22 Kasım 2011 den istibaren BTK tarafından “Hash edilmiş listeler” ve trafik izleme

Eylül 23, 2011

Hazırlayan: Ali Rıza Keleş

Yayınlanan yönetmelikle ISP’lerin filtrelemeyi nasıl yapacağı biraz
daha netleşti. Ayrıntılar gösteriyorki Filtreli İnternet uygulamasına
temel teşkil edecek “Kara ve Beyaz Listeler” kamuoyundan gizleniyor.

ISP’ler bu listelerde yer alan alan adlarını olduğu gibi değil, hash
edilerek alacaklar. Hash etmek “genellikle geri dönülemez” bir
algoritma ile başka bir değere çevirmek anlamına geliyor. Bir çok hash
alma metodu var. Örneğin MD5 yöntemi ile “sites.google.com” alanadı

141924ecb471a6e0c70732bd329da5f5 ” gibi bir değere denk gelmekte.
ISP’ler buradaki örnekte kara listelerinde sites.google.com değil
“141924ecb471a6e0c70732bd329da5f5” değereini tutacaklar.
Kullanıcılardan gelen her istek böyle bir algoritma ile bu hash
değerine dönüştürülecek ve veritabanındaki değerle karşılaştırılacak.
Örneğin siz tarayıcınıza sites.google.com/yemektarifleri yazdınız. Bu
istek ISP (genellikle TTNET) tarafından değerlendirmeye tutulacak. Bu
değerlendirmede öncelikle isteğinizi alanadı ya da altalanadınız
tespit edilecek. Bu örnekte sites.google.com. Bu alanadı değeri hash
edilecek ve “141924ecb471a6e0c70732bd329da5f5” şeklide bir değere
çevrilecek. Profil seçiminize bu değer kara ya da beyaz liste ile
karşılaştırılacak.

Burada iki önemli problem doğmakta. Birincisi çoğunluğu hükümetin
atadığı bürokratlardan oluşan danışma kurulunun belirlediği ilkelerce
BTK tarafından belirlenen listeler kamuoyu denetimine kapatılmış
olacak. Çünkü kamuoyu bu listelerde nelerin olduğu göremeyecek.
İkincisi ise yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi her isteğin böyle bir
değerlendirmeye tabi tutulması, bilinen kimliklerle yapıldığı için tüm
internet trafiğinin izlenmesi olanağını vermektedir. Bunun
yapılabiliyor olması, yapılıp yapılmadığından bazımsız olarak
potansiyel bir teklikedir. ‘Gerekli görüldüğünde’ yapılması çok
kolaydır. Yönetmelikte bunu önlemek için hiçbir teknik önlem yer
almamaktadır.

Bütün bunlar filtre uygulamasının gerçekten hangi sorunlara çözüm
olarak önerildiğini ve aslında neleri sağladığını yeniden düşünmemize
yol açmaktadır.


Yukarıdaki şema, bu toplumsal ve siyasal olguyu daha somut ortaya koymaktadır.

 

 

Reklamlar

İnternet kuşağı siyasi partisini buldu

Eylül 22, 2011

Berlin’deki eyalet seçimlerinin ”gizli galibi” ilk kez bir eyalet meclisine girmeyi başaran Korsanlar Partisi oldu. Sürpriz bir sonuçla yüzde 8,9 oranında oy alan parti 15 milletvekili çıkardı.

Korsanlar Partisi’nin Berlin’deki liste başı adayı Andreas Baum, mecliste siyaset yapma konusunda hiçbir bilgisi olmadığını itiraf ediyor. Ancak Baum’un şimdi kolları sıvaması gerekiyor, zira partisi ciddi bir sürpriz yaparak yaklaşık yüzde 9 oranında oyla Berlin Senatosu’na girmeyi başardı. Endüstri elektroniği eğitimi almış olan Baum 33 yaşında ve Korsanların tek konuya odaklı bir parti olmak istemediklerini vurguluyor. Baum, siyasetin çağa ayak uydurmasını ve modern iletişim araçlarının sunduğu fırsatlardan yararlanılabilmesini sağlamak istediklerini söylüyor.

Eski kalıplar alt üst ediliyor

Berlin Senatosu’na girmeyi başaran diğer bir parti üyesi de 27 yaşındaki Christopher Lauer. Berlin Teknik Üniversitesi’nde kültür ve teknik eğitimi alan Lauer, Korsanlar Partisi’nin ana teorilerinden birini şöyle dile getiriyor:

“Şu anda internet 19’uncu ve 20’inci Yüzyıl’ın kalıplarını alt üst ediyor. Çalışma hayatı olsun, mülkiyet olsun, bilgi olsun. Yeni oluşan düzende karşımıza çıkan sorulara ise cevap bulunamıyor. Daha doğrusu, 19 ve 20’inci Yüzyıl’da kurulmuş ve şu anda siyasi yelpazenin yerleşik partileri tarafından cevap bulunamıyor.”

Gelip geçici değil

Siyasi partiler üzerine araştırmalar yapan Karl-Rudolf Korte, Korsanlar Partisi’nin, gelip geçici bir akım olmayıp, Alman siyasi partileri arasında kendine kalıcı bir yer bulma şansının olduğunu söylüyor. “Bir parti başarılı ve uzun vadede faal olmak istiyorsa, toplumdaki temel sorunlardan biri ile mücadeleyi de ilke edinmeli.” diyen Korte, “İnternette özgürlük ve güvenlik arasındaki denge de işte böyle bir sorun ve Korsanlar Partisi de bu konuyu işliyor. O zaman uzun süre faaliyet göstereceği söylenebilir.” ifadesini kullanıyor.

İnternette sansür endişesi üyeleri arttırdı

Almanya’daki Korsanlar Partisi beş yıl önce, İsveç’teki Korsan Partisi örnek alınarak kurulan genç bir parti. Federal düzeyde üye sayısı yaklaşık 13 bin. Özellikle 2009’da çocuk pornografisi içeren internet sayfalarının bloke edilmesi konusundaki tartışmalar sırasında parti üyelerinde hızlı bir artış oldu. Zira birçok kişi, siyasetçilerin planlarını internette sansür çabası olarak değerlendirip, arkasının gelebileceğinden endişe etti.

Geleneksel partiler internette zayıf

Zaten internet konusunda geleneksel partilerin izlediği politikalar ve internetle büyümüş kuşağın görüşleri arasında yıllardır ciddi bir fark mevcut. Siyaset bilimci Oskar Niedermayer, özellikle genç seçmenlerin önemli sayıda oyunun Korsanlar Partisi’ne gitmesinde bu faktörün rol oynadığını belirtiyor. Niedermayer, “Diğer partilerde de internetten anlayanlar var. Fakat bu partilerde interneti kullanmak isteyen, ancak gerçek anlamda bunu beceremeyen çok sayıda politikacının olduğu da bir gerçek.” diyor.

Siyasi hayata renk katacak yeni parti

Korsanlar Partisi’nden Christopher Lauer, diğer partilerin internetten pek haberi olmadığını, kendilerinin bu konuda daha yetkin olduklarını belirtiyor ve Almanya’da siyasi hayata renk katacak yeni partiye ihtiyaç olduğunu kaydediyor. “Siyasi sistemi bir şekilde değiştirmek için yeni bir kuşağın yola çıktığını söyleyebilirim.” diyen Lauer sözlerine, “Bu kanımca gayet doğal bir süreç. 20-30 yıl sonra yeni bir konu gündeme gelince tekrar böyle bir süreç yaşanacaktır.” şeklinde devam ediyor.

Yeni hedefler

Başlangıçta özellikle internet üzerinden bilgilerin, müzik ve filmlerin özgürce paylaşımı için mücadele eden partinin artık başka hedefleri de var. Korsanlar Partisi, siyasetin işleyişinde şeffaflık istiyor ve vatandaşların – internetteki yeni olanaklardan da yararlanarak – daha fazla söz sahibi olmasını talep ediyor.

Tüm şehre ücretsiz kablosuz internet

Berlin’deki seçimler öncesinde kendini sosyal bir parti olarak tanımlayan Korsanlar Partisi, gelir düzeyine bakmaksızın herkesin eğitim, bilgi edinme ve kamu hayatına iştirak etme hakkına sahip olmasını istiyor. Toplu ulaşım ve internet erişiminin ücretsiz olmasını talep eden Korsanlar Partisi, tüm şehri kaplayan bir kablosuz internet ağı kurulmasından yana. Böylece internetin temel düşüncesi olan, özgür bilgi akışının, şehirdeki reel yaşama da aktarılması hedefleniyor.

Kay-Alexander Scholz / Çeviren: Aydın Üstünel

Editör: Murat Çelikkafa

Kaynak: Deutsche Welle, Erişim: 21.09.2011, 22:07


Eşcinsel sitesine girecekseniz adınızı, soyadınızı, adresinizi

Eylül 20, 2011

TBMM Başkanlığı, eşcinsel örgütleri tarafından kurulan ‘Kaos GL ve Lambdaistanbul adlı derneklerin, resmi web sitelerine erişimi engelledi. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB), yasaklı listesinde yer almayan ‘www.kaosgl.com’ ve ‘www.lambdaistanbul.org’ adlı sitelere filtre uygulayan Meclis, erişime kapattığı bu sitelere girmek isteyenlere yazılı başvuru şartı da getirdi.

Erişim yasağı sadece Meclis bürokratlarıyla sınırlı kalmadı ve milletvekilleri ile danışmanları da kapsadı. İnternetten bu iki siteye girmek isteyen vekillerin karşısına, ‘sınırlı erişim’, ‘homosexuality’ ve ‘çalışmalarınız için gerekliyse form doldurun’ uyarıları çıktı. Aynı sayfada yer alan ve ‘doldurulması zorunludur’ hatırlatması bulunan formda ise, filitrelenen sitelere girmek isteyenlerin  ad-soyad, sicil numarası, görevi, e-posta adresi, telefon numarası ve niçin erişim istediği sorularını yanıtlaması isteniyor.

Meclis Genel Sekreterliği ise söz konusu sitelere erişim kısıtlamasını teknik gerekçelerle savundu. Yetkililer, ‘TBMM internet güvenliği için kullandığımız program ‘pornografi’, ‘kumar’, ‘homoseksüalite’ gibi yasaklı kelimelerin geçtiği siteleri otomatik olarak filtreliyor. Sansür veya yasak yok. İsteyen milletvekili form doldurup bu sitelere girebilir’ dedi. Teknik işlerden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Sadık Yamaç, bu şekilde kaç sitenin yasak olduğu konusunda ise bilgi vermedi.

CHP’Lİ VEKİL FARK ETTİ
Akşam’da Ali Ekber Ertik imzasıyla yayımlanan habere göre, uygulamayı,  eşcinsel, biseksüel, travesti ve transeksüellerin karşılaştığı ayrımcılık ve şiddet konusunda araştırma yapan CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka fark etti.
Erişim yasağıyla karşılaşan Nazlıaka, form doldurmayı reddederek Başbakan Erdoğan’ın yanıtlaması talebiyle Meclis Başkanlığı’na bir soru önergesi verdi. ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ sözünü anımsatan Nazlıaka, Meclis’in tüm vatandaşların temsil yeri olduğunu belirtti ve uygulamayı ‘ayrımcılık’ olarak tanımladı. Nazlıaka, önergesinde ‘LGBT’lere yönelik ayrımcı uygulamalar anayasaya aykırıdır. Bu ayrımcılığa karşı hükümet ne tür önlemler alacaktır?’ diye sordu.

‘BU SANSÜR VE FİŞLEMEDİR’
Nazlıaka, konuya ilişkin şunları söyledi:

‘Seçimlerden önce Pembe Hayat Derneği’ni ziyaret etmiştim, Kaos GL temsilcileriyle de görüşmüştüm. Onların sorunlarını, maruz kaldıkları ayrımcılıkları, gördükleri şiddeti, cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimleri nedeniyle işlenen cinayetleri konuşmuştuk. Kendim, cinsel yönelimlerle ilgili araştırma yapmak istedim. Bu nedenle sitelerine girmek istedim. Ancak girilemediğini gördüm. Meclis, milletin temsil edildiği yerdir. Bu kişiler milletten sayılmıyor mu? Son derece yanlış bir uygulama. Fişlenme durumu söz konusu.’

KAOS GL’DEN TEPKİ
Meclis’teki uygulamaya KAOS GL Koordinatörü Ali Erol da tepki göstererek şunları söyledi:’TİB’in kara listesinde derneğimizin resmi sitesi yer almıyor. Meclis’teki erişimin engellenmesi ayrımcı bir uygulama ve sansür anlamına geliyor. Bu skandalın 2 yönü var; birincisi, Türkiye’de eşcinsellik realitesinin tanınmadığına işaret ediliyor. İkincisi ise, Türkiye Cumhuriyeti’nde kurulmuş yasal bir derneğin resmi web sayfasına, milli iradenin temsil edildiği bir kurumdan girilememesi.’

Kaynak: http://www.yenimedyaduzeni.com/escinsel-sitesine-girecekseniz-adinizi-soyadinizi-adresinizi/ Erişim: 20.09.2011, 23:15


16 Ağustos da yayınlanan BTK yeni Kurul Kararında neden hash kodu ayrıntılı yer alıyor dersiniz?

Eylül 18, 2011

16 Ağustos 2011 de BTK tarafından 3.kez revize edilen “Güvenli İnternet Usul ve Esaslar” Kurul Kararında teknik bir incelik ya da “cinlik”…ve tehlikeli bir gelişme:

– İşletmecilerle alan adlarının listesi paylaşılmıyor. Hash edilmiş
halleri paylaşılıyor ve kullanıcıların istekleri bu hashlar ile
karşılaştırılıyor. Metindeki ifadelerden her isteğin böyle bir
değerlendirmeye tabi olacağı anlaşılıyor.
– Profil seçimi ve dolayısı ile sizin istekleriniz bir kullanıcı adı
ile eşleşiyor. Bu da her yurttaşın trafiğinin ayrı ayrı monitör
edilebilmesini mümkün kılacak bir teknik alt yapı anlamına geliyor.
– IP ve port listeleri hash edilmeden paylaşılıyor.
– Port engellemesi öngörülüyor.
Özetle, BTK hash kodu alan adı listesini işletmeler ile çıplak halde paylaşmak istemiyor. Bu ne demek? yani işletmeler hangi siteleri
engellediklerini bilemeyecekler.. Bu da çok enteresan tabi…


16 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanan BTK Kurul Kararı

Eylül 18, 2011

16 Ağustos 2011 tarihinde BTK’ın Güvenli İnternet Hizmetine İlişkin Usul ve Esaları adlı kararı,  Kurumun web sayfasında yayınlandı. Bu karar 24 Ağustos 2011 tarihinde revize edilen 4 Ağustos 2011 tarihli taslağı temel almaktadır. BTK, çeşitli STK2ların, başta Alternatif Bilişim Derneği’nin önerilerini dinlemektedir. Ama İŞİNE GELENİ!.

Kurul Kararında “Güvenli İnternet” hizmeti adı altında aile ve çocuk profili ile bu kullanım türünü seçecek olanlara BTK yani  siyasi iradeninin/yürütmenin bürokratik  organı aracılığı ile uygulanacak filtreler/kamufle adı ile  “listeler” devam etmekte; zaten “Güvenli İnternet” hizmeti adı ile yurttaş yanıltılmakta, filtre uygulamasının İntenette güvenli sağlayacağı konusunda yetersiz ve eksik bilgi dolaşıma sokulmaktadır. Yine göstermelik ve bürokrasi/diğer bir deyişle siyasi iradenin egemenliği ağır basan Aile ve Çocuk Profili Çalışma Kurulu bu yemi adı ile mevcudiyetini korumaktadır (madde 10). Kurulda danışmanlık rolü görecek 11 kişiye karşı sadece 3 uzman yer alacaktır. STK temsilcisi sayısı da 2 dir. Bu arada özellikle Alternatif Bilişim Deneği’nin önerisi ile Türkiye Dijital Oyun Federasyonu’ndan  (TUDOF)da bir üye bu Kurul da temsil edilecektir.  Görüldüğü üzere, BTK 4 Ağustos 2011 tarihli taslak metine yönelik eleştirileri ve değerlendirmeleri göz önüne almaktadır-ama sadece GÖZ ÖNÜNE ALDIKLARI 22 KASIM DA TÜM TÜRKİYE’DE YAYGINLAŞACAK VE DOĞALLAŞACAK OLAN FİLTRE UYGULAMASINI DAHA DA MEŞRU KILMAK İÇİN… Bu kurul, yeni adı ile dahi olsa, gösteremelik bir Kuruldur. BTK, isterse Kurul’a danışabilir. Üstelik, Kurul TUDOF dan temsilci içerse bile, T.C. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan halen temsilci içermemektedir. İletişim bilimleri alanından uzman temsili Kurul’da yoktur. Görüleceği üzere bu Kurul’un temsil niteliği yetersizdir.

Sözün özü 22 Kasım 2011 tarihinde BTK’nın ısrarla Türkiye’de yurttaşlara dayatmaya çalıştığı “FİLTRELİ” İnternet uygulaması yürürlüğe girecektir. Yurttaşı yönetişim ve güvenlileştirme politikası çerçevesinde müşteri olarak gören/konumlandıran BTK  filtre uygulaması ile İnternet’in sözde güvenli kullanımını sağlamaktadır. Biliyoruz ki, İntenet’in güvenli kullanımı eğitim aracılığı ile sağlanır, filtre gibi teknik engellerle ile değil. Yurttaşın İnternet ortamında varolan risklere karşı olanakları kullanma becerisi ile donatılması gereklidir. Filtreler ile sınırlanan İnternet’e erişim, bireyin siberuzamda olanaklar dünyasını keşfetmesini ve İnternet’in yaratıcı ve etkin, özgün bir şekilde kullanmasını da engeller.

 

 

 


Peer-to-Peer Alternative Vakfı’nın kurucusu dünyaca ünlü P2P teorisyeni “Michel Bauwens” 20 Eylül gecesi İstanbul’da!

Eylül 18, 2011

Alternatif Bilişim Derneği’nden Duyuru:

Peer-to-Peer Alternative Vakfı’nın kurucusu dünyaca ünlü P2P
teorisyeni “Michel Bauwens” 20 Eylül gecesi İstanbul’da!

20 Eylül 2011 salı gecesi saat 19.00 – 21.30 arası Cezayir’deyiz!
Konuşuyoruz, tartışıyoruz, paylaşıyoruz; P2P bize ne getirdi, neler
getirecek hep birlikte düşünüyoruz!

Detaylar: http://www.alternatifbilisim.org/wiki/P2P_teorisyeni_Michel_Bauwens_%C4%B0stanbul_Etkinli%C4%9Fi

Facebook: http://www.facebook.com/event.php?eid=156767614412250

Cezayir lokasyon bilgisi: Hayriye Caddesi. No: 12 – Galatasaray
(Galatasaray Lisesi’nin yanından aşağı doğru ilerleyen yol üzerinde,
Galatasaray Otoparkı’nın karşısında.)

Etkinlik herkesin katılımına açık ve ücretsizdir. Çaylar da bizden.. :)


ISEA 2011 Istanbul

Eylül 14, 2011

“Forbidding Forbidden” (Yasaklamak Yasaktır) temasıyla 14-21 Eylül 2011 tarihleri arasında düzenlenecek sempozyumun ayrıntılarına http://isea2011.sabanciuniv.edu/other-event/forbidding-forbidden-forum-internet-art-censorship-and-democracy adresinden ulaşılabilir.

Forbidding Forbidden: Forum on Internet, Art, Censorship and Democracy

Tak­ing as a start­ing point a range of cen­sor­ship phe­nom­ena from Turkey to Italy, from the wider Mediter­ranean area to the United States of Amer­ica, the Forum: For­bid­ding For­bid­den will ad­dress and de­bate the role of the In­ter­net in a world that ap­pears to be in­creas­ingly de­void of bor­ders and bar­ri­ers and within which con­cepts of iden­tity, na­tion­al­ity and state ap­pear to be with­out both power and ap­peal.
Dates:

Sat­ur­day, 17 Sep­tem­ber, 2011 – 09:00 – 10:30

Sat­ur­day, 17 Sep­tem­ber, 2011 – 13:00 – 18:30

Chair: Lanfranco Aceti
Forum Organizer: Erim Serifoğlu, Herman Bashiron Mendolicchio

The Myth of Digital Democracy (Matthew Hindman, 2009) is one that has generated intense debates with some people defending the role of the Internet and its social platforms and others pointing to the faults.

Within the contemporary space both censorship and mass reactions on the Internet have gained strength in the past ten years in a fight that has increasingly eroded basic liberties and principles of democratic engagement, but also scored emotive and staggering victories for Internet democracy.

The absurdity of forbidding in Internet searches the word forbidden speaks to a new level of censorship that is not only hysterical in its mediated representation of humorless content but also unaware of the strength of social changes and demands for democratic transparent interactions.

The Forum: Forbidding Forbidden uses the multiple meanings constructed by the juxtaposition of these two words to highlight the intensity of the contemporary conflict between two different perceptions of society: one that enforces the surveillance of digitally empowered masses to increase transparency and another that by creating obscurity through censorship operates through illegal frameworks hidden behind a shabby veneer of democracy.

What then is the role of the Internet today? That of a mythological inconsequential community that provides discourses unable to promote change? A tool under threat from reactionaries and hierarchical structures? Or a new medium, fighting against the bridles of censorship, to construct a new participatory society? Can and should art – and new media art in particular – play any role in this conflict?

Taking as a starting point a range of censorship phenomena from Turkey to Italy, from the wider Mediterranean area to the United States of America, the Forum: Forbidding Forbidden will address and debate the role of the Internet in a world that appears to be increasingly devoid of borders and barriers and within which concepts of identity, nationality and state appear to be without both power and appeal.

Opening Session: 9.00 – 10.30

Lanfranco Aceti
Andrew Donovan
Joost Smiers

Session 1. 13.00 – 15.40 (Break 14.30-14.45)

Internet & Censorship & Transparency of and Right to Information

Chair: Lanfranco Aceti

Danny Schechter, Joost Smiers, Erdem Dilbaz, Özgür Uçkan, İsmail Hakkı Polat, Işık Barış Fidaner

Session 2. 15.50 – 18.30 (Break 16.45-17.00)

Contemporary Art & Censorship & Institutional Criticism

Chair: Özden Şahin

Pelin Tan, Amina Abdellatif, Pelin Başaran, Eylem Ertürk, Banu Karaca, Burak Arıkan


Panel: Türkiye’de İnternet ve Son Yasal Düzenlemeler

Eylül 14, 2011

Elektrik Mühendisleri Odası, Samsun Şubesi Hizmet Binası Açılışı etkinlikleri 17 Eylül 2011 tarihinde düzenlenecek “Türkiye’de İnternet ve Son Yasal Düzenlemeler” başlıklı panelle ilgili ayrıntılı bilgilere http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=86336&sube=9 adresinden ulaşabilirsiniz.

Saat 15.30’da düzenlenecek panelin katılımcıları ve ayrıntıları:


İNTERNETTE FİLTRELEMENİN MANTIĞI “Kötü Niyetli” İnternet Sayfama Bir “Göz” Atın!

Eylül 5, 2011

ahibi olduğum ve güncellemesini üstlendiğim bazı sitelerle ilgili olarak BTK’nın değerlendirmesi, bunların “kötü niyetli siteler” kapsamında olduğu şeklinde.

Elektronik ortamı bir “mecara” olarak oldukça erken kullanan kişilerden birisiyim. İki önemli yararını fark etmiştim yıllar önce: İlki ifade etmek istediklerimi, onları dinleyecek, öğrenmek isteyecek kişilere, üstelik de bir rahatsızlık duygusuna neden olmadan dile getirme olanağı vermesiydi. İkincisi de herkesin her zaman ulaşabileceği sürekli güncellenen bir arşiv olma niteliğiydi.

Bunların yanında zaman zaman geriye dönüp, daha önce ne dediğime baktığım ve eğer varsa, kendimdeki değişimi izleyebildiğim bir mecra olması, böylelikle bir anlamda bir bellek oluşturması da önemsediğim diğer olanaklarıydı.

Çeşitli konularda oluşturduğum sitelerde düşündüklerimi, hissettiklerimi, yaptıklarımı, deneyimlerimi, ilgi alanlarımı ve desteklenmesi gereken konuları paylaştım, paylaşmayı da sürdürüyorum.

Servis sağlayıcımın bir hatası sonucu sahipliği benden çıkan sutlas.com adresinden sonra yaklaşık beş yıldır da sutlas.gen.tr adlı adreste bunların hepsini görmek mümkün.

22 Ağustos’ta Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu(BTK)  tarafından gerçekleştirilmeye başlanan “filtreleme” konusunu aynı gün araştırırken kurumun sayfasında bir bölüm(1) dikkatimi çekti. Bu bölümde sitelerle ilgili bilgiler yer alıyordu. Deneme amaçlı olarak kendi sitemin adresini yazdığımda siteme dair temel bilgilerin sıralandığını gördüm. Bu bilgilerin arasında bir bölüm daha yer alıyordu. Sizin de eğer incelerseniz görebileceğiniz gibi “KATEGORİ” ara başlıklı bu bölümün sol tarafında İngilizce olarak “Trusted Source (=güvenilir kaynaktan)” biraz ilerisinde de  Türkçe “Kötü Niyetli Siteler” ibaresi yer alıyordu.

Kötü niyetli siteler

Bu kez sahibi olduğum ve güncellediğim Sağlık Hakkı ve Hasta Hakları Platformu’nun hastahaklari.org, Sağlık Hakkı Hareketi Derneği’nin saglikhakki.org sitelerini sorguladım. Bunlarda aynı bölümde herhangi bir şey kayıtlı değildi. Ama mezunu olduğum İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki arkadaşlarımla birlikte kendimizi anlatmak için oluşturduğumuz itf80liler.org adresiyle, yine güncellemesini üstlendiğim nevinsutlas.net adreslerindeki sitelere baktığımda da aynı ibarenin yer aldığını gördüm. Çok belli ki birileri orada bu veri tabanını oluştururken çözümleyemediği siteler için bu nitelendirmeyi yapıyor.

Şu anda okuduğunuz yazılar ve yukarıda söz ettiğim konuların yer aldığı siteme sizler de bir göz atın ve BTK’nın resmi kanaatini paylaşıp paylaşmadığınızı, çevrenizle birlikte lütfen bana da bildirin.

Bu duruma biraz sinirlensem  de, durmadım, iş edindim ve Bilgi Edinme Hakkı kapsamında, elektronik ortamdan BTK’nın sitesine girerek, bu amaçla hazırlanmış bölüme durumu şöyle bir soruyla ilettim(2):

Başvuru Konusu: sitemle ilgili nitelendirmeBaşvuru Detayı: sahibi olduğum sitenin adresini sorgulama sayfanıza yazıp sorguladığımda “KATEGORİ” bölümünde “Trusted Source/Kötü Niyetli Siteler” şeklinde bir nitelendirme ile karşılaştım. Bu ibarenin neye dayanarak konulduğunu ve ne zamandan beri orada yer aldığını konuyla ilgili yasal haklarım saklı kalmak kaydıyla öğrenmek istiyorum. Bilgi edinme yasası çerçevesinde bu soruma yanıt bekliyorum.”

Bunları yazıp gönderince bir başvuru numarasıyla birlikte “Başvurunuz başarıyla alınmıştır. İlginiz için teşekkür ederiz” şeklinde bir yanıt aldım.

Henüz Yanıt Yok

Bu durumu bianet hukuk danışmanı ve basınla ilgili hukuksal konularda başımız sıkıştığında her türlü bilgiyi aldığımız uzmanımız, sevgili Av. Fikret İlkiz‘e ve yine bianet’te bilişim konusunda yazan, bizi bilgilendiren sevgili Yaman Akdeniz‘e de durumdan ve başvurumdan söz ettim.

Bir gün sonra, 23 Ağustos’ta posta kutuma düşen Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Tüketici ile İlişkiler Müdürlüğü tarafından gönderilen mesajda “Başvurunuz Kurumumuz ilgili birimi olan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının soru@tib.gov.tr adresine yönlendirilmiştir. Yapılan inceleme sonucu söz konusu başkanlığımızca tarafınıza cevap verilecektir. Bilgilerinizi rica ederiz,” deniliyordu.

Şu ana kadar Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde yanıt verilmesi için gerekli olan 15 işgünü sürenin 10 günü geçmiş durumda. Hükümetin kararıyla “tatil edilen” dokuz günlük bayram süresinin bu süreden düşülüp düşülmeyeceğini şu anda bilemiyorum. Ama düşülmezse beş gün içinde olumlu olumsuz bir yanıt verilmesi gerekiyor. Ancak söz ettiğim sitelere dair nitelendirmelerde şu ana kadar bir değişiklik yok.

Evimde ve bianet’te herhangi bir filtreleme yazılımı kullanmıyoruz, dolayısıyla internete girdiğimde yukarıda söz ettiğim sitelerin filtrelenip filtrelenmediğini bilmiyorum. Ama belirttiğim nitelendirmenin bunun için “yeterli” bir gerekçe oluşturabileceğini düşünüyorum.

Şüyûu vuku’undan beter!

Birisi, bir kurum, üstelik “devlete ait bir kurum” resmi belgelerinde ya da kurumların resmi ortamlarında, herhangi birisi, ya da bir kişinin herhangi bir ifadesi ya da tutumundan yola çıkarak “kötü niyetli” diye bir nitelendirmede bulunuyorsa, normal davranış, bunun kabul edilmesi olacaktır.

Daha doğrudan söylersem “güvenilir sayılan” birileri benimle ilgili böyle bir nitelemede bulunursa, beni kişisel olarak tanımayanların ortalama davranışlarının, bunu “doğru” kabul ederek, en azından böyle olma olasılığından kuşkulanarak bir tutum alması doğaldır.

Söz konusu nitelendirmeye maruz kalan herhangi birisinin, bu ülkede “potansiyel bir tehdit” altında olacağı açıktır. Bunun uç örnekleri bu ülkede yaşanmış, salt böyle nitelendirmelerle yaşamlarından olan kişiler olmuştur.

Hukuk devletinin anlamı

Hukuk devletlerinde idarenin ve bu idarede yeki kullanan ve bir sorumluluk üstlenen tüm idareci ve görevlilerin her eylem ve tutumları “hukuki” ama bununla birlikte en azından “kanuni” olmak zorundadır.

27 yıl devlet memurluğu yapan bir kişi ve devletin bir görevlisi olarak, kimi akla zarar ve nasıl kanunlaştığını çok bildiğimiz “aslında hukuki dayanağı” olmayan kanunlar dışındaki tüm kanunları hizmet verdiğim insanların, vatandaşların lehlerine olacak şekilde, onlara zarar vermeyecek biçimde uyguladım ve uygulanmasını savundum. Bunun da bir kamu görevlisi için her şeyden önce geleceğini düşünüyorum.

Buradan yola çıkarak yurttaşlara hizmet verme konusunda devlet ve görevlilerinin, görevlerini yaptıkları sırada, kişisel ya da herhangi bir hukuki sürece dayanmayan kişisel kanaatlerine göre davranamayacaklarını savunuyorum.

BTK’nın 22 Ağustos 2011’den bu yana uyguladığı “filtreleme” konusunda ne filtrelenmekte olan sitelere ilişkin, ne de bunların nedenlerine ilişkin bir bilgi verilmemektedir.

Şimdiye kadar doğru ya da yanlış ama bir “mahkeme kararıyla” yasaklanan siteler, bu tarihten bu yana, yukarıda yaşadığım kişisel örnekte de görüleceği gibi “hukuki dayanağı olmaksızın” filtrelenerek erişimi engellenebilecektir.

Bu uygulamanın somut karşılığı “düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlâli”dir. Üstelik bu bir kamu kurumu tarafından yani kurumsal olarak ve herhangi bir gerekçeye dayanmaksızın yapılmaktadır.

Getirilen bu düzenleme ile ilgili olarak, yalnızca benim gibi “potansiyel (veya doğrudan) mağdurları” değil, bu ülkede “düşünce ve ifade özgürlüğünü savunan” herkes tutum almalı, yalnız bu hakkı değil, bununla beraber “bilgiye ve ifadeye ulaşma ve yararlanma hakkını” da aramalı ve hesap sormalı, “bunu neden yapıyorsunuz ve neye dayanarak bu hukuk dışı uygulamayı getiriyor, özgürlükler çağında insanları karanlıklara mahkum ediyorsunuz” demelidir. (MS)

(1) http://internet.tib.gov.tr/
(2) bilgiedinme@btk.gov.tr

Kaynak:http://www.bianet.org/biamag/ifade-ozgurlugu/132469-kotu-niyetli-internet-sayfama-bir-goz-atin

Erişim: 4 Eylül 2011

How far are freedom of expression and the right to access to information undermined by the restrictions on the Internet in Turkey? Research Paper by Gulden Gursoy Ataman

Eylül 4, 2011

by Gülden Gürsoy Ataman

1.      Introduction

The ruling party in Turkey, the Justice and Development Party (JDP) has raised moral panic in the society through using some basic fears such as child pornography (Binark 2011). This panic has resulted in restrictions on the Internet through broad, though, disproportionate and arbitrary use of existing legal measures, particularly Turkish Law No. 5651, “Regulation of Publications on the Internet and Suppression of Crimes Committed by Means of Such Publication”. One of the most common methods of restrictions applied by this law has been “blocking”. Its enactment has led to the blocking of 3700 websites[1] (OSCE 2010) and the number of blocked web-sites is 14907 as of August 2011 according to Engelliweb, a web-site gathering data on blocked websites.

Given this context, the main question addressed in this paper is how far are freedom of expression and the right to access to information undermined by the content based restrictions on the Internet, namely blocking in Turkey. The international human rights treaties binding for Turkey will be used as the main criteria for the assessment of the blocking measures.  This paper first gives a brief overview of the legal and political background on the freedom of expression and the right to access to information with respect to Turkey by looking at her responsibilities under the international human rights law. It will also describe “the three-part cumulative test” as a tool to assess whether the implementation of laws are in line with the international human rights law. Then, it will review Turkey’s Internet Law. Finally, it will evaluate impacts of blocking. In short, this paper attempts to show that the content based restrictions on the Internet, namely blocking, in Turkey have implemented far too wide than necessary in a democratic society through nontransparent, unpredictable and disproportionate implementation of the laws.

2.       Political and Legal Background on Freedom of Expression and the Right to Access to Information with respect to Turkey

A.    Political Background

Restrictions on freedom of expression and right to access to information are one of the most serious human rights problems in Turkey. Freedom of expression has been extensively restricted by the JDP government. The anti-terror law and some articles of the Turkish Penal Code, such as Article 301 and Article 216, have been used to silence opposition to the government. This has resulted in abuses of human rights in the form of prosecutions and imprisonment of journalists. “New media”, having some peculiar aspects such as “interaction” and “user-generated content” and thus more space for expression, has been even more problematic for the JDP government. Therefore, the party has “trigger[ed] and fe[d] moral panic in public based on three fundamental fears…of right[-]wing policies: fear of child pornography, fear of the corrosion of the unity and integrity of family under the hegemony of father, suppression and concern created based on the “single” authority’s saying “it’s only me that know what is right” (Binark 2011).  This moral panic has found its ultimate expression in Turkish Law No. 5651. The primary motivation for this law was to combat child pornography on the Internet. Then it has been extended to cover other elements such as “sexually explicit content”, “gambling” andcrimes committed against Ataturk”. “Its broad application to date has effectively restricted adults’ access to legal content” (Freedom House 2011). With this broad implementation of content-based restrictions as well as “obstacles to access” and “violations of user rights”, Turkey has been considered as one of the “partly-free” countries with respect to “the Internet and new media freedom” (Freedom House 2011).

B.     Legal Background

Turkey has ratified International Covenant on Civil and Political Rights (ICCPR) and European Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms (ECHR). These conventions protect freedom of expression and right to access to information. According to Article 19 of the ICCPR:

1. Everyone shall have the right to hold opinions without interference. 2. Everyone shall have the right to freedom of expression; this right shall include freedom to seek, receive and impart information and ideas of all kinds, regardless of frontiers, either orally, in writing or in print, in the form of art, or through any other media of his choice.

This has been also mentioned in the Article 10 (1) of the ECHR:

Everyone has the right to freedom of expression. This right shall include freedom to hold opinions and to receive and impart information and ideas without interference by public authority and regardless of frontiers.

Both under the Article 2 of the ICCPR and the Article 1 of the ECHR, states have obligation to guarantee that everyone within their jurisdiction enjoy the rights and freedoms delineated in these treaties. In Turkey, these obligations have given place in the Constitution. According to the Article 90 (5) of the Turkish Constitution (1982), which was amended on 22 May 2004, “International agreements duly put into effect bear the force of law”. Furthermore, “international human rights agreements have priority over conflicting national laws” (Gonenc and Esen 2007, p. 490). In addition to this, Article 26 of the Constitution also recognizes freedom of expression including the right to receive information.

It is necessary here to clarify exactly that freedom of expression and right to access to information are not without limitations. The Article 19 (3) of the ICCPR and Article 10 (2) of the ECHR set clear restrictions on the exercise of these rights by imposing “duties and responsibilities” on the related parties. In this respect, the main controversy “lies in balancing competing rights and interests in order to determine what information needs or ought to be part of the public debate and thus benefits democracy, and what information causes unallowable harm to individuals and/or society and thus should be necessarily restricted or sanctioned in a democratic society” (Voorhof and Cannie 2010, p. 408). The aforementioned articles of the ICCPR and the ECHR have set out the certain principles to adjust the tension between competing rights and interests, namely the criteria entitled “three-part cumulative test”. According to these criteria, any restriction should be prescribed by law (“principles of predictability and transparency”), aim at protecting the interests or values stated in the related articles of the ICCPR and the ECHR such as national security and public safety (“principle of legitimacy”) and be necessary in a democratic society and proven to be the least restrictive means required to achieve the purported aim (“principles of necessity and proportionality”). According to the international and European human rights law, namely the ICCPR and the ECHR, any restriction which fails to pass this test will not be permissible.

Frank La Rue, Special Rapporteur on the promotion and protection of the right to freedom of opinion and expression, suggests that “three part cumulative test” and the specific nature of the Internet should be taken into account in the implementation of restrictions. “Joint Declaration on Freedom of Expression and Internet” has highlighted this view, stating that “tailored approaches should be developed for responding to illegal content while recognizing that no special content restrictions should be established for material disseminated over the Internet” (OSCE 2011).

3.      The Impacts of Turkish Internet Policies on Freedom of Expression and the Right to Access to Information

Law No. 5651 came into force in 2007. “This law aims to combat certain online crimes and regulates procedures regarding such crimes committed on the Internet through content, hosting, and access providers” (OSCE 2010, p.6).  This has been followed by additional by-laws based on Article 11(1) of Law No. 5651: Regulations Governing the Access and Hosting Providers”, “Regulations Governing the Mass Use Providers” and “Regulations Governing the Internet Publications”. These by-laws have further clarified some important elements and modus operandi with respect to implementation of Law No. 5651.

The principal and centralized organ for the implementation of Law No. 5651 has been the Telecommunications Communication Presidency (TIB) which was founded in 2005. TIB is “responsible for executing blocking orders issued by the courts, and has been given authority to issue administrative blocking orders with regards to certain Internet content hosted in Turkey, and with regards to websites hosted abroad in terms of crimes listed in Article 8” (OSCE 2010, p.4). In addition to these, main responsibility of TIB under Law No. 2559, Law No. 2803 and 2937 is to implement the detection and interception of communication realized through telecommunications and the assessment and recording of signal information in a centralized way. TIB[2] is directly connected with the “Information Technologies and Communication Institution” (BTK) which is an “independent authority” to regulate and monitor telecommunication sector under Law No. 2813 and which is also affiliated with the Ministry of Transportation (MoT). The decision making body of the BTK consists of seven members which are appointed by the Cabinet.  Four members of this organ, including the President, are nominated by the MoT. This condition, namely procedures related to the nomination and appointment of members of the BTK, raises some questions about the impartiality of the BTK and consequently the TIB which is under its authority.

Blocking

Blocking as a measure has been used widely by states in order to block access to different websites which are considered to include “illegal” and/or “harmful” content. This measure is often opted for as many states see it if as a “faster, easier and a more convenient solution” to combat with the illegal and/or harmful content in question, especially when it is not within their jurisdiction (OSCE 2011, p.2)

i.      Turkish Policy

“The blocking measures” on the Internet in Turkey have been set by Article 8 (1) of the Law No. 5651. According to this article “access to websites are subject to blocking if there is sufficient suspicion that certain crimes are being committed on a particular website” (OSCE 2010, p. 8). There are eight crimes which are covered by Article 8: “encouragement of and incitement to suicide, sexual exploitation and abuse of children, facilitation of the use of drugs, provision of substances dangerous to health, obscenity, gambling, and crimes committed against Atatürk”. Internet-based games of chance are also covered by this article. If the website having a content defined by Article 8 is hosted in Turkey, a take-down order could be given; but if it is hosted in another country, blocking and filtering through Internet access and service providers could be implemented (OSCE 2011, p. 165).

Under Law 5651, both the courts of law and the TIB can pronounce, respectively,   judicial and administrative blocking orders. Their reasons for blocking should be within the framework of Article 8. If the directors of hosting and access providers do not follow the blocking orders

“issued through a precautionary injunction by a public prosecutor, judge, or a court, could face criminal prosecution, and could be imprisoned between six months and two years under Article 8(10). Furthermore, Article 8(11) states that access providers who do not comply with the administrative blocking orders issued by TIB could face fines between 10,000YTL (ca. 4,735 euros) and 100,000YTL (ca. 47,350 euros). If an access provider fails to comply with an administrative blocking order within twenty-four hours of being issued an administrative fine, the Telecommunications Authority can revoke the access provider’s official license (activity certificate) to act as a service provider (OSCE 2011, p. 165)

As stated above, the implementation of Law No. 5651 has been resulted in approximately 3700 blocked websites, including access to foreign websites such as YouTube, Daily Motion and Google (OSCE 2010, p.2). Some of the news websites, supporting leftist and pro-Kurdish views such as Özgür Gündem, Azadiya Welat, Keditör and Firat News has been blocked by court orders -not necessarily based on Law No. 5651 (Freedom House, 2011). In addition to this, during 2009, online gay community websites, Gabile.com and Hadigayri were also blocked. Some of the websites such as 5Posta.org, giving place to texts related “sexuality, sexual politics and the Internet censorship” such were blocked[3].  Some of the other blocking decisions are implemented depending on Law No. 5846 and related to intellectual property infringements (OSCE 2011)

ii.      Evaluation

When Article 8 blocking measures of Law 5651 – together with other blocking measures- are assessed through “the three part cumulative test”, the following defects are found:

  • “Article 8 provisions do not clarify or establish what is meant by ‘sufficient suspicion’” (OSCE 2010, p.8). According to the principle of predictability, a law should be clear for everyone. The ambiguous term “sufficient suspicion”, without giving clarifications of what constitutes sufficient suspicion, contradicts the principle of predictability and transparency.
  • It is reported that “197 websites were blocked by courts for reasons outside the scope of Law No. 5651… and TIB executed blocking orders…even though they do not involve catalogue crimes listed in Article 8” (OSCE 2010, p.12). According to the three-part cumulative test, a restriction should be provided by law. Although the restrictions TIB executed has been related to other laws, they have not been categorized under Article 8. This means that TIB has breached the limitations which were imposed on it by Law No. 5651.
  • In some of the cases like the blocking of the Gabile and Hadigayri Websites (websites of LGBT groups),  TIB did not give clear information about the reasons for blocking and did not contacted them to issue the order even though they can be easily reached as the websites has been run in Turkey (OSCE 2010, p.18-19).  According to three-part test, the reason for the blocking of the website should be clear. However, without providing clear information about the reason for blocking, the execution of TIB again contradicts with the principle of transparency.
  • Regarding the legitimacy of blocking decisions, it could be said that the content of Article 8 of Law No. 5651 is in accordance with two aims stated in the legitimacy principle: (i) to protect the rights or reputations of others, or (ii) to protect national security or of public order, or of public health or morals (principle of legitimacy).
  • Many reports reveal that blocking as a restrictive measure has been widely used in Turkey.  TIB, without exhausting less restrictive measures, mostly prefers directly to block web-sites. By doing so, it fails to pass the proportionality test which suggests the use of “the least restrictive means required to achieve the purported aim”.
  • Another aspect which should be taken into account is the indifference of owners or perpetrators of the blocked web-sites to challenge TIB’s decisions (OSCE 2010, p. 21).  This attitude of indifference may have some consequences for democracy and the protection of human rights in society.

4.      Conclusion

This paper has investigated how far the freedom of expression and the right to access to information are undermined by content-based restrictions on the Internet in Turkey. It has shown that content-based restrictions have been “too far-reaching than reasonably necessary in a democratic society” (OSCE 2010, p.29). It also suggests that lack of transparency, proportionality and accountability in the application of content-based restrictions have created gross violations with regards to Article 19 of ICCPR and Article 10 of ECHR. The study has gone some way towards enhancing our understanding of the usage of international law principles in the assessment of the extent of freedom of expression and the right to access to information in national contexts. An issue that was not addressed is an analysis of overall impacts of content-based restrictions on the Internet in Turkey. Future research should therefore concentrate on the investigation of these impacts in international, national and individual levels.

References

Binark, M., 2011. Interpreting the censor on the Internet through the three obsessions of Turkish right wing policies [online]

Available from: https://yenimedya.wordpress.com/2011/07/18/interpreting-the-censor-on-the-internet-through-the-three-obsessions-of-turkish-right-wing-policies/

[Accessed 12 August 2011]

Council of Europe, 1950.  European Convention for the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms [online].

Available from: http://conventions.coe.int/treaty/en/treaties/html/005.htm

[Accessed 20 August 2011]

Freedom House, 2011. Freedom on the net 2011 (Turkey) [online].

Available from: http://www.freedomhouse.org/images/File/FotN/Turkey2011.pdf

[Accessed 9 August 2011]

Gonenc, L. and Esen, S., 2006. The problem of the application of less protective international agreements in domestic legal systems: Article 90 of Turkish Constitution. European journal of law reform, 8 (4), 485-500.

OSCE, 2010. Report of the OSCE Representative on freedom of the media on Turkey and Internet censorship [online].

Available from: http://www.osce.org/fom/41091

[Accessed 7 August 2011]

OSCE, 2011. Freedom of expression on the Internet [online].

Available from: http://www.osce.org/fom/80723

[Accessed 4 August 2011]

OSCE, 2011. Joint declaration on freedom of expression and the Internet [online].

Available from: http://www.osce.org/fom/78309

[Accessed 10 August 2011]

U.N. General Assembly, 1948. Universal Declaration of Human Rights [online].

Available from: http://www.un.org/en/documents/udhr/

[Accessed 20 August 2011]

U.N. General Assembly, 17th Session, 2011. Report of the Special Rapporteur on the promotion and protection of the right to freedom of opinion and expression. (A/HRC/17/27)

Voorhoof, D. and Cannie, H., 2010. Freedom of expression and information in a democratic society: the added but fragile value of the European Convention on Human Rights. The international communication gazette, 72, 407-423.


[1] The OSCE Report on Freedom of Expression on the Internet in 2011 implies that the JDP government has not provide official statistics on blocking since May 2009.

[2] The president of TIB was appointed by the Prime Minister until the related article in Law No.5397 has been abolished by the Constitutional Court in 2009. After that, legitimacy of his holding the office has become controversial.

[3] The examples given in this paragraph so far  can be accessed as of 21 August 2011, however this does not show  that new blocking orders would not be issued.


%d blogcu bunu beğendi: