın kapağına bakarak sınıflamaya benzetmek mümkün. Önceden belirlenmiş sakıncalı içerik paketleri bu sistemle önceden farkedilerek engellenir.

Derin paket denetimi
Sansür ve teknik takip için kullanılan en gelişmiş yöntem derin paket denetimidir. Bu sistemde yollanan ya da alınan her paket tek tek incelenir ve içeriğine göre sınıflandırılır. Yani kitabın sadece kapağına değil, içindeki sayfalara da tek tek bakılır. Eğer alınıp verilen paketler şifreliyse bu sistem etkisiz kalır ancak şifreli iletişimin tamamen engellenmesi de seçeneklerden biri olduğu için yine de amaca ulaşılmış olur.

Parmakizi arşivi
Bu sistemde aynen geleneksel sabıkalı veritabanlarında olduğu gibi önceden şüpheli ya da zararlı olduğu belirlenen her paketin dijital parmak izi çıkarılarak kaydedilir. Ardından ortada dolaşan bütün paketler tek tek bu veritabanıyla karşılaştırılarak denetlenir. Zahmetli bir yöntem gibi görünse de yüksek hızlı işlemcilere sahip sistemlerle saniyenin binde biri gibi zaman dilimlerinde binlerce sorgulama bu şekilde yürütülebilir.

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=950143&Date=22.08.2009&CategoryID=117

Erişim: 22.8.2009


%d blogcu bunu beğendi: