“YENİ MEDYA ve ETİK” Çalıştayı 7-8 Aralık 2012

Kasım 29, 2012

“YENİ MEDYA ve ETİK” Çalıştayı

Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü

7-8 Aralık 2012

December 7th, Friday / 7 Aralık Cuma

13.00 – 13.30 Opening Speech / Açılış Konuşması Prof. Dr. Haluk Gürgen (BahcesehirUniversity/ Bahçeşehir Üniversitesi

14.15 – 14.30 Coffee Break / Kahve Molası

 

14.30 – 16.00 Social Media, New Media Technologies and Ethics / Sosyal Medya, Yeni Medya Teknolojileri ve Etik

 

SunnyHundal (JournalistandBlogger-Gazeteci ve blogger) Can social media change politics? / Sosyal Medya Siyaseti Değiştirebilir mi?

 

Efkan Bolaç (Attorney at LawandCyberactivist-Avukat ve Siberaktivist) Freedom of Speech and Social Media / İfade Özgürlüğü ve Sosyal Medya

 

İrem İnceoğlu(Assist. Prof, Kadir Has University – Yrd. Doç. Dr. Kadir Has Üniversitesi)Freedom of speech or disinformation? / İfade özgürlüğü ya da dezenformasyon? 

 

 Mutlu Binark(Prof. BaskentUniversity / Prof.DrBaşkent Üniversitesi)Yar. Doç.Dr. Günseli Bayraktutan (Başkent Ünivesitesi), Dr. Emek Kepenek (ODTÜ ATOM)Ethical Issues on New Media Environments: Reasons and A Framework for Ethical Principles / Yeni Medya Ortamlarında Etik Sorunlar-Kökenleri ve İlkeler için Çerçeve Oluşturmak

 

Chair &Discussant: Burçe Çelik (BahçeşehirUniversity)

 

16.00 – 16.30 Coffee Break / Kahve Molası

16.30 – 18.00 News Making and Ethics / Habercilik ve Etik

Deniz Ergürel (Secretary General, The Media Association/Medya Derneği Genel Sekreteri) Media Ethics in Age of Digital Age / Dijital değişim çağında medya etiği

 

Aidan White (EthicalJournalism Network)Journalism and Ethics in the Digital Age / Dijital Çağda Gazetecilik ve Etik

 

Ahmet Abakay (President, ProgressiveJournalists’ Association, Başkan, Çağdaş Gazeteciler Derneği)The Relationship between Power and Media / İktidar Medya İlişkisi

 

Mahmut Çınar (BahçeşehirUniversity / Bahçeşehir Üniversitesi)News Ethics: Concepts and Discussions / Habercilik Etiği: Kavramlar ve Tartışmalar

 

Chair &Discussant: Mehmet Sağnak (Bahçeşehir University)

 

18.00 – 19.00 Coctail / Kokteyl

19.00 – 22.00 Dinner / Akşam Yemeği

December 8th, Saturday / 8 Aralık Cumartesi

 

10.30 – 12.00 State Regulation, Freedom of Expression and Ethics / Devlet Düzenlemesi, Düşünce Özgürlüğü ve Etik

 

Aslı Telli Aydemir (Asst. Prof. Dr. Istanbul Sehir University / Yrd. Doç. Dr. İstanbul Şehir Üniversitesi) Inquiries on ethics of transmedia based sharing platforms and social networks /Transmedya odaklı Paylasim platformları ve Sosyal ağlar etiği üzerine güzellemeler

 

Elif Küzeci (Professor, Bahçeşehir University / Prof.Dr, Bahçeşehir Üniversitesi)  Legislation on new media in Turkey  in the light of freedom of expression and the right of personal data protection / Düşünceyi açıklama özgürlüğü ve Kişisel Verilerin Korunması Hakkı ekseninde Türkiye’de yeni medyaya ilişkin yasal düzenlemeler

 

Yasemin İnceoğlu (Professor, Galatasaray University/ Prof.Dr, Galatasaray Üniversitesi) / Hate Speech, Freedom of Expression and Media / Nefret Söylemi, İfade Özgürlüğü ve Medya

 

Erkan Saka (Bilgi University / Bilgi Üniversitesi)A Brief Look at the New Forms of Censorship as New Media Usage / Yeni Medya Kullanımı arttıkça ortaya çıkan yeni sansür biçimleri

 

Chair &Discussant:Volkan Aytar (Bahçeşehir University)

 

12.00 – 13.30 Lunch Break / Öğle Yemeği Arası

13.30-15.30 Meeting of Working Groups / Panel Gruplarının Bir araya Gelmesi

All
sessions
to
comprise
of 4
presentations
of
20
minutes
with
10
minutes
for
questions
for each speaker.

Her bir
oturum
4 katılımcı
ile
20
dakikalık
sunum
ve
10
dakikalık
soru cevap
bölümlerinden
oluşacaktır.

 

Reklamlar

İnterneti zapt etme hayali: Filtreli internet, BTK, Phorm ve WCIT…

Kasım 28, 2012

Özgür  Uçkan

İster burada, Türkiye’de, ister dünyanın herhangi bir yerinde, isterse Birleşmiş Milletler’de olsun, yönetimler ve otoriteler şunu artık kafalarına soksalar iyi olur: İnternet gibi, dünya vatandaşlarını, yani netdaşları hayati bir şekilde ilgilendiren bir alanda, onlara karşı atacakları hiç bir adım cevapsız kalmayacak…

22 Kasım 2011 tarihinde yürürlüğe giren, BTK’nın adını “güvenli” koyduğu, sansürlü merkezi filtre sistemi bir yılını doldurdu. Alternatif Bilişim Derneği’nin açtığı yürütmeyi durdurma davası da halen Danıştay’da devam ediyor. Derneğin, bu yıldönümü vesilesiyle, diğer ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yayınladığı basın duyurusunda, BTK kararıyla kurulan sözde bilimsel ve özde bürokratik “Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu” çalışmalarıyla ilgili tam bir belirsizliğin sürdüğü ve kamuoyunun bilgilendirilmediği hatırlatıldı; filtreli internetin hedef kitlesine yönelik herhangi bir internet okuryazarlık ve bilinçlendirme katkısı sağlamadığı, son “Avrupa Çevrimiçi Çocuklar Araştırması”nda geçen yıl nerede duruyorsak orada durduğumuz, yani AB sonuncusu olduğumuz vurgulandı; ve “hizmetin” özüne işaret edildi: “Güvenli İnternet Hizmeti ile toplumumuz için tek bir aile tipi ve tek bir çocuk tasarımı verili ve doğal kabul edilmiş, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi İnternet kullanımına eğitsel yatırımlar yapmak, adeta dijital okuryazarlık seferberliğini gerçekleştirmek yerine, İnternet mecrası bir “öcü” ve “tehdit” kaynağı olarak görülerek, bu mecraya erişim sınırlandırılmış ve BTK eliyle ortam disipline edilmiş, düzenlenmiştir.” (http://goo.gl/FhrnH).

Yani kısaca bu “hizmet”, “devlet baba”nın, “tek bir aile tipi ve tek bir çocuk tasarımı” için “bir ‘öcü’ ve ‘tehdit’ kaynağı olarak” gördüğü interneti “disipline etme” çabasından başka bir şey değil. İlk yıl verilerine bakıldığında, kullanımın oldukça düşük seviyede kalmasından hareketle bu çabanın tam bir başarısızlık örneği olduğu söylenebilir. Eğer 15 Mayıs 2011 tarihinde Türkiye’nin tamamında on binlerce kişi sokağa dökülüp bu uygulamayı protesto etmeseydi, AB’den ABD’ye, uluslararası sivil toplum inisiyatiflerinden sendikalara ve diğer demokratik örgütlere geniş bir cephe karşı çıkmasaydı, BTK’nın ilk planı, yani bu filtreyi herkese merkezi olarak dayatma tasarısı gerçekleşecek, Türkiye interneti bugün olduğundan çok daha ağır bir şekilde sansürlenecekti. Ama BTK geri adım attı ve filtre, yine kabul edilemez bir şekilde devlet eliyle ve merkezi olarak, ama seçime bağlı bir biçimde uygulamaya sokuldu. Hala hukuksuzluklar yok değil: Üniversitelerin ve bazı kurumların bu sansür filtrelemesini, sanki kendileri birer “ebeveyn” imiş, öğrenciler veya çalışanlar da “çocuk”muş gibi kullanması, vahim bir durum olarak ortada duruyor.

BTK’nın arada sırada asli görevini hatırladığı da oluyor. Eleştiriler ayyuka çıktıktan, suç duyuruları yapıldıktan, Meclis’te soru önergeleri verildikten sonra, kurum, Phorm şirketi hakkında bir inceleme başlatmaya karar verdi (http://goo.gl/xtpsI). Ama açıklamada bu şaibeli şirketle ortaklık kurup “Gezinti” hizmetini başlatan TTNET’in adının geçmemesi ise ilginç. Phorn ve TTNET ortaklığı ile ilgili olarak bir imza kampanyasına ve ayrıntılı bilgiye EnPHORMasyon sitesinden ulaşılabilir: http://enphormasyon.org/ (Ayrıca bakınız: http://goo.gl/BJDpI ve http://goo.gl/YIBik).

Brezilya bu ay internet kullanıcı haklarıyla ilgili bir yasayı oylayacak (http://goo.gl/ySv9u). Yasa geçerse, Phorm şirketinin ülkedeki faaliyetleri yasadışı hale gelecek. “Marco Civil” adlı bu yasa internet kullanıcılarının hak ve yükümlülüklerini güvence altına alacak ilkeleri konumluyor ve kişisel verilerin korunması, mahremiyet hakları da bu çerçevede yer alıyor. Yasanın 9. maddesinin 3. paragrafı, “veri paket içeriklerinin engellenmesini, izlenmesini, filtrelenmesini veya fişlenmesini” yasaklıyor. Geçtiğimiz ay da, Romanya’da da Romtelecom ile işbirliğine giren Phorm’un faaliyetleri, kişisel veri güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle Ulusal Denetim Örgütü tarafından mahkeme kararıyla durdurulmuştu (http://goo.gl/35b1U). Romanya’dan sonra şirket Brezilya’dan da kovulursa faaliyet gösterebildiği tek ülke olarak Türkiye kalacak… Ne diyelim, darısı başımıza…

Bu arada internet tarafsızlığı ve internetle ilgili hak ve özgürlükler platformuyla ilgili herkes gözlerini 3 – 14 Aralık arasında Dubai’de toplanacak Dünya Uluslararası Telekomünikasyon Konferansı’na (WCIT) çevirmiş durumda (http://goo.gl/auQU2). Çünkü Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) eliyle, internet yönetişiminin devletlere teslim edilmesini oylayacaklar. Öneri önce, kadük yapıları yüzünden rekabet avantajlarını kaybeden Avrupa Telefon Şirketleri Ticaret Grubu’nun (ETNO), Skype, Gtalk gibi uygulamaları durdurmak ve içerik sağlayıcılarını haraca kesmek için geliştirdikleri bazı düzenleme önerileriyle başladı, ardından burada baskıcı emelleri için bir imkan gören devletler fırsatın üzerine atladı.

Oylanacak önerinin mimarları arasında Rusya, Çin, Suudi Arabistan gibi internetle ilişkisi düşmanlık dolaylarında seyreden ülkeler bulunuyor. Binali Yıldırım’ın da canı gönülden desteklediğini bildiğim bu öneri geçerse, devletler, kullanıcılardan eposta ve Skype gibi hizmetlerden ücret talep etme; internet erişimini kısıtlama ya da kapatma; online olarak yaptığımız her hareketi izleme gibi ayrıcalıklar elde edecek. Kapalı kapılar ardında yürütülen bu pazarlıklar neyse ki sızdı da tehlikeden haberimiz oldu (http://wcitleaks.org/). Konuyla ilgili tüm sivil inisiyatifler ve Google gibi internet ekonomisi aktörleri yoğun bir karşı kampanya başlatmış durumda (http://goo.gl/h5FwM; http://goo.gl/mL8QD; ). AB, bu girişimin internetin açık ve taraşız yapısını tehdit ettiğini bildiren bir karar aldı (http://goo.gl/cSgQi). ABD, fiili hakimiyetini korumak için, kendi avantajlarını düşünerek de olsa karara karşı çıkacağını açıkladı (http://goo.gl/YHtWp). Yani, önerinin karşısındaki cephe oldukça güçlü; her birinin nedeni farklı olsa da…

Kapalı oyun ortaya dökülünce, ITU tarafında panik başlamış görünüyor. Bu şeffaflık yokluğunun üye devletleri anlaşmayı imzalamakta “isteksizliğe itmesi” olasılığı karşısında bir çok senaryo üretmekle meşguller. Bu senaryolardan birinin “ACTA benzeri” adını taşıması da ilginç (http://goo.gl/ODWym). Hatırlanacağı gibi, ACTA adlı, telif hakkı ve patent lobilerinin demokratik işleyişi kesintiye uğratacak bir biçimde ülkelere dayatmaya çalıştıkları ve internet tarafsızlığını ortadan kaldıracak uluslararası anlaşma, her şey ortaya dökülünce yoğun bir şekilde protesto edilmiş ve AB parlamentosu anlaşmadan desteğini çekmek zorunda kalmıştı. Bu da fiilen ACTA’nın ölümü demek oluyordu. Şimdi de ITU, WCIT’den çıkmasını umduğu anlaşmanın aynı kaderi paylaşmasından korkuyor.

İster burada, Türkiye’de, ister dünyanın herhangi bir yerinde, isterse Birleşmiş Milletler’de olsun, yönetimler ve otoriteler şunu artık kafalarına soksalar iyi olur: İnternet gibi, dünya vatandaşlarını, yani netdaşları hayati bir şekilde ilgilendiren bir alanda, onlara karşı atacakları hiç bir adım cevapsız kalmayacak…


Pi Dergi Sonbahar 2012 sayısı çıktı…

Kasım 26, 2012

YENİ MEDYA VE DEĞİŞEN GAZETECİLİK

 Editör: Prof.Dr. Aslı Tunç

Katkı Verenler:  Yrd. Doç. Zeynep Tüfekçi/ Haber Kıtlığından İlgi Kıtlığına Evrilen Dünyada Yurttaş Gazeteciliği ve Gazeteci Yurttaşlık

Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka/ Yeni Medya ve Değişen Gazetecilik: Bir Uzmanlık Alanı Olarak Gazeteciliğin Dönüşümü

Dr. Özgür Uçkan/Yeni Medyada Alternatif Kurumsallaşmalar: Has Gazetecilik Kendisine Yeni Mecralar Buluyor

Prof. Dr. Mutlu Binark- Yrd. Doç. Dr. Günseli Bayraktutan- Dr.Emek Kepenek/Profesyonellerin Gözünden Yeni Medyanın Etik Sorunları

Av. Serhat Koç – Av. Nihan Güneli/Yeni Medya Ve Değişen Hukuki Sorumluluklar

İsmail Hakkı Polat/Krizdeki Gazetecilik Sektörünün Yegâne Çıkış Yolu Olarak Yeni Medya

Yrd. Doç. Dr. Ebru Baranseli/Ne Gördüğüne İnan, Ne Okuduğuna

Burak Arıkan/Ağ Zekâsını Günlük Hayatınıza Taşıyın

Yrd. Doç. Dr. Aslı Telli Aydemir/Eğrisiyle Doğrusuyla İnternet Ve Son Dakika Haberciliği

Yrd. Doç. Dr. Itır Erhart/Bir Girişimci Gazetecilik Projesi: MADE


Güvenli İnternet Hizmeti diye bir uygulamanın bilinmezliği ve şeffaf olmayışı….

Kasım 22, 2012

Alternatif Bilişim Derneği Basın Duyurusu

22 Kasım 2012

Yurttaşı “Güvenli İnternet Hizmeti” değil, İnternet’in bilinçli ve farkındalık sahibi güvenli kullanımı korur…

Geçen yıl 22 Kasım 2011 tarihinde yürürlüğe giren sözde “Güvenli İnternet Hizmeti” adı altında yurttaşlara sunulan “Devlet Eliyle Merkezi Filtre Sistemi” uygulaması ve uygun/ideal toplum tasarımı 22 Kasım 2012’de birinci yılını dolduracaktır. Bu uygulamaya ilişkin yürütmeyi durdurma istemiyle açılan iptal davası halen Danıştay’da devam etmektedir.

Bu vesileyle siber uzamda bilgiye ve enformasyona erişim hakkını sınırlayan ve devlet eliyle düzenleyen bu uygulama ile ilgili kamuoyunun merak ettiği bazı hususlara dikkat çekmeyi toplumsal sorumluluğumuz olarak addediyoruz. Özellikle aşağıdaki şu hususlarda sorularımıza yanıt bekliyoruz.

Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu (GİHÇK)

BTK, 22 Şubat tarihinde sessiz sedasız aldığı birinci filtre kararını, 15 Mayıs 2011’de on binlerce vatandaşımız tarafından sokaklarda protesto edilmesi, ülkemizdeki bilişim STK’larının hemen hepsinin “merkezi filtre uygulaması kabul edilemez” diyerek karşı çıkması, AGİT ve daha bir çok uluslararası raporların ifade özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle eleştirmesi gibi gelişmeler sonucunda geri çekmek zorunda kalmış ve Ağustos ayında “görüşlere açılan ve onaylanan” son filtre kararında, İnternet’e uygulanacak filtrenin meşruiyetini sağlamak ve “ilkelilik/bilimsellik” görüntüsü sağlamak amacıyla, BTK’nın filtre üzerindeki belirleyici yetkisini bozmayacak şekilde, aile ve çocuk filtresi için esas alacağı “ilke ve kriterleri” danışacağı “Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu” isimli bir yapı gündeme gelmiş bulunmaktadır.

Güvenli İnternet Hizmeti’nde aile ve çocuk filtresinde yer alacak listeleri oluşturmak için Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu (GİHÇK) kurulmuş olup, bu Kurulun çalışması ile ilgili olarak bugüne değin kamuoyunun bilgilendirilmediği görülmüştür.

  1. Acaba bu Kurul geçtiğimiz süre boyunca kaç kere toplanmıştır?
  2. Kimler bu toplantıya iştirak etmiştir?
  3. Aileye uygun listenin kriterleri nelerdir?
  4. Çocuğa uygun listenin kriterleri nelerdir?
  5. Bu listeler hazırlanırken hangi uzmanların görüşlerine başvurulmuştur?
  6. Dünyadaki ve Türkiye’deki hangi bilimsel araştırmalardan yararlanılmıştır?
  7. Uyar-kaldır sistemi Güvenli İnternet Hizmeti’yle ne kadar ilişkilendirilmiştir?
  8. Standart paket kullanan yurttaşlar “merkezi filtre sistemi”nden ne kadar etkilenmektedir?

Bilindiği üzere yönetişim uygulaması, tüm kamunun ve kamu erkiyle ilgili Kurulların hesap vermesi ve şeffaflığı ilkesi üzerine kurulmuş olup, Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu’nun da 22 Kasım 2011-22 Kasım 2012 tarihleri arasında yaptığı çalışmaları düzenli ve sistematik bir şekilde kamuoyu ile paylaşması gerekmektedir. Kurul’un çalışmalarına ilişkin olarak özellikle iletişim bilimleri, eğitim bilimleri ve diğer ilgili sosyal bilimler alanındaki uzman öğretim üyeleri ile fikir teatisi ve istişaresi içinde olması beklenirdi. Ancak, ne yazık ki böyle bir Kurul – akademi işbirliğinin somut adımları yoktur.

Güvenli İnternet Hizmeti uygulamasından sonra İnternet okuryazarlığı durumunda olumlu bir değişiklik yoktur…

33 Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen araştırmada Türkiye’nin de katılımcı ülke olduğu Avrupa Çevrimiçi Çocuklar Araştırması (EU KidsOnline) Ekim 2012 Türkiye Raporuna bakıldığında, Ekim 2011’deki sorun saptaması ve tespitin bire bir devam ettiği görülmektedir. Türkiye’de hem çocuklar hem de ebeveynler İnternet mecrasında düşük beceriye, düşük kullanıma sahiptir bundan ötürü de görece düşük risklerle karşı karşıya kalmaktadır.  EU Kids Online National Perspectives adlı bu Rapora göre: “Türkiye’de, çocuklar Avrupa’daki çocuklar arasında internet kullanım becerileri açısından en son sırada yer almaktadır: Türkiye’deki çocukların ortalaması sekiz üzerinden 2.6 iken diğer Avrupa ülkelerinde bu oran 4.2’dir. Türkiye’deki çocuklar ayrıca güvenli internet kullanımı becerileri konusunda en az bilgiye sahiptir… Tüm Avrupa ülkeleri arasında, Türk ebeveynlerin internet kullanımı en düşük seviyede ve internet hakkında en az bilgiye sahiptirler.” (2012)

Güvenli İnternet Hizmeti ile toplumumuz için tek bir aile tipi ve tek bir çocuk tasarımı verili ve doğal kabul edilmiş, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi İnternet kullanımına eğitsel yatırımlar yapmak, adeta dijital okuryazarlık seferberliğini gerçekleştirmek yerine, İnternet mecrası bir “öcü” ve “tehdit” kaynağı olarak görülerek, bu mecraya erişim sınırlandırılmış ve BTK eliyle ortam disipline edilmiş, düzenlenmiştir.

Korumacı/kollamacı devlet-pasif yurttaş klasik yaklaşımını somutlayan “Güvenli İnternet” uygulaması, yurttaşların bilinçli ve farkındalık sahibi olarak İnternet’i güvenli kullanmalarına yönelik bir zemin hazırlamamıştır. Bu uygulama aynı zamanda, İnternet dolayımlı işlenen kimi bilişim suçlarını azaltmaktan uzaktır. Bilakis, anaakım ulusal medya ve kamu erki sürekli İnternet dolayımlı suçlara yönelik bir panik söylemi üretmektedir.

EU Kids Online National Perspectives adlı raporda yer alan Türkiye ile ilgili şu saptama oldukça yerindedir: “Maalesef, bugün Türkiye’de, hükümetin çabaları daha güvenli bir internet oluşturma konusunda daha üst düzey erişim kısıtlamalarına odaklanmıştır. Bu kısıtlamalar mevcut yasal önlemlerin geniş, orantısız ve keyfi kullanımı aracılığıyla uygulanmaktadır. En az 14.907 web sitesi Ağustos 2011-2012 arasında kanun hükümleri uyarınca engellenmiştir. Bu tür eylemler kesinlikle panik reaksiyonunun sonucudur ve çeşitli AB raporlarında ve toplantılarında belirtildiği gibi hükümetin internet kısıtlama ve sansür etme girişimleri kesinlikle vatandaşlar için daha güvenli bir internet sağlamak için uygun değildir. Türkiye vatandaşları için güvenli interneti sağlamak için daha demokratik çözümler geliştirmelidir.” (2012: 68).

Alternatif Bilişim Derneği olarak “Güvenli İnternet kullanımı” hizmetinin arkasında duran kurumların, “İnternet’in güvenli kullanımı” yaklaşımını benimseyerek hareket planlarını güncellemeleri gerektiğini savunduğumuzu ve bu yaklaşımın kamuoyu nezdinde takipçisi olacağımızı duyururuz. 

BTK’yı, kurulların gerçekten kurulduğu, filtreye filtre denilen, ailelerin ve çocukların çeşit çeşit değer yargıları ile beslendiği, özgür, tarafsız ve ucuz bir İnternet erişiminin temel iletişim haklarımızdan biri olduğu, BTK’nın getirdiği bu devlet eliyle filtrenin uygulanması için Türkiye’nin İnternet omurgasına kurulmuş bulunan Derin Veri Analizi – DPI teknolojisinin ise bu hakkımızın en pervasız ihlallerine sebebiyet verebileceği gerçek dünyaya davet ediyoruz.

İlgili Kaynaklar:

http://www2.lse.ac.uk/media@lse/research/EUKidsOnline/EU%20Kids%20III/Reports/PerspectivesReport.pdf

https://yenimedya.wordpress.com/2011/05/10/btknin-aciklamalarina-yanit/
http://www.alternatifbilisim.org/wiki/BTK_4_A%C4%9Fustos_2011_G%C3%BCvenli_%C4%B0nternet_Hizmetine_%C4%B0li%C5%9Fkin_Usul_ve_esaslar_Tasla%C4%9F%C4%B1_De%C4%9Ferlendirmesi
http://www.alternatifbilisim.org/wiki/BTK_Filtre_Uygulamas%C4%B1_Dan%C4%B1%C5%9Ftay_Davas%C4%B1_Bas%C4%B1n_Bildirisi


Klavye-başı aktivizmi: sosyal medya ve siberaktivizm

Kasım 18, 2012

Burak Özçetin

Hemen söze bu yazının aynı zamanda bir özeleştiri olduğu notunu düşerek başlayayım ve meramımı en başından, lafı hiç dolandırmadan aktarayım. Siyasal alanın daraldığı, siyaset yapmanın maddi ve manevi bedellerinin arttığı ve konformizmin hayatımızın en temel belirleyenlerinden biri olduğu bugünlerde sosyal medya, ya da siberaktivizme sardık. Sosyal medya, muhalif siyasal öznenin siyasal “radikalizmini”, içindeki “zehri” akıttığı ana mecra olma yönünde aldı başını gidiyor (okuyucuyu sıkmak pahasına bolca tırnak işareti olacak bu yazıda, şimdiden affınıza sığınırım). Sıkıntı “radikal” öznenin siber uzamı siyasetin mecralarından biri olarak kullanması değil elbet. Nefret suçlarından, küfür kıyametten, cinsiyetçi içerikten, sataşmadan, vasıfsız muhabbetten geçilmeyen “sosyal medyada” elbette ki muhalif dokunuşun, içeriğin katkısı göz ardı edilemez. Sorun, siberaktivizmin “muhalif” siyasal özne için siyasal davranışın ve hazzın merkezi, yegâne mecrası haline gelmesi. Siyasal mücadelenin bir “parçasıymış gibi” yapan öznenin “muhalefet yapıyormuş gibi” yaptığı; ama anca kendi dar (takipçiler, arkadaş ve irtibat listeleri) çevresine seslendiği, “sola-sağa” sayıp döküp rahatladığı, homolojiyi (türdeşlik-benzerseverlik) üreten ve yeniden üreten bir alan. Sahi, bugün “davanız” için kaç paylaşım yaptınız?

Artık adını duymaktan gına gelen “sosyal medya” sözü, kavrama atfettiğimiz önem hayatın her yanına sirayet etmiş durumda. Küçük bir örneği pek şanlı akademimizden vereyim. Gerek iletişim fakültelerinde, gerekse sosyoloji, siyaset bilimi bölümlerinde yüksek lisans yapan öğrencilerin tez konularını sorduğunuzda yanıt ezici bir çoğunlukla “sosyal medyanın…”, “sosyal medya ve…” şeklinde başlıyor. Her konuyu sosyal medyaya bağlamak ve her konuyu sosyal medyayla ilişkilendirmek adet haline gelmiş. Şirketler sosyal medya uzmanlarına, sosyal medya stratejilerine bel bağlamış. Siyasetçilerin sosyal medya kullanımı onları rakiplerinden ayrıştırıyor. “Sosyal medya ve şu”, “sosyal medya ve bu…” Biraz sıkmaya da başladı doğrusu.

Siber uzam=kamusal alan?

İnternet teknolojilerindeki gelişim, internete erişim olanaklarının artması ve internet içeriğinin/hacminin öngörülemez ve hesaplanamaz bir şekilde artması internetin gücüne ve etkisine dair abartılı yorumların dolaşıma girmesine yol açtı. Hemen taze sayılara bakalım: internetworldstats.com, Kuzey Amerika ve Avrupa’daki internet nüfuz oranının, sırasıyla yüzde 78,6 ve 63,2 olduğunu söylüyor. Oran Okyanusya/Avustralya’da da çok yüksekken (yüzde 67,6), Afrika (%15,6) ve Asya (%27,5) nüfuz oranı en düşük kıtalar olarak göze çarpıyor. TÜİK’in Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırmasına göre internete erişimi olan hane oranı yüzde 47,2 ve her üç kişiden biri düzenli internet kullanıcısı. 31,5 milyon Facebook, 7,2 milyon Twitter kullanıcısı ile Türkiye sosyal medyayı da etkin bir şekilde kullanıyor. Bu sayılarla birlikte internetin ve sosyal medyanın etkisi-gücü etrafında koparılan fırtına daha da şiddetleniyor.

Aslında, kitle iletişim araçları teknolojilerinin tarihsel seyrine bakıldığında abartılı tepkinin sürekliliği dikkat çekiyor. Radyo ya da televizyonun yaygınlaşması, bilgi teknolojileri, küreselleşme (“dünya küresel bir köy oluyor!”), bilgi toplumu tartışmalarına bakıldığında sürekli olarak “eskisinden çok farklı” ve “yepyeni” bir tarihsel evreye girildiğine dair bir vurgu hep olagelmiştir: “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” Raşit Kaya ve Korkmaz Alemdar zamanında bununla ilgili bir not düşmüştü: “Kitle iletişim alanında çalışmaya başlayan biri, genellikle bu araçların önem ve etkisinin büyüklüğünü ileri sürerek, savunarak işe başlar. Sonra anlama çalıştıkça yaşamının önemli bir bölümü bunun tam olarak böyle olmadığını bulmakla geçer.” Acaba biz tam olarak ne zaman alnayacağız?

“İnternet”, “sanal uzam”, “siber uzam” etrafında süregiden popüler ve akademik tartışmalarda da bu hikâyenin izleri hemencecik fark edilir. Yakın zamanda sonlandırdığımız ve tamamladığımız bir çalışmada (Folklor/Edebiyat, n. 72, 2012) internet ve siyaset ilişkisi hakkındaki temel pozisyonları ele aldık. İnternetin siyaset için sunduğu olanaklar ve iddia edildiği üzere alternatif bir kamusal alan olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini sorguladık. Çalışma, internet ve sosyal medyayı sorunsallaştıran ve birbirlerine karşı konumlanmış iki ayrı kampın varsayımlarını tartıştı.

Çalışmamızda ayrıntılı bir şekilde tartıştığımız üzere, bir yanda internetin alternatif bir kamusal alan olarak ele alınabileceğine, mevcut haliyle ve gitgide genişleyen yapısıyla “siber uzamın” “gerçek” siyasal ve toplumsal ilişkiler kadar önemli ve belirleyici olduğuna dair bir iddia var. İyimserler için İnternet, siyasetteki mevcut tıkanıklıkları aşmak için bir fırsattır. Karşılıklı etkileşimi mümkün kılan yapısı, demokratik müzakere süreçlerinin işletilebilmesine, genişletilmesine ve derinleşmesine katkı sunabilir. Tam da bu yüzden iyimserlerin aklında İnternet, Habermasçı kamusal alan tahayyülünün günümüz enformasyon toplumlarındaki karşılığıdır. Yine bu yüzden internet muhalif içeriğin ve öznenin geleneksel medya kanallarına oranla daha rahat nefes aldığı bir ortamdır.

Diğer yanda da internetin asla “gerçek” siyasal ve toplumsal ilişkilere alternatif olamayacağını söyleyenler yer alır. İnternetin herkesin erişimine açık olmaması, ortak bir kamusallık için gerekli olan asgari düzenden yoksun olması (siber uzamın çok parçalı, bölük-pörçük yapısı) ve hızla ve gitgide daha fazla oranda ticari çıkarlar tarafından sömürgeleştiriliyor olması bu durumun temel sebepleri olarak sıralanır.

Siber uzamdaki siyasal faaliyet olarak tanımlayabileceğimiz siberaktivizm bahsi geçen tartışmanın önemli başlıklarından biri. Özellikle sosyal medyadaki “paylaşım” ve hızlı kanaat üretimi süreçleri bahsi geçen siyasal mücadelenin temel silahları. İyimserlere göre “gerçek” siyasal aktivite kadar etkili, hatta günümüz toplumlarında onun yerini doldurmaya aday bir tür siyasal aktivite biçimi siberaktivizm. İnternet de “örgüt olamadan örgütlenmeyi” mümkün kılan bir mecra. Bunun karşısında da İnternetin ve sosyal medyanın gözetim ve denetim araçları olarak iş görebileceğini iddia edenler yer alıyor.

İnternet: örgüt olmadan örgütlenme?

Evgeny Morozov (http://goo.gl/TRwHw) Arap Baharı ve sosyal medya ilişkisi bağlamında sıkça gündeme gelen siberaktivizmin “yalan dünya”sını şu sözlerle eleştiriyor: “belki ‘örgüt olmadan örgütlenebilirsiniz’ ama devrimciler olmadan devrim yapamazsınız.” Buradan hareketle sosyal medyanın ve siberaktivizmin bir “-miş gibi” dünyası olduğunu söylemek mümkün. Siyasal faaliyetin etik boyutu, insanın etrafında olup bitenlere müdahale etme, bunları değiştirme ve başkalarının acılarına duyarlı olma sorumluluğu ile ilgili boyutu malumumuz. Siberaktivizmin yol açtığı şey ise, özellikle muhalif siyasal özne için bu sorumluluğun konsolide edilmesi, ertelenmesi ve kimi zaman da tatmini. Genellikle türdeş bir evrende birbirlerine seslenen, birbirlerinin kimliklerini, duruşlarını teyit eden, ortak hazları paylaşan bir katılımcı kümesinin paylaştığı bir alan (yine etkin bir Facebook kullanıcısı olarak iğne-çuvaldız konusunu hatırlatayım). Kendi içinde hiyerarşileri, rütbeleri ve küçük ünlüleri/ünsüzleri barındıran kapalı bir cemaati andırıyor (sözlüklere forumlara baktığımızda gördüğümüz bu). Hangi amaca ya da pratik-politik sonuca yaradığı-hizmet ettiği bilinmeyen, her gün onlarcası akan imza kampanyaları; takibi ve kaydı imkansız 140 karakterlik kanaat enflasyonu; paylaşılan köşeyazıları, resimler, fotoğraflar, karikatürler; laf sokmalar, “ayar vermeler”. Hepsi hayata ve siyasete dair alaycı, kinik ve pasif agresif tavrın dışavurumları. Tanıl Bora’nın Sol, Sinizm, Pragmatizm’de vurguladığı, kapitalizmin ve sağcıların kötülüklerini sayıp dökerek rahat eden bir konformizmin alanına dönüşüyor gitgide sosyal medya. (Bir de Adnan Hoca videoları var, o ayrı bir hikaye).

Sterillik, politik doğruculuk ve “mükemmel” siyasal pozisyon arayışındaki sibermuhalifin siyasetle mesafesi klavye mesafesiyle bir. Onun için kafası bozulduğunda “sağ” da “sol” da hedef tahtasına kolaylıkla oturabiliyor. İki dakikada yıllarca aynı çatı altında siyaset yaptığı insanlar darbeci, Ergenekoncu, faşist vb. olabiliyor. En doğruyu o biliyor, en çelişkisizi o; çünkü siberuzamda siyaset yapmanın konforu ona bunları yapabileceği bir Arşimet noktası bahşediyor. En başta söylediğim, siyasal alanın daralması, muhalif siyasetin kendine “gerçek” yaşamda, “gerçekten”  etkili örgütlerle yaşam alanı açamamasının bunda çok büyük bir etkisi var tabii. Psikanalizi işe koşarsak eyleyemeyen muhalif öznenin eylermiş gibi yaptığı, bütünlüğünü, kimliğini inşa ettiği bir ikame alan olma yolunda ilerliyor sosyal medya. “Gerçek” hayattaki iktidarsızlığa, alternatifsizliğe bir merhem oldukça da muhalif özneyi siyasetin kendisinden uzaklaştırıyor.

İlk yayın: Birgün Gazetesi Pazar Eki 18 Kasım 2012


TESEV’DEN “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ” PANELİ…Yeni Medyada İfade Özgürlüğü de tartışılıyor…

Kasım 15, 2012

TESEV’DEN “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ” PANELİ

 23 Kasım 2012, Cuma, 09:00 – 18:00

 Conrad Hotel, İstanbul

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) Demokratikleşme Programı, “Medya ve Demokratikleşme” başlıklı çalışma alanı kapsamında Friedrich Ebert Stiftung-Derneği Türkiye Temsilciliği ile birlikte 23 Kasım 2012 Cuma günü 09:00–18:00 saatleri arasında, İstanbul Conrad Hotel’de  “Piyasa, İktidar ve Sahiplik Kıskacında Medya: Türkiye’nin Basın Özgürlüğü Sorunu” başlıklı bir konferans düzenliyor.

Üç panelden oluşan konferansın birinci oturumda, Dilek Kurban ve Ceren Sözeri tarafından MEDIADEM projesi çerçevesinde hazırlanan ve TESEV Demokratikleşme Programı tarafından Temmuz 2012 tarihinde yayımlanan İktidarın Çarkında Medya: Türkiye’de Medya Bağımsızlığı ve Özgürlüğü Önündeki Siyasi, Yasal ve Ekonomik Engeller isimli rapor ilk defa kamuoyuna sunulacak ve tartışmaya açılacak. Rapordaki tespitler çerçevesinde, Türkiye’de medya politikalarının kimler tarafından, ne tür süreçlerle belirlendiği ele alınacak, devlet-medya-piyasa ilişkileri ile medya politikaları arasındaki etkileşim irdenelecek.İkinci oturumda, birinci panelde ele alınan medya-devlet-sermaye ilişkisi ile medya politikalarının, basın ve haber alma özgürlüğü ile gazetecilik mesleği açısından yansımaları, çeşitli medya kuruluşlarında görev alan muhabir, editör ve yöneticiler tarafından ele alınacak. Konferansın son panelinde ise, internet sonrası oluşan yeni medyanın sağladığı yeni iletişim alanları ve mekanizmalarının, düzenleyici ve denetleyici politikalar, sahiplik ilişkileri, medya-yurttaş etkileşimi, basın özgürlüğü ve doğru habere erişim açısından sunduğu fırsatlar, içerdiği yanıltıcı içerik ve nefret söylemi boyutu da göz önüne alınarak irdelenecek.

MEDIADEM, özgür ve bağımsız medyayı güçlendiren veya tam tersine engelleyen faktörleri anlamayı ve açıklamayı amaçlayan bir Avrupa araştırma projesidir. Konferans, TESEV Demokratikleşme Programı’nın Mart 2010 tarihinden bu yana Türkiye’deki çalışmalarını yürüttüğü “Avrupa Medya Politikalarını Yeniden Düşünürken: Günümüz Demokratik Sistemlerinde Özgür ve Bağımsız Medyayı Değerlendirmek ve Geri Kazanmak” (MEDIADEM) isimli Avrupa araştırma projesinin ulusal kapanış etkinliğidir.

Basın Toplantısı ve Konferans: “Piyasa, İktidar ve Sahiplik Kıskacında Medya: Türkiye’nin Basın Özgürlüğü Sorunu”

 23 Kasım 2012, Çarşamba, 09:00 – 18:00 Yer: Conrad Hotel, İstanbul     

Program:

9.00-9.30:  Kayıt ve çay-kahve

9.30-10.00: Açılış Konuşmaları

10.00- 12.00: 1. Oturum – Türkiye’de Medya Politikalarını Kim Belirliyor?

“İktidarın Çarkında Medya: Türkiye’de Medya Bağımsızlığı Önündeki Siyasi, Yasal ve Ekonomik Engeller”

Raporun sunumu:

Ceren Sözeri, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi

Tartışmacılar:

Vahap Darendeli, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Üyesi

Erol Katırcıoğlu, Taraf

Öğle yemeği: 12.00-13.30

13.30-15.30: 2. Oturum – Türkiye’de Gazetecilik – Medya Politikaları Basın Özgürlüğüne Nasıl Yansıyor?

Moderatör:

Dilek Kurban, TESEV Demokratikleşme Programı

Konuşmacılar:

Defne Asal, İMC TV

Vedat Kurşun, Azadiya Welat, Kürt Medyasının Dünü, Bugünü ve Yarını”

Utku Çakırözer, Cumhuriyet, “Siyasi İktidar ve Haber Alma Özgürlüğü”

Ali Akel, Gazeteci-Yazar, “Muhalefetten iktidara medya: Değişenler, Değişmeyenler”

Ali Topuz, Radikal, “Editörün Sermayeyle İmtihanı”

15.30-15.45: Kahve arası

15.45- 17.45: 3. Oturum – Yeni Medya ve Basın Özgürlüğü: Haber Almada Yeni Alanlar, Yeni Aktörler

Moderatör:

Mutlu Binark, Başkent Üniversitesi, İletişim Fakültesi

Konuşmacılar:

Doğan Akın, T24, “Grup Medyalarına Karşı Bir Olanak: İnternette Gazetecilik”

Engin Önder – Cem Aydoğdu, 140Journos, “Değişen Medya Sahipliği ve Basın Özgürlüğü”

Ali Rıza Keleş, Alternatif Bilişim Derneği YK Başkanı, “Bilgi, İnternet ve İktidar”

İncilay Cangöz, Anadolu Üniversitesi, İletişim Fakültesi, “Yoksul Hanelerde Yeni İletişim Teknolojilerinin Kültürel Tüketimi, Demokratikleşme Bağlamında Sosyal Politikaların Gerekliliği”

LCV: Bahar Demir, +90 212 292 89 03, bahar.demir@tesev.org.tr

Bilgi için: Levent Pişkin, +90 212 292 89 03 (dahili 113), levent.piskin@tesev.org.tr

Toplantı kamuoyuna açıktır, ancak toplantıya katılım için LCV yapılması gerekmektedir.

Etkinliğin gerçekleşmesine katkılarından ötürü Avrupa Komisyonu’na, Friedrich Ebert Stiftung-Derneği Türkiye Temsilciliği’ne ve TESEV Yüksek Danışma Kurulu’na teşekkür ederiz.

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) raporlarına www.tesev.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.


İnternet’te Kişisel Mahremiyetin Korunması için ne yapılabilir?

Kasım 1, 2012

Melih Kırlıdoğ

Günümüzde Internet kişisel mahremiyetin ayaklar altına alındığı bir alana dönüşmüştür. Şirketler ve devletler ellerinden geldiğince bireylerin Intrnet üzeindeki hareketlerini takip etmeye çalışmaktadırlar. Şirketler kişinin ilgi alanlarını tesbit ederek bu ilgi alanlarına yönelik reklam sunmaya, devletler ise “milli güvenlik” ve “teröre  karşı savaş” gibi gerekçelerle Internet üzerinde gözetim faaliyetinde bulunmaktadırlar.

Internet üzerinde gözetim DPI (Deep Packet Inspection – Derin Veri Analizi) teknolojisini kullanarak yapıldığında Internet’in en önemli özelliklerinden biri olan “net neutrality – ağ tarafsızlığı” ilkesi ihlal edilmiş olur. Internet Servis Sağlayıcıları (ISS) normal olarak Internet iletişiminde içerikle ilgilenmezler; sadece “paket” adı verilen küçük veri parçacıklarının kaynaktan hedefe gitmesini sağlarlar. Bu, Postanede zarfların üzerindeki adresin okunarak mektubun ilgili kişiye iletilmesine benzer. DPI teknolojisi ise temel olarak Postanede zarfın açılarak mektubun içeriğinin okunmasına benzer. Bu teknoloji sayesinde ISS’lar vasıtasıyla şirketler ve devletler tüm Internet iletişimini gözleyebilirler.

Internet tarayıcılarının (Firefox, Internet Explorer, vb.) güncel sürümlerinde “Beni izleme – Don’t track me” opsiyonları bulunmasına rağmen izleyicilerin bunu dikkate almadıklarına dair yaygın bir kanı vardır. Ghostery ve Collusion gibi bazı eklentiler sayesinde Internet kullanıcıları kendilerini izleyen reklam şirketlerini saptayabilirler. Ghostery izlemeyi engelleyecek şekilde ayarlanabilir.

Firefox’da Ghostery kurulumu (Windows):
Araçlar –> Eklentiler –> (ekranın sağ üstünde “tüm eklentilerde ara” kısmına “ghostery” girip enter tuşuna
basılır –> “Kur” komutuyla eklenti kurulur. Bu kurulumla sadece izleyen reklam şirketleri ekranın sağ üstünde
görüntülenir. İzlemeyi engellemek için ilgili ayarları yapmak gerekir.

Firefox’da Collusion kurulumu (Windows):
Araçlar –> Eklentiler –> (ekranın sağ üstünde “tüm eklentilerde ara” kısmına “collusion” girip enter tuşuna
basılır –> “Kur” komutuyla eklenti kurulur.


%d blogcu bunu beğendi: