DIGITAL CONVERGENCY: 10th INTERNATIONAL COMPUTER GRAPHICS CONFERENCE

Ekim 30, 2009

Bilgisayar grafikleri, interaktif teknikler, dijital sinema, 3D animasyon, oyun ve VFX üzerine odaklanan VIEW Conference, İtalya’daki başlıca uluslararası etkinlikler arasında yer almaktadır.

VIEW 2009 kapsamında 4-7 Kasım 2009 tarihleri arasında düzenlenecek olan konuşmalar, toplantılar, gösterimler ve demo sunumlarıyla gerçek ve dijital dünyalar arasındaki sınıra dikkat çekilerek, “dijital”in sinemadan mimariye, otomotiv tasarımından reklama, tıptan video oyunlarına nasıl yayıldığı açığa çıkarılacaktır.

Detaylı bilgi için; http://www.viewconference.it


New Media Theory: How Far Have We Traveled?

Ekim 27, 2009

Texas Tech Convergent Media Resource Center ve Communication Technology Division of AEJMC’nin sponsorluğunda 15-16 Ağustos 2010 tarihleri arasında Texas Tech University’de düzenlenecek olan konferans, araştırmacıları bilgisayar aracılı iletişim ve yeni medyanın gündem belirleme, çerçeveleme, kullanım-doyum ve eşikbekçiliği gibi geleneksel kuramlar üzerinde yaptığı etkiyi düşünmeye çağırıyor.
Katılım için 500 kelimeyi geçmeyen özetlerin 19 Ocak 2010’a kadar Techconvergence10@gmail.com adresine gönderilmesi gerekiyor. (Kabuller için geri bildirim tarihi: 19 Şubat)  En iyi üç bildiri Web Journal of Mass Communication Research’de ( http://wjmcr.org) yayımlanmaya hak kazanacaktır. Bunun için bildirilerin en geç 19 Mart 2010 tarihine kadar techconvergence10@gmail.com adresine gönderilmesi gerekmektedir.
Orijinal çağrı metni için lütfen tıklayınız.


CReATE: CONNECTING ICT RESEARCH AND CREATIVE ENTERPRISES

Ekim 26, 2009

create
CReATE proje konsorsiyumu tarafından düzenlenen uluslararası konferans, 4-5 Kasım 2009 tarihlerinde Torino’daki Virtual Reality and Multi Media Park’da yapılacak. Daha fazla bilgi edinmek ve konferans programına ulaşmak için http://www.lets-create.eu/turin_conference.html adresini ziyaret edebilirsiniz.


YENİ MEDYADA NEFRET SÖYLEMİ PANELİ:21 Kasım 2009 CUMARTESİ 13:30-17:00 SAATLERİ ARASINDA İSTANBUL’DA DÜZENLENİYOR!

Ekim 24, 2009

“Yeni Medyada Nefret Söylemi”

konulu bir panel düzenlememizin nedeni, Türkiye’nin gündelik yaşamında öteki olarak işaretlenenlere yönelik ırkçı, zenofobik ve homofobik nefret söyleminin geleneksel medyanın yanı sıra giderek daha yaygın bir şekilde yeni medya ortamında da dolaşıma girmesi ve yeniden üretilmesindeki dikkat çekici artış olmuştur. Bu panelde, önce nefret söyleminin kökleri, nefret söyleminin ve nefret suçlarının hukuki zeminde yeri, ardından da yeni medya ortamında nefret söyleminin hangi mekanizmalarla nasıl üretildiği serimlenecektir. Son olarak da, yeni medya ortamında dolaşıma sokulan ve yeniden üretilen nefret söylemine karşı mücadele etmek için olası çözüm yolları tüm katılımcılarla birlikte tartışılacaktır. Bu panelin düzenlenişinin bizatihi kendisi de nefret söylemine karşı bir farkındalık bilinci uyandırmayı amaçlamaktadır.

PANEL PROGRAMı:  Yeni Medyada Nefret Söylemi-21 Kasım 2009-Saat:13:30-17:00-Yer: Tarık Zafer Tunaya Konferans Salonu (Adres için aşağıya bakınız)

Düzenleyen: Alternatif Bilişim

1.      Nefret Söylemi Nedir ve Geleneksel Medyada Nefret Söylemi-Aslı Tunç/İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi

2.      Nefret Söylemi ve Nefret Suçları: Hukuki Boyutu- Ayşe Kaymak/İstanbul Barosu Avukat

3.      Ana Akım Medyanın Haber Portallarında Nefret Söylemi- İlden Dirini/Özgür Radyo

4.      Toplumsal Paylaşım Ağlarında Nefret Söylemi-Kolektif Üretim adına Eser Aygül/Gazi Üniversitesi SBE.

5.      Video Paylaşım Sitelerinde Dolaşıma Sokulan Nefret Söylemi-Tuğrul Çomu/Ankara Üniversitesi SBE.

Yöneten: Mutlu Binark/Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi

Genel Değerlendirme ve Tartışma

Yer: Tarık Zafer Tunaya Konferans Salonu

Adres: İstiklâl Caddesi Şahkulu Bostanı Sokak No:8 Tünel Beyoğlu

Tel: 0 212 293 12 70

Harita: http://maps.google.com/maps?f=d&source=s_d&saddr=41.028397,28.975083&daddr=&hl=en&geocode=&mra=dme&mrcr=0&mrsp=0&sz=18&sll=41.028409,28.974751&sspn=0.001886,0.004823&ie=UTF8&z=18

 

Panel Bilgi için:

Alternatif Bilişim İletişim-Ali Rıza Keleş

0 216 336 46 07

0 537 949 27 47

alt.bilisim@gmail.com

 

Kolektif Üretim- Tuğrul Çomu

tugrul.comu@gmail.com

0 555 305 1126


Yeni Medya: Gerçekten ‘yeni’ olan nedir?

Ekim 16, 2009

Kurgu Online International Journal of Communication Studies uzun yıllara dayanan akademik geleneğini artık İnternet’te, coğrafyasız bir ortamda sürdürüyor. 1 Ocak 2010 tarihinde Türkçe-İngilizce olarak yayımlanacak ikinci sayımızın konusu: “Yeni medya: Gerçekten ‘yeni’ olan nedir?”

Hayatımızda yeni kelimeler ve tanımlamalar var. Twitter, Facebook, high definition, dijital film ve birçok yeni kavram yakın geçmişte kamusal alanda görünmeye başladı. “Yeni medya” terimi giderek hayatımızın olası her alanında yerini alıyor. Bu konuda ilk akla gelenler arasında iletişim, gazetecilik, kitle iletişimi, video, film sayılabilir. Yeni medyayı sağladığı olanaklar açısından geleneksel medyayla karşılaştırdığımızda, onu “yeni” kılan gözle görülür kimi farklar olmalı.

Açıkçası yeni medya ile ilgili olarak cevaplanması gereken sorular var: Yeni medya hakkında gerçekten “yeni” olan nedir? Yeni medya içeriği ve bağlamı nasıl etkiler? Yeni medya yalnızca yeni tüketici ve üretici profilleriyle mi ilgilidir? Film, yeni medyadan nasıl etkilenmektedir ve görsel iletişim için önemi nedir? Yeni medya teknolojisi dışında, yeni medyanın felsefesi ve ideolojisi nedir? Yeni medya hakkında konuşurken, aynı zamanda “yeni yurttaşlık” hakkında da düşünebilir miyiz? Elbette, sorular tümüyle bunlarla sınırlı değil. “Yeni medya” yanıtlanmayı bekleyen sorularıyla yaşamımızın merkezindeki yerini giderek genişletiyor.

Bu soruya akademik düzeyde vereceğiniz yanıtları, (araştırma notu, makale, kuramsal tartışma, vb.) en geç 15 Kasım 2009 tarihine kadar bekliyoruz. Makaleleriniz hakem sürecinden geçtikten sonra hakem raporları tarafınıza ulaştırılarak, çalışmanız hakkında bilgi verilecektir.

Dergimizin ikinci sayısında Amy Schmitz Weiss ve Mehmet Kesim sayı editörleri olarak görev yapacaklardır. Değerli çalışmalarınızı beklediğimizi unutmamanız dileğiyle…

Prof. Dr. Nejdet Atabek
Baş-editör
Dekan
Kurgu-Online International Journal of Communication Studies
http://www.kurgu.anadolu.edu.tr
natabek@anadolu.edu.tr
Anadolu Üniversitesi
İletişim Bilimleri Fakültesi


Oyun içi reklam dönemi….

Ekim 14, 2009

Oyunların içindeki reklamlarda yeni akım internetten güncellenebilme. Böylece her oynayışta güncel bir kampanyaya ait reklamlar görüntüleniyor.

Cep telefonlarından konsollara kadar milyarlarca farklı cihazda kendine yer bulan video oyunlarındaki reklam alanları üreticileri için yeni bir gelir kaynağı haline geldi Çoğu örneğinin fiyatı oynanan platformun kendisine eşdeğer hale gelen oyunlar her geçen gün üretilmesi daha zor ve maliyetli bir hal alıyor. Milyonlarca dolarlık bütçeleriyle büyük Hollywood yapımlarını aratmayan yeni nesil oyunlar gelir olarak birçok filmi geride bırakmayı başarıyor. Birkaç senedir kullanılan oyun içi reklamların ilk örnekleri arka planda yer alan sabit marka logoları yerleştirmekten ibaretti. Zamanla geleneksel sponsorluklar oyunlara da yansıdı. Otomobil yarışı ya da futbol, basketbol gibi sporları konu alan oyunların geleneksel sponsorluklarının oyunlara da aktarılmasıyla devam eden süreçte bugün çok daha gelişmiş teknikler kullanılıyor. Bunların başında da oyundaki reklam panolarının dinamik olarak güncellenmesi geliyor. Bu sayede markalar hem geleneksel mecralardaki reklam kampanyalarının aynısını oyuna yansıtabiliyor hem de ülkeler ve bölgeler arasındaki farklı reklamları kullanabiliyor. Büyük oyun üreticileri birer birer kendi ürünleri içindeki alanları pazarlayan özel birimler kuruyor. Microsoft’un bu amaçla kurduğu Massive adlı firmanın Genel Müdürü JJ Richards, oyun içi reklamların akıllıca kullanıldığında oyuncu tarafından olumlu karşılandığını ve çok daha büyük bir etki bıraktığını iddia ediyor.

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=958810&Date=14.10.2009&CategoryID=117


ETC KAPSAMINDA PINAR YANARDAĞ İLE SÖYLEŞİ…

Ekim 5, 2009

Söyleşi: Begüm. Ö. Fırat

Pınar Yanardağ, açık kaynak teknolojileri üzerine çalışan az sayıda kadından birisi.

Etc dahilinde Pyhton atölyesi yapacak Pınar’la açık kaynak teknolojileri ve kendi deneyimleri üzerine Begüm Ö. Fırat söyleşti. Bu söyleşiyi aşağıda okuyabilirsiniz. Söyleşinin yayınlanması için burada paylaşan Begüm Ö.Fırat’a teşekkür ederiz.  

1) İlk olarak bu festivali yapmaya karar verdiğimizde Türkiye’de bu alanda çalışan ve araştıran kadınlara ulaşmakta zorluk yaşadık.  Çağrımıza ilk cevap verenlerden birisi sendin. Pardus üzerine çalıştığını biliyoruz.  Açık kaynak/özgür teknolojiler ile ilgili geçmişinden biraz söz eder misin? Nasıl bu teknolojilere yöneldin?

Altı yıldır özgür yazılım ile ilgileniyorum. Her şey, üniversite birinci sınıfta arkadaşımdan aldığım bir Linux cd’sini denemem ve karşıma çıkan sisteme hayran kalmamla başladı. Özgür yazılım felsefesini farketmem pek zaman almadı ve bu kültürün tam bana göre olduğuna karar verdim. Özgür yazılım benim için sadece yazılımla ilgili bir devrim değil, bir yaşam felsefesi. Bir an durup, özgür yazılımın sağladığı diğer tüm avantajları, özgür yazılım ruhunu göz ardı etsem bile; bir bilgisayar bilimcisi olarak koduna müdahale edemediğim, özgür olmayan bir sistem üzerinde çalışmak benim için kabul edilemez bir şey. Zaten eğer özgürlük, yardımlaşma ve paylaşım gibi öğelere kendinizi adamış biriyseniz ve yolunuz bir şekilde özgür yazılımdan geçtiyse başka bir alternatife yönelmeniz çok zor. Yaklaşık iki yıldır Tübitak Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Enstitüsü’nde Pardus geliştiricisi olarak çalışıyorum, ve Türkiye’de özgür yazılım alanında çalışabileceğim en harika takım arkadaşları ile çalışma şansına sahip olduğum için çok mutluyum.

 2) Türkiye’de açık kaynak toplulukları ile ilgili biraz bilgi verir misin?  Örneğin GNU / Linux kullanıcı gruplarına kadınların katılımı nedir?

Özellikle Türkiye gibi, geleneksel değerlerin insanlara cinsiyetlerineilişkin roller biçtiği bir toplumda kadınların değil özgür yazılıma, bilgisayar bilimlerine olan ilgisi bile çok az. Bunu kırmak içinüniversitelerde yerel Women in Computing grupları oluşturmayaçalışıyoruz ve çeşitli aralıklarla seminerler ve paneller düzenliyoruz. Ancak karşılaştığımız en büyük sıkıntılardan biri, kadınların bilinçaltına yerleşen önyargılar. Küçük yaştaki çocukların bile hangi mesleklerin kadınların, hangi mesleklerin erkekler için olduğu konusunda kesin görüşleri var (eve alınan bilgisayarların hep kız çocuklarının değil de, erkek çocukların odasında durduğuna dikkat edin). Bilgisayarla çalışmak, günlük insan ilişkileri olmayan, yalnız insanların uğraşıymış gibi algılandığı için, kadınların yapabileceği meslekler sıralamasında en asosyal ve uygunsuz mesleklerden biri olarak görülüyor. Türkiye’de ilk olarak cinsel kimliğin toplumsallaştırılması sorununu çözmek gerekiyor.

 3) Dünyadaki açık kaynak toplulularında kadınların oranı yüzde 1.5. Bir kadın olarak bu topluluklar içindeki deneyimden bahsedebilir misin?

 Bilgisayar bilimlerinde genel olarak kadınların yüzde 15 oranında olması zaten üzücü bir tablo iken, özgür yazılım topluluklarında bu oranın yüzde 1.5 olması çok daha dramatik. Bunun en büyük sebeplerinden biri, kadınların özgür yazılım/açık kaynak ve Linux gibi konulara garip bir önyargı ile yaklaşarak, zor ve anlaşılmaz bulmaları. Tabii aynı sorun sadece özgür yazılım alanında değil, Boğaziçi Üniversitesi’nde devam ettiğim akademik çalışma alanım olan Machine Learning (tecrübe ile otomatik olarak kendisini geliştiren bilgisayar programları) alanında da benzer nedenlerden dolayı kadınların oranı çok düşük. Hatta bu nedenle, her yıl Women in Machine Learning adında bir konferans bile düzenleniyor.  Son yıllarda, özellikle Amerika’da bu sorun çok ciddi olarak tartışılmaya başlandı. Çeşitli konferanslara ve toplantılara daha çok kadın bilgisayar bilimci davet edilerek, kadınlara yeni rol modellerle tanışma ve bilgisayarla ilgilenen tek kadın olmadıklarını görme fırsatı veriliyor.  Aynı zamanda /etc gibi çeşitli organizasyonda kadınları bilgisayar bilimlerine teşvik etmek için neler yapılması/yapılmaması gerektiği tartışılarak hem kadınların hem de erkeklerin bilinçlenmesi sağlanıyor. Aynı alanda çalışan kadınların bir araya gelerek deneyimlerini paylaştığı ve sorunlarını tartıştığı aktif Women in Computing toplulukları mevcut. Ancak yine de, bir etkinliğe katıldığınızda kendinizi azınlıkta hissetmeniz kaçınılmaz oluyor. Mesela geçtiğimiz aylarda üç yıldır görev aldığım Google Summer of Code etkinliği için Amerika’da Silikon Vadisi’deki Google merkezine gittim. Etkinlikte yaklaşık 150 danışman arasında üç tanesi Google çalışanı olmak üzere yalnızca 6 kadındık.

 5) Açık kaynak yazılım teknolojileri bilginin paylaşım ve mülkiyet hakkı gibi konularına daha ozgürlükçü ve demokratik bir yapı vaad ediyor gibi görünüyor. Alışageldiğimiz rekabetçi, kara dayalı, bireyci yaşam biçimlerinin yerine daha radikal bir alternatif olarak dayanışmacı, paylaşımcı ve katılımcı bir alternatifi sunabilir mi?

Özgür yazılım paylaşmaya, yardımlaşmaya, araştırmaya ve eğlenceye dayalı harika bir kültür. Herkesin aynı amacı ve aynı iyi niyeti paylaşması; aynı projeye gönül vermiş, Amerika’dan, Finlandiya’dan, İtalya’dan, Hindistan’dan özgür yazılım geliştiricileri ile çalışmak, yardımlaşmak, öğrenmek, öğretmek ve hiçbir karşılık beklememek inanılmaz motive edici ve heyecan verici şeyler. Özgür yazılıma gönül vermiş herkesin amacı rekabetçi ve kara dayalı düzene karşı dayanışma, paylaşım ve iyi niyete dayalı bu yaşam biçimini daha çok insana ulaştırmak.

 KAYNAK: EXPRESS, EYLÜL 2009


‘Siberkültürün olduğu yerde siberfeminizme de ihtiyaç vardır’

Ekim 5, 2009

Yazı: Ayşe Erek

İlk Siberfeminist Manifesto 1990ların başlarında VSN Matrix adını kullanan bir grup eylemci ve sanatçı tarafından yayınlanmıştı. Grup amacını teknolojik kültürü çevreleyen egemenlik ve kontrol anlatılarını çözümlemek ve siberortamdaki toplum, kimlik ve cinsiyet ilişkilerini incelemek olarak belirlemişti. Manifestolarında, elektronik sanat projelerinde yapmaya çalıştıkları şeyin kadını yabancılaştıran eril bir ortam olan teknolojinin ataerkil yapısını kırmak, teknolojinin kadın üzerindeki olumsuz etkilerini engellemek olduğunu söylüyorlardı. Bu ilk hareketlerden sonra siberfeminizm Avrupa’da büyümeye ve yayılmaya başladı. 1997’nin Eylül ayında Kassel’de yapılan uluslarası güncel sanat sergisi Documenta X’de, Birinci Siberfeminist Enternasyonal (SE) buluşması gerçekleşti. Konferansa katılan grup, siber kültürün olduğu yerde siberfeminizme de ihtiyaç duyulduğunu savunuyor ve şu soruları gündeme getiriyordu: teknoloji nasıl bir cinsiyet ayrımı yapmaktadır, teknoloji ataerkilliğin üstesinden gelebilir mi, internet cinsiyette anonimliğe kayışı mı gerçekleştirmektedir, bilgisayarların tarihini kim yazmıştır?vs. Siberfeminizm tartışmalarının öncüsü iki önemli yayın, Sadie Plant’in Zeroes and Ones kitabı ve Sandy Stone tarafından yazılan War of Desire and Technology adlı kitaptır. Plant, kitabında kadının teknoloji tarihindeki göz ardı edilmiş yerini belirlemeye çalışmakta, Stone kadınlar ve makineler arasındaki kompleks ilişkiden bahsetmektedir. Donna Haraway’in siborg teorileri, postyapısalcılık ve üçüncü dalga feminizmin bir karışımından oluşan çalışmaları, yeni teknlolojilerle kadın hareketinin ilişkilendirilmesi konusunda önemli bir esin kaynağı haline gelmiştir. Haraway, The Ironic Dream of a Common Language for Women in the Integrated Circuit: Science, Technology, and Socialist Feminism in the 1980s or A Socialist Feminist Manifesto for Cyborgs adlı makalesinde, doğrudan siberuzaydan bahsetmemiş olsa da, siberuzaya uyarlanabilecek bir siborg modeli ortaya koymuştu. Sosyalizm, materyalizm ve feminizmi kapsayan ‘ironik ve politik’ bir mit yaratmayı denerken, siborgu ‘sibernetik bir organizma, makine ve organizmanın bir karışımı, sosyal gerçekliğe ait bir yaratık ve aynı zamanda da bir kurgu yaratığı’ olarak tanımladı. Böylece siborg, Haraway ile birlikte aynı anda hem gündelik yaşamın teknolojik gerçekliği, hem de postmodernist bir politik kimlik oyunu için metafor olarak kullanılmaya başlandı. Siberuzay ile somut fiziksel bir ilişki açısından Haraway’in siborgu, bir kullanıcının bilgisayar ile yüz yüze gelmesiyle ortaya çıkar ve aynı zamanda kadın hareketi için de güçlü bir paradigma oluşturur. Şöyle yazar Haraway: ‘benim siborg mitim, ihlal edilmiş sınırlar, güçlü kaynaşmalar ve ilerici insanların, ihtiyaç duydukları politikanın bir parçası olacak biçimde keşfedebilecekleri tehlikeli olasılıklar üzerinedir’. Haraway, siborg mitinin feministleri ‘kendine benzeyeni arayış’tan özgür kılacağını ve dolayısıyla bu mitin radikal bir hareketin oluşması için gerekli potansiyele sahip olduğunu yazmıştı. Canavarsı olan, insan ve insan-dışı arasındaki bir durumu yaratıyordu ve çekici yanı tam da bu ‘aradalığından’ kaynaklanmaktaydı. Ona gösterilen popüler ilgi (bilimkurgu ve cinayet romanları, korku filmleri vs.) aslında sanayi sonrası kültürün hastalık ve çirkinlik görüntülerini bastırışına tepki olarak ortaya çıkmıştı. Siborg insan değildi, ama insana ait bir şeyi bünyesinde barındıran, tanıdık bir yabancılığa sahipti. Haraway, siborgu, ‘değişken tamamlanmamış kimliklerden ve aykırı görüş açılarından korkmayan insanların bulunduğu yaşanmış sosyal ve fiziksel gerçeklikleri temsil etmek için’ kullanmayı umut etmekteydi. Siberfeminizm üzerine eleştirel yazılarıyla tanınan Rosa Bradiotti, Cyberfeminism with a Difference adlı kitabında siber kimlikler üzerine yaklaşımını ortaya koyar. Bradiotti’ye göre benliğin maddeselliğini reddetme eğilimi, beraberinde bazı tuzakları da getirir. Tuzaklardan birisi; siyasetin görselleştiği bu dönemde bedensel benliği temsilden ibaret bir yüzey olarak algılayan ve sanal bedenleşimleri bedenden bağımsız bir iyimserlikle kutlayan ‘postmodern nihilizm’dir. Göçebe özne akışa ve dönüşüme elbette açıktır, ancak, bedensel olandan kaçış Kartezyen düşüncenin temel unsurlarındandır ve bu durum tarihsel olarak ataerkil duruşa teslim olmayı da içerir. Bu noktada benliğin maddeselliğini reddetmeye karşı Gilles Deleuze’un geliştirdiği özne kavramı da Braidotti tarafından eleştirilmekteydi. Deleuze yaratıcı ve özgürleştirici öznelliklerin belirleniminde, ‘öteki’ kavramını ortaya koyarken, her azınlık durumu gibi kadınlar da bu belirlenim kapsamındadır. Tüm azınlık durumlarının, sadece kadınlar tarafından değil herkes tarafından yüklenilmelidir, ancak böylece bir yenilenme girilebilir. Deleuze’e göre feminizm özgül bir feminen cinselliği sahiplenmesi nedeniyle, hala bu kapsayıcı düşüncenin ardında, ikinci bir düşünme seviyesindedir. Braidotti’nin ise bu konuda birkaç çekincesi vardır. Ona göre Deleuze, kadın hareketinin kadınların kendi bedenlerini kontrol edebilmelerine yönelik bir konsensus ile oluştuğunu, kadınların bugüne kadar yaşadığı mücadelelerini, deneyimlerini ve söylemlerini gözardı etmektedir. Braidotti, ‘Deleuze’ün dediği gibi eğer beden üzerinden düşünmekten ve bedenin sınırlamalarından bahsediyor ve bedenin salt biyolojik bir öznelliğin ötesinde toplumsal simgeler tarafından kodlandığını düşünüyorsak; o zaman kadın ve erkeğin arasındaki asimetrik ilişkinin sürüyor oluşu cinsel farklılığın olumlanmasını, yani feminist eleştiriyi halen geçerli kılmaktadır’ yazar. Faith Wilding Where is Feminisim in Cyberfeminism başlıklı makalesinde siberfeminizm ile ilgili olarak, internet ortamının hala derinlemesine seksist ve ırkçı olan ekonomik, politik kültürel ortamlara yerleşmiş toplumsal bir çerçevede varolduğunu görmenin son derece önemli olduğunu, belli bir eleştiriyi her zaman korumak gerektiğini vurgulamıştır. Wilding, internetin ütopyaya çok elverişli bir ortam olduğunu ve İnternette bilgi alışverişinin bilginin sınırlar ötesi serbest değişimiyle hiyerarşileri kendiliğinden yok etmeyeceğini savunur. İnternet, cinsiyetsiz; bedenlere, cinsiyete, yaşa, ekonomiye, sosyal sınıfa veya ırka bakılmaksızın sömürgeleştirmeye hazır bir ortam değildir. Kadınların bilgisayar teknolojisine yaptıkları katkılara rağmen, günümüz teknolojileri ve internet tarihsel olarak savaş teknolojilerine hizmet edecek bir sistemde kökenini bulan ve şu anda eril kurumların bir parçası olan mücadele dolu bir bölgedir. İnternetin kodlarını dillerini, imgelerini ve yapılarını üreten ataerkil koşulları parçalamayı amaç edinen radikal bir hareket olarak siberfeminizmin sorduğu sorulara, teknoloji gelişip yaygınlaştıkça yenileri eklenecek.

KAYNAKLAR

Braidotti, R., (1996) Cyberfeminism with a Difference, http://www.let.uu.nl/womens_studies/rosi/cyberfem.htm

Haraway, D., (1983) The Ironic Dream of a Common Language for Women in the Integrated Circuit: Science, Technology, and Socialist Feminism in the 1980s or A Socialist Feminist Manifesto for Cyborgs http://www.egs.edu/faculty/haraway/haraway-the-ironic-dream-of-a-common-language.html

Sadie Plant makaleleri, http://www.francismckee.com/plant.htm Stone, R. (1996),The War of Desire and Technology at the Close of the Mechanical Age, The MIT Press.

Plant, S. (1997) Zeroes and Ones: Digital Women and the New Technoculture, Doubleday.

Wilding, F., (1997) Where is Feminism in Cyberfeminism, http://www.lilithgallery.com/feminist/cyberfeminism.html

İlk Yayınlandığı Kaynak: Express, Eylül 2009


%d blogcu bunu beğendi: