TÜRKİYE’DE DİJİTAL GÖZETİM: T.C. KİMLİK NUMARASINDAN E-KİMLİK KARTLARINA YURTTAŞIN SAYISAL BEDENLENİŞİ KİTABI YAYINLANDI…

Mayıs 31, 2012

Bilgi ve iletişim teknolojileri artık hayatın vazgeçilmezleri arasındaki yerini aldı. Dünya üzerinde ve Türkiye’de insanlar bu teknolojiler sayesinde kendilerini çeşitli sosyal medya ortamlarında var ediyor, yeni fikirler ve kültürlerle tanışıyor. Ancak bunu yaparken arkasında hep bir iz bırakıyor, bazı fikirleri beğenip yayarken, bazı fikir ve kültürleri ise öteki ve düşman ilan ediyor. Kendini taraf kılıyor. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanıcılar tarafındaki kullanım pratikleri ve etkileri bugüne dek sayısız makale ve tartışmanın konusu oldu. Kuşkusuz bu konu hakkında söylenecek ve tartışılacak çok şey de var. Peki bu teknolojileri yönetenler bakımından kullanıcılar ne ifade ediyor? Sadece birer ticari veri hazinesi mi? Yoksa sürekli izlenip, denetlenmesi gereken birer sayısal beden mi?

Daha önce CESUR YENİ MEDYA:Wikileaks ve 2011 Arap İsyanları üzerine tartışmalar ile KATILIMIN “E HALİ”: Gençlerin Sanal Alemi adlı e-kitapları yayınlayan Alternatif Bilişim Derneği yeni bir kitapta bu kez dijital gözetimi tartışmaya açıyor. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 2011 Bahar Dönemi’nde Yeni Medya Sosyolojisi adlı doktora dersinde bir araya gelen bir grup akademisyen, Türkiye’de dijital gözetim konusuna çalıştı. Daha sonra o çalışma, süre gelen tartışmalar ve araştırmalarla beslendi ve kolektif bir emeğin ürünü olarak TÜRKİYE’DE DİJİTAL GÖZETİM: T.C. KİMLİK NUMARASINDAN E-KİMLİK KARTLARINA YURTTAŞIN SAYISAL BEDENLENİŞİ kitabı (ISBN:978-605-62169-2-3) oldu

Kitap vatandaşını an be an izleyen ‘devlet’ ile gözetlenirken bir başkasını gözetleyen vatandaşı ve yarattığı dönüşümü ele alıyor. Modern devletlerin yeni iletişim teknolojileri yoluyla toplumsal yaşamı ve yurttaşları artan oranda nasıl denetlediğini ve kontrol ettiğini ortaya koyuyor. Gözetimin tüm toplumun yaşamına sirayet ettiği günümüzde yurttaşların nasıl ‘kişiliklerinden soyutlanıp’ birer sayısal bedene dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Kitabın “Dijital Gözetim Olgusuna Kuramsal ve Kavramsal Bakış” başlıkla birinci bölümü, dijital gözetim olgusunun ele alınabilmesi için kavramsal bir çerçeve sunuyor. Günümüzün yeniden yapılandırmacı muhafazakarlık biçimi olan neoliberal söylemin şeffaflık, yönetişim, demokrasi gibi kavramlarının ideolojik olarak nasıl kavranabileceğini detay ve örneklerle açıklıyor.

“Dijital Gözetim Teknolojileri ve Uygulamaları” başlıklı ikinci bölüm ise dijital gözetim amacıyla kullanılan teknolojileri ele alıyor. Bunların başında İnternet iletişiminin takip altına alınması anlamına gelen DPI (Deep packet inspection – Derin paket sorgulama) geliyor. ABD’nin İnternet iletişimini kayıtlaması, Türkiye’de BTK’nın “Güvenli İnternet” filtre sistemi, devletlerin güvenlik kameraları ile tüm alanlarda kurdukları denetim, Türkiye’de son yıllarda oluşan yargı rejiminin “delil” ve “suçlu” bulma çalışmaları, genetik bilgilerimizin bile bir denetim nesnesi olabileceği gerçeği olarak biyopolitika, işyerleri ve çalışma alanlarında yetkililerin hiç konuşmadan, gizlice sürdürdükleri takipleme ve ölçme-tartma çalışmaları, Google gibi araçların bizi izleyip kişiliğimizi ölçerek yanıt döndürmesi, bu şirketlerde kayıtlanan kişisel bilgilerin kötüye kullanılması tehlikesi…

Üçüncü bölüm, tekrar Türkiye’ye dönüyor ve Osmanlı’dan günümüze “nüfus idaresi” ile başlayıp “MERNİS” projesi olarak devam eden yurttaşların kayıtlanması sürecini anlatıyor. “Türkiye’de Yurttaşların Sayısal Kayıtlanması ve Gözetlenmesi: Şecere Kayıtlarından Sayısal Bedenlenişe” başlıklı bu bölümde ise 19. yüzyıldan MERNİS’e ve biyometrik kimlik kartlarına geçiş inceleniyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tüm bilgilerinin tek bir merkezi anahtar: T.C. kimlik numarasıyla erkezileştirilmesi, bireyin doğumdan ölüme, gündelik yaşamın her alanında devlet tarafından dijital olarak kayıtlanıp, sınıflara ayrılmasına dikkat çekiliyor. Özgürlüklerin otoritenin kontrolünün yanı sıra sürekli gözetlendiğini ve kontrol edildiğini düşünen yurttaşlar tarafından da kısıtlandığına vurgu yapılan çalışmada bu derece bireye özel olan verilerin ise hala korunaksız olduğuna dikkat çekiliyor. Bu sorun özellikle kişisel verilerin korunması ve güvenliği konusunda dünyadaki ve Türkiye’deki durumun ayrıntılı bir şekilde ele alındığı dördüncü bölümde ele alınıyor. Kitapta son olarak, Türkiye’de yurttaşın TC. Kimlik numarası ile olsun e-kimlik kartları uygulaması ile olsun sayısal bedenlenişi konusunda genel değerlendirme yapılarak, bu konuda yurttaşı ve yurttaşın kişisel verilerinin güvenliği ile kişisel verileri üzerinde enformasyon hakkını merkeze alan öneriler geliştiriliyor.

Selma Arslantaş Toktaş, Mutlu Binark, Şafak Dikmen, Işık Barış Fidaner, Gülden Gürsoy-Ataman, Elif Küzeci, Alkım Özaygen’in yazdığı kitabı Mutlu Binark yayına hazırladı.

TÜRKİYE’DE DİJİTAL GÖZETİM: T.C. KİMLİK NUMARASINDAN E-KİMLİK KARTLARINA YURTTAŞIN SAYISAL BEDENLENİŞİ kitabı Friedrich-Ebert-Stiftung Vakfı Türkiye Temsilciliği-İstanbul’un katkılarıyla basıldı. Kitap Alternatif Bilişim Derneği’nin daha önce yayınladığı iki kitap gibi özgür e-kitap olarak da derneğin ekitap sitesi ekitap.alternatifbilisim.org adresinden  indirilebilecek.

Alternatif Bilişim Derneği’nin ve Friedrich-Ebert-Stiftung Vakfı’nın Katılımıyla 16 Haziran 2012 tarihinde İstanbul’da yapılacak toplantıyla çalışma kamuoyuna tanıtılacak. Kitaba 1 Haziran 2012 tarihinden itibaren yenimedya.wordpress.com ile http://ekitap.alternatifbilisim.org/turkiyede-dijital-gozetim.html adreslerinden erişebilmek mümkün olacak.

Bilgi ve/veya kitap talebi için:

Adres: Alternatif Bilişim Derneği Genel Merkezi, Eğitim Mah. Ömerbey Sok. Keskin Hancı İş Merkezi No.19/B 34722 Kadıköy İstanbul

Telefon: 0 216 418 0 417

Web: www.alternatifbilisim.org

E-posta: bilgi@alternatifbilisim.org

Twitter http://twitter.com/altbilisim


Kamuoyuna Çağrımızdır: Kürtaj Tartışmasına Tepkisiz Kalma!

Mayıs 30, 2012

Kamuoyuna,

Bizler, Başbakan Erdoğan’ın AKP Kadın Kolları Kongresi’ndeki konuşmasında, kürtaj ve sezaryen gibi üreme pratikleri üzerine yaptığı açıklamaları kınıyoruz. Bu açıklamaları, kadınların bedenleri üzerindeki denetimi devletin ana meselelerinden biri olarak gören genel siyasal yaklaşımın parçası olarak görüyoruz. Söz konusu otoriter ve muhafazakâr yönelimin bu alandaki kamu politikası ve yasal çerçeveyi nasıl biçimlendireceği konusunda kaygılanıyoruz. Ayrıca Başbakan’ın konuyu Uludere’deki can kayıplarıyla ilişkilendirmesini de ayrı bir siyasi skandal olarak değerlendiriyoruz.

Bugün binlerce kadın, cinsellikleri konusunda karar alma hakları olmamasından dolayı, son çare olarak kürtaj yaptırmaktadır. AKP’nin kadınların kendi cinsellikleri üzerindeki söz hakkını bu yöntemlerle daha da azaltması yasal kürtajı olmasa da, yasa dışı kürtajı arttırmak gibi vahim sonuçları beraberinde getirebilir. Kürtajın sosyal arka planı sorgulanmaksızın, kadınların biyolojik olarak kürtajın gerekliliğini kanıtlamaya zorlanmalarına ve ancak bu koşulla kürtaj olmalarına dair tasarılar kabul edilemez. Eğer, bu vahim yaklaşım kamu politikasına egemen olur ve kürtaj zorlaştırılır ya da yasaklanırsa bu, kadınları yasadışı yollardan ve sağlıksız koşullarda kürtaj olmaya veya düşük yapmaya yönelteceğinden, kadın ölümlerindeki artışı hızlandıracaktır. Gerek bu durum, gerekse kadınların istenmeyen gebelik ve doğumlara mecbur edilmeleri hali esasen ağır bir baskı rejimini ifade eder. Bedensel bütünlüğümüz temel yasal haklarımızdan biridir ve bu hak çerçevesinde hal-i hazırda verilmekte olan kürtaj hizmetlerinden ve mevcut kürtaj düzenlemesinden vazgeçilemez.

Başbakan Erdoğan’ın Türkiye siyasetinde bir ilki gerçekleştirerek tartışmaya açtığı kürtaj, bugün Türkiye’de yasal olarak tanınan ve yüzbinlerce kadının başvurduğu bir uygulamadır. Hükümetin tutumu, CEDAW 16/e bendinde belirtilen” kadının çocuk sayısına ve çocukların ne zaman dünyaya geleceklerine serbestçe ve sorumlulukla karar verme hakkının” ve 1995 tarihli Pekin Deklarasyonunda belirtilen “sağlık hakkının” gereklerine aykırıdır. Ayrıca 8 Mart 2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Bunların Önlenmesine Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi), devlete, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini giderici politikalar yapmayı şart koşmaktadır. Bugün karşımıza çıkan sadece Başbakan’ın değil, Bakanların ve Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı’nın kürtaj karşıtı açıklamaları ise İstanbul Sözleşmesi’yle devlete verilen ödeve aykırılık göstermekte ve kadına yönelik şiddet ve ev-içi şiddetin desteklenmesine yol açmaktadır.

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak üzere kürtaj uygulamasıyla birlikte, tüm kadınlar için güvenli ve kolay erişilir doğum kontrolü, kadının cinsel özerkliğini vurgulayan bir cinsellik eğitimi, üreme sağlığını içeren evrensel sağlık hizmetleri, ücretli doğum ve aile izni ve nitelikli çocuk bakımı hizmetlerini de talep ediyoruz.

Biz, aşağıda imzası olanlar, toplumsal cinsiyet eşitliği ve demokrasiye inanan tüm kesimleri bu konuda duyarlı olmaya davet ediyor ve erkek egemenliğini pekiştiren tüm gelişmelere karşı olacağımızı duyuruyoruz.

İmza kampanyasına katılmak için: http://www.ipetitions.com/petition/kamuoyuna-cagrimizdir-kurtaj-tartismasina-tepkisiz/

Ayrıca ilgilenenler için okuma önerisi:

Nekrofililer ve Ötekiler, Gürman Timurhan: http://bianet.org/bianet/diger/138651-nekrofililer-ve-otekiler

1930’lardan 2012’ye Nüfus Mühendisliği, Ferhunde Özbay: http://www.bianet.org/bianet/insan-haklari/138741-1930lardan-2012ye-nufus-muhendisligi

Kadının rahmini “devlet gibi görmek”, Emrah Göker: http://istifhanem.com/2012/05/26/rahimvedevlet/


ABD’nin Türkiye raporunda İnternet özgürlüğü

Mayıs 26, 2012

http://www.state.gov/j/drl/rls/hrrpt/humanrightsreport/index.htm?dynamic_load_id=186414#wrapper

Internet Freedom

The government maintained extensive restrictions on Internet access. The Internet law allows the government to prohibit a Web site if there is sufficient suspicion that the site is committing any of eight crimes: insulting Ataturk; engaging in obscenity, prostitution, or gambling; or encouraging suicide, sexual abuse of children, drug abuse, or provision of substances dangerous to health. Upon receiving a complaint or as a result of personal observations, a prosecutor may request that a judge prohibit access to the offending site or, in an urgent situation, the Telecommunication Internet Presidency (TIB) may prohibit access while the complaint is examined. In either case, a judge must rule on the matter within 24 hours. Following a judicial decision to uphold the complaint, the Internet service provider (ISP) must block access within 24 hours. If the judge does not approve the block, the prosecutor must ensure access is restored. ISP administrators may face a penalty ranging from six months’ to two years’ imprisonment for failing to comply with a judicial order. The law also allows people who believe a Web site violates their personal rights to request the TIB to order the ISP to remove the offensive content. The antiterror law and other sections of the penal code were also used to block Web sites.

There were no official figures on the number of blocked Web sites. However, Engelliweb, an NGO working on Internet freedom issues, reported that, as of December 31, authorities had blocked 15,595 Web sites, more than doubling the number reported in 2010. The Information Technologies Institute (BTK) reported 81 percent of the sites that were blocked contained pornography.

On September 21 an Ankara Heavy Penal Court ruled to bar access to 16 Kurdish-related Web sites, including welat.org and firatnews.org, as well as Kurdish video and radio Web sites, such as medciwan.com.

In 2010 the TIB banned Playboy magazine’s Web site without a court order, based on “a legal evaluation” of the Internet law on obscenity. The ban remained in force at year’s end.

The BTK reported there were 25,850 Internet cafes in the country. Internet cafes were primarily used by young people. Under the Internet law, mass use providers, including Internet cafes, can only operate if they are granted an official activity certificate obtained from a local authority representing the central administration. The providers are required to deploy and use filtering tools approved by TIB. Providers who operate without official permission face administrative fines. As of December Internet activists reported that more than one million Web sites were blocked in Internet cafes in the country. The Web sites for many mainstream LGBT organizations were among those blocked, including the Kaos GL news portal.

Additional Internet restrictions were applied in government and university buildings. On September 21, parliamentarian Aylin Nazliaka submitted a parliamentary question to the prime minister challenging blocked access to the LGBT sites of Kaos GL and Lambda Istanbul from Internet stations at the parliament building. Both organizations were on the “black list” of forbidden sites issued by TIB.

In August, after significant public and international protest against a mandatory filter, the government revised a plan to introduce a regulation of the principles and procedures for safe usage of the Internet. In November the BTK implemented a nonmandatory filter, with two voluntary options, for “child” and “family.” Civil society organizations continued to criticize the program, both for the government’s involvement in deciding what is appropriate for family or child use on the Internet, and a lack of transparency into the criteria used to block sites. The Alternative Information Association opened a case at the State Council against the new regulation stating the BTK was not entitled to make such a decision.

Government authorities on occasion accessed Internet user records to “protect national security, public order, health, and decency” or to prevent a crime. Police must obtain authorization from a judge or, in emergencies, the “highest administrative authority” before taking such action and generally did so in practice.

Academic Freedom and Cultural Events

Government restrictions on freedom of speech at times limited academic freedom and cultural events. Some academics and event organizers stated they practiced self-censorship on sensitive topics. Human rights and students groups continued to criticize constraints placed on universities by law and by the actions of YOK that limits the autonomy of universities in staffing, teaching, and research policies and practice.

In August the government issued a decree with the force of law that changed the process of appointment to the Turkish Academy of Sciences (TUBA). Previously, TUBA members reviewed and elected all new scientists to join as members. With the new decree, TUBA members will elect one-third of the members, YOK will assign one-third of the members, and the Cabinet of Ministers will assign one-third of the members. Leading academics and scientists criticized the change as a politicization of scientific endeavors that will eliminate scientific autonomy and undermine scientific standards. Half of the 138 TUBA members resigned in protest.


12 Mayıs 2012 İnternet ve Sosyal Medya Tartışılıyor…

Mayıs 11, 2012

KüYerel İnternet ve Sosyal Medyayı tartışıyor:…

Yer: Taksim Hill; Saat: 14:00-18:00


“Bilişim Teknolojileri Kapital ve Emeğin Dönüşümü” Konulu Söyleşi Düzenlendi

Mayıs 11, 2012

EMO Ankara Şubesi tarafından 05 Mayıs 2012 Cumartesi günü “Bilişim Teknolojileri Kapital ve Emeğin Dönüşümü” konulu söyleşi düzenlendi. Steve Zeltzer’in katıldığı ve EMO Genel Merkezi Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Taylan Özgür Yıldırım yaptı.

EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Taylan Özgür Yıldırım açılışta yaptığı konuşmada şunları söyledi, “Teknolojik devrim kapitalist üretim süreçlerinde, emek süreçlerinde dönüşüm de yarattı. Bilişim teknolojilerinin ayrı da bir etkisi var. 1970‘lerden başlayan postfordist dönüşümle beraber artık ademi merkeziyetleşmiş çalışma yaşamı bir şekilde kitlesel üretimin yerine parçalı üretimin, esnek üretimin yerleştiği yapıyı da getirdi. Kafa kol emeğinin yoğunluklu ortadan kalktığı sürece girdik. O anlamda sınıf yapısının içinde işçi sınıfının içinde bir dönüşüm yaşandığını söyleyebiliriz. İleri dönüşüm sürecinde bilişim teknolojilerinin örgütlenme pratiklerine dair önemli bir etkisi var. Postfordist üretim parçalı yapı oluşturdu buralarda örgütlenmeyi sendikaların bu alanlara müdahalesini zorlaştırdıysa da iletişim teknolojileri kitleselleşmenin önünde araç olarak da duruyor. Etkinlikte  beyaz yakalı olarak tariflenen bir kesimin bir yanıyla yeni sınıfsal yapının tahlilini yapmaya çalışacağız bir yanıyla da bu insanlara ulaşmada iletişim teknolojilerinin nasıl kullanılacağını dair tartışma yapmaya çalışacağız. Steve Zeltzer‘in bizimle paylaşacakları önemli, kendisinden iletişim teknolojilerinin örgütlenmeye nasıl katkısı olduğu bunun ülkemize nasıl yansıyacağı konusundaki deneyimlerinden faydalanacağız.”

“Teknoloji işçilerini örgütlemek bizim siyasi görevimiz”

Emek hareketi aktivisti Steve Zeltzer konuşmasına “Uluslararası emek dayanışması açısından TEKEL işçilerinin direnişi önemli milat oldu bu direniş sırasında işçiler arasında böylesi bir bağ kurulmaya başlandı. San Fransisco‘da TEKEL mücadelesine yönelik bir ilgi ortaya çıkmaya başladı. Türkiye‘deki Japonya‘daki, ABD‘deki işçi sınıfı birbirinden haberdar olmaya ve dayanışma içinde olmaya başladılar. Bu esasında dünyada bir ilk eş zamanlı dünya işçi sınıfları ilk kez birbirlerinden haberdar olmaya başladılar” diyerek başladı.

Mısır fabrika işçilerinden Çin‘de çalışan işçilere kadar her yerde internet aracılığıyla bağlantı ortaya çıkmaya başladığını vurgulayan Zeltzer konuşmasını şöyle sürdürdü, ” Tüm dünyada yeni iletişim teknolojileri ortaya çıkmaya başladı. Küresel açıdan yeni bir dayanışmanın zemini oluşturmaya başladılar. Bu dayanışmanın analiz edilmesi hem de yeniden tekrarlanması için iyi analiz edilmesi gerekiyor.Kapitalist medyanın bize karşı uyguladığı haber ambargosunu youtube vs. diğer araçları kullanarak aşabiliyoruz. Küresel ekonomi açıdan bu tür araçlar işçi sınıfı kullansın diye ortaya çıkartılmıyor. Kapitalistler kendi kârlarını artırmak için böyle araçları destekliyorlar. Emek gücünde bir değişim söz konusu. Kapitalistler artık geçici işçileri parçalı bir şekilde dışarıdan kullanabiliyorlar bu da örgütlenmeyi zorlaştırıyor.

İletişim teknolojilerinden en önemli değişiklik cep telefonlarının kullanılmaya başlanması oldu. 2010 yılında tüm dünyada 4.6 milyar telefon varken bu hedef 2011 itibariyle 5 milyarı buldu. Özellikle Afrika‘da. Afrika‘nın belli kesimlerinde nüfusun yüzde 5‘inin iletişimi olduğu yerlerde orada çalışan göçmen işçiler kendi cep telefonlarıyla dünya ile bağlantılı durumdalar. Bu insanların internet kafeleri kullanarak birbirleriyle iletişimleri mümkün. 1995 yılında taşıma ve genel işçiler birliği Liverpol‘da bir grev örgütledi ve internette dayanışmanın gerçekleşmesi ilk kez bu grevde gerçekleştirildi. Avustralya‘ya kadar uzanan dayanışmanın sağlandığı bir grev yaşandı.

Sanfransisco‘daki işçiler Japonya‘daki işçiler bu greve destek verdi. İşçilerin yaptığı internet üzerinden gerçekleştirilen ilk dayanışma greviydi. Liverpol dok işçileriyle dayanışma için eylem günü ayarlandı ama Britanya medyası böylesi bir grevin olduğunu bile duyurmaya engellemeye çalıştı. Buna karşı internet üzerinden dayanışma eylemi CNN‘e sunulan video akışıyla desteklendi ve insanlar bu ambargoyu kırmayı başardılar.”

“Emek hakları için mücadele eden işçiler bunu duyurmak zorundalar”

Emek hakları için mücadele eden işçilerin bunu duyurmak zorunda olduklarının altını çizen Steve Zeltzer şunları söyledi; “Bu mücadele uluslararası bir mücadele bütün dünya işçilerinin mücadelesi. Bu sürecin verdiği başka bir ders de şuydu, bütün medya araçlarını kullanılacağı videolar, SMS‘ler olsun bunlardan birini ya da bir kaçını kullanma meselesi değil, uluslararası emek hareketinin bütün direnişlerinin kendi dillerinde yayımlanacağı video kanallarının yaratılması önemlidir. Bu noktada sendikacılar bu kanalın olanaklarını geliştirmek için çalışıyorlar. Türkiye‘de bir örneği işçi festivali var. Farklı yerlerdeki işçilerin farklı deneyimlerini bu festival sayesinde bir araya getirebiliyoruz.Bu alanda kapitalistler de bir takım adımlar atıyorlar amaçları da geçici işçiliği daha da yaygınlaştırmak. İşçilerin büyük çoğunluğu geçici olduğu zaman bunları savunmak ve örgütlemek zorlaşıyor. Sendikaların zayıflatılması bu sürecin doğal bir sonucu.Kore‘de şu anda geçici işçiler, işçilerin yüzde 30‘unu oluşturuyor, ABD‘de benzer durum söz konusu. Facebook, Google sendikalaşmayı engellemek için dışarıdan geçici işçi almaya başlıyorlar. Eğer işçilerin çoğu geçici ise bu bir çok haklarından yoksun olmaları anlamına geliyor. ABD‘de çalışan işçilerin bir çoğu emeklilik haklarından hatta sağlık haklarından yoksunlar.Bu konuda 2011‘de bir sunum yapıldı Kore‘deki ‘çağrı cihazı devrimi‘ adı verilen bir durum var. İşçiler sadece çağrı cihazlarına mesaj geldiğinde çalışmaya gidiyorlardı. Buna da kendileri çağrı cihazı devrimi adını vermişlerdi.

Peki bu tanımadığınız kişileri nasıl örgütleyeceksiniz? Yüz yüze gelmediğiniz bu işçileri nasıl örgütleyeceksiniz? Kapitalistler çok uluslu şirketler bu örgütlenmeyi engellemeye çalışıyorlar işçilerin internet üzerinden bir araya gelmelerini engellemeye çalışıyorlar ama bunu başarabileceklerini sanmıyorum.

1997‘de Güney Kore‘de bir genel grev örgütlendi özellikle Seul metro işçileri bunun bir parçasıydı. Genel grevi örgütleyenler yeraltına çekilmeleri zorunlu oldu çünkü devlet bu işçilerin peşinden koşuyordu. Yakalanmamak grevi gerçekleştirmek için işçiler yeraltına indiler ve örgütlenmeyi internet üzerinden yaptılar. İnternet üzerinden örgütlenerek yapılan ilk grev 1997 yılında Güney Kore‘de oldu. Çok uluslu şirketler gerek hükümetler bu bilginin yayılmasını engellemeye, işçilerin başka işçiler ile dayanışmasını engellemeye çalışıyorlar sadece kendi istedikleri bilgilerin bilinmesini istiyorlar. Örneğin TEKEL işçilerin direnişi, sadece TEKEL işçileriyle ilgili direniş değildi; özelleştirme saldırılarına karşı direnişti. Eğitimin telekomünikasyonun özelleştirilmesi giderek hiçbir kamu alanının kalmaması dolayısıyla bu mücadele uluslararası bir mücadelenin bir parçasıydı.

Gerçekten uluslararası alanda kullanılacak önemli bir araç bu akıllı cep telefonları. Anında işçiler kendi mücadelelerini videoya çekip video akışıyla dünyaya duyurabilirler. Herhangi bir sansür olmaksızın küresel bir şekilde dünyanın her tarafında çalışan işçilere kendi hikayelerini anlatabilirler. Teknolojinin kullanılması iki taraflı bir bıçak.  Cep telefonları aynı zamanda işçilerin nerede olduğunu takip etmek için de kullanılabilir. Örneğin Samsung‘da çalışan işçiler avukatlarına gittiler görüşme yaptılar iş yerlerine döndüklerinde avukatlarıyla yaptıkları görüşme kendilerine kelime kelime aktarıldı çünkü izlenmişlerdi. Samsung sendikalaşmayı engellemek amacıyla bunu araç olarak kullanıyordu.  Türkiye‘de belgesel gösterildi büyük birader sizi izliyor Samsung‘un ötesi yüzü adını taşıyan belgesel. Samsung işçilerinin Samsung telefonları ile nasıl takip edildiklerini anlatıyordu. Örgütlenmeye çalıştığınız zaman bu araç yoluyla bizi takip etmekteler. Örneğin Google gibi şirketler sizin yaptığınız her şeyi takip etmeye çalışıyorlar Amazon‘da satın alınan kitapları takip etmeye çalışıyorlar gittiğiniz yeri takip etmeye çalışıyorlar. Bu çok değerli bir bilgi, bu bilgileri özel şirketler hem kendi kârlarını maksimize etmek için kullanıyorlar hem de  hükümetlere casusluk faaliyeti olarak bilgi vermek üzere önemli bilgi topluyorlar. Bunu yapmak için yapay zeka gibi araçlar kullanıyorlar.

Aynı şekilde teknoloji sağlık alanının kontrolünde de kullanılmaya başlandı. Sağlık kuruluşları bütün kayıtları dijital tutmaya başladılar, bu kayıtların manüplasyonu daha kolaydı. Bir teşhisi değiştirebiliyorlardı ki tazminat ödemek zorunda kaldıklarında sorumluluklarını azaltabilsinler.Elektronik kayıtların olması bir takım şirketler sizin kayıtlarınız üzerinde kontrol sahibi olacaklar ve bunu değiştirebilecekler bu sizin için tehdit ortaya çıkartıyor. Çalışanları bu teknolojilerin olası tehlikeleri konusunda eğitmek zorundayız. Kapitalistler sadece kendileri için olumsuz kesimleriyle ilgilenmiyorlar olumlu kesimleriyle daha çok ilgileniyorlar. Teknoloji sadece sorunları çözmüyor aynı zamanda sorunlar da yaratıyor. Bunlardan bir tanesi nükleer enerji. Güvenli nükleer enerji diye bir şey yok. Her ne kadar şirketler bunun aksini göstermeye çalışsalar da nükleer santraller bütün dünyayı tehdit etmeye devam ediyor.Aynı şey kimya biyoloji alanlarında da devam ediyor. ABD‘de sentetik biyoloji anlamında pek çok şey yapılıyor. Bunun işçilere ne gibi tehlikeler getireceği konusunda kimsenin bilgisi yok kimse bu alanı denetlemiyor.Aynı şey genetik değiştirilmiş organizasyonlar için de geçerli. Ortada bir kanser salgını söz konusu insanlar neden bu salgınlara yakalanıyorlar kimse bunu bilmiyor. Teknolojik gelişmenin getirdiği böyle olumsuzluklar tüm dünyada yaşanıyor.”

 “Teknoloji kapitalistlerin kârlarını maksimize etmek için geliştiriliyor”

Teknolojinin gelişmesinin esas nedeni halkın refahını yükseltmekten çok kapitalistlerin kârlarını maksimize etmek için geliştirildiğini anlatan Steve Zeltzer sözlerini şöyle tamamladı; “Google gibi bir şirketi düşünün burada kast sistemi oluşturulmuş.  Yaka kartlarının renklerine göre bazı işçileri izin kullanabilirken bazıları kullanamıyor bazıları daha düşük ücret alıyor. Dünyadaki geleceğin kast sistemi olmasını istemiyoruz değil mi? Bu şirketlerin sahiplerinin dünyadaki vizyonu bu işte. İşçi sınıfı için sosyal medyanın kullanılması başka önemli bir nokta. ABD‘de grev örgütlemek isteyen sendikalaşmak isteyen işçiler facebook‘u twitter‘i bu amaçla kullanıyor. Aynı şekilde patronlar da aynı sosyal medyaları eylemlere katılanları işten kovmak için  kullanıyorlar. Bir bilgi, görüntü internete düştükten sonra herkes buna ulaşabiliyor ve internette yapılan her şeyin kaydı tutuluyor. Geçen ABD‘de şöyle bir olay oldu, bir patron çalışanına, kimlerle ne tür iletişim kuruyor öğrenmek için facebook şifresini sordu. Facebook da emek kampanyalarına yönelik kendi sansürünü oluşturuyor emek hareketlerini altta tutuyor üste çıkartmıyor. Kapitalist şirketler demokratik haklarımızın yükselmesi için bize katkı sunmayacaklar biz uluslararası işçi hareketi oluşturmalıyız. Küresel bir mesele, şu ya da bu ülkenin meselesi değil. Genel haklarımız için örgütlenmek hepimizin meselesi.

İnsanları çalışan işçileri bu araçların daha etkin olarak kullanımı konusunda eğitmemiz gerekiyor. ABD‘deki sendikaların çoğuna ticari sendika adını veriyoruz bunlar işçilerden değil patronlardan yana hareket ediyorlar. Hatta işçilerin kapitalistler tarafından ezildiğini bilmezlikten gelen sendikalar var. Bir yeni dünya düzeni kurulacaksa bu yeni dünya düzeni işçilerin olacaksa bizim de interneti teknolojiyi kullanmaya ihtiyacımız olacak. Örneğin IDM‘de çalışan dünyanın her tarafındaki işçileri kazanmak zorundayız, işçi sınıfının hakları için kazanmak zorundayız. Dünya çapında teknoloji işçilerini örgütlemek bizim siyasi görevimiz.”

Söyleşi katılımcıların sorularının Steve Zeltzer tarafından yanıtlanması ile sona erdi.

Kaynak: http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=91776&tipi=2&sube=14 (Erişim: 10.05.2012, 22:53)


CALL FOR CHAPTER PROPOSALS: Research and Design Innovations for Mobile User Experience

Mayıs 10, 2012

Proposal Submission Deadline: May 30, 2012

Research and Design Innovations for Mobile User Experience

A book edited by Dr. Kerem Rızvanoğlu (University of Galatasaray, Turkey) and Dr. Görkem Çetin (Turkcell)

To be published by IGI Global: http://bit.ly/IrAj1x

Introduction
Mobile user experience (UX) has gained momentum as a significant area of research in recent years. The emergences of mobile human-computer interaction (HCI) as a separate, unique field in HCI discipline with diverse academic activities and body of literature supports this idea. Although mobile devices allow users to stay connected anytime anywhere, diverse user groups still suffer from usability issues caused by the design of mobile interfaces and the limitations of mobile devices. Although the mobile HCI community is trying to create and adapt research methods, tools, and infrastructure for mobile-specific challenges and opportunities, there is still a limited number of studies on mobile UX, which addresses both researchers and professionals that work in the field of mobile HCI. Secondly, it is not so difficult to observe that the product managers in the sector of mobile communication often ignore usability issues and UX processes because of time and budget limitations. However, when it comes to delivering innovation on mobile devices, new philosophies, researches, and approaches should be taken into consideration.

Objective of the Book
This book will aim to provide relevant theoretical frameworks and the latest empirical research findings in the area. By including cutting-edge empirical studies and live cases from the professional sector, it intends to prepare a reference book for the mobile human-computer interaction community that will reveal key mobile user experience issues with solid data and guidelines and will support innovative mobile UX design processes.

Target Audience
The target audience of this book will be professionals and researchers working in the field of mobile human computer interaction e.g mobile user experience and usability and mobile interface design. Moreover, the book will provide insights and support interaction/interface designers, developers, product managers, UX and usability experts, digital marketing experts and digital strategists concerned with digital product and service design.

Recommended topics include, but are not limited to, the following:
Novel user interfaces and interaction techniques
Context-aware systems
Multimodal interaction
Evaluation of UX in mobile devices: Methodologies, Data Collection Instruments

Ethnographical and field studies in mobile UX research
Lab-based studies in mobile UX research
User centred design tools and methods for mobile UX design
Mobile accessibility
Group interaction through mobile devices
Mobile UX in social networking
Mobile UX in mobile communities
Cross-cultural interaction in mobile devices
Mobile UX in work environments
Storytelling and gamification in mobile UX design
Trust, privacy, content protection, legal aspects & issues in mobile applications & services
Internationalization and localization in mobile UI
Licensing, IPR and legal issues in mobile development
Next generation mobile development environments
Mobile augmented reality systems
Customer loyalty, retention and satisfaction
Innovative design of mobile UI
Gender differences

Submission Procedure
Researchers and practitioners are invited to submit on or before May 30, 2012, a 2-3 page chapter proposal clearly explaining the mission and concerns of his or her proposed chapter. Authors of accepted proposals will be notified by June 15, 2012 about the status of their proposals and sent chapter guidelines. Full chapters are expected to be submitted by September 30, 2012. All submitted chapters will be reviewed on a double-blind review basis. Contributors may also be requested to serve as reviewers for this project.

Publisher
This book is scheduled to be published by IGI Global (formerly Idea Group Inc.), publisher of the “Information Science Reference” (formerly Idea Group Reference), “Medical Information Science Reference,” “Business Science Reference,” and “Engineering Science Reference” imprints. For additional information regarding the publisher, please visit www.igi-global.com. This publication is anticipated to be released in 2013.

Important Dates
May 30, 2012
: Proposal Submission Deadline
June 15, 2012: Notification of Acceptance
September 30, 2012: Full Chapter Submission
November 30, 2012: Review Results Returned
December 30, 2012: Final Chapter Submission
March 15, 2012: Final Deadline

Inquiries and submissions can be forwarded electronically (Word document) to:

Dr. Kerem Rızvanoğlu


Associate Professor
Faculty of Communication, Informatics Division
UNIVERSITY OF GALATASARAY
Tel.: +90 212 227 44 80 / 414 • Fax: +90 212 227 51 48   •  GSM: +90 532 320 61 52
Dr. Görkem Çetin

TURKCELL
GSM: +90 532 210 48 12
E-mail: gorkem.cetin@turkcellteknoloji.com.tr

European Commission: New strategy for a Better Internet for Children /Avrupa Komisyonu: Çocuklar için daha iyi bir İnternet’e Yönelik Strateji…

Mayıs 8, 2012

Bu ayın başında Avrupa komisyonu “Çocuklar için daha iyi bir İnternet’e Yönelik” stratejiyi kabul etti.

Komisyon, çocukların dijital dünyadan tam anlamıyla ve güvenli bir şekilde faydalanmalarını sağlamak düşüncesiyle, bu alandaki becerilerini geliştirmek ve ihtiyaç duydukları araçları kendilerine sağlamak üzere bir plan geliştirdi. Bilindiği üzere internet, çocuklar ön planda tutularak tasarlanmamıştı; ama bugün bakıldığında, üçte biri mobil araçlar yoluyla olmak üzere çocuk nüfusunun %75’inin interneti kullandığı görülmektedir. Bu yeni strateji, Avrupa Komisyonu ve Birlik üyesi ülkeler, cep telefonu operatörleri ve üreticileri ile sosyal ağ hizmetleri sunucuları arasında sağlanacak işbirliği yoluyla, web üzerinde interaktif, yaratıcı ve eğitici bir pazar oluşturacaktır.

AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Viviane Reding şunları ifade etti: “Internet çocuk ve gençlere, yaratıcı olabilmeleri ve kendilerini özgürce ifade edebilmeleri için yani fırsatlar sunmaktadır. İnternetin ilk aşamada çocuklar için değil yetişkinlere yönelik olarak tasarlanmış olduğunu hatırda tutarak online ortamlarda çocuklarımızın emniyetini sağlamak mecburiyetindeyiz. Komisyon tarafından getirilen yeni strateji, şiddetten korunma da dâhil olmak üzere çocuk haklarının gözetilmesine yardımcı olacaktır. Bu yaklaşım, internetin çocukların gereksinimlerine uyarlamasına da yardımcı olacak mantıklı bir yaklaşımdır.”

Yapılacak çalışmalar dört ana hedef etrafında odaklanmaktadır:

• Çocuklara yönelik yaratıcı ve eğitici online içeriklerin hazırlanmasını teşvik etmek ve yaşa uygun içeriklere erişim sağlayan platformlar geliştirmek

• Çocukların dijital ve medya okuryazarlığı geliştirmek ve online ortamda sorumlu davranmalarını sağlamak amacıyla AB genelindeki tüm okullarda online güvenlik konulu bilinçlendirme çalışmaları ve eğitime hız kazandırmak

• Ebeveynlere ve çocuklara online korunmaları için gerekli olan araçların sağlandığı çocuk-dostu bir ortam yaratmak – örneğin, zararlı içerikler ile davranışların bildirilmesini sağlayacak kullanıcı dostu mekanizmaların oluşturulması; şeffaf, yaşa uygun kişisel bilgi güvenliği ayarları veya kullanıcı dostu ebeveyn kontrolleri

• Polis tarafından yürütülen soruşturmalarda yenilikçi teknik çözümlerin kullanılması ve bu alanda araştırma yapılmasının desteklenmesi yoluyla online ortamda çocukların cinsel istismarını amaçlayan materyallerin dağıtımıyla mücadele.

Stratejiyle ilgili daha fazla bilgi için web sitesini ziyaret edebilirsiniz ya da stratejinin İngilizcesini okuyubilirsiniz.


İnternet İçin Tekno-sosyal Politika Önerisi

Mayıs 3, 2012

Alternatif Bilişim Derneği’nin 2 Mayıs 2012’de TBMM İnternet Araştırma Komisyonu’nda yaptığı sunuma aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Alternatif Bilişim Derneği TBMM Sunumu


7. Homofobi Karşıtı Buluşma Başlıyor

Mayıs 3, 2012
Kaos GL Derneği bu yıl yedincisini düzenleyeceği Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’nın (HKB) programını açıkladı.

18 MAYIS CUMA

MEDYA – İLETİŞİM FORUMU
Hotel Best, Atatürk Bulvarı, No: 195, Kavaklıdere
 
Birinci Oturum
Saat: 13:00 – 14:30
Ayrımcılığa, Nefrete, Aşağılanmaya ve Damgalanmaya Karşı LGBT’ler Hangi Araçları Kullanabilirler?
Moderatör: İrfan Aktan, Express Dergisi
Prof. Dr. Melek Göregenli, Kaos GL Danışma Kurulu Başkanı
Avukat Oya Aydın, Kaos GL Derneği Avukatı
Prof. Dr. Mutlu Binark, Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi
Tuğrul Çomu, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları
“Sosyal Medyada Nefret Söylemi”
İkinci Oturum
Saat: 15:00 – 16:30
Azınlıklar, Mülksüzler ve Heteroseksüel Olmayanlar Medyanın Şamar Oğlanı mıdırlar?
Moderatör: Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver, Galatasaray Üniversitesi, GSÜ – MEDİAR (Medya Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi müdiresi) & MEDİAZ üyesi
“Medyada cinsiyetçi söylemin dünü, bugünü…”
Emek Çaylı, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi
“Popülizmin Muhafaza ve Müdafaa Ettiği Medyanın Hoşgörülenleri”
Selda Tuncer, ODTÜ Sosyoloji Araştırma Görevlisi
“Marjinallikle Sıradanlık Ekseninde Televizyon Dizilerinin Tabu Konuları”
Gülsüm Depeli, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi
“Anayasa Tartışmaları ve LGBT Hareketler: Medyada Haber Olmak”
Üçüncü Oturum
Saat: 17:00 – 18:30
Yeni Medyanın Olanakları ile Kısıtlılıkları ve Kısıtlamaları Arasında Nasıl Gökkuşağı Patikaları Açabiliriz?
Moderatör:Gülseren Adaklı,Ankara Üniversitesi, İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi
“Sosyal Medya Tartışmalarında Özerklik Sorunu”
Dr. Oğuzhan Taş, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi
“Sosyal Medyada ’Sosyal’ Olan Ne?”
İdil Engindeniz Şahan,Galatasaray Üniversitesi, İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi
“1994’ten Günümüze Bir Derginin Dönüşümü / Dönüştürdükleri”
Burcu Şimşek, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi
“Ayrımcılığa Karşı Bir Yeni Medya Olanağı Olarak Dijital Hikayeler”

Bakınız: http://kaosgl.org/sayfa.php?id=11174


1 Mayıs’ta Alternatif Bilişim

Mayıs 2, 2012

Gölgesi kendinden büyük dernek Alternatif Bilişim, 1 Mayıs’ta Taksim’deydi, “İnternet erişimi temel insan hakkıdır, kısıtlanamaz!” pankartıyla…


%d blogcu bunu beğendi: