Bir duyuru: Yeni medya okuryazarlığı çalışanlar ve çalışmaları veri tabanı

Ocak 29, 2014

Bir duyuru:

Alternatif Bilişim Derneği olarak, kurulduğumuz günden bu yana, yeni medya okuryazarlığı konusunda çeşitli çalışmalar yürütmekteyiz.
Dernek olarak, Türkiye’de bu alanda çalışan, alana katkılarda bulunmuş bilim insanlarının çalışmalarını ve iletişim bilgilerini içeren bir veri tabanı oluşturmayı hedefliyoruz. 
Bu alanda çalışmaları olan bilim insanlarının, aşağıda web adresi bulunan çevrimiçi formu doldurmalarını veyahut bu duyurumuzu akademik ağlar üzerinden dolaşıma sokmalarını rica ederiz.
Formun bulunduğu web adresi: http://ymo.alternatifbilisim.org


LaborComm 2014: 5. Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı 3-4 Mayıs 2014, Ankara-Türkiye

Ocak 23, 2014

Emek ve iletişim üzerine düşünen, çalışan ve siyaset üreten akademisyenler ve aktivistler 5. Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı’nda bir araya geliyorlar. Konferans, bu yıl dokuzuncusu düzenlenen Uluslararası İşçi Filmleri Festivali kapsamında 3-4 Mayıs 2012 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecektir.

Geçtiğimiz birkaç yıl tüm dünyada ve Türkiye’de toplumsal hareketlerin yükseldiği ve bu çerçevede iletişim ve iletişim ağlarının önem kazandığı bir dönem oldu. Egemenler interneti artık sadece yeni birikim stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olarak değil, aynı zamanda kendi egemenliklerine yönelen büyük bir tehdit olarak da görmeye başladılar. Bu çerçevede internet üzerindeki izleme faaliyetlerinin giderek tırmandığı açığa çıkarken, internetin sınırlandırılmasına yönelik düzenlemeler de giderek daha fazla gündeme geliyor. Ancak diğer yandan internet üzerindeki görece özgür alanların sınırları genişliyor ve buralardaki iletişim ve örgütlenme kent meydanlarında somutlaşıyor. LaborComm 2014, bu alanda yaşanan deneyimlerin bilgisini üretmeyi ve ileriye dönük olarak emeğin ve iletişimin özgürleşim olanaklarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra düzenlenme amacına uygun olarak iletişim ve emeğin kesiştiği tüm alanlara ilişkin çalışmaları beklemektedir.

Konferansın temel soruları/sorunları (sadece bunlarla sınırlı olmamakla birlikte):

·         İletişimin ve yeni iletişim ağlarının ekonomi politiği

·         Güncel toplumsal koşullar altında emek ve emek süreçleri

·         Üretim süreçlerinde yeni bilgi ve iletişim teknolojileri

·         İşçi sınıfı örgütleri ve iletişim ağları

·         İletişim ağlarındaki gelişmeler temel alınarak kuramsallaştırılan toplum biçimleri (bilgi toplumu, enformasyon toplumu, ağ toplumu, vs…) ve bu kuramların geçerliliği

·         Gezi direnişi ve diğer yeni toplumsal hareketlerin ortaya çıkardıkları

·         Yeni toplumsal hareketlerin toplumsal öznesi

·         Toplumsal hareketlerin açıklanmasında Marksist kuramın kavramlarının işe koşulması

·         Bilgi ve iletişim teknolojileri aracılığıyla yaratılan ve yaratılabilecek örgütlenme, dayanışma ve direnişin önündeki imkânlar ve engeller

Konferans Takvimi:

31 Mart 2014: Bildiri özetlerinin son gönderilme tarihi. Bildiri özetleri (azami 500 kelime) info@laborcomm.org adresine gönderilecektir.

4 Nisan 2014: Kabul edilen bildirilerin duyurulması.

25 Nisan 2014: Bildiri metinlerinin son gönderilme tarihi. Tam metinler info@laborcomm.org adresine gönderilecektir.

Konferans Sekreteryası: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Bilişim Anabilim Dalı

Çağrı metni ve konferansla ilgili bilgiler konferansın internet sitesinde yer almaktadır. www.laborcomm.org


“İnternet Sansürü En Çok LGBT’leri Etkiliyor”:Alternatif Bilişim Derneği’nden araştırmacı yazar Ahmet Alphan Sabancı ile görüşme

Ocak 22, 2014

KaosGL/Haber: Yıldız Tar

Alternatif Bilişim Derneği’nden Ahmet Alphan Sabancı: “Sansür düzenlemesinin masraflarını da bizim cebimizden çıkartabilirler.Sansür daha güçlü ve görünmez hale geliyor. En çok LGBT’ler etkilenecek. LGBT’lerin görünmezleşmesi ve özel hayatın anonimleştirilmesi ile karşılaşabiliriz. Özel hayatımızın gizli kalmasını istemek bir haktır.”

İnternet sansürünün derinleşmesi, internetteki bilgilerin ve özel hayatın devlet tarafından denetlenmesinin hız kazanmasına yol açan yeni torba değişiklik önerisini Alternatif Bilişim Derneği’nden araştırmacı yazar Ahmet Alphan Sabancı ile konuştuk.

Sibergüvenlik, sansür ve gözetim, hacker kültürü, telif hakları, yeni teknolojiler ve bunların kültürel boyutları üzerine çalışmalar da yapan Sabancı yeni düzenleme ile sansür araçlarının güçlenmesinin yanısıra; insanların korkutularak otosansürün artacağı ve gözetleme araçlarının da güçlendirildiğine dikkat çekti.

URL temelli engelleme ile sansürün görünmez kılındığı ve bir şeyin sansürlendiğini dahi bilemez hale gelebileceğimizi vurgulayan Sabancı, LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel ve trans) hareketinin insanlara en rahat ulaşabildiği yerin internet olduğunu da hatırlattı:

“İnternette bu sansür yolları aktif hâle gelirse, toplumsal değerler bahanesiyle LGBT hareketine dair birçok şeyin engellenmesi yüksek bir ihtimal. Bunun yanı sıra bu düzenlemeyle gelen gözetleme araçları LGBT’lerin anonimliklerine de zarar verme potansiyeli taşımakta. Herkesin tüm özel konuşmaları, internette yaptığı her şey iki yıl boyunca arşivlenecek ve bunların ne şekilde kullanılıp ne şekilde kullanılamayacağına dair hiçbir düzenleme yok.”

Sabancı bütün bu sansür politikalarına karşı ise Julian Assange’ın “Bilgiyi şifrelemek, şifresini çözmekten daha kolaydır” sözlerini hatırlatarak, ’Kem Gözlere Şiş’ isimli bir websitesi oluşturduklarını söyledi.

Türkiye’de basın, yayın ve ifade özgürlüğüne dönük kısıtlamalar ve sansür ile sıklıkla karşılaşıyoruz. Görece özgür bir alan olan internete de sansürün derinleşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sansürün daha da derinleştirilmeye ve sansür yollarının arttırılmaya çalışılması fazlasıyla tedirgin edici bir durum. Sansürün herhangi bir sorunu ortadan kaldırmadığı, sadece görünmez hâle getirdiği tecrübelerle birçok kez görülmüşken sansür araçlarını daha da güçlendirmeye çalışmak oldukça sıkıntılı.

Ayrıca yeni düzenleme sadece devletin elindeki sansür araçlarını güçlendirmekle kalmıyor. Düzenlemedeki birçok yenilik aynı zamanda gözetleme araçlarını da güçlendirmekte ve bunlarla insanları korkutarak otosansürün daha da artması için alan yaratmaya çalışmakta. Bu da sansürden çok daha tehlikeli bir durum.

Yeni düzenlemeler ile internet sansürünün derinleştiğine ilişkin bir açıklama yayınladınız. Orada “URL temelli engellemeden” bahsediyorsunuz. Nedir bu URL temelli engelleme? Bu engellemenin sonuçları ne oluyor?

URL temelli engelleme, sansürün en tehlikeli yollarından birisi. Bunun nasıl bir şey olduğunu bir örnekle açıklamak gerekirse; Mesela twitter.com/b profili TİB tarafından tehlikeli bulundu ve engellendi. Bu durumda siz twitter.com’a veya twitter.com/a’ya girebileceksiniz fakat twitter.com/b sizin için görünmez olacak. Görünmez diyorum çünkü böyle bir durumda siz o profilin sansürlendiğine dair bir bilgi edinemeyeceksiniz, sadece oraya girmek istediğinizde başarısız olacaksınız. Bu da sansürün tamamen görünmez bir hâl almasına ve neyin neden sansürlendiğini bilmemizin neredeyse imkansız hâle gelmesine neden olacak.

Böyle bir engellemenin uygulanabilmesi ancak DPI (Deep Package Inspection – Derin Paket Analizi) denilen yöntemle mümkün olabiliyor. Bu yöntemin yaptığını şu şekilde özetlemek mümkün: Bizim internette yaptığımız her şey aslında internet sitelerinin bulunduğu sunucularla bilgisayarlarımız arasında paket alışverişleri. Biz bir siteye girmek istediğimizde ya da birisiyle chat yaparken gönderdiklerimizi paket hâlinde gönderir ve üzerine nereye gideceğini yazan bir etiket yapıştırırız, detayları paketin içinde gizlidir (Örneğin biz o etikete sadece Youtube’un sunucularına gitmek istediğimizi yazarız, orada hangi videoyu izlemek istediğimiz paketin içinde yazar ve sadece Youtube bunu görebilir). Bu paketi internet servis sağlayıcısı alır, sunucuya götürür ve sunucunun bize verdiği cevabı başka bir paket olarak getirir. Bize internet servisi verenler paketin içinde ne olduğunu görme hakkına sahip değildir, bu özel hayatın gizliliğinin ihlalidir. Ancak URL temelli engellemeyi mümkün kılan DPI teknolojisi, bizim tüm paketlerimizin içini açıp bakar ve bunu yapmaya iznimiz olup olmadığını kontrol eder. Youtube örneğinden düşünecek olursak, o videoyu izlemeye iznimiz olup olmadığına bakar. Ancak bunu sürekli yapabilmesi için, bizim yaptığımız her şeyi kontrol edebilmesi gerekmektedir ki bu da gönderdiğimiz maillerden, özel konuşmalara kadar her şeyi kapsar.

Bu hâli bile yeterince tehlikeliyken yeni düzenleme İnternet Servis Sağlayıcılara tüm internet loglarını (yani bu paketlerin kopyalarını) 1-2 yıl boyunca tutma zorunluluğu getiriyor. Yani internette yaptığımız her şeyin bir kopyası, devlet kurumlarının ulaşabileceği şekilde iki yıl boyunca tutulacak. Üstelik bunu yapmak, yeni kurulan Servis Sağlayıcılar Birliği’ne katılım için yerine getirilmesi gereken ana maddelerden biri olacağı için bunu yapmayan birinden internet servisi almak gibi bir şans da olmayacak.

Tüm bunların yanı sıra, bu yöntemin uygulanması internet trafiğinin sürekli kontrol edilmesi anlamına geldiğinden zaten dünya ortalamasının fazlasıyla altında olan internet hızımız daha da düşecek. Bir de tüm bunların masraflarını karşılamak servis sağlayıcıların yükümlülüğünde olacağından, bunlara yapılan masrafların faturalarımıza yansıması ve daha pahalı internet kullanmak zorunda kalmamız da yüksek ihtimal.

İktidarın böylesi bir düzenlemeyle amacı nedir?

İktidar, tıpkı dünyadaki tüm devletler gibi her şeyi gören göz olmak istiyor aslında. Çünkü bunu hayatımızın birçok noktasında yapabilmesine rağmen söz konusu internet olduğu zaman yasal olarak çok fazla şey yapamıyorlar. Tüm bunlara yasal bir kılıf sağlayarak, içleri rahat bir şekilde tüm internet trafiğimizin bir araya getirilip etiketler üzerinden kategorilendiğimiz bir arşiv oluşturmak ve bizi sürekli ellerinin altında tutmak istiyorlar. Bunu dünyadaki hemen her devlet bir şekilde yapmak istiyor zaten, ABD’de NSA’in bunu yapmak için nasıl yollar kullandığını gördük, şimdi aynı amaçla benzer yolları da devlet kullanmak istiyor.

Ayrıca iktidar, bu yasal düzenlemenin özel hayatı korumak için yenilikler getirdiğini de söylüyor ama bahsettikleri yenilik özel hayat söz konusu olduğunda bir sitenin 4 saat içerisinde engellenebilmesi. Bunu yapmanın karşılığındaysa tüm vatandaşların özel hayatını iki yıl boyunca ellerinin altında tutmak istiyorlar.

Bununla birlikte devlet bizi izlerken aynı zamanda bizim neyi göreceğimize ve neyi konuşacağımıza da karar vermeye çalışıyor. Sansürü daha güçlü ve görünmez hâle getirerek neyi göreceğimizi, korkutacak yasalarla insanları otosansüre zorlayıp neyi konuşacağımızı belirlemek derdinde. Geleneksel medyada yaptıklarını internet için de yapmaya çalışıyorlar. Bunun için de Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı olan TİB’in bir anlamda elinde güçlü silahlar bulunan İnternet için RTÜK hâline geldiğinden emin olmak istiyorlar. Bu düzenleme de bunu mümkün kılabilmek için haklarında soruşturma yapılması bakana ve dolaylı olarak başbakana bağlı olan, tamamen koruma altında bir kurum hâline getirecek TİB’i.

Türkiye’de İnternetin 2013 durumu başlıklı raporunuzda özellikle muhafazakar medya olmak üzere, medyada LGBT’lere dönük ciddi bir nefret söylemi olduğunu belirtiyorsunuz. Buna karşılık sosyal medya üzerinden nefret cinayetlerine karşı ciddi bir muhalefetin örgütlendiğini söylüyorsunuz. Peki bu yeni internet sansürü LGBT’leri nasıl etkiler sizce?

En büyük etkilerinden birisi LGBT’lerin görünmezleştirilmesi olacak. LGBT hareketinin insanlara en rahat ulaşabildiği yer internet. Çünkü geleneksel medya hem sansür korkusundan hem de içselleştirdikleri nefret söylemi ve homofobi yüzünden LGBT’lere asla seslerini duyurma imkanı vermiyor. İnternette bu sansür yolları aktif hâle gelirse, toplumsal değerler bahanesiyle LGBT hareketine dair birçok şeyin engellenmesi yüksek bir ihtimal. Ancak bu sefer sansür yukarıda bahsettiğim gibi bir tür görünmezleştirme ve sansürden haberdar olamama şeklinde olacak. Bu da aslında bu sansürün asıl amacının ortalama kullanıcının, tıpkı geleneksel medya tüketicileri gibi, her şeyin güllük gülistanlık olduğunu zannedecekleri bir internette dolaşmalarına neden olacak.

Bunun yanı sıra bu düzenlemeyle gelen gözetleme araçları LGBT’lerin anonimliklerine de zarar verme potansiyeli taşımakta. Herkesin tüm özel konuşmaları, internette yaptığı her şey iki yıl boyunca arşivlenecek ve bunların ne şekilde kullanılıp ne şekilde kullanılamayacağına dair hiçbir düzenleme yok (Mecliste 10 yıldır bekleyen bir Kişisel Verilerin Korunması Kanunu teklifi var mesela). Bu verilerin kötü ellerde nasıl kullanılabileceğini düşünmek bile korkutucu.

LGBT’lere sosyalleşme imkanı tanıyan birçok tanışma sitesi erişime engellendi. Yeni düzenleme ile bu sitelerin tamamen kapatılması gibi bir durumla karşılabilir miyiz?

Eğer siteler Türkiye sınırları içerisindeki sunuculardaysa tamamen kapatma hakları ve hatta farklı bahanelerle sunucu sahiplerine para cezası vermeleri mümkün olacak. Ancak siteler yurtdışındaki sunuculardaysa böyle bir şey yapabilme şansları olmayacak.

Ancak URL temelli engelleme yoluyla sadece arkadaşlık sitelerini tamamen kapatmanın ötesine geçerek LGBT’lerin sohbet amaçlı kurduğu bir Facebook grubuna veya LGBT hareketi hakkında haberler veren bir Twitter hesabına da tek tek engelleme getirebilirler. Elbette bunları yapmak için kullanacakları bahaneler ailenin ve çocukların korunması, toplumsal değerler gibi şeyler olacaktır.

Peki bütün bu düzenlemelere, sansüre karşı neler yapılabilir? Bu karamsar tablodan çıkış yolları neler?

Sansür ve gözetlemeden kendimizi korumak ve özellikle bizi gözetlemek isteyenlerin işlerini olabildiğince zor hâle getirmek için kullanabileceğimiz birçok araç var ve bunların kullanımı hiç de zannettiğimiz kadar zor değil. Bu araçları kullanmaya başlamak, bunları günlük bilgisayar ve internet kullanım alışkanlıklarımızın bir parçası hâline getirmek ve çevremizdekileri bunları kullanmaya teşvik etmek yapılabilecek en güzel hareket olacaktır sansüre ve gözetime karşı. Elbette mükemmel şifreleme ve güvenlik asla söz konusu olamaz ama bunları kullanarak karşınızdakinin işini olabildiğince zor hâle getirebilirsiniz. Julian Assange’ın dediği gibi “Bilgiyi şifrelemek, şifresini çözmekten daha kolaydır.”

Tüm bunları herkesin kolayca öğrenebilmesi ve kullanmaya başlayabilmesi için Alternatif Bilişim Derneği ’Kem Gözlere Şiş’ isimli bir proje başlattı. Projede size yardımcı olacak programları, bunların nasıl kurulduğunu ve nasıl kullanıldığını oldukça basit bir dille anlatan dökümanlar mevcut.

Bunun yanı sıra çevremizdeki insanlara şifrelemenin ve internette yaptıklarımızın gizli kalmasını istemenin bir suç olmadığını anlatmak çok önemli. Birçok insan “Bunları yaparsam şüphe çekmez miyim, kendimi suçlu gibi göstermez miyim?” diye düşünüyor. Böyle bir şey söz konusu olamaz, özel hayatınızın gizli kalmasını istemek ve bunu gizli tutmak için çaba harcamak bir insan hakkıdır ve bunu yapmanızın hiçbir şekilde suç olması mümkün değildir. Aksine, bunu ihlal etmeye çalışanlar suç işlemektedir. Bu durumun aslında mektup göndermekten farkı yok. Siz sevgilinize mektup yazıp göndereceğinizde zarfın kapağını kapatırsınız, çünkü o sizin özelinizdir ve sevgilinizden başkası görsün istemezsiniz. Bu da en doğal hakkınızdır ve kimse bunun suç olduğunu iddia edemez. Ancak bunu verdiğiniz postacı zarfı açar ve okursa, üstelik okuduğuna dair hiçbir işaret de koymazsa veya okuyup beğenmeyerek bunu göndermezse suç işlemiş olur. Çünkü onun görevi o zarfı sizin yazdığınız adrese götürmekten fazlası değildir. İnternetteki iletişiminiz de bundan farksızdır ve zarfı kimsenin açmayacağı şekilde kapatmak en doğal hakkınızdır.

Bu konuda bir bilinç ve muhalefet yaratmak, insanların bu düzenlemelere itiraz etmesini sağlamak da çok önemli. Ancak bu itirazı dile getirirken tek bir iktidarı veya tek bir yasayı hedef alma hatasına düşmemek lazım. Çünkü bu tarz düzenlemeler dünyanın her yerinde, neredeyse her devlet tarafından yapılmakta ve buna herhangi bir partinin yasası olduğu için değil bizim en doğal haklarımız olan özel hayatın gizliliği, haber ve bilgi alma özgürlüğü ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği için itiraz etmeliyiz. Ve tek bir yasadan kurtulmanın da ötesinde, böyle yasaların asla teklif edilememesini sağlamaya çalışmalıyız.


Teknoloji ve Yeni İletişim Olanaklarının Düşündürdükleri*

Ocak 19, 2014

Yazan: Leyla Şimşek-Rathke**

Teknoloji yeni, peki ya değerler?

Fransız düşünür Michel Foucault’ya bir söyleşisinde mimari düzenlemenin insanları özgürleştirici (dolayısıyla da baskılayıcı) bir potansiyeli olup olamayacağı sorulduğunda Foucault’nun cevabı, mimarinin kendiliğinden bunu sağlamasının mutlak olarak mümkün olamayacağı, mimariye anlamını vereceklerin nihayetinde onu kullanacak insanlar, daha doğrusu insanların eylemleri olduğu şeklindedir (2006:135–6). Bu cevap bütün teknik ve teknolojik sistemler için aynı ölçüde geçerlidir. Teknik ve teknolojinin anlamı, biz insanların, özellikle de norm belirleyenler olarak ilk kullanıcıların, onu hangi kültürel çerçeveye oturtup ne şekilde kullanacağına, ona hangi anlamları yükleyip onunla hangi değerleri aktaracağına bağlı olarak şekillenecektir. Yani teknolojinin anlamı içine girdiği topluma göre şekillenecektir. Yoksa teknoloji kendi başına salt olumlu veya salt olumsuz bir değer olamaz.

Bugün toplum hayatını hızla dönüştüren yeni teknolojiler, kimilerine göre sundukları imkânlarla cennetin olanaklarını, kimilerine göre de taşıdıkları risklerle cehennemin dehlizlerini önümüze sermekteler. Bu teknolojilerin, herkesin toplumsal diyaloğa katılarak kendini ifade edebildiği ‘ideal’ bir kamusal alan mı yoksa şirketlerin güdümünde kirli bir alan mı yaratacağı başlıca tartışmalardan biridir. Kimileri yeni iletişim teknolojilerinin insanları birbirlerine yakınlaştırdığı, kimileri de uzaklaştırdığı, cemaat bağlarını zayıflattığı görüşünü taşımaktadır. Aslında cemaat bağlarının zayıfladığı en az 200 yıldır ifade edilen bir görüştür; telgrafın icadından kısa bir süre sonra başlayan bu tür analiz ve eleştiriler, her yeni iletişim teknolojisinin popülerlik kazanmasıyla beraber tekrar alevlenmiştir (Katz, Rice & Aspden, 2001: 406).

Olanak ve riskler: Hem merak uyandırıcı hem kaygı verici…

Kitle iletişimi üzerine yapılan araştırmalarda hem karamsar hem de iyimser çok sayıda yaklaşım ileri sürülmüştür. İletişim araçlarının kontrol, siyasi manipülasyon ve tahakküme hizmet edebileceği olasılığı düşünürleri karamsar tezlere yöneltebilmiş, öte yandan insanların iletişim olanaklarını kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirme ve kullanma potansiyeli de iyimser yaklaşımları beslemiştir. “Kullanım ve doyum” adlı iletişim kuramı olumlu yaklaşımlardan biridir; bu kurama göre insanlar iletişim teknolojilerini çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak, sorunlarına çözümler bulmak, bilgilenmek, sosyalleşmek, eğlenmek, vb. nedenlerle aktif olarak kullanmaktadırlar.

Yeni iletişim teknolojilerinin insanlar tarafından hızla benimsenip kısa sürede çok geniş bir nüfuza hitap eder hale gelmesi “kullanım ve doyum” teorisini destekler niteliktedir. Bunda insanların yeni olana yönelik özel merakının yanı sıra bu teknolojilerin iletişim, bilgilenme ve sosyalleşme ihtiyacını çok pratik bir şekilde yerine getirmesinin de rolü vardır. Bilgisayar ortamlı iletişim olanakları bugünün insanının deneyimleri ve ihtiyaçlarına daha uyumludur (Rheingold, 2005: 526). Bu teknolojileri kullanırken daha evvel karşılaştığımız zamansal ve mekânsal engeller ve sınırlılıklarla daha kolay baş edebilmekte, reel hayatta yaşadığımız pek çok deneyimi elektronik ortamlara da taşıyabilmekteyiz. Yeni iletişim teknolojilerinin pratik faydaları sonucunda telefon, posta, faks, sinema, radyo, televizyon gibi daha evvelki iletişim teknolojilerinin işlevleri de bugün yeniden şekillenmektedir. Aynı durum uygarlık tarihinde çok önemli bir yeri olan yazının hayatımızdaki yeri için dahi geçerlidir.

Pek çok kuramcı için iletişim esasen bir zekânın başka bir zekâ ile temas kurmasıdır (Biocca, 1997: 21). Bunun araçları tarihsel olarak büyük fark göstermiştir. İletişim alışkanlıkları, toplumu kuran temel unsur olduğu için değişen teknoloji toplumu da dönüştürmektedir. Bugün iletişimde kullandığımız araçlar çok çeşitlenmiş ve karmaşıklaşmıştır. Kabaca söylersek geleneksel toplumlarda kamusal iletişim kilise, cami, meydan, sokak, kahve, pazar yeri gibi insanların bir araya geldiği sosyal mekânlarda gerçekleşirken modern seküler toplumlarda kitlesel iletişimin karakterini çizen aygıtlar daha çok gazete, radyo ve televizyon olmuştur. Geç modern dönem diyebileceğimiz çağımız iletişimine ise bilgisayar ortamlı iletişim olanakları damgasını vurmuştur. Toplum hayatına girmeleriyle beraber geri dönülmez değişiklikler yaratan tren, matbaa, uçak gibi, bilgisayar ve internet de bir anlamda bildiğimiz dünyanın sonunu ilan eden ve insan, toplum, çevre ilişkisinin yeniden düzenlenmesine zemin yaratan teknolojilerdir. Pek çok başka teknoloji gibi başlangıçta askeri amaçlarla geliştirilen internet de daha sonra ticari, bilimsel ve sosyal amaçlarla kullanılmaya başlandı. Bugün internet ortamına yüklenen ve giderek de büyüyen inanılmaz oranlarda veri söz konusudur. Bu durum günümüz insanını bir gün içinde, eski kuşakların belki de bir ömür boyu gördüğünden çok daha fazla uyaranla karşı karşıya bırakmaktadır.

Yeni teknoloji, yeni tutumlar…

Yeni iletişim teknolojileriyle beraber insanların birbirlerine karşı sorumlulukları da yeniden şekillenmekte, bu yeni bir iletişim ahlakına, yeni anlayışlara zemin yaratmaktadır. Mesela elektronik ortamda insanlar selam vererek, “Naber?” diyerek hızla başlattıkları bir iletişimi aynı şekilde hızla, hatta hiçbir şey deme gereği duymadan, karşısındakine karşı hiçbir sorumluluk hissetmeden aniden sonlandırabilmektedirler. Oysa selam vererek diyaloğa girdiğimiz bir kişiyi en azından “Hoşçakal” demeden terk etmek, ona aniden sırtımızı dönmek, daha evvelki iletişim alışkanlıklarımıza göre kabul edilemez kaba bir tutum olurdu.

Para ekonomisinin insan ilişkilerini yeniden düzenlemesinde olduğu gibi veya bırakıldığında kendiliğinden kapanan kapıların/ döner kapıların ortaya çıkması ile beraber arkamızdan gelen insanlara kapı tutma alışkanlığımızın değişmesinde görüldüğü gibi yeni iletişim imkânlarıyla da pek çok tutumumuz yeniden şekillenmektedir. Bilgisayarlarımızda kullandığımız görüntü teknolojileri ev içindeki tutumlarımızı dönüştürebilmekte, her an başkaları tarafından izlenir olabilme olasılığı, gündelik ritim ve alışkanlıklarımızı etkilemektedir. Mesela evlerimiz normalde rahat ettiğimiz, kamusal yüzümüzü bırakıp daha kendi halimizde olduğumuz yerlerken, görüntülemede kullandığımız teknolojilerin evimize girmesiyle beraber, gençler başta olmak üzere insanlar, her an başka insanlarla karşılaşabilecekleri için 24 saat tetikte, bakımlı veya albenili olma gereği duymaktadır. Bu durum insanların pijamalarını giyip salonda veya odalarında rahatça istirahat etmelerine engel olabilmektedir. Evde bilgisayar ve internet erişiminin olması veya cep telefonu sahipliği bile kendiliğinden hem aile fertleri arasındaki hem de toplum genelindeki pek çok olası deneyimi yeniden düzenlemektedir.

Hayatımızla ilgili önemli önemsiz pek çok bilgiyi, yakından tanıdığımız insanların yanı sıra pek iyi tanımadığımız başka kişilerin erişimine sunma da bir tür kendiliğinden teşhircilik olarak oldukça yeni bir tutumdur. Bugün özel ve mahrem olan ve herkesle paylaşılmayan pek çok konu daha sıklıkla iletişimin konusu haline gelmiştir. Bu durum bir yandan iletişime katılan herkesi daha çok malumata maruz bırakmakta ve bunları sindirmek neredeyse imkânsız hale gelmektedir. Facebook gibi ortamlarda özel fotoğraflar, sevinçler, üzüntüler, hatta (pek elverişli bir ortam olmadığı halde) yaslar alışılmadık bir düzlemde herkesle paylaşılabilmektedir. Mesela facebook’ta yüzlerce arkadaşı olan bir kişi, bütün bu arkadaşlarının yaşadıklarına, acı ve sevinçlerine “arkadaşlık hukukuna göre” ortak olsa muhtemelen kendi hayatını sürdüremeyecektir. Bu durum, bugün arkadaşlar arasında yeni bir hukukun oluşmasını, beklentilerin azalmasını gerektirmektedir. Ayrıca anne-baba, kardeş, yakın arkadaş, patron, uzak bir tanıdık, polis, vb. herkesin aynı düzlemde olabildiği bir iletişim ortamında kurulan ilişkiler, aidiyet-yabancılık, derinlik-yüzeysellik, güven-güvensizlik boyutu açısından da yeniden düzenlenmek zorundadır.

Toplumu, dünyayı ve algımızı değiştiren yeni teknolojileri insanlar hem merakla hem de kaygıyla karşılamaktadırlar. Donna Haraway’in 1985’de yayımladığı  “Siborg Manifestosu” adlı makalesinin ardından insanın çok uzun zamandan beri organizma-makine, organizma-teknoloji, organik inorganik bileşimi bir hibrid/melez olduğu tezi sıklıkla ifade edildi (Penley, Ross & Haraway, 1990: 8; Biocca, 1997: 24; Er, 2009: 81). Lens takan, bilgisayar kullanan, motosiklete binen veya protezi olan herkesin birer siborg olduğu tezi ürkütücü bir tespit olsa da hayatımıza giren yeni teknolojilerle birlikte hem fiziksel hem de bilişsel olarak değiştiğimiz, daha evvelki çağlarda yaşayan insanlardan farklı olduğumuz, etrafımızdaki teknolojilerin etkisiyle dünyayı başka türlü anladığımız, çevremizle farklı bir diyalog geliştirdiğimiz de aşikâr.

Çok katmanlı iletişim imkânları…

İletişim alışkanlıklarımız teknolojinin sağladığı olanaklara göre yeniden düzenlendikçe, insanlar dünya ile yeni bir etkileşime girmekte, toplum yeniden şekillenmektedir. İnternet gibi yeni bazı teknolojileri kullanırken oluşan dünya algımız, radyo, televizyon ve gazetelerin veya elyazmalarının hâkim olduğu iletişim ortamındaki dünya anlayışımızdan farklılaşmıştır. Radyo ve televizyon bir merkez olarak herkesi etrafına toplamışken bilgisayar teknolojileri ile fertlerin, bireysel bir boyutta ama daha çok boyutlu/katmanlı bir iletişime yöneldiğini görüyoruz. Gazete, televizyon veya radyo ile daha çok ulusal ölçekli bir dünya anlayışı inşa edilmişken bugünün teknolojisi hem daha yerel hem de daha küresel ölçekli bir bilişsel alanı desteklemektedir. Daha doğrusu bilgisayar ortamlı iletişim olanakları hem bölgesel, hem küresel, hem görsel, hem de işitsel çok katmanlı bir algı dünyası sunmaktadır. “İnternet bütün diğer iletişim ortamlarını kendinde barındırabilecek bir medya” olmasıyla da bunu mümkün kılmaktadır (Atabek, 2003: 68). Ayrıca yeni teknolojilerin çok boyutlu, belli bir merkezi olmayan iletişim olanakları ile beraber yeni normlar, yeni alışkanlıklar, yeni anlayışlar oluşmaktadır. Mesela üretilen mesaj ve anlamlara erişebilen herkesin potansiyel olarak aynı zamanda kitlesel ölçekli bir mesaj ve anlam üreticisi olabilmesi oldukça yeni bir durumdur ve bu kitle iletişiminde alışkın olduğumuz normları zorlamaktadır.

Günümüz toplumlarında iletişim daha karmaşık ve çok sayıda teknolojik olanağa bağlı olarak düzenlenmekte, iletişim alışkanlıklarımız da bu olanaklara göre yeniden şekillenmektedir. İnsanlar, reel dünyada yerine getirdikleri hemen her tür etkinlik ve etkileşimi sanal ortamlarda da gerçekleştirebilmekte, üstelik yeni teknolojiler sayesinde çok daha büyük bir ölçekte, bakışın uzanamadığı, kulağın duyamadığı dünyalarla temasa geçebilmekteler. Bakışını uzatabilme ve daha uzağı görebilme, insanlığın en eski düşlerinden biridir (Hickethier 1996: 177). Her yeni iletişim teknolojisi bu imkânı çok daha başarılı bir şekilde önümüze sunmaktadır. Bilgisayar ve cep telefonları, bu bakımdan adeta masallardaki kristal kürelerin yerine geçmiştir. Bu durum özellikle eski kuşaklarda bilinen bir dünyanın elden kayması şeklinde algılanarak kaygı ve hatta panik duygusu yaratabilirken, yeni teknolojilere genellikle daha çabuk uyum gösteren kuşaklar tarafından nispeten daha kolay benimsenebilmektedir. Yeni teknolojiler bu anlamda bugünün kuşakları arasında ciddi uçurumlar da yaratabilen bir araçtır. Gençlerin bu araçlarla alışıldık olandan farklı tutum ve alışkanlıklar geliştirmesi, ebeveynler açısından kendi çocuklarını tanıyamama, anlayamama kaygısı ve otorite krizi yaratabilmektedir.

İletişimde kuşaklar arası tercihler…

Kentlerde birlikte hareket edilebilecek veya ortak kullanılabilecek enformel kamusal alanların giderek daralması günümüzde insanları daha çok eve kapanmaya ve evdeki iletişim teknolojilerini kullanarak dünya ve çevreleri ile iletişime yöneltmiştir. Uzun yıllar boyunca iletişim araçları aracılığıyla verilen haberlerle de sürekli pekiştirilen tekin olmayan bir dış dünya algısı, kısır bir döngü halinde insanları dünya hakkında bilgi alma konusunda daha çok iletişim araçlarına bağımlı hale getirmekte, toplumsal, kültürel alışveriş giderek daha çok iletişim teknolojilerine bağımlı gerçekleştirilir olmaktadır. İnsanlar yaşadıkları kenti bile çoğu zaman kendi birincil deneyimleriyle değil, iletişim araçları dolayımıyla edindikleri imgeler aracılığıyla tanımaktadırlar. Mesela Türkiye’de televizyon izleme oranlarının yüksekliğini dikkate alacak olursak yetişkinler zaten çevreleri ve dünya hakkında bilgi edinme konusunda büyük ölçüde iletişim araçlarına bağımlı durumdadırlar.[1]  Yetişkinler için de geçerli bir durumun sadece çocuklar ve gençler söz konusu olduğunda problem olarak görülmesi, kaygının aslında görece daha yeni olan teknolojilere yöneltildiğini göstermektedir. Bu kısmen anlaşılır bir tutumdur, çünkü daha yeni olan teknolojilerin olası sonuçlarını nihayetinde daha az öngörebiliyoruz. Ancak ebeveynlerin daha çok başvurduğu televizyonun internetten daha iyi bir seçenek olduğunu da söyleyemeyiz. Bugün çocuklar sokakta oynayamamakta, akranlarıyla birlikte olamamakta, ev ve okul arasındaki tekdüze döngü de çoğuna yeterli gelmemektedir. Çocuklar için tehlikeli bir sokak, gençler için tekin olmayan, tehditlerle dolu bir dünya anlayışı kendiliğinden eve bağımlı, monoton bir hayatı öneriyorsa da, evde ebeveynler, okulda ise eğitimciler, çocuklar ve gençlerin arayışları ve kendilerini ifade etmeleri için çoğu zaman yeterli bir alan açamamaktadırlar. Çocuklarla gençlere kendilerini ifade etmeleri ve gerçekleştirebilmeleri için yeterli alan açabilen bir toplum ve kültür hayatı öneremediğimiz sürece en azından onların internet ve telefonlarına yönelttikleri yoğun ilgiyi anlamaya çalışmak gerekmektedir. Mehmet Güzel gençlerin internete yönelmelerinin toplumsal, kültürel ve siyasal nedenlerine işaret ederken şu açıklamaları yapmaktadır:

“80 sonrası kuşak” olarak nitelenen gençlik, “siyasete ilgisiz, kayıtsız ve yalnızlaşmış”… “kendini ifade etme, toplumsal bir kimlik kazanma, birey olma, özgürleşme, hayata dair inisiyatif alma konularında sürekli engellerle karşılaşmıştır. İşte böyle bir ortamda toplumsal ve kültürel bir alan olarak internet, gençlik için ‘yeni bir dünyaya’ açılan pencere olarak hem toplumsal hem de bireysel gündeme girdi. Gençlik toplumsal yaşantısındaki sıkışmışlığı, yalnızlığı, durağanlığı sanal alemin ‘sınırsız’ dünyasında gidermeye başladı. Gençlik eğlenmeye, arkadaşlık kurmaya, alışveriş yapmaya, tüketmeye ve özgürce hareket etmeye başladığını düşündüğü bu mecrada aynı zamanda küresel sistemin kültürel mantığının pazarlanmasına da eklemlenmeye başladı (2007: 178).

Bir cazibe nesnesi ve sosyalleşme aracı olarak teknoloji…

Sonuçları bir yana teknolojinin kendi başına bir çekim nesnesi olduğunu söylemek mümkündür. İnsanları yeni şeylere yönelten özel bir merakın yeni iletişim teknolojilerine karşı da gösterildiğini görmekteyiz. Herhangi bir oyunu yeni teknolojiyi kullanarak oynamanın pek çok insan için başlı başına bir cazibesi olabilmektedir. Cep telefonu aboneliği veya bilgisayar kullanım oranı Türkiye’de birden ve çok hızlı artmıştır ve bazı oranları sadece kişilerin ihtiyaçlarıyla açıklamak yeterli değildir. Daha çok tüketimi teşvik eden bir piyasanın da bunda büyük payı olsa gerek. Peki, bu faktörler dışında çok hızlı gelişen bu teknolojileri kullanmaktaki esas motivasyonumuz nedir? Teknolojinin yoğun kullanımını tetikleyen asıl şeyin, insanın dünya ile ve dünyadaki benzerleri ile iletişim, etkileşim ve sosyalleşme ihtiyacı olduğunu söylemek mümkündür. Reklam endüstrisinin de çok uzun zamandan beri çoğu zaman oldukça başarılı bir şekilde hitap ettiği tam da bu ihtiyaç değil midir?

İnsanlar yeni teknolojileri bilgilenme ve mesleki gelişim için olduğu kadar eğlence ve sosyal ilişkilerini geliştirmek amacıyla da kullanabilmektedirler. Özellikle sosyalleşme ve eğlenceye ilişkin boyutu Rene Girard’ın “taklitçi arzu” (mimetic desire) kavramsallaştırmasından yararlanarak açıklamak mümkün görünüyor. Bu kavramsallaştırmaya göre insanların arzuları, içinde yaşadıkları toplumun diğer fertlerinin arzularına göre şekillenmektedir (aktaran Berger, 1995: 14). Bütün arkadaşlarımın bilgisayarı varsa, herkes internetteyse ben de bilgisayar ister, internette olmaya çalışırım. Ayrıca Erving Goffman’ın işaret ettiği üzere insanlar “belirli ortamlarda diğerleri üzerinde bilinçli olarak belirli izlenimler yaratmaya” ve “diğerlerinin değerli bulacaklarını umdukları niteliklerini sergileyerek durumu kontrol altına almaya çalışırlar” (aktaran Layder, 2006: 90). Toplumsal ve kültürel alışveriş ihtiyacı, (pek çok Facebook paylaşımında “mutluyum, sosyalim, eğleniyorum, vs” türünde mesajların verilmesinde de görülebileceği üzere) bir “var oluş”, kendini ifade, başkaları ile olma, onlar üzerinde izlenim bırakma, varlığını gösterme ve kendini gerçekleştirme biçiminde bir kimlik arayışı ve inşasına dönüşebilir. Pek çok kişi de benzerlerini bulma, onlarla arkadaşlık kurma, başkaları gibi olma, onların yaptıklarını yapma, akranları orda diye orda olma gibi bir takım nedenlerle bu teknolojilere yönelmektedir. İnternette gerçekleşen iletişimin çok büyük bir oranını akranlarla diyalog oluşturmaktadır (Goldberg, 2010: 746).

Teknolojinin hızı, onu takip etmekte güçlük çeken kimilerinde kaygıya yol açsa da konu uzun süredir toplumsal ilgi ve merakın en yoğun yöneltildiği noktalardan biridir. Bugün, özellikle de genç kuşaklar, yeni teknolojiye yoğun ilgi göstermekte, olanakları elverdiğince hem bilişsel ihtiyaçlarını hem de eğlence ve sosyalleşme gereksinimlerini hızla artan bir oranda yeni teknolojiler aracılığıyla gerçekleştirmekteler. Çünkü yeni iletişim teknolojileri, coğrafi veya siyasi engelleri de tanımadan günümüz toplumunun ihtiyaçlarına çoğu zaman daha hızlı, pratik ve işlevsel cevaplar sunmaktadır; bu yüzden de bu teknolojiler hızla benimsenmekte ve çok hızlı gelişmektedir. Ayrıca yeni iletişim olanaklarının özellikle yaşlı, sakat, göçmen, vb. dezavantajlı bazı gruplar lehine eşitsizlikleri kapatma potansiyeli de bulunmaktadır. Bu kişilerin, söz konusu teknolojileri kullanarak toplumsal diyaloğa daha kolay katılabilmesi onları güçlendirici bir etki yaratabilmektedir (Khvorostianov, Elias & Nümrod, 2011: 584). Toplum hayatından kendiliğinden dışlanan bu kesimlerin en azından vatandaşlık hakları çerçevesinde toplumsal iletişime katılımı, fertlere eşit şans veren daha demokratik bir toplum olma bakımından üzerinde durulması gereken noktalardan biridir.

Çoğulcu ve kapsayıcı mı, dışlayıcı ve kirli bir alan mı?

Yeni iletişim teknolojileri, bir yandan toplumsal diyalog için çoğulcu ve katılımcı ideal bir kamusal alanın imkânlarını sunabilme potansiyeli ile müthiş bir olanak olarak görülmüş, bir yandan da eşitsizlikleri tekrarlayan, dışlayıcı ve “kirli” bir ortama dönüşebileceği üzerinde durulmuştur (Lehdonvirta, 2010: 884–5). İletişimin karakteri toplumun ne şekilde örgütleneceğini de belirleyeceği için önemli bir konudur. Ama bu karakteri, kullanıcılar ve onların iletişim araçları ile aktardıkları değerler belirleyecektir. Yeni iletişim teknolojilerinin taşıdığı anlamlar, bugün bu teknolojileri kimin, ne amaçla kullanacağına bağlı olarak hızla düzenlenmektedir. Bunlar toplumsal yaşamın diğer alanlarını da dönüştürecek düzenlenmelerdir. İnternette bir yandan paylaşımcı ve katılımcı yeni alternatif gruplar ortaya çıkabilirken bir yandan da ticari ilişkilerin egemenliği hızla artmaktadır. José van Dijck, sosyal medyayı paylaşmacı, katılımcı ve cemaati birleştirici bir kültür olarak yücelten liberal görüşe, bağlantıların mühendislik boyutuna ve istismar yönüne dikkat etmediği ve bunun toplumsal normları nasıl derinden dönüştürdüğüne bakmadığı için şüpheyle yaklaşmaktadır (2012: 173). Van Dijck’in işaret ettiği üzere “internet ortamı ne ideal bir kamusal alanın yeniden düzenlenmesini ne de ‘kirli’ şirketler alanından kurtulmayı güvenceye almaktadır” (2012: 172). Mesela sıradan bir internet kullanıcısı şirketlerin gücü karşısında aslında son derece savunmasız da kalabilir ve istismara uğrayabilir. Dolayısıyla bu yeni teknolojilerin taşıdığı gerek olumlu gerekse olumsuz potansiyel ancak kullanıcıların eğilimlerine bağlı olarak açığa çıkacaktır.

Bugün halen yeni teknolojinin olanaklarından yararlanamayan milyonlarca insan bulunmasına ve yararlanıcıların eşit olanaklara sahip olamamasına karşın yeni iletişim olanaklarının en az kontrol ve en çok katılım imkânı ile bildiğimiz en demokratik iletişim zeminini sağladığını söylemek mümkündür. Herhangi bir insanın düşündüklerini gazete, televizyon, radyo gibi herhangi bir kitle iletişim aracında ifade edebilmesi pek kolay değildir, ancak internet teorik olarak her insana bu imkânı vermektedir ve gerekli teknik altyapıyı sağlayabilen herkes de bu olanağı pratiğe geçirebilmektedir.

Normatif medya kuramına göre toplumdaki fertlerin entelektüel gelişimi ve akıllı seçimler yapabilmesi için farklı ve çoğulcu seslere gerek vardır ve topluma katkının nereden geleceği bilinmeyeceği için herkesin eşit şartlarda iletişime katılım ve bilgiye erişim hakkını savunmak gerekir. Ancak Judith Lichtenberg’in işaret ettiği üzere kitle iletişim araçları bilgi ve fikirlerin yayılmasını sağlayacağı gibi bunların gizlenmesine de hizmet edebilir. “Hiçbir şey bütün değerli bilgi, fikir, kuram, açıklama, öneri ve görüşlerin kamusal forumda yer bulacağını garanti edemez” (Lichtenberg, 2004, 173). Sunduğu milyonlarca seçenekle bir tür özgürlük vaadinde bulunan elektronik iletişim ortamları bile.

Kaynaklar:

Atabek, Ümit (2003) “Yeni İletişim Teknolojileri ve Yerel Medya İçin Olanaklar”, Sevda Alankuş (der.) Yeni İletişim Teknolojileri ve Medya, 55–84, İstanbul: IPS İletişim Vakfı Yayınları.

Berger, Arthur Asa (1995) Cultural Criticism, Thousand Oaks: Sage Publications.

Biocca, Frank (1997) “The Cyborg’s Dilemma: Embodiment in Virtual Environments”, Second International Conference on Cognitive Technology, “Humanizing the Information Age”, Aizu, Japonya: 25–28 Ağustos, son erişim tarihi: 18 Mayıs 2012, http://ieeexplore.ieee.org/xpls/abs_all.jsp?arnumber=617676&tag=1

Er, E. Gülay (2009) Siberkültürde Bedenin Görsel Sunumu: Serial Experiments Lain Adlı Anime Üzerine Bir Çözümleme, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Hakemli Dergisi, sayı 36, s. 71–91.

Foucault, Michel (2006) “Space, Power and Knowledge”, Simon During (ed.), The Cultural Studies Reader, 134–41, Routledge: London.

Goldberg, Greg (2010) “Rethinking the Public/Virtual Sphere: The Problem with Participation, New Media & Society, 13(5), 739–54.

Güzel, Mehmet (2007) “Küreselleşme, Tüketim Kültürü ve İnternetteki Gençlik Siteleri, Mutlu Binark (der.), Yeni Medya Çalışmaları, 177–203, Ankara: Dipnot Yayınları.

Hickethier, Knut (1996), “Televizyon: Katılım ve Medya Tüketimi Arasında”, Wolfgang Ruppert (ed.), Bisiklet, Otomobil, Televizyon, İstanbul: Kabalcı Yayınevi

Katz, James E., Rice, Ronald E. & Aspden, Philip (2001) “The Internet, 1995-2000: Access, Civic Involvement, and Social Interaction”, American Bahavioral Scientist, 45(3), 405-19.

Khvorostianov, Natalia, Elias, Nelly ve Nümrod, Galit (2011) “’Without it I am Nothing’: The Internet in the Lives of Older Immigrants”, New Media and Society, 14(4) 583–99.

Layder, Derek (2006) Sosyal Teoriye Giriş, Çev. Ümit Tatlıcan, İstanbul: Küre Yayınları.

Lehdonvirta, Vili (2010) “Online Spaces have Material Culture: Goodbye to Digital Post-materialism and Hello to Virtual Consumption”, Media, Culture & Society, 32(5), 883–9.

Lichtenberg, Judith (2004), “Foundations and Limits of Freedom of the Press”, Denis McQuail (ed.) McQuail’s Reader in Mass Communication Theory, 172–82, London: Sage Publications.

Penley, Constance, Ross, Andrew & Haraway, Donna (1990)”Cyborgs at Large: Interview with Donna Haraway, Social Text, 25/26, 8–23.

Rheingold, Howard (2005) “Introduction to the Virtual Community”, Ken Gelder (ed.) The Subcultures Reader, 518–29, London: Routledge.

Van Dijck, José (2012) Facebook as a Tool for Producing Sociality and Connectivity, Television & New Media, 13(2), 160–76.

* Bu bildiri 07–08 Nisan 2012 tarihinde yapılan 1. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’nde sunulmuş, Mesele kitap dergisinin 85. sayısında (Ocak 2014) yayımlanmıştır. Dergi Yayın Kuruluna blogda yayın izni verdikleri için teşekkür ederiz.

**Doç. Dr. Marmara Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi.


[1] Bkz: Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, son erişim tarihi: 18 Mayıs 2012, http://www.rtuk.org.tr/sayfalar/IcerikGoster.aspx?icerik_id=88e435c1-2a20-4956-92e0-6c3d295ca079


İnsan zekasına karşı savaş: Dijital gözetim

Ocak 18, 2014

Alternatif Bilişim Derneği hem internet yasaklarını hem de bu kişisel verilerini paylaşmama hakkını kullanabilmek için neler yapılabileceğini Çapulcu Bülteni’nde anlattı…

manset-alt-bilisimder

Çapulcu Bülteni’nde Alternatif Bilişim Derneği konuk oldu. Ali Rıza Keleş, Orkut Murat Yılmaz, Ahmet A. Sabancı, Barış Büyükakyol ve Işık Mater’in konuk olduğu yayında, mecliste komisyondan geçirilen ve internet yasağı getiren yasa değişikliği konuşuldu.

“Yasanın sansürden ziyade dijital gözetimi yasalaştırdığını” anlatan dernek üyeleri, kişisel verilerin korunmasının bir hak olduğunu vurguladı. Yasakların işe yaramayacağını söyleyen dernek üyeleri, hazırladıkları kemgozleresis.org.tr sitesini de anlattı. Derneğin anlattığına göre, bu sitede kişisel verilerini korumak isteyen herkes için basit bir şekilde yöntemler yer alıyor.

Ne yazarsanız yazın, mektubunuzu zarfa koymak istersiniz

Dernek üyeleri kişilerin bilgilerini gizlemek istemelerinin bir suç olmadığı algısının da yerleşmesini önemsiyor. Programda bu “Mektubunuzda ne yazarsa yazsın, zarfını kapatmak istersiniz. Kapatmak kişisel bilgilerinizi korumak demektir. Çünkü evinizde de perde kullanırsınız ve evde rahat olmak hakkınızdır” denerek ifade edildi.

Phorm isimli bir firmanın yaptığı yasadışı gözetmenliğin bugün yasalaştırıldığına dikkat çekilen programda pek çok şirketin de onunla çalışmaya başladığı ifade edildi.

Çapul TV anaakım medyayı hackledi

Dernek üyeleri, yasaya karşı dijital ortamda mücadele etmenin hack faaliyeti olup olmadığı yönündeki soruya, “Bunu kullanan herkes için hacker diyemeyiz. Ama hack şudur. Mesela Capul TV bir hack faaliyetidir. Çapul TV ana akım medyayı hacklemiştir” diye yanıt verdi.

Programı izlemek için tıklayın.

Programa ilişkin satır başları şöyle:

Türkiye’de 40 binin üzerinde yasaklı alan adı var.”

” Yeni tasarıyla TİB’in yetkileri olağanüstü artıyor. Yasaklama kriterleri artıyor. Hukuk süreci ortadan kalkıyor.”

“Artık sadece içeriği değil, içeriğe ulaşma yöntemlerini de engellemeye çalışacaklar.”

“Anlamadıkları her şeyi kontrol etmeye, yasaklamaya çalışıyorlar.”

“Kişisel verileri koruma kanunu 10 senedir bekliyor. Çocukları korumak istiyorlarsa çocuk işçiliği engellesinler.”

“Kendileri TV’de açıklama yaparken küfür etmekte gayet rahatlar. İnternette ‘nefret söylemi’ dedikleri nedir?”

“Gezi’de de sosyal medyanın rolü nedeniyle ‘bunu kısıtlamalıyız’ dediler. Asıl korktukları ise 17 Aralık operasyonu”

“Orta büyüklükte bir ülkenin görüşmelerini dinlemek-izlemek için 10 milyon dolar yetiyor.”

“Koyduğun bir yemek fotoğrafı bile gözetimin bir parçası. Şirketlere çıkar sağlamak için her bilgiyi kullanıyorlar”

“Kullanıcıyla ilgili her bilgi 2 sene boyunca gizlenecek. Devletin her bir kurumu buna istediği gibi erişebilecek”

“Aslına bakarsanız sermayenin işine de çok yaramayan bir yasa bu. Tam anlamıyla bir akıl tutulması.”

“Yasa, gözetim teknolojisinin gelişmesi bakımından da sermayeye katkı sağlıyor.”

“Gözetleme sistemini kurma işi servis sağlayıcılara verilecek. Fatura yine bize kesilecek. İnternet de yavaşlayacak”

“Otosansürü getirmek istediklerini kendileri itiraf etti.”

“Derneğimizin projesi olan kemgozleresis.org.tr  sitesinden, dijital gözetimden tamamen kaçmak için uygulamalar, programlara ulaşılabilir”

“Mektup’un zarfa kapatılması yasa dışı olduğu anlamına gelmez. Kapatmak, kişisel bilgilerini korumak demektir.”

“Yasayla beraber en çok önemsememiz gereken şey, otosansür mekanizmaları.”

“Çapul TV ana akım medyayı hacklemiştir”

“İnsan zekasına karşı açtıkları savaşı muhakkak kaybedecekler.”

“Teknolojinin çok gelişmediği zamanda, devlet MP3 indirenleri yakalamak için MP3 sitesi kurarak suç işliyordu.”

 

Kaynak: sendika.org


İnternet Torba Kanunlarında Son Durum (17 Ocak)

Ocak 18, 2014
Yazan: Füsun Sarp Nebil
URL bloklamanın amacı, 2 yıl süren YouTube engellemesindekine benzer iç ve dış protestoların ve prestij kaybının minimuma indirilmesi ve hepsi yerine ilgili sayfaların engellemesidir ama engellenen URL sayısı arttıkça trafiği zorlayacak bir uygulamadır. 2ci torba kanun, 18 temmuz 2013’de çıkarılan kanunla birlikte TİB’in bir iç istihbarat kurumu haline dönüşmekte olduğu görülüyor. Hem de mahkeme kararları gerekmeden her türlü bilgiye ulaşabilecek bir kurum. Bugün yapılan görevden alma sonrası MİT elemanlarının atanmasının beklendiği haberi de cabası.

İnternet Torba kanunları konusunda, maalesef dezenformasyon sürüyor. Bunun bir tarafında “internet kanunu yumuşatıldı” şeklinde servis edilen haberlerin payı var, diğer tarafında ise önüne gelen kişilerin (yok bu teknoloji yazarları anlatamıyor, ben annemin anlayacağı dilde anlatıyorum ayağı ile) ordan burdan duyduğu bilgi kırıntıları üzerine dolgu yaptıkları yuvarlak cümlelerle bazen yasanın içindekini şişirerek anlatmaları var.

Bu arada röportaj isteyen bazı yayınlardan gelen soruları görünce; “temiz bir haber” yayınlamanın bir özet yapmanın gerekli olduğunu anladım. Bugün ve dün farklı sektörlerden (hukukçu, medya) toplantı yaptığımız kişilerden gelen soruların da bunda payı var. Şimdi, torba kanunların içinde ne sorunlar var ve biz şu anda nerede duruyoruz konusunu inceleyelim;

5651 sayılı kanunu genişleten yeni torba yasa tasarısı ne getiriyor? Nasıl sonuçlara yol açar?

Aslında 1 değil, 2 torba kanun var. İlki 31 aralıkta, ikincisi 10 ocakta TBMM’ye gönderilmiş durumda.

İlk torba kanundaki maddeler, internet sitelerinin engellenmesini kolaylaştırıyor. Bir trafik karmaşasına yol açıyor ve zaman içinde özgürlüğü engelleyebilir başka sonuçlara gidebilir endişesi var. İlk torba kanundaki maddelerin (bugün yaptığımız tartışmada ortaya çıkan) bir sonucu ise uygulaması tam düşünülmemiş. Bunları aşağıda detay olarak vereceğim.

1ci ve 2ci torba kanundaki maddeler ise; TİB’in bir iç istihbarat kurumu haline dönüştüğünün işaretlerini veriyor. Zaten bugün yayınladığımız diğer bir habere bakarsanız, yakında buraya MİT elemanlarının atandığını göreceğiz gibi duruyor.

İnternet sitelerinin mahkeme kararı olmadan TİB ve Ulaştırma Bakanlığı eliyle kapatılabilecek olması ne kadar vahimdir?

Önce şunu ifade edelim; Ulaştırma Bakanı’nın yetkisi tasarının komisyondan geçişi sırasında kaldırıldı ve bu durum bir “yumuşatma” ifadesi olarak servis edildi.

Öyle mi? yooo.. bakanın bir memurunun (yani TİB Başkanı) kapatması ile bakanın kapatması arasında ne fark var? Hatta belki sezardan çok sezarcı davranan TİB Başkanı ise (kendisini henüz tanımıyoruz) durum daha da vahim..

Diğer yandan soruya dönersek; bahsedilen tedbiren kapatma (yani mahkeme kararı olmaksızın ve 4 saat içinde), vatandaşların yıllardır süren şikayetlerini çözmek olarak veriliyor ve şu ifade kullanılıyor; “vatandaş mahkemelerde sürünüyor ve çözüm bulamıyor”.

Peki bu tedbiren kapatma neye yol açar; bu durumda, mahkeme kapısında sürünen vatandaşın yerini mahkeme kapısında sürünen siteler alacak. Hem de öyle böyle değil. Sürekli. Aşağıda örnekleyelim;

Bir kere uygulama açısından sorunların birisi şu; siteler muhatap alınmıyor, sitelere erişim sağlayanlar muhatap alınıyor. Dolayısıyla sitenizde hangi URL’lerin engellendiğini nasıl öğreneceksiniz? Bu düşünüldü mü? Servis sağlayıcı bütün işlerinin ötesinde, devamlı sitelere senin şu sayfan kapandı, şu sayfan kapandı mı diyecek?

Diğer yandan örneğin bir internet sitesinin bir rakibi var; Rakip bu maddeler sayesinde site ile kedi-fare oyunu oynar. Mesela Sulh/Cezaya başvuru ve gece saat 2 de TİB’e şikayet eder. TİB içeriğe bakmadan 4 saat içinde kapatır. Diyelim ki sabah kalktınız sayfa kapanmış. Eğer farkına varır ya da öğrenebilirseniz, hemen mahkemeye gideceksiniz (bu arada dediğimiz gibi bu işlem, vatandaş mahkemede sürünüyor, onları kurtaralım denilerek yapılıyor, yani vatandaş sürünmekten kurtarılırken, siteler mahkemelerde sürünmeye mahkum ediliyor)

Mahkemede ne kadar sürünür ve açtırabilir misiniz soru işareti..

Ama diyelim ki şanslısınız ve 3 günde açtınız. Ertesi gece rakibiniz bu sefer başka bir konuda şikayet edecek. Aynı şema ile ticari itibarınız, almışsanız reklam gelirlerinizle sıkıntıya düşeceksiniz.

Zaten hükümet bugüne kadar Türkçe içeriği desteklemedi ve içerik zayıf. Ancak 50-60 önemli site var. Şimdi iyice ortadan yok olacak ya da yurtdışına gidecekler.

Eğer zaman zaman sunum yapılan TİB kayıtlarına bakarsanız onbinlerce ihbar var. Şimdiye kadar bunun küçük bir kısmı haklı bulunup site engelleniyordu (son zamanlarda bu sayının yükselip, Aile filtresi engellemeleri ile birlikte milyon adede vardığını öğrendik). Şimdi bu durumda o ihbarlar hep kapatma ile sonuçlanacak.

Sayfa bazında engelleme ne gibi sonuçlara yol açar? Örneğin uygunsuz bir tweet otomatik olarak silinebilir mi? Ve onun uygunsuzluğuna kimler karar verecek? Kime göre uygunsuz?

Yukarıda da belirttiğimiz üzere, uygunsuz kime göre? “şuna” ya da “buna”, hatta bazen “bilhassa” yani “amaçlı”. Yani birisi şikayet etmiş ve “burada benim şahsıma hakaret var, kişilik haklarıma saldırı var” demişse, o tweet blokalanabilir. Bu da URL bloklama dediğimiz konudur. Ayrı bir soruda bunun detayını vereceğim.

Tweet silinebilir mi? Yoo …tweet’i ya atan kişi silebilir ya da hakikaten sorun varsa ve anlatılabilirse Twitter firması askıya alabilir ama bu kanun maddeleri ile o Tweet yokolamaz. Sadece engellenir, bloklanır.

URL Bloklama Nedir? Neden Kötü?

Sayfa bazında engelleme ilk etapta “aman iyi” şeklinde düşünülebilir. Çünkü sitenin tamamını kapatmıyorsunuz. Ama bu teknik açıdan sorunlu bir durum. Bunu Avustralya denedi ve 2 yıl içinde terk etti (Bkz : Avustralya Filtre Projesi Öldü). Biz Amerika’yı yeniden keşfediyoruz. (Avustralya konusunu ayrıca başka bir yazıda detaylı anlatacağız)

URL kapatma 5-10 sorunlu olay (mesela YouTube üzerinde 5-6 video) için uygulanabilir. Ama bu sayı 1 milyon olursa (site kapatmada 1 adres yani mesela http://www.youtube.com kapatıyorsunuz ama url kapatmada youtube/video1, youtube/video2 gibi çok sayıda link olacak) bu ülkenin trafiğini yavaşlatacak bir olaydır. Avustralya’da terkedilmesinin önemli bir nedeni budur.

URL kapatmak kısacası, bir site kapatmanın getireceği (mesela YouTube üzerindeki Atatürk videosu olayında olduğu gibi) protestoları önlemeye yönelik bir hareket olacaktır. Yani teknik sorunlara aldırılmadan, görünüş kurtarılıyor.

Erişim Sağlayıcılar Birliği aracılığıyla hangi internet sitelerine girdiğimiz, akıllı telefonlarımıza hangi uygulamaları indirdiğimiz kayıt altına alınacak. Bu fişleme değil midir? Ve önümüzdeki süreçte iş başvurularında, kadrolarda bu fişler dikkate alınır mı?

Girişte bahsettiğimiz ne idiğü belirsiz teknoloji anlatıcılarının yarattığı bazı algılar var. Bugünlerde hiç bu işten anlamayanlar bile, ordan buradan duydukları 3 cümle, arasına yuvarlak cümlelerle dolgu yaparak konuşuyor. Bunlar ordan çıktı. Şu andaki kanunda bu yok.

Ama 18 temmuz 2013’de yayınlanan bir BTK kararında bu var. Onun öncesinde de bazı durumları duyuyor biliyoruz. Örneğin EEKA sunucuları (Bkz : EMO Açıklaması).

Biz buna profilleme diyoruz. Profillemenin reklam boyutu da var. Örneğin TTnet’in kullandığı ve bir dönem konuyu anlayan kişilerin tepkilerine neden olan Phorm böyle bir durum. Ne yazık ki kullanıcıların çok dikkatini çekmedi. Ama ben şu anda ticari profillemeden çok siyasi profillemeye işaret ediyorum. Diğer bir soruda bunu anlatayım.

Profilleme Nedir?

6 aydır dünya bir konuyu konuşuyor ama Türkiye’de yeterince söz edilemiyor. Edward Snowden isimli bir eski CIA elemanı, Amerikan İç İstihbarat kurumu (NSA) in tutup, Google, Microsoft, facebook, Twitter, Instagram gibi 9 büyük internet firmasının bütün bilgilerine ulaştığını açıkladı.

Bu firmalar güya şeffaflık raporu yayınlarlar. Bu raporda ise Türkiye hükümeti bizden şunu istedi vermedik filan derler (Bkz : İnternet Firmalarında Son Dönemde Moda Olan Şeffaflık Raporları Kimin Vicdanını Rahatlatıyor?) ama komik olan şu, meğerse kendi hükümetleri elini sunuculara daldırıp istediğini çekiyormuş..

Peki o hükümet ne çekiyor? Ellerinde Prism diye bir yazılım var. Bu yazılım 1 kişiye ait, telefon görüşmeleri, mailler, sosyal medya harketleri vsvs haberleşme adına düşünebileceğiniz her türlü olanağı alıp, o kişinin profilini çıkarıyor. Yani seks sitelerine bakıyor, bu konuda zayıf, banka işlemlerinde şöyle yapıyor, ya da solcu kitaplar okuyor, hükümete karşı vs gibi.

Bu Türkiye’de var mı? 18 temmuz 2013 tarihinde BTK bir kararını yanlışlıkla sitesine koydu. Yanlışlıkla diyoruz çünkü hemen kaldırdılar. Bu karar diyor ki; “ey ISS bütün trafiğini getir –ses ve data—bana Ankara’da teslim et”. Yani “herkes ne yapıyor, ne konuşuyor ben bakacağım” diyor. Bunu yaparken de hukuku yani bir mahkeme kararını ve suç karinesi olması gerektiğini iplemiyor bile.

Sorun da bu.. Bunu profilleme yapmak için istiyor.

Türkiye’de son 10 yıldır herkes bir “dinleme var” düşüncesinde. Bu düşünceye karşı devlet yetkilileri “o kadar kişiyi dinleyecek kadar eleman nerde?” diye soruyorlar. Ama anlaşılması gereken şey şu “Dinleme yok, kaydetme var”. Yani insanları kaydediyorlar. Bu da bu torba yasa ile gelmiş değil. Uzun zamandır yapılan bir şey.

Bu neye yol açar? Zamanı geldiğinde sizin konuşmalarınızın, videolarınızın, diğer bütün herşeyin ortaya çıkması anlamına gelir.

Ama Zaten ISS’ler Kayıtları Tutmuyor mu? Hatta 2 sene?

İşte yarım yamalak öğrendikleri bilgilerle tehlike yaratıyorlar, dezenformansyon yapıyorlar dediğimiz kişilerin hatalı ifadelerinden birisi budur.

Profilleme ile karıştırılan bir normal durumu da anlatalım ki.. nedir daha iyi anlayınız.. ISS’ler şu anda “şu IP, şu siteye şu saatte girdi, şu kadar kaldı” bilgisini veriyor. Bu bütün Avrupa’da da uygulanan bir durum. Nedeni ise; sizin bir sorunla ilgili olarak yaptığınız mahkeme başvurusu uzun sürebilir. Bu arada “3 ay önce bana saldıran kimdi?” sorusuna cevabı kaybetmemek lazım. Mahkeme ISS’e sorar; şu gün şu saatte şu forumda olan şu IP’ye sahip ve şu kişiye hakaret eden müşteriniz kimdi diye. Bu kayıtlar ona yöneliktir ve ISS sadece haberleşme bilgilerini bilir, haberleşmenin içeriğini bilmez. Çünkü bilmesi anayasal bir hak olan “haberleşmenin özgürlüğüne aykırıdır”. Dikkat önemli nokta burası.

Yani ISSler şu anda içerik hariç haberleşme kaydı tutuyor. Oysa, yeni karar (internet kanunundan bağımsız olarak) bu içeriği de istiyor ve de herkesin ve de mahkeme kararı olmaksızın. Bu konuda uyanık olmak ve vatandaş olarak itiraz etmek gerekir.

Yine bir not; haberleşme hakkı ve özgürlüğü, anayasal bir haktır. Anayasamızca garantilenmişti. Yani bu karar anayasaya aykırıdır. İnsan haklarına da..

Yaklaşan seçim ve yaşanan savaşla birlikte, olan sadece video sitelerine değil, tüm internete olacak gibi gözüküyor. Video engellemeler daha sonra URL engellemeye dönüştü. Seçimin esas savaş alanı galiba video kasetler ve bu kasetlerin yayınlanacağı internet olacak” diyorsunuz. Bu sözünüzü açar mısınız?

Geçtiğimiz seçimde 2 muhalefet partisine (CHP ve MHP) hatırlarsanız video kasetlerle darbe yapıldı. Birinin başkanı diğerinin 10 adayı saf dışı kaldırlar.

Kimler bilemiyoruz. Ama birileri bu kasetleri depoluyor ve gerektiğinde kullanıyor. Bazı AKP yandaşı yazarlar 40 kadar AKP’li milletvekilin seks kasedi olduğunu ve bunların önümüzdeki günlerde ortaya çıkacağını açıkça yayınlarından iddia ediyorlar. Kaldı ki zaten bazı videolar ortaya şimdiden çıktı. Bu videoları gönderdikleri yayınlar ve TVlar çoğunlukla yayınlamıyor. Mesela başbakanın kardeşine ait bir videonun bu yolla Tvlara ulaştığı ve yayınlanmadığı belirtildi ama sonra bu video YouTube ve Vimeo üzerinden servis edildi. Bazı kişiler, özellikle mart ayında çok sayıda videonun servis edileceğini iddia ediyor.

İfade Özgürlüğü

Tabi ki bu arada ifade özgürlüğü toptan gümlüyor. Karikatürleri bile mahkemeye verenler, sadece video vs değil, kendilerinin hoşuna gitmeyen her sayfayı engelletecekler.

Yani güya vatandaş mahkemelerden kurtarılıyor deniliyor ama asıl kurtarılan, bir takım yolsuzluk ya da rüşvet hikayeleri olan kişiler varsa, onlardır. Burada vatandaş kelimesi ancak ironi olabilir.

2‘ci bir Torba kanundan bahsediyorsunuz.. o nedir?

Bir kere şunu soralım; neden Torba kanun yapılıyor? Eğer internete bir kanun yapıyorsanız neden gidip tek başına bir kanun yapmıyorsunuz?

İkincisi neden internet camiası ile oturup konuşmıuyorsunuz. Mesela URL bloklamanın interneti yavaşlatacağını anlatırız. Başka sakıncaları anlatırız. Bugüne kadar defalarca çeşitli başka konularda çalıştık.

Öte yandan.. 1 hafta önce (10 ocak) 2ci bir torba kanun geldi. Bu kanun TİB’e 130 yeni eleman kadrosu ve ilaveten tüm kadronun % 20sini aşmayacak sayıda hakim ve savcı öneriyor. Ama neden? Neden bu kadro bu kadar acilen şişiriliyor?

İnternet Camiasında Yorum şu; TİB artık bir iç istihbarat kurumu haline geliyor.

Bu 2 torba kanun da zaten yetkileri arttırıyor, sorumlulukları yok ediyor.

Ayrıca bugün yayınladığımız diğer bir habere bakın. TİB daire başkanları görevden alındı. MİT’den gelen yeni TİB Başkanının, bu daire başkanları ile diğer elemanların yerlerine MİT’den elemanlar getireceği söyleniyor.

İnternete sansürün boyutları tahmin edemeyeceğimiz noktalara gelebilir mi? Örneğin facebook ve twitter gibi sosyal paylaşım siteleri, muhalif siteler, bloglar gibi…

Gelebilir. Şu anda yapamıyorlar. Çünkü YouTube örneğinde olduğu gibi büyük bir tepki hem içeriden, hem dışarıdan karşılaşılıyor. Bu hem prestij kaybı anlamına geliyor. O nedenle URL ile belli bölümlerini kapatmaya uğraşacaklar.

Hepsini kapatırlar mı? Eğer biz internetimizi büyük bir tepki dalgası ile savunursak; HAYIR.. Bunu önümüzdeki dönemin gelişmelerine ve internet camiasının yeterli protesto yapıp yapmayacağına göre göreceğiz.

STKlar, kamuoyu, medya olarak bizler, ne yapmalıyız?

Eğer “İnterneti seviyorsanız, KORUYUN, TEPKİ GÖSTERİN, SOKAKLARA ÇIKIN ya da MAİLLER, TELEFONLAR ya da TELGRAFLARLA protestonuzu gösterin. Elinizden ne geliyorsa onu yapın. RedHack komisyon görüşmeleri sırasında telefon numaraları yayınladı ve kilitledi. Bu da bence protestoların bir yöntemiydi.

Diğer yandan muhalefet partilerini zorlayın. Adeta bu torba yasayı destekliyorlar. Bunun mesajını alıyoruz. Bize komisyondaki bazı konuşmalar anlatıldı. Hayretler içinde kaldık.

Son olarak yarın 18 ocak 2014’de Taksimde saat 18:00’de bir protesto olacak. Bu protestoda gaz bombası, dayak, gözaltına alınma vs neler olacak bilemiyoruz ama eğer bugün tepkinizi göstermezseniz yarın internete neler olacağını biliyoruz.

Not : konuyu lütfen bilenlerden dinleyin. Ciddi bir sorun var. Bu sorunu dezenformasyonla kıymetsiz hale dönüştürmeyelim.

Kaynak: http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=45450#

Beklenen Gelişme Kapımızda.. Seçimler Öncesinde Videolar Uçuşmağa Başlayınca URL Bloklama Başladı

Ocak 12, 2014
Yazan: Füsun Sarp Nebil
5651 sayılı kanunu genişleten yeni torba yasa tasarısı bir yana, önümüzdeki günlerde video savaşları görmeye başlayacağız gibi gözüküyor. YouTube ve Vimeo AKP’yi rahatsız eden 2 video için perşembe ve cuma günü kısa süreli engelleme yaşadılar. Ancak engellemeler daha sonra URL engellemeye dönüştü.

Bu yazıyı geç yazıyoruz ama önce Ankara Barosunun kurultayı sonra, diğer konular ancak ele alabildik. Bu arada internete baktığımızda, son erişim engellemelerle ilgili olarak bir sürü yanlış anlaşılmış, ya da gelişigüzel ortaya atılan konuları olduğunu görüyoruz. Bunları düzeltmek açısından da bu yazıyı yayınlıyoruz.

2 gündür video sitelerine bir hal oldu. Önce Youtube’e erişimde sorun yaşandı. Sonra Vimeo’ya bir süre erişilemedi. Çünkü her 2sinde de, AKP hükümetini rahatsız edecek 2 farklı videonun versiyonları olduğu görüldü (bu videolara halen farklı yerlerden ulaşmak mümkün).

Konuyu inceleyenler engelleme kararlarının, Başbakan’ın kardeşi Mehmet Erdoğan ile ilgili çok sayıda video linki nedeniyle ve 5651 sayılı İnternet Yayınlarının Düzenlenmesi kanununun 8/1a5 maddesi yani müstehcenlik üzerinden verildiğini belirttiler. Erdoğan’un kasetinin daha önce bir kaç medya kuruluşuna ulaştığı ama yayınlanmadığı haberi zaten geçen ay verilmişti. Kararda “uyar-kaldır” uygulanmadığı çünkü müstehcenlik maddesinin işletildiği görülüyor. Diğerinde ise İzmir operasyonunda gözaltına alınıp sonra serbest bırakılan Binali Yıldırım’ın bacanağının para alıp/verme ile ilgili bir videosu yer alıyor. Bu video halen bazı haber sitelerinde yer alıyor.

Ardarda 3 seçim yaşayacağımız bugünlerde, AKP ile Gülen Cemaati arasında süregiden hayli sert savaş, ortam tanımıyor. Bu savaşın sonucunda, “hukuk” konusunun her 2 taraf açısından da bir araç olarak kullanıldığı, bazen hukuksuz hukuk yapıldığı da görülüyor.

Ama seçimin esas savaş alanı galiba video kasetler ve bu kasetlerin yayınlanacağı internet olacak. Geçen seçimde, bu videolar kullanılarak CHP ve MHP’den 10 kadar siyasetçiye zarar verilmişti. Bu seçimde kimin neyi çıkacağını bilemiyoruz. Dillipak 40 kadar AKP’li milletvekilinin seks kasedi olduğunu iddia ediyor. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sonrasında, çeşitli medya kuruluşlarına video kasetlerin ulaştığı ya da ulaşmasının beklendiğine dair haber ve makaleler okuyoruz.

Anlayacağınız önümüzdeki günlerde benzer video sorunları yaşayacağız. Belki de bazı video siteleri toptan kesilecek.

Olan İnternet’e mi Olacak?

Yaklaşan seçim ve yaşanan savaşla birlikte, olan sadece video sitelerine değil, tüm internete olacak gibi gözüküyor. Bunun ilk işareti önce yeni sonra torba teklif olarak sunulan internet yasa tasarısıdır [1] ve bir hayli sorunludur. Bunları başka yazılarımızda anlattık[2].

Yeni kanun teklifinin içinde ki bir madde, URL bloklaması. Ama daha bu kanun gelmeden de, şu anda bu videolarla ilgili olarak URL bloklaması yapıldığı görülüyor.

URL bloklaması, bir sitenin tamamının engellenmesi olan IP engellemesi yerine, sitenin sadece ilgili sayfası/larının engellenmesi demektir.

Sanıldığının aksine, bugüne kadar URL engelleme yapılmamasının nedeni hukuki değil, teknik.

URL bloklaması, trafiği zorlayacak ve de yavaşlatacak bir uygulama. Yatırım gerektiriyor. Düşünün ki, http://www.youtube.com sitesini bloklamanız tek bir siteyi toptan kapatmanız anlamına gelir. Oysa http://www.youtube.com/video1, http://www.youtube.com/video2 diye bloklamaya başladığınızda sayısız bloklama ortaya çıkar. Bu ise hem teknik hem de idari açıdan (onu aç, bunu kapa, bunu aç, şunu kapa vs) ISS firmalara ve trafiğe önemli yük getirmektedir.

Bu nedenle de geçmiş dönemlerde bu tür engellemeye ISS firmalar sıcak bakmıyorlardı. Kanuna konulduğunda, onlar da mecburen bu tür engellemeyi ve dolayısıyla ilgili yatırımları yapmak zorunda olacaklar.

Zaten ISS Kaç Tane? – İnternet Duraklama Devrini Yaşıyor

Ama zaten Internet Servis Sağlayıcı kaç tane var ki? Firma sayısı 1990’ların sonlarında 80 kadarken, günümüzde bir elin parmakları kadar kaldı. Bu da erişim engellemeyi ve sansürü kolaylaştıran bir unsur.

Bugün bir URL’yi, sadece TTnet üzerinden engellemekle, işinizin büyük bir kısmını yapmış olursunuz. Çünkü firmaların tüm çırpınışlarına rağmen, kendi networklerini kurma şansı çok zayıf. Gerek BTK, gerekse belediyeler, bu olanağı ISS’ler ve de tüketici aleyhine kullandılar. 3 yıldır İstanbul’da izinli fiber kazısı yapılamadığını geçen hafta yazmıştık[3].

Dolayısıyla mevcut olan ISS firmalar, internet networklerini TTnet üzerinden kullanırlar. Bu network dışında kalan trafik % 1-2 gibi olabilir.

Diğer yandan, bir dönem pek çok kişi tarafından tepki ile karşılanan “Aile Filtreleri” de bu engelleme işleminde yardımcı görevi üstlenmektedir.

Belediyeler Tarafından Fiber Kazı İzni Verilmiyor – İnternet Hızı da Bir Sansür Aracıdır

Seçimlerde güç elde etme/elinde tutma savaşının bir zemini “hukuk” ise, diğer zemini kesinlikle “internet” olacak. Sansür diye bağırıp çağıranlar, asıl konuyu farkında değiller nedense. İnternete sansürün bir yolu siteleri engellemekse, diğer yolu bu sitelere giden yolu yani interneti kısmaktır.

İnternet hızında ve penetrasyonunda, sırasıyla dünya 56cısı ve 69cusuyuz [4][5]. Ayrıca da, yapmak isteyenler olmasına karşın, 3 yıldır İstanbul’da fiber kablo için (Türk Telekom ve kısmen Superonline) hariç 1 metre bile kazı izni yok[3].

Dünyada bunun farklı bir türü “network neutrality” diye geçiyor. Yani diyelim ki, bir Internet servis sağlayıcısısınız. Engellemek istiyorsanız, YouTube’e gitmek isteyen kullanıcılarınızı yavaşlatırsınız ve zorlarsınız. Bunun örneklerini ABD’de gördük. Ama TTnet de bu konuda BTK’dan geçen yıl bir ceza aldı[6]. Okuyucularımızdan bu konuya dikkat eden var mı? Mesela aynı anda başka siteler bağlandığınızdaki hız ile YouTube’e bağlanıldığındaki hız arasında farkı takip ediniz.

Seçimler yaklaşırken, bu konunun da dile getirilmesi lazım. Özellikle de, internet yatırımlarını engelleyen ya da önümüzdeki dönem internete yatırımı engelleyecek olan belediye başkanlarına “oy vermemek” lazım. Böyle kampanyalar açmak lazım : “İnterneti engelleyen belediyelere oy yok” gibi.

VPN mi? O da Elden Gidiyor.. Ama Zaten Tehlikeli de Olmaya Başladı

Bu arada, “engelleme varsa, biz de VPN’den bağlanırız” diye düşünenlere bir notumuz var; yeni kanun tasarısı, işletmecilerine gerekirse diğer yöntemlerle engelleme zorunluluğu getiriyor. Bununla kastedilen ise VPN engelleme olarak yorumlanıyor. Muhtemelen VPN servisi veren sunucular bloklatılacak.

Yine de bunun çözümü var; muhtemelen bunun sonucu, herkes ABD gibi yerlerden 5-10 $’a sunucu kiralayıp, kendi şifreli haberleşmesini gerçekleştirmeye başlayacak. Binlerce sunucuyu bloklamak ise zor iş.

Bu arada VPN konusuyla ilgili farklı bir notu iletelim; İran ve Çin gibi ülkelerde VPN kullanımının artması sonucu; bu konuda kötü niyetlilerin artmakta olduğu raporlanıyor. İçlerinde istihbaratçıların da olduğu, bazı grupların VPN servisi vermeye başladığı belirtiliyor. Bu nedenle önünüze gelen yerden VPN servisi almayın. Bildiğiniz yerden alın. Yine de trafiği şifreleyen bu servislerin sahiplerinin trafiği her an görebileceğini unutmayın.

[1] 5651 Sayılı Kanunu Genişleten Yeni İnternet Kanun Teklifi Ne Getiriyor?

[2] Torba Kanun İçine Konulan Yeni İnternet Kanun Teklifi Alt Komisyondan Jet Hızıyla Geçti

[3] 2013 Biterken İnternete Bir Bakış; 3 Yıldır Istanbul’da bir Metre bile Yasal Kazı Yapılamıyor, Fiber Döşenemiyor – 1

[4] Türkiye Genişbantta 68ci, Mobil Genişbantta 78ci Sırada

[5] Türkiye, Genişbant Raporunun Ardından ITU Gelişmişlik Endeksi Raporunda da 69.’luğa Geriledi

[6] Türkiye’de Ağ Tarafsızlığı (Net Neutrality) Konusunda İlk Karar Verildi

Kaynak: http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=45348

5651 sayılı yasa ve Özgürlüklerin kısıtlanması

Ocak 11, 2014

Linux Kullanıcıları Derneği’nin Basın Açıklaması:

5651 sayılı yasanın yeniden yapılandırılması zaruri bir ihtiyaçtır. Fakat, mevcut hükümetin yasa yapma tekniğindeki kolaycılığı (birbiri ile alakasız onlarca maddenin torbaya doldurulup oldu bittiye getirilmesi tekniği) tekrarlanmakta ve Türkiye’de İnternet Özgürlüğü konusunda çok ciddi sıkıntılara neden olan 5651 sayılı yasa son derece yanlış amaçlar ile yangından mal kaçırırcasına yeniden yazılmak istenmektedir.

Bu yasanın sorunlu olan maddelerinin düzeltilmesi konusundaki toplumun beklentileri yine karşılanmamakta, uluslararası hukukun, anayasanın ve yasaların koruduğu özgürlükler tamamen rafa kaldırılmakta ve konunun uzmanı hukukçuların, bilişim uzmanlarının ve STK’ların görüş ve önerileri dinlenmeden ve yaptıkları uyarılar dikkate dahi alınmadan 5651 sayılı yasa torba teklif içinde yasalaştırılmaya çalışılmaktadır.

İnternet’in sansürlenmesini; katalog suçların bahane edilerek web sayfalarının ve sitelerinin toptan kapatılmasını; site kapatma ve erişim engellemelerinin denetime açık ve şeffaf olarak kamuoyu ile paylaşılma beklentisinin karşılanmamasını; Bakanlık ve TİB gibi siyasi kurumların hukukun da üstüne çıkarak İnternet’i yönetme ve kontrol etme yetkisini ellerine almasını; İnternet üzerinde servis, hizmet, yer sağlayıcılık vb. ticari faaliyetlerde bulunan özel şirketleri, Hükümetin kontrolündeki bir birliğin içine alarak otoriter ve despot bir yönetim tarzının getirilmesini; erişim engellemesini URL bazında yapmak için tüm Türkiye’nin İnternet trafiğinin denetlenmesini, gözetlenmesini ve hatta kayıt altına alınıp saklanmasını İSTEMİYORUZ.

İnternet üzerinden haberleşme, haber alma-verme ve iletişim özgürlüklerinin kontrol ve kayıt altına alınma çabasına karşı İnternet’in Özgür kalmasını İSTİYORUZ.

5651 sayılı yasada yapılmak istenen değişikliklerin derhal geri çekilmesini, bu yasanın konusuna giren başlıklarda Uluslararası hukuka uygun, bireylerin Anayasal haklarını koruyan ve İnternet’in özgür kalmasını sağlayacak düzenlemelerin konu hakkında uzmanlığı ve faaliyetleri olan tüm tarafların katılımı ile yeniden ele alınmasını talep ediyoruz.

Linux Kullanıcıları Derneği
Yönetim Kurulu

Kaynak: http://www.lkd.org.tr/2014/01/11/5651-sayili-yasa-ve-ozgurluklerin-kisitlanmasi/

 


The Internet Censorship is Getting Deeper

Ocak 8, 2014

Türkçesi için tıklayınız / Click here for Turkish.

15-mayis-sansure-karsi-yuruyus

The law proposal and its justification, which has been presented to the presidency of the Turkish Parliament by the approval of Justice and Development Party about the change in “The regulation of internet-based broadcasting and the struggle with crimes that are committed via these broadcasting” is a threatening text in many ways. The motion, which is expected to be passed inattentively within an omnibus bill will not solve the existing problems. It includes suggestions that would deteriorate the current status.

Firstly, at the justification part of the motion, there is not a reference to the decision of European Human Rights Court against Turkey with regard to this law (no. 5651). This decision, which has been made as a consequence of Ahmet Yıldırım Case that Alternative Informatics Association took it to the EHRC, approved the opposition of this law against freedom of expression. What Internet users need in Turkey is a reform of this law in terms of rights and freedoms and all of the access restrictions should be excluded from the regulations. However, the motion suggests the exact opposite by centralizing and empowering the access restrictions.

The motion also pays no attention to the views of NGOs, which are important actors of the subject. Each NGO that work within the informatics field in Turkey is strongly criticizing this law. Moreover, not only NGOs but also a great number of lawyers, bureaucrats, politicians and internet publishers also criticize the law. In contrast to the motion, they do not consider access restrictions as a solution.

It’s really sad to see the motion uses “the discrimination card” to justify the restrictions. Censorship never should be considered as a solution to solve racism, hatred speech and sexism. Since we have lots of examples of how the government interprets and enforces this kind of laws in the recent history of Turkey, we’re concerned that this justification will cause much more dangerous enforcements in the next days.

The motion proposes to apply the IP and URL based access restriction methods along with the domain name restriction which is the current restriction method in Turkey. Also the motion adds the term of “et cetera” to define the restrictions which may help the government to easily apply different and dangerous restriction methods. As if IP and URL based access restriction methods aren’t scary and dangerous enough! Applying the URL based access restriction method actively; the internet censorship level in Turkey will reach the internet censorship level in China in a few years. To achieve these methods the ISPs will have to make some changes and configurations on their systems which will lead us to a slow, controlling and monitored Internet.

On the other hand The ISP Union proposition will threaten net neutrality and help large companies to entirely dominate the market. Only the companies with the proper ban and control utilities can be a member of this unity and the other non-member companies cannot able to provide internet services anymore which leads some of them to file for bankruptcy and hand the market in to the big players. Decreasing agent numbers on the market will help the government to control and monitor users much more easily. Rising of the controlling and surveillance because of the Weak compotation on the market will be a threat for our rights and freedoms and especially for net neutrality.

The projected period for the ISPs to retain data is 1-2 years which is a very long period. The Government’s need for retaining data for this long, brings to mind the possibility of using the data to profile people for various purposes or even worse to tag them. Considering all the subjects we mentioned above, it’s safe to say this regulation will make the situation much more worse. We believe that amending Law No: 5651 will only empower the parts of the law which are criticized by the people for a very long time.

As we stated in our Association’s “The State of Internet in Turkey in 2013 Report” [1] what should be done, is not to extend censorship and banning policies but to bridge digital divide, to popularize the usage of internet and to improve the new media literacy.

As the Alternative Informatics Association we are in the favor of a freer and less controlled internet where people freely express themselves and access all the information they need without any surveillance. Unfortunately this regulation ignores the objectivity of the networks, makes it easier to restrict the freedom of speech, controlling and surveillance on the internet by establishing monopoly. Carrying a motion with this content will cause the internet in Turkey to plunge into the darkness permanently.

We invite the members of the parliament who legislate law in behalf of internet users, the users, NGOs who represent them and the subject matter experts to consider the verdict of (ECHR).

We also invite our citizens to look after the Internet and to support the events actively which will be held Worldwide against censorship, control and surveillance acts.

January 6th 2014

 

Alternative Informatics Association

http://www.alternatifbilisim.org

Türkçesi için tıklayınız / Click here for Turkish.


Ocak 7, 2014

Slide1_1 Slide1_2


%d blogcu bunu beğendi: