Anayasa Mahkemesi, YouTube’nin erişime engellenmesine ilişkin kararı hak ihlali saydı.

Mayıs 29, 2014

Anayasa Mahkemesi, YouTube’nin erişime engellenmesine ilişkin kararı hak ihlali saydı.

Twitter’ın açılmasını sağlayan kararı yüzünden hükümetle büyük gerilim yaşayan AYM, YouTube’un kapatılması ile ilgili yapılan bireysel başvuruları da karara bağladı. Yüksek Mahkeme, Youtube’a erişimin engellenmesiyle ilgili yapılan başvurularda, başvurucuların haklarının ihlal edildiğine karar verdi.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) idari kararıyla Dışişleri Bakanlığı’ndaki gizli Suriye toplantısının kayıtlarının yayınlanması gerekçesiyle sosyal paylaşım sitesi “Youtube” kapatılmıştı. Gölbaşı Sulh Ceza Mahkemesi de Youtube’a erişimin engellenmesine karar vermiş, Türkiye Barolar Birliği’nin itirazı üzerine YouTube yasağını kaldırmıştı. Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılığı bu karara itiraz etmiş, itirazı kabul eden Gölbaşı Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla Youtube kapalı kalmaya devam etmişti.

YouTube, 7 Nisan’da avukatı aracılığıyla işlemin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Ankara 4. İdare Mahkemesinde dava açtı. Başvuruyu dün inceleyen Ankara 4. İdare Mahkemesi, TİB’in sosyal paylaşım sitesi YouTube’a erişimin engellenmesine ilişkin idari işleminin yürütmesini durdurdu. YouTube, avukatı aracılıyla konuyla ilgili Anayasa Mahkemesine de başvurmuştu. Anayasa Mahkemesi de bugün yaptığı toplantıda Youtube’a erişimin engellenmesiyle ilgili yapılan başvuruları inceleyerek, başvurucuların haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Yüksek Mahkeme, gerekçe yazıldıktan sonra hak ihlalinin giderilmesi ve gereğinin yapılması için kararı, TİB ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na gönderecek.

Kaynak: http://www.evrensel.net/haber/85248/aym-youtube-yasagi-icin-ihlal-var-dedi.html#.U4eVpHJ_u8A

 


Yeni Bir Kitap: Sosyal Medya Devrimi

Mayıs 29, 2014

Dünyanın üzerinde bir hayalet geziniyor… sosyal medyanın hayaleti. Bu hayalet yeni bir dünyanın dilini konuşuyor ve sanaldan gerçeğe tüm sokaklarda artık bu dil konuşuluyor. Hayaletin dokunduğu her yerde geriye dönüşü olmayan bir süreç başlıyor. Sosyal medya devrimi ile toplumsal devrimler çağı -sokak savaşları, barikatlar- yeniden doğdu. Gezi Direnişi ile sosyal medya devrimi tüm Türkiye’nin sokaklarını dolaştı ve halen duvarlarından silinemeyen izler bıraktı. 

Sosyal medya devrimi toplumsal yaşamın tüm alanlarının yeniden-kurgulanmasına, tüm dünyada bir alt-üst oluşa neden oluyor. Kısacası sosyal medya devrimi ile birlikte, belki de bugüne kadar hiç olmadığı kadar, “katı olan her şey buharlaşıyor”.
(Tanıtım Bülteninden)

Der. Barış Çoban, İstanbul: Su,  2014
ISBN : 9786054554188

Resim

 


Soma’da yurttaş gazeteciliği…neden yoktu?

Mayıs 19, 2014
Yazan: ERKAN SAKA

Dijital okuryazarlığın taşraya doğru gidildikçe nasıl zayıfladığını Soma’da gördük…

Gezi Direnişi’nden bu yana yükselen yurttaş gazeteciliği pratiklerinin çoğu Soma’da görülemedi. Neden?

1- Geleneksel medya kanalları devreye girdi. Özellikle Doğan Medya grubu yayın organları, ama en az onlar kadar etkili olarak Hayat TV, Halk TV ve IMC TV gibi alternatif medya denebilecek ama bir yandan da geleneksel medya kanalları olan yayın organları yurttaşlara haber sunabildi. Aslında görülüyor ki profesyonel gazeteciler işlerini yaptıkları zaman onlara talep her zaman olacak. Çoğu durumda ana haber kaynağımız onların ürettiği veriler oldu.

2- Tabii, yukarıda bahsedilen yayın organlarına yine de çoğunlukla internet üzerinden ulaştığımız da not düşülsün.

3- Dijital okuryazarlığın büyük şehirlerden taşraya doğru yayılışındaki yavaşlık. İstisnalar olmakla beraber Somalı vatandaşların bizzat sunabildiği haber materyalleri yok denecek kadar azdı.

4- Yukarıdaki durum dijital okuryazarlığa bağlanabildiği kadar başka etkenlere de bağlanabilir. Küçük bir şehir üzerinde devletin öyle bir tahakkümü kurulmuş ki Somalı bir vatandaş kendini riske atmak istemeyecektir de. Yumruk yediği apaçık gözüken bir vatandaşın bile görüş değiştirmesini unutmayalım. Aslında bu durum yurttaş gazeteciliği önündeki en büyük engellerden biri. Özellikle taşrada ama genelde tüm ülkede tüzel kişiliklere karşı vatandaşın kendini savunabilmesi çoğu durumda epey zor.

5- Bu durumda Somalı vatandaşlar ya anonim haber yapımına geçecek – dijital okuryazarlık meselesi yine- ya da dışarıdan gelenlere kaynaklık yapacak. Son durum daha çok görüldü.

6- Aslında birçok vatandaş “dışarıdan gelip” haber yapmaya hazırdı ama iktidar güçleri “provokasyon” uyarılarıyla şehri dışarıya büyük ölçüde kapattı ve olası alternatif haber yapım kaynaklarının önünü kesti. Büyük şehirlerde bu daha zor olurdu ama burada epeyce başarılı olundu.

7- Şehirde görece rahat olup haber yapabilecekler belli bir tüzel kişilikle burada bulunan avukatlar ya da sivil toplum kuruluşları olabilirdi. İzleyebildiğimiz kadarıyla onlar üzerinde de baskı vardı, hatta bir grup avukatın başına geleni biliyoruz. Yine de sevgili Efkan Bolaç gibi avukatlar yurttaş gazeteciliği örnekleri verdiler. Genel olarak sivil toplum kuruluşu çalışanlarının ise daha az başarılı olduğunu düşünüyorum. Bir psikolog arkadaşım Facebook üzerinden paylaşımlarda bulundu ama kamuya yönelik bildirimler sınırlı kaldı. Belki de ait oldukları örgütleri korumak amacıyla böyle yapmış oldukları düşünülebilir. Ayrıca bazı Mazlumder üyelerinin de iyi iş çıkardığı söylenebilir.

8- Bu durumda ülke çapında vatandaşlar daha çok haberlerin yayılmasında ve yorumlanmasında rol oynadılar. Büyük şehirlerde meydana gelen Soma dayanışma eylemlerinin haberleştirilmesini saymaya bile gerek yok. Yardım kampanyalarının örgütlenmesinde de önemli bir rol oynayabilirler ama tabi burada devlet görevlilerinin neye nasıl izin verecekleri de belirleyici olacak.

9- Vatandaşların belirleyici bir rol oynayabileceği bir alan da kolektif veri analizi olabilir. Ortaya çıkan bilgilerin derlenip toplanması, işlenmesi gibi işlevler de önemli. IMC TV’nin belediyeleri arayarak cenaze işlemlerinin sayısını toplaması bir ipucu. Alternatif bilgi kaynaklarının keşfedilmesi ve işlenmesiyle hem Soma Holding’in hem de devletin yetkili birimlerinin sunmadığı verilere ulaşılabilmesi mümkün olabilir.

10- Bunlar tabii ki genel gözlemlerim. İstisnalar vardır ve önümüzdeki günlerde de artacaktır. Burada dikkati çeken örnekleri paylaşırsanız hepimiz için makbul olacaktır elbette.

Kaynak: http://www.platform24.org/guncel/314/soma-da-yurttas-gazeteciligi


Dünya Telekom Günü Kutlandı ama Türkiye’de Telekom Sektörünün Kutlanacak Bir Durumu Var mı?

Mayıs 18, 2014

Yazan: Fusun Sarp Nebil

Dünya Telekom Günü, sektörün derneklerinden birisi olan Tüted’in düzenlediği etkinlikle kutlandı. Bu yılın teması “Sürdürülebilir Kalkınma için Genişbant” ama ülkemizde genişbant konusunda büyük engeller mevcut. Bu nedenle olsa gerek son yıllık ITU istatistiklerinde sabit geniş bantta 69cu ve mobil geniş bantta 78ci sıradayız. Toplantıda konuşan BTK Başkanı Acarer, “gelin cesurca konuşalım” diyor ve biz de konuşmak istiyoruz ama dinleyen var mı?

Bugün Dünya Telekom Günü’ydü. 1865 yılında aralarında Osmanlı Devleti’nin de bulunduğu yirmi ülke tarafından Paris’te kurulan, sonra merkezi Cenevre’ye taşınan “Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU)”nin kuruluş günü olan 17 Mayıs, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Dünya Telekomünikasyon ve Bilgi Toplumu Günü olarak kutlanıyor. Bu yılki Dünya Telekomünikasyon ve Bilgi Toplumu Günü etkinliklerinin ana teması ITU tarafından “Sürdürülebilir Kalkınma için Genişbant” olarak belirlenmişti.

Türkiye’de son 10 yıldır Dünya Telekom Günü kutlanıyor ve bu yüzden çok sönük de olsa (Soma Faciası buna etken oldu, kutlama bölümü iptal edildi) bu yıl da kutlandı ama “tema” seçim şansı olsaydı, muhtemelen ITU’nun teması seçilmezdi. Çünkü 5 yıldır Türkiye’de Geniş Bant gelişemiyor. Olduğu yerde küçük küçük artıyor. Bunun temel nedenlerinden birisi hem Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın, hem de sektörün düzenleyicisi olan BTK’nın telekom sektörü stratejisini belirlemede, ülkenin ve sektörün ileri gitmesinden başka faktörleri öne alması gibi gözüküyor.

Öyle ki, son gelişmelerle birlikte, ülkemiz telekom alanında –hükümetin yönetimindeki– 2’li firma (duopol) düzenine doğru gidiyor gibi sanki. Tabi internet kanunu 5651’e eklenen ve büyük tepkilere neden olan maddeler de cabası. Ayrıca mobil alanda da penetrasyon yavaşlamış gözüküyor. İşte Dünya Telekom Günü, bunların da gölgesinde kutlandı.

Toplantının açılışında konuşan BTK Başkanı Tayfun Acarer, şöyle bir ifade kullandı;
İnternetteki gelişmeler ve yapılan düzenlemeleri cesurca tartışmak istiyorum. İnternette daha fazla yararlanmak istiyorsak bu sorunları objektif değerlendirmeler içinde popülizmden uzak tartışmamız gerektiğine inanıyorum. Bugün insanlar günlük yaşamda söyleyemedikleri şeyi internette söylüyorlar. Kimliklerini gizliyorlar. Bunun sonucunda itham edilen kişilerin bütün sosyal yaşantıları işleri ve hata eşleri bile darmadağın oluyor. Bazı şeyler bu kadar ucuz olmamalı.

Biz de kendisiyle internetteki düzenlemeleri cesurca tartışmak isteriz. Mesela, “sivil inisiyatif” olarak tanımlanan “Erişim Sağlayıcılar Birliği”nin tüzüğünü neden kendilerinin yazdığını sormak isteriz. Ya da 325 olarak verilen sektörün birliğini neden 11 firma ile kurduklarını sormak isteriz. Bunu bugünkü toplantıda sormadık ama cevap vermek isterlerse burada yayınlarız.

Ya da daha önemlisi defalarca sorduğumuz bir soruyu sormak isteriz; acaba internetteki sorunları halletmek için neden “Kişisel Verilerin Korunması” kanunu çıkarılmıyor da, internet sansürleniyor. Ama tam tersine, bu konuda Acarer’in sektöre serzenişi vardı :
Anayasa Mahkemesi kişisel verilerin korunmasıyla ilgili BTK kararını iptal etti. Bunun sonucu ne oldu? Kişisel bilgilerin gizliliğinden sorumluluğunu ne oldu? O yönetmeliği sizlerle birlikte yazmadık mı? Şimdi kullanamayacaksınız işte? Bu yönetmelik olmayınca ne olacak? Karar alıcılar çok merak ediyorum bu yönetmeliğin iptali sonucunda bu sistemin arkasında çalışan yüzlerce işletmenin işsiz kalacağını biliyorlar mıydı? Meydan uluslararası işletmelere kalacak. Bu konuda neden konuşmuyorsunuz? İşin ucu düşünülmeden kararların verilmesini ben üzüntüyle karşılıyorum.

Acarer’in biraz da “işletmeler işsiz kalacak” ile sorunlu olarak ifade ettiği bu konuda, hukukçular bize diyorlar ki [1];
“Anayasa Mahkemesi BTK’nın kararını iptal etti çünkü “Kişisel Verilerin Korunması” yönetmelik ile düzenlenemeyecek kadar önemli bir konu. 2012’de Referandum ile Anayasa’ya Kişisel Verilerin Korunması konuldu ama hala kanunu yapılmadı. Bu konunun bir kanunla düzenlenmesi lazım. BTK’nın yönetmeliği ile geçiştirilmemesi lazım.”

Gördüğümüz kadarıyla Acarer konuya başka açıdan yaklaşıyor ama hukukçuların bu açıklamasına göre Acarer’in sektörün konuşmasını istemesi yerine, bir an önce ilgili Bakanlığın “Özel Hayat”ları korumak için bir kanun hazırlamasına yönelik çalışmalarda bulunması daha uygun olacak.

Nitekim toplantıdaki panelde TBV Başkanı Faruk Eczacıbaşı da “Kişisel Verilerin Korunması” kanunun çıkarılması gerektiğine işaret etti.

Tabi “Kişisel Verilerin Korunması” kanunun çıkarılması durumunda “fişlemeler yapılmaz hale mi gelir?” sorusu hükümeti endişelendiriyor olabilir ve bu tür yan yollarla olaydan sıyrılmaya çalışıyorlarsa, o nedenle internette özel hayatı bu kanun yerine bir takım “eklektik” maddeler içeren internet kanunu ile sansürlemeye çalışıyorlarsa bu konu başka bir durum. Buna bir cevabımız yok maalesef.

Acarer bir de şunu diyor ama bunu asıl biz istiyoruz;
Brezilya’da da Türkiye’de tartışılan şeyler tartışılıyor. Bazı konuları internetin gelişmesi için tartışılıyor olması lazım. Bunlar bütün dünyanın sorunları. Bu konudaki düzenlemeleri incelemeden eleştirilmeyi haksızlık olarak görüyorum. Yöntem farklılıkları olabilir. Ama internetteki sorunların mutlaka tartışılması ve objektif olarak bakılması gerekir.

Acarer, günün konusu olan geniş bant konusunda ise şunları söyledi :
Big dataya ve fiber hatlara dikkat çekmek istiyorum. Akıllı telefon sayısı 2013 yılı sonu itibarıyla 1.2 milyardı. Bu rakam 2016′da 3.5 milyar olacağı öngörülüyor. Şu anda akıllı telefon yüzde 86′sı akıllı telefon. Ne anlama geliyor? Genişbant abone sayısı artaracak. Data trafiği artacak. 2013’te 1.5 hexabayt iken 2016′da 16 hexabayta çıkacak 10 kat artacak. Bizim hızlı biçimde fibere yatırım yapmamız lazım. TT ve SOL’un hakkımızı vermesi gerektiğini düşünüyorum. 5 yıllığına regülasyonun dışına çıkardık.

Acarer bunu söylerken, geniş bant sektörünün sorun yaşadığına ve bu sorunları önlemesi gereken kurumun kendileri olduğuna dair bir şey söylemiyor. Türk Telekom tekel olması, Superonline ise Turkcell gücüyle bazı fiber yatırımlar yaptılar ama son 3 yıldır İstanbul’da diğer operatörlere 1 metre bile yasal fiber kazı izni verilmedi. Fiber yatırımlar engellendi.

Yani 5 yıllığına firmalara regülasyon dışı izin vermesi acaba sektörde 2’li tekele (duopol) giden yapılanmayı daha da hızlandırır ve geride kalan 3-5 firmayı da yok etmez mi? Hani yukarda “işsiz kalan işletmeler” diyen Acarer bu ve diğer düzenlemelerin yarattığı ortam nedeniyle yıllardır ortadan kaybolan ve erişim sağlayıcılar birliği kurulduktan sonra da kaybolacak olan firmalar ve o firmalardan işsiz kalacak insanlar için neler düşünüyor?

BTK’nın ya da ilgili bakanlık olan Ulaştırma, Habercilik ve Denizcilik Bakanlığı’nın asıl görevi, vatandaşların yararı için gerekli olan sektörlerin önünü açmak olmalıdır. Bu nedenle hem sektörün iyiliği hem de bu sektörün hizmetlerini kullanan ticari ve diğer firma ve kurumların iyiliği için geniş bant ilerlemeli. Ama maalesef son 5 yıldır Genişbant’ta aynı yerde duruyoruz. Buna karşın Azerbeycan gibi ülkeler bile bizim önümüze geçiyorlar. Biz sıralamada 69culuğa, mobilde 78ciliğe geriliyoruz. Eğer konuşacaksak… gelin bunları konuşalım…

Sonuç olarak “Dünya Telekom günümüz” kutlu olsun diyelim ama Türkiye’nin telekom sektörü için pek de kutlanacak bir durum yok.

[1] Anayasa Mahkemesi’nin BTK’nın 51.Maddedeki Yetkisini İptal Kararı Neler Getiriyor?

Kaynak: http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=46929#


KemGözlereŞiş Atölyesi: 25 Myıs İki Oturum Halinde…

Mayıs 13, 2014

KemGözlereŞiş Atölyesi: 25 Myıs İki Oturum Halinde...


Social Media in Politics Case Studies on the Political Power of Social Media kitabı çıktı…

Mayıs 9, 2014

Bogdan Pătruţ ve Monica Pătruţ‘un editörlüğünü yaptığı Social Media in Politics Case Studies on the Political Power of Social Media kitabı çıktı…

Resim

Yayınevi: Springer, Mayıs 2014.
ISBN: 978-3-319-04665-5 (Print) 978-3-319-04666-2 (Online)
Link: http://link.springer.com/book/10.1007/978-3-319-04666-2

Madalyonun İki Yüzü: İnternet ve Özgürlüğün Değişen Sınırları

Mayıs 5, 2014

STGM 15-16 Mayıs tarihlerinde ODTÜ Vişnelik’te Sivil Sesler Festivali kapsamında Madalyonun İki Yüzü:  İnternet ve Özgürlüğün Değişen Sınırları adlı bir panel organize ediyor. 

Tarih: 16 Mayıs 2014 Saat: 15:00-17:00 Yer: ODTÜ Vişnelik

Madalyonun İki Yüzü:  İnternet ve Özgürlüğün Değişen Sınırları

İnternet özgürleşmenin bir yolu mu yoksa toplumun kontrolü ve denetimi için kullanılan bir araç mı?  İnternet demokrasinin gelişimi için yeni olanaklar mı sunuyor yoksa vatandaşları pasifleştiren bir algı yanılsaması mı söz konusu? Bilgiye erişim olanakları gerçekten artıyor mu yoksa bilgi, eskisinden daha çok holdinglerin, tekellerin kontrolüne mi geçiyor? İnternet ve özgürlük kavramları arasındaki ilişki nedir? Ve hepsinden önemlisi İnternet çağında biz, sivil toplum örgütleri ne yapmalıyız?


Twitter’a Türkiye’de erişimin engellendiği gece şirketin ABD’deki ofisinde hareketli saatler yaşanmış…

Mayıs 5, 2014

Mikroblog sitesi Twitter, Başbakan Erdoğan’ın 20 Mart’ta Bursa mitingi esnasında sarfettiği “Twitter mwitter, hepsinin kökünü kazıyacağız” sözlerinin birkaç saat sonrasında kapanmıştı. O gece hemen harekete geçen Twitter yetkililerinin, şirketin ABD’deki ofisinde sansürü aşmanın yollarını aradığı belirtildi.

Wall Street Journal’ın haberine göre, #Twitterisblockedinturkey etiketinin ilk sıraya tırmandığını gören yetkililer, haberi teyit ettikten sonra ‘sanal savaş odası’nı (Virtual war room) topladı.

Kullanıcıların siteye tekrar erişimini sağlamak için çözüm arayışına giren Twitter, @policy adlı hesaptan yaptığı açıklamada SMS yolu ile tweet atılabileceğini belirtmişti. Bu yöntem daha önce Venezüela’da da kullanıcılara tavsiye edilmişti.

Kararlı bir açıklama ile gizlilik haklarının ihlal edilmeyeceğini ifade eden yetkililer, “Güveninizi sarsmayacağız” şeklinde bir açıklama yapmıştı.

30 Mart yerel seçimlerinin ardından Türkiye’ye gelen Twitter yetkilileri, Türkiye’nin ofis açma talebine henüz bir karşılık vermedi. Kapatılması istenen hesaplara Türkiye’den erişimi engelleyen Twitter, @oyyokhirsiza ve @haramzadeler333 hesaplarını Türkiye’deki kullanıcılar için engellemişti.

YouTube da yasaklandı

Başbakan Erdoğan, 30 Mart Yerel Seçimleri öncesinde çıktığı bir televizyon kanalında, “Bu işlerin arkasında aslında YouTube var.” ifadelerini kullanmıştı. Erdoğan’ın bu sözlerinin ardından TİB tarafından YouTube’a da erişim engellenmişti. Halen erişime kapalı olan video paylaşım sitesi YouTube’un ne zaman açılacağı bilinmiyor.

Twitter ve YouTube yasaklarının ardından olay dünyanın birçok ülkesinde haber olmuştu. İran Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani, yasaklarla ilgili ifadesinde ‘Türkiye ve Çin gibi ülkelerde de sınırsız kullanım olmadığı’nı belirterek ilginç savunma yapmıştı.

 

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/teknoloji_o-gece-twitter-ofisinde-neler-yasandi_2215055.html


İnternet’te Yayınlanan Ses Kayıtları, 13 Yıllık Siber Suç Sözleşmesinin Onaylanmasını Sağladı…

Mayıs 5, 2014

Yazan: Füsun Sarp Nebil

Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi’ne sonunda Türkiye’den de resmi onay çıktı[1]. AB tarafından 2001’de imzalanan sözleşmeye[2] Türkiye 10 kasım 2010 tarihinde Strazburg’da imza atmış ama bazı konularda cekinceler olduğu için bugüne kadar o imza TBMM tarafından onaylanmamıştı. Siber olaylarla ilgili olarak, Ülkeler arası işbirliğini kolaylaştıran sözleşmenin 4 yıl sonra onaylanmasının en önemli nedeni seçim döneminde yayınlanan ses kayıtları oldu[3]. Siber Suç Sözleşmesi, Türkiye tarafından anlaşılabilmesi için IvHP tarafından 2001’de, AB tarafından açıklanmasından hemen sonra Türkçe’ye kazandırılmıştı.

Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi’ne sonunda Türkiye’den de resmi onay çıktı[1]. AB tarafından 2001’de imzalanan sözleşmeye[2][3] Türkiye 10 kasım 2010 tarihinde Strazburg’da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu eliyle imza atmış ama bazı konularda cekinceler olduğu için bugüne kadar o imza TBMM tarafından onaylanmamıştı. 

Ses Kayıtlarının ya da diğer sorunlu konularda IP numaraları daha kolay alınabilecek mi?

13 yıldır bekleyen sözleşme acilen onaylandı dememizin nedeni şu; bu sözleşmeyi imzalayan ülkeler arasında, yasal mercilerin birbirleri ile işbirliği, mesela IP numarasının verilmesi kolaylaşıyor. Biliyorsunuz, hükümet seçim dönemindeki ses kayıtlarını internete koyan hesaplara ait IP numaralarını istemiş ancak alamamıştı. Bu sözleşme ile bazı konular kolaylaşacak ancak bahsettiğimiz onay sırasında verilen çekince, kişisel verilerin düzenlenmesi ile ilgili olduğu için bu işbirliğinde bazı sorunlar çıkması yani hala IP numaralarının verilmemesi de olası.

Bu konuda bilahere hukuki görüş de yayınlayacağız. Diğer yandan AB’nin bu konudaki görüşleri ve gelişmeleri burayı tıklayarak takip edebilirsiniz.

4 yıldır bir kenarda bekletilen sözleşme imza onayı, şubat ayında acilen TBMM’ye getirildi. Daha sonra da onaylandı. Ancak bu da “tam onay” değil, “bazı çekinceler” şeklinde bir ifade ile onaylanmış durumda. Bu bazı çekinceler, kişisel verilerin korunması konusunda düzenlemelerde eksiklikler olması ile ilgili.

Bugün Resmi Gazete’de yayınlanan onayla ilgili ifade şu şekilde [1].

2 Mayıs 2014 CUMA Resmi Gazete Sayı : 28988
SANAL ORTAMDA İŞLENEN SUÇLAR SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN
Kanun No. 6533 Kabul Tarihi: 22/4/2014

MADDE 1 – (1) Hükümetimiz adına 10 Kasım 2010 tarihinde Strazburg’da imzalanan “Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi”nin çekinceler ve beyanlar ile birlikte onaylanması uygun bulunmuştur.
MADDE 2 – (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 3 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.


Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesini 13 yıl önce, 23 Kasım 2001’de Budapeşte’de, 26’sı üye ve 4’ü üye olmayan (ABD, Japonya, Kanada ve Güney Afrika) 30 ülke olarak imzalamıştı[2]. Türkiye ise bu sözleşmeye 10 kasım 2010 tarihinde Strazburg’da imza atmıştı[3]. 

Siber Suç Sözleşmesi Nedir?

Sanal Suçlar Sözleşmesi[2], bilgisayar suçlarını ve internet suçlarını gözeten ilk uluslararası sözleşmedir. Ulusal kanunların arasında ortak nokta sağlayarak, araştırma tekniklerini geliştirerek ve ülkeler arası işbirliğini arttırarak siber suçlara karşı mücadele hedeflenmektedir. Avrupa Konseyi tarafından Strazburg’da tasarlanmıştır ve Avrupa Konseyi izleyicisi statüsündeki Kanada, Japonya, Çin gibi ülkelerin de aktif katılımı sağlanmıştır.

Sözleşme ve açıklayıcı raporu Avrupa Konseyi bakanları tarafından 109. oturumda 8 Kasım 2001 tarihinde kabul edilmiştir. 23 Kasım 2001 tarihinde imzaya açılıp 1 Temmuz 2004 tarihinde yürürlülüğe girmiştir. 2 Eylül 2006 tarihi itibariyle 15 ülke imzalayıp sözleşmeyi kabul etmiş ve tasdik etmiştir. 28 ülke ise imzalamış fakat tasdik etmemiştir. 

Sanal ya da Siber Suçlar Sözleşmesi ile başka bir ülkeden işlenen ama ülkemizi ilgilendiren suçlar konusunda, yasal mercilerin işbirliği kolaylaşıyor, yasal zemine kavuşmuş oluyor. Twitter ya da Facebook gibi yabancı ülkelerde bulunan sosyal ağlar üzerinde işlenen suçlarla ilgili olarak IP talepleri de bu kapsama girebilir. Ancak onaylamada belirtlilen “bazı çekinceler” kapsamına giren “kişisel verilerin korunması” düzenlemelerinin olmaması, diğer ülkeler tarafından bir eksiklik olarak değerlendirilebilir.

Türkiye’de Siber Suçlar Sözleşmesi ile İlgili Çalışmalar

Siber suçlar sözleşmesi 2001’de imzaladıktan kısa bir süre sonra, turk-internet.com öncülüğünde kurulan İvHP (İnternet ve Hukuk Platformu) tarafından Türkçe’ye çevrilmiş ve daha sonra Ankara Barosu tarafından kitap olarak basılmıştı. 

IvHP bu sözleşmenin önemini kavradığı için Türkçe’ye kazandırılması için acele etmişti ama imzalanması görüldüğü gibi 9 yıl sonra ve onaylanması ise bugün yani 13 yıl sonra mümkün oldu.

Siber Suç sözleşmesi, turk-internet.com tarafından 20–22 Nisan 2010 tarihlerinde Kartepe’de düzenlenen ve 5651 no’lu kanunu ele alan ve ilgili tarafların katıldığı[5] Kartepe Çalıştayında prensip olarak alınan kararları içeren Kartepe Kriterleri arasında yayınlanmış ve yorumlara açılmıştı[6]. 

10 Kasım 2010 tarihinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Avrupa Konseyi Sanal Suçlar Sözleşmesi’ni Strasbourg’da imzaladı. Ancak sözleşmenin ek protokolüne imza atılmadı, ayrıca kişisel hakların korunması için gerekli olan ek düzenlemeler Türkiye’de henüz yapılmamış durumda. Bu nedenle de Resmi Gazetede yayınlanan “tam onay” yerine “çekinceler” ifadesi yer alıyor. 

Çekinceler Neler?

Kanunun tasarı döneminde 1 Ekim 2012 tarihi itibari ile Adalet Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile esas komisyon olarak Dışişleri Komisyonu’na gönderildiği, her 3 komisyondan 27 Aralık 2012 tarihinde çıktığı ve sadece Dışişleri Komisyonu tarafından rapor verildiği görülüyor. Bu rapordaki ifadeleri bilahere yayınlayacağımız hukuki görüş içinde daha detaylı aktaracağız.

[1] 2 Mayıs 2014 tarihli Resmi Gazete

[2] Convention on Cybercrime – Budapest, 23.XI.2001

[3} Siber Suç Sözleşmesinin Yankıları (2001’de AB Siber Suç Sözleşmesinin İmzaya Açılması Sonrası Yapılmış Bir Analiz)

[4} Uluslararası Siber Suç Sözleşmesinin Kabulü TBMM Gündeminde

[5] turk-internet.com-Ankara Barosu Kartepe Çalıştayı / Katılımcılar

[6] Kartepe Kriterleri

Kaynak: http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=46786#

 


%d blogcu bunu beğendi: