İnternet Manifestosu

Eylül 30, 2009
Alman gazeteciler “internet bildirgesi” yayınladı.
1 – Internet farklıdır. İnternet farklı kamu küreleri, farklı terimler ve farklı kültürel beceriler yaratır. Medya günümüz teknolojik gerçeklerini görmezden gelmekten ve onunla boğuşmaktan vazgeçip, çalışma yöntemlerini bu gerçeklere uyarlamalıdır. Onların görevi mevcut teknolojiye dayanarak gazeteciliğin en iyi biçimini geliştirmektir. Bu yeni gazetecilik ürünleri ve yöntemlerini içerir.2- Internet bir cep boyutu medya imparatorluğudur. Web mevcut medya yapılarını, eski sınırları ve oligopollleri aşarak yeniden düzenliyor. Yayın ve medya içeriğinin yayılması artık yüklü yatırımlar gerektirmiyor. Gazetecilik öz-kavramı, neyse ki, onu enformasyonun akışını düzenleme ve filtreleme görevinden kurtarıyor. Geriye gazeteciliği sıradan yayından ayıran gazetecilik kalitesi kalmaktadır.

3- Internet toplumdur; toplum internettir. Sosyal ağlar, Vikipedi veya You-Tube gibi web-tabaniı platformlar Batı dünyasında insanların çoğu için günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Onlara telefon veya televizyon gibi erişilebilir. Eğer medya şirketleri var olmaya devam etmek istiyorsa, bugün kullanıcılarının dünyasını anlamalı ve iletişim formlarını kucaklamalıdır. Bu kucaklama sosyal iletişimin temel formları dinleme ve yanıtlamayı, yani diyalogu da içerir.

4- İnternet özgürlüğü dokunulmazdır. Internet açık mimarisi sayısal iletişen bir toplumun ve dolayısıyla gazeteciliğin temel bilişim yasasını oluşturmaktadır. Bu, özel, ticari veya siyasi çıkarların, çoğu kamu yararı iddiası arkasında gizlenerek korunması uğruna değiştirilemez. Nasıl yapıldığından bağımsız olarak, internete erişimin engellenmesi serbest bilgi akışını tehlikeye atmakta ve bilgi erişim temel hakkını bozmaktadır.

5- Internet bilginin zaferidir. Yetersiz teknolojisi nedeniyle medya kuruluşları, araştırma merkezleri, kamu kuruluşlan ve-diğer kuruluşlar bugüne kadar dünyadaki bilgileri derlemiş ve sınıflandırmıştır. Bugün her vatandaş kendi kişisel haber filtrelerini oluşturabilir, arama motorlan ile daha önce hiç bilinmeyen boyutta bir bilgi hazinesine ulaşabilir. Bireyler artık her zamankinden daha iyi şekilde bilgilenebilir.

6- Internet gazeteciliği geliştirir. Internet üzerinden gazetecilik yeni bir şekilde kendi toplumsal-eğitimsel rolünü gerçekleştirebilir. Bu, bilginin sürekli değişen, devamlı süreç olarak sunulmasını içerir; basılı medyanın değişmezliğinin kaybı bir artıdır. Bilginin bu yeni dünyasında hayatta kalmak isteyenlerin, yeni bir idealizm, yeni gazetecilik fikirleri ve bu yeni potansiyeli kullanmaktan zevk alması gerekir.

7- Net, ağ gerektirir. Internet linkleri bağlantılardır. Birbirimizi bu bağlantılar ile biliyoruz. Internet bağlantılarını kullanmayanlar kendilerini sosyal söylertıin dışında tutmaktalar. Bu, geleneksel medya şirketlerinin web siteleri için de geçerlidir.

8- Linkler ödüllendirir, alıntılar süsler. Arama motorları ve birleştiriciler (portal-lar) kaliteli gazeteciliği kolaylaştırır: Onlar uzun vadede olağanüstü içeriğin bulunabilirliğini arttınr ve böylece yeni ve kamusal bilgi dünyasının ayrılmaz bir parçasıdır. Internet bağlantılan ve alıntılar yoluyla referanslar, özellikle yaratıcısından herhangi bir izin veya ücret gerektirmeyenler, ilk etapta ağ üzerindeki sosyal söylem kültürünü mümkün kılar. Bunların hepsi şüphesiz korumaya değerdir.

9- Internet, siyasi söylem için yeni bir mekândır. Demokrasi, katılım ve bilgiye erişim özgürlüğü ile büyür. Siyasi tartışmanın geleneksel medyadan internete aktarılması ve halkın etkin katılımı ile bu tartışmayı genişletmek gazetecilik görevlerinden biridir. Bugün basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü anlamına gelir.

10- Alman Anayasası’nın 5. maddesi meslekler veya geleneksel iş modelleri için koruyucu haklar ihtiva etmez, internet, amatör ve profesyonel arasındaki teknolojik sınırları geçersiz kılar. Bu nedenle basın özgürlüğü ayrıcalığı gazetecilik görevlerinin yerine getirilmesine katkıda bulunabilecek herkes için geçerli olmalıdır. Nitelik açısından, ücretli ve ücretsiz gazetecilik arasında bir ayrım yapılmamalı, ama iyi ve kötü gazetecilik arasında yapılmalıdır.

11- Çok fazla bilgi diye bir şey yoktur. Bir zamanlar, kilise gibi kurumlar kişisel farkındalık yerine güce öncelik verdi ve tipo matbaa makinesi bulunduğunda, denetimsiz bilgi akışına karşı uyardı. Diğer taraftan, broşürcüler, ansiklopediciler ve gazeteciler daha fazla ktilginin daha fazla özgürlüğe yol açtığını, hem birey hem de bütün olarak toplum için gösterdi. Bu önerme bugün için de geçerli.

12- Gelenek, bir iş modeli değildir. Gazetecilik içeriği ile internet üzerinden para kazanılabilir. Zaten, bunun birçok örneği bugün var. Ancak, şiddetli rekabet nedeniyle, iş modelleri internetinyapısı-na uyarlanmalıdır. Kimse bu hayati uyarlama sürecinden statükoyu korumaya yönelik politikalarla kaçınmaya çalışmasın. Gazetecilik açık rekabetle net üzerinden iyi finansal çözümler bulmalı ve cesaretle bu çözümlerin çok boyutlu uygulamalarına yatırım yapmalıdır.

13- Copyright, internet üzerinden bir sivil görev haline gelir. Copyright internette enformasyonun düzenlenmesinde merkezi bir köşetaşıdır. Yaratıcıların kendi içeriklerinin dağıtımının türü ve kapsamı üzerinde karar hakkı internet üzerinde de geçerlidir. Aynı zamanda, telif hakkı eski tedarik mekanizmaları korumak ve yeni dağıtım modelleri ya da lisans yapılarını sokmamak için kullanılamaz. Mülkiyet yükümlülükleri kapsamaktadır.

14- İnternette çok para vardır. Gazetecilik çevrimiçi hizmetleri reklam yoluyla finanse eder. Bir okuyucu, izleyici ya da dinleyicinin zamanı değerlidir. Gazetecilik sektöründe, bu ilişki her zaman finansmanın temel bir ilkesi olmuştur. Gazetecilik açısından geçerli yeni finans modelleri bulunmalı ve test edilmelidir.

15- İnternette olan internette kalır. İnternet, gazeteciliği yeni bir niteliksel düzeye kaldırıyor. Online metin, ses ve görüntüler artık geçici olmak zorunda değil. Onlara yeniden erişilebilir, böylece çağdaş tarihin bir arşiv binası oluşabilir. Gazetecilik, bilginin gelişmesini, yorumlanmasını ve hataları göz önüne almalı, yani, oluşan kendi hatalarını kabul etmeli ve şeffaf bir şekilde onları düzeltmeli.

16- Kalite en önemli nitelik olmaya devam ediyor.internet ortaya düzgün ürünler de çıkarır. Sadece güvenilir, seçkin-ve olağanüstü olanlar uzun vadede sürekli izlenecektir. Kullanıcıların talepleri artmıştır. Gazetecilik bunları yerine getirmeli ve sık sık güncellediği ilkelerine bağlı kalmalıdır.

17- Herkes için Web, 20. yüzyıl kitle iletişim araçlarından üstün bir toplumsal değişim altyapısı oluşturur. Şüphe halinde,”Vikipedya kuşağı”, kaynağın güvenirliğini belirlemek, haberi geriye gidip orijinal kaynağında izleme, araştırma, denetleme ve değerlendirmek yeteneğine tek başına veya bir grup olarak sahiptir. Bunu küçük gören ve bu becerilere saygı göstermeye istekli olmayan gazeteciler internet kullanıcıları tarafından ciddiye alınmaz. Çok haklılar, internet eskiden alıcı olarak bilinenlerle, okuyucu, dinleyici ve izleyiciler, doğrudan iletişim ve onların bilgilerinden yararlanmayı sağlar. “Her şeyi bilen” gazeteciye değil ama iletişim kuran ve araştıra gazeteciye talep var.

Mehmet SUCU / CUMHURİYET
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=176031&cat=140&dt=2009/09/30 erişim 30.9.2009


Facebook – As A Social Networking Site: “Videor ergo sum!”

Eylül 27, 2009

kol-barcodeFacebook – As A Social Networking Site: “Videor ergo sum!”

By Ali Toprak, Ayşenur Yıldırım, Eser Aygül, Mutlu Binark, Senem Börekçi, Tuğrul Çomu

 

 

 

Publisher: Kalkedon Yayınları, September 2009

The group composed of Ali Toprak, Ayşenur Yıldırım, Eser Aygül, Mutlu Binark, Senem Börekçi, Tuğrul Çomu, who called themselves as “Collective Production” in order to emphasize and realize partnership and collabration in all phases of the study, decided to analyze the social networking sites (SNSs) and to understand what is happening both inside and outside the Facebook. They were in collabration from beginning to the end in order to study social organizations, privacy issue, practices of voyeurism, surveillance, and showing up, virtual relationships, identity practices, individual performances, and representation of this new communication medium in mainstream media.

While analyzing the above stated subjects via the account they created on Facebook following the local elections on the 29th of March, 2009 in Turkey, Collective Production decided to use their account as a social campaign for ensuring and promoting gender equality. They launched a campaign of petition on Facebook which was called “Open shelter for women in every district of Ankara”. This campaign which started on the 1st of May, 2009 and lasted until the 14th of May, 2009 asked the municipalities to be responsive to this issue.

The group administred an offline survey to their profile friends named “The Uses of Facebook”. The profiles and performances of the group’s Facebook friends were also analyzed as a text. In this phase of the study called “Facebook by Asking and Seeing”, a partial picture related to Facebook usage practices was drawn.

The group which gained inspiration from Descartes’s philosophical statement of “cogito ergo sum” which is translated in English as “I think, therefore I am” named the study “Videor ergo sum!” that is translated in English as “I am seen, therefore I am” in order to display the existence practice and forms of the subject on Facebook and the resource of desire of this web 2.0 subject. Image is not only dominant on Facebook which is one of the most important communication media in the 21st century but also also in other SNSs. The web 2.0 subject desires to see and to be seen in SNSs. Instead of written texts, visual materials are loaded and circulated in such sites. As a result of the dominance of visual texts, “being seen” was emphasized in the subtitle of the study and the position of the individual heading towards showing up and even espionage was examined.

The study is composed of four sections. In the First Section, emergence of social networking sites, their features, usage practices of SNSs in the world and in Turkey, application types special to Facebook users from Turkey were all analyzed and the readers were informed of the current literature. The first section describes the research universe of the study, introduces current SNSs in virtual space and explaines the differences and similarities between SNSs with examples. In addition to this, various Facebook usage types are exemplified. The data collected on different Facebook practices developed for the Facebook users in Turkey showed how the local culture became a part of global market and global consumption culture. Within the scope of literature review, main researches carried out in the near past both in the world and in Turkey were focused on and the samples, methods and the findings of these researches were summarized. For this part, Collective Production tried to access to studies related to the usage practices of SNSs which were carried out in Turkey. Via Thesis Database service of Higher Education Board (YÖK), Collective Production accessed the limited number of the papers most of which were either published in academic journals in the field of communication studies or presented in conferences to a large extend.

The Second Section of this study named “Immersion into Facebook” is composed of two different but complementary discussions: self-presentation on Facebook:profiles and performances and from public privacy to voyeurism, surveillance and showing up. Following the first chapter discussing how the profiles are created on Facebook and how the self is presented, there comes the second chapter discussing the transformation of privacy in virtual space. Self is created in a concealed way in virtual spaces and presented as a hoped and/or intended self on the screen. Facebook profile photo lets the existence of a person on Facebook be checked and confirmed and lets the Facebook users connect to this person and take a communicative action. The symbols, groups, photo-sharing and video-sharing are the other applications Facebook provides to its users to let them present themselves as they want. These applications give the Facebook users an opportunity to create the person they want to be rather than the one they are in their real lives.

Most of those having an account on Facebook maintain their new or old daily social relations in SNSs. This issue is discussed in the chapter analyzing the profiles and performances. In parallel to the change in the perception of privacy issue in virtual space, electronic surveillance has also deepened and become widespread. This issue is analyzed in details in the Second Section. Collective Production examined how the nonymous identities on FB locate their identity positions and act in virtual space.

  •  What does Facebook mean for the survey respondents?  

Facebook means a communicative tool for 15% of the respondents, fun for 14% of the respondetns, surveillance tool for 14% of the respondents and a sharing environment for 13% of the respondents.

  • Who do you choose as your friends on Facebook?

 It is clear that most of the Facebook users meet their Facebook friends whom they already know from their real lives.

  • What kind of a relation do the respondents look for on Facebook?

Most of the respondents look for “friendship” on Facebook. As seen on the chart, there are not big differences based on gender, but it should be mentioned that the majority of those giving the answer “any kind of relation and playing the field” are men.

  • Mode of the profile photos

For  the Facebook users, they prefer to be seen happy (40%) and mysterious (30 %) on their profile photos.

In the chapter of the study callled “direct, intetional surveillance or surveillance in any way in SNSs”, how both the nation-state and capitalist companies watch the Facebook users via their existence coded in their images are explained with examples. Although the existence of Big Brother is obvious, the users consider this issue either normal or they are not aware. In the last instance, the desire to see and to be seen demotes the existence of the individual in the virtual space to images and defines this with images. By this way, the individual reaches the object of the desire as a part of the image/eye and surveillance/being seen. The nation-state takes its part in this surveillance practice, thereby watching/controlling its citizens. For example, Turkish Armed Forces has declared that they catched approxiametly a thousand fugitive solders via the surveillance practices on Facebook. The effort of the nation-state to register, control and dominate has gained a new digital dimension with the emergence of SNSs and Facebook mainly. The pleasure gained from the display of the self on the FB and espionage promoted by the nation-state are discussed at the end of this chapter. Nation-state puts an eye on the virtual space that it can not reach via such systems as “enunciationweb” (in Turkish “ihbarweb”) and makes this eye its own eye: the eye of its citizens. At this point, it is important to emphasize that every Facebook user has the power to see in a micropolitical area. They keep an eye on their old and/or new friends by closely following what their friends are doing, by viewing their profile photos, photo albums and by watching the videos they share on their walls. It is important to note that what is ironic here is that the Facebook user knows he/she is being seen and wacthed. What emerges here is showing up: a new pleasure of the Internet. This chapter of the study is based on the findings of the survey administered offline via the account we opened on Facebook. 

  •  What is regarded as private by the survey respondents

For the majority of the respondents (40%), there is not a private space on Facebook.

 The Third Section of the study is called as “social organizations on Facebook: the possibilities and dynamics of collective action from online to offline space”. In this section, different types of social, political, cultural organizations are analyzed by regarding Facebook as a text. Collective Production took a quick look at all the groups created related to current issues/events but could not reach the speed of the organizational practice on virtual space. We have observed that there are a lot of pro and con groups created almost  in the afternoon about the issues discussed by the mainstream media and political actors in the morning and that petition campaigns are launched. Collctive Production opened the success of virtual campaings in the real life to the discussion based on two case studies: “The Murder of Münevver Karabulut” and the above stated campaing of “Open shelter for women in each district of Ankara” which was carried out by the group themselves. The group discussed whether these two collective actions would be successful or unsuccessful in the offline space; determined the possibilities and dynamics of collective action from online to offline space and made some suggestions. In the Third Section, the group also focused on the organizations spreading and naturalizing racist speeches and hate speeches and pointed out the threat of using the new media for these purposes. It is highly important to focus on the fact that the new media is gradually being more used for circulating and spreading hate speech which consists of the sexist, homophobic, racist, xenophobic contents, instead of being used for democratizing the social structure, enriching and developing the communicative action practice in the public space. In this section, Collective Production not only explained the possibilities of the new media for democratic social movements but also revealed the current contradictory situation. Another issue that needs to be dealt in relation to the previous sections emerges within the scope of denounciation/espionage/complaint. What is observed on Facebook is that the groups making racist, homophobic speeches or hate speeches are generally not closed or closed very late even when the authorities receive complaints against these groups. On the other hand, what should not be ignored is that although racist speeches and hate speeches are among the compaint subjects (despite not being functional), there is not such a choice on enunciationweb (ihbarweb) which is the extra eye of the nation-state. In other words, racist speechs and/or hate speechs are not the denunciation the nation-state is expecting; nation-state does not attach importance to this issue.

  •  Why do the respondents join the campaigns?

In the Fourth Section of the study, Collective Production discussed the presentation of the Facebook in mainstream, traditional media and how the Faceook users view this presentation. To this end, online puplications of four ideologically different newspapers were analyzed based on themas in approximately four months. The group found out that mainstream, traditional media ignores/underestimates and disintegrates Facebook via mispresentation, underpresentation and overpresentation. Facebook increases its commercial value by its presentation on Facebook. However, as the thematic content analysis has revealed, this presentation has only one dimension: Facebook is either valuable or the users are counterfeiting; either the users are isolated from their social environment and looking for temporary satisfactions or Facebook becomes addictive. All these popular culture-related narrations do not explain the relation of Facebook with historical, cultural, political, economic and social circumstances and patterns. Facebook is neither white nor black. Not only mainstream traditional media but also public actors and authorities discuss the Facebook unidimensionally by labelling new media spaces and new media usage practices. For the usage practices of these new media spaces, protective, traditional, neo-liberal ethical codes are promoted and shown as “formal and popular”. The followings could be given as examples: enunciationweb (ihbarweb), Telecommunication Authority’s filters, prohibition of access to some sites enforced “by” Information and Communication Technologies Authority. These prohibitions put barriers to the development of the responsibility of the individual on new media spaces and hinder him/her from behaving as participant citizens. Unidimensional presentation of new media spaces (especially digital plays) and tools (Internet) and of mainly Facebook, which means ignoring or reducing different dimensions of events-facts on mainstream traditional media, hinders readers and followers from seeing/understanding the opportunities and risks related to new media usage practices. This is why Collective Production analyzed the presentation of Facebook on mainstream traditional media in the Fourth Section which is the last section of this study.

SNS users shift from one social networking site to another just like keeping pace with the fashion. For example, while MySpace was once the most popular social networking site in U.S.A, Facebook is now in the first rank. When we look at Turkey, once  Yonja, Mynet and Siberalem were highly popular, Facebook has now become more and more popular especially among the youngs. The age range of Facebook users has increased to above 30 years old and today SNSs attract a big percentage of the population having access to media and being media literate. At this point, it is possible to state that SNS usage has immediately become widespread and the SNS users jump from one SNS to another. Number of the registered Facebook users from Turkey is approximately 13 million and 500 thousand. More than 11 million of these users is above 18 years old.

Conclusion

In our study called “Facebook: As a Social Networking Site: ‘Videor ergo sum’”, we drawed two different frameworks for Facebook use and Facebook space: the alteration in the Facebook users’ understanding of the privacy issue and two new concepts occured during the uses of Facebook and other social networking sites: showing up and espionage. These two new concepts can be said to be the reflections of the important role of the new media in the daily life routine. In the popular culture-related narration circulated in the new media, the dominance of image gives pleasure to the individual. The dominance of visual thing makes the action of “seeing and being seen” natural and legitimate. As a result, the individuals become inured to the actions of “seeing and being seen”. While the individual who wants to see wacthes his/her old and/or new friends in social networking sites at micro level, at macro level the capitalist organizations including the security forces of the nation-state follow the electronic footstep left on virtual spaces. The advertisements and the friends’ accounts visited on SNSs are continually and regularly registered in details by the advertising and marketing companies. These databases are used for personalized advertisement campaings or product promotions. The action of stalking is not a mysterous and mystical travel enabling the individual to know himself/herself and to become free which is implied in the Andrei Tarkovski’s metaphore  of Stalker. In contrast, here, it presents all the electronic registrations of the activities carried out by the individual for the aims of self-improvement to the control/surveillance of nation-state or transfers these registrations (user accounts, profiles, interests, relations) into commercial value and puts into circulation in the market. As the Facebook and Twitter are becoming the baseline for developing and maintaining our social relations, arrangement and management of these areas by micro and macro power structures are getting more attention.

The surveillance taking place at micro and macro levels invites the individuals to “denounce” those displaying illegal behaviour. What needs to be emphasized here is that the individuals accept that different opinions and contents are not legitimate in every field of the social life including virtual space at any time. So participating in the mechanism of denunciation is not by force but by the invitations made via social networking sites which are one of the ideological tools of the state. The individuals accept these invitations in order to live in safe without taking any risks in terms of the social ethical codes and patterns defined by the capitalist market economy  and the nation-state as “beneficial” and “acceptable” for the social order. In return for their help, these two institutions inspire the individuals with confidence. The fact that the Internet and new media practices are becoming common neccessitates to make the individuals confident in virtual spaces. It becomes neccessary to protect the individual from fake and false identity presentations, hackers, virus softwares and his/her personal information being stolen.  This means to call the legal regulations and security forces to work just like in the real world. How the framework of this call is drawn in Turkey was explained in this study with various examples. The Turkish Law No. 5651 categorizes Internet usage practices as space provider, content provider, collective access provider and regards actions considered illegal on virtual spaces as “crime” within the scope of the Article 8 of the Law No 5651. Telecommunication Board, the execution body in accordance with this Law, wants the citizens to denounce these kinds of actions carried out on virtual space to the executive “hand” of the Law via www.ihbarweb.org.tr.

Collective Production want to emphasize that in this study the group are not trying to find the answer of whether social networking sites such as Facebook are addictive or not. What the group did are the followings:

  • Collective Production tried to explain what an “ordinary” person does on Facebook and its features.
  • What Collective Production found interesting in terms of SNS use is that the individual transfers the habitus he/she creates in daily life to the virtual space and continues and strengthens his/her real life offline relations in online space.
  • In contrary to the beliefs, the individuals maintain their social capital in virtual spaces.
  • The “risk” of meeting new people is only taken if it is in line with the aim of the communicative act.
  • Social networking sites are spaces are composed of the acquiantances and even those who are the same: everybody continues to exist in his/her own “circle”.

As Collective Production, we say that we should shape our SNS usage practices without ignoring the online risks and opportunities of the new media. Our study has revealed that the mainstream traditional media mispresents, overpresents and underpresents the new media spaces which causes the readers and media followers to have an unidimensional idea about the subject. Such unitypical questions can be given as examples: “How much is the commercial value of the Facebook?” “How does Facebook increase its commercial value?” “Does Facebook use prevent your feeling of loneliness?” “Can you live without Facebook?”. Finally,  we suggest that the discussions on the relation between the new media and the usage practices of the individuals should not be limited to the existence of the individual in virtual spaces but should include how the individual creates himself/herself  in offline real life. For example, the everyday mentality of the users about racist, xenophobic, homophobic speeches and hate speeches circulated on Facebook should also be analyzed. Do they fight against such speeches in their daily lives? If they do, in what ways? If not, why are they indifferent to this issue? These questions and usage practices should be analyzed alltogether. Indifference and unawareness of the individuals about the hate speeches on new media spaces continue in the real life patterns. Therefore, other SNS users should be intervied via in-depth interviews or focus group methods and the experiences and opinions of SNS users should be analyzed. Definitions and discourses about dominant situations recreated by being re-circulated in  traditional media contexts, brain pattern of the individual, new media usage practices are the milestones that should be analyzed all together.

Contact person for the writers :

Tuğrul Çomu

tugrul.comu@gmail.com

i-net 09 12-13 aralık 2009 istanbul bilgi ünv.dolapdere kampüsünde…

Eylül 26, 2009

   XIV. Türkiye’de İnternet Konferansı
    12-13 Aralık 2009
              Bilgi Üniversitesi,  Dolapdere,  İstanbul

Türkiye’de İnternet ile ilgili grupları biraraya getirerek İnternet’i
tüm boyutlarıyla tanıtmak, geliştirmek, tartışmak, İnternet teknolojileri
aracılığı ile toplumsal verimliliği artırmak ve toplumun dikkatini
olabildiğince bu yöne çekmek amaçlarıyla,  1995’den beri her yıl ulusal bir
etkinlik olarak düzenlenen Türkiye’de İnternet Konferansı bu yıl
12-13 Aralık 2009 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecektir.
Konferansa bildiri sunma, eğitim semineri verme ve tartışma grubu/açık oturum düzenleme şeklinde aktif katılım davet edilmektedir.
Konferans kayıt yaptıran  dinleyecilere açıktır.
Bu yıl  “Sosyal Ağlar”, “Yeni Medya”, “Fikri Haklar”, “İnternet ve
Demokrasi” ve “İnternet Yasakları” konuları öne çıkacaktır.
Youtube, MySpace, Last.fm, Geocities, Blogger yasaklarının öne çıkardığı
Fikri Haklar, İfade Özgürlüğü, Hukukun Üstünlüğü, İnternet ve Medya ilişkileri,
İnternet ve Demokrasi konularını kapsayan panel ve oturumlar yapılacaktır.
İnternet Başarı öykülerinini anlatan oturumlar da planlanmaktadır.
Bilgi Toplumu, İnternet ve Güncel sorunların tartışılacağı oturumlar;  Bilgi Toplumu Eylem Planı,E-devlet be Bilgi Toplumu Taslağı, DNS Taslağı, ve geniş toplum kesimlerine hitab edecek seminerler planlanmaktadır.

Konferansın Ana Konulari
       İnternet, Demokrasi, Katılım ve Saydamlık
       İnternet Yasakları, Sansür ve Zararlı İçerik
       Fikri Haklar, Sayısal Ürünlerin Paylaşımı
       Sosyal Ağlar ve İnternet’in Sosyal Boyutları
       Gizlilik, Bireysel Haklar ve Kişisel Veriler
       İnternet Yönetişimi ve STK’lar
       Bilgi Ekonomisi ve Bilgi Toplumu
       Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı
       e-devlet, Kamu Ağları ve Etkin Devlet: \\ \xx Türkiye Deneyimleri
       Wiki, RSS, Mushup ve Birlikte Çalışma Ortamları
       İnternet’in Yasal Boyutları
       İnternet ve Medikal Bilişim
       E-eğitim, Okulların İnternete Taşınması
       e-tarım, e-çevre, e-ulaşım
       E-kültür, Sayısal Bölünme, KİEM ve İnternet Evleri

       Bilgi/Medya okuryazarlığı
       E-iş, M iş ve Yeni Ekonomi
       Mobil  Ağlar, Teknolojiler ve Uygulamalar
       Yeni  Nesil İnternet: internet2, ipv6, Gelecek İnternet
       Telekomda Serbestleşme ve Düzenleyici Yapılar
       Çocuklar için Güvenli İnternet
       Elektronik Yayıncılık ve Basın
       E-kütüphanecilik, Enformasyon kaynakları,  İndeksleme ve Tarama
       Özgür Yazılım, Açık Kaynak, e-devlet ve e-türkiye
       Araştırma ve İnovasyon Ağları,   7. Çerçeve ve Teknoparklar
       İnternetde Güvenlik: Virus, Spam, Bireysel Savunma
       Yeni İnternet   Teknolojileri, Grid ve Bulut Hesaplama
       Elektronik İmza
       İnternet  ve Sanat
       İnternet’te Türkçe Kullanımı ve İçerik
       Yeni İnternet Teknolojileri: Grid ve Bulut Hesaplama
       Dünyada ve Türkiye’de  İnternet’in Altyapısı
       Web 2.0, Web 3.0 ve Nesnelerin İnterneti
       Semantic Web
       Hesaplama ve Tarama Motorları
Konferans dili Türkçe’dir.  Bununla birlikte, ayrı bir oturumda sunulmak
üzere İngilizce bildiri başvuruları da kabul edilecektir.  Başvuruları, tam
metin bildirileri, çalışma grubu  ve eğitim semineri önerilerinizi aşağıda tanımlanan şekilde çalışma grubu  ve eğitim semineri önerilerinizi aşağıda tanımlanan şekilde 15 Kasım 2009’e kadar iletiniz.

Klasik bildiri : Bilimsel yazım kuralları çerçevesinde yazılmış
geniş özet ya da tam bildiri metni, en fazla  sekiz A4 sayfa. Birinci
sayfada   kimlik bilgisi
(yazar adı, çalıştığı kuruluş, telefon, faks ve elektronik posta adresleri)
bulunmalıdır.  Metnin düzenlemeye ve İnternet üzerinde konmaya uygun
elektronik kopyası, html, doc, TeX dosyaları tercih edilir.

Elektronik bildiri: Herhangi bir İnternet yazılım aracı ile
okunabilecek, gösterilebilecek ya da dinlenebilecek çoklu ortam bildiri.
Sınırsız form ve boyut. Başında kimlik bilgisi.

Eğitim semineri önerisi : Başlık, süre, azami katılımcı sayısı,
anlatılacak konuların azami bir A4 sayfasına sığacak tanımı,
eğitimin verilme şekli, donanım ve yazılım gereksinimleri, önerenin
kimlik bilgisi.

Tartışma grubu/açık oturum önerisi : Başlık, süre, beklenen
katılımcı sayısı, tartışılacak konuların tanımı, önerenin kimlik
bilgisi.

Tüm bildiriler ve sahiplerinin izni varsa eğitim seminerleri notları
elektronik ortamda sunulacaktır.  Seçilmiş bildiriler  konferans
kitapçığında basılacaktır.
 Her turlu iletisim icin : bilgiy@inet-tr.org.tr

Ayrıca bakınız:  http://inet-tr.org.tr/ ve  http://openconf.inet-tr.org.tr/


FACEBOOK VE TOPLUMSAL PAYLAŞIM AĞLARI ÜZERİNE İLK KAPSAMLI ÇALIŞMA YAYINLANDI…

Eylül 25, 2009

facebook kitabıtoplumsal paylaşım ağı facebook: “görülüyorum öyleyse varım!”
 
hazırlayan: kolektif üretim
ali toprak, ayşenur yıldırım, eser aygül,
mutlu binark,senem börekçi, tuğrul çomu

kapak tasarım: senem gökçe
yayınevi: kalkedon yayınları-2009

içindekiler
 
önsöz
1.bölüm: toplumsal paylaşım ağlarında iletişimin yeni yüzü
1.1. toplumsal paylaşım ağları
            1.1.1. toplumsal paylaşım ağlarının tanımı ve kapsamı
1.2. bir toplumsal paylaşım ağı olarak facebook
            1.2.1. dünyada ve türkiye’de facebook kullanım örüntüleri         
1.2.1.1. facebook’ta türkiye’den kullanıcılara özgü uygulama örnekleri
1.3. facebook üzerine mevcut alanyazın ve değerlendirmesi
 
2.bölüm: facebook’a dalmak
2.1. facebook hesabı açmak-araştırmanın yöntemi ve araştırmanın temel soruları
2.2. facebook’da kimlik temsilleri:profiller ve performanslar
2.2.1. sorarak facebook
2.2.2. görerek facebook
2.3. mahremin kamusallaşmasından röntgencilik, gözetim ve teşhirciliğe facebook
2.3.1. bireylik ve mahrem
2.3.2. mahremiyetin ihlali: gözetim     
2.3.3. toplumsal paylaşım ağlarında ilişkilenme halleri
2.3.4. toplumsal paylaşım ağlarında anonimlikten bilinirliğe
2.3.5. toplumsal paylaşım ağlarında açıktan gözetleme, bile isteye ya da öyle ya  da böyle gözetlenme pratiği
2.3.6.   toplumsal paylaşım ağlarında iktidarın gözü
 
3. bölüm: facebook’da toplumsal örgütlenmeler: çevrimiçinden çevrim dışına kolektif eylemin olasılıkları ve dinamikleri
3.1. facebook’daki toplumsal örgütlenme türleri
3.1.1.siyasal örgütlenmeler
3.1.2. facebook’da ırkçılık ve nefret söylemini yayan örgütlenmeler
3.1.3. dini örgütlenmeler
3.1.4. sendikal örgütlenmeler
3.1.5. çeşitli nedenler ile facebook hesaplarını hacklemek için kurulan örgütlenmeler
3.1.6. sivil toplum örgütlenmeleri
3.1.7. kampanya içerikli örgütlenmeler
3.2. facebook’da çevrimiçinden çevrim dışına kolektif eylemin olasılıkları ve dinamikleri: iki örnek olay
3.2.1. facebook’da “münevver karabulut” hesabı ve “münevver’in katili bulunsun” kampanyası
 3.2.2. “ankara’da her ilçeye bir kadın sığınmaevi açılsın” kampanyası
 
4.bölüm: anaakım geleneksel medyada facebook’un temsil pratikleri
4.1. araştırmanın kapsamı
4.2. araştırmanın bulgularının değerlendirilmesi
genel değerlendirme

——

Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook: “Görülüyorum Öyleyse Varım!” adlı çalışmada,  Facebook kullanımına ve Facebook ortamına ilişkin iki farklı çerçeve çizdik. Facebook kullananların mahrem algısının değişmesi, kamusal alanda gözetim ve denetimi nasıl kavrayarak, uyum sağladıkları ile, Facebook vb. toplumsal paylaşım ağlarında gelişen iki yeni olgu: teşhircilik ve muhbircilik. Bu iki olgu, yeni medyanın gündelik yaşam rutini içerisindeki önemli rolünün de yansılarıdır, denilebilir. Yeni medya döneminde dolaşıma sokulan popüler kültür anlatılarında bireye haz veren artık görüntünün egemenliğidir. Görsel olanın egemenliği, beri yandan da sürekli görmeyi ve görülmeyi de doğal ve meşru hale getirmekte, bu iki edimin de birey tarafından kanıksanmasını sağlamaktadır. Görmek isteyen birey mikro iktidar düzleminde toplumsal paylaşım ağlarında eski ve/veya yeni arkadaşlarını gözetlemekte, makro iktidar düzleminde ise bu bireyin sanal uzamda bıraktığı tüm elektronik ayak izleri başta ulus-devletin emniyet güçleri olmak üzere tüm kapitalist örgütlenmeler tarafından da takip edilmektedir. Toplumsal paylaşım ağlarında tıklanan reklamlar, ziyaret edilen arkadaş hesapları sürekli ve düzenli olarak reklamcılık ve pazarlama şirketleri tarafından ayrıntılı olarak kayıtlanmakta ve kişiselleş(tiril)miş reklam kampanyası veya ürün tanıtımı için bu veri bankası kullanılmaktadır. Buradaki iz sürme edimi, Andrei Tarkovski’nin izsürücü (Stalker) metaforunda imlediği gibi, bireyin kendini tanımasını ve özgürleşmesini sağlayacak gizemli ve mistik bir yolculuk değildir. Tam da tersine, bireyin kendini tanıma ve geliştirme adına yapıp-ettiklerinin tüm elektronik kayıtlarını ya ulus-devletin denetimine sunmakta ya da bu kayıtları, tecimsel bir değere dönüştürmekte ve pazarda dolaşıma sokmaktadır: kullanıcı hesapları, profilleri, ilgileri, ilişkileri. Üstelik Facebook ve Twitter toplumsal ilişkilerimizi kurma ve devam ettirmenin giderek daha fazla temel alanı haline geldikçe, bu alanların mikro ve makro iktidar yapıları tarafından düzenlenmesi ve yönetilmesi konusundaki özen de artmaktadır.” (Kolektif Üretim, 2009)

 

Kitap ile ilgili bilgi için:

Hakan Tanıttıran

kalkedonyayinlari@gmail.com

veya

Tuğrul Çomu

tugrul.comu@gmail.com


Creative Commons lisansları ve İnternet’te paylaşım olanaklarını arttırmak…

Eylül 24, 2009

 İnternet kullanıcısı olup da internet üzerinden ‘yasadışı faaliyette’ bulunmayan yoktur. Telif hakkıyla korunan bir fotoğrafı bir sunumda kullanmak üzere kopyalayıp, çoğaltılması istenmeyen bir şarkıyı bilgisayarınıza indirerek ya da internette okuduğunuz bir makaleden atıfta bulunmadan alıntı yaparak telif hakkı kanunu dâhilinde çoktan bir ‘korsan’a dönüşmüş olabilirsiniz! YouTube, 3G, Facebook ve benzeri uygulamaların kullanımının günlük rutine dönüştüğü ‘bedava indirme’ çağında, ‘paylaştıkça çoğalır’ nitelikteki bilginin daha çok insana ulaşımında tüm teknoloji hizmete hazır. Fakat bir o kadar keskin telif hakkı yasaları bunu engelliyor ya da kullanıcıdan bir korsan yaratıyor. Hem eser sahibi hem internet kullanıcısı herkes, bu yasaların günümüze uymadığı, değiştirilmesi gerektiği konusunda hemfikir. Ama bunun yerini hangi sistemin alacağı tartışmalı.

 İnternet’te Eser kime ait?

İnternet’te  kısıtlanmadan erişmek en doğal hakkımız’ diyen kullanıcılarla eser sahipleri arasındaki çatışma, yeni bir fikri mülkiyet anlayışının tartışılmasını sağladı. Ve bu noktada ‘Eser halka mı aittir, yaratıcısına mı?’ sorusu tekrar sorulur hale geldi.
Bu yeni fikri mülkiyet ideolojisinden beslenip başarı elde eden Korsan Parti (Piratpartiet), ilk olarak İsveç’te ortaya çıktı ve oradan birçok ülkeye yayıldı. Öyle ki, telif hakları yasalarını temelden değiştirmeyi vaat eden, bilgiye internetten ücretsiz erişim talep eden bu siyasi parti İsveç’te Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 7.1’lik bir oy aldı. Ve aslında bu talebe yanıt arayanların ne denli kalabalık bir kitle olduğu kanıtlanmış oldu.
Telif hakları kanunu ‘Copyright’a taban tabana zıt olan ‘Copyleft’ de insanlığın birikiminin herkesçe paylaşılmasını savunan bir uygulama. Ancak eser sahibinin tüm haklarını bir kenara bıraktığı bu uygulamaya da bazı yaratıcılar sıcak bakmıyor.

Şimdilerdeyse ‘Copyright’ ile ‘Copyleft’i uzlaştıracak bir sistem dünyaya yayılıyor: Creative Commons. 2006’dan beri birçok ülkede kullanılmaya başlanan bu lisanslama sistemini Türkiye’de de yaygınlaştırmak amacıyla Queensland Teknoloji Üniversitesi’nden Prof. Tom Cochrane, Avustralya’dan kalkıp Türkiye’ye, Özyeğin Üniversitesi’nde bir seminer vermeye geldi. Prof. Cochrane’den bu uzlaştırıcı sistemin detaylarını öğrendik.
Creative Commons (CC) kâr amacı gütmeyen, telif hakları alanında esneklik sağlamak ve paylaşımı yaygınlaştırmak amacıyla kurulmuş bir düşünce hareketi. Bu sistemde, geleneksel telif hakkı yasaları hafifletilip internette özgürce bilgi paylaşımına olanak sağlanıyor. Eser sahiplerinin tüm hakları değil, bazı hakları saklı kalıyor, kullanıcılar ‘korsan’ diye etiketlenmekten kurtuluyor. Böylece kullanıcıyla eser yaratıcısı arasında orta yol bulunuyor. Cochrane, bu sebeple Creative Commons için en uygun kelimenin ‘uzlaşı’ olduğunu söylüyor.
Creative Commons, eser sahibinin isteğine uygun olabilecek değişik lisans şartları temin ediyor. Bu lisanslardan birini alan kişi, ister ‘Eserin ilk sahibi belirtilecek ve ticari amaçla kullanılmayacak’ ibarelerini ekliyor, isterse ‘Adım saklı kalsın gerisi sizin’ deyip eserini ‘halka mal ediyor’.

Kullanıcılar öncelikle bu lisansı taşıyan bir ürüne, bir bilgiye internetten rahatça ulaşırken ‘Yasadışı bir iş mi yapıyorum’ kaygısından kurtuluyor. Eserin altında görülen sembollerle hangi eseri hangi ölçüde ve hangi koşullarda kullanabileceğini anlamış oluyor. Telif hakları kanunundaysa bu detaylar, çoğunluk tarafından bilinmiyor.
Prof. Cochrane, Creative Commons’ı Korsan Partisi’nin anlayışıyla aynı doğrultuda görmüyor. Cochrane’e göre CC politik bir duruş değil, sadece yasal bir lisans uygulamasından ibaret: “Eser sahibinin duruma daha hâkim olması ve kullanım şartlarını belirleyebilmesi ama bu şartların esnek olması açısından ideolojik bir çalışma gibi görünüyor. Ancak sadece telifle kullanıcı arasında bir uzlaşma alanı. Bu noktada Copyleft ve Korsan Parti anlayışından ayrılıyor.”
Sistem en çok da akademik çalışmalar için kullanışlı. Çoğu kez ticari amaçla üretilmeyen bu çalışmalar CC lisansıyla paylaşılabilir hale gelince tüm dünyada diğer akademik çalışmaların ilerlemesine de katkı sağlayacak. Cochrane ve çalışma arkadaşları Avustralya’daki üniversitelerinde bu çalışmalara tüm dünyanın ulaşabileceği bir açık paylaşım sistemi kurmuşlar. Eser sahibinin adının belirtilmesi, ticari amaçla kullanılmaması gibi haklar korunurken üretilen bilgiler insanlığa sunuluyor. Cochrane, bu uygulamayla akademisyenlerin isimlerine yapılan atıflarda yüksek oranda artış olduğunu söylüyor.
Kütüphane yoksulu Türkiye’de büyük yarar sağlayacak olan bu yeni sistem, henüz ülkemizde geçerli telif yasalarına uyarlanmış değil. 40 ülkede uygulanan bu lisanslarla ilgili çalışmalar Türkiye’de İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yürütülüyor.

 
Copyleft nedir?
‘Copyright’ (Telif hakkı) karşıtı hareket. Eser sahibinin kendi rızasıyla, haklarının bir kısmından ya da tamamından vazgeçmesi esasına dayanıyor. Genel anlamda fikri mülkiyet haklarının tamamen kaldırılmasını hedefliyor, bilgi erişimini en doğal hak olarak görüyor. CC sistemiyse Copyleft’ten farklı…
CC lisansına nasıl sahip olunur?
Şahısların lisans sahibi olabilmesi için ülkesinin Creative Commons’a üye olması gerekiyor. Ülkeler üyelik için CC Uluslararası Merkezi’ne başvurduktan sonra sistemi kendi ülke kanunlarına uyarlıyor. Bu uyarlama merkezce uygun bulunursa ülke sisteme kabul ediliyor. Eser sahipleri lisans için ülkelerindeki sorumlu birime başvuruyor. Başvurular internetten çok kısa sürede yapılıyor.
Eser sahibinin seçebileceği CC lisans şartları neler?
Eser sahibi eser üstünde hakkını belirlemek için temel dört şartın birini ya da birkaçını seçebiliyor: 1. Eserin ilk sahibinin belirtilmesi koşulu. 2. Eserin ticari amaçlı kullanılmaması koşulu. 3. Lisans modelinin korunması koşulu. 4. Eserin türevlerinin yaratılmaması koşulu…

 Yazı: Meltem Ürüt

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=955956&Date=24.09.2009&CategoryID=117 erişim 24.9.2009


Google Tüm Makaleleri Masaüstüne Getirdi

Eylül 16, 2009

Basında yer alan makaleleri sıralı ve kategorize edilmiş şekilde endeksleyen Google Fast Flip servisi yayında.

İnternetin arama devi Google, New York Times, Washington Post veya BBC gibi basın kuruluşlarının makalelerini hızlı bir şekilde görmeyi ve okumayı sağlayan yeni bir uygulama başlattı.
“Fast Flip” adı verilen yeni uygulama sayesinde bir gazete veya dergide yayımlanan makaleyi internet ortamında çok hızlı bir şekilde görmek mümkün oluyor.
“fastflip.googlelabs.com” web sitesinden ulaşılan yeni uygulama, internet kullanıcılarına Google’ın yayın ortağı aralarında New York Times, Washington Post, Cosmopolitan, Elle, Marie Claire ve Newsweek’in bulunduğu 40 kadar gazete, dergi ve yayın kuruluşunun çeşitli konulardaki makalelerinin ilk sayfasına anında ulaşmaya olanak sağlıyor.
Makalenin devamını okumak isteyen kullanıcı, makaleyi yayımlayan medya kuruluşunun web sitesine yönlendiriliyor.
Amerikan medya kuruluşlarıyla telif hakları sorunlarından dolayı gergin ilişkileri bulunan Google, “Fast Flip” uygulamasında sunulan reklamlardan sağlanan gelirleri bu ortaklarıyla paylaşacağını açıkladı.
Google yöneticileri, bu yeni uygulamanın basın sektörüne yeni okuyucular kazandıracağı görüşünü dile getirdiler.

NTVMSNBC


YENi BİR YAYIN: FACEBOOK ÜZERİNE!

Eylül 15, 2009

faceboo kitap kapak2toplumsal paylaşım ağı facebook:

“görülüyorum öyleyse varım!”

Yazarlar: Ali Toprak, Ayşenur Yıldırım, Eser Aygül,  Mutlu Binark, Senem Börekçi, Tuğrul Çomu

Yayınevi: Kalkedon Yayınları, Eylül 2009

“…..Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook: “Görülüyorum Öyleyse Varım!” adlı çalışmada,  Facebook kullanımına ve Facebook ortamına ilişkin iki farklı çerçeve çizdik. Facebook kullananların mahrem algısının değişmesi, kamusal alanda gözetim ve denetimi nasıl kavrayarak, uyum sağladıkları ile, Facebook vb. toplumsal paylaşım ağlarında gelişen iki yeni olgu: teşhircilik ve muhbircilik. Bu iki olgu, yeni medyanın gündelik yaşam rutini içerisindeki önemli rolünün de yansılarıdır, denilebilir. Yeni medya döneminde dolaşıma sokulan popüler kültür anlatılarında bireye haz veren artık görüntünün egemenliğidir. Görsel olanın egemenliği, beri yandan da sürekli görmeyi ve görülmeyi de doğal ve meşru hale getirmekte, bu iki edimin de birey tarafından kanıksanmasını sağlamaktadır. Görmek isteyen birey mikro iktidar düzleminde toplumsal paylaşım ağlarında eski ve/veya yeni arkadaşlarını gözetlemekte, makro iktidar düzleminde ise bu bireyin sanal uzamda bıraktığı tüm elektronik ayak izleri başta ulus-devletin emniyet güçleri olmak üzere tüm kapitalist örgütlenmeler tarafından da takip edilmektedir. Toplumsal paylaşım ağlarında tıklanan reklamlar, ziyaret edilen arkadaş hesapları sürekli ve düzenli olarak reklamcılık ve pazarlama şirketleri tarafından ayrıntılı olarak kayıtlanmakta ve kişiselleş(tiril)miş reklam kampanyası veya ürün tanıtımı için bu veri bankası kullanılmaktadır……

Burada Facebook vb. toplumsal paylaşım ağları kullanımı bağımlılık yaratır mı sorusuna, yanıt aramadığımızın da altını çizelim.

  • Bu çalışmada Facebook ortamında “sıradan” bir bireyin ne yaptığı, ortamın özellikleriyle birlikte serimlenmeye çalışıldı.
  • Toplumsal paylaşım ağları kullanımında kanımızca ilginç olan husus, bireyin zaten gündelik yaşamında kurduğu habitus’unu bu ortama da nakletmesi, çevrim dışı yüz yüze ilişkilerini çevrim içinde de devam ettirmesi, pekiştirmesidir.
  • Sanıldığının aksine, bireyler bildik toplumsal sermayelerini sanal uzamda sürdürmektedir.
  • Yeni kişilerle tanışmak gibi bir “risk”, eğer iletişim ediminin amacı ile doğrudan ilişkiliyse alınmaktadır.
  • Toplumsal paylaşım ağları, bildiklerle, hatta benzer olanlara örülü bir zemindir: herkes kendi “çemberi”nde varolmaya devam etmektedir….”
Yayınevi ile iletişim için: Hakan Tanıttıran
kalkedonyayinlari@gmail.com
Telefon: 0212 512 4356

 

 

  

Medya Kuşakları Projesi…

Eylül 14, 2009
Konferans odasından (Cripta Aula Magna'dan) bir görüntü

Konferans odasından (Cripta Aula Magna'dan) bir görüntü

Konferansa ev sahipliği yapan Üniversite Giriş Kapısı

Konferansa ev sahipliği yapan Üniversite Giriş Kapısı

OssCom, Centro di Ricerca sui Media e la Communicazione Universita Cattolica del Sacro Cuore-Milan ın işbirliği ile 11-12 Eylül 2009 tarihleri arasında gerçekleşen “Media+Generations” konferansında, İtalya’da Eğitim Bakanlığı’nın desteği ile 5 farklı üniversitenin farklı disiplinlerinin işbirliği ile yürütülmekte olan araştırma projesinin de bazı bulguları paylaşıldı.

Universita Cattolica del Sacro Cuore di Milano, Universita degli di Urbino “Carlo bo”, Universita degli Studi di Trento, Universita degli Studi di Bergamo, Universita La Sapienza di Roma bu projenin tarafları. Proje, İtalya’da “Dopoguerra” olarak adlandırılan 1940-1952, “Boomers” olarak adlandırılan 1953-1965, “Neos” olarak adlandırılan 1966-1978, “Post” olarak adlandırılan 1979-1991 doğumlu kuşakların kuşak retorikleri ve kuşak söylemleri ile nasıl medya ile birlikte dünyayı-yaşamı anlamlandırdıklarını irdelemekte. Bu projede medya dolayımı ile “biz-duygusunun” nasıl yaratıldığı ve kolektif hafızada ne tür medya olaylarının yer aldığı ortaya çıkarılmakta.  Projeyi ilginç ve başarılı kılan bir yönü de, farklı nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanılması: çevrimiçi anket, derinlemesine görüşme, odak grup…

Proje için bakınız: http://www.mediagenerationproject.wordpress.com


Dijital Roman olgusu…

Eylül 6, 2009

 Anthony Zuiker’in kitap, film ve internet sitesinden oluşan romanındaki şifreleri çözenler hikayenin devamını bilgisayarda izleyebilecek.

Kitap, film ve internet sitesinden oluşan “digi-novel” (dijital roman) piyasaya çıkıyor. Türkiye’de de “Kanıt Peşinde” adıyla yayımlanan “CSI: Crime Scene Investigation” adlı Amerikan dizisinin yaratıcısı Anthony Zuiker tarafından üretilen ‘digi-novel’, ‘Level 26’ adını taşıyor. Zuiker, polisiye roman olan ‘Level 26’da, her 20 sayfada bir verdiği özel şifrelerle okurlarını internet sitesine yönlendiriyor ve orada hikayenin devamı olan 3 dakikalık filmi izlemelerini sağlıyor. 8 Eylül’den itibaren meraklıları kitabı alabilecek, internet sitesini kullanabilecek ve “siber köprü” adı verilen filmleri izleyebilecek. Okurlar, kitapla ilgili görüşlerini paylaşabilecek, hatta hikayeye katkıda bulunabilecek. Zuiker, dijital romanın geleneksel kitap yayıncılığına son vermeyeceğini ancak bunun sektöre taze bir kan getireceğini söyledi.(aa)

Kaynak:http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=952721&Date=07.09.2009&CategoryID=117 erişim 6.9.09


TRANSFORMING CULTURE IN DIGITAL AGE Bildiri Özeti Çağrısı

Eylül 4, 2009

Konferans yeri: Tartu, Estonia, 14-16 April, 2010
Ayrıntılı bilgi için bakınız: http://www.transforminculture.eu

500 sözcükten oluşan bildiri özetini 23 Kasım2009 tarihine dek aşağıdaki adrese iletebilirsiniz:
Agnes Aljas and Maarja Savan.
E-Posta: transformingculture.conference@gmail.com


%d blogcu bunu beğendi: