İnternetin Yaratıcılarından Vint Cerf’den BM’nin Net’i Düzenleme Girişimine Karşı Eylem Çağrısı

Aralık 5, 2012

İnternetin temeli olarak hizmet gören TCP/IP ağ protokollerinin yaratıcılarından efsanevi bilgisayar bilimcisi Vint Cerf’in nete eski Telekom düzenlemelerini uygulamak istemesinden memnun değil. Google’ın Baş İnternet Pazarlamacısı Cerf Google’ın resmi bloğunda bu hafta yazdığı yazıda Uluslararası Telekomünikasyon Birliğinin interneti düzenleyen anlaşmasında değişiklik yapmasını protesto etmek için harekete geçmeye çağırdı.

Birleşmiş Milletlerin bir kuruluşu olan Uluslararası Telekomünikasyon Birliği bu hafta tarihinde ilk kez anlaşmayı uygulamak için karar almak amacıyla dünya çapında hükümetlerin katılımıyla toplantı düzenleyecek.  Cerf bu toplantının İnternete zarar verecek çeşitli düzenlemelerin kabul edilmesi olasılığı olduğunu, birçok otoriter yönetimin konuşma ve ifade özgürlüğüne zarar verecek oldukça kısıtlayıcı kurallar önermesinin muhtemel olduğunu söyledi.

Cerf CNN’in okuyucu köşesine yazdığı ayrı bir yazıda “Birkaç/birçok otoriter rejimin, muhalifleri daha kolay bulup tutuklayabilmek için internetin anonimliğini yasaklamayı önereceği bildirilmiştir.” “Diğerleri de özel sektör sisteminin sorumluluklarından alan adları ve internet adreslerini yönetme işinin BM’ye devredilmesini önerdi.  Ancak diğer tekliflerin sınır ötesindeki insanlara ulaşabilmesi için yeni hat ücreti ödeyecek büyük ya da küçük internet içerik sağlayıcısı gerektirmektedir.

Cerf, İTÜ’nün toplantısını onaylamadığını göstermek için herkesi Google’ın “Hareket geçin” sayfasındaki  dilekçeyi “özgür ve açık bir internet” için destek verme çağrısında bulundu.

Kaynak: Vint Cerf opposes ITU Internet regulations, urges action | BGR http://bgr.com/2012/12/04/vint-cerf-opposes-itu-internet-regulations/

Reklamlar

İnterneti zapt etme hayali: Filtreli internet, BTK, Phorm ve WCIT…

Kasım 28, 2012

Özgür  Uçkan

İster burada, Türkiye’de, ister dünyanın herhangi bir yerinde, isterse Birleşmiş Milletler’de olsun, yönetimler ve otoriteler şunu artık kafalarına soksalar iyi olur: İnternet gibi, dünya vatandaşlarını, yani netdaşları hayati bir şekilde ilgilendiren bir alanda, onlara karşı atacakları hiç bir adım cevapsız kalmayacak…

22 Kasım 2011 tarihinde yürürlüğe giren, BTK’nın adını “güvenli” koyduğu, sansürlü merkezi filtre sistemi bir yılını doldurdu. Alternatif Bilişim Derneği’nin açtığı yürütmeyi durdurma davası da halen Danıştay’da devam ediyor. Derneğin, bu yıldönümü vesilesiyle, diğer ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yayınladığı basın duyurusunda, BTK kararıyla kurulan sözde bilimsel ve özde bürokratik “Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu” çalışmalarıyla ilgili tam bir belirsizliğin sürdüğü ve kamuoyunun bilgilendirilmediği hatırlatıldı; filtreli internetin hedef kitlesine yönelik herhangi bir internet okuryazarlık ve bilinçlendirme katkısı sağlamadığı, son “Avrupa Çevrimiçi Çocuklar Araştırması”nda geçen yıl nerede duruyorsak orada durduğumuz, yani AB sonuncusu olduğumuz vurgulandı; ve “hizmetin” özüne işaret edildi: “Güvenli İnternet Hizmeti ile toplumumuz için tek bir aile tipi ve tek bir çocuk tasarımı verili ve doğal kabul edilmiş, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi İnternet kullanımına eğitsel yatırımlar yapmak, adeta dijital okuryazarlık seferberliğini gerçekleştirmek yerine, İnternet mecrası bir “öcü” ve “tehdit” kaynağı olarak görülerek, bu mecraya erişim sınırlandırılmış ve BTK eliyle ortam disipline edilmiş, düzenlenmiştir.” (http://goo.gl/FhrnH).

Yani kısaca bu “hizmet”, “devlet baba”nın, “tek bir aile tipi ve tek bir çocuk tasarımı” için “bir ‘öcü’ ve ‘tehdit’ kaynağı olarak” gördüğü interneti “disipline etme” çabasından başka bir şey değil. İlk yıl verilerine bakıldığında, kullanımın oldukça düşük seviyede kalmasından hareketle bu çabanın tam bir başarısızlık örneği olduğu söylenebilir. Eğer 15 Mayıs 2011 tarihinde Türkiye’nin tamamında on binlerce kişi sokağa dökülüp bu uygulamayı protesto etmeseydi, AB’den ABD’ye, uluslararası sivil toplum inisiyatiflerinden sendikalara ve diğer demokratik örgütlere geniş bir cephe karşı çıkmasaydı, BTK’nın ilk planı, yani bu filtreyi herkese merkezi olarak dayatma tasarısı gerçekleşecek, Türkiye interneti bugün olduğundan çok daha ağır bir şekilde sansürlenecekti. Ama BTK geri adım attı ve filtre, yine kabul edilemez bir şekilde devlet eliyle ve merkezi olarak, ama seçime bağlı bir biçimde uygulamaya sokuldu. Hala hukuksuzluklar yok değil: Üniversitelerin ve bazı kurumların bu sansür filtrelemesini, sanki kendileri birer “ebeveyn” imiş, öğrenciler veya çalışanlar da “çocuk”muş gibi kullanması, vahim bir durum olarak ortada duruyor.

BTK’nın arada sırada asli görevini hatırladığı da oluyor. Eleştiriler ayyuka çıktıktan, suç duyuruları yapıldıktan, Meclis’te soru önergeleri verildikten sonra, kurum, Phorm şirketi hakkında bir inceleme başlatmaya karar verdi (http://goo.gl/xtpsI). Ama açıklamada bu şaibeli şirketle ortaklık kurup “Gezinti” hizmetini başlatan TTNET’in adının geçmemesi ise ilginç. Phorn ve TTNET ortaklığı ile ilgili olarak bir imza kampanyasına ve ayrıntılı bilgiye EnPHORMasyon sitesinden ulaşılabilir: http://enphormasyon.org/ (Ayrıca bakınız: http://goo.gl/BJDpI ve http://goo.gl/YIBik).

Brezilya bu ay internet kullanıcı haklarıyla ilgili bir yasayı oylayacak (http://goo.gl/ySv9u). Yasa geçerse, Phorm şirketinin ülkedeki faaliyetleri yasadışı hale gelecek. “Marco Civil” adlı bu yasa internet kullanıcılarının hak ve yükümlülüklerini güvence altına alacak ilkeleri konumluyor ve kişisel verilerin korunması, mahremiyet hakları da bu çerçevede yer alıyor. Yasanın 9. maddesinin 3. paragrafı, “veri paket içeriklerinin engellenmesini, izlenmesini, filtrelenmesini veya fişlenmesini” yasaklıyor. Geçtiğimiz ay da, Romanya’da da Romtelecom ile işbirliğine giren Phorm’un faaliyetleri, kişisel veri güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle Ulusal Denetim Örgütü tarafından mahkeme kararıyla durdurulmuştu (http://goo.gl/35b1U). Romanya’dan sonra şirket Brezilya’dan da kovulursa faaliyet gösterebildiği tek ülke olarak Türkiye kalacak… Ne diyelim, darısı başımıza…

Bu arada internet tarafsızlığı ve internetle ilgili hak ve özgürlükler platformuyla ilgili herkes gözlerini 3 – 14 Aralık arasında Dubai’de toplanacak Dünya Uluslararası Telekomünikasyon Konferansı’na (WCIT) çevirmiş durumda (http://goo.gl/auQU2). Çünkü Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) eliyle, internet yönetişiminin devletlere teslim edilmesini oylayacaklar. Öneri önce, kadük yapıları yüzünden rekabet avantajlarını kaybeden Avrupa Telefon Şirketleri Ticaret Grubu’nun (ETNO), Skype, Gtalk gibi uygulamaları durdurmak ve içerik sağlayıcılarını haraca kesmek için geliştirdikleri bazı düzenleme önerileriyle başladı, ardından burada baskıcı emelleri için bir imkan gören devletler fırsatın üzerine atladı.

Oylanacak önerinin mimarları arasında Rusya, Çin, Suudi Arabistan gibi internetle ilişkisi düşmanlık dolaylarında seyreden ülkeler bulunuyor. Binali Yıldırım’ın da canı gönülden desteklediğini bildiğim bu öneri geçerse, devletler, kullanıcılardan eposta ve Skype gibi hizmetlerden ücret talep etme; internet erişimini kısıtlama ya da kapatma; online olarak yaptığımız her hareketi izleme gibi ayrıcalıklar elde edecek. Kapalı kapılar ardında yürütülen bu pazarlıklar neyse ki sızdı da tehlikeden haberimiz oldu (http://wcitleaks.org/). Konuyla ilgili tüm sivil inisiyatifler ve Google gibi internet ekonomisi aktörleri yoğun bir karşı kampanya başlatmış durumda (http://goo.gl/h5FwM; http://goo.gl/mL8QD; ). AB, bu girişimin internetin açık ve taraşız yapısını tehdit ettiğini bildiren bir karar aldı (http://goo.gl/cSgQi). ABD, fiili hakimiyetini korumak için, kendi avantajlarını düşünerek de olsa karara karşı çıkacağını açıkladı (http://goo.gl/YHtWp). Yani, önerinin karşısındaki cephe oldukça güçlü; her birinin nedeni farklı olsa da…

Kapalı oyun ortaya dökülünce, ITU tarafında panik başlamış görünüyor. Bu şeffaflık yokluğunun üye devletleri anlaşmayı imzalamakta “isteksizliğe itmesi” olasılığı karşısında bir çok senaryo üretmekle meşguller. Bu senaryolardan birinin “ACTA benzeri” adını taşıması da ilginç (http://goo.gl/ODWym). Hatırlanacağı gibi, ACTA adlı, telif hakkı ve patent lobilerinin demokratik işleyişi kesintiye uğratacak bir biçimde ülkelere dayatmaya çalıştıkları ve internet tarafsızlığını ortadan kaldıracak uluslararası anlaşma, her şey ortaya dökülünce yoğun bir şekilde protesto edilmiş ve AB parlamentosu anlaşmadan desteğini çekmek zorunda kalmıştı. Bu da fiilen ACTA’nın ölümü demek oluyordu. Şimdi de ITU, WCIT’den çıkmasını umduğu anlaşmanın aynı kaderi paylaşmasından korkuyor.

İster burada, Türkiye’de, ister dünyanın herhangi bir yerinde, isterse Birleşmiş Milletler’de olsun, yönetimler ve otoriteler şunu artık kafalarına soksalar iyi olur: İnternet gibi, dünya vatandaşlarını, yani netdaşları hayati bir şekilde ilgilendiren bir alanda, onlara karşı atacakları hiç bir adım cevapsız kalmayacak…


23 Şubat 2010 Güvenli İnternet Gününün Ardından…

Şubat 25, 2010

23 Şubat 2010 tarihli Güvenli İnternet Gününün ardından özlü değerlendirme…

Mutlu Binark

Türkiye’de Güvenli İnternet Günü etkinlikleri kapsamında İK, BTİK ve  TİB’in girişimiyle 23 Şubat 2010 tarihinde bir toplantı düzenlendi. Toplantıya INSAFE Koordinatörü Janice Richardson, ITU-ICT Uygulamaları ve Sibergüvenlik Bölümü Başkanı Souheil Marine’de katıldı. INSAFE koordinatörü Richardson’un web 2.0 ortamında gençlerin ve çocukların güvenliği için öz-denetim olgusuna, öğretmenlerin sorumluluğuna yaptığı vurgu  oldukça önemliydi. Richardson ayrıca “İnternet’e bağımlılık” yerine “aşırı kullanım” sözcüğünün INSAFE tarafından kullanıldığını da belirtti. Ayrıca, Souheil Marine’nin de web de çocuk istismarı konusunda konuyla ilgii dört aktöre-endüstri, kamusal aktörler, çocuklar ve ebeveynlere yönelik el kitaplarının önemi vurgusu da, web 2.0 ortamında çocuklara yönelik bir takım risklere karşı farkındalık bilincini geliştirmek için yol göstericiydi. Mynet Genel Müdürü Sabire Ercan’ın da kullanıcı türevli içerik üretiminde, kullanıcının sorumluluk ve farkındalık bilincini geliştirmeye yaptığı vurgu dikkat çekiciydi. Yine COP National Survey 2009 bulguları da bu toplantıda sunuldu.  Kullanıcının farkındalığının geliştirilmesinde yayıncının da rolü/sorumluluğunun olduğunun da altını çizdi Ercan. BTK-TİB İnternet Daire Başkanlığı’nı temsilen Mehmet Sarı da, yakın tarihli bir araştırma sonuçlarını paylaştı: “Ebeveynlerin İnternet Algıları ve Eğilimleri Araştırması”. Bu araştırmann bulgularından en önemlisi, wb 2.0 ortamının gençleri toplumsallaştırdığının saptanmasıydı. Özellkle yaş ilerledikçe web 2.0 ortamında toplumsallaşma –ki buna Bakardjieva’nın deyişi ile hareketsiz toplumsallaşma denir- artmaktadır. Bir diğer bulgu da, web 2.0 ile ilgili her hangi bir konu için çocukların sosyal çevrelerine danışmalarıdır. Bu etkinlik kapsamında, ben de “Dijital Oyun Oynama Edimi: Oyuncu Türevleri ve Çevrimiçi Oyun Ortamında Oyuncunun Karşılaştığı Riskler ve Olanaklar” başlıklı bir sunum yaptım.  Bu sunumda, dijital oyuncunun türleri/türevleri Türkiye’den örneklerle ele alındı ve çevrimiçi riskler ve olanakların oyuncu tarafından birlikte ele alınması gereğinin altı çizildi. Özlüce dersek, İnternet okuryazarı olan bireyin İnternette risk yaratabilecek içeriklere erişim konusunda bir çeşit farkındalıkla donanmış olacağı ve bu içeriklere erişmemesinin bekleneceği, olanakları kullanma konusunda farkındalığının olduğu vurgulandı. Güvenli İnternet kullanmı için yeni medya okuryazarlığının geliştirilmesi kamusal aktörlere önerildi…

Bu sunumun temellendiği akademik çalışmanın yayınlanacağı kaynak için bakınız:

Binark, M, Bayraktutan-Sütcü, G. (2010) “Dijital Oyun Kültürü Haritasında Oyuncular: Dijital Oyuncuların Habitusları ve Kariyer Türevleri”, Katılımın E-Hali:Gençlerin Sanal Alemi. (Der.) Aslı Telli-Aydemir. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. (yayına hazırlanıyor)


%d blogcu bunu beğendi: