YENİ MEDYA OKURYAZARLIĞI KAPSAMLI ŞEKİLDE ELE ALINIYOR….

Şubat 21, 2015

YENİ MEDYA KONGRESİ DETAYLI PROGRAM:

26 Şubat 10.00-10.30   Açılış Konuşmaları (Cibali Salonu):

Prof. Dr. Sevda Alankuş (Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi)

Ali Rıza Keleş (Alternatif Bilişim Derneği)

10.45-11.15  Davetli Konuşmacı (Cibali Salonu):

Mustafa Akgül (İnternet Teknolojileri Derneği)

————-  11.30-13.00

I. OTURUM : Katılımcı Yurttaşlık: Paradigmalar ve Uygulamalar -Cibali Salonu
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Sevda Alankuş (Kadir Has Üniversitesi)

Burak Özçetin; Yeni Medya Okuryazarlığı ve Katılımcı Yurttaşlık: Sorunlar, Paradigmalar, Uygulamalar

Eylem Yanardağoğlu; Yeni Medya Okuryazarlığı, Yurttaşlık ve İfade Özgürlüğü

Merve Apsar Güzelkokar; Fanatizmin Dijital Boyutu

Suncem Koçer; Türkiye’de Kitlesel Fonlama (Crowdfunding) Kampanyaları: Kültürel Bir İnceleme
——
II. OTURUM :  Kuşaklar ve Kimlikler – Fener Salonu
Oturum Başkanı: Doç. Dr. Kerem Rızvanoğlu (Galatasaray Üniversitesi)

Gizem Ergülşen, Ayşe Narin, E. Pelin Baytekin; Farklı Kuşakların Yeni Medya Okuryazarlık Düzeylerine Yönelik Karşılaştırmalı Bir Araştırma

Mesude Yüsra Arslan; Kadınların Yeni Medya Okuryazarlığına İlişkin Bir Çalışma

Nurseli Tamer, Sinem Vatanartıran; Ergenlerin Teknolojik Zorbalık Algıları ve Bir Müdahale Örneği

Ozan Kocabaş, Selçuk Çetin; Y Gençlik ve Dijital Aktivizm: Ankara Tuzluçayır Örneği

Tuğba Asrak Hasdemir; Yeni Medya Okuryazarlığı ve Türkiye: MOY 2014 Hakkında Bir Değerlendirme

———  26 Şubat 14.00-15.30

III. OTURUM : Siyasal İletişim Cibali Salonu
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Bülent Çaplı (Bilkent Üniversitesi)

Alev Aslan; Ağlar Oluşturan Toplumsal Hareketler ve Yeni Medya

Ferah Onat, Cudi Kaan Okmeydan; Siyasal İletişim Çalışmalarında Adayların Sosyal Medya Kullanımı ve Demokratik Katılım: 30 Mart 2014 Yerel Seçimleri Örneği

Gülüm Şener, Perrin Öğün Emre, Fatih Akyıldız; Türkiye’de Sosyal Medyanın Siyasi Katılıma Etkileri

Mesude Yüsra Arslan; Sosyal Medya Fenomenleri Kanaat Önderi Olabilir Mi?

Sevilay Arslan; Yeni Medya Okuryazarlığı ve Aktif Yurttaşlık

IV. OTURUM : Yeni Okuryazarlıklar – Fener Salonu
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Hasan Akbulut (İstanbul Üniversitesi)

Altuğ Akın, Burak Doğu, Oral Gerek; İnternet ve Bilişim Alanında Faaliyet Gösteren Sivil Toplum Kuruluşları Üzerine Bir İnceleme: Sınırlar ve İhtimaller

Aslıhan Ardıç Çobaner, Beste Gülgün; Sosyal Medyada Eleştirel Sağlık Okuryazarlığı: Facebook’ta Hasta ve Hastalık Örgütlenmeleri

Erdem Alper Turan; Gökkuşağının Dijital Ortama Yansımasına Yönelik Bir Gözlem: LGBTİ STK’ların Yeni Medya Kullanımları

Nalan Sınay; Yeni Medya Okuryazarlığı ve Toplumsal Dönüşüm

Zeynep Benan Dondurucu; Sivil Toplum Kuruluşlarının Sosyal Medya Üzerinden Halkla İlişkiler Çalışmaları: Haytap Örneği

15.30-16.00  —  Çay/Kahve Arası

—————-    16:00-17:45

V. OTURUM : Kent ve Yaşam – Cibali Salonu
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Banu Baybars Hawks (Kadir Has Üniversitesi)

Ayça Bayrak; “Yeni” Müzelerdeki “Yeni” Medya Araçları Vaka Çalışması: İstanbul Modern

Ergin Bulut; Dijital Oyun Endüstrisinde Güvencesiz Çalışma: Arzu Ekonomisinde Hazzın Azalması ve Oyun Kalite Kontrol İşçilerinin (Tester) Deneyimi

İdil Sayımer, Tülay Yazıcı; Yeni Medya Teknolojileri ve Akıllı Kent Uygulamaları; Amsterdam Kenti Örneği Üzerine Bir İnceleme

Tezcan Durna, Nehir Durna; Taşrada Sosyal Medya Kullanımı: Facebook’ta Cemaatin Yeniden Üretimi

Yeliz Özdemir; Eleştirel Medya Okuryazarlığı ve Akıllı Telefonlar

VI. OTURUM : Dijital Gözetim – Fener Salonu
Oturum Başkanı: Doç. Dr. Melih Kırlıdoğ (Marmara Üniversitesi)

Ahmet A. Sabancı; Robotun Gözü: Yeni Medyada Göz, Görme ve Görünmezlik

Derya Tellan; Büyük Veriyi Okumak Mümkün mü?

Faruk Çayır; İnsan Hakları Açısından Gözetim, İzleme ve Kişisel Verilerin Korunması

İrem İnceoğlu; Ulusal Güvenlikten Bireysel Haklara Tarihsel Süreçte Dönüşen İnternet Söylemleri

Mustafa Altıntaş, Mutlu Binark; Veri İkizlerimizin Farkında Mıyız? Dijital Gözetimin Çeşitli Boyutlarına Karşı Farkındalık…

Nursel Bolat, Esennur Sirer, Ayşegül Akaydın;  Panoptikondan Gözetim Teknolojisine: Devletin Kontrol Kurma Süreci

17.45-19.30  Kokteyl

=================     27 Şubat 2015 Cuma

10.00-11.30  AÇIK TARTIŞMA – Cibali Salonu
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Nilüfer Timisi (İstanbul Üniversitesi)

Yeni Medya Okuryazarlığına Farklı Paydaşların Bakış Açıları
Açık tartışmaya katılacak kurumlar daha sonra ilan edilecektir.

—————–   12:00-13:30

VII. OTURUM : Yeni Medya Yayıncılığı – Cibali Salonu
Oturum Başkanı: Yrd. Doç. Dr. Tolga Çevikel (Galatasaray Üniversitesi)

Erdoğan Şekerci; ‘Kendin Çek, Kendin İzlet’: Gezi Sürecindeki Çevrimiçi Haberciliğin Performans Kuramı ile Yorumlanması:

Murad Karaduman, Betül Akbulutgiller; Yeni Medyada Nefret Söylemi ve Ayrımcı Söylem: Gazetelerin Twitter İletileri Üzerine Bir Analiz

Ruhdan Uzun; Türkiye’de Çevrimiçi Gazetecilik: Basılı Gazetelerin Web Sitelerinde Yeni Medya Teknolojilerinin Kullanımı

Sibel Karaduman; Değişen Televizyon İzleme Alışkanlıkları ve Yeni Medya

Tirşe Erbaysal Filibeli; Gezi Parkı Protestoları Sürecinde Yeni Medyanın Gazeteciler Tarafından Kullanımı ve Barış Gazeteciliği

Zeynep Özarslan; Eleştirel Yeni Medya Okuryazarlığının Geliştirilememesinde Geleneksel Medyanın Rolü -2013 Yılı Boyunca Hürriyet, Radikal Ve Zaman Gazetelerinde Sosyal Medyanın – Gezi Hareketi İle Beraber- Değişen Sunumu ve Bu Sunumun Gündelik Hayattaki Karşılığı

—–
VIII. OTURUM : Dijital Aktivizm – Fener Salonu
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Aslı Tunç (İstanbul Bilgi Üniversitesi)

Aslı Telli Aydemir; Yeni Medya Okuryazarlığında Güncel Durum: Demokratik Kapasite Gelişimi Olanağı Üzerine Bir Değerlendirme

Gamze Göker; Yeni Medya Okur Yazarlığının Yeni Toplumsal Hareketler İçin Sağladığı Olanaklar ve Sınırlılıkları

Sercan Şengün; Video Oyunlarının Toplumsal ve Politik Değişim Potansiyellerini Okumak Amacı ile Farklı Bir Sınıflandırma Önerisi

Yasemin Başaran Doğan; Dijital Hümanitarizm ve Sosyal Medya: Sosyal Medyanın Gelişen Hümanitarizm Hareketleri Üzerindeki Etkisi

Zeynep Zelan; Castells’in Ağ Toplumu Kuramı Bağlamında Toplumsal Hareketler ve Yeni Medya Okuryazarlığı

Zuhal Akmeşe, Kemal Deniz; Dijital Aktivizm Olarak Video Aktivizm: Redhack Belgeselleri

———————-      14:30-16:00
IX. OTURUM : Kullanıcı Türevli İçerik – Cibali Salonu
Oturum Başkanı: Yrd. Doç. Dr. Sedat Özel (Kocaeli Üniversitesi)

Ali Yıldırım; Yeni Medyanın Okur-Yazar Kitlesi Olarak Blogger’lar ve Blog Yayıncılığı Üzerine Bir İnceleme

Arda Umut Saygın; Bir Yurttaş Gazeteciliği Aracı Olarak Vine

Banu Küçüksaraç; Yeni Medya Okuryazarlığı Bağlamında Muhafazakâr ve Modern Yaşam Tarzı Blogları Üzerine Bir İnceleme

Dilara Tekrin; Kolektif Bir Kahkaha: İnternet Meme’leri

Nihan Gider Işıkman; Geleneksel Belgesel Anlatısından Yeni Medya Belgesellerine Gerçeğin Peşinde

——
X. OTURUM :  Süreç ve Mekanizmalar – Fener Salonu
Oturum Başkanı: Prof. Dr. Asker Kartarı (Kadir Has Üniversitesi)

Ali Karatay, Ayşe Karatay; Sanat Eğitiminde Yeni Yaklaşımlar: Kitlesel Açık Çevrimiçi Dersler (KAÇD-MOOC)

Çiğdem Bozdağ; Çevrimiçi Uluslararası Okul Projeleri ve Medya Okuryazarlığı

H. Buluthan Çetintaş; Sayısal Uçurumun Aşılmasında Yeni Medya Okuryazarlığı

İdil Sayımer, Fatma Nur Şen; Okullarda Siber Zorbalığın Önlenmesinde Yeni Medya Okur Yazarlığı Eğitiminin Önemi; Medya Okur Yazarlığı Müfredatı İçin Öneriler

—————-
16.30-17.30 :  Sonuç ve Değerlendirme – Cibali Salonu
============================  Atölyeler

Sınırlı sayıda  yer vardır. atolye@yanimedya.org.tr ile  temasa geciniz.
http://yenimedya.org.tr/content/at%C3%B6lyeler

26 Şubat Perşembe
Internet of  Things: A. Sabancı, Alternatif Bilişim  , 11:30-13:30 Haliç Salonu

Veri Gazeteciliği, Pınar Dağ ve Berkin Akkocaoğlu; Dağ Medya; 14:00-17:00, Haliç Salonu

—–  27 Şubat Cuma —-
CryptoParty,Barış Büyükakyol ve O. Murat Yılmaz, Alternatif Bilişim, 10:00-13:00, Haliç

Dijital Gözetime Dijital Yansıtma, Yrd. Doç. Dr. Burcu Şimşek,Hacettepe Ü. 13:30-15:00 Haliç Salonu

Dalgalar: Yeni Medya Sanatları mı?,  Dr. Ebru Yetişkin,İTÜ, 14:00-16:00, D-118 Salonu

Dijital Çağda Doğrulama Atölyesi, Mehmet Atakan Foça, Gazeteci, 15:30-17:30, Haliç Salonu

http://www.yenimedya.org.tr

Reklamlar

“Halkın, kayıt, kanıt ve haber hakkı” Panel/Forum

Şubat 17, 2015

Halkın “kayıt ve kanıt hakkı” sınırlanamaz.
Dünyanın bütün devletleri, hepimizi ve her şeyi sınırsızca gözetler, kayda geçer, fişler ve kendi suçlamalarına kanıt oluştururken, kendi suçlarını bazen kendi koydukları ve yine kendilerince delinen yasalarla, bazen de yarattıkları kural tanımaz müdahalelerle görünmez kılarlar. Bundan da kaçınamamışlarsa bu sefer cezasız kılmak için her şeyi yapar ve hepimize her türlü muamelede bulunma hakkını kedilerinde görürler. İster kendimize gazeteci diyelim, ister muhalif medya; ister vatandaş habercisi, video/eylemci, belgeselci veya bir insan hakları gözlemcisi fark etmiyor; ister eylemlerde çekim yaparken boynumuzda bir kimlik kartı sallansın, ister sallanmasın, keyfi uygulamalar hiçbirimizi es geçmiyor.


Hepimiz tehdit altındayız.
Çektiğimiz görüntüler, yaptığımız kayıtlar hukuken devletin suçlarını mahkum etmeye yetmezse de en azından işlenen suçları kamuoyuna deşifre ediyor, yaşananları görünür/bilinir kılıyor. Yaptığımız şey, adaletin asıl diyarında, yani halkın vicdanında önemlidir, bu yüzden de vazgeçilmezdir. Ancak onlar bize sınır koymaya çalışıyorlar. Bizlerin çekim yapma, haber yapma, kayıt altına alma, belgeleme hakkını elimizden almak istiyorlar. Biz ise kabul etmiyoruz ve bir araya geliyoruz. Eylemciler ve video/eylemciler, vatandaş habercileri ve haberciler; hukukçular ve akademisyenler olarak “Kayıt ve kanıt hakkı”nı savunmak, haklarımızın sınırlarını meşruiyet odaklı olarak vurgulamak için buluşuyoruz.
Devletin halkı değil, halkın devleti izlemesinin, denetlemesinin etik sınırsızlığı sınırımızdır.
Yasal ve meşru olan arasındaki büyük fark özgürlük alanımızdır. Gelin bunları ve daha fazlasını birlikte tartışalım ve kolektif bir çabayla ortak bir tutum geliştirelim.

“Halkın, kayıt, kanıt ve haber hakkı” Panel/Forum
Tarih:28 Şubat 2015 13:30
Yer: Tüm Bel-Sen (Sümer 2 Sokak No: 29 Kat 3 Kızılay Ankara)
Konuşmacılar:
Ruhat Sena Akşener (Uluslararası Af Örgütü)
Av. Gülşah Deniz (Bilişim Hukuku)
Av. Rıza Yalçın Koçak (ÇHD Ankara)
Gökhan Biçici (Dokuz8)
Oktay İnce (Seyri Sokak)


New Media Studies 2nd National Conference to gather in İstanbul on 26-27th of February

Şubat 16, 2015

The second gathering of the New Media Studies Conference, first national and refereed conference, will be held in İstanbul in 26-27 February. This year, the organisers of the Conference are Alternatif Bilişim Foundation and Kadir Has University.

The theme of the conference which this year is hosted by Kadir Has University is “New Media Literacy”. Besides the opportunities the new media will offer users, the conference also includes topics such as the growing threat of surveillance, commercialization and censorship as main discussion topics. “New Media Literacy” will be discussed in relation to the threats and opportunities it poses for the media and citizens.

On Thursday, February 26th, the Conference  will begin with opening speeches by the Kadir Has University Dean of the Faculty of Communication, Sevda Alankuş, and the President of the Alternatif Bilişim Foundation, Ali Rıza Keleş. In addition, Mustafa Akgül, faculty member of Bilkent University and President of the Internet Technologies Foundation, will join as the guest speaker.

Bringing new breath to the new media field the conference will also feature workshops which are organised around the themes such as as the interaction of the new media arts  and digital storytelling intended for the development of personal summation and digital literacy.

In the 2nd National Conference  of New Media Studies, 51 out of 90 abstracts were chosen by the Science Board, which is composed of 46 expert academics. Some of the topics that will be presented at the Conference include topics such as the different understandings  and reflections of new media literacy both in Turkey and around the world; related international projects; interdisciplineary approaches and participation; the new media use of the women; LGBTI people; Y generation, which frequently constitutes the agenda; and NGOs.

The following questions will be also discussed at the Conference: Can a social media phenomenon be an opinion leader? Does social media help people to participate in politics? Who has our personal data and why? How secure are we?

The Congress to be live streamed online

The Congress is free to particitpate, and will also be broadcasted online via URL:

http://pozitiftv.com/khas/

Program details can be found on   http://www.yenimedya.org.tr/.

For more information about the workshops, visit http://yenimedya.org.tr/content/at%C3%B6lyeler

The Science Board list may be found  on  http://www.yenimedya.org.tr/content/bilim-kurulu-0


“Nefret”le ilgili sorun – Liz Kelly

Şubat 15, 2015

‘Ne nefret ne de mizojini kadınlara yönelik tüm şiddeti anlamak için yeterli açıklamayı veya teorik çerçeveyi sunuyor; özellikle de ırk/etnisite, yaş, engellilik ve cinsiyet ile kesişimleri incelediğimiz zaman.’


Yeni Medya Çalışmaları 2. Ulusal Kongresi 26-27 Şubat 2015 tarihlerinde İstanbul’da toplanıyor.

Şubat 13, 2015

Türkiye’de ulusal ve hakemli olmasıyla bir ilk olma özelliği taşıyan Yeni Medya Çalışmaları Kongresi’nin ikincisi, Şubat ayında İstanbul’da toplanıyor. Kongre bu yıl, Alternatif Bilişim Derneği ve Kadir Has Üniversitesi tarafından düzenleniyor.

Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi ev sahipliğinde gerçekleşecek kongrenin teması ise “Yeni Medya Okuryazarlığı” olarak belirlendi. Yeni medyanın katılımcı olanaklarının yanı sıra yurttaşları artan düzeyde tehdit eden gözetim, ticarileşme ve sansür, kongrenin temel tartışma başlıkları arasında. “Yeni Medya Okuryazarlığı” ise tehditler ve olanaklar arasında medyanın ve yurttaşların kaderini tayin edecek kilit kavramlardan biri olarak ele alınacak.

26 Şubat Perşembe günü Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Sevda Alankuş ve Alternatif Bilişim Derneği Başkanı Ali Rıza Keleş’in konuşmaları ile açacağı kongrenin davetli konuşmacısı ise Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi ve İnternet Teknolojileri Derneği Başkanı Mustafa Akgül olacak. Kongrede oturumlara paralel olarak katılımcılık boyutuyla öne çıkan, bireysel birikim ve dijital okuryazarlıkları geliştirmeye yönelik, yeni medya sanatlarında etkileşim ve dijital hikaye anlatıcılığı gibi alana yepyeni soluk getiren nitelikte atölyeler de gerçekleşecek.[1]

Yeni Medya Çalışmaları 2. Ulusal Kongresi’nde 90 bildiri arasından, alanında uzman 46 akademisyenden oluşan Bilim Kurulu[2] tarafından seçilen 51 bildiri sunulacak. Kongrede sunulacak 71 yazara ait 51 bildiride Türkiye’de ve dünyada yeni medya okuryazarlığı kavramının farklı algıları ve yansımaları, ilgili uluslararası projeler, disiplinlerarası yaklaşımlar ve katılımcılık, kadınların, LGBTİ bireylerin, bir dönem sık sık gündeme gelen Y Kuşağı’nın, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin yeni medya kullanım pratikleri tartışılacak. Fenomenler kanaat önderi olabilir mi, Türkiye’de sosyal medya siyasi hayata katılım sağlıyor mu, kişisel verilerimiz kimlerin elinde, ne için kullanılıyor ve ne kadar güvende gibi soruların da yanıtı aranacak.

KONGRE CANLI YAYINLANACAK

Kongre pozitiftv.com/khas/  adresi üzerinden yayınlanacak. Katılımın ücretsiz olduğu kongrenin programına http://www.yenimedya.org.tr/ adresinden erişilebilir.

[1]               Atölyeler hakkında ayrıntılı bilgiye http://yenimedya.org.tr/content/at%C3%B6lyeler adresinden erişilebilir.

[2]              1Bilim Kurulu listesine http://www.yenimedya.org.tr/content/bilim-kurulu-0 adresinden erişilebilir.


Twitter Türkiye’deki Sansür Kültürünün bir Aynası

Şubat 10, 2015
Yazan: Efe kerem Sözeri
Twitter’ın Türkiye’de uyguladığı sansür pratiğini değiştirmek Türkiye’nin yönetim yapısını ve siyaset kültürünü değiştirmekten daha kolay. Bu nedenle, kullanıcılar olarak öncelikle şirkete baskı yapılması gerektiğine katılıyorum. Ancak şirket-devlet-toplum işbirliğiyle ürettiğimiz bu sorun ancak benzer bir işbirliğiyle çözülebilir. Tek amacı daha fazla kar olan bir şirket, tek amacı daha fazla güç olan bir iktidar, ve tek amacı kendi görüşünü üstün tutmak olan bireylerin toplumuyla çözülmez.,
Türkiye’de ifade özgürlüğünün ne kadar sınırlandığını anlamak için Twitter’ın 2014 şeffaflık raporuna bakmak yeterli. Ancak Twitter’ı sorunun kaynağı olarak görmek hatalı, çünkü şirket aslında baskıcı bir yönetime ve kutuplaşmış bir topluma uyum sağlıyor.

Twitter’ın Türkiye’de uyguladığı sansür pratiğini değiştirmek Türkiye’nin yönetim yapısını ve siyaset kültürünü değiştirmekten daha kolay. Bu nedenle, kullanıcılar olarak öncelikle şirkete baskı yapılması gerektiğine katılıyorum. Ancak şirket-devlet-toplum işbirliğiyle ürettiğimiz bu sorun ancak benzer bir işbirliğiyle çözülebilir. Tek amacı daha fazla kar olan bir şirket, tek amacı daha fazla güç olan bir iktidar, ve tek amacı kendi görüşünü üstün tutmak olan bireylerin toplumuyla çözülmez.

En sonda söyleyeceğimi baştan söyleyip, çözüm için pratik öneriler sunuyorum, yeri geldikçe sansür kültürümüzden örnekler de vereceğim.

Twitter’a öneriler:

Twitter ABD’den hizmet veren bir şirket olduğu için Türkiye mahkemelerinin kararlarına uymak zorunda değil (bkz. Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak’ın görüşü). Türkiye mahkemelerinden gelen kararları kendi kullanım sözleşmesine ve kurallarına göre değerlendirmeli, buna aykırı olmayan içeriği sansürlememeli.

Eğer Twitter Türkiye mahkemelerinin kararlarını uygulamayı kabul ediyorsa, kullanıcılarını Türkiye hukuku ve uluslararası hukuk içinde savunmayı da kabul etmeli.

Mahkemelerinin sansür kararlarına sadece 7 gün içinde itiraz edilebiliyor, bazı hesaplar anonim olduğu için, eposta yoluyla iletişim sağlanamadığı için Twitter avukatları itirazda öncelikli konumda. Şimdiye dek @oyyokhirsiza ve @keremtan3449 hesapları konusundaki itirazları kabul edildi, @TheRedHack itirazı reddedildi, @BirGun_Gazetesi yasal süreci ise sürüyor. Twitter 2014 yılı boyunca Türkiye makamlarından yapılan 663 başvurunun tümüne itiraz etmeli, sadece kendi PR’ına zarar verecek kararlara değil.

Twitter yeterince şeffaf değil. Türkiye’den gelen 663 kararı hangi kriterlerle değerlendirdiğini, neye göre %50’sini uyguladığını bilmiyoruz; sadece ChillingEffects.org’a gönderilen 313 kadar kararı biliyoruz. Bu kararlarda talep eden kısmı siyah bantla kapatılıyor, sansürü kimin talep ettiği bilinemiyor; kararlar bazen aylar sonra Chilling Effects’e gönderildiği için zamanında tepki gösterilemiyor; hakkında sansür kararı çıkartılan 2946 adet Twitter hesabı veya tweet’i listelenmediği için neyin sansürlendiği bilinemiyor. (Neyin sansürlendiğine dair iki yazımı şurada ve şurada bulabilirsiniz. Derlediğim veri ise şurada herkese açık.)

Hükümete öneriler:

Nisan 2014’te Twitter’la “ülke bazlı içerik gizleme” (‘buzlama’ adıyla sansür) konusunda pazarlığı yürüten Lütfi Elvan, bunu kötüye kullanan ilk siyasetçi olmuştu. Yerel seçim döneminde onu eleştiren 68 tweet hakkında mahkemeye başvuran Elvan’ın kendi adını aratarak sansürlettiği tweet’lerden dört örnek yukarda sağ köşede veriyorum.

Az sayıda takipçisi olan, çoğu RT dahi edilmemiş bu eleştirileri özellikle aratıp sansürletmek kalıcı bir yönetim kültürü haline geldi, çok örneği var ve bugün Davutoğlu ile sürdürülüyor.

Ama rüzgar eken fırtına biçer denir. Cemaat’ten sosyalist hacker gruplarına dek AKP-olmayan her sosyal grup AKP’den nefret eder hale geldi, gerçekten de “yönetilir bir ülke olmaktan çıkıyoruz”. Siyaseti seçim barajıyla, sokakları polisle, Twitter gibi nispeten etkisiz alanları da mahkemelerle kısıtlamak akılcı bir yöntem değil. Pro-AKP ve Anti-AKP kimlikler üzerinden kutuplaşan bu siyasi ortamın bir adım sonrası radikalleşme, yani siyasi şiddet.

Kullanıcılara öneriler:

Kar etmek için kurulmuş bir şirketten insan hakları ilkelerine uymasını beklemek bir hak, ancak bunu her durumda savunmasını beklemek biraz naif. Özellikle de Twitter gibi, internet reklam pazarında gittikçe büyüyen ve ülke çapında kapatılma riski bulunan bir şirketi tek çözüm olarak görmek akıllıca değil. Twitter’daki sansür siyasi özgürlüklerin kısıtlandığını gösteriyor, ve çözümü de ancak siyasetle gelebilir, sandıkta ve de sokakta.

Ancak Twitter’ı mahkemede sansürletenler sadece hükümet üyeleri değil.

Öğrencilerin eleştirisine katlanamayan üniversite hocaları var, örneğin Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi’nde ders veren bir hoca hakkındaki eleştiriler şikayet edilmiş, 4 hesap ve 13 tweet sansürlenmiş. Mahkeme “#GüleGüleEsra” etiketinin dahi sansürlenmesine karar vermiş (uygulaması mümkün görünmüyor elbette).

Hükümete yakın şirketler Twitter sansürünü bir “itibar yönetimi” olarak görmekte öncü oldular, bugün daha küçük bütçeli müteahitler de aynı yönteme başvuruyor; kurum içi dedikoduları da “kişilik haklarını ihlal” olarak gören markalar var.

5651 sayılı kanunun şu andaki halinde sadece 8. maddede sayılan katalog suçlar (müstehcenlik, kumar vb. ile Atatürk’e hakaret) ile 9. madde belirtilen kişilik haklarını ihlal sansür gerekçesi olabiliyor. Bu nedenle MİT TIR’larıyla ilgili olduğu iddia edilen belgeleri yayınlayan @LazepeM (ve RT’leyen 10 hesap) hakkındaki sansür kararı MİT’in kişilik haklarını gerekçe gösteriyor.

Resmi Twitter hesapları konusunda ise devletin bilgi eksikliği oldukça büyük. İçinde “KTU” harfleri geçen ve Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencileri tarafından açılan iki kampüs haber hesabı kamu kuruluş isimlerinin verilemeyeceği ve üniversitenin itibarının zedelendiği gerekçesiyle sansürlendi. Erzincan Valiliği’nin resmi Twitter hesabı @erzincanvalilik ise Cold Hackers adlı Kürt hacker grubu tarafından hack’lendikten sonra “terör örgütü propagandası” yaptığı iddiasıyla, ama yine valinin kişilik haklarını zedelediği gerekçesiyle sansürlendi. Bir yandan sosyal ağlarla vatandaşa ulaşmaya çalışıp bir yandan da onu kötülerken iyi bir politika üretilemeyeceği açık.

Twitter’ın kullanım kuralları belli, hack’lenen hesabı geri alma ve içeriği şikayet etme yolları belli. Konuyu mahkemeye kadar taşıyıp her seferinde 300 TL avukat masrafı istemektense, Twitter’ın kendi şikayet mekanizmalarını kullanmak lazım.

Twitter’ın kurallarını kendine uygun bulmayanlar ise Twitter kullanmayabilirler.

Özetle, 50TL’ye gündem oluşturan botlarıyla, siyasi kadrolara dönüşen trolleriyle, sokaklara çıkmayıp klavyede rahatlayan vicdanlarıyla ve elbette burada da kısıtlanan özgürlükleriyle Twitter Türkiye’yi yansıtıyor.

Gördüğümüz şeyden rahatsız olmamız bundan.


Turkey Cites National Security as it Cranks Up Internet Controls

Şubat 10, 2015

Demotix image ID: 3883719. Protest Against Internet Censorship. Taken 8 February 2014 by Görkem Keser in Turkey, Istanbul.

The Turkish government may soon pass new legislation that will leave citizens broadly vulnerable to human rights abuses and extensive police controls. Many suspect the laws are intended to prevent a repeat of the Gezi protests that rocked the country in late 2013.

More censorship ahead?

One bill currently before Parliament would allow authorities to censor websites without court approval, granting enormous powers over the Internet to the office of Prime Minister Ahmet Davutoğlu and the Telecommunication Authorities (TİB). Under the law, TİB could order website owners to remove content that deemed threatening to national security by relevant government agencies (but not the courts). TİB also could order content removal to protect someone’s safety and/or privacy, prevent crime or protect publich health. If website owners refuse to comply with an order, TİB could simply block sites that refused to comply with takedown orders and then pursue a judge’s opinion retroactively.

This is poor practice by international human rights standards — but it is also uniquely troublesome in the Turkish context, where the courts remain the one branch of the political apparatus over which AKP has failed to gain full control. By allowing the government to circumvent the judiciary in the censorship process, the law increases the government’s capacity to respond to protests or political scandals in real time.

In a recent interview with Bianet, an Istanbul-based independent communication network, Kerem Altıparmak of Ankara University summarized the censorship bill as follows:

From now on, TIB will be able to block anything with its unlimited judgment powers. There are hundreds of crimes defined in the book. The law doesn’t stop here — it also added the protection of public order. And there is no authority to inspect this.

For instance, think about the most trivial crime. If TIB wants, it can block content because of that. Since it includes public order, all organizations and gatherings will be considered within this.

TİB would thus have the power to order any website to remove any content they think jeopardises national security. If content owners resist, they can block the whole website and ask them to pay a fine of between 3,000 and 10,000 Turkish Lira (1,200-4,000 USD). If content owners cannot pay, they face jail.

Rules about content removal affect social media giants Twitter, Facebook and YouTube as well as local media outlets and blogs. If these networks disagree with a TİB’ request, they may risk total censorship in Turkey.

Twitter’s transparency reports show a massive increase in removal requests made by the Turkish government and courts last year in comparison to 2013. Turkish international relations scholar Efe Kerem Sözeri believes that the government is holding Twitter’s policy team over a barrel, with Ankara having already briefly banned the service for non-mobile users in March 2014. On that occasion, it was a constitutional court order that saved Twitter in Turkey.

The New Security Bill: More Power to the Powerful

The security bill proposed by AKP leaders looks scarier still, offering unprecedented powers to police and governors. The bill would authorize law enforcement to conduct telephone wiretapping for up to 48 hours without a warrant, authorizes police to arrest and detain anyone without a warrant up to 48 hours and stop and searches legal wherever police can find “reasonable doubt” of innocence.

One of the e-flyers made by Democrat Lawyers for Freedom to inform the public about the surveillance bill. "When the proposal passes into law; Joining a meeting or a protest will become a catalogue crime and anyone can be arrested and send to prison for that reason." Taken from the group's Facebook page.

The bill also gives power to governors to intervene in police investigations. According to Human Rights Watch’s summary of the bill:

The draft law proposes giving the highest administrative officer of a province, the governor, authority to assume powers that rightly belong to the prosecutorial authorities. The draft bill states that: “Where necessary and where there is a need for urgent measures, a governor can give direct orders to the police chief or public officials to shed light on a crime and to find the perpetrators of the crime.” The provision makes it obligatory for all public officials to comply with such orders.

This is significant given that Erdoğan, as president, has substantial influence over governor appointments put forward by the government. This enables both the government and president to interfere with police investigations by issuing dictates from the top.

One of the e-flyers made by Democrat Lawyers for Freedom to inform the public about the surveillance bill. 'When the proposal passes into law, police can stop and frisk anyone, search their possessions and car without a warrant from a court.' Taken from the group's Facebook page. 

So far, civil society and opposition parties in parliament — where AKP has a majority – have rejected the bill, but the party of power has shown no signs of weakening its resolve. In the most recent example of how broadly defined the concept of national security is in Turkey, the government suspended a strike planned by metal workers for a period of 60 days on January 30, citing risks for “national security” without offering any further explanation.

Lawmakers will likely vote on the security bill next week.

Source: http://globalvoicesonline.org/2015/02/10/turkey-cites-national-security-as-it-cranks-up-internet-controls/


YETERİNCE KATILIMCI MIYIM?

Şubat 3, 2015

 Yazan: Bilgesu Savcı, Hacettepe Üniversitesi SBE İletişim Bilimleri Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi

Andy Warhol “Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak” dediğinde tam olarak neyi kast ediyordu bilinmez ama onun yıllar önce söylediği sözden bugünün dünyasına dair bir şeyler çıkarabiliriz. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki ışık hızında gelişmeler, insanların bu gelişmelerle ilişkilenme biçimleri ve bu ilişkilenme biçimlerinin gündelik yaşamda nasıl bir yere sahip olduğu merak konusudur. Web 2.0’ın gelişmesiyle birlikte ev ve çalışma alanlarındaki yerleri daha da pekişen bilgisayarlar veya cep telefonları ve akıllı telefonlar gibi bir çok mobil cihaz, çeşitli yönlerden gündelik yaşama dâhil oluyor, onun büyük bir kısmını oluştururken kendisi de dönüşüyor ve bunun sonucunda internet ile ilgili “sanal ortam” gibi betimlemeler yavaş yavaş tarihe karışıyor. Kimi zaman içinde bulunarak kimi zamansa dışarıdan eleştirel gözlerle gelişimini izlediğimiz bu alanı anlamak için özenli bir çaba ve sabır gerekiyor.

Modernitenin “insanların kültürel ve teknolojik gelişmenin birikmesi dolayısıyla çizgisel olarak sürekli ilerleyen zamanı ile modernitenin döngüsel gündelik zamanının nasıl uyum sağlayacağı” (Tekeli, 56) konusunda bile henüz hemfikir değilken, postmodernitenin getirdiği zaman, ekonomi, kültür, siyaset ve toplum alanlarındaki uyumun izlerini sürmek ve insanlığın web 2.0 ile neler yapabildiğini anlamaya çalışmak her zamankinden biraz daha zor görünmektedir. Bu zorluğun pek çok sebebi olabileceği gibi ilk akla gelen nedenler arasında ekonomideki “üretici” ve “tüketici”, sosyal bilimler için oldukça önemli olan “kamusal alan” ve “özel alan”, “yerel” ve “küresel”, “politik” ve “apolitik” gibi kavramların birbirleri içine geçişmiş olması yer almaktadır.

Üretici ve tüketici kavramlarının birbirlerine geçişmesi, bireylerin yeni medya ortamlarında izledikleri, dinledikleri, oynadıkları ve okudukları tüm metinleri, aynı veya benzer ortamları kullanarak dönüştürebilir veya yenilerini üretebilir olmalarının sözcük düzeyinde de “üre-tüketicilik” kavramında tezahür etmektedir. Bu kavram özellikle “katılımcı kültür” şemsiyesi altında yer alarak bireylere bir konumdan diğerine hızlıca geçiş yapabilme olanağı tanımaktadır. Yeni medyanın katılımcı kültüre olanak sağlaması, Henri Jenkins ve diğerlerinin işaret ettiği gibi “yaratıcı ifadenin ve sivil katılımın, yaratımların diğer kişilerle paylaşılmasının, formel olmayan akıl hocalığının, katkılarının bir anlam ifade ettiğini düşünmenin ve kendinden olmayan ile toplumsal bir etkileşimin” (5, 6) yollarını açmakta ve bireyleri bu anlamda güçlendirmektedir. Böylece modernizmin etkisiyle birlikte kamusal alandan yani siyasetin, kolektif bilincin ve üretimin aurasından uzakta kalmış postmodern bireyler, “yeni çağın” olanaklarıyla yeniden “görünür olmaya” başlamışlardır. Fakat elbette ki yine bu kültür içinde de olanaklar eşit şekilde dağılmamaktadır. Bu noktada bireylerin tecrübeleri, becerileri, bilgileri, içinde bulundukları coğrafyanın ve “himayesi” altında bulundukları devlet yönetiminin koşulları gibi pek çok koşul bu eşitsizliğin kaynağı olabilmekte ve bazı üre-tüketicileri öne çıkarırken bazılarını oldukça geride bırakmaktadır. Kabul etmek istense de istenmese de “çağın ruhu” teknolojik bir fizyolojiye sahiptir. Bu ruhu yakalamak içinse, insanlığın “gelişim” aşamasında vardığı tüm kaynakların eşit ölçüde dağıtılması gerekmektedir.

Bu açıdan bakıldığında yeni medya, bireylere yeni bir özgürlük alanı sağlamış olmakla beraber, “izleyici”, “okuyucu”, “dinleyici” ve “yazar” gibi sözcüklerin de anlamlarını sarsmıştır. Söz konusu sözcüklerle tanımlanan kitleler, önceki yüzyıllara oranla daha aktif hale gelmiş ve bunun sonucunda aslında “iş”in tanımı da değişmiştir.  Örneğin, sosyal medyada dolaşıma girmiş olan onca metni oluşturan her bireyin bu “iş”ten doğrudan maddi bir kazancı var mıdır? Cevap, elbette ki böyle bir kazancın her zaman olmadığı yönündedir. Gündelik yaşam pratikleri içinde eğlence ve dinlenme gibi zamanlar, “iş”ten arta kalan zaman dilimleri olarak değerlendirilebilir. Bugün pek çok birey eğlenme ve dinlenme zamanlarını internet kullanımına ayırmış vaziyettedir. Youtube’da bir video izlediğinizde, size sunulan tavsiye sistemleri seçenekleriyle bitimsiz bir alana adım atmanız ve oradan saatlerce çık[ama]manız mümkündür. Üstelik eğlenmek veya dinlenmek her zaman garantilenmiş değildir.  Türkiye’de oldukça sıklıkla başvurulan ve bir katılımcı kültür örneği olan Ekşisözlüğe baktığımızda, binlerce “yazar”ın on binlerce konu başlığı altında çeşitli bilgileri neredeyse tamamen ücretsiz olarak paylaştıklarını görürüz. Bu “yazar”lar, sözlüğe yazmış oldukları bilgiler karşılığında hiçbir maddi karşılık almamalarına rağmen internet sitesi sahibinin maddi kazancının oldukça yüksek miktarlarda olduğu bilinmektedir. İşin diğer tarafında ise bu sözlükten bilgi edinen çok sayıdaki kişinin de bu “hizmet” karşılığında hiçbir ödeme yapmadıkları gerçeği bulunmaktadır. Neredeyse tümüyle anonim kimliklerle bilgi paylaşımında bulunan yazarlar ise bu sitede söz konusu durumu kabullenerek “yazar”lık etmektedirler. Bunun gibi bir başka katılımcı kültür örneği ise Wikipedia’dır. Wikipedia’nın kuruluş amacı kitle kaynaklı bir ansiklopedi oluşturmaktır. Kişiler bu internet sitesinde büyük miktarlarda veriyi paylaşıma açmakta ve yine karşılığında – bu kez siteyi kullanıma açan kişiler da buna dâhildir-  herhangi bir maddi kazanım elde etmemektedirler.

Bilgiye ulaşımı kolaylaştıran ve kitle kaynaklı içerik üretimi ile bilgiyi tekelleşmeden kurtaran bu oluşumlar, insanlığın gelişimi ve mülksüzleşme açısından önemli adımlar olmakla beraber, bir başka gerçekliği de beraberlerinde getirmektedirler. Saatler süren bilgi paylaşımlarının veya diğer eylemlerin ardında yüklü miktarda veriyi elinde bulunduran ve bu verileri üreterek kullanan/kullanarak üreten bireylerin emeklerinin maddi karşılığını saklı tutan şirketlerin kazançları gitgide büyümektedir. Bu durum ise bilinen anlamıyla “iş” ve “kazanç” tanımının değişimine şekil vermektedir. Üre-tüketici kavramını ilk kez kullanmış olan Alvin Toffler’a göre söz konusu değişim sürecinde, “emek maliyeti[nin] dışarıya aktarıl[ması] ve tüketicinin, bir zamanlar kendisine başkaları tarafından yapılan hizmetleri yüklenmesi” (332) söz konusudur. Bu süreç sonucunda elde edilen maddi gelirlerde hali hazırda bulunan orantısız büyümeye ivme kazandırabilmekte ve karşı politikalar/eylemler ise görmezden gelinerek yok edilmeye çalışılmaktadır.  Nitekim internette bilgi özgürlüğü ile serbest erişimi savunan ve sansürün kaldırılmasına yönelik eylemleriyle tanınan Aaron Swartz, 2009’da Amerikan federal mahkemelerine ait PACER veritabanında bulunan ve para karşılığı satılan yaklaşık 18 milyon belgeyi ve 2011’de JSTOR’dan 4 milyona yakın makaleyi bilgisayarına indirip halka açık hale getirmiş ve bundan dolayı “bilgi korsanlığı” ve “yasadışı dosya indirme” gibi ağır suçlardan hakkında 13 kez dava açılmıştı. Swartz, 2013 yılında intihar ederek yaşamına son vermiştir.

Yeni medya ortamlarının bireylerin gündelik hayatına dahil olma pratikleri, alternatif medya yoluyla da gerçekleşebilmektedir. Alternatif medya ticari olmayan, farklı formlarda içeriklere sahip, katılımcılık unsuruyla ilerleyebilen, topluluk anlayışına dayalı ve özgürlükçü olması bakımından geleneksel medyadan ayrılabilmektedir. Alternatif medyanın sürekli değişen ve dönüşen yapısı internet teknolojilerindeki ilerlemelerle paralel olarak ilerlemektedir. Bireylerin, gazete ve dergi gibi süreli yayınların önceki yıllarda yalnızca alımlayıcısı olmaları durumu da yerini katılım odaklı haber/yorum üretimine doğru dönüştürmüştür. Bu noktada karşımıza çıkan “yurttaş haberciliği” kavramı, kamusal alanda bilgi üretimi ve paylaşımı açısından değer kazanmaktadır. Bireyler mobil cihazlarından hemen her an her yerde anında görüntüleme yapabilmekte ve bu durum yeni medyanın devamlılığı ile gelişimini desteklemektedir. Kamusal veya özel alanda olması fark etmeksizin, içinde bulunulan koşullara “tanık” olunması istenen her durumda bilgi aktarımı mümkün olabilmektedir. Söz konusu durumun, bilgi kirliliği, profesyonellikten uzaklık ve iş etiğinde sorunlar gibi çeşitli eleştirilere gebe olması ise bireylerin bu araçlarla yaşamaya alışmaları ve kendi seçiciliklerini, yöntem ile tekniklerini ve etiklerini gündelik yaşamın içinde deneyimleyerek öğrenmeleri/sağlamaları mümkün görünmektedir.

Her çağın iletişim araçları o çağın kaderinde önemli değişimlere neden olmuştur ve olmaya devam edecek görünmektedir. Yeni medya araç ve olanaklarının kamusal alanda değişime neden olduğu bir diğer platform da toplumsal hareketler bağlamında görünürleşmektedir. Alışılmadık eylem repertuarlarının ve ulus ötesi kampanyaların ortaya çıkmasına olanak sağlayan yeni medya, bireylerin ‘toplumsal’ olana dair fikirlerini değiştirmiş ve yeni bir yurttaşlık anlayışının önünü açmıştır. Toplumsal veya kamusal çıkarlar temelinde ilerlediği iddia edilen geleneksel karşı çıkma pratiklerinin, çoğunlukla özel alanda tecrübe edilen veya kimlik temelinde oluşan sorunların eksenine çekilerek düzenlenmesi söz konusu toplumsal eylem anlayışlarını açıklayıcı olmaktadır. Tıpkı kitle kaynaklı içerik üretiminde olduğu gibi herhangi bir direniş veya eylem pratiğinin içeriğinin, yönteminin ve sınırlarının yine merkeziyetçilikten uzak bir biçimde, neredeyse eşit koşullarda bu pratikler içinde yer alan bireyler tarafından belirleniyor olması ise büyük bir öneme sahiptir. Elbette, yeni medya aracılığıyla ve doğrudan yeni medyanın sağladığı alanların sınırları içinde gerçekleşen bu yeni hareketlenme biçiminin, sokağa taşması ve halihazırda kaybedilmeye yüz tutmuş kamusal alanın fiziki koşullar bağlamında yeniden ele geçirmeye yönelik olarak pratik edilmesi gerekmektedir. Çünkü ağ’da kalabilmek için bile fiziki koşulların uygun olduğu alanlara ihtiyaç vardır.

Kamusal alan ile özel alanın birbiri içine geçişerek bireylerin gündelik yaşamlarında belirli bir yere sahip olan yeni medya ortamlarından biri de sosyal ağ siteleridir. Danah Boyd’a göre sosyal ağ siteleri “bireylerin sınırlı bir sistem içinde kamusal veya yarı kamusal profil oluşturmalarına, bağlı oldukları diğer kullanıcıları listeleyerek görebilmelerine ve paylaşımlar doğrultusunda diğer kullanıcılarla bir ortaklık kurmalarına olanak sağlayan ortamlardır” (11). Facebook veya Twitter’ı bu sosyal ağ sitelerine örnek teşkil etmektedir. Sosyal ağ sitelerindeki “arkadaş” veya “takipçi” listeleri bireylerin diledikleri bireylerle ortaklaşmalarını, doğrudan paylaşımlarda bulunmalarını ve böylece kendi cemaatlerini oluşturmalarına olanak sağlamaktadırlar. Bir tür kamusal alan sayılabilecek olan bu çevrimiçi cemaatler sayesinde gündelik yaşamlarının hemen her anında “görünür” olmakta ve varlıklarını devamlı olarak onaylayabilmektedirler. Sosyal ağlar arkadaşlık ve çevre edinmenin yanı sıra, iş bulma, çöpçatanlık, mezuniyet ağları ve marka sosyal ağları gibi alanları da içermektedir (Dikmen, 162). Bireylerin görüldüğü üzere pek çok farklı amaç çevresinde oluşmuş bu ağlarda “sağlıklı” bir biçimde kalabilmeleri için uzun saatler boyunca ağ’da kalmaları gerekmektedir.

Bir televizyon çalışmaları kavramı olan “yorumlayıcı topluluk” yeni medya ortamlarının bir başka özelliğinin altını çizmesi bakımından oldukça önemlidir. Yorumlayıcı toplulukları yeni medya ortamında düşündüğümüzde bu toplulukların yalnızca beğenirlik ilkesine dayalı bir tüketim içinde değil aynı zamanda yaratıcı bir faaliyet içinde de olduklarını söylemek mümkün olmaktadır (Jenkins, ?). Örneğin sıkı bir biçimde takip edilen bir televizyon dizisinin aynı zamanda Facebook veya Twitter gibi sosyal medya alanlarında da belirli kitleler tarafından takip ediliyor olması bu duruma örnektir. Söz konusu dizi vb. ürünlerin sosyal medyadaki alanlarda yalnızca takip edilmekle kalmayıp yaptıkları yorumlarla, like’larla veya paylaşımlarla dizilerin senaryolarına dahi müdahale ettikleri bilinmektedir. Böylece gündelik yaşam döngüsü içinde büyük bir yere sahip olan televizyon katmerlenerek, fakat bu kez “seyirci”nin yalnızca seyirci olarak kalmamasıyla yeni medya alanına dahil olmaktadır. Ne var ki bu noktada da geleneksel anlamda izleyicinin içinde yer aldığı ekonomik sınıf yine aynı izleyicinin katılım oranını veya şeklini değiştirebilmektedir. Örneğin hem televizyonu hem tableti olan kişi iki farklı ekran karşısında aynı anda bulunarak, yaratacağı hashtag veya farklı içeriklerle dizinin yorumlanmasına ve dönüştürülmesine katkıda bulunabilecekken aynı olanaklara sahip olmayan bir izleyici, gündelik hayatına yine bu diziyi farklı biçimlerde taşıyacak olmasına rağmen, aynı şekilde katılım gösteremeyecektir.

Bu açıdan baktığımızda benzer bir durumu farklı alanlarda da görmek mümkündür. Bir tür “ağ kurgu” (akt. Hayles) olan ve elektronik edebiyat olarak adlandırılan, çok geniş bir yelpazesi bulunan bu kavramın klasik edebiyat yazımındaki rolünü ele alırsak, daha önceleri yalnızca “okuyucu” olan kitlelerin bu kez metinleri yazarlarla birlikte oluşturduklarına tanık olunmaktadır. E-edebiyat alanı içinde, hikayenin sonuna giden yollar arasında seçim yapmaktan, bu yolları kişilerin kendilerinin oluşturmalarına kadar pek çok seçenek bulunmaktadır. Örneğin, bir hikayenin sonunu, ortasını veya başını okuyucunun yazması oldukça muhtemeldir. Bu anlamda yeni medya olanakları yazarlar ve okuyucular arasında bir etkileşim sağlamış olmaktadır. Böylesi bir durumun devamında, daha önce bir yazarın yönlendirmelerine tabii olarak katılımda bulunan kişi, bir süre sonra kendi başına söz konusu yaratım aşamasını üstlenerek bir yazar olabilecektir. Bu bağlamda, bireysel ifadenin, yaratıcılığın, paylaşımın ve toplumsal aidiyetin etkileşim temelinde güçlendiği görülecektir. E- edebiyatın diğer türlerini de göz önüne aldığımızda ise bu alanın farklı geleneklerden gelen parçalardan oluşan… farklı sözlükler ile farklı uzmanlıkları ve beklentileri içine alan ticari bir alan olduğunu (Hayles, 343 ) göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.

“Hacker”lık ise kullanıcı türevli içerik üretiminin bir parçası olması bakımından internetin katılımcı kültür perspektifi altında yer alan bir başka olgudur. Hacker olan kimselerin de belirli topluluklar altında birleşebildikleri, fakat genel olarak yukarıdaki merkeziyetsiz eylem biçimine dahil olduklarını söylemek mümkün görünmektedir. Kişiler yüne gündelik yaşamları içinde uzun zaman dilimleri boyunca, asıl mesleklerinin dışında “hacking” aktivitesi ile meşgul olabilmekte ve zaman zaman internet sistemlerindeki yapıları bozuma uğratarak, kimi zaman da sistemdeki çatlakları gidererek, bilgiye erişimin yolunu açıp şeffaf siyaseti destekleyerek kültürel sermayeye katkıda bulunabilmektedirler. Ne var ki “sıradan hacker’lık faaliyetini daha çok ilgilendirecek durum teknik aksaklıklardan çok sistemlerin zaten manipülasyona açık halde olması, çoğu durumda yurttaşların güvenlik bilgilerini koruyamamasıdır” (Saka, 33). Böyle bir durumda ise hacker’lığın suç olarak görülmesinin bu etkinliğin amacı ile ilgili olması gerektiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Sonuç Yerine

Bugüne baktığımızda insanların neden yeni medyada aktif bir şekilde yer aldıkları ve onu kullandıkları sorusunun pek çok cevabı olabilmektedir. Çünkü “yaşamın değişik alanlarında salt o alanın çekiciliği, yarattığı oyun etkisi vb. nedenlerle birçok pratik gelişmektedir… insanlar patiklerini gerçekleştirirken her seferinde ereklerini belirleyerek ona göre karar vermezler. İçinde bulundukları oyun ve kuralları iliklerine kadar işlemiştir, onlara göre davranırlar” (Tekeli, 52, 53). Bu nedenledir ki her kitlenin veya bireyin ulaşabilir oldukları veya yoksun kaldıkları kültürel, ekonomik, siyasal ve toplumsal olanaklar değişkenlik gösterdiğinden, yeni medya ile ilişkilenme biçimleri de farklılaşacaktır. Fakat hangi bağlamda hangi yeni medya ortamı olursa olsun, birer üre-tüketici haline gelen bireyler “herhangi bir malın değil ama hizmetin kullanıcısı olurken aynı zamanda o hizmetin sağlanabilmesi için gerekli içeriği de üretmektedirler” (Çomu, 29).

Bu bilgiler ışığında, çağın gerisinde kalmamak ve onun ruhunu yakalayabilmek için katılımcı kültürün içinde yer almak neredeyse zorunlu görünmektedir. O halde yapılması gereken kaynak ve olanaklara eşit ölçülerde ulaşımın yollarını açmaktır. Filtreleme, yasaklama ve kapatma türü yollara başvurarak veya gelişime ortak olmamak çağın gerisine düşmeyi beraberinde getirecektir. Bu ise bilginin üretiminin ve dolayısıyla yer yüzünde söz söyleyebilir olmanın önüne geçecek, böylece kıtalar arasındaki ayrım gittikçe büyüyecektir. İnsanların gündelik yaşamlarının hemen her alanına nüfuz etmiş olan yeni medya, yalnızca hayatta kalmakla yetinmeyen insanın ürünüdür ve görünen o ki öyle olmaya da devam edecektir.

Kaynakça

Tekeli, İlhan. “Tarih Yazımında Gündelik Yaşam Tarihçiliğinin Kavramsal Çerçevesi Nasıl Genişletilebilir?” Tarih Yazımında Yeni Yaklaşımlar içinde. Ed. Zeynel Abidin Kızılyaprak. İstanbul. Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı. 2000. s. 52, 53, 56

Purushotma, Weigel, Clinton, Robinson ve Jenkins, Henry. Confronting the Challenges of Participatory Culture. London. The MIT Press. 2009. s. 5,6

Toffler, Arvin. Üçüncü Dalga. Çev. Ali Seden. İstanbul. Altın Kitaplar. 1996. s.332

Boyd, ve Ellison, Nicole B.  “Sociality Through Social Network Sites”. The Oxford Handbook of Internet Studies içinde. Ed. Dutton W.  H.. Oxford.  Oxford  University  Press. 1996.  s. 11

Dikmen, Gözde Ö. “Tüketen Üreticiden Üreten Tüketiciye Dönüşümde Sosyal Medyanın Rolü”. İletişim ve Teknoloji içinde. Ed. Zeliha Hepkon. İstanbul. Kırmızı Kedi. 2011. s.162

Saka, Erkan. “ ‘Hacker’lık Üzerine Birkaç Gözlem”. Hack Kültürü ve Hacktivizm içinde. Ed. Işık Barış Fidaner. İstanbul. Alternatif Bilişim. 2013. s. 33

Çomu, Tuğrul. Video Paylaşım Ağlarında Nefret Söylemi: Youtube Örneği. Yayınlanmamış y.lisans tezi. Ankara Üniversitesi. 2012. s.29

Hayles, N.Katherine. “Elektronik Edebiyat Nedir?”. Yeni Medyaya Eleştirel Yaklaşımlar içinde. Ed. Mukadder Çakır. İstanbul. Doğu. 2014. S.343

E-Kaynaklar

http://web.mit.edu/21fms/People/henry3/consume.html (10.01.2015)

http://tr.wikipedia.org/wiki/Aaron_Swartz (13.01.2015)

.


%d blogcu bunu beğendi: