Çin’in Büyük Güvenlik Duvarı: Sansürde 21 Yıl

Eylül 3, 2017

「牆」就像一個邪惡的郵差,只要看到你的信封上寫上 Google 或 Facebook 等網站的地址,就會直接將信件丟棄。

Eylül 1987’de, bir Beijing laboratuarı, Çin’in ilk e-postasını gönderdi. Bir Alman üniversitesine giden mesaj şöyleydi:”Çin Seddi’nin ötesinde dünyanın her köşesine ulaşabiliriz.” Son birkaç on yılda İnternet altyapısındaki gelişme, Çin halkının “Çin Seddi”nin ötesine geçmeye devam etmesini ve dünyanın geri kalanıyla iletişim kurabilmesini sağladı. Ancak Çinli yetkililer, kısa süre sonra Çin Komünist Partisi’ni tehdit ettiğini düşündükleri bilgiye halkın erişimini önlemek için başka bir duvar inşa ettiler.

1996 yılında, Beijing bilgisayar bilgisini yönetmek için geçici hükümler dizisi çıkardı. 1998 yılında, Kamu Güvenliği Bakanlığı Altın Kalkan (Golden Shield) projesini başlattı. Altın Kalkan, politik olarak hassas içeriğin yerel ağa girmesini engelleyen bir ulusal filtredir.

Bu sansür taktik şeması uzun zamandır “Büyük Güvenlik Duvarı” olarak adlandırılmakta ve insanların “Büyük Güvenlik Duvarı”nı geçme çabalarının kesintisiz olduğu göz önüne alınarak başlangıcından bu güne periyodik güncellemeler (upgrades) geçirdi. Bazıları “Büyük Güvenlik Duvarı”yla Çinli netizens (aktif İnternet kullanıcıları) arasındaki etkileşimi, süregiden bir “hapishaneden kaçış” olarak tanımlamaktadır.

Yakın zamanda, Hong Kong merkezli araştırmacı gazetecilik platformu olan Initium, “Büyük Güvenlik Duvarı” ve onu aşmak için kullanılan araçların eş zamanlı evrimini inceledi. Çin raporundaki önemli noktaların kısaca ve kısmi çevirisi şöyledir:

  • Birinci Aşama: Altın Kalkan Alan Adlarını ve Ip Adreslerini Engeller

İlk nesil “Altın Kalkan”, belirli alan adlarını ve sunucu IP adreslerini engelleyen yerel/yerli bir filtredir. Proxy sunucusu gibi yurtdışı bir sunucu aracılığıyla insanlar duvarın etrafından dolaşıp istedikleri siteleri ziyaret edebilmektedir.

  • İkinci Aşama: Altın Kalkan Anahtar Kelime Sansürü Uygular

“Altın Kalkan”ın anahtar kelime filtreleme sistemi, İnternet bağlantısı bir proxy üzerinden geçse bile netizenlerin ziyaret ettiği web sitelerinin içeriklerini algılayacak şekilde güncellendi. Ağ bağlantısı boyunca iletilenin “hassas içerik” olması durumunda, İletim Kontrol Protokolü (TCP) sıfırlanır.

Bu denetimi önlemek için, Çinli netizenler “Büyük Güvenlik Duvarı”nı aşmak için sanal özel ağları veya VPN’leri kullanmaya başladı. Başlangıçta, VPN’ler global şirket tarafından ticari sırları korumak için kullanıldı, onların dahili iletişimleri özel bir ağda dolaştı ve ağ üzerinden gönderilen mesajları üçüncü tarafların algılayamadığından emin olmak için şifrelendi.

Şekil 1:

China-GFW-weibo-censorship-800x589

Başka bir ifadeyle, Çin dışındaki bir VPN sunucusu, bir Çinli netizenin ziyaret isteklerini herhangi bir üçüncü taraf web sitesine güvenle aktarabilirdi.

  • Üçüncü Aşama: “Büyük Güvenlik Duvarı” VPN’leri ve Atlatma Araçlarını Tespit Etmeye Başlar

Hükümet desteğiyle, “Büyük Güvenlik Duvarı”nın geliştiricileri, nihayet VPN’lerin zayıf yönlerini belirlemeyi başardı. Sıkça kullanılan VPN protokollerinin IPSec, L2TP/TPSec ve PPTP gibi genellikle belirli bağlantı noktalarını kullanan bazı belirgin özelliklerinin bulunduğunu tespit ettiler. Şifreli bağlantıyı işletirken ayırt edici bir iz kalır. Bu tür “düzensiz” bağlantıları tespit etmek için “Büyük Güvenlik Duvarı” yine güncellendi.

2011 yılında, “Büyük Güvenlik Duvarı”, iki büyük güvenlik duvarı PPTP ve L2TP’yi geçici olarak bloke etti. Ancak bu protokolleri bloke etmenin ekonomik zararı çok büyük oldu. “Büyük Güvenlik Duvarı” bireysel VPN bağlantılarını yavaşlatmak veya sıfırlamak için güncellendi/yükseltildi.

Şekil 2:

VPN-diagram

Bu sorunu çözmek için, Github’dan açık kaynak kullanıcıları toplu olarak Shadowsocks adlı yeni bir araç geliştirdi.

VPN gibi Shadowsocks da bir atlatma teknolojisidir. Kullanıcı ve ziyaret etmek istedikleri web sitesi arasındaki iletişimi şifreler. Ancak üçüncü taraf için bağlantıyı tesit etmek zordur, çünkü Shadowsocks kullanıcıların farklı şifreleme yöntemleri seçmesine ve rastgele bir bağlantı noktası atamasına izin verir.

Dahası, Shadowsocks açık kaynaklı bir projedir. Orijinal geliştirici otoritelerin baskısı sonucunda GitHub’da yayınlanan kodları silmek zorunda kalsa bile, diğer geliştiriciler ShadowsocksR ve V2Ray gibi türevleri geliştirmeyi ve devam ettirmeyi sürdürebilir.

Çin hükümeti siyasi olmayan çevrimiçi oyun siteleri, fotoğraf paylaşım siteleri ve sosyal medya platformlarının da yer aldığı giderek daha fazla web sitesini engellediğinden, atlatma araçları için talep artmıştır. Bazı bireysel geliştiriciler Shadowsocks’u kullanarak bireysel netizenlere atlatma aplikasyonu sağlamada başarılı bir iş çıkarmıştır.

Apple işletim sistemini 2014 yılında İOS 8’e yükselttikten sonra, Apple diğer geliştiricilerin özel sektöre ait şifreli VPN uygulamaları oluşturmasına olanak tanıyan firmanın VPN ile ilgili API programlama portlarını açmaya başladı. O zamandan beri, Shadowsock protokollerini destekleyen Proxy uygulamaları gelişti. Kullanıcıların yalnızca uygulamayı yüklemeleri ve açmaları yeterlidir ve Çin hükümeti tarafından yasaklanan web sitelerine bağlanabiliyorlar. Sıradan İnternet kullanıcılarının da “Büyük Güvenlik Duvarını” aşmalarını kolaylaştırmaktadır.

Ancak Çinli yetkililer bütün bu gelişmeleri sıkı gözetim altında tutmaktadır.

  • Dördüncü Aşama: Siber Güvenlik Yasaları Anonimliği ve VPN’leri Hedef Alma

“Büyük Güvenlik Duvarı”nı sürekli geliştirmenin yanı sıra Beijing yönetimi VPN servis sağlayıcılarını sınırlamak için yeni yasalar da çıkarttı.

22 Ocak 2017’de Çin Sanayi ve Enformasyon Teknolojisi Bakanlığı (MIIT) “İnternet Erişim Hizmeti Pazarını Düzenleme” uyarısı ilan etti. Buna göre:

“Telekomünikasyon yönetim dairelerinden onay alınmadan sanal özel VPN ağları da dahil olmak üzere kimse kendi arzusuyla özel hatlar ya da sınır ötesi iş faaliyetlerini yürütmek için diğer bilgi kanalları oluşturmamalı veya kiralamamalı. Kullanıcılara uluslar arası hatlar kiralayan temel telekomünikasyon kuruluşları, merkezi bir kullanıcı arşivi oluşturmalı ve hatların kullanım koşullarının dahili ofis kullanımıyla sınırlı olduğunu kullanıcılara açıklamalıdır. Hatlar telekomünikasyon operasyon faaliyetlerini yürütmek amacıyla yurtiçi veya yurtdışı veri merkezlerine veya operasyon platformlarına bağlanmak için kullanılmamalıdır.”

01 Haziran’da tartışmalı “Siber Güvenlik Yasası” resmi olarak yürürlüğe girdi. Yasa denetim bölümüne geniş kapsamlı haklar tanımakta, İnternet operatörünün sorumluluklarını ve görevlerini güçlendirmekte ve bireysel İnternet kullanıcılarının gerçek isimle kaydını talep etmektedir. İzleme sistemi ABD bilim kurgu filmi “Azınlık Raporu”ndaki “suç öncesi” operasyonuna benzemektedir.

Yasal düzenleme, Apple’ın Temmuz ayında Çin uygulama mağazasından VPN uygulamalarını kaldırması konusunda doğrudan Apple’ı zorladı. Amazon’un Çinli ortağı ayrıca, VPN sunucusu kurmak için bulut sunucusunun kullanılmasına karşı müşterilerine bir uyarı yayınladı. Uyarıda müşterilerin onaylanmayan VPN’leri kullanımını tespit etmeleri durumunda Amazon’un hizmet vermeyi durduracağı bilgisi yer almaktaydı.

Bireysel geliştiricilere ve VPN kullanıcılarına yönelik baskılar ağırdı. Temmuz ayından başlayarak, Proxy yazılım geliştiricileri ve kullanıcılarının polis tarafından taciz edildiği haberleri düzenli olarak ortaya çıktı.

Bir geliştirici Twitter’da polis tarafından nasıl tespit edildiğini paylaştı. Polis Apple store da gösterilen kullanıcının QQ numarası aracılığıyla IP adresini bulmuştu. Polis kullanıcının evini ziyaret ederek ve geliştiriciden uygulamayı kaldırmasını istedi. Daha sonra, kullanıcı Proxy uygulamasını tekrar yüklememeye söz verdi.

Shenzen’de bazı İnternet kullanıcıları, Proxy yazılımına sıkı bağlantıları nedeniyle polis tarafından bulundu. Onların İnternet hizmeti kesildi ve bağlantıyı sürdürmek için yazılımı bir daha kullanmayacaklarına dair bir mektup yazmaya zorlandılar.

Artan baskılar bireysel atlatma aracı geliştiricileri ve kullanıcılarını korkuttu. Geliştirici topluluğundan bir geliştirici iki seçeneğin kaldığını söyledi:

“Birincisi uygulamanın Çin sürümünü yapmamak ve uygulamanızı Express VPN gibi bir yabancı şirketten alıyormuş gibi tanıtmak ve diğer yol…. Birkaç gün önce bir arkadaşa rastladım. MIIT’de çalışan birilerini tanıdığını ve o kişinin VPN satış izni almasını sağlayabileceğini söylediğini belirtmiştir. Bu şekilde, iş tamamen yasal olabilir.”

Bununla birlikte, lisans almak, VPN kullanıcılarının çevrimiçi faaliyetlerini gözlemlemek için hükümetle birlikte çalışmak demektir.

Teknik olarak konuşmak gerekirse, atlatma teknolojileri “Büyük Güvenlik Duvarı”nı kurnazlıkla yendi. Ancak yeni yasal rejim oyunun kurallarını değiştirdi. Bugün, dış ağa bağlanmak isteyen Çinli netizenler ya gizliliklerinden vazgeçmeyi ve lisanslı VPN hizmetlerine abone olmayı seçmeli ya da polis korkularının üstesinden gelmeli ve yurtdışındaki atlatma araçlarına kayıt olmalıdır.

Otuz yıl sonra, Çin Seddi’ni açma ve dünyanın her köşesine ulaşma hayali insanların özgürlüğünü tehdit altında gören kabuslara yol açtı.

Kaynak: https://advox.globalvoices.org/2017/08/30/the-evolution-of-chinas-great-firewall-21-years-of-censorship/?utm_content=buffere7c63&utm_medium=social&utm_source=twitter.com&utm_campaign=buffer

 

Reklamlar

Twitter Yasağını Güvenle Aşma Kılavuzu

Mart 22, 2014

Ali Rıza Keleş/Alternatif Bilişim Derneği

Twitter başta olmak üzere erişimi engellenmiş sitelere güvenle girme yolları nelerdir? Güvenilir DNS ve VPN nedir, TOR nasıl kullanılır? Erişim Engelleri Aşma Klavuzu bu soruları Ali Rıza Keleş/Alternatif Bilişim Derneği cevaplıyor.

Türkiye’de erişim engellemeleri genellikle üç biçimde yapılmaktadır.

1- Alan adı temelli engelleme

Bu tür engelleme yönteminde alanadları (twitter.com, bianet.org) yanlış IP adreslerine yönlendirilmektedir. Girmek istediğimiz site yerine genellikle “mahkeme kararı sayfasına” yönlendiriliriz.

Çözüm önerileri: DNS ayarları değiştirme, VPN veya TOR kullanmak

2- URL temelli engelleme

Bu engelleme türünde ise alan adı bizi doğru siteye yönlendirmeye devam etse de ilgili sitedeki engelli içerikleri ayrı ayrı  engelleyebilir.

Çözüm önerileri: VPN ve/veya TOR kullanmak

3- IP temelli engelleme

IP temelli engelleme ise Internet Servis Sağlayıcılarının erişmek istenilen sitenin IP adresine giden isteklere izin vermemesi şeklinde yapılır.

Çözüm önerileri: VPN ve/veya TOR kullanmak

DNS Değiştirmek

DNS sistemi bir telefon rehberine benzer. Alandı ve ona karşılık gelen IP adresi kayıtlarından oluşur. Abonesi olduğumuz İnternet Servis Sağlayıcısı (ISS – TTNET, SmileADSL, TURKCELL SUPERONLINE, VODAFONE ve diğerleri..) hizmetlerinin bir parçası olarak DNS hizmeti sağlar. Biz değiştirmediğimiz sürece abonesi olduğumuz ISS’nin DNS hizmetini kullanırız.

ISS’ler kendilerine gelen erişim engelleme kararlarını DNS sunucukarındaki IP numaralarını değiştirerek uygularlar.

Bu engellemeyi başka DNS servisleri kullanarak aşmak mümkündür. Burada dikkat edilmesi gereken, seçeceğimiz servisin güvenirliliğidir. Çünkü bunu ücretsiz sağlayan firmalar, genellikle bizim bilgilerimizi kullanarak para kazanırlar. Biz onlara gitmek istediğimiz sitelerin IP adreslerini sorarız. Onlar bize ücretsiz yanıt verirler. Ancak bunun karşılığında hangi adresleri tercih ettiğimiz bilgisini ticari olarak değerlendirmek isterler. GoogleDNS ve OpenDNS bu tip servislere örnektir.

Buna karşılık OpenNIC kar amacı gütmeyen bir kuruluştur. Topluluk destekleri ile yaşamaktadır. Avrupa’nın birçok yerinde DNS sunucular işletmektedir. Aşağıdaki linkte size en yakın DNS sunucularının adresine ulaşabilirsiniz:

Bu sayfada beliren IP adreslerini yeni DNS sunucularınız olarak kullanabilirsiniz.

Ayrıca şurada geniş bir liste bulmak mümkün

Kullandığınız cihazın DNS adreslerini değiştirmek sisteme farklılık göstermektedir. OpenNIC projesi şu sayfada çeşitli sistemler için nasıl yapıldığını anlatmaktadır.

VPN

VPN(Virtual Private Network), Türkçesiyle Sanal Özel Ağ, Internet bağlantımızı güvenli hale getirmenin en etkili yollarından birisidir. VPN hemen her türlü erişim engellemesini aşmak için kullanılabilir.

Özetle bir VPN sistemi, bizi internet üzerinde sanal olarak başka bir ülkeye taşır . O ülkedeki internet hizmetlerinden faydalanmamızı sağlar. Dolayısı ile biz sadece bizim ülkemizde geçerli olan erişim engellemeleri kolayca aşmış oluruz.  Ayrıca VPN bağlantısı gerçekleştirdiğimiz ülkeye kadar trafiğimiz de şifrelenir. Dolayısıyla internet bağlantınız daha güvenli bir hale gelir, ISS ve diğer şirketlerin, kurumların gözetiminden de kurtulmuş olursunuz.

Ancak burada da VPN hizmeti veren firmanın gizlilik politikası ve firmanın bağlı olduğu ülkenin veri koruma kanunları çok kritiktir. Bazı VPN firmaları bizden topladıkları bilgileri satmakta, trafiğimize reklam sıkıştırmaktadır.

Zor ama en güvenilir yok OpenVPN kullanarak kendi VPN sunucumuzu kurmaktır. Fakat bu biraz karmaşıktır. Öte yandan dünyada birçok kullanıcının güvenirliliğini test ettiği çeşitli firmalar söz konusunudr. Bunlardan bazıları:

*  https://www.anonine.com/

*  https://btguard.com/

*  http://www.swissvpn.net/

*  http://www.your-freedom.net/

*  https://www.privateinternetaccess.com/

*  https://mullvad.net/

Bunlardan birtanesine üye olup hemen kullanmaya başlayabilirsiniz. Bu servisleri hem mobil cihazlarda hem de masaüstü bilgisayarlarda kullanabiliriz.

Ekran görüntüleri ve detaylı bilgi için tıklayın.

TOR

TOR dünyada binlerce kullanıcısı olan özel bir ağdır.  TOR’u indirip bilgisayarınıza veya cep telefonunuza kurduğunuzda siz de bu ağın bir parçası haline gelirsiniz. Ağ üzerinde her kullanıcı bir düğüm (nokta) olarak tasarlamıştır. Düğümler birbirlerine tünellerle bağlıdırlar. Siz herhangi bir siteye bağlanmak istediğinizde bu tünelleri kullanarak erişim sağlarsınız. Yapısı gereği biraz yavaş olsa da sansürü aşmak ve trafiğimizi kriptolamak için oldukça etkili bir yöntemdir. Önemli bir özelliği de anonimlik sağlamanıza yardımcı olur.

TOR kurulumu için şu linkten faydalanabilirsiniz:

TOR’u Andorid telefonlarda kullanmak için Orweb uygulamasını, iPhone veya iPad lerde kullanmak için Onion Browser uygulamasını kurabilirsiniz.

Detaylı açıklamalar için şu adrese faydalanabilirsiniz:

https://kemgozleresis.org.tr/tr/mobil/mobil-tarayici/ (ARK/EA)

Kaynak: yenimedya.wordpress.com/2014/03/22/twitter-yasagini-guvenle-asma-kilavuzu/


Sosyal Medyanın Gücü-Geleneksel Medyanın Aczi ve #direngeziparkı #direnankara, #direnizmir: Alternatif Bilişim Derneği’nin Değerlendirmesi

Haziran 5, 2013

Anaaakım medyanın hali  İstanbul’da Taksim’de bulunan Gezi Parkı’nın İstanbul   Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılarak AVM yapılmak istenmesine yönelik İstanbulluların kentlerine sahip çıkma ve kente ilişkin yurttaş katılımını dışarıda bırakan bir tanzime karşı çıkan taleplerini dile getirdikleri, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünü ve toplanma hakkını kullandıkları barışçıl oturma eylemine ilk olarak 30 Mayıs’ta, daha sonra da 31 Mayıs’ta gaz bombaları ile saldırılması, orantısız ve aşırı polis şiddeti kullanılması durumu tüm Türkiye’de #direngeziparkı, #occupygezi etiketlerinde Twitter ve “Gezi Parkına Sahip Çıkıyoruz” şeklinde Facebook’ta çeşitli grupların açılması ile yaygın bir kamuoyu desteği ile karşılaştı. 31 Mayıs günü öğleden sonra Taksim’de sivil katılım hakkını kullanan yurttaşlara yönelik emniyet kuvvetlerinin giderek dozu artan şiddeti diğer kentlerde de yurttaş katılımı ile kentlerin kamusal alanlarında protesto edilmeye başlanmıştır. Bu arada anaakım geleneksel medya gerek çapraz tekelleşmeye dayanan sermaye yapısının her türlü iktidara göbek bağı gerekse AKP’nin toplumsal-siyasal-kültürel ve ekonomik her türlü eleştiriye tahammülsüz siyasal iktidarından korkusu nedeniyle İstanbul’da Taksim’de yurttaşlara yönelik emniyet kuvvetlerinin orantısız güç kullanımını görmezden gelmiş, mikrofonlarını-ekranlarını kapatmış ve adeta “görmedim-duymadım-bilmiyorum” üç maymunu oynamıştır. Yaşananları aktardığı anlarda da resmi anlatının yeninden üretiminden başka bir işlev üstlenmemiş, bu açıdan da yöneticilerin kışkırtıcı ve tahammülsüz lisanının sorgulamaz aktarıcıları olmuşlardır. Bunun üzerine  Türkiye’nin dört bir yanında bu “haber değeri” taşıyan ve tüm yurttaşları ilgilendiren olay/lar hakkında bilgi edinmek, sivil yurttaşlarla dayanışmak, yardım etmek ve desteklemek amacıyla insanlar önce İnternet’e ve özel olarak da sosyal medyaya-Facebook ve Twitter’a yönelmişlerdir.  31 Mayıs öğleden sonra #direngeziparkı ve #occupgezi hashtagleri altında İstanbul’da önce Taksim’de devam eden polis şiddetine karşı dayanışma ve yurttaşın kamusal alanda protestosu organize edilmiştir. Ankara’da Kuğulu Park’ta ve Güven Park’ta İzmir’de de çeşitli meydanlarda toplanan yurttaşların barışçıl tepkileri, tepkilerini toplanma ve ifade etme haklarını kullanarak dile getirmeleri yine aynı şekilde devletin zorlayıcı iktidarının uygulayıcı polis ve onun ölçüsüz orantısız şiddet kullanımıyla karşılaşmıştır.

Bundan sonra sosyal medya ortamında her kentte yurttaşlara yönelik polis şiddetini kamuoyuna aktarmak, duyurmak ve kamusal alanda destek istemek için sosyal medya kullanımı yoğunlaşmıştır.

İşte bu noktada Türkiye’de sosyal medya ortamı meydanlarla buluşmuş, sokak-sosyal medya ikilemi aşılmış, yurttaşlar bir yandan yaşadıkların kentlerin meydanlarına, sokaklarına akarken, anaakım radyo-televizyonların yurttaş tepkisini görmezden gelmesine karşı tek enformasyon kaynağı olarak sosyal medyaya yönelmişlerdir.

Sosyal medya dolayımı ile yurttaş gazeteciliğinin neden ve nasıl yapıldı? #korkakmedya ve #bugüntelevizyonuaçmıyoruz

İstanbul’da 31 Mayıs’ta tüm gece yurttaşlarına yönelik süren polis şiddeti Taksim’den Beşiktaş’a sıçramış, her yaştan kadın-erkek, farklı mesleklerden, siyasal görüşten yurttaşlar örgütsüz bir şekilde kamusal alana çıkarak polis şiddetini ve mevcut hükümetin siyasi irade/sizliğini protesto etmişlerdir. Polisin artan şiddeti karşısında meydanlara çıkan bu binlere yardım etmek, yardımı ve acil gereksinimleri koordine etmek, polis şiddetini belgelemek ve kanıt oluşturmak, sadece ve sadece durumu sosyal medya ortamlarından takip ederek haberdar olabilen yurttaşları enforme edebilmek için her kente yönelik ayrı hashtagler Twitter’da oluşturulmuştur. Facebook’ta olay yerlerinden çok sayıda görüntü paylaşılmış, polis şiddeti belgelenmiş, yaralananlara yönelik tıbbi yardım gereksinimi duyuran ve koordine eden, göstericilerin yoğun biber gazından sığınabilecekleri mekânları duyuran gönderiler duvarlarda paylaşılmıştır.  İşte böylece sosyal medya dolayımı ile yurttaş gazeteciliği yapılmış,  anaakım medyanın boşluğu doldurulmuştur. Türkiye’de ilk kez bu kadar geniş katılımlı, yoğunlukta kendi merkezli kitlesel iletişim (self-mass communication) gerçekleşmiştir.

Olayın ve durumun gidişatına göre farklı hashtaglerin geliştirilmesi, özellikle 1 Haziran Cumartesi günü Türkiye’de Facebook ve Twitter’a TTNET’in ADSL, kablosuz İnternet erişimini sağladığı yerlerde ve bu şirketten hizmet alan kullanıcılar tarafından girilememesi durumunun tespiti üzerine VPN, DNS gibi yeni hashtagler oluşturulmuş ve Türkiye’de TTNET’in örtük olarak uyguladığı DPI engelini aşarak İnternet ortamlarını kullanma konusunda bilgi desteği içeren içerikler üretilmiştir.

Sosyal medya ortamlarında, cep telefonlarının çeşitli uygulamalarını kullanarak kendi merkezli kitlesel iletişim gerçekleşmiştir. Bu kendi merkezli kitlesel iletişimin sonucunda ortaya çıkan yurttaş gazeteciliğinin Türkiye gibi anaakım geleneksel medyanın sansür ve otosansürü deneyimlediği, AKP iktidarının “ceberut devletleştiği” bir rejimde ne kadar gerekli olduğudur.

#direnankara

Sosyal medya kullanımının örgütlenme konusundaki yararları ve açmazları üzerine

“Gezi parkı hareketi” olarak adlandırabileceğimiz bu tarihsel anı, durumu değerlendirirken;  sosyal medya kolaylaştırıcılığında örgütlenme konusunda önemli dinamiklerle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Tüm Türkiye’de farklı kentlerdeki protestocular ve göstericiler için İnternet ve özellikle sosyal medya ortamları vazgeçilmez bir iletişim ve etkileşim ortamı olarak varlığını göstermektedir. Kısa sürede, çok sayıda insana, herhangi bir zaman ve mekân sınırı olmadan ulaşmak, fikirlerini öğrenmek ve belli bir konu hakkında bir kamuoyu yaratmak çabası içinde olan sağduyulu bireyler, belli bir amaç etrafında önce parklarına sahip çıktılar, sonra ülkenin dört bir yanına ağların çarpan etkisiyle haber salarak, anti-merkeziyetçi ve hareketin dışında kalanlar açısından denetimsiz biçimde kendiliğinden kamusal alanlara aktılar. Bu anlamda mevcut siyasi iktidarın hegemonyacı üslubundan dolayı yönetime katılamayan ve kendilerini dile getiremeyen, dertlerini seslendiremeyen çeşitli ve farklı toplum kesimleri sosyal medya ortamlarının sağladığı olanaklardan şu şekilde yararlandılar: 

1.        Anaakım medyanın iktidarı başat olarak gören ve sessiz kalmaya devam eden yapısı itibariyle, tek ve koşulsuz alternatif olarak bu mecranın etkileşimselliğini yalnız kullanmadılar, adeta kutladılar. 

2.        Mecranın farklı ortamları arasındaki (Facebook, Twitter, Instagram en yaygınları olmak üzere) yakınsama nedeniyle, eş zamanlı çoklu medya ve metin paylaşımı yaptılar, çok yaratıcı sloganlar ürettiler.

3.        Yurttaş gazeteciliği ekseninde polisin çatışmacı tutumunu ve aşırı şiddet kullandığını sergileyen kanıtlar, bloglar, sözlükler (başta Ekşisözlük olmak üzere) ve kitle kaynaklı platformlar aracılığıyla oluşturulan enformasyon havuzuna aktı; kısa sürede güncellenen veri bankaları oluşturuldu.

4.        Acil ihtiyaç/yardım gerektiren durumlarda bilgi ve kaynakları etkin şekilde paylaşabilmek için açık-özgür erişim yazılımları kullanıldı, bu yazılımların kodları da dahil olmak üzere dayanışmacı biçimde sosyal medya ortamlarında paylaşıldı. 

5.        İnternet ve sosyal medya araçlarının engellenmesi ve bloke edilmesi tehlikesine karşı, açık DNS ve VPN ayarları konusunda bilgi yaygınlaştırıldı. 

6.        Tüm ciddiyeti, vahameti ve işlevselliğinin yanı sıra İnternet ve sosyal medya direnişin ve hareketin  karnivalesk havasının canlı tutulmasında önemli bir rol oynadı. Aşırı şiddete maruz kalan, yaralanan, gözaltına uğrayan, yakınlarını kaybeden kullanıcılar İnternet’i ve sosyal medyayı bir yandan yılgınlık ve çöküntüye karşı bir ironi makinasına dönüştürdüler; diğer yandan da mizahı, iktidarla yaşadıkları zıtlaşmada iktidarın sembolik alaşağı edilmesinde ustaca kullandılar. İktidarın sembol ve terimlerinin, mevcut toplumsal kod, kurum ve adların (“DövenPark”, “Tomalı Hilmi”, “GazıLay”, “Sahibinden Satılık PolisOlaylarınaMüdahaleAracı”) alaşağı edilmesi en karanlık anlarda dahi “korku eşiğinin aşılmasında” son derece önemli bir rol oynadı. “Park yoksa AVM’ye sıçarım” diyen köpek; “İktidar bu kadar yoğun gaz çıkarıyorsa sıçması yakındır” diyen pankart örneklerinde bu karnivalesk havanın grotesk bir tahayyül ile desteklendiği de görülmektedir. İnternet’te dolaşan komik eylem hikayeleri direnişin kendi mitlerini oluşturmasına yol açmış, mizah ve ironinin birleştirici ve iyileştirici dili eylemlerin lisanına da yansımıştır. 155’i arayıp polisten gaz sipariş edenler; karşılaştıkları çevik kuvvetle üçlü çeken taraftarlar; “eylemdeydim, penguen belgeselini izleyemedim” diye CNN-Türk izleyici temsilcisini arayan protestocu mizahın öfke-nefreti dindirici ve iyileştirici yanına örnek teşkil ettiler. Bununla birlikte, bir kısım pankart, duvar yazısı ve mizah ürünlerinin cinsiyetçi, hakaretamiz ve ayrımcı lisan içerebilmesi olumsuz bir nokta olarak not edilmelidir. Son olarak, mizahi içeriği derleyen birkaç girişim için şu adresler ziyaret edilebilir:

http://duvardageziparki.tumblr.com/

http://ismetberkan.blogspot.com/2013/06/bu-da-eylemin-duvar-yazlar-arsivi.html?spref=tw

Sosyal medyanın geniş tartışma atmosferine ve eş anlı etkileşimselliğine rağmen, belli grupların ideolojik duruşları ya da “Gezi Parkı’na sahip çık” sivil hareketini amacından saptırma amaçları nedeniyle etik değerlerden uzak bir şekilde sosyal medya kullanım pratikleriyle de karşılaşıldı:

1.        Dağıtık ve gayri-merkezi ağ örgütlenmesi üzerinden ilerleyen sosyal hareketler söz konusu olduğunda, farklı konumlardan sürekli veri akışı gereğinden fazla yüklenmektedir ve olayın/durumun algılanışında sapmalarına yol açabilmektedir. 

2.        Yukarıda sözü geçen veri akışını derleyip toparlayan ortamların sayıca çokluğu ve güncel olmaması, eylem ve koordinasyon sırasında başvurulacak kaynakların güvenilirliği konusunda şüphe uyandırabilmektedir.

3.        Hashtag kullanımı, sonsuz paylaşım ve tepki olanağı, radikal görüşlerin üretilmesi ve yaygınlaşmasına neden olduğundan, nefret söylemi ve suçlarına rastlamak mümkün olmaktadır.  

4.        Türkiye’de belli aralıklarla sosyal medya ortamlarında iktidar erkini elinde bulunduranlar tarafından sansür ve veri akışına müdahale yapılmıştır; bu sansürün sosyal hareketler sırasında eş anlı olarak yaşanması kitlesel panik yaratabilir. 

5.        Özellikle Twitter mecrasında “Trending Topic” (en çok konuşulan konu) olabilme adına, çarpıtılmış  haberler ve yanıltıcı bilgiler dolaşıma sokulmakta, bu gerek kanaat önderlerine, gerekse yurttaş gazetecilerine olan sosyal güveni azaltabilmektedir. 

Sosyal medya ortamında üretilen hashtagleri kullanarak kamuoyunu yanıltmaya çalışan kullanıcılar da olmuştur. Özellikle ağır yaralanma vakaları, ölüm haberleri konusunda yayınlanan bazı içerikler sosyal medya ortamlarının sahip olduğu hız ve etkileşimsellik özelliğinden dolayı sosyal medya kullanıcısını manipüle etmeye çalışmıştır. Polisin aşırı şiddet kullanmasına karşı tutum gösteren bazı polislerin istifa etmesi gibi asparagas bazı içerikler de ortamda paylaşılmıştır. Ya da tam tersi yaralanan göstericilere yönelik sığınma veya destek mekânı olarak verilen cep telefonu ile diğer iletişim numaralarının güvenilir numara olmadığı, ama emniyet kuvvetlerince yönetildiği de ortaya çıkmıştır.

Ancak bu tröllük olgusuna karşı, özellikle belli konuda uzman kişilerden, anaakım medya ortamlarında sesi ve sözü otosansürlenen eski geleneksel ama artık yeni medya mensuplarının, “Gezi Parkı’na sahip çık” platformuna destek veren sanatçıların ve milletvekillerinin (özellikle BDP’den Sırrı Süreyya Önder’in) sosyal medya hesaplarından yurttaşları dezenformasyona karşı uyaran ve doğru-nitelikli bilgi paylaşan tweetleri ve gönderileri sosyal medya ortamlarında “kanaat önderliğinin” ve nitelikli enformasyon konusunda kaynağın güvenirliliği olgusunun önemini bir kere daha göstermiştir. Sosyal medya ortamının etik dışı kullanılması durumuna karşı kullanıcının soğukkanlı tutumunu koruyarak, kaynağın güvenirliliğine karar vermesi ve içeriği paylaşmadan önce doğruluğunu iki kez kontrol etmesi gerekmektedir. Anaakım geleneksel medyanın görevini yapmaması, sosyal medya ortamındaki dezenformasyonu tetiklemiştir.

Bu noktada özellikle, kamusal alanda yurttaşlarına karşı aşırı ve orantısız şiddet kullanımı konusunda her türlü multi-medya ortamını başarı ile kullanarak, kanıt toplayan, paylaşan; URL’ler ile linklerden linke geçişler sağlayan #direngeziparkı, #direnankara ve #direnizmir hashtagleri altında gelişmeler ve katılımcı yurttaşlarla ilgili (ve onlara yönelik) enformasyon arayanlara nitelikli ve doğru içerik üreten herkesin sosyal medya kullanımının başarılı olduğunu belirtelim. Böylece bu nitelikli içerikler ile tröllere ve dezenformasyona karşı refleks geliştirildi. İnsan hakları ihlâlleri, ölüm, yaralanma olayları, saldırılar, İnternet kesintileri, kimyasal kullanımı vb. konusunda kanıt, bilgi, belge, görüntü, video toplanması gereği kamusal alana mü/dahil olan yurttaşlar tarafından yerinde kavranmış ve yeni medya araçları, özellikle cep telefonları ve akıllı telefonlar, tabletler ile gerçekleştirilmiş ve teknolojinin yakınsama özelliği ile anında sosyal medya hesaplarında takipçilerle paylaşılmış, hashtagler ile gruplanmış, bu içerikler yaygınlaşmıştır.

Bu üretilen içerikler örneğin:

Haritalar

http://occupygezimap.com/

https://maps.google.com/maps/ms?ie=UTF8&hl=en&oe=UTF8&msa=0&msid=207368859026831467268.0004de2d26a9994c4487d

https://maps.google.com/maps/ms?msid=206122379597057837901.0004de19c2ae58890f32d&msa=0&ll=40.446947%2C36.320801&spn=14.618272%2C33.815918

http://www.itusozluk.com/atlas

https://crowdmap.com/map/turkiyebahari

Orantısız ve Aşırı Polis Şiddeti için Kanıtlar

http://delilimvar.tumblr.com/

http://direnizmir.tumblr.com/post/51971813039/izmirde-polis-gercegi-birinci-agizdan

İletişim için: Boğaziçi Radyo

http://live.arkent.web.tr/

 

Ankara’dan mobil yayın:

http://www.ustream.tv/channel/ozererdogan?utm_campaign=ustre-am&utm_source=14648115&utm_medium=social

http://www.ustream.tv/channel/uguroz?utm_campaign=t.co&utm_source=14664261&utm_medium=social

Özellikle mobil geniş bant İnternet bağlantısı çalıştığı sürece Ustream gibi platformlardan yapılan canlı yayınlar, bir yanıyla anaakım medyanın yap(a)madığını yapmakta, diğer taraftan sosyal medya ortamlarında akan dezenformasyonun bir ölçüde önüne geçmektedir.

Gerçek zamanlı paylaşım olanağı bulunmadığında da çok sayıda fotoğraf ve videonun kayıtlanması, kanıt niteliğindeki görüntülerin bir araya getirilebilmesinde önemli rol oynamaktadır. Burada göz önünde bulundurulması gereken, bu kayıtlamaları özellikle müdahale ve/veya arbede sırasında gerçekleştirmenin zorluğudur. Kaçışmaların yaşandığı bu anların sağlıklı biçimde kanıtlanabilmesinin önkoşulu, farklı açılardan ve çok sayıda oluşturulan kaydın daha sonra birleştirilmesidir.

Tüm bu içeriklere biz üre-tüketici ve kullanıcı türevli içerik devrimi diyebiliriz… Geleneksel medya ortamları olaylara ekranlarını mikrofonlarını kapattıkça, kendine otosansür uyguladıkça Türkiye’de kullanıcıların içerik üretimi giderek artacaktır.

 Bibergazı saldırısı

 Bilgi Eşitsizliğini Gidermede Sosyal Medyanın     Rolü

Barışçı yurttaş hareketlerinde iktidarların en önemli avantajları “bilgi eşitsizliğidir” (information asymmetry). Bundan kasıt iktidarın eylemlerinden hoşnutsuz kitlelerin muhalefet eylemleri sürecinde iktidarın bilgiye sahip olması, ancak bunun sivil haklarını kullanan yurttaşlar için geçerli olmamasıdır. Söz konusu olan bilgi makro veya mikro düzeyde olabilir. Makro düzeydeki bilgiden kasıt ülkede ve dünyada eylem konusundaki değerlendirmeler ve diğer coğrafi bölgelerdeki eylemlerin durumudur. Varsa yaralıların durumu, kaçış yönleri veya kolluk güçlerinin pozisyonu gibi bilgiler ise mikro düzeyde değerlendirilebilir.

İktidar tanım gereği makro ve mikro bilgiler konusunda genellikle hiçbir sıkıntı çekmez. İletişim kanallarının her zaman açık olduğu bir ortamda yukardan aşağı sıkı bir örgütlenmenin güdümündeki kolluk güçleri yurttaş hareketlerini fiili olarak şiddet kullanarak veya şiddet kullanma tehdidiyle bastırmaya çalışırlar.

Ancak bu durum yurttaşlar için geçerli değildir. Özellikle barışçı bir eylem içinde olanlar genellikle birbirlerini tanımazlar. Bu nedenle mikro ve makro planda teknik araçlar vasıtasıyla iletişim kurma imkanları çok sınırlıdır. Makro planda bilgi sağlayabilecekleri kaynak televizyon ve radyo gibi kitle iletişim araçları olabilir. Ancak bu araçların yurttaşın haber alma hakkına saygı düzeyleri ülkeden ülkeye değişir.

Bu alışılmış durum son yıllarda büyük bir değişikliğe uğrama sürecindedir. Sosyal medyanın yaygınlaşması ile birlikte yurttaşlar hem makro hem de mikro planda neredeyse iktidarın sahip olduğu imkânlara yakın bir düzeyde iletişim olanaklarına sahip olmuşlardır. Internet erişimli mobil cihazların yaygınlaşması eylem esnasında hareket kabiliyetini olağanüstü düzeylerde artırmıştır. Twitter ve Facebook gibi uygulamalar daha önce önemli bir handikap olan yurttaşların birbirlerini tanıma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır. Zira ancak birebir iletişimi sağlayabilen cep telefonu gibi araçlar yerine bir kaynaktan sınırsız alıcıya yönelik yayın yapan Twitter gibi uygulamalar yurttaşların mikro ve makro bilgi ihtiyacını mükemmele yakın bir düzeyde karşılamaktadır. Ancak bu durum tanım gereği sadece İnternet kullanıcıları için geçerlidir. Bu kesimin dışındaki geniş halk kitleleri hala klasik kitle iletişim araçlarına muhtaçtır.

“Gezi Parkına Sahip Çık” hareketinde yurttaşlar, siyasi iktidara karşı sosyal medya ortamları dolayımıyla kendi lehlerine bilgi eşitsizliğini giderdiler. Arap isyanlarında ve Öfkeliler hareketlerine önemli bir işlevi olan sosyal medya Gezi Parkı eylemlerinin başarılı olmasında da kritik bir rol oynadı.

Eylemler sırasında ekranlarında toptan karartma uygulayan anaakım medyanın bu utanç verici hali kamuoyu tarafından açık-seçik görüldü. Muhalif siyasi hareketlerin hiç yabancısı olmadığı bu davranış, en geniş halk kesimleri tarafından belki de ülke tarihinde ilk kez fark edildi. Anaakım medyanın tamamına yakını, gösteri yapan ve bu sırada emniyet kuvvetleri tarafından orantısız şiddete maruz kalan yüzbinlerce insan yerine doğa belgeseli göstermeyi tercih ettiler.

Sosyal medya destekli bu yurttaş hareketinin daha önceki yurttaş hareketlerinden çok önemli bir farkı “iletişim yoğunluğu” olarak adlandırılabilecek bir niteliğe sahip olmasıydı. Bu da eylem halinde olan yüzbinlerce kişinin yine yurttaşın arasındaki onbinlerce kişi tarafından kaydedilmesiydi. Bu durum daha önce alışık olunan medya olaya ve olguya ilişkin eksiltimini, yanlışlanmasını ya da aşırılaştırılmasını boşa çıkarıyordu. Bu ortamda sosyal medya geleneksel medyanın oluşturduğu boşluğu olağanüstü bir etkinlikle doldurarak hem makro hem de mikro planda sivil katılım haklarını kullanan yurttaşlara mükemmel düzeyde destek sağladı. Bu destek öylesine etkili oldu ki, çalışma arkadaşlarının tümüne yakını Twitter kullanıcısı olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Twitter’ı ve sosyal medyayı “toplumun baş belası” ilan etti. Bu işaretle sosyal medya bir anda günah keçisi haline getirildi. Binlerce görsel-işitsel malzeme arasından kimin tarafından oluşturulduğu bilinmeyen 10-20 civarındaki fotoğraf ve video kaydı cımbızla seçilerek sosyal medyanın “güvenilmezliği” vurgulanmak istendi. Oysa demokratik bir toplumda yapılması gereken sosyal medya ortamlarını günah keçisi ilan etmek yerine, bilgi eşitsizliğini gidermedeki rolünü ve yurttaşa bükülümünü görmek olmalıdır.

Son olarak yeni medya ortamlarının kullanımına ve ortamlara bakışa yönelik temel kaygılarımızı belirtmemiz gerekli. Bu kaygıların nedenleri ve çözüm yolları üzerinde hiç şüphesiz ayrıntılı olarak düşünülmesi gereklidir.

1.   Türkiye’de devlet veya şirket kaynaklı olası bir sansür/İnternet erişim engeli veyahut DPI kullanımı durumunda yurttaşın Twitter ve Facebook’a sıkışmışlık durumu; İnternet kullanımının Facebook veya Twitter kullanımına indirgenmesi durumu

2.      Yurttaşın ağ tarafsızlığını ihlâl eden başta TTNET tekeli olmak üzere ağ güdümü dışında alternatif İnternet’e erişim kanalları ve şifreleme konusunda bilgi yoksunluğu

3.  Aktivistler için özgür yazılım temelli açık kaynak kodlu çevrimiçi araçların kullanımı geliştirme ve yaygınlaştırma konusunda eksiklik

4.        Yeni medya ortamlarındaki dijital gözetim güçlenen varlığı

5.   Siyasi iktidarın, özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sosyal medya ortamına yönelik nefret söylemi üretmesi ve itibarsızlaştırma çabası.

6.  Sosyal medya ortamları kamusal alan rolü görecekse, farklı fikir ve kanaat sahiplerinin farklı hashtagler veyahut gruplarda kümelenmesi, benzerlerin birbirini bulması durumu ile demokratik bir müzakere kültürünün gelişmemesi/yeşermemesi olgusu. Bu olguya ek olarak özellikle siyasi partilerin gençlik kollarının ürettiği gayrimedeni ve hakaretamiz söylemin varlığı

7.    Ayrıca hükümetin İnternet ve sosyal medya ortamlarına yönelik “istesek keserdik” şeklindeki açıklaması da kaygı vericidir.

Aktivistler için çevrimiçi araçlar geliştirmenin zorunluluğu

Süreç boyunca genel iletişimin sağlandığı Twitter, hareketin başlamasının ardından Türkiye’deki kullanıcılarına herhangi bir engelleme yapmayacağını duyurmuştur. Zaman zaman kesilmeler yaşansa da Twitter’ın kastından söz edilebilecek kanıtlar bulunmamaktadır. Ayrıca devlet, yukarıda bahsedilen biçimler dışında, topyekün bir engelleme veya kesinti yoluna gitmemiştir.

Öte yandan, neredeyse hareketin kendisi anlamına gelen iletişim ve örgütlenme ağlarının kaderi, ne Twitter ne de diğer ticari / sahipli mecralara terk edilemeyecek kadar değerlidir. Bu sebeple alternatif mecraların tanınması, yeni araçların yaratılması ve engelleme durumunda ağın sürekliliğini sağlayacak planların hazırda tutulması zorunludur.  Böylesi kesintilerin sonucunun korkunç olduğunu Arap Baharı deneyimlerinde gördük. Şiddetin dozunu arttırmak ve hatta katliam girişimleri için hareketin birbiriyle ve dış dünyayla bağlarını kesmek ilk adım olmuştur.

Kesintilere karşı telefon hatları üzerinden bağlantı olanaklarının sağlanması, mümkün olduğunca anonim ve dağıtık alt ağlar kurulması iyi bir yol olabilir. Gönüllülerin bir telefon ve dial-up modem ile ya da mobil telefonlarına indirecekleri dial-up yazılımları ile katılabilecekleri ağ ya da ağlar işleri oldukça kolaylaştıracaktır. Yine bu ağ üzerinde özellikle dünya ile bağları hızlı bir şekilde kuracak, enformasyon/bilgi akışı sağlayacak güçlü düğümlerin yer alması işleri kolaylaştırabilir. Bunun için gönüllü STK’lar veya basın kuruluşlarından yardım alınabilir.

Mecraların sansürüne karşı da çeşitli alternatifler bulunuyor. identi.ca iyi bir mikroblog alternatifi olarak öne çıkıyor. WordPress, tumbrl gibi blog/fotoblog sitelerinin yanısıra kolay kurulur ve taşınır, tıkla kur, eposta/tweet/sms ile yayın yap gibi kolaylıkların bulunduğu araçların geliştirilmesi toptan engellemeleri aşmanın yolu olacaktır.

EMO’nun sağladığı sms2tweet servisi de kayda değer bir girişimdir. Bu deneyim mutlaka değerlendirilmelidir. Ayrıca Türkiye’de faaliyet gösteren tüm operatörlerin desteklediği Twitter SMS hizmeti, İnternet’e ulaşılamadığında da Twitter üzerinden bilgi paylaşımına olanak tanımaktadır. Bu işlevin nasıl kullanılabileceği operatörlerin web sitelerinde açıklanmaktadır.

Bu noktada, yurttaşın İnternet kesintisi ve sosyal medya ortamlarında “devlet” eliyle yapılacak müdahalelere karşı alternatif İnternet’e erişim kanalları konusunda kısaca bilgilendirmek istiyoruz:

Türkiye’de İnternet kesintisi yapılması durumunda dış dünyaya erişmek için dial-up numaraları

·                     Tel. No: 0046850009990 User: telecomix Password: telecomix

·                     Tel. No: 00492317299993 User: telecomix Password: telecomix

·                     Tel. No: 004953160941030 User: telecomix Password: telecomix

·                     Tel. No: 0033172890150 User: toto Password: toto

·                     Tel. No: 0046708671911 User: toto Password: toto

·                     Tel. No: 0031205350535 User: xs4all Password: xs4all

SMS ile Tweet

“EMO” boşluk mesajı yazıp 4730′a kısa mesaj (SMS) atabilirsiniz. Buraya gönderdiğiniz mesajlar Twitter’da yayınlanabilir.

 

VPN Bilgileri

Şu bilgileri kullanarak VPN erişimi yapabilir ve İnternet ortamındaki sansürü aşabilirsiniz:

Username: vpnbook Password: rac3vat9

1.                  Server #1: euro1.vpnbook.com (Anonymous VPN)

2.                  Server #2: euro2.vpnbook.com (Anonymous VPN)

3.                  Server #3: uk1.vpnbook.com (UK VPN – optimized for fast web surfing; no p2p downloading)

4.                  Server #4: us1.vpnbook.com (US VPN – optimized for fast web surfing; no p2p downloading)

Kaynak: http://www.alternatifbilisim.org/wiki/Kesinti_ve_Sans%C3%BCr_Durumunda_Alternatif_Eri%C5%9Fim_Yollar%C4%B1

 Alternatif Bilişim Derneği

5 Haziran 2013


İran’da Google’a erişim yasaklandı….

Eylül 25, 2012
İran hükümetinin arama motoru Google ve onun e-posta hizmeti Gmail’e koyduğu erişim yasağı uygulanmaya başladı.
Yetkililer “halkın ısrarlı talepleri üzerine” başlattıkları yasağın ikinci bir karara dek süreceğini söylüyor.

Yasağın sebebi konusunda resmi açıklama yapılmadı ancak İran medyası, kararın İslam’a hakaret eden Müslümanların Masumiyeti filmine yanıt olduğunu söylüyor.

Filmden parçaların yayınlandığı video paylaşım servisi YouTube, Google’a ait.

YouTube sert tepkilere rağmen videoyu siteden çıkarmayı reddetmişti.

Ancak ülkedeki bazı çevreler de bu yasağın filme verilen geçici bir tepkiden ibaret olmadığı endişesini taşıyor.

Onlara göre İran’ın bir intranet, yani ulusal elektronik iletişim ağı kurma çabalarının parçası olarak gördükleri bu yasak kalıcı olabilir.

SİBER TEHDİTLER YÜZÜNDEN Mİ?
İran zaten dünyanın en kapsamlı internet filtrelerinden birini kullanıyor ve pek çok siteye erişimi yasaklıyor.

Buna karşılık pek çok kişi, Sanal Özel Ağ (VPN) programları kullanarak bilgisayarlarını yurtdışındaki bir adresten bağlanıyormuş gibi gösteriyor.

Ancak bu da her zaman başarılı olan, hızlı bir yöntem değil.

İran İslam Cumhuriyeti, nükleer programına 2010 yılında yapılan Stuxnet saldırısı ardından siber güvenlik çabalarını artırmıştı.

Bunu başka dış kaynaklı saldırılar da izlemiş, son olarak İran İletişim ve Teknoloji Bakanı Rıza Takipur “İnternetin kontrolü bir ya da iki ülkenin elinde olmamalı. Özellikle önemli konularda ve kriz döneminde bu ağa hiç güven olmuyor.” diyerek kendi iletişim ağlarını geliştirmeye mecbur olduklarını söylemişti.

Reuters ajansına göre İran İntraneti’nin gelecek yıl tam kapasite hizmete girmesi bekleniyor. Ancak bunun ardından küresel internete erişimin kesileceği yönünde bir açıklama henüz gelmedi.

İranlı Mehr haber ajansına göre İletişim ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Ali Hekim-Cevadi, tüm resmi kuruluşların “ulusal enformasyon ağına” bağlandığını söyledi.

Hekim-Cevadi bir sonraki hedefin vatandaşların da buraya bağlanması olacağını söyledi.

GOOGLE İLE ANLAŞMAZLIK
İran ile Google daha önce de karşı karşıya gelmişti.

Tahran yönetimi geçen Mayıs’ta Google Harita hizmetinde “İran Körfezi” tanımını silip, İran ile Arap yarımadası arasındaki suları adsız bırakan şirkete tepki göstermişti.

Yetkililer Mart ayındaki meclis seçimleri öncesinde de Google ve Gmail’e erişimi engelledi.

AFP ajansı, İran’da pek çok şirketin diğer ülkelerdeki ortaklarıyla yazışmalarında Gmail’i kullandığını bildiriyor.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/planet/21542959.asp Erişim tarihi 25.09.2012


%d blogcu bunu beğendi: