Kitaplar

Yeni Medyada Nefret Söylemi


Kalkedon Yayınları
2010

Günümüzde nefret söyleminin yayılma biçimleri, internet ve toplumsal paylaşım ağlarının (yeni medyanın) gündelik iletişim dokularında her gün yaratmakta olduğu değişimlerle yakından ilişkilidir. Gazete, radyo, televizyon, hatta cep telefonu gibi diğer temel iletişim teknolojilerinin aksine; yeni medya, etkileşimli kamusal alanlar yaratarak nefret söyleminin yaşam bulabileceği ve yeniden üretime girebileceği en elverişli ortamı sağlamıştır. Derlemenin ilk yazısında Mutlu Binark bu konuyu ele alarak, nefret söylemi ve yeni medyada yayılım biçimleri konusunda güncel ve akademik birçok çalışmayı aktarıyor. Nefret söyleminin cinsiyet, millet, ırk gibi farklı örnekleri ve kısıtlanmasına yönelik çalışmalar hakkında genel bir fikir oluşmasını sağlıyor.

İkinci bölümde İlden Dirini internet okurlarının gazete haberlerine yaptığı yorumları ele alıyor. İlk bakışta önemsiz görülebilecek bu yorumların söylem (ve nefret söylemi) üretiminde haberlerin önüne geçtiğini ve geleneksel medya ve politikacıları bile etkileyebildiğini görüyoruz.

Eser Aygül, internet kullanımındaki payı hızla artan toplumsal paylaşım ağlarında nefret söyleminin yayılma biçimlerini incelediği makalesinde; etiketleme, damgalama, stereotip oluşturma gibi pratikleri Facebook’ta bulunabilecek sayısız nefret grubundan alıntılarla örnekleyerek okurların dikkatine sunuyor.

Tuğrul Çomu’nun çalışması internet üzerindeki görsel paylaşım ağlarında nefret söyleminin rolünü ele alıyor. Görüntü paylaşımı kolaylaştıkça ve kalite gereksinimi düştükçe nefret söylemi paylaşılan görüntülere giderek daha görünür olarak girme ve yayılma şansı buluyor.

Beşinci bölüm, Günseli Bayraktutan-Sütcü’nün dijital oyunlarda nefret söylemini inceleyen çalışmasından oluşuyor. Özellikle cinsiyetçilik ve cinsiyet rolleri, rol yapma oyunlarında bir fantazi olarak yeniden üretiliyor.

Altuğ Akın nefret söyleminin model örneği diyebileceğimiz holiganizmin spor seyircisini, taraftarları ve spor yazarlarını nasıl etkilediğini inceliyor.

Burak Doğu’nun hazırladığı yedinci bölüm ise farklı bir perspektif getirerek, internet üzerinde nefret söylemi ile mücadele etme yollarını araştırıyor.

Son bölümde Ayşe Kaymak nefret söylemini bir hukuk sorunu olarak ele alıyor. Nefret söylemini diğer söylemlerden nasıl kesin olarak ayırt edebiliriz sorusundan yola çıkan yazı, yargı katında nefret söyleminin tanınarak kısıtlanmasına yönelik bilgiler vererek yol gösteriyor.

Nefret söylemleri hayatın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Bu söylemler esas mahiyetleri görünmez kaldığı ölçüde ideolojik işlev gösterirler ve toplumsal çatışmaların maddi sebeplerini örterek bizi demokratik çözümlerden uzaklaştırırlar. Bu örtüyü kaldırmanın tek yolu, o söylemlerin “nefret söylemi” olduklarını açığa çıkararak toplumsal olarak mahkum edebilmektir. Biz bu kitapta, gündelik yaşamda ve bütün toplumsal alanlarda nefret söylemlerinin görünür kılınabilmesi için okurlarımıza yol göstermeyi amaçladık. Başlattığımız tartışmanın akademik, gündelik ve diğer alanlarda yayılarak sürmesini umuyoruz.

Sipariş için: İdefix

***

Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook:

“Görülüyorum Öyleyse Varım”

görülüyorum öyleyse varımKalkedon Yayınları
Eylül 2009

Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook: “Görülüyorum Öyleyse Varım!” adlı bu çalışmada, Facebook kullanımına ve Facebook ortamına ilişkin iki farklı çerçeve çizdik. Facebook kullananların mahrem algısının değişmesi, kamusal alanda gözetim ve denetimi nasıl kavrayarak, uyum sağladıkları ile, Facebook vb. toplumsal paylaşım ağlarında gelişen iki yeni olgu: teşhircilik ve muhbircilik. Bu iki olgu, yeni medyanın gündelik yaşam rutini içerisindeki önemli rolünün de yansılarıdır, denilebilir. Yeni medya döneminde dolaşıma sokulan popüler kültür anlatılarında bireye haz veren artık görüntünün egemenliğidir. Görsel olanın egemenliği, beri yandan da sürekli görmeyi ve görülmeyi de doğal ve meşru hale getirmekte, bu iki edimin de birey tarafından kanıksanmasını sağlamaktadır. Görmek isteyen birey mikro iktidar düzleminde toplumsal paylaşım ağlarında eski ve/veya yeni arkadaşlarını gözetlemekte, makro iktidar düzleminde ise bu bireyin sanal uzamda bıraktığı tüm elektronik ayak izleri başta ulus-devletin emniyet güçleri olmak üzere tüm kapitalist örgütlenmeler tarafından da takip edilmektedir. Toplumsal paylaşım ağlarında tıklanan reklamlar, ziyaret edilen arkadaş hesapları sürekli ve düzenli olarak reklamcılık ve pazarlama şirketleri tarafından ayrıntılı olarak kayıtlanmakta ve kişiselleş(tiril)miş reklam kampanyası veya ürün tanıtımı için bu veri bankası kullanılmaktadır.

Biz bu çalışmada Facebook kullanılmasın demiyoruz; okumalarımızın ve etnografik alan çalışmamız sonunda, Facebook vb. toplumsal paylaşım ağlarını mahrem olgusunun değiştiğinin, ulus-devletin emniyet güçleriyle ve kapitalist şirketlerin reklam ve pazarlama birimleri tarafından veri bankası oluşturma amaçlı gözetlendiğimizin, kendimizin de bizatihi her seferinde başkalarının profillerine, duvarlarına ve görsel paylaşımlarına baktığımızda gözetim ediminde bulunduğumuzun, kendimize de bakılacağını bilerek-tam da bu nedenle “Facebook sahnesi”nde bilerek ve isteyerek belli bir performans sergilediğimizin, görmekten ve göstermekten bir haz aldığımızın farkında olalım, bu farkındalık ile yeni medya ortamlarını kullanalım diyoruz. Facebook vb. toplumsal paylaşım ağlarında “iktidarın gözü”, iğne deliğinden oldukça incelikli bir şekilde geçmektedir. Neredeyse, iktidarın kendini tesis etmekteki başarısı görünmezliğinden ve doğallığından kaynaklanmaktadır. Bu incelik üstüne bir de bireyselleşmenin getirdiği “teşhir” etme arzusu eklenince; yukarıda daha önce söz ettiğimiz iki düzlemli/katmanlı iktidar örüntüsü ortaya çıkmaktadır: makro politik ve mikro politik iktidar. Bu her iki düzlemde kurulan iktidar, son kertede bireyi, kendi varoluş koşullarını denetlemek, değiştirmek konusunda güçsüzleştirir; egemen olan durum tanımları tarafından bireyin özerkliği emilir ve sahne performansı, gündelik rutinlerinin güzergâhı belirlenir. Kamusal alan artık özel olanı da içermiştir: ikili ilişkiler, kaygılar, korkular, sevinçler, acılar, hayal kırıklıkları ve umutlar…

Sipariş için: İdefix

***

Yeni Medya Çalışmaları

Yeni Medya ÇalışmalarıDipnot Yayınları
2007

Başkent Üniversitesi’nden Mutlu Binark’ın derlediği kitapta hayatımızda gitgide daha çok yer kaplayan “yeni medya” üzerine 11 makale var.

“İnternet’e erişerek e-posta dolayımıyla iletişim kurmak, MSN’de sohbet etmek, web sitelerinde enformasyon aramak, e-alışveriş yapmak, çevrimiçi veya çevrim dışı oyun dijital oynamak ve benzeri sanal uzamda gerçekleşen edimler gündelik yaşamımızda geleneksel medyanın kapladığı yeri ve zamanı alıyor. Yeni medya artık yaşamın herYour browser may not support display of this image. yerinde.”

Başkent Üniversitesi, İletişim Fakültesi öğretim üyesi Mutlu Binark‘ın derlediği “Yeni Medya Çalışmaları”, Dipnot Yayınları’ndan çıktı.

Kitapta farklı alanlarda çalışan akademisyenlerin bu başlık içine girecek 11 makalesi yer alıyor.

Giriş yazısında Binark, bu alanın disiplinler ararsı boyutuna dikkat çekiyor ve derlemenin konuyla ilgili yapılacak yeni araştırmalara kavramsal bir zemin sunmayı  amaçladığını belirtiyor.

Kitapta yer alan makaleler ve yazarları şöyle:

  • Yeni Medya Çalışmalarında Yeni Sorular ve Yöntem Sorunu, Mutlu Binark
  • İnternet ve Görselin İmhası: İnternet İçeriğini Analiz Etmek için Kuramsal Model Arayışları, Halil Nalçaoğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi
  • İktidarın Müzelerinin Sanal Uzamdaki Varlığı Üzerinden Siyasal İletişimi Yeniden Düşünmek, Günseli Bayraktutan Sütcü, Başkent Üniversitesi
  • Yurttaşlık Haklarının İnşası Ekseninde Eskişehir Yerel Basınından Online (Çevrimiçi) Bir Örnek: Midas Gazetesi, Erdal Dağtaş, Anadolu Üniversitesi
  • Teknogünlüklerdeki Çok(lu) Sessiz Yaşamlar: Yeni Medyanın Sessiz Enstrümanları-Yeni Orta Sınıf Gençlik, Mutlu Binark, Günseli Bayraktutan Sütcü
  • Küreselleşme, Tüketim Kültürü ve İnternet’teki Gençlik Siteleri, Mehmet Güzel, Gazi Üniversitesi (doktora)
  • İnternet’in Türkiye Kadın Hareketi Üzerindeki Etkisi: Kadın Kurultayı E-grubu Örneği, Gamze Göker, Ankara Üniversitesi (doktora)
  • Sanal Uzamda ve Mudlarda Eril-Dişil Kimliklerin Yeniden İnşası, İdil Soyseçkin.
  • “Güzel Ahlaklı Biriyle Hayırlı Bir İzdivaç İçin”: İslami Evlilik Siteleri, Dönüşen Mahremiyetler ve Kadın Öznelliği, Fatma Tütüncü.
  • Şebeke Toplumunda Direniş: Hasker Kültürü ve Teknoloji Etiği, Oğuzhan Taş, Ankara Üniversitesi (doktora)
  • Terapötik Kişilerarası İletişimde Yeni Bir Açılım: E-terapi, Serpil Aygün Cengiz, Başkent Üniversitesi (EÜ)

Kaynak: BİA Haber Merkezi – 8 Şubat 2008

Sipariş için: İdefix

***

Eleştirel Medya Okuryazarlığı

Kuramsal Yaklaşımlar ve Uygulamalar

Eleştirel Medya OkuryazarlığıMutlu Binark – Mine Gencel Bek
Kalkedon Yayınları
2007

Eğitimin gerçekleştiği dersliklerde üretilmiş bilgi düzenli olarak ve belli disipline edici tekniklerle aktarılır, böylelikle verili ve belirli bilgi toplumsal olarak yeniden üretilmiş olur. Bilginin bu şekilde aktarımı, eğitici ile öğreneni dikey bir iletişim ilişkisi içinde konumlandırır. Bu ilişkide eğiticinin toplumsal, kültürel ve siyasal misyonu, “doldurulması” gereken boş kaplara benzer öğrencilerin gerektiği gibi şekillendirilmesidir. Öğrenciye düşen görev ise, eğitim-öğretim süreci içinde kimlik kurucu öğelerini derslik dışında bırakması ve eğiticinin her türlü müdahalesine kendini olabildiğince teslim etmesidir. Bu aktarmacı eğitim modelinden, Paulo Freire’nin deyişiyle “bankacı eğitim modelinden” (1998a, 1998b, 2003a) farklı olarak,   BAŞKA türlü, “sorun tanımlayıcı eğitim modeli” çerçevesinde, eğitim sürecinin iki aktörünün eşit ve eş anlı katılımıyla, eğitim sürecinde yer alan tüm ögelerin ve yapıların tartışılmasıyla birlikte (yeniden) üretilmesi ve/ya yerinden edilmesi gerekmektedir. Eğitim sürecinde bilişsel, davranışsal ve duyuşsal boyutları birbirlerinden yalıtmamak, diğer bir deyişle kopartmamak gerekmektedir. Eğitim süreci ve derslikler öğrencinin kültürel sermayesinin geliştirimine ve zenginleştirimine yol açmalı, bu zenginleştirimin de özgür ve eleştirel akılla gerçekleşmesine, böylesi bir aklın araçları ile toplumsal ve kültürel alanda öğrencinin çeşitli üretimlerine/katkılarına olanak vermelidir. Bu noktada, eğitim sürecinin neden eleştirel pedagojinin ilke ve açılımlarından beslenmesi gerektiği ortaya  çıkar.

Eleştirel pedagoji, medya üzerine medya dolayımı  ile çalışılan İletişim Fakültelerindeki öğretim üyelerinin ve medya okuryazarlığı üzerine çalışan tüm eğitimcilerin dikkat etmesi gereken, BAŞKA ve FARKLI sözün, bakışın üretimine olanak veren pedagojik bir anlayıştır. Eleştirel pedagojinin sağladığı açılımla, medya hakkında düşünürken ve çalışırken, tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik bağlamların öneminin, bu bağlamların eğitim sürecindeki aktörler tarafından nasıl algılandığının ve eğitim sürecinde dolaşıma giren ve yeniden üretilen bilginin farklı şekillerde yaşama geçirilme pratiklerinin farkına varabiliriz. Sorun tanımlayıcı eğitim modelinde,  öğretmen ve öğrenci birbirlerinden yalıtılmış konumlarda değillerdir. Her ikisi de, “idrak etme” sürecinde öznedir: “Öğretmen öğrencilere malzemeyi, üzerinde düşünmeleri için sunar ve öğrenciler kendi düşüncelerini ifade ederlerken o da önceki değerlendirmelerini yeniden gözden geçirir” (Freire, 2003: 58).

Bu çalışmada eleştirel pedagoji temelinde, dünyada ve Türkiye’deki uygulamalarla medya okuryazarlığı tarihsel bir izlek üzerinden açımlanmakta, ana akım iletişim paradigmasından beslenen medya okuryazarlığından neden eleştirel medya okuryazarlığı yaklaşımına geçilmesi gerektiği açıklanmaktadır. Eleştirel medya okuryazarlığı, medya sektörünün bu kültürel metinleri üretme koşullarını ve süreci gösteren, gündelik yaşam pratikleri içinde metinlerin yerini ve medya kullanım pratiklerinin bireyin bilişsel dünyasında yol açtığı çeşitli durumları ortaya çıkaran somut uygulamalar üzerinden ele alınmalıdır. Böylelikle eleştirel medya okuryazarlığının kavramlarının gündelik yaşamın her alanında YAŞANIR ve İÇSEL KILINMASI için temel bir yol haritası çizilebilir. Bu şekilde dersliklerde farklı kimlik tasarımlarına sahip öğrenciler kendi verili ve belirli habitus’larını derslik içi ve dışı uygulamalara taşıyabilir, iletişim çalışmalarının temel kavramları ile etkileşime girebilir. Bilindiği üzere, eleştirel pedagojide öğrencilerin sadece öğreten/eğitmen ile değil, birbirleriyle de etkileşime girmeleri esastır. Bu izlek üzerinde, öğreten-öğrencilerle, öğrencilerde kendi aralarında etkileşime girebilir ve “Hangi koşullarda, neyi, nasıl ve niçin yapmaktayız? ya da yapamamaktayız?” sorusunu sorabilirler. Bu çalışma medya okuryazarlığı konusunda ana akım iletişim paradigmasından üretilen ve dolaşıma sunulan “aktarmacı” ve “korumacı” bilgiye karşı, FARKLI ve BAŞKA bir pencereden, medya okuryazarlığı olgusuna bakmakta, medya okuryazarlığını eleştirel pedagojinin temel ilkeleriyle buluşturma çabası içine girmektedir. Bu çalışmanın ana akım medya okuryazarlığı çalışmalarından özsel farkı, eleştirel medya okuryazarlığı kavramı ile katılımcı yurttaş arasındaki bağı kurmasıdır. Burada ele alındığı şekliyle, eleştirel medya okuryazarlığının amacı, yurttaşın toplumsal, kültürel, siyasal ve ekonomik alanlarda etkin aktör olarak her türlü karar mekanizmasında yer almasını, aldığı kararların da sorumluluğunu üstlenmesini, öz-düşünümsel bir bilinç ile sorumluluk etiği geliştirmesini desteklemektir.

Çalışmanın Birinci Bölümü’nde ilk olarak eleştirel pedagojinin temelleri John Dewey ve Frankfurt Okulu’nun çalışmalarından başlatılarak, Paulo Freire, Henry A. Giroux, Basil Bernstein, Peter Mc Laren, Michael W. Apple’yi izleyerek eleştirel pedagojinin ilkeleri açımlanacaktır. Çalışmanın İkinci Bölümü’nde ise ana akım medya okuryazarlığı yaklaşımı ile eleştirel medya okuryazarlığı yaklaşımı  kuramsal olarak irdelenecektir. İkinci Bölüm’de eleştirel medya okuryazarlığı ile geleneksel ve korumacı medya okuryazarlığı kavramsal olarak ayrımlaştırılacaktır. Üçünde Bölüm’de ise farklı ülkelerde ve Türkiye’deki çeşitli eğitbilimsel uygulamalar örneklendirilecektir. Çalışmanın Dördüncü Bölümü’nde, öncelikli eylem alanı olarak saptadığımız toplumsal cinsiyet rolleri ve bunların inşası medya okuryazarlığıyla ilişkilendirilip, uygulama çerçeveleri çizilecektir. Bu konunun eleştirel medya okuryazarlığı eğitimi ve uygulaması için öncelikli eylem alanı olarak seçilmesinin nedeni ise gündelik yaşamda deneyimlediğimiz ve zihin örüntülerimizde doğallaştırılan cinsiyetçiliğin her türünün ve başat cinsiyet rejiminin medya metinleri dolayımıyla pekiştirilmesi, yeniden dolaşıma sokulmasıyla ilişkilidir. Yeni medya ortamı da geleneksel medya ile koşut bir şekilde gündelik yaşamdaki bu başat değerlerin ve örüntülerin hızla yeniden üretildiği bir alana dönüşmektedir. Çünkü, eleştirel medya okuryazarlığı bireye başat değer ve örüntülerin sorgulanması bilincini  sağlamaktadır. Çalışmanın Sonuç Bölümü’nde ise, eleştirel medya okuryazarlığı ile katılımcı yurttaşlık arasında ilişki kurularak, toplumsal dönüşüm olanaklarından biri olarak eleştirel medya okuryazarlığının temel yapı taşlarının neler olması gerektiği vurgulanacaktır.

Eleştirel medya okuryazarlığı yaşadığımız hayatın neden böyle olduğunu sorgulamaya, soruşturmaya yöneltir, yöneltmelidir. Dolayısıyla eleştirel medya okuryazarlığının hedefi zaten güçlü ve hegemonik olan bazı değerlerin bir kez daha üretilmesine hizmet etmek yerine, gençlerin iktidar ilişkileri konusunda daha bilgili, ötekine saygılı, duyarlı yurttaşlar olmasına katkıda bulunmak ve ötekileştirici değerleri ve mekanizmaları dönüştürmek olmalıdır. Eleştirel medya okuryazarlığı, medya metinlerini eleştirel bir bakış açısıyla okuyabilen ve üretim sürecine müdahil olan yurttaşlık bilincinin geliştirilmesiyle de bu nedenle yakından ilişkilidir.

Eleştirel pedagoji, eleştirel medya okuryazarlığı  ve uygulamaları üzerine düşünmeye ve üretmeye başladığımız yerler olan Ankara, Başkent ve Gazi Üniversitesi İletişim Fakültelerinde verdiğimiz bu derslere giren  tüm öğrencilerimize, bu derslerde kavramlara ilişkin sorular soran, sorun tanımlamaya çalışan ve bu sorunlara ilişkin kendi dilleriyle ve bakışlarıyla yanıt arayıp, çözüm üreten katılımcı öznelere bu çalışma vesilesiyle teşekkürü borç biliyoruz: Onlar olmasalardı zihnimiz açık ve bakışımız duru olmazdı.

Mutlu Binark ve Mine Gencel Bek
Yaz 2007, Ankara

Sipariş için: İdefix

***

Daha Yaşanır Bir Dünya İçin Eleştirel Medya Okuryazarlığı

Hasan Akbulut*

Türkiye’de televizyon başta olmak üzere, iletişim araçlarının yaygınlaşması ve günlük yaşamda artan yeri, son yıllarda en çok tartışılan konulardan biri olarak öne çıktı. Öyle ki, pek çok yayın organında sosyologlar, psikologlar, iletişim bilimciler ve daha başka alanlarda uzmanlar, medyanın izlenme oranın yüksekliğine dikkat çekip, medyayı yalnızca etki sorunsalı çerçevesinde ele aldılar. Sorun bu dar biçimiyle tanımlandığında bile, medyanın başta çocuklar olmak üzere, gençleri olumsuz yönde etkilediğini dile getiren uzmanların önerilerinden biri de medya eğitimi oldu. Ancak bu eğitimin nasıl bir perspektiften, kimler tarafından, niçin yürütülmesi gerektiği sorularına tatmin edici yanıtlar verilmedi ve medya okuryazarlığı eğitimi, adından çokça söz edilen, konu hakkında yazanların da tam olarak ne anladığı belli olmayan öneriler zincirine eklendi. Medya okuryazarlığı eğitiminin, korumacı bir amaçla olsa da, gerekliliğinin gerek basında, gerekse akademide dillendirilmesinin ardından, MEB, 2007-2008 eğitim-öğretim yılından başlamak üzere ilköğretim okullarının programlarına 6, 7 ve 8. sınıflarında okutulmak üzere bir Medya Okuryazarlığı dersi koydu. Perspektif, kaynak ve öğretmen eksikliklerine karşın konunun öneminin anlaşılması açısından umut verici olan bu durumun nasıl sonuçlar doğuracağını hep birlikte göreceğiz.

Kalkedon yayınlarından çıkan Mutlu Binark ile Mine Gencel Bek’in yazdığı Eleştirel Medya Okuryazarlığı: Kuramsal Yaklaşımlar ve Uygulamalar başlıklı kitap ise, medya üzerine edilen laf kalabalığı arasında geçen hafta kitap raflarında yerini aldı. Kitap, her şeyden önce eleştirel medya okuryazarlığının ne olduğu ve nasıl anlaşılması gerektiğine dair oldukça yararlı bir çerçeve sunuyor. Ekleri ve zengin kaynakçası dahil 239 sayfa olan kitap, Önsöz ve Sonsöz hariç, dört bölümden oluşmakta.

Binark ve Gencel Bek, kitaplarının önsöz’üne, neden eleştirel pedagoji ve neden medya okuryazarlığının dediklerini açıklayarak başlıyorlar. Birinci bölümde açımlanan, eğitimin ve öğrenmenin, özgürleştirici olması gerektiğini söyleyen Paulo Freire, Donal Macedo, Michael Apple ve Henry Giroux gibi eleştirel pedagoglar, yazarların çıkış noktasını oluşturuyor. Gerçek bir söz söylemenin dünyayı değiştirmek olduğunu belirten Freire’ın, geleneksel eğitimin öğrencileri edilgenleştiren, onları bilgilerin içine boca edildiği boş tekerlekler olarak gören bankacı eğitim modeline karşı önerdiği, öğrenmenin karşılıklı ve özgürlükçü olduğu problem tanımlayıcı eğitim anlayışı, eleştirel medya okuryazarlığı kavramının geliştirilmesinde belirleyici bir çerçeve sunuyor. Özdüşünümsellik, bağlam ve diyalogun eleştirel pedagojinin temelleri olarak açıklandığı kitapta, eğitimin tarafsız olmadığının altı çizilme. Eğitimin ideolojik temellerini görünür kılan böylesi bir kuramsal temelin ardından yazarlar, çalışmalarının, geleneksel eğitim anlayışını sorgulamaksızın temel işlevi çocukları ve gençleri medyanın olumsuz etkilerinden korumak olan ana akım medya okuryazarlığı çalışmalarından temel farkını da, eleştirel medya okuryazarlığı ile katılımcı yurttaş arasındaki bağ olarak vurguluyorlar. Eleştirel medya okuryazarlığının amacını “yurttaşın toplumsal, kültürel, siyasal ve ekonomik alanlarda etkin aktör olarak her türlü karar mekanizmasında yer almasını, aldığı kararların da sorumluluğunu üstlenmesini, öz-düşünümsel bir bilinç ile sorumluluk etiği geliştirmesini desteklemektir” (10) olarak tanımladıklarındaysa, böylesi bir eğitimin kamusal niteliği daha da belirginlik kazanıyor.

İkinci bölümde ana akım medya okuryazarlığı ile eleştirel medya okuryazarlığı arasındaki ayrım etraflıca incelenmekte ve eleştirel medya okuryazarlığının tarihsel gelişimi yer almakta. Bu bölüme medya sektörünün işleyişini ve medyanın metinsel üretim pratiklerini açımlayarak başlayan Binark ve Gencel Bek, medyanın da tarafsız olmadığını ve dolayısıyla toplumda var olan eşitliksiz güç ilişkilerini yeniden ürettiğini vurgulayarak, eleştirel medya okuryazarlığının, yalnızca medya metinlerini okumaktan ibaret olmadığını, aynı zamanda medyanın ekonomik ve politik olarak okumayı içerdiğini de belirtiyorlar. Farklı ülkelerde medya okuryazarlığının gelişimini ve temel yaklaşımları aktaran yazarlar, temel kavramlara ve uygulamalara ayırdıkları üçüncü bölümde eleştirel medya okuryazarlığını şöyle tanımlıyorlar:

“Yurttaşların farklı iletişim araçlarının özelliklerinin ve olanaklarının, medya sektöründeki üretim ilişkilerinin ve yapısının, bu araçlar dolayımı ile dolaşıma sokulan kültürel metinlerde kurgulanan dünya ve ülke halleriyle, yaşam tarzları önermelerinin, kimlik temsillerinin, medya metinlerindeki uzlaşımların, bu metinleri tüketen izler-kitlenin çoklu ve parçalı aidiyet tasarımlarına sahip olduğunun; bu farklılıkların da medya metinlerini tüketme pratiğinde farklı ve çoklu etkileri olduğunun, ancak medyanın kolektif ve popüler bellek yaratmada önemli rol oynadığının, dolayısı ile üretim ilişkileri ve yapısının, medya metinleriyle tüketim pratikleri arasındaki ilişkisinin bir anlam haritası inşaa etme süreci olduğunun farkındalığını sağlayan kültürel donanım” (101).

Tanımdan da anlaşılacağı üzere eleştirel medya okuryazarlığı, medyanın metin (içerik), sektör (kurum) ve izleyici boyutlarından eleştirel biçimde okumasını sağlayan bir donanım olarak tanımlanmakta. Ancak eleştirel okumanın, eleştirel medya okuryazarlığı için yeterli olmadığını, bunun için cinsiyetçi, ırkçı olmayan, ötekileştirmeyen,  her türlü ayrımcılığa karşı mücadele eden medya metinleri de üretmek, alternatif medya ortamları üretmek ve bu tür oluşumları desteklemek gerektiğini ekleyelim. Uygulamaya dair açılımlar sunan yazarların bu donanıma ilişkin örnekledikleri kendi ders deneyimleri, iletişim akademisyenleri ve öğrencileri için olduğu kadar, medyayla ilgili olan herkes için bu yönden öğretici. Eleştirel medya okuryazarlığı etkinlik örnekleri, aynı zamanda bu etkinlikler aracılığıyla farklı, dönüştürücü bir eğitimin olanaklılığını kanıtlıyor ve derslikleri, cinsiyetçilik, önyargılar, ötekilik gibi toplumsal konuların tartışılabileceği bir kamusal alana dönüştürürken, öğrencilerin eyleyerek farkında vararak öğrenmenin yollarını sunuyor. Yazarlar, çalışmalarının dördüncü bölümünü, eleştirel medya okuryazarlığı için öncelikli eylem alanı olarak saptadıkları toplumsal cinsiyet konusuna ayırmışlar. Bu bölümde gerek medya metinlerindeki, gerekse medya kurumlarındaki cinsiyetçiliği ortaya çıkarmada, eleştirmede ve onlarla mücadele etmede eleştirel medya okuryazarlığının önemine dikkat çekilmekte ve reklamlar, haberler, tv dizileri ve internet gibi yeni medya ortamlarında kadın temsilleri mercek altına alınmakta. Çalışmanın sonsöz’ünde ise yazarlar, tekrar eleştirel medya okuryazarlığı ile katılımcı yurttaşlık arasındaki bağı vurgulayarak, eleştirel pedagoji temelli bir medya okuryazarlığı çalışmasının siyasal gündeminin ‘ırkçılık, cinsiyetçilik ve homofobi gibi ötekini görmezden gelen, dışlayan, baskı altına alan, yok eden başat ideolojilerin eleştirisine dayandığını’ belirtmekteler.

Dilinin yalınlığı  ile birlikte yazarların eleştirel medya okuryazarlığına ilişkin uygulama deneyimlerini aktarmalarının, alandaki uluslararası  örgütleri ve internette bu konuyla ilgili siteleri eklemelerinin de kitabı temel bir başvuru kaynağı kıldığı rahatlıkla söylenebilir. Binark ve Gencel Bek’i, kavramsal çerçevesi güçlü, eklektik olmayan bu çalışmaları için kutlamak gerek. Dileriz Eleştirel Medya Okuryazarlığı kitabı, yalnızca kitap raflarında kalmaz ve geniş bir kitleye ulaşır, eleştirel pedagojiye dayanan eleştirel medya okuryazarlığı etkinlikleri de çoğalarak, içinde yaşadığımız dünyayı bu sürecin öznelerini özgürleştirerek dönüştürür.

* Doç. Dr. Kocaeli Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo, Sinema-TV Bölümü

Kitaplar için 1 cevap

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 141 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: