Toplumlarda Farklı Siyasi Görüşlere-Etnik Aidiyetlere-Mezheplere ve Yaşam Tarzlarına Yönelik Öfkenin, Nefret Söyleminin Nefret Suçuna Evrilmesi ve İnternet’in Nefret Suçunu Teşvik için Kullanımındaki Pervasızlık…

Temmuz 28, 2011

Mutlu Binark-Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi

Tuğrul Çomu-Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Önce, 14 Temmuz 2011 tarihinde Silvan’da meydana gelen saldırıyı takiben, Türkiye’li Twitter kullanıcılarının 140 sözcük ile Kürt kökenli yurttaşlara karşı sanal uzamda başlattıkları linç rejimi, yine İKSV’nın düzenlediği Uluslararası İstanbul Caz Festivali kapsamında konser veren Aynur Doğan’ın Kürtçe türkü söylediği için konsere gelen çoğu orta üst ve üst sınıfa mensup seyirciler tarafından yuhalanması ve kadın sanatçının sahneyi terke zorlanması; ardından İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde yaşayan Türklerin Kürt kökenli ilçe sakinlerine yönelen, onları “tehdit ve düşman olarak” somutlaştıran, bir tür öç alma edimi olarak Kürt kökenli ilçe sakinlerinin iş yerlerine saldırılması; Facebook üzerinde örgütlenilerek Zeytinburnu ilçesinde yaşayan Kürt kökenli yurttaşların “evin önünün temizlenmesi” metaforu ile hedef gösterilmesi (1); en son olarak da 23 Temmuz 2011 tarihinde Norveç’te Oslo’daki Başbakanlık Binası önünde bombalı eylem yapan, Ütöya Adası’nda İşçi Partisi Gençlik Kampına baskın düzenleyerek toplam 76 kişiyi öldüren Anders Behring Breivik’in bu suçunun Avrupa’da Müslümanlara ve yabancılara, ve çokkültürlülük politikasını destekleyen sosyalistlere karşı duyduğu nefret ile işlemiş olması, Youtube’da nefret söylemi içerikli video paylaşması, İnternet’te nefret söyleminin “ötekileri yok etmeye/imha etmeye” yönelik Manifestosunu yayınlanması bu yazının yazılmasına neden oldu. 2009 yılından bu yana Alternatif Bilişim üyeleri olarak, İnternet ortamında yaygınlaşan, dolaşıma girerek sıradanlaşan ve bir noktada popülerleşen nefret söyemi üzerine çalışıyoruz. Özellikle Türkiye’de yeni medya ortamında farklı mecralarda giderek artan nefret söylemine dikkat çekerek, Yeni Medyada Nefret Söylemi (2010, Kalkedon Yayınları) adlı çalışmamızda, nefret söyleminin nefret suçlarına zemin hazırladığını belirttik. Bilindiği üzere, nefret söylemi, her türlü hoşgörüsüzlükten kaynaklanan ve önyargılardan beslenen nefreti yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı çıkaran ifade biçimleri için kullanmaktadır. Nefret söyleminin uluslararası düzeyde kabul görmüş tanımı 1997 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin nefret söylemiyle ilgili aldığı Tavsiye Kararı’nda yer almaktadır. Bu Karar’da nefret söylemi şu şekilde tanımlanmaktadır: “ırkçı nefret, yabancı düşmanlığı, anti-Semitizm ve hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi.” Hoşgörüsüzlüğe dayalı nefret, saldırgan milliyetçilik ve etnik merkeziyetçilik, ayrımcılık ve azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli kişilere karşı düşmanlık yoluyla ifade edilen hoşgörüsüzlüğü içermektedir (www.nefretsöylemi.org). Nefret söyleminin ortaya çıkmasında, kendinden/biz olarak kurulan aidiyetten farklı olana yönelik üretilen veya kurgulanan olumsuz etiketlemeler, stereotipler, önyargılar ve ayrımcılık uygulamaları rol oynar. Nefret söylemi, bu araçların yalnızca birinin kullanılmasıyla gerçekleşebileceği gibi, birden çoğunun aynı anda kullanılması ile de ortaya çıkabilir. Norveç’teki katliamın sorumlusu Anders Behring Breivik’in YouTuba’a yüklediği “2083 – A European Declaration of Independence” başlıklı video, nefret söylemi üretiminde birden çok aracın kullanıldığı örneklerden biri olarak ele alınabilir. Genel olarak bakıldığında nefret söylemi, beş ana başlık altında incelenebilir.

Bunlar;

• Siyasal Nefret Söylemi: Siyasal bir düşünceyi ve bu düşüncenin takipçilerini hedef alan nefret söylemidir. Bazen bir ideolojinin tamamını, bazen yalnızca bir veya birkaç siyasi partiyi, bazen ise çok daha küçük grupları hedef alabilmektedir.

• Kadınlara Yönelik Nefret Söylemi: Temelde cinsiyetçi ifadelerin kullanılmasıdır. Aşağılama amaçlı bu ifadelerde kadının konumunun ikincilleştirildiği bir söylem oluşturulmaktadır.

• Yabancılara ve Göçmenlere Yönelik Nefret Söylemi: Yabancıları, göçmenleri ve/veya etnik grupları hedef alabilmektedir. Türkiye’de ve dünyada ekonomik nedenlerle üretilmiş örnekleri sıklıkla görülmektedir. Ayrıca bu nefret söylemi ırkçılıktan da beslenmektedir. Farklı etnik grupları toplumda korku, kaygı kaynağı olarak konumlandırmakta ve “düşman” olarak işaretlemektedir.

• Cinsel Kimlik Temelli Nefret Söylemi: Heteroseksüel cinsel kimlik dışındaki cinsel kimliklere sahip kişileri hedef alan nefret söylemidir. Temel olarak geyleri, lezbiyenleri, biseksüelleri, travesti ve transseksüelleri hedef alarak, bu cinsel kimlikleri ”sapkın”, ”iğrenç” olarak etiketler.

• İnanç ve Mezhep Temelli Nefret Söylemi: Farklı dinlere ve mezhep aidiyetlerine yönelik üretilmektedir. Türkiye’de ve dünyada farklı örnekleri sıklıkla görülmektedir. Türkiye’de Müslümanlık dışındaki dinlerin yanı sıra, hakim konumlanan/konumlandırılmış Sünni mezhebi dışındaki tüm mezheplere, başta Aleviliğe yönelik üretilmektedir.

Örnek olarak ele aldığımız videoda, siyasal nefret söylemi, yabancı ve göçmenlere yönelik nefret söylemi, inanç ve mezhep temelli nefret söylemi açık bir biçimde, kadınlara yönelik ve cinsel kimlik temelli nefret söylemi ise kullanılan bazı imgeler ve/veya ifadeler üzerinden örtülü biçimde ortaya çıkmaktadır. Görüldüğü üzere, nefret söyleminde dilsel pratiklerin kullanımı ve bu pratiklerin yaygınlaştırılma ortamları önem taşmaktadır. Günümüzde nefret söyleminin yayılma biçimleri, İnternet ve sosyal medya ortamlarının gündelik yaşamda giderek artan yeri ile yakından ilişkilidir. Çevrimiçi haber sitelerinin okur yorumlarında üretilen nefret söylemi üzerine çalışan, İlden Dirini’nin de dikkat çektiği üzere, yeni medya ortamları etkileşimli kamusal alanlar yaratarak nefret söyleminin yaşam bulabildiği, kolaylıkla yeniden üretilip dolaşıma sokulabildiği ortamlardır. Yukarıda değindiğimiz örneğe dönecek olursak, söz konusu video (ve hatta video içeriğinin daha geniş versiyonu olan 1518 sayfalık pdf dosyası), katliamın ardından Breivik’in yüklediği ortamlardan kaldırılmış olmasına karşın, aynı ve/veya farklı ortamlara, farklı İnternet kullanıcıların yeniden yüklemesi sonucunda dolaşımda kalmaya devam edebilmektedir. Nefret söylemleri, farklı yeni medya mecralarında farklı biçimlerde yer alırlar. Örneğin çevrimiçi haber sitelerinde ve sosyal paylaşım ağlarında üretilen nefret söylemi, gündemle ilişki içinde olabilmektedir. Zeytinburnu ilçesinde Facebook üzerindeki çeşitli sayfalarda örgütlenen ve sokaklara taşınan ırkçı ve etnik milliyetçi nefret söylemi ve Kürt kökenli ilçe sakinlerine yönelik ayrımcı saldırgan pratikler gündem ile yakından ilgilidir. Belirtmek gerekir ki Zeytinburnu’ndaki olaylar ortadan kalkmış veya sıcaklığını yitirmiş olsa da bu gruplar birer “sosyal klüp” gibi işlemeye devam etmekte ve bazı üyeleri tarafından düzenli bir biçimde yeni gönderilerle nefret söylemi üretmeye devam etmektedir. Diğer yandan video paylaşım ağlarında üretilen nefret söylemi, üretimi bakımından gündemle ilişki içinde olabilse de dolaşımda bulunması bakımından gündemden bağımsızdır. Örneğin, Norveç’teki katliamı gerçekleştiren Breivik’in YouTube’a yüklediği kendini ve misyonunu tanıtan videosu aslında Avrupa’daki aşırı sağ ve ırkçı (Neo-Nazi) partilerin yıllara yayılan ideolojisi ile ilişkilidir. Dijital oyunlar ve oyun ortamlarında üretilen nefret söylemi ise tamamıyla, “ötekilere” (ki bu ötekiler Araplar, Müslümanlar, Çinliler, kadınlar, eşcinseller vb. kimliklere sahiptir) yönelik genellemelere ve önyargılara dayanmaktadır ve çoğunlukla gündemle ilişki içinde değildir.

Türkiye’de kamuoyunda nefret söylemi konusunda duyarlılık son bir kaç yıldır artmıştır. Bu konuda özel olarak çalışan kurumlar (çeşitli STÖ’ler) (2) hükümeti nefret suçları konusunda biran evvel düzenleme yapmaya davet etmektedir. Ancak yapılan çalışmaların bir çoğu geleneksel medyayayöneliktir. Oysa bugün milyonlarca kişinin kullandığı Twitter mikroblog uygulamasında, Facebook ve benzeri toplumsal paylaşım ağlarındaki ya da YouTube, dijital oyunlar, çevrimiçi haber siteleri, haberlere yapılan yorumlar, nefret siteleri, IRC’ler gibi yeni medya ortamlarındaki nefret söylemi, nefret suçları bakımından titizlikle incelenmesi ve üzerinde durulması gereken alanlardır (Toprak, 2009 ve Çomu 2010). Bilindiği üzere, Facebook, Twitter, dijital oyunlarda kullanıcılar arkadaşlarının ürettikleri nefret söylemine ortak olmakta, nefret söylemini doğal görmekte ve kanıksamaktadır. Kanıksanan nefret söylemi nefret suçlarını örgütleyebilmektedir. Birbiri ardına gerçekleşen yukarıda girişte saydığımız tüm bu nefret söylemleri ve nefret suçları İnternet’in nefret söyleminin yayılmasındaki etkisini ve gücünü göstermektedir. Nefret söyleminin sokağa taşınması, “nefret suçuna” dönüşmeye teşvik edilmesi ve bu söylemin pervasızlığı karşısında ne yapılmalı sorusunu bu noktada sormalıyız. İnternet’te yayılan, dolaşıma giren nefret söylemine karşı kullanıcıların farkındalık bilincini geliştirmek ve yeni medya ortamarını karşı örgütlenmeler ile barış dili için kullanmak. Nefret söylemi yayan, farklı olanı hedef gösteren ve nefret suçunu teşvik eden haber sitelerini, okur yorumlarını, web sitelerini, Facebook gruplarını, Twitter mesajlarını “şikayet et kaldır” yolu ile yeni medya ortamından belki “yok edebiliriz”. Hatta filtreler ile erişime engel kılabiliriz! Ama asıl ve gerçek sorun: bu ayrımcı ve tahammülsüz zihinlerin hep burada oladuğu ve olacağıdır. Nitekim Breivik’in videosunun YouTube’a yeniden yüklenen bir kopyası bir gün içinde 500’ün üzerinde izlenmiş(3), 9 kişi tarafından beğenilmiş(4), 8 kişi tarafından beğenilmemiştir. Bu rakamlar yalnızca bir kopyayı kapsamaktadır; farklı video paylaşım ağlarına yüklenen (veya aynı video paylaşım ağına farklı kullanıcılar tarafından yüklenen) kopyalar da dikkate alındığında yeni medya ve özellikle İnternet’te dolaşıma giren bir içeriği ortadan kaldırmanın büyük ölçüde imkansız olduğu rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Nefretin yalnızca söylemsel pratiklerde kalmayıp suça/katliama evrildiğinde bile, söz konusu içeriği beğenen 9 kişi üzerine düşünülmesi gereken temel noktalardan birini oluşturmaktadır. O zaman burada ve şimdi ayrımcılıkla mücadele edilmelidir. Türkiye’deki tüm yurttaşların da dünyadakilerin de “ötekileştirdikleri” ile daha fazla bir arada olmaya, tanımaya, kavramaya, anlamaya ve barış diline gereksinimi daha çok vardır. Bir de İnternet’in bireyleri özgürleştiren, toplumları demokratikleştiren, bir arada yaşama kültürünü çoğaltan olumlu kullanım pratiklerini çoğaltmaya, yaygınlaştırmaya…

“Bu noktada biz neler yapabiliriz?” diye soracak olursak,

• Kullanıcı sözleşmelerinde nefret söylemine karşı müdahil olma talebinin geliştirilmesi

• Yeni medya editörlerine yönelik nefret söylemine karşı farkındalık geliştirecek eğitimin verilmesi

• Yeni medya ortamında nefret söylemi izleme ve raporlama mekanizmalarının geliştirilmesi

• Yeni medya ortamlarını kullananlara bu konuda farkındalık kazandıran eğitimlerin verilmesi ve bu izlek içerisinde Eleştirel Yeni Medya Okur Yazarlığının geliştirilmesi Nefret söylemi içeren içeriklerin, grupların “şikayet et” mekanizması ile kaldırılmasını sağlamak

• Pozitif Örneklerin Yaratılması ve Teşviki

• Nitelikli İçerik Üretiminin Teşviki

• 1543 sayılı Siber Uzamda Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı Üzerine Tavsiye kararında (2001) “ırkçılığın bir kanaat olmadığını, suç olduğunu” izleyerek, oluşturulan Avrupa Siber Suç Sözleşmesi Ek Protokolü’nün imzalanması için kamuoyu baskısının oluşturulması

• Çevrim içi habercilik için etik ilkeler geliştirilmeli

 • Nefret söyleminin nedenleri ve koşulları anlaşılmalı

. Yeni medya ortamında dolaşıma sokulan nefret söyleminin gerçek yaşamdaki kökleri/kökenleri/kaynakları ve nedenleri siyasal, kültürel ve toplumsal politikalar temelinde araştırılmalı.

Rakel Dink’in de dediği gibi, “masum bir bebeği katile dönüştüren zihniyet” bu dünyada örülmekte, işlemektedir; siber uzam da onun ideolojik mücadele araçlarından birisidir. İşte bu nedenle, siber uzamda yayılan, popüler kültür gibi algılan ve öyle alımlanmaya başlayan nefret söylemine karşı birlikte burada ve şimdi/hep mücadele etmek gereklidir.

Dipnotlar:

 1) Örneğin, “58 bulvar zeytinburnu” (http://www.facebook.com/zbbulvar?sk=wall) ve “Zeytinburnu MEHMETÇİKLERİ” (http://www.facebook.com/vatanseverle?sk=wall) isimli sayfalar.

2) Örneğin, Uluslar arası Hrant Dink Vakfı, Sosyal Değişim Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği vb.

3) http://www.youtube.com/watch?v=JQeX3OPeRc4 (Erişim tarihi: 27 Temmuz 2011)

 4) Bu rakam yalnızca kayıtlı YouTube kullanıcılarını kapsamakta, kayıtlı olmayan kullanıcıların söz konusu videoyu, kullandıkları sosyal paylaşım ağları, vb. üzerinden paylaşıp paylaşmadıklarıyla ilgili veri içermemektedir.

Reklamlar

Yeni Medyada Nefret Söylemi Kitabı Çıktı!

Eylül 10, 2010

Kalkedon Yayınlarından, Altuğ Akın, Ayşe Kaymak, Burak Doğu, Eser Aygül, Günseli Bayraktutan-Sütcü, İlden Dirini, MutluBinark ve Tuğrul Çomu’nun katkı verdiği Yeni Medyada  Nefret Söylemi adlı derleme yayınlandı (2010). Derlemede nefret söylemi ve nefret suçu arasındaki geçiş/ilişki önce serimlenmekte, nefret söylemi uluslararası metinler dolayımı ile tanımlanmakta, Türkiye’deki araştırmalar özetlenmekte, yeni medyada nefret söylemine karşı hukuki mücadele yolları örneklerle tartışılmakta, yeni medya ortamında nefret söyleminin çeşitli görüngüleri (facebook, dijital oyunlar, video paylaşım ağları, çevrimiçi haber siteleri okur yorumları, spor haberleri siteleri, taraftar siteri vb.)ortaya konmakta, nefret söylemine karşı yeni medya ortamındaki örgütlenmeler tanıtılmakta ve nefret söylemine karşı mücadele önerileri geliştirilmektedir.

Ayrıntılı bilgi için: Tuğrul Çomu <tugrul.comu@gmail.com>


GELENEKSEL MEDYADA NEFRE T SÖYLEMİ ve MEDYANIN BU SÖYLEMİ ÜRETMEDEKİ ROLÜ…

Kasım 22, 2009

Yeni Medyada Nefret Söylemi Paneli-21.Kasım.2009

Doç.Dr. Aslı Tunç

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi

Birçok nedenden dolayı Türkiye bir süredir toplumun farklı kesimleri arasında kutuplaşmalara sahne oluyor; kendisinden farklı olana, “öteki”ne yönelik tahammülsüzlük giderek yaygınlaşıyor. Güneydoğu’da neredeyse 30 yıldır süren çatışmalar ve çatışma sonucu zorunlu yerinden etmeler nedeniyle Türkiye’de yaşanan ani demografik değişim ve ekonomik, sosyal ve kültürel çatışmalar, topluluklar arası gerginliğin artmasına neden oldu. Öte yandan AB üyelik sürecinde gündeme gelen liberal ekonomi, azınlık hakları gibi demokratik açılım çabaları, Kıbrıs meselesiyle ilgili tartışmaların da “yabancı odakların Türkiye’ye yönelik oyunları” gibi algılanması ve sunulması da kutuplaşma ve düşmanlığı arttırıyor. Son olarak laiklik tartışmaları da yaygın bir çatışma alanı haline dönüşmüş durumda.

Şöyle bir çevremize bakalım:

Bu ülkede Hitler’in “Kavgam” kitabı en çok satan ilk 10 listesinden inmiyor. Hitler’in dünyayı algılama biçimi, metodolojisi ve önceliklerini rasyonel sayarak topluma bakmak anlaşılan kimsenin tüylerimizi ürpertmiyor. Hükümet yetkilileri, muhalefet partisi liderleri ve kamu görevlileri gibi kanaat önderleri bile bu tür bir ırkçı ve ayrımcı dil kullanmaktan çekinmiyor. “Çeşitlilik bizim zenginliğimizdir” söyleminin ardından “Yahudiler durduğu yerde para basıyor” deniyor. Bu ülkenin Amiral Gemisi denilen gazetesi her gün “Türkiye Türklerindir” sloganıyla çıkıyor. Aynı sloganı rahatlıkla Türk-İslam sentezini savunan ülkücülerden de duyabiliriz. Sporda bile bir şehir takımını terörist örgütle bir tutuyoruz. Gözü dönmüşlük içinde saldıyor, haykırıyoruz. Kentin duvarlarına “bütün dünya Türk olsa” diye özlemlerimizi yazıyoruz. Sonuç olarak biz Türk, Müslüman, Sünni, Heteroseksüel, Erkek ve Milliyetçi olmayan kimselere hiç mi hiç tahammülümüz yok. Hadi açıkça söyleyelim onlardan bayağı bayağı haz etmiyoruz hatta nefret ediyoruz. Nefret hayatımızın ne zamanında böylesine sıradanlaştı? Biz hep böyle miydik yoksa son dönemde mi böyle olduk?

Medya bu sıradanlaşmada nasıl bir role sahip? Medya sadece sokak algısını mı yansıtıyor?  Yoksa başlıbaşına nefretin ve ayrımcılığın üzerine bir dil mi kuruyor? Farklı ulus, ırk, cinsiyet, yaş, etnisite, dine, mezhepe ait olan ya da cinsel tercihi, fiziksel görünümü, mesleği, sosyal sınıfı ya da ideolojisi değişik olan herkes bu nefret girdabından kendini kurtaramıyor.

Irkçı nefret, yabancı düşmanlığı, anti-semitizm, saldırgan milliyetçilik ve etnik merkezcilik, azınlıklara, göçmenlere ve eşcinsellere karşı ayrımcılık ve düşmanlıkla ifade edilen hoşgörüsüzlüğü de kapsayan, buna dayalı her tür nefreti yayan, teşvik eden, meşrulaştıran ve katkıda bulunan her türlü ifade biçimine nefret söylemi diyoruz.

Nefret söyleminin temelinde önyargılar, ırkçılık, yabancı korkusu/düşmanlığı, ayrımcılık, cinsiyetçilik ve homofobi yatar.

Yükselen milliyetçilikle birlikte nefret dili yükselir ve etkisini arttırır. Türkiye’de sık sık medyanın taraflı, önyargılı ve ayrımcı bir dil kullandığına tanık oluyoruz. Özellikle de azınlık hakları, silahlı çatışmalar ve AB üyelik süreci gibi konularda bu dil kendini daha fazla gösteriyor. Haberlerde, özellikle de manşetler ve haber başlıklarında kullanılan provokatif, ırkçı ve ayrımcı dil, toplumda düşmanlık ve ayrımcı duyguları tetikleyen, kalıp yargıları güçlendiren birer araca dönüşüyor. Medya en etkin kültürel iletkenlerden biridir. Bu nedenle çeşitliliği ve farklılığı öne çıkarmaya gücü olduğu kadar, bu çatışmayı sıradanlaştırma ve yayma konusunda da son derece etkili ve yönlendirici olabilir. Uzun yıllardır Türkiye medyası milliyetçi ve ayrımcı söylemin etkin kaynaklarından biri oldu. Bu gazetecilik türünün toplumdaki kutuplaşmaya dikkate değer bir katkısı sağladı. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan bazı nefret suçları incelendiğinde, medyanın katkısı daha anlaşılabilir olacaktır. Hrant Dink cinayetinin azmettiricisi olarak yargılanmakta olan Yasin Hayal, verdiği ifadede “Hrant Dink’i şahsen tanımadığını ama gazetelerden Türk düşmanı olduğunu okuduğunu” söylemiştir. Aralık 2007’de İzmir Ayasofya Kilisesi rahibine saldıran zanlı ise Ogün Samast gibi kahraman olmak için bu fiili gerçekleştirdiğini ifade etmiştir.Medya sorumsuz veya dikkatsiz davranırsa, ırkçılığı ve kişilerin birbirine karşı nefret duyguları üretmesini tetikleyebilir, besleyebilir ve güçlendirebilir; en kötüsü de bu tür tutumları meşrulaştırıp, haklı çıkarabilir.Gazete haberlerini taramak, sivil toplum örgütlerinin haber, yıllık rapor ve kampanyalarını taramak, Türkiye’de de ciddi bir nefret suçları sorununun olduğunu anlamaya yeter. “Kürt açılımı”, “dinsel azınlıklar”, “eşcinsel hakları” vb. konulardaki tartışma ve gruplaşmaları pek genel olarak takip etmek dahi, hem sözlü şiddet hem de fiili şiddet içeren nefret suçlarının ülkemizde de yaygın olduğunu göstermektedir. Dünyada Durum Ne? Dünyaya baktığımızda ise nefret söylemi 1990’larda hem ABD’de hem de Avrupa’da ayrımcılık çerçevesi içinde ele alınmaya başladı. Bu bağlamda bilerek ve farkında olmaksızın farklı etnik, kültürel, dinsel ve cinsel kimlikleri veya fiziksel ve ruhsal olarak özürlü grupları hedef alacak aşağılama ve nefret içeren söz ve değişleri yasaklamaya başladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına baktığımızda, nefret dili kullanan kişinin etki alanı önemlidir ve bu kişinin siyasetçi olması durumunda sorumluluğunun daha yüksek olması gerektiğini ve toplumda farklı olana yönelik tahammülsüzlüğü geliştirecek ya da arttıracak dilden kaçınması gerektiğini ifade eder.

Kimseleri Ürkütmemenin En Doğru Yolu: Politik Doğruculuk (Political Correctness) Nefret söylemi içinde değerlendirilen kavramlar 20. yüzyılın sonların epeyce genişledi. Bu genişleme kimi zaman bazı ideolojik duruşları da kapsadı. Örneğin, bazı feministlerin kadınlar veya lezbiyenler hakkında yaptıkları şakalar bile nefret söylemi içinde değerlendirilebildi. Son dönemde Kanada Hükümeti cinsel kimliği de nefret söyleminde korunacak unsurlar listesine ekledi. Sonuç olarak herkesin uzlaşamadığı nokta tabii ki nefret hatta fiziksel saldırıya yol açabilecek klasik anlamdaki nefret söylemi ile sadece saygısızlık ve densizlik olarak tanımlabilecek dilsel kullanım arasında fark. Özellikle düşünce özgürlüğünün Avrupa sisteminden daha geniş olarak korundugu Amerikan sisteminde “nefret içeren ifadeler” ya da “nefret sözleri” (“hate speech”) adı verilen ayrımcılığa dayalı tahkir veya ayrımcılık, kin ve düşmanlığa tahrik filleri haklı olarak korunan hukuki bir değer için açık ve yakın tehlike oluşturmadıkça cezalandırılamamaktadır. Nefret söylem tartışmalarının odağında “kabul edilebilir” ve “kabul edilemez” olanların tarihsel ve kültürel olarak değişme gösterebilmesi yer almaktadır. Örneğin homoseksüelliğe ait kişisel fikirler (dindar bir kişinin onu ahlak çöküntüsü olarak ele alması vs.) ifade özgürlüğü olarak tanımlanırken pek çok kişiye göre homofobik bir ifadedir ve homofobik nefret söylemi kapsamında değerlendirilmelidir. Devletlerin koyduğu yasal düzenlemelerin dışında üniversiteler, sendikalar, sivil toplum örgütleri, iş yerleri ve kuşkusuz medya kuruluşlarının nefreti yayan söylemler üzerinde yaptırımları yıllar içinde sertleşti. Politik doğruculuğa “mayınlı alanlarda konuşma adabı” diyebiliriz. Ya da “aman kimseyi incitmeyelim” mantığından yola çıkarak bazı kelimeleri yasaklı ilan etmek. Bu, ABD’de ırkçı ve cinsiyetçi dili yıkmak için ortaya çıkan bir kavram.Ancak Politik Doğruculuk yozlaşıp zihniyet polisliğine dönüştüğünde hem düşünce özgürlüğü hem çoğulculuk hem de yaratıcılık/eleştirellik açısından ciddi sorunlar yaratır. Avrupa genelinde nefret söylemine karşı tek tip bir tavır göremiyoruz. İngiltere mesela Almanya, Fransa ve Avusturya’ya göre ifade özgürlüğüne daha fazla vurgu yaparak kanunlarına buna göre düzenler. Bu ülkelerde Yahudi Soykımının inkarı suçtur. Dolayısıyla Avrupa’da nefret söylemine ortak bir yaklaşım sözkonusu değildir. Ancak Avrupa’nın bu konuda ABD’ye oranla çok daha temkinli olduğunu söyleyebiliriz. Nefretin ve şiddetin körüklenmesinin önündeki yasal düzenlemeler Fransa, Hollanda, Almanya ve Danimarka’da çok ciddi davalara yol açmakta, eğer bir göçmen suçlu bulunursa sınır dışı edilmetedir. Hatta İngiltere’de son dönemde Müslümanlara karşı nefreti körükleyen söylemlerin cezaları arttırılmış ancak sonra ifade özgürlüğü tartışmalarıyla bu cezalarda indirmeler yapılmıştır. Ancak İngiliz polisi protestolarda kullanan “gerçek soykırım nedir göreceksiniz”, “peygamberi aşağılayanı öldür”, “islamı küçük görenin kafasını kes” ve “Avrupa senin 11 Eylül’ün de çok yakında” gibi sloganlar karşısında oldukça sert bir duruş sergilemektedir.

Nefret Söylemini Yaymada Medyanın Rolü

Almanya’da yapılan araştırmalar özellikle yabancılara yönelik tehdit ve saldırıların kitle iletisim araçlarında yoğun olarak yeralmasından sonra paralel taciz ve saldırıların kısa dönem içinde yoğun olarak artması ve medyanın ilgisi ortadan kalktıktan sonra düşmesi medyanın etkisine iyi bir örnek sayılabilir. Bugün yazılı basına baktığımızda Yeniçağ, Yenişafak, Vakit gazetelerinin en vahim haber dili kullandığını söylemek mümkün.

Yaygın medya azımsanmayacak ölçüde nefret suçlarında faili koruyan ve cinayeti haklı gören bir dille haber yazmakta.Her ne kadar evrensel ve ulusal gazetecilik ilkeleri, hatta bazı medya kuruluşlarının kendi gruplarının yayınladığı basın etik ilkeleri bulunsa da, birçok haber ürünü bu ilkeleri ihlal edebiliyor. Böylesi bir dilin kullanılması ise toplumda huzursuzluk ve savunmasız gruplara yönelik yaygın bir önyargının yerleşmesine yol açıyor. Hedef alınan kişi ve gruplar ise tedirginleşiyor, sessizleşiyor ve demokrasinin olmazsa olmazı olan sosyal ve siyasal yaşama katılım şanslarından zorunlu feragat ediyorlar. Bu kışkırtıcı ve hedef gösterici dil kullanımı zaman zaman düşmanlaştırılan ve marjinalleştirilen grupların üyeleri ya da mekanlarına yönelik saldırılarla sonuçlanabiliyor. Mesela 6-7 Eylül olaylarında ya da Kardak krizi döneminde gazete manşetleri hep aynı zihniyetin ürünüdür. ‘Sokak faşizmi’ dediğimiz olguyu güçlendiren şey de yine bu nefret söyleminin medyada yer bulması ve rağbet görmesi. Kendisini ‘dördüncü kuvvet’ olarak tanımlayan medyanın kasıtlı ve kasıtsız suç ortaklığını bırakıp, toplumun ve barışın gelişmesi için mücadele etmesi gerekir.

Nefret cinayetleri, medya’da “gay cinayeti”, “eşcinsel cinayeti”, “ahlaksız teklif” manşetleri atılarak, şiddet olayları magazinleştirilerek sunulmaktadır. Medya bu haberleri verirken genellikle zanlının savunması üzerinden haberi hazırlamaktadır. “Kurban”ın kendini savunması mümkün olmadığı için “zanlı”nın savunması ile hazırlanan haber de taraflı ve homofobik haberler olmaktadır.

Sessizlik Sarmalı: Elisabeth Noelle-Neumann tarafından ortaya atılmış bir kavramdır. Toplumun farklı olanı dışlamasından dolayı insanların çekinmesini, toplumdan gelecek tepkilerden dolayı gerçekleşebilecek insanların güvensizliğini, zorunlu izoleliğini ifade eden sarmaldır.

İçinde bulunduğu topluluğun genelinin aksi yönde düşündüğüne / davrandığına inandığında, kişi kendisini korumak için suskunlaşır ve gerçek fikirlerini açıklayamaz. Ana akım medya özellikle azınlıkların ve nefret söyleminin en çok hedefi olan grupların bu suskunluğunu arttırır ve onları daha da pasifleştirir.

Bugün ana akım medyanın norm haline dönüştürdüğü bazı manşetler tüyle ürpertici nitelikte:

“Eşcinsel terörü”, “İlişki teklif etti, öldürdü”;”Gay barlarda çıkıp gasp yaptılar”;”Rahipler uçkuru kilisede çözüyor”, “Yunan oyunu”, “Sapık Yunanlıya baskın”, “Nataşa paraları Rusya’ya”, “Ermeni’ye tavır”, “Küstah Rum’a haddini bildirdi”…

Bizler şoven haber diline yoğunlaşırken militarist, cinsiyetçi, homofobik, faşizan ve nefret dolu söylemler kullanan köşeyazarlarını göz ardı ettik. Gazeteciliğin evrensel ilkeleri köşe yazarlarını hiç kapsamadı.

24.06. 2004 tarihli Akşam gazetesinden, Şakir Süter imzalı yazı:

Biz şahsen henüz Museviler’i resmen ve alenen ‘düşman’ ilan etmemek için son avanslarımızı kullanıyoruz… Ama öyle noktaya gelindi ki, ‘Kahrolsun Siyonizm’ diyerek yollara dökülmek için sabırsızlanan milyonlar var Türkiye’de. Ses ver! Ya ‘masum’ olduğunu kanıtla. Ya da en kısa zamanda, seni 500 yıldır dost sayan Türkler’den özür dile!”.

26 Temmuz 2003 tarihli Yeni Çağ gazetesinden, Necdet Sevinç imzalı yazı:

Şimdi şahsiyetlerini şekillendiren aşağılık duygusunu tatmin etmek için Türk Milliyetçiliği’ne alçakça saldıran o ermeni çocuğundan, muhtelif Balkan döküntüsü ve Kafkas süprüntüsünden sonra bir de yunanlı buldular. Adı Herkül Millas!

Buna televizyon ekranlarında görüş bildiren “kanaat önderleri” de dahi edilebilir:

Zaman yazarı Ali Bulaç, Mayıs 2009’da CNN Türk’te katıldığı “Reha Muhtar’la Çok Farklı” programında, “Irak ve Afganistan gibi ülkelerde yapılan sivillere yönelik toplu katliamların eşcinsel askerler tarafından yapıldığını” iddia etmişti.

Çözüm Önerileri Üzerine Birkaç Not

Nefret suçlarının tespitinde hukuksal çervenin önemi kadar, toplumsal ve profesyonel farkındalığın arttırılması da büyük önem taşımaktadır. İlkeler bazında medyada ayrımcılık karşıtı söylemi izleyen ve yapıldığı taktirde yaptırımı olan özerk birimler, bir yaptırım mekanizması kurulmalıdır.

•gazeteci ve diğer medya çalışanlarının eğitimi
•azınlık gruplarından da medya çalışanı işe almak ve terfi ettirmek
•meslek içi eğitim
•ırkçılık karşıtı ve çok kültürlülük politikalarının geliştirilmesi ve değerlendirilmesi
•çokkültürlülükle ilgili haber yapma konusunda yeni ve güncellenmiş seminerler

bazı öneriler olabilir.


%d blogcu bunu beğendi: