İnternet’e kart değil özgürlük gerek

Kasım 11, 2011

ALTERNATİF BİLİŞİM DERNEĞİ’NDEN BASIN AÇIKLAMASI:

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 5 Kasım’da yaptığı açıklama ile İnternet medyasını Basın Kanunu’na tabi kılacak bir düzenlemeyi Ocak ayına kadar yasalaştıracaklarını duyurdu. Sarı basın kartı, reklam ve ilan gelirlerinin artması yaygın medyada müjde olarak lanse edilirken, biz kaygılıyız!

Kaygılıyız, çünkü bu girişimin altında da yıllardır ısrarla sürdürülen sansür ve denetim politikaları yatıyor. 2001 yılında İnterneti RTÜK’e bağlayıp, basın kanununa tabi kılma girişimi tepkiler üzerine geri çekilmişti. O tarihten bu yana İnternet baskıcı bir biçimde düzenlenmek isteniyor. Ülkeyi internet sansürcüsü ülkeler liginde ön sıralara çıkartan, Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlar tarafından ifade, iletişim ve haberleşme özgürlüğünü ağır biçimde ihlal ettiği için mahkum edilen, yoğun bir kamuoyu tepkisine neden olan ve anayasayla korunan temel hak ve özgürlükleri çiğneyen 5651 sayılı yasanın ardından, şimdi de “İnternet Medyası” adı altında muğlak bir tanımlamayla internet yayınları, internete uygun olmayan bir düzenlemeyle zapturapt altına alınmak isteniyor. Bu baskıcı, olumsuz düzenleme ve sansür / denetim saplantısı, tüm vatandaşların ifade, iletişim, bilgiye erişim özgürlüklerini sakatlayacak gelişmelere yol açacaktır.

Hükümetin beklentilerini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İnternet Medyası temsilcileriyle yaptığı toplantıda bulmak mümkün. Erdoğan, 6 Haziran 2010’daki toplantıda İnternet haber sitesi sahiplerinden de tıpkı geleneksel medya gibi otosansür istemiş, “otokontrol ile internetin bir canavar olmasını engellemek ve yararlı hale getirmek zorundayız” demişti. Başbakanın “İnternet’in canavar olmasını istemiyoruz” sözlerinin ardından bugün İnternet medyasını ‘ehlileştirecek’ bir düzenlemeyi tartışıyoruz: Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarı Taslağı.

Taslak henüz kamuoyuna açılmış değil. Basına yansıdığı kadarıyla taslak, İnternet haber sitelerini de Basın Kanunu kapsamına alıyor. Yine basından öğrendiğimiz kadarıyla, sadece kendisine “internet medyacısı” diyen bazı derneklerle tartışılmakta. Oysa bu düzenleme, tanımdaki muğlaklık gereği çok geniş bir iletişim alanına yönelik olduğu için, aslında mevcut ve gelecekteki tüm internet kullanıcılarını ilgilendiriyor. Hükümetten acilen ilgili düzenleme çalışmalarının şeffaf bir biçimde tüm kamuoyu ile paylaşılmasını talep ediyoruz!

Taslakta İnternet haber sitesi, “5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanununda tanımlanan internet ortamında, haber ya da yorum niteliğinde yazılı, işitsel ve görsel içeriklerin sunumunu yapan süreli yayın” olarak tanımlanmakta. Tanımın müphemliği ve genişliği, kapsama alanının elektronik gazete ile sınırlandırılamayacak kadar geniş bir internet yayın alanına, hatta sosyal medyaya da rahatlıkla uygulanabileceğini gösteriyor. Üstelik uygulamanın çerçevesi, 5651 gibi bugüne kadar binlerce sitenin kapanmasına neden olan bir yasayla çiziliyor.

Taslakta her haber portalının en az bir sorumlu müdürü görevlendirilmesi zorunluluğu dikkat çekmekte. Sorumlu müdür, basılı yayınlarda olduğu gibi yayınlanan içerik nedeniyle TCK 5237’deki genel hükümlere göre cezalandırılmaktadır. Muhalif yayınların sık sık maruz kaldığı yayın durdurma ya da gazete kapatmaların yerini ise basın kartı iptali ve devletten gelen ilanların kaybedilmesi alacak. Öte yandan, böyle bir cezai yaptırıma uğrayan siteye yayın durdurma / erişim engeli muhtemelen 5651 ile uygulanacaktır.

İnternet’in ruhuna aykırı bir şekilde yazanı, yayanı, yayımlayanı, müdürünü ve hatta siteyi barındıranları bile bilmek isteyen ve daha bugünden onları nasıl cezalandıracağını tasarlayan bir düzenleme ile karşı karşıyayız.

Yeni Medya mecraları ve haber portalları geleneksel medyanın mahkum edildiği sahiplik-iktidar ilişkilerine çekilmek istenmektedir. Onlarca gazetecinin cezaevlerinde olduğu, basın-yayın organlarında muhalif isimlerin işinden edildiği, neredeyse bütün medyanın tek sese indirgendiği günlerde İnternet Medyası da kontrol altına alınmak isteniyor.

İnternet bütün Dünya’da son dönemde yaşanan ayaklanmaların temel iletişim ve örgütlenme aracı haline geldi. Yeni medyanın olanakları ile iktidarların gizli kapaklı faaliyetleri ifşa edildi. Ülkemizde muhalif bir çok haber portalı, ana akım medyanın görmediği yada görmekten imtina ettiği, işçi hareketleri, barış ve anti-militarist hareketler, HES, kadın hakları, azınlık hakları gibi alanlarda tüm imkansızlıklara rağmen yayınlarını sürdürüyor.

İnternet medyasına müjde denilen taslak, geleneksel medyaya uygulanan ağır sansür ve yayın yapamaz hale getirecek ağır cezaları İnternet yayınlarına da uygulamaktan öte anlam taşımıyor.Dahası, hükümetin uygun bulduğu bir kaç dernek dışında bu düzenlemeyi kamuoyundan gizli bir şekilde gerçekleştirmeye çalışması, söz konusu düzenlemenin, daha önce de benzerlerini gördüğümüz üzere, yine hak ve özgürlükler rejimine kast edecek bir girişim olduğu konusundaki kaygılarımızı pekiştiriyor.

İnternet erişimi anayasal bir hak olarak tanınmalı, 5651 gibi baskıcı ve anayasaya aykırı düzenlemeler iptal edilmeli, internete basın kanunu uygulamak gibi çağdışı bir zihniyetten derhal vaz geçilmelidir!

Bilgiye erişmek özgürlüktür!

Alternatif Bilişim Derneği

Reklamlar

Helal İnternet

Eylül 3, 2011
 “Sokaklardan kaldırılan masalarla sanal dünyada, internet ortamında yasaklanan siteler arasında pek bir fark yok. Çünkü her iki eylemde AKP iktidarında kristalize olan muhafazakar hegemonyanın daha da yerleşmesine yardımcı oluyor.”
 
Yazan: Armağan Öztürk

22 Ağustosta güvenli internet kullanımına yönelik test uygulaması hayata geçti. Hükümetin amacı üç aylık bir deneme sürecinin sonunda filtreyi tüm ülkeye ve dolayısıyla tüm kullanıcılara yaymak. Aslında hatırlanacağı üzere Ağustos sonu itibariyle filtreye geçmemiz gerekiyordu. Hazırlanan ilk taslakta bir geçiş dönemi öngörülmemişti. Ancak internetime dokunma kampanyaları, Anonymous adlı grubun sansürcü hükümet kurumlarına yönelik saldırı teşebbüsleri ve Danıştay’a açılan iptal davası Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) gibi kurumların geri adım atmasına yol açtı.

Sansürün ne kadar da gerekli bir şey olduğunu kanıtlamaya çalışan ve bu uğurda epey bir çaba harcayan bürokratların birden süreci zamana yayan bir ajandaya doğru çark etmeleri önemli ölçüde hükümetin frene basmak istemesiyle açıklanabilir. Muhalif basınla arası iyi olmayan ve gazeteci tutuklamaları sebebiyle uluslararası topluma sürekli bir şekilde jurnallenen iktidar, filtre adı altında uygulamaya sokacağı kurumsal sansürü biraz öteleyerek gelen eleştirileri yumuşatmayı amaçladı.

Filtrenin içeriği ise aşağı yukarı şöyle: Bizi Helal İnternet çağına taşıyacak uygulama aile ve çocuk gibi iki ayrı profilinin oluşturulmasını öngörüyor. Bu iki profil üzerinden internete bağlanmak isteyen kullanıcılar birçok siteye erişemeyecek. Hangi sitelerin zararlı olduğuna Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu karar verecek. 11 kişiden oluşan bu kurul Türk toplumu ve Türk gençleri için nelerin ahlaklı olduğu konusunda son sözü söyleyecek.

Aileleri ve çocukları kötülükten kurtarmayı amaçlayan bu masum girişim iki tane soruna gebe: Devlet eliyle yürütülecek internet sansürü bizi öncelikle çocukların temel haklarının niteliği, ardından da muhafazakar siyasetin sınırları üzerine düşünmeye itmeli. Çocuk-aile meselesi hem yasakçı zihniyetin temel meşruluk kaynağı hem de özgürlük tartışmasının yumuşak karnı. Şu an bile binlerce site ve blog engellenmiş durumda. Kesintisiz bilgi ve imge akışını önleyen ve idare-mahkeme işbirliğiyle yürütülen internet yasakları birçok kişinin gözünde tartışmasız bir şekilde meşru. İnternet yasaklanmalı. Çünkü çocukları ve gençleri kötü düşünce ve tavırlardan korumanın başka bir yolu yok. Filtre bu kollama işini düzene sokarak istenilen amaçlara ulaşılmasını kolaylaştıracak.

Oysa mesele yasakçı tezin formüle ettiği kadar basit değil. Bahsi geçen gerekçelere karşı büsbütün başka bir manzaraya dikkat çekmek mümkün. Bir kere aile hiç de o kadar masum bir yer değil. Erkeğin kadın ve çocuklarına ve kadının çocuklarına uyguladığı şiddet gün ve gün daha bilinir hale geliyor. Ensest, çocuk istismarı, kötü söz, hakaret, çocukların zorla çalıştırılması ve özellikle kız çocukları üzerindeki ağır baskı Türk aile yapısının karanlık yüzünü karakterize eden nitelikler. Tartışılmaya muhtaç bir diğer nokta çocukların kişiliklerine verilecek değerin niteliğiyle ilgili. Şüphesiz ki ergin olmayan bireyler üzerinde ebeveynlerin vesayet hakkı var. Ama bu bahsi geçen denetim hiçbir biçimde çocuğun anne-babanın malı gibi değerlendirilmesini haklı çıkarmaz. İnsan haklarına dayalı demokratik bir devlete düşen görev çocuklar ve gençler üzerindeki aile baskısını azaltacak tedbirler alması ve bu yolla çocuğun kişiliğinin az çok serbest bir ortamda oluşması için fırsatlar yaratmasıdır.

Oysa Türk devleti kararlı bir şekilde aksi yönde davranıyor. İnternet yasakları hiyerarşiye dayalı muhafazakar aile yapısı ve böylesi bir yapının sürekli bir şekilde yeniden ürettiği itaatçi sosyal dilin daha da güçlenmesine yol açacak. Tabii bu durum da özellikle ergenler için korkunç bir özgürlük kaybı anlamına geliyor. Her ne kadar ebeveynleri böyle bir şeyin olmasını arzu etmese de, 15-16 yaşlarında bir genç kızın anne-babasının iradesine rağmen, hatta bizzat bu iradeyi çiğneme adına internetten grup seks pornosu izlemeye çalışması onun özgür bir kişi olarak yetişmesi süreci bakımdan önemli olabilir. Unutulmamalıdır ki özgürlüğün en sahi kullanımı kötüye kullanımıdır. İnternet sansürünün tümüyle ve herkes için yanlış olan şeyleri yasakladığı konusunda kaygılı olmamız için yeterince sebep var. Ama durum böyle olmasa ve internet yasaklarına konu olan bilgi ve görüntüler herkes tarafından yanlış kabul edilse dahi, yanlışlardan büsbütün arınma ihtirasının özgürlüğü olanaksız hale getireceğini hatırımızda tutmamız gerekir. Çünkü aslında bizleri seçtiğimiz doğrular değil, seçebileceğimiz yanlışlar özgür kılıyor.

Tartışmayı politik düzeye taşıdığımızda ise karşımıza muhafazakar siyaset gerçeği çıkıyor. Muhafazakar anlayış kamu-özel ayrımını kabul etmemeye eğilimlidir. Böylesi bir eğilim kendini kamusal alanın ahlakileştirilmesi projesinde somut hale getirir. Kolaylıkla fark edileceği üzere internet yasakları kamusal alanı mahrem olana benzetmeye kararlı muhafazakar aklın enstrümanlarından biri olarak iş görmekte. Epey bir süredir yaşam tarzı üst başlığı altında yapılan sayısız tartışmada kamusal alanın ahlakileşmesi ya da İslamileşmesinin çoğulculuğu nasıl boğduğuna tanıklık ediyoruz. Mümin bireyler dışındaki herkes bir biçimde eve çekilmeye zorlanıyor. Caddeler ve mekanlar giderek tek tip bir insanın zevk ve niyetlerine göre tanzim ediliyor. Bu bağlamda gerçek dünyada, mesela Beyoğlu’nda sokaklardan kaldırılan masalarla sanal dünyada, internet ortamında yasaklanan siteler arasında pek bir fark yok. Çünkü her iki eylemde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarında kristalize olan muhafazakar hegemonyanın daha da yerleşmesine yardımcı oluyor.

Sonuç yerine geçecek şekilde şöyle bir uyarı yapmak yerinde olur sanırım. İnternet yasakları meselesi sadece hangi tercihlerin kamusal alanda meşru görüleceğine dair bir tartışmayla sınırlanmamalı. Epey bir süredir politik kalkışmaların internet üzerinden organize edildiği gerçeğine tanıklık ediyoruz. Bu olguya dayanarak rahatlıkla diyebiliriz ki filtre muhalif düşünme olanakları kadar politik direnişin örgütlenme sürecini de kontrol altına alıp, sindirecektir. (AÖ/EKN)

Kaynak: http://www.bianet.org/biamag/ifade-ozgurlugu/132473-helal-internet

Erişim: 4 Eylül 2011


ALTERNATİF BİLİŞİM DERNEĞİ’NDEN BASIN AÇIKLAMASI

Temmuz 30, 2011

Son yaptığı açıklamalarla başta Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere, iktidar çevreleri, BTK’nın 22 Ağustos’ta yürürlüğe sokmayı planladığı merkezi İnternet Filtresi (sansür) uygulamasını savunmakta ve bu amaçla kamuoyunu yanlış bilgilendirmektedir.Alternatif Bilişim Derneği olarak yazılı basın açıklamamız ektedir. Saygılarımızla

Alt.Bil.Der.

İNTERNETTE DEVLET ELİYLE FİLTRE UYGULAMASI NEDEN SANSÜRDÜR!

30 Temmuz 2011

 ALTERNATİF BİLİŞİM DERNEĞİ

Son yaptığı açıklamalarla başta Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere, iktidar çevreleri, BTK’nın 22 Ağustos’ta yürürlüğe sokmayı planladığı merkezi İnternet Filtresi (sansür) uygulamasını savunmakta ve bu amaçla kamuoyunu yanlış bilgilendirmektedir.

İnternet’e merkezi filtre uygulanmasına karşı çıkılma noktası, özgür İnternet erişiminin bir insan hakkı olması temelinde yatmaktadır. (Bkz. Birleşmiş Milletler Düşünce ve İfade Özgürlüğünün Korunması ve İlerletilmesi Raporu, 4 Haziran 2011). Sıklıkla “isteğe bağlı” olduğu vurgulanan filtre uygulamasıyla ilgili kurul kararı metnine göre kullanılacak profil isteğe bağlı olmakla birlikte, bir profilde yer almak isteğe bağlı değildir. Dahası, herhangi bir profil seçmeyen kullanıcıların otomatik olarak “standart profil” olarak isimlendirilen ve şu anki bağlantı türü olduğu iddia edilen profilde yer alacağı belirtilmektedir. Oysa, kurul kararı metni, “standart profil”in şu ankinden farklı olacağını belirtmektedir.

Temel fark nerede?

Mevcut durum ile “standart profil” arasındaki temel fark, pek çok İnternet kullanıcısını başta YouTube yasaklarıyla öğrendiği gibi, mevcut durumda erişime kapatılan bir websitesine çeşitli yöntemlerle ulaşılabilmesidir. Oysa, “standart profil”de bu imkan kullanıcının elinden alınmakta, ve erişime kapatılan herhangi bir siteye erişme olanağı ortadan kaldırılmaktadır. Halihazırda (filtre uygulaması başlamamışken) bile 14 binden fazla sayıda sitenin erişime kapalı tutulduğu göz önüne alındığında, merkezi sistem üzerinden erişim engellemelerinin devreye girmesi ve bu engellerin aşılamayacak engeller olarak ortaya konmasıyla birlikte, sansür mekanizması çok daha ağır ve hatta keyfi bir uygulama haline dönüşebilecektir.

Çocukların İnternet’in zararlı yönlerinden korunması

Şüphesiz İnternet, ne bir canavardır ne de bir harikalar dünyası. İnternet, bunların her ikisini de içinde barındıran bir iletişim ağıdır. Çocukları olumsuz yönde etkileyebilecek içeriklerle mücadele için dünyada çeşitli uygulamalar geliştirilmiştir. Bunlardan biri filtre yazılımlarıdır. Filtre yazılımları, çocuğun ebeveynleri tarafından seçilerek ihtiyaçları doğrultusunda kullanılabilmektedir. Bu işlemin, devlet eliyle ve merkezi bir biçimde yapılması, uluslararası standartlara aykırıdır. Diğer taraftan daha önceki açıklamalarımızda da belirttiğimiz gibi, Türkiye’de de kolaylıkla bulunup kurulabilecek TİB onaylı filtre yazılımları mevcuttur. Üstelik bu yazılımların bir kısmı ücretli olsa da bir kısmı ücretsizdir. Ayrıca pazardaki pek çok İnternet Servis Sağlayıcı, zaten benzer hizmetleri isteyen abonelerine sunmaktadır.

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 25 Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen “EU Kids Online” projesinin bulgularına göre, Türkiye, çocukların maruz kaldıkları riskler bakımından Avrupa’daki en düşük seviyede bulunmaktadır.

Daha önceki açıklamalarımızda da belirttiğimiz gibi BTK’nın ve diğer ilgili altyapı düzenleyicisi kurum TİB’in kavrayamadığı toplumsal olgu şudur: NE ŞİDDET, NE SALDIRGAN İÇERİK, NE PORNOGRAFİ, NE CİNSEL İSTİSMAR NE DE AKRAN ZORBALIĞI ÇEVRİMİÇİ DÜNYADA KÖKLENMEKTEDİR. ŞİDDET, SALDIRGANLIK, CİNSEL İSTİSMAR VE AKRAN ZORBALIĞI GÜNDELİK YAŞANTIMIZ İÇİNDE ORTAYA ÇIKMAKTADIR, DİĞER BİR DEYİŞLE TÜM RİSKLER ASLINDA BU ÇEVRİMDIŞI DÜNYADADIR. BU RİSKLİ İÇERİKLERE ERİŞİMİN İNTERNET ORTAMINDA ENGELLENMESİ, BU RİSKLERİ BU DÜNYADAN YOK ETMEYİ SAĞLAMAZ.

Çocukları, İnternet’teki risklerden korumanın temel yolu, çocuğun risklerin farkında olarak İnternet’i doğru biçimde kullanmasını sağlamak, bu doğrultuda çocukları bilgilendirmekten geçmektedir. Nasıl ki çocuklara gerçek yaşamda “tanımadığın insanlarla konuşma, onlara inanma” şeklinde sokakta kendilerini korumayı öğretiliyorsa, İnternet için de aynısı yapılmalıdır.

Şiddet içerikleri

Şiddet olaylarının tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Sayın Arınç’ın örnek gösterdiği gibi Norveç’te gerçekleşen saldırılarla İnternet arasında bağ kurabilmek neredeyse imkansızdır. Yalnızca 20 yaşında olan İnternet’in ortaya çıkmasından önce de dünyada pek çok kanlı eylem gerçekleşmiştir. Aslında Sayın Arınç, tam da anlatmak istediğimiz şeyi örneklemiş olmuştur. “Güvenli internet” adıyla anılan filtre uygulaması, hani çocukları korumaya yönelikti? Hani “standart profil”de hiçbir şey değişmeyecekti. Ve hani isteğe bağlıydı? Bu örnek açık bir biçimde ortaya koymaktadır ki, Anders Behring Breivik gibi kişilerin bomba yapmayı öğrenmesini engellemek adına, devlet standart profili de filtreleyecektir. Bomba yapımıyla ilgili bilgiler için bu durum meşru görülebilir. Peki sınır nerede çizilecektir? BTK, oluşturduğu profillerde hangi içeriklerin filtreleneceği ile ilgili nesnel hiçbir unsur ortaya koymamaktadır.

Anders Behring Breivik’in işlediği suç nefret suçudur ve İnternet’teki manifestosu veya YouTube videosu ise nefret söylemidir. Bilindiği üzere, nefret söylemi, her türlü hoşgörüsüzlükten kaynaklanan ve önyargılardan beslenen nefreti yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı çıkaran ifade biçimleri için kullanmaktadır.   Nefret söyleminden nefret suçuna evrilen zihin örüntülerinin dönüştürülmesi, toplumda farklı olanı tanıma ve anlama çabası ancak bu dünyada çözülebilir. Filtre uygulamaları ile nefret söylemine takıl kalan bireylerin zihin örüntülerinde değişiklik yaratmaz.

Pornografik içerik

Pornografik içerikler zararlı mıdır, zararlıysa kimler bu zararlı içerikten korunmalıdır soruları BTK’yı da Sayın Arınç’ı da aşan konulardır. Amaç, çocukların pornografik içeriklerden korunmasıysa, daha önce de belirtilen pek çok filtre yazılımı ve İSS’ler tarafından sunulan hizmet bunu sağlamaktadır. Diğer taraftan, İnternet’teki pornografik içeriklerin tüketicisi zaten çocuklar da değildir. Ancak, mevcut durumda “müstehcen içerik”lerin de erişim engeline tabi oldukları göz önünde bulundurulduğunda, ve yukarıda ortaya konulduğu gibi “standart profil”de de engellerin aşılamayacağı hatırlandığında, devlet tüm kullanıcıları pornografiden korumak adına “ahlak bekçiliğine” soyunmakta, “ahlaki paniği” kullanmakta/beslemektedir.

İşin en abes yönü…

Gerçekleştirmesi planlanan filtre uygulamasının belki de en abes yönü, gerek BTK, gerek TİB, gerekse hükümet yetkilileri tarafından ortaya konan tüm örneklerin sosyal ve pedagojik örnekler olmasıdır. Diğer bir deyişle yapılmak istenen düzenleme sosyal bir düzenlemedir. Hatta açıkça demeli ki yeni bir toplum (“nesil”) yaratımı tasarrufudur! Dolayısı ile, devlet eliyle dayatılan zorunlu filtre/profil uygulaması sansürdür!

Kamuoyuna saygıyla duyurulur…

 


%d blogcu bunu beğendi: