Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine: Debian*

Şubat 12, 2016

Yazar: İzlem Gözükeleş

Debian GNU/Linux dağıtımının kurucusu Ian Murdock 28 Aralık 2015’te, 42 yaşında aramızdan ayrıld….

http://techaeris.com/2015/12/28/debian-founder-ian-murdocks-tweets-raising-eyebrows/). Ian Murdock, bir Steve Jobs olmadığından ölümünün fazla haber değeri yoktu. Ölüm haberi Türkiye’de sadece birkaç gazetede yer aldı. Bu haberlerde de Ian Murdock’tan herhangi bir GNU/Linux dağıtımının kurucusu olarak söz ediliyordu.

Ne Debian’ın herhangi bir GNU/Linux dağıtımı ne de Ian Murdock’ın sıradan bir bilgisayar meraklısı olduğunu düşünüyorum. Dağıtımlar, “GNU yazılımlarını ve diğer özgür yazılımları bir araya getiren ve tüm bunları bir Linux çekirdeği ile beraber toplu, derlenmiş ve kurulumu kolay bir işletim sistemi olarak kullanıcılara sunmayı amaçlamış olan yazılım birliktelikleri” olarak tanımlanmaktadır (bkz. https://linux.org.tr/dagitimlar-kilavuzu/) . Dağıtımların bileşenleri aşağı yukarı aynıdır: Linux çekirdeği, masaüstü ortamı, kelime işlem programları, web tarayıcılar ve sistemi yönetmek için çeşitli yapılandırma ve güncelleme araçları. Dağıtımları farklılaştıran ise bazen hedef kitleleri bazen de öncelikleri dolayısıyla yaptıkları tercihler ve düzenlemelerdir (bkz. http://wiki.ubuntu-tr.net/index.php?title=Linux_da%C4%9F%C4%B1t%C4%B1mlar%C4%B1_k%C4%B1lavuzu).

Debian ise dört özelliğe ile diğer dağıtımlardan ayrılmaktadır. Birincisi, Debian’ın 50000’den fazla yazılım paketinden oluşan çok zengin yazılım deposu vardır. İkincisi Debian, “Evrensel İşletim Sistemi” adına layık olarak çok sayıda farklı bilgisayar mimarisini desteklemektedir (https://www.debian.org/ports/). Üçüncüsü, kullanıcı ve geliştirici sayısının fazla olmasıdır (https://wiki.debian.org/Statistics). GNU/Linux dağıtımlarında kullanıcı ve geliştirici sayısının fazla olması sorunlarınıza çözüm bulmanızı da hızlandırmaktadır. Yaşadığınız sorunun Debian veya Debian türevi diğer dağıtımların (Ubuntu ve Mint gibi) kullanıcıları tarafından forumlarda sorulmuş, tartışılmış ve yanıtlanmış olması yüksek olasılıktır. Sonuncu ve diğerlerine temel olan özelliği ise, Debian’ın etik değerlere ve yazılımın özgürlüğüne bağlılığıdır. Dolayısıyla Debian derken yalnızca bir işletim sisteminden söz etmiyoruz. Debian, aynı zamanda en iyi özgür işletim sistemini geliştirme hedefi olan bir proje ve çalışmalarında etik değerlerin belirleyici olduğu bir topluluktur (Zacchiroli, 2011).

Kamuoyunda özgür yazılım, iyi yürekli insanların topluma armağanı olarak değerlendirilmektedir. Aynı iyimserlikte olmasa da bir çok akademik çalışmanın temel araştırma konusu, hackerların (veya özgür yazılım taraftarlarının) gönüllü çalışmaya katılırken nasıl bir motivasyona sahip olduklarıdır. Bu konuda özellikle iki çalışmaya referans yapılmaktadır: Steven Levy’nin Hackerlar‘ı ve Pekka Himanen’in Hacker Etiği. Levy’nin hacker etiği kapsamında anlattıkları bugün copyleft ile yasalaşmıştır. O yıllarda yazılımı paylaşmak etik bir yükümlülükken paylaşım günümüzde GPL ile (Genel Kamu Lisansı) yasal bir biçime kavuşmuştur. Ama bu dönüşüm kendiliğinden olmamıştır. Bir zamanlar laboratuvarlarda yaşayan bu kültür, internette nasıl gelişip serpilmiştir? Himanen’in yaklaşımındaki temel sorun ise belirli bir iş etiğine sahip hackerlardan yola çıkıyor olmasıdır. Oysa bu iş etiği hackerların pratiğinde tekrar tekrar yeniden üretilmektedir. Hackerlar değiştirirken, değişmektedir. Bu nedenle, özgür yazılım projelerindeki pratikleri diyalektik bir süreç olarak değerlendirmek, pratiğin bireylerde yarattığı değişimi göz ardı etmemek gerekir.

Yazının devamında, Debian’ın gelişiminin tarihsel uğraklarını, ortak değer ve düşüncelere sahip Debian topluluğunun kendini yeniden üretim süreçlerini tartışacağım. Kurucuları her ne kadar belirli ilke ve değerler doğrultusunda Debian’ın temellerini atmış olsa da etik değerlere ve yazılımın özgürlüğüne bağlılık süreç içinde gelişmiş, netleşmiş ve yayılmıştır (Coleman, 2013).

Debian’ın Doğuşu

Richard Stallman GNU Projesini 1983’te duyurmuş, Linus Torvalds’ın 1991 yılında Linux çekirdeğini geliştirmesiyle bilgisayar kullanıcıları özgür bir işletim sistemine kavuşmuştur. Linus Torvalds, Linux’u geliştirirken GNU araçlarından faydalanmış olmasına rağmen GNU ve Linux projeleri arasında kültürel farklılıklar vardır. Ian Murdock’un kurucusu olduğu Debian ise GNU ve Linux kültürlerinin bir sentezini oluşturmuş, özgür yazılımı daha ileriye götürmüştür.

1973 yılında Batı Almanya’da doğan Ian Murdock GNU/Linux’la 1993 yılında üniversite öğrencisiyken tanışır. O zamanlar sadece birkaç GNU/Linux dağıtımı vardır. Ian Murdock da SLS (Softlanding Linux System) adlı dağıtımı kullanmaktadır. SLS teknik olarak sorunludur; dağıtımda çok sayıda bug vardır. İlk başta bu sorunları çözmeyi dener ama sonra sıfırdan dağıtım hazırlamanın daha kolay olacağına karar verir. Murdock’a göre SLS’nin başındaki kişi her şeyi tek başına yapmaya çalıştığından iş yükünün altında ezilmektedir. Linus Torvalds’ın Linux’ta uyguladığı yazılım geliştirme yönteminin dağıtım geliştirmek için de uygulanabileceğini düşünür. Buradaki temel sorun, fiziksel olarak bir araya gelip aynı anda çalışması neredeyse imkansız olan geliştiricilerin bir dağıtımı nasıl hazırlayacağıdır. Çünkü o güne kadar kullanıcılar GNU/Linux’u disketlerdeki kurulum dosyalarından kurmaktadırlar (bugün Windows’u DVD’den kurar gibi…). Ian Murdock bu monolitik yapıyı GNU/Linux’u paketlere ayırarak ve paketlerin sorumluluğunu geliştiricilere vererek aşar. Her geliştirici, sorumlu olduğu yazılım paketini (ya da paketlerini) dağıtımın bütününe uygun hale getirecektir. Yeni dağıtım disketlerden değil, paketlerden oluşacaktır. İnsanlar, dağıtımda olmasını istedikleri yazılımlar için belirli standartları takip ederek yazılım paketleri hazırlayacaklardır. Kısacası, Debian, standartlara uyulduğu taktirde herkesin yetenekleri doğrultusunda katkıda bulunabileceği bir platform olacaktır (http://arstechnica.com/information-technology/2016/01/the-birth-of-debian-in-the-words-of-ian-murdock-himself/).

Yeni dağıtımın adı ise Ian Murdock’ın kız arkadaşının (daha sonra eşi olacaktır) ve kendi isminin bileşiminden oluşmaktadır: DEBra Lynn + Ian Murdock. Debian GNU/Linux’un ticari işletim sistemleri ile rekabet eden, kolay kurulan ve yazılım uzmanları ile ortaklaşa üretilen bir dağıtım olması hedeflenmektedir.

Bu tasarımsal karar, aynı zamanda Unix’in aristokratik kültüründen bir kopuştur. Geçmişte geliştirilen bir yazılımı Unix’e eklemek için, Berkeley’deki ekibe iletmek, onların uygun görüp görmeyeceğini beklemek gerekirken Linux’la başlayıp, Debian’la gelişen kültür, bireyleri üretmeye ve kendilerini geliştirmeye teşvik etmektedir. Geliştiriciler Debian’a belirli bir motivasyonla yaklaşmaktadır. Ama diyalektik bir süreç söz konusudur. Coleman’a göre (2013) özgür yazılım projelerindeki ve özellikle Debian’daki yazılım geliştirme pratikleri, ritüeller ve örgütsel süreçler geliştiricilerde etik değişim yaratmaktadır. Coleman (2013) bu değişimi üç farklı sürecin bileşimi olarak değerlendirmektedir: Proje kültürünün içselleştirilmesi, fikri mülkiyet hakları kapsamındaki yasal karşılaştırmalar ve karşıtlıklar, kriz anları. Yazının devamında bunun örneklerini göreceğiz.

Debian Sosyal Sözleşmesi ve Debian Özgür Yazılım Yönergeleri

Debian’ın ilk günlerinde projeye katkıda bulunanların sayısı 20 civarındadır. Ortak değerleri özgür yazılımdır. Ian Murdock’ın 1996 yılında yazdığı Debian Manifestosu, topluluğun özgür yazılım felsefesine bağlılığını ve hedeflerini bildirmektedir (https://www.debian.org/doc/manuals/project-history/ap-manifesto.en.html).
1996 yılında Ian Murdock Debian’ın proje liderliğini özgür yazılım hareketinin tanınmış isimlerinden Bruce Perens’a devreder. Debian geliştiricilerinin sayısı 120’ye ulaşmış ve metalaşma sürecinin baskısı hissedilmeye başlamıştır. Bu atmosferde bir çok geliştirici, Debian Manifestosu’nun artık yetersiz kaldığını, Debian’ın özgür yazılım tartışmasındaki konumunu netleştirmesi gerektiğini düşünmektedir. Az sayıda geliştirici de diğer dağıtımlarla rekabet edebilmek için ısrarla Debian’ın özgür olmayan yazılımları da dağıtıma dahil etmesi gerektiğini savunmaktadır.
Özgür yazılım konusunda en uzlaşmaz isimlerin başında gelen Richard Stallman da dahil olmak üzere kimsenin özgür yazılım iş modellerine itirazı yoktur. Ama geliştiriciler arasında ticari dağıtımlara karşı tereddütler vardır. Bir konferansta Ean Schuessler, ticari bir dağıtım olan Red Hat’in kurucusu Bob Young’a, Red Hat’ın özgür yazılım ideallerine her zaman bağlı kalacağını beyan eden bir sosyal sözleşme hazırlamasını önerir. Young bunun Red Hat gibi kar etmeyi hedefleyen bir şirket için ölüm öpücüğü olacağını söyler ve reddeder.
Ean Schuessler ve bazı Debian geliştiricileri bu öneriyi daha sonra Debian’a sunar. Bu sözleşme, Debian topluluğunun özgür yazılım tartışmasındaki konumunu belirlemek için önemli fırsattır. Bruce Perens bir belge taslağı hazırlar ve Temmuz 1997’de bir ay süren e-posta konferansı sonucunda Özgür Yazılım Topluğu ile “Sosyal Sözleşme” ve Debian Özgür Yazılım Yönergeleri başlıklı iki belge yayımlanır (https://www.debian.org/social_contract.tr.html). Bu belgeler, Debian’ın resmi hareket tarzını belirtmektedir. Belgelerde, şeffaflık, açıklık, izlenebilirlik, ayrımcılık gözetmeme konuları üzerinde durulmuştur.
Sosyal Sözleşme’de aşağıdaki taahhütlerde bulunulur:
Debian %100 özgür kalacaktır.
Ürettiklerimizi yine özgür yazılım topluluğuyla paylaşacağız.
Sorunları gizlemeyeceğiz.
Önceliklerimiz, kullanıcılarımız ve özgür yazılımdır.
Burada “%100 özgür”lük ifadesi, Debian’da özgür olmayan yazılımların yer almayacağını değil, “Sistemi hiçbir zaman özgür olmayan bir bileşene gereksinim duyar hale” getirmeyeceklerini taahhüt etmektedir. Nitekim sözleşmenin sonunda da “özgür olmayan çalışmalar Debian sisteminin bir parçası olmamasına rağmen” bu yazılımların Debian üzerinde kullanımlarına olanak sağlanacağı belirtilmektedir.
Debian Özgür Yazılım Yönergeleri’nde ise erişim, kullanım, değiştirme ve dağıtım bağlamında hangi yazılımların özgür yazılım olarak değerlendirileceği yer almaktadır. Fikri mülkiyet tartışmaları, Debian topluluğun oluşumunda son derece önemli bir konudur. Debian geliştiricileri, yazılım lisanları tartışmalarına aktif olarak katılmakta, bilgi paylaşımı yapmaktadırlar. Birçok geliştirici fikri mülkiyet hakkı kanunlarını eleştirel olarak takip etmekte ve bu konulardaki yasal düzenlemelere katkıda bulunmaktadır. Bazı geliştiriciler için yasal mevzular sıkıcı konular olmasına karşın teknolojik üretime katılabilmek için yasal konularda bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Örneğin, hangi yazılımın Debian’a katılabilir, hangisinin katılamaz olduğuna karar verebilmek için en azından Debian Özgür Yazılım Yönergeleri’nde yazılanları anlamak zorundadırlar.
Bu hukuksal mücadele, Coleman’ın da (2013) vurguladığı gibi topluluk kültürünün oluşumunda ve geliştiricilerdeki etik dönüşümde etkili bir faktördür. Ayrıca Özgür Yazılım Vakfı (Free Software Foundation – FSF) ile Debian arasındaki tartışmalar ve anlaşmazlıklar, fikir ayrılıklarına rağmen geliştiricilerin fikri mülkiyet hakları konusundaki bilinç düzeyini yükseltmektedir.
Bu belgelerle, hem topluluk için hem de dışarıdan katılanlar için projenin hedefleri netleştirilmiştir. Bu iki belgeyi hazırlayan Bruce Perens ironik bir şekilde Debian için bir başka önemli belge olan Debian Anayasası’nın ortaya çıkmasına (https://www.debian.org/devel/constitution) da vesile olur.
Debian Anayasası
Debian 1993-1996 yılları arasında, birçok özgür yazılım projesinde olduğu gibi, projenin kurucusu tarafından yönetilmiştir. Debian’ın paketlerden oluşan modüler yapısı geliştiricilere inisiyatif vermekte, daha demokratik bir çalışma ortam sunmaktadır. Ian Murdock, gelen önerileri dinlemekte, ama son kararı yine kendisi vermektedir. Geliştiriciler arasında bir güven ilişkisi oluştuğu ve doğru teknik kararlar verildiği sürece tek kişinin yönetimi özgür yazılım projelerinde sorun yaratmaz. Ama proje büyüdükçe, alınması gereken kararlar arttıkça ve karmaşıklaştıkça proje liderinin yönetim biçimi nedeniyle sorunlar ortaya çıkabilmektedir. 1996’da Ian Murdock liderliği projenin aktif geliştiricilerinden Bruce Perens’a devrettiğinde proje liderinin görev ve sorumlulukları, yetkilerinin sınırları henüz belirsizdir. İnsanlar bir süre sonra yaşadıkları gibi düşünmeye başlarlar; önceki bölümde belirtilen belgelerde yer alan şeffaflık, açıklık, izlenebilirlik, ayrımcılık gözetmeme kaygıları yalnızca koddan değil, proje yönetiminden de beklenmektedir. Fakat Bruce Perens’in proje liderliğini daha geniş anlamda algılaması, kendini Debian’ın başkanı olarak görmesi ve geliştiricilerin işlerine müdahale etmesi topluluk içinde sorunlara neden olur. Bazı kararların tartışılmadan alınması rahatsızlık yaratır ve liderin otoritesi sorgulanmaya başlar. Bruce Perens diktatörlükle suçlanmaktadır. Bruce Perens, her kararı kendisinin almak zorunda kalmasından hoşnut olmadığını yazar ve topluluğun bir yönetim kurulu seçmesini önerir (Mahony ve Ferraro, 2007).
Projelerin, bir yönetim kurulu ya da vakıf tarafından yürütülmesi özgür yazılım dünyasındaki pratiklerden biridir. Fakat seçimin ve kişi yerine bir kurulun yönetiminin tam bir çözüm olamayacağı düşünülmektedir. Bunun yerine, görev ve yetkileri Debian Anayasası ile belirlenen bir yönetim biçimi ortaya çıkar. Debian Anayasası’yla proje liderinin, teknik komitenin, proje sekreterinin ve proje liderinin atayacağı delegelerin görev ve yetkilerinin sınırları belirtilir, bireysel geliştiricilerin haklarının altı çizilir. Anayasada proje liderinin dikkat etmesi gereken konular da yazılmıştır:
Kararlarının geliştiricilerin görüşüyle oluşan oydaşmayla (konsensüs) olması
Pratikse, gayrı resmi olarak geliştiricilerin düşüncelerini alması,
Lider sıfatıyla alacağı kararlarda kendi görüşlerini aşırı vurgulamaktan kaçınması.
Lider, teknik konulara karar veren değil, geliştiricilerin bu kararları almasını kolaylaştıran kişidir.
Anayasada, genel kararların nasıl alınacağı, seçimlerin nasıl yapılacağı ve oyların nasıl sayılacağı belirtilmektedir. Anayasanın ilk sürümlerinden itibaren oylamalarda basit çoğunluk yerine tercihlere dayanan bir sistem kullanılmaktadır. 2003 yılında ise daha ileri bir yöntem olan Schulze yöntemi kullanılmaya başlanır (Ayrıntılı bilgi için bkz. https://en.wikipedia.org/wiki/Schulze_method).
Debian Anayasası’nda yer alan bu seçim yöntemi, klasik çoğunluğa göre daha başarılı olmasına karşın seçim Debian topluluğunda çok fazla tercih edilen bir yöntem değildir. Herhangi bir konuda karar alınması gerektiğinde duruma göre üç farklı yöntemden biri uygulanmaktadır: Demokratik çoğulculuk, meritokrasi ve tartışmalar sonucu oydaşma sağlamak.
Coleman (2013) Debian içi birçok krizin, bu üç yöntem arasındaki gerilimden kaynaklandığını yazmaktadır. Demokratik çoğulculuk, proje liderinin seçimi ve Debian’ın bütününü ilgilendiren kararların alınması için kullanılmaktadır. Her geliştirici eşittir. Ama teknik konularda oylamaya başvurmanın verimsiz ve uygun olmayan bir yöntem olduğu düşünülmektedir. Birçok özgür yazılım projesinde meritokrasi yani yönetim gücününün kişinin bilgi ve yeteneklerine dayandığı yönetim biçimi tercih edilmektedir. Debian’ın ilk günlerinde egemen olan yaklaşım meritokrasidir. Fakat teknik beceriye önem veren topluluklarda, görünürde herkesin eşit oy hakkı olmasına rağmen bilgi, beceri ve adanmışlık özellikleri nedeniyle bazı üyeler sivrilebilmekte, topluluk içinde hiyerarşik bir yapı oluşmakta ve diğer üyeler ustalar karşısında sessizliğe bürünmektedir. Ustalar karşısındaki sessizlik zamanla ustaların yozlaşmasına neden olabilmektedir. IRC kanallarında, e-posta listelerinde ve bug raporlarındaki tartışmalar neticesinde oydaşma sağlanması ise daha çok tercih edilen bir yöntem olmasına karşın sonuç alınması daha zor olabilmektedir. Projede şeffaflık, temel teknik kararlar, özgürlüğün anlamı ve kapsamı, sıradan geliştiricilerle yetkili geliştiriciler arasındaki ilişkiler konusunda zaman zaman tartışmalar yaşanmaktadır. Geliştiriciler ortak etik ilkelere sahiptir. Ama bu ilkelerin uygulanmasında fikir ayrılıkları çıkabilmektedir. Her zaman bir sonuca varılamasa da bu tartışma süreçleri, insanların düşüncelerini yeniden gözden geçirmesine yardımcı olmakta, böylece kişisel ve örgütsel gelişime katkı sağlamaktadır (age).
Tekrar Debian Anayasası’na dönersek… Örgüt içi demokrasi krizi projedeki görev ve sorumlulukların belirlenmesiyle aşılmıştır. Kriz ve çözüm süreçleri Coleman’ın (2013) vurguladığı gibi Debian’ın oluşumunda belirleyicidir. Krizler, kimi zaman oldukça sert ve acımasız tartışmalara neden olmasına rağmen Debian’ın gelişimi için verimli bir ortam sunmakta, örgütsel yenilenmeyi sağlamaktadır.
Bu kriz, henüz yeni atlatılmışken 1998-1999 yılları arasında Debian bir başka büyük krizle karşı karşıya kalır. Projeye katılımlar hızla artmaktadır. Eski geliştiriciler, yeni gelenlerin yetersizliğinden şikayetçidir. Sorun sadece teknik yetersizlikler de değildir. Özgür yazılım felsefesini içselleştirememiş yeni geliştiriciler projenin hedeflerine aykırı katkılarda bulunabilmektedir. Debian hesaplarından sorumlu görevli, projeye yeni katılımları durdurmak zorunda kalır.
Yeni Geliştirici Süreci
Debian’ın dördüncü lideri olan Wichert Akkerman 17 Ekim 1999 tarihinde Debian listesine attığı e-postada yeni geliştiriciler için bir katılım süreci taslağı sunmaktadır. Oldukça ayrıntılı olan YGS’de (Yeni Geliştirici Süreci), geliştirici adayının aşağıdaki şartları yerine getirmesi beklenmektedir (https://lists.debian.org/debian-project/1999/10/msg00003.html):
Özgür yazılım hakkında güçlü bir görüşe sahip olmalıdır.
Özgür yazılım hakkında güçlü bir görüşe sahip olmalıdır.
Uzun mesafeli telefon görüşmeleri yapmaya uygun ve istekli olmalıdır.
Ne yaptığını biliyor olmalıdır
Ona, herhangi bir aktif geliştiriciden daha fazla güven duyulmalıdır.
Yeni geliştiricinin, makinelerde boş hesaplar oluşturmaktan daha öte bir şey olduğunu bilmelidir.
YGS, topluluğa katılmak isteyen kullanıcı için teknik yeterlilik ve etik eğitimidir. Teknik işlerin nasıl işlediğini öğrenmek kadar etik konuların öğrenilmesi de önemli olmaktadır. Böylece yeni üyelerin topluluğa entegrasyonu, belirli davranış kodlarını ve prosedürlerini öğrenmesi ve bir güven ilişkisinin oluşması kolaylaşacaktır.
İlk madde yanlışlıkla değil, özellikle tekrarlanmıştır. Yeni geliştiricinin, herhangi bir dağıtım değil, özgür yazılımlardan oluşan bir dağıtım oluşturmak için Debian’da olduğunu bilmesi gerekmektedir.
YGS’nin birinci aşamasında, geliştirici olmak isteyen kişinin Debian’a olan ilgisini ve bulunacağı katkıyı anlatan bir başvuru yapması gerekmektedir. Başvurular Debian’daki Yeni Geliştirici Komitesi’ne gelecek ve başvuru sırasına göre Komite ya da komite yardımcılarından biri tarafından değerlendirilecektir.
İkinci aşamada, başvuran kişinin kimliği saptanacaktır. Bu aşamada Komite farklı kimlik saptama seçeneklerine başvurabilir. Örneğin pgp ya da gpg anahtarının kayıtlı bir Debian geliştiricisi tarafından imzalanmış olması kimlik tespitinde kullanılabilir. Ayrıca bu aşamada geliştirici adayıyla telefonla iletişime geçilmektedir.
Üçüncü aşamada bir Debian geliştiricisinin danışmanlığında staj başlar. Eski geliştiricilerden biri Debian’a yeniden katılmak istediğinde bu aşama atlanabilir. Geliştirici adayına kendini ispatlaması için fırsat verilecek ve danışman, adayın gelişimini takip edecektir. Danışman bu aşamada adayın yalnızca teknik bilgisini (“paketlerin hazırlanması”) takip etmekle kalmayacak, Debian Anayasası, Debian Özgür Yazılım Yönergeleri ve uygulamaları hakkındaki bilgisini de takip edecektir.
Son aşamada ise artık kullanıcının kimliği doğrulanmış, geliştirici adayı bir Debian geliştiricisi olmanın anlamını kavramıştır. Danışmanın raporu doğrultusunda YGS tamamlanır.
YGS bir test değil, süreçtir. Aday bu süreçte topluluğun değerlerini öğrenmekte, yasal konuları irdelemektedir. Örneğin adaylardan, özgür yazılımla tanışmalarını anlatmaları istenmekte, adaya özgür yazılım felsefesi ve Debian belgeleri hakkında sorular sorulmakta, buradaki ilkeleri kendi sözleriyle ifade etmesi istenmektedir. Adayın yasal konulardaki eğitim sürecinde adaya lisanslara ilgili çeşitli sorular yöneltilmektedir: “mpg123 Debian Özgür Yazılım Genelgesi’ne göre neden özgür bir yazılım değildir?” gibi. Çünkü Debian’a geliştirici olarak kabul edildiğinde bu sorular, sorun olarak karşısına çıkacaktır (Coleman, 2013).
Kısacası YGS’nin üç anlamı vardır: Kişinin kimliğinin tespiti, törensel bir giriş ritüeli ve Debian içindeki kuralların ve teknik konuların öğrenilmesi (YGS’nin güncel sürümü için bkz. https://www.debian.org/devel/join/newmaint).
***
Dışarıdan baktığımızda sadece özgür yazılım geliştiren insanları ve ürünlerini görürüz. Coleman’ın (2013) ayrıntılı biçimde tartıştığı gibi özgür yazılım geliştirme süreci bu sürecin içinde yer alanları da değiştirmektedir. Özellikle Debian gibi, insan ne yaptığının bilincinde olarak eylemde bulunuyorsa bu değişim süreci daha belirgin olmaktadır. Düşünmeden, sadece yazılım geliştiriyorsa bu değişim hem sınırlı olacak hem de krizleri aşmakta sıkıntı yaşayacaklardır.
İşletim sistemini paketlerden oluşacak bir bütün olarak tasarlama kararıyla insanlar “bir ağaç gibi tek ve hür” çalışmaya başlamış; krizler ve buna yönelik çözümleriyle “bir orman gibi kardeşçe” çalışmanın yollarını yaratmışlardır.

Rahat uyu Ian Murdock…

* Bilim ve Gelecek dergisinin 144. (2016) sayısında yayınlanan yazının kısaltılmış halidir.
Kaynaklar
Coleman, E. G. (2013). Coding freedom: The ethics and aesthetics of hacking. Princeton University Press.
O’Mahony, S., & Ferraro, F. (2007). The emergence of governance in an open source community. Academy of Management Journal50(5), 1079-1106.
Zacchiroli, S. (2011, July). Debian: 18 years of free software, do-ocracy, and democracy. In Proceedings of the 2011 Workshop on Open Source and Design of Communication; New York, NY, USA: ACM (pp. 87-87).
Reklamlar

STALLMAN DIJITAL İÇERİLMENİN/DAHİL EDİLME AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARINI TARTIŞIYOR

Nisan 24, 2011

Özgür yazılım hareketinin ve GNU projesinin kurucusu Richard Stallman Standford İnternet ve Toplum Konuşmaları Merkezinde, toplumdaki dijital içerilme/dahil edilmenin faydaları ve tehditleri konusunda bir konuşma yaptı.

Stallman, dijital içerilmeyi/dahil edilmeyi, bir toplumda herkesin bilgi ve iletişim teknolojisine erişebildiği kapsayıcı bir bilgi toplumu oluşturulması olarak tanımladı. Konuşmasında, “İnternet kullanımının iyi olduğunu varsayan dijital içerme adına bir sürü çaba gördük, ancak ben aynı fikirde değilim.” “İnternet pratik avantajlar sağladığında iyidir, ancak diğer özgürlüklerimizi götürdüğünde ise kötüdür. Özgürlüğümüze yönelik bu tür tehditler İnternet aracılığıyla gözetim, sansür, gizli veri formatları ve ücretsiz bir hizmet olarak yazılım sağlama olarak sıralanır.” “Özgür bir toplumda, bireylerin toplum içindeki anonimlikleri garanti edilmez ama bilgi çok kolay dağıldığından çabuk elde edilir. Buna karşılık elektronik gözetleme, özlü ve kullanışlı bilgi veri tabanları üretir.” “Kişisel cep telefonlarının, elektronik ücret ödemeleri ve hatta belirli türde metro biletlerinin yaygın kullanımı aracılığıyla gözetleme dijital teknolojide zaten yaygın hale gelmiştir. Tümü olmasada bu teknolojilerin çoğu şu anda olduğu gibi anonimliği koruyarak aynı pratik avantajları sağlar. Bununla birlikte onların uygulayıcıları insanları gözetlemeyi tercih eder.” “Gözetlemenin tehlikeli kişilerin yakalanmasında yardımcı olduğunu söylerler ama gerçekten, devlet gözetimi daha tehlikelidir.” demiştir. Stallman’a gore, İngiltere’de araba hırsızlığı polise barışçı bir protesto gösterisini bile sabote etme olanağı sağlamıştır. Stallmann, “Gösteriler hükümete karşı olduğunda tüm dünyada polisin insane haklarına saygılı olmadığını biliyoruz. Polisin muhalifler üzerinde daha fazla güç kullanması konusunda endişeli olmalıyız.” “İnternet sansürün yıkılması için sembol olarak görülse de, şimdi internet hükümetler tarafından sansür aracı olarak kullanılmakta, erişim filtrelenmekte, internet alan adları yargılama olmadan keyfi olarak kapatılmaktadır.”

Özgürlüğü tehditeden bir diğer veri alma/içerilme (data inclusion) biçimi de gizli ya da patentli veri formatları aracılığıyla yapılandır. Dijital çağdan önce, bilgi kitap gibi aşikar formatlarda yayınlanırdı.

Şimdi ses ve videonun büyük kısmı Hulu video paylaşım sitesinde kullanıldığı gibi gizli bir biçimde dağıtılır. Stallman patentli ve gizli veri biçimlerini bir alandaki diğer katılımcıların/dağıtıcıların gelişimini kısıtlamasından dolayı eleştirmektedir. Aynı şekilde, kullanıcıların kontrol edemediği özel yazılımları da eleştirmektedir.

Stallman, “Bu bir haksızlık, bir programın kontrolü kullanıcılarının değil bu program kontrol etme gücü olanların elindedir.” demektedir.

Bunun karşısındaki seçenek olan ücretsiz yazılım, kullanıcılara programları çalıştırmada, bu programlar üzerinde çalışmada ve kaynak kodları değiştirmede, porgramın tam kopyalarını ve değiştirilmiş sürümünü kendi toplumuna dağıtmada özgürlük sağlar.

Kodu çözerek, ücretsiz yazılım kullanıcıları korur ve kod kullanmayan kullanıcıları kötü niyetli kodlardan korur, kapalı yazılım ise böyle bir güvence oluşturmaz.

Özel kod gibi, yazılım da bir yabancının eline bilgi vererek özgürlüğü tehdit eder. Hizmet olarak yazılım, Google Docs gibi, kullanıcıların bilgi işlem için kendi verilerini oluşturmasına olanak sağlar. Ama şimdi Google’un programlayan ve kontrol eden kendi bilgisayar kullanıcıları vardır.” demekte ve “Bu verilerin Big Brother’a gitmeyeceğinden nasıl emin olabilirsiniz?” diye sormaktadır.

Stallman’ın dijital içerilmeyle ilgili eleştirilerine rağmen, yayınlanmış çalışmaların ticari olmayan kopyalarının dağıtımına olanak sağlamasını dijital içerilmenin en önemli faydası olarak görür ve “Paylaşım toplumun bağlarını oluşturur.” der Stallman.

Elektrik mühendisliğinde doktora öğrencisi olan Jonathan Ellithorpe Stallman’ın paylaşma konusundaki görüşüne katılmamaktadır.

Ellithorpe, “Bence patent yasası çok faydalı. Bu yasa fikirlerin geliştirilmesine imkan sağlar, İnsanların paylaşmadan once yüksek düzeyde fikirler geliştirmesine olanak sağlar. “Oysa telif hakkı yasalarının zayıf olduğu ülkelerde, insanlar her zaman kopyalarlar bu durum  hizmet gelişimi ve ürünün yüksek seviyeye ulaşmasını zorlaştırır.” demektedir.

Stallman’ın bu konuşması, Standford İnternet ve Toplum Konuşmaları Merkezinde yapılan konuşmanın bir bölümüdür.


Özgür toplum özgür yazılımla mümkün!

Mart 2, 2011

Stallman Ankara'da...

Yazı: Gamze Göker,

2 Mart 2011

 Özgür yazılımın gurusu Richard Stallman 27 Şubat’ta Ankara’da “Özgür Yazılım ve Özgürlüğümüz” başlıklı bir konuşma yaptı. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Ankara Şubesi, Ankara Barosu Bilişim Kurulu, Linux Kullanıcıları Derneği (LKD) ve İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD) tarafından Ankara Barosu Eğitim Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğe katılım yoğun, ilgi şaşırtıcıydı.

 Devrimci içerikli, meditatif tonlu konuşması ne kadar ikna edici oldu bilinmez. Ama tüm konuşması boyunca “açık kaynak kodlu yazılım”, “Linux” gibi kavram kullanımları yerine “özgür yazılım” kullanımını önerdiği halde, soru cevap kısmında soru soranlar inadına “açık kaynak kodu”, “Linux” kullanımlarını tercih edince galiba biraz öfkelendi. Stallman’ın konuşması, teknik bilgiye sahip olmayanlar için bile gayet anlaşılır, eğlenceli ve ilham vericiydi. Özgür yazılımın yanı sıra paylaşımcı, dayanışmacı, demokratik etik ilkelere dayalı bir toplumsal-siyasal sistem önerisinde bulundu.

 1970’lerde MIT’de bir ekiple birlikte özgür yazılım çalışmalarına başlayan ve Emacs, GNU Derleyici Seçkisi (GCC), GNU Sembolik Hata Ayıklayıcısı (GDB) yazılımları hazırlayan Stallman, en yaygın kullanılan özgür yazılım lisansı olan Genel Kamu Lisansı’nın (GPL) da yazarı. 1983’te özgür yazılım manifestosunu yazdığından beri de özel mülkiyet yazılımları ile mücadele eden kampanyalarını bir aktivist olarak sürdürüyor, zamanının büyük bir bölümünü Özgür Yazılım Vakfı’ndaki gönüllü çalışmaları ile geçiriyor. Stallman, Copyright kavramı yerine, hakların taraflar arası düzenlenen bir sözleşme ile değil, bir tarafı anonim olan bir sözleşme ile paylaşılması anlamına gelen Copyleft’i öneriyor.

 Özgür yazılım, özgürlüğünüze saygı duyar

Konuşmasına “Özgür yazılım özgürlüğünüze saygı duyan yazılım demektir” cümlesiyle başlayan Stallman şöyle devam etti: “Özgür olmayan yazılım kullanıcıları birbirinden ayıran, yardımsız bırakan sayısal sömürgeci bir sistem yaratır. Kullanıcıları birbirinden ayırır, çünkü kopyaları dağıtmak yasaktır, yardımsız bırakır çünkü kodu göremezsiniz.” Bir yazılımın özgür yazılım olabilmesi için dört tane olmazsa olmaz özelliğe sahip olması gerektiğini anlattı. Bunlar sırasıyla şöyle:

Sıfırıncı özgürlük, programı istediğiniz gibi çalıştırabilme özgürlüğüdür.

Birinci özgürlük, yazılımın kaynağını inceleme, görme ve değiştirme özgürlüğüdür.

İkinci özgürlük, başkalarına yardım edebilme, yani kopyaları dağıtabilme özgürlüğüdür.

Üçüncü özgürlük ise yazılıma katkıda bulunma, böylece insanlara sizin değişikliklerinizden yararlanma fırsatı sunmaktır.

 Aynı zamanda bu özgürlüklerin hiçbiri zorunluluk değildir.

 Paylaşmakla gemilere saldırmak aynı şey mi?

Özel mülkiyet yazılımı ile özgür yazılım arasında toplumsal, etik ve siyasal farklar var. Özgür olmayan yazılımlar etik olmayan bir toplumsal ve siyasal sistemi öneriyor. Özgür yazılım dayanışmaya dayalı, özel mülk yazılım ise rekabete. Stallman’a göre özel mülkiyet yazılımları geliştirici olmadığı için bu tür yazılımlardan derhal kurtulmak gerekir.

Stallman sıkı sıkı tembih ediyor: “Özel mülk yazılımdan bir kopya almayı reddedin. Onları kullanarak ve kullanılmasını önererek onların propagandasını yapıyorsunuz. Lisanslı yazılımların kopyalanmasına hırsızlık, kopyalara korsan demek paylaşımın kötü olduğunu söylemektir. Korsan tanımlamasıyla, paylaşmak, gemilere saldırmakla aynı şeydir deniyor.”

 Amazon 1984 kitabını sildi

Stallman e-kitap uygulamasını da şu sözlerle eleştirdi: “Bazı e-kitaplar sadece Amazon’dan alınabiliyor, bu konuda tekel. Amazon’un elinde tüm okuyucuların ve onların okuduğu kitapların listesi var. Bu listenin onlarda bulunması etik değil. Kitabı kitapçıdan kredi kartıyla değil,  para vererek isimsiz, yani kim olduğumuz bilinmeden satın almalıyız. Amazon’dan e-kitap satın alınır ama o kitaba sahip olunamaz. O kitabı istediğimiz zaman okuyamaz, ailemize, çocuklarımıza bırakamayız. Sadece kitabı okumak için bir yazılım satın alabiliriz. Ayrıca Amazon yazılımdaki arka kapı uygulamasıyla uzaktan kitapları silebiliyor. Birçok kitabı böyle sildiler. George Orwell’in totaliter devlet eleştirisi yaptığı 1984 isimli kitabını sildiler. Sonra ‘Gelecekte devlet emir vermedikçe bir daha yapmayacağız’ diye açıklama yaptılar. Çok rahatladık (!). Bunu silen uygulamanın adı kundakçı bir yazılım, Kindle.”

 “İki olasılık var, ya yazılım kullanıcıları kontrol eder ya da kullanıcılar yazılımı” diyor Stallman. Özgür olmayan yazılımda adil olmayan bir iktidar sistemi, bir diktatörlük vardır.

 “Özgür yazılım benim görevimdi”

Özgür yazılım hareketinin amacının siber uzayın geliştirilmesi ve genişletilmesi olduğunu belirten Stallman, hareketi nasıl başlattığını şöyle anlatıyor: “Sokaklarda gösteri yapmak, protesto mektupları göndermek niyetinde değildim, çünkü ben siyasal bir örgütçü değildim, ama özgür yazılımla aynı hedefe ulaştım. Bu adaletsizliği teknik çalışmayla ortadan kaldırmak gerekiyordu ve bu benim görevimdi. Çünkü kimse farkında değil. Biri boğuluyorsa yardım edersiniz öyle değil mi? Eğer boğulan Bush, Obama, Cheney ya da başka bir diktatör değilse, çünkü bunları kurtarmak için ahlaki bir neden yok.”

 “GNU is Not Unix”

Özgür işletim sistemini yazarken, Unix’in temel sistemini takip ettiğini, böylece Unix’i kullananların bu yeni sistemi de kullanabileceğini söyleyen Stallman özgür yazılım hareketinin önceden aktif düşmanları bulunmadığını, böyle bir çalışma yaptığını söylediğinde aptalca bulanlar olduğunu ama kimsenin kendisini engellemeye çalışmadığını vurguluyor.

 GNU tekrarlanan bir kısaltma aslında, yani açılımı “GNU is Not Unix (GNU Linux değildir)”. Yazılım adını aynı zamanda Afrika’daki öküz başlı antilop olan gnudan alıyor.

 Linux’la GNU aynı değil

Stallman GNU ve Linux’un sürekli birbirine karıştırılmasından da oldukça rahatsız: “GNU’dan söz ederlerken Linux’tan söz ediyorlar. Bu hata 1992’de yapıldı. Oysa Linux GNU sisteminin bir parçası. Sadece çekirdek olarak Linux kullanılıyor. İnsanlar şu anda Linux kullandıklarını sanıyorlar. Bu adil değil. Sistemi biz inşa ettik.”

Konuşmasında sık sık Linux’un öncüsü Linus Torvalds’ı da eleştiren Stallman, Torvalds’ın felsefesinin güvenli ve güçlü bir yazılımdan yani sadece teknik bir özellikten söz ettiğini vurguladı: “Eğer güçlüyse özel mülkiyet yazılımı da kullanılabilir diyor. Bizim çalışma sistemimizin temeli ise özgürlük. Bizim sistemimize Linux dendiğinde ise başka bir felsefe hakim oluyor. O nedenle, ‘GNU/Linux’ ya da ‘GNU+Linux’ gibi bir kullanımı tercih edin. Bir gün özgürlüğümüz için mücadele etmemiz gerekecek, onlar özgürlüğe inanmıyorlar. Özgürlüğü savunmak için önce özgürlüğe değer vermeniz lazım. Tek istedikleri pratik kolaylık. Linuxcular kullanımı değiştirmeyi ve paylaşımı savundular ama dayanışmadan, özgürlükten söz etmediler. Torvalds hiçbir zaman özgürlüğe değer vermedi. Bir süre için özgür yazılım olması amaçlarına hizmet etti, bu konuda bir prensip sahibi değildi. Özgürlük umrunda olmayan insanların elindeyse tehlikelidir. Bizim versiyonda özgür olmayan parçalar yok, özgür olmayan parçaları sildik. Etik olarak silinebilmeli. Sonunda iki siyasal kamp oluştu. Biri özgür yazılıma destek verdi, diğeri pratik kullanıma.”

 “Ben açık kaynak kodlu yazılımın babası değilim”

Özgür yazılım hareketine yönelik düşmanca ya da görmezden gelen tutumları da eleştirdi Stallman ve şöyle devam etti: “Özgür yazılım hareketini kamusal alandan uzak tutmaya çalıştılar. Şirketler de açık kaynak kodlu yazılımlardan yana oldular, biz kıyıda köşede kaldık. Benim açık kaynak kodun babası olduğumu yazanlar oldu. Bu ancak benim spermlerim çalınarak yapılan yapay bir döllenme olabilir. Bizim hareket olarak sizin yardımınıza ihtiyacımız var. Bu bizim özgürlüğümüz, size sunulan kısa dönemli faydalar için bundan vazgeçmeyin. Özgürlüğü kazanmak zor, kaybetmek çok kolaydır.” 

 “Aktivist olun, özgürlüğü savunun!”

Stallman konuşması boyunca özel mülkiyet yazılımları ile mücadele için örgütlenmeye, yardımlaşmaya ve dayanışmaya ihtiyacımız olduğunu ısrarlı biçimde vurguladı. Tuzaklara düşmemek için de uyardı: “Özgürlükten feragat etmemiz için çekici kolaylıklar sunacaklar, o yüzden neden bu yazılımlara hayır demek gerektiğini söylemeliyiz. İnsanlara önce özgürlüğün önemi anlatılmalı. Örgütler oluşturun, aktivist olun, özgürlük savunucuları olun, sadece belli programların kullanılmasını teşvik etmeyin, derinliğindeki nedenleri anlatın, kampanyalar yapın. Kampanyalarımız, protestolarımızın büyük bir kısmı internette sürüyor, bize katılın, hareketi büyütmeye ihtiyacımız var. Biz büyük şirketlere ve onlara boyun eğen hükümetlere karşıyız.”

 Javascriptleri özgür bile olsa Googledocs’un da özel mülkiyet yazılımı olduğunun altını çizen Stallman, onun yerine LibreOffice kullanımını önerdi. Adobe Flash Player yerine ise GNU özgür flash player’ı: “Özgürlük için Adobe Flash Player kullanmıyoruz, fedakarlık gerekiyor.”

 Stallman, özgür yazılımın her zaman bedava anlamına gelmediğini, birine bir yazılım işi yaptırınca para ödenmesi gerektiğini de hatırlattı. İyi bir kodun herkesin anlayabildiği kod olduğunu ve kod yazmanın çok kod okuyarak ve yazarak öğrenildiğini ve sadece özgür yazılımın kod okumaya izin verdiğini de söyledi.

İlk doz bedava

Okullar için özgür yazılımın önemine de değinen Stallman, bütçeleri sınırlı olduğu için bir kopya alıp çoğaltıp dağıtabileceklerini söylüyor. Oysa, özel mülkiyet yazılımlarının sahipleri kendi yazılımlarını okullara dağıtarak onları araç olarak görüyor, okulları ve öğrencileri bağımlı hale getiriyorlar. Çünkü onlar mezun olduktan sonra o özel mülkiyet yazılımı sahibi ürünleri bedava vermeyecek: “Uyuşturucuya alıştırmak gibi, ilk doz bedava. Özgür yurttaşlar yetiştirmenin bilgisayardaki tek anlamı özgür yazılımdır. Ahlaki eğitim-yurttaşlık eğitimi için özgür yazılım anlatılmalı. Eğitimde iyi niyetin ruhu verilmeli, diğerlerine yardım etmek aşılanmalı. Ebeveynler okulda öğretmenlere, yetkililere ‘çocuğuma özgür olmayan yazılımları vermeyin’ demeliler. Kötü alışkanlıkları kazandırıyorsa o iyi bir okul değil demektir.”

Emacs kilisesinin azizi

Konuşmasının sonuna doğru, çantasından çıkardığı siyah cüppeyi giyen ve başına da bir hale takan Stallman bir anda bir azize dönüştü ve “Ben Emacs (kendi ürettiği yazı editörü) kilisesinin azizi GNUcious’um.  Bu kiliseyi ziyaret edebilir, bilgi alabilirsiniz. Burada birçok aziz var, ama tanrı yok. Tanrı yerine gerçek bir editöre tapıyorum. Buranın bir üyesi olmak için ‘GNU ve Linux’tan başka bir sistem yok’ demeniz gerekiyor. Ancak ondan sonra bir uzman olur ve gizli kodcularımızla sohbet edebilirsiniz. Emacs kullanmamışları ise ‘Emacs bakireleri’ olarak isimlendiriyoruz. Kiliseye gidip Emacs bekaretinden kurtulmak istediğinizi söyleyebilirsiniz. Özel mülkiyet yazılımlarından ise bir tür şeytan çıkarma ile kurtulabilirsiniz” minvalindeki konuşmasıyla dinleyenleri güldürürken, bir yandan da özgür yazılımın tam bir sadakat gerektirdiğini hatırlatmış oldu.

“Açık internet bağlantısı için uğraşmalıyız”

Stallman, Türkiye’de vatandaşlık numarasıyla internete girilmesi zorunluluğu gibi abartılı örneklerini gördüğümüz internete şifreyle girilmesini ise şu sözlerle eleştirdi: “Kablosuz internete bağlanırken kendimi tanıtmak istemiyorum, gözetleme tiranlığa yol açar ve tiranlığa doğru bir gidiş var. Açık wi-fi (kablosuz internet bağlantısı) için uğraşmalıyız. Büyük şirketlerin dünyaya yaptığı şeylerden biri de onların yasal kuralları. Herkes üzerinde kontrol sahibi olmak istiyorlar, sizi de polis yapmak istiyorlar. Eğer insanlar sizin bant aralığınızı kullanıyorsa sizin için sorun olabilir elbette ama adil olmayan bir hukukun polisliğini yapmaktan daha iyi şeyler var”  dedi.

Facebook bir avcı

Stallman son olarak Facebook, Twitter ve bu ağların Kuzey Afrika’daki isyan dalgasıyla ilişkileri konusunda ise şöyle konuştu: “Facebook, Twitter özgür yazılım, GNU olmadan nasıl geliştirilirdi bilmiyorum. Onlar da özgür yazılımı çok miktarda kullanıyorlar. Kuzey Afrika’daki son dönemdeki muhalefet hareketleri Facebook’ta örgütlendi. Fakat Facebook aynı zamanda bir avcı, ben kullanmıyorum ve kimsenin kullanmasını istemiyorum. Kişisel bilgileri topluyor ve bunları kullanıyor. Örneğin bir ürünü beğendiğinizi belirttiyseniz, yüzünüzü ürünlerin reklamlarında kullanıyor. Devrimler Facebook’la oluyor ama bu benim Facebook’a inanmama neden olmaz. Kötü yazılımları atmak Mübarek’i Mısır’dan atmaktan daha kolay.”

 Özgür yazılım hareketi hakkında daha ayrıntılı bilgi için: gnu.org, fsf.org, defectivebydesign.org.


Başka bir Avrupa ve başka bir bilişim: Alternatif Bilişim! Kültür Endüstrilerinden kurtulmak mümkün mü?

Temmuz 4, 2010

 Alternatif Bilişim, Avrupa Sosyal Forumu’nda “Kültür Endüstrisinden Kurtulmak Mümkün Mü?” başlıklı bir atölye düzenledi. Atölyede bilişimde yeni arayışların önemine dikkat çekildi, özgür yazılımın bu konuda güçlü bir alternatif olduğu ifade edildi.

Avrupa Sosyal Formu’nda seminerlerin yanı sıra atölyeler de gerçekleştiriliyor. Dön toplanan bu atölyelerden biri, “Kültür Endüstrisinden Kurtulmak Mümkün Mü?” idi.

KURTULMAK MÜMKÜN Atölyeye iletişimci Erdem Dilbaz, Avukat Av. Ayşe Kaymak, alternatif bilişimci Ali Riza Keleş ve Bandista müzik grubu üyesi Ahmet Öğüt konuşmacı olarak katıldı. “Kültür endüstrisine karşı paylaşım avantajları”, “Özgür yazılım, üretim ve paylaşım modeli”, “Eserlerin paylaşımı” ve “Türkiye’de fikir hakları ve paylaşımı” gündemli atölyeye Yenikapı Tiyatrosu oyuncuları, oyun yazarları ve üniversite öğrencileri ilgi gösterdi. Kültür endüstrisine karşı durmanın mümkün olduğunu belirtilen atölyede, sanatçıların ve eser sahiplerinin yeni modeller yaratmaya ihtiyacı olduğu ifade edildi. Sanatçıları harekete geçirecek, daha çok bilgi sahibi yapacak, farkındalık yaratacak yeni hareketlere ihtiyaç olduğu söylenen atölyede bunun hukukçu, sanatçı ve bilişimcilerin bir araya gelmesiyle olacağı kaydedildi.

ALTERNATİF ÖZGÜR YAZILIM

Alternatif Bilişim’in kurucularından Ali Riza Keleş, “Özgür yazılım üretim ve paylaşım modeli” başlıklı konuşmasında, özgür yazılımın en temel özelliğinin yerelleşebilme olduğunu belirtti. Özgür yazılıma mesafeli duran kullanıcıların, sanat topluluklarının, çeviri takımlarının, yazılım endüstrisinin artık bugün özgür yazılım modelini yaygın biçimde kullanmaya başladıklarını ifade eden Keleş, özgür yazılımın ise lisansla kendi haklarını korumaya başladığını söyledi. Keleş, “Bilişim teknolojileri, diğerlerinden farklı olarak birer kültür ürünü olma özelliği taşırlar. Bilişim teknolojilerine ruhunu veren, anın ekonomik ve siyasi karakteridir. Herkes, bu teknolojilerin hem daha etkin ve bilinçli kullanılmasında hem de geliştirilmesinde sayısız roller alabilir” dedi.

İNTERNET İNSAN HAKKI

Avukat Ayşe Kaymak, “Türkiye’de fikir hakları ve paylaşımı” hakkında konuştu. Kaymak, teklif hakları ve patentlerin bugün kamu yararı ve bireysel yararlar noktasında tartışıldığını, fikri hakların, sadece hukuki değil doğrudan siyasi yönden ele alındığını belirtti. Türkiye’de Fikir Mülkiyetleri Kanunu’nun zamana uymadığını ve biran önce değiştirilmesi gerektiğini söyleyen Av. Kaymak, yeni yasalarla internet üzerinden denetimin sağlanmaya çalışıldığını belirtti. 5651 Sayılı yasaya da değinen Ayşe Kaymak, “Devletin internete müdahalesi hemen her açıdan sorunlu. Yasanın ruhu sansür, yasak ve kontrol ile özetlenebilir” dedi, bazı ülkelerde internet kullanımının bir insan hakkı olarak ele alındığını ve yasalarla güvence altına alındığına dikkat çekti. ANONİM

ESERLER ÇALINIYOR

Bandista Müzik Grubu üyesi Ahmet Öğüt ise, konuşmasında sanatçıların ve eser sahiplerinin mağduriyetini dile getirdi. Öğüt, anonim olarak bilinen eserlerin kişiler adına kaydedildiğini belirtti, “Anonim eserler göz göre göre patent yasasın aracılığıyla çalınıyor. Anonim olarak bilinen binlerce eser kişiler adına kayıt altına alınmış durumda. Buna bir dur demek gerekiyor” dedi.

Kaynak: https://www.etha.com.tr/Haber/2010/07/03/kultur-sanat/baska-bir-avrupa-baska-bir-bilisim/ — İlden Dirini


PANEL: Bilişim sektöründe örgütlenme

Haziran 25, 2010

Bilişim sektöründe örgütlenme
Tarih: 3 Temmuz 2010, 09.30

Yer: Avrupa Sosyal Forum Alanı İTÜ-Maçka

Maçka Yabancı Diller Y009 Nolu

1- Türkiyede bilişim sektörü

a- ODTÜ-Teknokent Örneginde Calisma Hayatinin Gecirdigi Dönüsüm ve Calisma Kültürü Üzerine
-Metin Kodalak-

b- Sektörün tekel bağımlılığı ve özgür yazılımlara ilgisizliği
-Ali Rıza Keleş-

2- Beyaz mı açık mavi yakalılar mı?
-Nedim Akay, BITDER-

3- Plaza eylem platformu örneği üzerinden Türkiye’de beyaz yakalı emek gücünün örgütlenme pratiği ve sınıf algısı
-Prof. Dr. Mutlu Binark-

4- Örgütlenme deneyimleri IBM ve sendikalaşma mücadelesi
-Elvan Demircioğu, Tezkop-İş Bilişim Şubesi-

Düzenleyen: Bilişim ve İletişim Emekçileri Derneği (BİTDER)

İletişim için: Nedim Akay nedim@akay.org


PANEL: Kültür Endüstrisinden kurtuluş mümkün mü?

Haziran 25, 2010

Kültür Endüstrisinden kurtuluş mümkün mü?
Tarih: 2 Temmuz 2010, 17.00

Yer: Avrupa Sosyal Forum Alanı İTÜ Maçka

Gümüşsuyu Makine Mühendisliği Fakültesi M015 Nolu

Sunum başlıkları:
1- Eserlerini paylaşan bir sanatçı, -Bandista, Aylin Aslım-
2- Özgür Yazılım üretim ve paylaşım modeli -Ali Rıza Keleş-
3- Kültür endüstrisine karşı paylaşmanın avantajları -Erdem Dilbaz-
4- Türkiye’de fikri haklar ve paylaşımcı lisansların hukuki
geçerliliği -Av. Ayşe Kaymak-

Düzenleyen: Alternatif Bilişim

Bilgi için: Ali Rıza Keleş ali.r.keles@gmail.com


Türkiye’de İnternet’in 18.yılını kutlarken…Sorunların Saptanması ve Bazı Sorular…

Nisan 6, 2010

Mutlu Binark-Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi

Bu kısa yazıda  Türkiye’de İnternet’in ne bölgelere, ne yaşlara ne de cinsiyetlere göre kullanım oranları ile çeşiti ve farklı kullanım pratiklerine ilişkin bir döküm yapılmayacaktır. Onun yerine, burada Türkiye’de İnternet’in kullanımının 18.yılında, bazı sorunların altı çizilerek yeni araştırmaların ve tekno-toplumsal politikaların geliştirilmesi için bazı sorular ortaya atılacaktır. Türkiye’de  İnternet’in kullanımı konusunda erişim eşitliği vardır ve  bu dijital eşitsizlik hem ekonomik, hem kültürel politikalardan hem de verili egemen toplumsal cinsiyet rolleri ve örüntülerinden kaynaklanmaktadır. İnternet’e erişen/erişebilen şanslı kadın ve erkeklerin de İnternet’i ne yapmak için kullandıkları noktasında ise ikinci bir sorun haıl olmakta: içerik üretmek için mi kullanılıyor yoksa sanal uzamın çok cazip çağrısına “göz” vererek, çok kolay tüketimciliğinde konumlanan tüketici olmakta mı? Bu sorunla ilişkili olarak ortaya çıkan bir diğer sorun ise, sanal uzama “göz vererek” konumlanan kadınların ve erkeklerin, buradaki yeni varoluşlarının mahremiyet  algısını/mahrem alanın kavranışını değiştirdiği, gerek sanal uzamdaki diğer bireyler tarafından “toplumsal merak” nedeniyle gerekse çeşitli yasal güçler tarafından “güvenlik” nedenleriyle gözetlenmekten behis duymamaları durumudur. Dördüncü sorun ise, ulus devletin öne sürdüğü güvenlik nedenleri ile sanal uzamı denetleme ve  yurttaşlarının etkinliklerini kontrol etme arzusudur. Bu soruna koşut bir diğer sorun ise, enformasyonel ve promosyonel kapitalizm tarafınan sanal uzamın sınırsız bir pazar olarak görülmesi durumudur. Sanal uzamın küresel yeni bir pazar mantığı içinde tanımlanması da kullanıcıyı kendindenliği olmayan bir konumlanışa itmekte, kullanıcı-ister kadın ister erkek-ister çocuk ister genç isterse yaşlı olsun- şeyselleşmektedir. Altıncı sorun ise, Türkiye’de yurttaşa yönelik olarak   farkındalık bilinciyle ve sorumluluk etiğiyle İnternet kullanımını teşvik edecek bir tekno-toplumsal bir politikanın yokluğudur. Bu noktada, ulus-devletin İnternet ortamınında işlenecek suçları “katalog suçlar” olarak sayarak düzenleyen 4 Mayıs 2007 tarihinde kabul edilen ve 23 Mayıs 2007 tarihli 26530 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’nun 10. maddesinin 4/d ve e bendleri ile; “d) İnternet ortamındaki yayınların izlenmesi suretiyle bu Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılan suçların işlenmesini önlemek için izleme ve bilgi ihbar merkezi dahil, gerekli her türlü teknik altyapıyı kurmak veya kurdurmak, bu altyapıyı işletmek veya işletilmesini sağlamak; e) İnternet ortamında herkese açık çeşitli servislerde yapılacak filtreleme, perdeleme ve izleme esaslarına göre donanım üretilmesi veya yazılım yapılmasına ilişkin asgari kriterleri belirlemek” öngörülmektedir. Bu noktada Türkiye’de sanal uzamı düzenleyen kurumlardan -ekonomi politiğin terimleriyle dersek- “yapısallaşmalarından” bahsetmek gerekli. Bu yasayı temel alarak, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (eski adıyla Telekomünikasyon Kurumu) içinde faaliyet gösteren Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın 5651 sayılı yasada belirtilen İnternet’e ilişkin görevleri yapması öngörüldü. Bu doğrultuda İnternet Daire Başkanlığı oluşturuldu  ve 1 Kasım 2007 tarihli ve 26687 sayılı Resmi Gazete’de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (Telekomünikasyon Kurumu) Tarafından İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelik yayımlandı ve yürürlüğe girdi. 23 Kasım 2007 tarihinde ise Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı Bilgi İhbar Merkezi faaliyete başladı; http://www.ihbarweb.org.tr adlı web sitesi ile  ”ihbar@ihbarweb.org.tr” adlı e posta adresi işlemeye başladı. 23 Mart 2008 tarihinde ise ailelere ve çocuklara yönelik olarak “çocukların zararlı içeriklerden korunması amacıyla” www.guvenliweb.org.tr  adlı web sitesi hizmete açıldı. İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ise 05 Ağustos 2009 tarihli ve 27310 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Tespiti, Dinlenmesi, Sinyal Bilgilerinin Değerlendirilmesi ve Kayda Alınmasına Dair Usul ve Esaslar ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik de 07 Ağustos 2009 tarihli ve 27312 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. (http://www.tib.gov.tr/kat/tarihce, Erişim tarihi: 6.4.2010). Kurumsal yapısallaşma anlatısını kısaca aktardığımız kısa adıyla TİB’in  bugün Türkiye’de sanal uzamı hem içerik hem erişim konusunda giderek daha fazla “regüle” ettiği aşikardır. Bu noktada Türkiye’de İnternet ortamında yaygınlaşan nefret söylemine yönelik bir düzenlememenin olmaması da ortaya çıkan bir diğer sorundur. Aslında nefret söylemi yeni medya ortamında birden bire ortaya çıkmamakta, kökleri sanal uzamın dışında yaşanan ve doğallaştırılan homofobik, ırkçı, yabancı düşmanı, etnik ve kökten milliyetçi söylemlerde ve pratiklerdedir. Dolayısıyla, gerçekte yasa koyucunun sanl uzamda nefret söylemini düzenlemesi yeterli değildir. Bu sorun, sekizinci bir sorunu da ortaya sermektedir: Türkiye’de kamusal aktörler tarafından bireyin sanal uzamdaki varoluşu öyle kendinden menkul, gerçek yaşamdaki varlığından kopuk bir şekilde tahayyül edilmektedir. Oysa, sanal uzamdaki birey burada istediği kimliği egzersiz ederse etsin, son kertede gerçek yaşamdaki habitus’undan beslenmektedir.

Yazının bundan sonraki kısmında yeni medya çalışmaları alanında yeni araştırmalar ve tekno-toplumsal politikaların geliştirilebilmesi için bazı sorular öncelikli olarak ortaya atılacaktır: Türkiye’de İnternet’i kullanan farklı yaşlardaki kadınlar, erkekler bu  ortamı gündelik yaşamları içerisine ne şekilde dahil etmektedir? İçerik üretimi hangi konularda ve hangi gerekliliklerle gerçekleşmektedir? Yurttaşın siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik kurumlara ve söylemlere müdahil olmasında İnternet’in olanaklarından yararlanması nasıl desteklenebilir? İnternet dolayımlı iletişim pratikleri “İnternet bağımlılığı” vb. etiketlemelerin dışında yeni sözdağarcıklarına başvurarak nasıl kavranmalıdır? Yurttaşın yeni medya okuryazarlığı ne şekilde geliştirilebilir? İnternet ortamının olanaklarının ve risklerinin eşanlı farkına varılması için, yurttaş katılımı temelli platformlar kimlerin desteği ile nasıl oluşturulmalıdır?  Yasa koyucunun “gözü”nün sınırları nerede ve niçin bitmelidir? İnternet ortamının ve kullanıcının “şeyşelleşmesinin” önüne ne şekilde geçilmelidir? Özgür ve açık kaynak yazılımlar, copy left hareketi nasıl desteklenmeli ve kullanımı nasıl yaygınlaştırılmalıdır?

Türkiye’de İnternet’in kullanımının 18.yılı olduğunu anımsarken, yukarıda sayılan sorun saptamaları temelinde olguyu yeni bir bakış açısı ile  ele almanın gereği ortaya çıkmaktadır.


Özgür Yazılım-Özgür Toplum: Yeni Bir Kitap

Aralık 5, 2009

Richard Stallman’ın denemelerinden oluşan Free Software, Free Society: Selected Essays of Richard M. Stallman adlı kitabın çevirisi olan “Özgür Yazılım, Özgür Toplum: Richard M. Stallman’ın Seçme Yazıları” adlı kitap TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası tarafından yayınlandı. Birçok farklı ortamda sunulmuş makale ve konferans tartışmalarından oluşan bu kitapta, yazılımın nasıl oluşturulduğu, hangi fikri mülkiyet araçlarına sahip olduğu ve yazılım topluluğunun gerçekte neyi temsil ettiği üzerine tartışmalar, özgür yazılım felsefesi ve ortaya çıkışı, yazılım sahipliği, özgür yazılım ve açık kaynak yazılım karşılaştırması, telif hakları, copyleft ve patentler hakkında bilgi ve tartışmalar, Genel Kamu Lisansları’nın son sürümleri ve özgür yazılımı anlayabilmek için gerekli birçok tanım, tartışma ve hikaye bulunmakta.


ETC KAPSAMINDA PINAR YANARDAĞ İLE SÖYLEŞİ…

Ekim 5, 2009

Söyleşi: Begüm. Ö. Fırat

Pınar Yanardağ, açık kaynak teknolojileri üzerine çalışan az sayıda kadından birisi.

Etc dahilinde Pyhton atölyesi yapacak Pınar’la açık kaynak teknolojileri ve kendi deneyimleri üzerine Begüm Ö. Fırat söyleşti. Bu söyleşiyi aşağıda okuyabilirsiniz. Söyleşinin yayınlanması için burada paylaşan Begüm Ö.Fırat’a teşekkür ederiz.  

1) İlk olarak bu festivali yapmaya karar verdiğimizde Türkiye’de bu alanda çalışan ve araştıran kadınlara ulaşmakta zorluk yaşadık.  Çağrımıza ilk cevap verenlerden birisi sendin. Pardus üzerine çalıştığını biliyoruz.  Açık kaynak/özgür teknolojiler ile ilgili geçmişinden biraz söz eder misin? Nasıl bu teknolojilere yöneldin?

Altı yıldır özgür yazılım ile ilgileniyorum. Her şey, üniversite birinci sınıfta arkadaşımdan aldığım bir Linux cd’sini denemem ve karşıma çıkan sisteme hayran kalmamla başladı. Özgür yazılım felsefesini farketmem pek zaman almadı ve bu kültürün tam bana göre olduğuna karar verdim. Özgür yazılım benim için sadece yazılımla ilgili bir devrim değil, bir yaşam felsefesi. Bir an durup, özgür yazılımın sağladığı diğer tüm avantajları, özgür yazılım ruhunu göz ardı etsem bile; bir bilgisayar bilimcisi olarak koduna müdahale edemediğim, özgür olmayan bir sistem üzerinde çalışmak benim için kabul edilemez bir şey. Zaten eğer özgürlük, yardımlaşma ve paylaşım gibi öğelere kendinizi adamış biriyseniz ve yolunuz bir şekilde özgür yazılımdan geçtiyse başka bir alternatife yönelmeniz çok zor. Yaklaşık iki yıldır Tübitak Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Enstitüsü’nde Pardus geliştiricisi olarak çalışıyorum, ve Türkiye’de özgür yazılım alanında çalışabileceğim en harika takım arkadaşları ile çalışma şansına sahip olduğum için çok mutluyum.

 2) Türkiye’de açık kaynak toplulukları ile ilgili biraz bilgi verir misin?  Örneğin GNU / Linux kullanıcı gruplarına kadınların katılımı nedir?

Özellikle Türkiye gibi, geleneksel değerlerin insanlara cinsiyetlerineilişkin roller biçtiği bir toplumda kadınların değil özgür yazılıma, bilgisayar bilimlerine olan ilgisi bile çok az. Bunu kırmak içinüniversitelerde yerel Women in Computing grupları oluşturmayaçalışıyoruz ve çeşitli aralıklarla seminerler ve paneller düzenliyoruz. Ancak karşılaştığımız en büyük sıkıntılardan biri, kadınların bilinçaltına yerleşen önyargılar. Küçük yaştaki çocukların bile hangi mesleklerin kadınların, hangi mesleklerin erkekler için olduğu konusunda kesin görüşleri var (eve alınan bilgisayarların hep kız çocuklarının değil de, erkek çocukların odasında durduğuna dikkat edin). Bilgisayarla çalışmak, günlük insan ilişkileri olmayan, yalnız insanların uğraşıymış gibi algılandığı için, kadınların yapabileceği meslekler sıralamasında en asosyal ve uygunsuz mesleklerden biri olarak görülüyor. Türkiye’de ilk olarak cinsel kimliğin toplumsallaştırılması sorununu çözmek gerekiyor.

 3) Dünyadaki açık kaynak toplulularında kadınların oranı yüzde 1.5. Bir kadın olarak bu topluluklar içindeki deneyimden bahsedebilir misin?

 Bilgisayar bilimlerinde genel olarak kadınların yüzde 15 oranında olması zaten üzücü bir tablo iken, özgür yazılım topluluklarında bu oranın yüzde 1.5 olması çok daha dramatik. Bunun en büyük sebeplerinden biri, kadınların özgür yazılım/açık kaynak ve Linux gibi konulara garip bir önyargı ile yaklaşarak, zor ve anlaşılmaz bulmaları. Tabii aynı sorun sadece özgür yazılım alanında değil, Boğaziçi Üniversitesi’nde devam ettiğim akademik çalışma alanım olan Machine Learning (tecrübe ile otomatik olarak kendisini geliştiren bilgisayar programları) alanında da benzer nedenlerden dolayı kadınların oranı çok düşük. Hatta bu nedenle, her yıl Women in Machine Learning adında bir konferans bile düzenleniyor.  Son yıllarda, özellikle Amerika’da bu sorun çok ciddi olarak tartışılmaya başlandı. Çeşitli konferanslara ve toplantılara daha çok kadın bilgisayar bilimci davet edilerek, kadınlara yeni rol modellerle tanışma ve bilgisayarla ilgilenen tek kadın olmadıklarını görme fırsatı veriliyor.  Aynı zamanda /etc gibi çeşitli organizasyonda kadınları bilgisayar bilimlerine teşvik etmek için neler yapılması/yapılmaması gerektiği tartışılarak hem kadınların hem de erkeklerin bilinçlenmesi sağlanıyor. Aynı alanda çalışan kadınların bir araya gelerek deneyimlerini paylaştığı ve sorunlarını tartıştığı aktif Women in Computing toplulukları mevcut. Ancak yine de, bir etkinliğe katıldığınızda kendinizi azınlıkta hissetmeniz kaçınılmaz oluyor. Mesela geçtiğimiz aylarda üç yıldır görev aldığım Google Summer of Code etkinliği için Amerika’da Silikon Vadisi’deki Google merkezine gittim. Etkinlikte yaklaşık 150 danışman arasında üç tanesi Google çalışanı olmak üzere yalnızca 6 kadındık.

 5) Açık kaynak yazılım teknolojileri bilginin paylaşım ve mülkiyet hakkı gibi konularına daha ozgürlükçü ve demokratik bir yapı vaad ediyor gibi görünüyor. Alışageldiğimiz rekabetçi, kara dayalı, bireyci yaşam biçimlerinin yerine daha radikal bir alternatif olarak dayanışmacı, paylaşımcı ve katılımcı bir alternatifi sunabilir mi?

Özgür yazılım paylaşmaya, yardımlaşmaya, araştırmaya ve eğlenceye dayalı harika bir kültür. Herkesin aynı amacı ve aynı iyi niyeti paylaşması; aynı projeye gönül vermiş, Amerika’dan, Finlandiya’dan, İtalya’dan, Hindistan’dan özgür yazılım geliştiricileri ile çalışmak, yardımlaşmak, öğrenmek, öğretmek ve hiçbir karşılık beklememek inanılmaz motive edici ve heyecan verici şeyler. Özgür yazılıma gönül vermiş herkesin amacı rekabetçi ve kara dayalı düzene karşı dayanışma, paylaşım ve iyi niyete dayalı bu yaşam biçimini daha çok insana ulaştırmak.

 KAYNAK: EXPRESS, EYLÜL 2009


i-net 09 12-13 aralık 2009 istanbul bilgi ünv.dolapdere kampüsünde…

Eylül 26, 2009

   XIV. Türkiye’de İnternet Konferansı
    12-13 Aralık 2009
              Bilgi Üniversitesi,  Dolapdere,  İstanbul

Türkiye’de İnternet ile ilgili grupları biraraya getirerek İnternet’i
tüm boyutlarıyla tanıtmak, geliştirmek, tartışmak, İnternet teknolojileri
aracılığı ile toplumsal verimliliği artırmak ve toplumun dikkatini
olabildiğince bu yöne çekmek amaçlarıyla,  1995’den beri her yıl ulusal bir
etkinlik olarak düzenlenen Türkiye’de İnternet Konferansı bu yıl
12-13 Aralık 2009 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecektir.
Konferansa bildiri sunma, eğitim semineri verme ve tartışma grubu/açık oturum düzenleme şeklinde aktif katılım davet edilmektedir.
Konferans kayıt yaptıran  dinleyecilere açıktır.
Bu yıl  “Sosyal Ağlar”, “Yeni Medya”, “Fikri Haklar”, “İnternet ve
Demokrasi” ve “İnternet Yasakları” konuları öne çıkacaktır.
Youtube, MySpace, Last.fm, Geocities, Blogger yasaklarının öne çıkardığı
Fikri Haklar, İfade Özgürlüğü, Hukukun Üstünlüğü, İnternet ve Medya ilişkileri,
İnternet ve Demokrasi konularını kapsayan panel ve oturumlar yapılacaktır.
İnternet Başarı öykülerinini anlatan oturumlar da planlanmaktadır.
Bilgi Toplumu, İnternet ve Güncel sorunların tartışılacağı oturumlar;  Bilgi Toplumu Eylem Planı,E-devlet be Bilgi Toplumu Taslağı, DNS Taslağı, ve geniş toplum kesimlerine hitab edecek seminerler planlanmaktadır.

Konferansın Ana Konulari
       İnternet, Demokrasi, Katılım ve Saydamlık
       İnternet Yasakları, Sansür ve Zararlı İçerik
       Fikri Haklar, Sayısal Ürünlerin Paylaşımı
       Sosyal Ağlar ve İnternet’in Sosyal Boyutları
       Gizlilik, Bireysel Haklar ve Kişisel Veriler
       İnternet Yönetişimi ve STK’lar
       Bilgi Ekonomisi ve Bilgi Toplumu
       Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı
       e-devlet, Kamu Ağları ve Etkin Devlet: \\ \xx Türkiye Deneyimleri
       Wiki, RSS, Mushup ve Birlikte Çalışma Ortamları
       İnternet’in Yasal Boyutları
       İnternet ve Medikal Bilişim
       E-eğitim, Okulların İnternete Taşınması
       e-tarım, e-çevre, e-ulaşım
       E-kültür, Sayısal Bölünme, KİEM ve İnternet Evleri

       Bilgi/Medya okuryazarlığı
       E-iş, M iş ve Yeni Ekonomi
       Mobil  Ağlar, Teknolojiler ve Uygulamalar
       Yeni  Nesil İnternet: internet2, ipv6, Gelecek İnternet
       Telekomda Serbestleşme ve Düzenleyici Yapılar
       Çocuklar için Güvenli İnternet
       Elektronik Yayıncılık ve Basın
       E-kütüphanecilik, Enformasyon kaynakları,  İndeksleme ve Tarama
       Özgür Yazılım, Açık Kaynak, e-devlet ve e-türkiye
       Araştırma ve İnovasyon Ağları,   7. Çerçeve ve Teknoparklar
       İnternetde Güvenlik: Virus, Spam, Bireysel Savunma
       Yeni İnternet   Teknolojileri, Grid ve Bulut Hesaplama
       Elektronik İmza
       İnternet  ve Sanat
       İnternet’te Türkçe Kullanımı ve İçerik
       Yeni İnternet Teknolojileri: Grid ve Bulut Hesaplama
       Dünyada ve Türkiye’de  İnternet’in Altyapısı
       Web 2.0, Web 3.0 ve Nesnelerin İnterneti
       Semantic Web
       Hesaplama ve Tarama Motorları
Konferans dili Türkçe’dir.  Bununla birlikte, ayrı bir oturumda sunulmak
üzere İngilizce bildiri başvuruları da kabul edilecektir.  Başvuruları, tam
metin bildirileri, çalışma grubu  ve eğitim semineri önerilerinizi aşağıda tanımlanan şekilde çalışma grubu  ve eğitim semineri önerilerinizi aşağıda tanımlanan şekilde 15 Kasım 2009’e kadar iletiniz.

Klasik bildiri : Bilimsel yazım kuralları çerçevesinde yazılmış
geniş özet ya da tam bildiri metni, en fazla  sekiz A4 sayfa. Birinci
sayfada   kimlik bilgisi
(yazar adı, çalıştığı kuruluş, telefon, faks ve elektronik posta adresleri)
bulunmalıdır.  Metnin düzenlemeye ve İnternet üzerinde konmaya uygun
elektronik kopyası, html, doc, TeX dosyaları tercih edilir.

Elektronik bildiri: Herhangi bir İnternet yazılım aracı ile
okunabilecek, gösterilebilecek ya da dinlenebilecek çoklu ortam bildiri.
Sınırsız form ve boyut. Başında kimlik bilgisi.

Eğitim semineri önerisi : Başlık, süre, azami katılımcı sayısı,
anlatılacak konuların azami bir A4 sayfasına sığacak tanımı,
eğitimin verilme şekli, donanım ve yazılım gereksinimleri, önerenin
kimlik bilgisi.

Tartışma grubu/açık oturum önerisi : Başlık, süre, beklenen
katılımcı sayısı, tartışılacak konuların tanımı, önerenin kimlik
bilgisi.

Tüm bildiriler ve sahiplerinin izni varsa eğitim seminerleri notları
elektronik ortamda sunulacaktır.  Seçilmiş bildiriler  konferans
kitapçığında basılacaktır.
 Her turlu iletisim icin : bilgiy@inet-tr.org.tr

Ayrıca bakınız:  http://inet-tr.org.tr/ ve  http://openconf.inet-tr.org.tr/


%d blogcu bunu beğendi: