CFP Digital Culture and Communication ECREA 2010

Ocak 30, 2010

12-15 Ekim 2010 tarihleri arasında Hamburg’da düzenlenecek olan 3rd European Communication Conference sayısalı tüm yönleriyle tartışmaya açıyor. Etkinlik öncesindeki diğer konferanslar ve başvuru prosedürleri hakkında daha fazla bilgi için http://www.ecrea2010hamburg.eu adresini ziyaret edebilirsiniz.

Reklamlar

Toplumsal Paylaşım Ağlarında “Ölümüne Yokolma”:Suicidemachine.org hizmeti!

Ocak 25, 2010

Facebook, Twitter, LinkedIN gibi farklı onlarca web sitesi bizi hem iş ve iş dışı arkadaşlarımızla bağlamak hem de yeni arkadaşlar kazandırmak ellerinden geleni yapıyorlar. İnternet üstünde deneysel ve steril sosyalleşmenin tadını alan hemen herkes de bir hevesle hepsine birden saldırıyor.
Ancak bir süre sonra hem bu ağlarda paylaşılan içerik hem de edinilen yeni ‘sanal’ arkadaşlıklar problemler yaratmaya başlıyor. Haftasonu partisinde çekip Facebook’a yüklediğiniz fotoğrafların Twitter üstünden iş amaçlı bağlantı kurduğunuz birisine ulaşması hiç de uç bir senaryo değil.
Diğer yandan Britanya’da gerçekleştirilen bir araştırmaya göre sadece Facebook ve Twitter abonesi çalışanlar iş saatlerinde haftada ortalama 40 dakikayı bu ağlardaki bilgilerini güncellemek için harcıyor. Bunun işgücüne verdiği zarar 3.3 milyar TL’ye (1.38 milyar paund) denk geliyor. Şirketlerin bu tip sitelerin kullanımına yönelik bir yönetmeliği olmaması da kurum içinden erişimi engellemeyi zorunlu kılıyor.

Yıka ve çık
Hollandalı yeni medya kuruluşu Moddr tarafından geliştirilen Web 2.0 Suicide Machine (Web 2.0 İntihar Makinesi) bu kaostan bezenler için tek dokunuşla dertleri kalıcı bir şekilde çözüyor. Yaptığı iş sizden aldığı kullanıcı bilgileriyle sosyal ağlarda girdiğiniz bütün içerikleri ve kullanıcı hesaplarını silmek!
Geçtiğimiz senenin sonuna doğru faaliyete geçen site kısa bir sürede 50 binden fazla kullanıcı tarafından tercih edildi. Başka bir deyişle sosyal ağlardan 50 bin kişi buhar oldu. Hızla yayılmaya başladığını görünce 400 milyona yakın üyesiyle en büyük ağ olan Facebook bu siteyi engelleme kararı aldı.
Halen hizmet vermeye devam eden site Facebook, Twitter, LinkedIN ve MySpace ile bu alandaki en popüler ağların tamamında ‘hizmet veriyor’. (suicidemachine.org )

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=976532&Date=25.01.2010&CategoryID=117

Erişim tarihi: 25.10.2010


Google Maps Üzerinden Taksim Meydanı: Sanal Eylem…

Ocak 25, 2010

Türkiye’nin en orijinal sitelerinden Bobiler.org tarafından düzenlenen sanal protesto gösterisi Taksim Meyda’nonda binlerce internet kullanıcısının katılımıyla sürüyor. İnternette sansür ve pahalılığın kişisel mesajlarla protesto edildiği sanal mitinge katılım, olayı dünyada diğer site ve blogların duyurmasıyla hızla büyüyor.

Katılımcılar, sitede de linki verilen Google Maps üzerinde Taksim Meydanı’nı bulup kendini orada ‘tag’liyor, yani sanal olarak oraya ‘konumlanıyor’. Protestonun konusuysa, internette ifade ve bilgi edinme özgürlüğünü engelleyen sansür ve diğer uygulamalar. Protestocuların hedefi, Taksim Meydanı’ndaki sanal miting 1 milyar katılımcıya ulaştığında aynı yöntemle TBMM’ye ‘yürümek’! Sanal protesto gösterisine katılmak için şu yol izleniyor:

1. Sitede verilen Google Maps üzerinde ‘edit’e tıklanıyor (buton okların hemen yanında. Eğer buton görünmüyorsa önce sağ üst köşedeki ‘sign in’ linkine tıklanıp google veya gmail’e login olunması gerekiyor).

2. Sonra haritanın sol üst beliren baloncuğa tıklanıyor,

3. İmlece takılan baloncuğu İstiklal Caddesi’nde bir yere isim, soyad ve protesto mesajınızla birlikte yerleştirip, DONE butonuna tıklıyorsunuz

Kaynak:http://www.ntvmsnbc.com/id/25048730/

Erişim tarihi: 25.10.2010

<!–

SMS haber paketine abone olmak için tıklayın

–>


Robin Dunbar’ın yeni çalışması: Facebook ve iletişim kapasitesi…

Ocak 25, 2010

Sosyal paylaşım ve mikrobloging sitelerinde ne kadar çok arkadaş veya izleyeniniz varsa o kadar sosyal mi sayılırsınız? Bilimcilere göre bu sorunun yanıtı ‘hayır’. Sözkonusu sanal ortamlardaki kişisel sayfalarda 5 bin kişiye kadar arkadaş toplanabilse de insan beyni bunun en fazla 150’sini taşıyabiliyor.

Oxford Üniversitesi’nden Robin Dunbar’ın araştırmasına göre ne kadar ‘sosyal’ olursak olalım, beynin bilinçli düşünme ve dil yetisinin kontrol edildiği neokorteks bölümü en fazla 150 kişiyle sosyal ilişkiyi sürdürebilme kapasitesine sahip. Neolitik köylerden modern ofis ortamlarına kadar geniş bir dönemde sosyal ortamları inceleyen Dunbar, 1990’larda geliştirdiği ve kendin adını taşıyan bu teoriyi Facebook gruplaşmalarına uyguladı. Facebook arkadaş sayısı bini geçen kişilerle birkaç yüz olan üyelerin mesaj trafiğini analiz eden Dunbar, ikisinin arasında neredeyse hiç fark olmadığını tespit etti.

Dunbar’a göre arkadaş listesinde binlerce kişi ekli bulunan üyeler bile ortalama en fazla 150 kişiyle belirli aralıklarla iletişime geçebiliyor. Bu iletişim frekansı yılda bire kadar da düşebiliyor. Bir diğer ilginç sonuç da, kadınların erkeklere kıyasla iletişime ve arkadaşlıklara daha önem veriyor olmaları. Dunbar “Kadınlar birbiriyle konuşsa bile tatmin olabiliyor. Erkeklerinse illa fiziksel bir şeyler yapması gerekiyor” diyor.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25048661/ Erişim tarihi: 25.01.2010

<!–

SMS haber paketine abone olmak için tıklayın

–>


En çok facebook kullanan 3. ülke Türkiye

Ocak 24, 2010

(TechCrunch’ta yayınlanan ingilizce makaleden alıntıdır)

Mike Butcher

(…)

CommScore’a göre Türkiye şu anda Facebook’taki en büyük üçüncü ülke.

İngiltere’nin birkaç milyon gerisinde ve 26.5 milyonu çevrimiçi olan 75 milyon nüfusu ile yakında ABD’den sonra ikinci olması beklenebilir.

Bu nasıl oldu? Facebook ve İstanbul’daki insanlarla konuştum ve ilk kullanıcıların Facebook’un Türkçe çeviri araçları yayınlaması için yürüttüğü bir kampanya öyküsü ortaya çıktı. Daha sonra site kullanımında patlama olmuş. Aynı işlevde yerel bir toplumsal ağ klonu yok ve genç nüfus (Türkiye’nin yarıdan çoğu 30 yaşın altında) Facebook’u moda, batılı, “görünülmesi gereken” bir site yapmış.

Ayrıca Almanya’da geniş bir gurbetçi Türkiyeli nüfus olması ve Facebook’un giderek iki ülkedeki aileler arasında bir ağ köprüsü işlevi göstermesi de bu duruma yardımcı olmuş. Bir gazeteci burada normal email bile kullanmadıklarını, Facebook’tan mesajlaştıklarını söyledi.

Dahası, geçen sene CommScore çevrimiçi olaran harcanan ayda 30 saat ile Türkiye’nin ABD ve Kanada’dan sonra üçüncü en çok çevrimiçi etkinlik gösteren izlerkitleye sahip olduğunu gösteren bir rapor yayınladı.

Avrupa Birliği ortalaması 29 saat. Türkiye ayrıca dünyanın 12. büyük İnternet pazarına ve %38 penetrasyon değeriyle Avrupa’daki 6. en büyük internet kullanımına sahip. 2012’de 35.8 milyon kullanıcı olması ve Avrupa’nın 5. en büyük internet nüfusunu oluşturması bekleniyor.

Diğer bir deyişle, burada internet inanılmaz bir popülerliğe sahip. Diğer eğlence seçenekleri, televizyonlardaki devlet denetimli heyecansız içerik gençleri yakalayamıyor. (…)

***

İngilizce makaleyi okumak için:
“Turkey: The land that embraced Facebook, FriendFeed and startups”


Observatorio (OBS*) 3(4):2009 yeni sayısı çıktı!

Ocak 20, 2010

Observatorio (OBS*) yeni sayısı çıktı. Bu sayıda yer alan yazılar:

Spatial Metaphors describing the Internet and religious Websites: sacred
Space and sacred Place-Maria Beatrice Bittarello

European Culture or a Europe of Cultures? An assessment of European Union
policies on audiovisual media and culture, and their implementation in Greece
Katerina Serafeim

Why wikipedia: Self-efficacy and self-esteem in a knowledge-political battle for an egalitarian epistemology Timme Bisgaard Munk

Os grupos mediáticos poñen o ollo na economía da afiliación e a
colaboración das redes sociais Francisco Campos

What researchers now can tell us – Representing scientific uncertainty in journalism-Harald Hornmoen

Les usages des nouveaux medias par les jeunes de 12-18 ans en Grèce : le
cas dâ?TInternet-Sofia Aslanidou

The blended boundary between individual and social memory in the 2.0 web
era- Gabriella Taddeo

Empirismo, Realismo e Idealismo en Teoría de la Comunicación-  Lydia Sánchez Gómez,  Manuel Campos

Rethinking media pluralism and communicative abundance-Kari Karppinen

Bakınız: http://obs.obercom.pt


AGİT’den Türkiye’de İnternet Yasaklarına Eleştiri!

Ocak 18, 2010

AGİT medya özgürlüğü temsilcisi, Türkiye’deki internet yasasının ifade özgürlüğünü engellemekten başka işe yaramadığı eleştirisinde bulundu.

 

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25045569/

Erişim:18.01.2010

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Medya Özgürlüğü Temsilcisi Miklos Haraszti, Türkiye’de uygulanan 5651 numaralı internet yasasını topa tuttu. Haraszti, yasanın yasakçı ve bilgiye erişim ilkelerine aykırı olduğunu savundu.

Türkiye ziyareti ertesinde Viyana’da basın açıklaması yapan diplomat Miklos Haraszti, Türk yetkililere seslenerek internete uygulanan yasaların acilen AGİT standartlarına getirilmesini istedi.

Aralarında YouTube, GeoCities ve bazı Google servislerinin de bulunduğu binlerce sitenin Türkiye’de engellenmiş olduğunu hatırlatan Haraszti, “çocuk pornografisi gibi zararlı içeriği engellemek gerekir, ama Türkiye’deki mevcut yasa bunun yerine topyekün engelleme getirerek en kıymetli bilgiye erişimi de engelliyor” şeklinde konuştu. AGİT temsilcisi Miklos Haraszti, yurtiçinde sitelere uygulanan erişim yasaklarının önemli kısmının keyfi ve siyasi olduğunun altını çizdi ve bunun Türkiye’nin de taraf olduğu AGİT’in ifade özgürlüğü şartlarına aykırı olduğu uyarısında bulundu.

Türkiye’de medyanın durumunu da değerlendiren Haraszti, “ülkede yasal çerçeve hala ifade özgürlüğünü güvence altına almaktan uzak. Ceza Yasası da hala medya çalışanlarının işini yapmasını engelliyor” yorumunda bulundu.

Haraszti’nin talebi doğrultusunda Istanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden Doç. Dr. Yaman Akdeniz tarafından hazırlanan AGİT Türkiye’de Internet sansürü raporunun tamamına www.osce.org/fom adresinden ulaşılabilir.


Toplumsal Paylaşım Ağlarında Mahremiyet Sorunu

Ocak 18, 2010

Yaygınlaşan sosyal ağların tetiklediği paylaşma güdüsü hapishane kaçkınlarından sıradan kullanıcılara kadar yepyeni sorunları beraberinde getiriyor Bundan birkaç yıl önce söylense garip gelirdi şüphesiz ancak internetin yeni nesil hizmetleri sayesinde tam bir takip ve teşhir çılgınlığı başlamış durumda. Ünlü ya da ünsüz fark etmez; yüz milyonlarca insan ne yapıyor, ne düşünüyor, ne yiyor, ne içiyor, nerede, ne yapıyor, sürekli paylaşımda. Bu yılın ortasında 500 milyon kullanıcıya ulaşmayı hedefleyen ve Türkiye’nin de en popüler sitelerinden biri haline gelen Facebook bu kitlesel akımın mıknatısı durumunda. Ne yaptığını arkadaşlarıyla paylaşma güdüsü kimileri için öyle bir noktaya ulaştı ki, durumunu güncelleme adına bilgisayar çalanlara bile rastlanmaya başladı. Son olaylardan biri ABD San Francisco’da 19 yaşındaki Corey Kinney tarafından gerçekleştirildi. Kahvecide oturan bir müşteriden Facebook sayfasını güncellemek için bilgisayarını isteyen Kinney, olumlu yanıt alamayınca çantasını kaparak kaçtı. Kaçak avı Bir diğer enteresan olaysa geçtiğimiz hafta Britanya’da yaşandı. 7 yıllık mahkûmiyet cezasını doldurmaya çok az bir zaman kala Hollesley Bay Hapishanesi’nden kaçan Craig Lynch adlı mahkûm, çıkar çıkmaz ilk iş olarak bir Facebook sayfası açtı ve kaçak yaşamında neler yaptığını paylaşmaya başladı. Lynch’in nerede ne yaptığını Facebook’tan takip etmeye başlayan polis kısa bir süre içinde ‘teknik takip’ yardımıyla kaçağı yakaladı. Yakalandığı anda da Facebook yönetimi Craig Lynch’in sayfasını kapattı. Bu paylaşım akımı parasını internetteki bilgiden kazanan firmaların da dikkatini çekmiş durumda. 140 karakterde düşüncelerin ve yapılanların paylaşıldığı Twitter.com hizmetinin Google, Bing ve Yahoo ile yaptığı anlaşmanın özünü de bu oluşturuyor. Böylece web sayfalarındaki bilgilere ek olarak güncel konu ve karakterlerle ilgili anlık bilgiler de arama sonuçlarında yer alacak. Bu anlık bilgiler arşivlere de girdiği için anlık olarak paylaşılan bölük pörçük bilgi yığınları, büyük resmi oluşturacak aramalarda daha isabetli ve zengin sonuçları mümkün kılacak. Kullanıcılar habersiz Bütün bu süreçte olanlar hakkında en az bilgisi olan grupsa kullanıcılar. Birçok kullanıcı ne amaçla, kim tarafından, ne oranda kullanılacağını bilmeden birçok mahrem bilgi ve görüntüyü bu tip ağlarda paylaşıyor. Arama sonuçlarında isimleriyle eşleşerek çıkmaya başlayacak bu güncellemelerde kimi zaman sadece arkadaşlarını düşünerek mahrem bilgilerini paylaşanlar bir süre sonra bunları ortadan kaldırma telaşına düşüyor. Facebook’un kurucusu ve sahibi Mark Zuckerberg ise mahremiyet endişesinin eski moda olduğunu savunuyor. Site bir süre önce yaptığı güncellemeyle önceden profil bilgilerinin gizlilik ayarlarını yapan yüzde 15’lik dilimdeki üyeler dışındaki herkesin bilgisini herkesle paylaşılır hale getirmişti. Henüz her arama motorunda deneme amaçlı kullanılan bu sosyal ağ aramaları yaygın olarak kullanıma geçtiğinde birçok internet kullanıcısının zorlu günler yaşayacağına kesin gözle bakılıyor. Kimi uzmanlarsa bu sürecin ardından internet kullanıcılarının paylaştığı içeriğe ve mahremiyet ayarlarına eskisinden daha çok önem vereceğini düşünüyor.

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=975174&Date=26.08.2009&CategoryID=117

Erişim: 18.01.2010


LaborComm 2010

Ocak 12, 2010

Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı

3-4 Mayıs, 2010, Ankara, Türkiye
Beşinci Uluslararası İşçi Filmleri Festivali∗
kapsamında

Emek ve iletişim üzerine düşünen, çalışan ve siyaset üreten akademisyenler ve aktivistler Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı’nda bir araya geliyorlar. Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı, Beşinci Uluslararası İşçi Filmleri Festivali kapsamında, 3-4 Mayıs 2010’da Ankara’da gerçekleşecektir.

Çağrı

Küresel kriz, işçiler, emekçiler ve işçi sınıfı hareketi üzerinde derin izler bırakmaktadır. Küresel kriz, işçiler ve emekçiler için işsizlik, yoksulluk ve sefalet midir yoksa işçi sınıfı mücadelesinin yükselmesi için umut mudur? Örgütlü ya da örgütsüz emek cephesinin bütün katmanlarının küresel kriz karşısındaki mücadeleci tavrı önemlidir. Bu konferans, küresel krizin emekçiler ve onların sınıf hareketi üzerinde etkilerini belirlemeyi ve emekçi sınıfın yeni iletişim teknolojileri ile üretebileceği direnişin olası yüzlerini resimlemeyi amaçlamaktadır. Bu konferans, yeni iletişim tarzlarını sorgulayarak direnişi güçlendirecek
yaratıcı tartışmalar açmayı hedeflemektedir.

Konferansın önemli konuları (bunlarla sınırlı olmamakla birlikte):

  • iletişimin ekonomi politiği
  • medyada emek
  • yaratıcı emek
  • medya/telekomünikasyon/enformasyon endüstrilerinde emek süreçleri
  • işyerlerinde yeni iletişim teknolojileri (YİT)
  • küresel kriz ve YİT emekçileri
  • YİT ve kültürlerarası farklılaşan deneyimler
  • işçi sınıfı iletişiminde YİT
  • iletişim endüstrilerinde emeğin örgütlenmesi
  • direnişi güçlendirme ve YİT
  • emek hareketi ve YİT
  • krize radikal ve yenilikçi duruşlar üreten örgütler ve YİT

Konferans Takvimi:

31 Ocak 2010: Bildiri özetlerinin son gönderilme tarihi. Bildiri özetleri (max. 500 kelime) info@laborcomm.org adresine gönderilecektir.
15 Şubat 2010: Kabul edilen bildirilerin duyurulması
15 Nisan 2010: Bildiri metinlerinin son gönderilme tarihi. Tam metinler info@laborcomm.org adresine gönderilecektir.

Konferans Sekreteryası:

Funda Başaran, Ankara Üniversitesi, İletişim Fakültesi
Gamze Yücesan-Özdemir, Ankara Üniversitesi, İletişim Fakültesi
Çağrı metni ve konferansla ilgili bilgiler websitesinde yer almaktadır.
www.laborcomm.org


FACEBOOK’UN YÜZLERİ…

Ocak 10, 2010

Not: Bu yazı Evrensel Kültür S:216, Aralık 2009’da yayınlanmıştır.

Didem Türkoğlu

Facebook denildiğinde Türkiye’de yaşayıp da İnternet’e erişimi ya da ana akım medyadan gelen aktarımlara erişimi olan insanlardan bunun nasıl bir şey olduğuna dair fikri olmayan yoktur. Ne de olsa Ekim 2009 itibariyle Türkiye’de 14 milyondan fazla kullanıcıya sahip bir sosyal iletişim ağından bahsediyoruz. Facebook’un Türkiye macerası öncelikle yurtdışında üniversitede okuyan arkadaşlarının buradaki arkadaşlarını “davetleri”yle başladı ve başlangıçta üniversite öğrencisi ya da yeni mezun olmuş İngilizce bilen bir kesime hitap etti. Yavaş yavaş bu sitede insanların nasıl arkadaşlarını bulduğu, Facebook’un hisseleri için ne kadar para teklif edildiği, ne kadar “fantastik” grupların açıldığı ve sarhoş kızların fotoğraflarının nasıl yayınlandığı haberleri ana akım medyadaki eğlencelik haberler arasında arzı endam etmeye başladılar. Ardından az evvel bahsettiğim kısıtlı çevrenin de ötesine geçerek “İngilizce bilmeyenler Facebook’a nasıl üye olur”u anlatan videoların YouTube’a (o zamanlar tabi YouTube’a ulaşmak için ktunnel’la ya da DNS ayarlarıyla oynamak henüz gerekmiyordu) düşmesiyle İngilizce bilme engeli de aşılmış oldu. Facebook yöneticileri de Türkiye’den gelen bu ilgiyi karşılıksız bırakmadılar ve ta daaa: Facebook artık Türkçe de kullanılabiliyordu. Herhalde Facebook’un isminin yavaş yavaş “face” yada “feys”e dönüşmeye başlaması da bu zamanlara denk geldi. O gün bugündür Facebook  Türkiye gençliği için hayatın bir parçası oldu denilebilir herhalde. Elbette bu hangi gençlik sorusunu beraberinde getirir. (TÜİK 2009 raporuna göre Türkiye’de internete erişim %38 oranında) Güvenlik tehditlerini göz önüne alarak Facebook’a dadanmayan insanların yanı sıra bir de zaten erişimi olamayan büyük bir kitle var. İşin tuhafı Facebook pek çok insan için sosyalliğin ve de görünür olmanın temel kriterlerinden olduğundan Facebook hesabınız yoksa pek de yoksunuz aslında. Bu bakımdan Facebook “gözden ırak olan gönülden de ırak olur” lafının 21. Yüzyıla eşitsizliklerin üretildiği ve yeni hiyerarşilerin kurulduğu bir uyarlaması olsa gerek.

Facebook’u farklı kılan, İnternet’te anonimliğin kalktığı ve tepede dolaşan görünmez bir gözün varlığıyla izlendiğiniz bir alan olması. Artık çeşitli rumuzların ardında serbestçe kimlik oyunlarına girmiyoruz, bunun yerine gündelik hayatta kullandığımız “biz”lerden bir derleme oluşturuyoruz. Yüzümüzü farklı makyajlarla sergiliyoruz da diyebiliriz elbette. Öyleyse bu yüzler neyi yansıtıyor?

Facebook kullanıcılarının büyük oranda kendi isimlerini kullanarak bu siteye üye oldukları bir gerçek.  Sitenin isminden de anlaşılacağı gibi (Yüz-kitabı) kimliğimizin görünümü, fotoğrafımız, gerçekten kim olduğumuz ve arkadaşlarımız bu sitede varoluşun temelini oluşturuyor.  Kendimizi nasıl tanımladığımız hiçbir zaman siyasetin ya da sosyal alanın dışında kalmadı. Genç Turkcell reklamlarında “gençken yapılacak 100 şeyin nasıl tanımlandığı”  da siyasetin ve kamusal alanın göbeğinde oturan şeyler.  Nasıl bir toplum temsili yaratıldığı veya nasıl bir gençliğin arzulandığı (bir “ünlü”yle beraber McDonald’s’ta hamburger yemek en büyük hali olan bir gençlik) üzerine düşünülmesi gereken noktalar ya da Mavi Jeans reklamlarındaki İstanbul’un nasıl kurgulandığı. Tüm bu göstergeleri  Facebook’ta “ugg” botları hayran sayfasında da görebiliriz elbette. Ancak burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta var o da Türkiye’de gençliğin apolitik olduğu ve kendini tüketim kültürü içinde kaybettiği varsayımını sorgulamak.

Demet Lüküslü Türkiye’de ‘Gençlik Miti’ 1980 Sonrası Türkiye Gençliği” çalışmasında kısaca Türkiye’de gençliğin apolitik sayılabileceğini ama bunun kendisinin politik bir duruş olarak, bir çeşit sistem eleştiri olarak alınması gerektiğini savunur. Ancak birazdan milliyetçilik ve Türkiye’nin yüzünü oluşturmak üzerinden tartışacağım gibi bu yorum siyasetten ne anladığımızla ilgili. Bir Facebook kullanıcısı Facebook kullanan gençliği şöyle tanımlıyor: “80lerde öğrenci olanlar hep şimdiki gençlik. öğrenci mi; siyaset bilmiyorsunuz, ekonomi bilmiyorsunuz okuyup okuyup gidiyorsunuz. Bizim gençliğe naylon gençlik derler hatta. İnternet gençliği falan.”Öte yandan bir başka kullanıcı Nermin diyelim mesela “özellikle meslek guruplarına ve aynı siyasi görüşe sahip oldugum insanlarla buluşma noktamız oldu” diyor Facebook için. Bir yandan “sevgili” bulma aracı öte yandan da çeşitli protestolar için profil resimlerinde Türk bayraklarının dalgalandığı bir yer olan Facebook’taki aktivite ve protestolara nasıl yaklaşmak lazım?

Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook: ‘Görülüyorum Öyleyse Varım!’  (Toprak vd., 2009) adlı çalışmada da Facebook’un pek çok farklı toplumsal örgütlenmenin  alanı olduğu serimlenmekte. Elbette Facebook’un çeşitli örgütlenmelere ve protestolara olanak sağlaması bu alanın farklı görüşlerin demokratik bir çerçevede tartışıldığı ya da Türkiye’nin/ dünyanın  sorunlarına çare bulunmaya çalışıldığı bir alan olduğu anlamına gelmez. Bir konser ya da doğum günü partisi davetinin yanında gayet faşizan bir protestonun davetiyesinin de var olabildiği bir alandan ve bu alandaki hegemonya oluşturma kavgasından bahsediyorum.  Unutulmamalı ki İnternet, tam anlamıyla kurulmuş bir ortam. Site tasarımcıları mimarlardan çok daha belirleyici sanal ortamlardaki yaşamlarımızda. Facebook’ta tüm arkadaşlarınızın izlediği videoları, katıldıkları grupları ve profillerinde yaptıkları değişiklikleri bir bakışta görmeniz mümkün. Bu görünürlük ve haberdarlık da Facebook kullanıcılarının ürettiği hiyerarşilerin en can alıcı noktası: sayılar ve sayıların kanıtladığı görünürlük. Ne kadar güçlü olduğumuz ne kadar çok olduğumuzla ilgili ve bir ayda 130 milyondan fazla kişinin ziyaret ettiği bir siteyi nasıl fethedeceğimiz, dünyaya neleri GÖSTERECEĞİMİZ! Evet, Facebook’ta siyasetin bir yüzü bu! Türkiye’de gençliğin apolitikliği bir kenara atarken siyaseti (aslına siyasi alanın dışında varsaydığı) milliyetçilik üzerinden ele almaya başlaması. Milliyetçiliğin “doğal” kabul edilmesi ve sanal dünyanın o doğallık varsayımıyla kurulması, milliyetçilik sosuyla sunulan çeşitli siyasi programların da böylece sorgulanmadan kabul edilmesi.

Milliyetçilik “doğal” ve “birleştirici” bir güç olarak sayıldıkça Facebook gibi ortamlarda üretilmesi de tuhaf bir evrensellikle birlikte düşünülebiliyor. Türkiye ağındaki en popüler “Türk’ün gücünü gösterelim” gruplarından birinin kurucusu grubu neden kurduğunu şu sözlerle aktarıyor:  “Arkadaşım davet yolladı, ingilizce bilmediğim için ilgilenmedim.. fakat bir kaç arkadaş yollayınca merak ettim üye oldum.. o zamanlar sadece ingilizceydi.. 2007 sonu…herkes grup kuruyordu, ben de kurmak istedim, fakat çok evrensel olmalı en büyük gurup benim olmalı diyordum kendi kendime…. üyeyle en büyük Türk grubunun kurucusuyum… :)”

Türk olmak ve Türk’ün gücünü böyle küresel bir ortamda kanıtlamak da Facebook’taki görünürlük gayelerinden biri haline geliyor böylece. Ne kadar çoksak ne kadar baskınsak Türk milleti diğerlerinden o kadar üstün demektir. Neden? Bir neden göstermeye gerek yok sadece Türk’ün gücünü gösterelim!

Eğer yukarıdakiler Türklerse aşağıdakiler kim? Ya da hem aşağıda hem de yukarıda olan Türkler

İlginç olan noktalardan birisi kanıtlama ve fethetme söylemiyle beraber gelen yukarıda olma, herkesten üstün olma iddiasının aslında kimliği belirsiz birilerinin yukarıda olduğu fikrinden hareket ediyor olması. Çeşitli eylemlerle, belirli ağlara üye olarak bir anlamda “internet vatandaşlığı” kurgulanıyor. Elbette bu vatandaşlığın temelinde de milletimize karşı vatan borcunuzu Facebook’ta nasıl yerine getirdiğiniz geliyor. (vatandaş= Türk milletinin bir üyesi, Atatürk ilkelerinin takipçisi) “Gerekli” protestolara katılmak, Türk’ün gücünün kanıtlanacağı gruplara üye olmak ve tüm arkadaş listeni davet etmek gibi çeşitli yollarla bu vatandaşlığı kurup arkadaşlarınıza da ne kadar iyi bir vatandaş(!) olduğunuzu kanıtlamanız mümkün. Dolayısıyla resmi söylemi üreten ve o resmi yüzü Facebook’ta takınanlar öncelikle bir Türk milleti/Türkiye yüzü kurmaya çalışıyor ki sonrasında bunun ne kadar üstün olduğu iddia edilebilsin.

Bu Türkiye’nin yüzünü kurma çabasına paralel olarak bu yüzün sunumu meselesi de önemli. Hem bu üstünlüğe kendimizi inandırmamız hem de “dünya”ya bunu kanıtlamamız lazım. Tüm sayı fetişizminin ardında da böyle bir güvensizlik ve aslında kendini milletler hiyerarşisinde aşağıda görme hali söz konusu. Türkler herkesten üstündür ve Türk milletinin tüm düşmanları “doğal” olarak aşağıdadır. O halde kime kanıtlamak lazımdır bu üstünlüğü? Paradoksal olarak Türk milleti çeşitli güçler tarafından yok sayılmak ve parçalanmak istenmektedir. Bu güçler muktedir ki tehdit gerçektir. O halde aşağıda olan Türkler midir? Türk milliyetçiliğinin kurucu çatışmalarından biri olan bu gerilim Facebook’taki tüm kanıtlama çabalarının en öne çıkan temalarından biri.

SONUÇ

Kurumların değil kişilerin çoğunlukla gerçek hayata öykünen ilişkileriyle var olduğu bir ortam olan Facebook da doğrudan resmi söylemle şekillenen bir diyalog sunmuyor. Tersine insanların kendi söylemleriyle kurulan bir alan dolayısıyla farklı bir hiyerarşi içinde kurgulanması gerekli. (Belki de sayılar bu yüzden bu kadar önemli)

Dolayısıyla kişisel ve kamusal ayrımının, böyle bir ayrım olduğuna inanlar için, gerek çeşitli gruplara katılım gerek bayrak protestosu örneğinde olduğu gibi arkadaşlarınızın ve tanışlarınızın “göz”ü önünde gerçekleştiğini düşünürsek ortaya çıkan gerilim milliyetçiliği anlamak açısından çok önemli. Milliyetçilik ne derece onanıyor mevzusu sizi de o “göz”ün bir parçası yaparak, bayrak protestosunda da olduğu gibi, bir çeşit konum almaya doğru da itiyor. Profil resmini değiştirdin mi, Atatürk’le ilgili bir videoyu paylaştın mı, Türklerin gücünü göstermek üzere gruba katıldın mı soruları milliyetçi söylemi üretenler açsından kişisel söylemin önemli kurulum noktalarından olacaktır. Sayılar da büyüdüğü sürece insanların öylesine onayladıkları bir grup daveti dahi olsa sanal hiyerarşileri kurmaya ve milliyetçiliği onamaya maalesef önemli katkı sağlayacaklardır.


%d blogcu bunu beğendi: