New Media Congress to be held in Izmir on October 4-5

Eylül 29, 2019

Fourth National New Media Congress will take place in İzmir, Turkey on the 4th and 5th of October. The theme of the Congress in 2019 is the “New Inequalities”.

The Fourth New Media Congress, which is the first in Turkey in terms of being national and academically-peer reviewed, will be held in Izmir. This year’s theme of the New Media Congress, which is organized biennially by the Alternative Informatics Association (Alternatif Bilişim Derneği in Turkish), is the “New Inequalities”.

This year, Congress’ focus will be on socio-economic factors, which create inequalities, such as class, gender, ethnic identity, education or living in rural areas or upstate, which tend to be ignored in the discussions of New Media usage practices and channels in Turkey.

At the congress, which is supported by Izmır Metropolitan Municipality, Izmir Bar Association and Sivil Düşün (a European Union Civil Society Initiative) issues of class, ethnicity, gender, age, political economy, algorithmic culture in new media ecosystem and transformation of journalism will be addressed in detail.

The congress will host Dr. Elisabetta Costa as the guest speaker and 61 papers will be presented in 15 sessions. Many topics will be discussed, ranging from the digital divide to the public sphere, from gender to journalism practices through the papers selected by the Scientific Committee consists of experts from the field. The papers will be presented under various titles named as follows: “Transforming or Reproducing the Dominant Gender Roles?”, “Participatory Culture: Transparent Borders”, “Ongoing Domination – Inequality Relationships: Capitalism ‘Remake’”, “Digital Surveillance and Governance”, “Digital Culture: Utopia vs. Dystopia”, “Digital Skills and Literacies: Intersectionality”, “Journalism in New Media: Promises and Problems”, “Digital Skills and Literacies: Fields of Inequality”, “What is Happening at the News Rooms?”, “Art as Creativity and Social Action Tool”, “Public Sphere and Citizenship: Quo Vadis?” and “New Questions and New Research Fields”.

Simultaneous Workshops with The Presentations

Simultaneously with the presentations, workshops will be organized, increasing the interaction and flow of knowledge sharing. In total, six workshops focusing on a variety of issues will take place. The workshops are as follows: “New Media for Journalists”, “Protection of Personal Data and Digital Security”, “What does Gatesnotes 2019 report tell us?: An example of Data Inequality and the Role of Data Literacy in Accessing to, Reading and Understanding Data”, “I am writing my first code to tackle Digital Inequality”, “Marketing of Productized Subject and Ways of Alternative Resistance” and “Drone Usage as a New Journalism Practice and Integration to Civil Aviation”. The congress will end with a closing statement.

Congress Schedule is Announced

The congress will be held in Izmir Bar Association and participation as a listener is free. To participate, all you have to do is to register through www.yenimedya.org.tr by clicking “Login” and “Create New Account”. Further information about the congress schedule and workshops also can be found on the congress’ website.


Sosyal Medya Araştırmaları Etiği Üstüne: Veri Adaleti ve Eleştirel Yurttaşlık

Eylül 29, 2019

Yazan: Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin, ulasbasar@gmail.com

Twitter: ProfUlas

Sosyal medya araştırmalarında dikkate alınacak etik kuralları, medya araştırmaları başta olmak üzere diğer sosyal bilim araştırmalarında uymamız gerekenlerle aynıları mıdır? Ya peki tıp etiği ilkeleriyle çakışırlar mı farklılaşırlar mı?

Bu çifte soru, en başta, sosyal medyanın kullanıcı üretimi olan içeriklere dayanmasından kaynaklanıyor. Çevrimdışı dünyada bir araştırma yapmadan önce, katılımcılardan (‘denek’ sözü asimetrik ve hiyerarşik olduğu için artık daha az kullanılıyor) izin almamız gerekiyor. Bu iznin sosyal bilimlerde de tıpta da teknik olarak adı, bilgilendirilmiş onam. Bilgilendirilmiş onam formunda, araştırmanın amacı ve olası etkileri tek tek listelenir. Gönüllü katılımcılar ya da araştırmaya para karşılığında katılanlar, bunları okur ve onaylar. Elbette, araştırmanın bu formlara gelmeden önce, bir etik kurul onayından geçmesi gerekir. Üniversitelerde ve çeşitli kurumlarda onam, onay üstüne gelen ikinci adımdır. Ancak, sosyal medyaya baktığımızda, ne onay var ne onam. İşte bu durum, sosyal medya araştırmaları için ilkesel belirsizlik ve gri bölgeler oluşturuyor.

Öncelikle, “sosyal medya araştırmaları hangi çevrimdışı araştırmalara benziyor?” sorusuna eğilelim. Sosyal medya bağlamında iki tür araştırmanın yaygın olduğunu görürüz: Birisi, etnografidir, diğeri ise deney (ve yarı-deney). Etnografide, araştırmacılar olarak, araştırdığımız kişilerle onlar gibi yaşarız. Bunun sosyal medyadaki karşılığı, araştırmacının varolan hesabı ya da yeni açılmış bir hesap üzerinden, başkalarıyla epistemik anlamda eşitmiş gibi veri toplamasıdır. Verisi toplanmakta olanlar, veri toplanma sürecinden  haberdar olabilir de olmayabilir de. Bu, bir üniversite araştırmasıysa, etik kurul onayı gerektirecektir, ancak bilgilendirilmiş onam nasıl olacaktır? Bu durumda, şöyle bir sıkıntı var: Sosyal medya kullanıcıları, araştırmanın bir parçası olduklarını bildiklerinde davranışlarını değiştirebilirler. Bu da akıllara bir tür sanal Hawthorne etkisini ve panoptikonu getirir. İzlenilme, davranışı değiştirir ve birey, ne zaman izlenip izlenmediğini bilemeyeceği bir duruma sokularak izlenmediği durumda bile izleniyormuş gibi davranır. Böylelikle, (net etnografisi anlamında) netnografik çalışma verileri, en başından geçersiz sonuçlar üretmiş olur.

Etik kurul onayının bir istisnası olamaz, olmamalı; ancak bilgilendirilmiş onamın çevrimdışı dünyada bir istisnası var: Kimi durumlarda, katılımcıların araştırmanın asıl konusunu bilmesinin onların davranışlarının değişmesine neden olması bekleniyorsa, etik kurul onayı alınmakla birlikte bilgilendirilmiş onam es geçilebilir. Bunun en yaygın örnekleri, sosyal psikoloji alanındadır. Örneğin, katılımcıya, “bu araştırmada grup dinamiklerinin bireyler üstündeki etkilerini çalışacağız. Diğerleri (ki bunlar boşluk doldurma amaçlı kişilerdir), kesinlikle yanlış olan bir bilgiyi üst üste paylaşacaklar. Sizin yanlış paylaşılan bilgiyi sırf herkes tarafından paylaşılıyor diye kabullenip kabullenmeyeceğinize bakacağız” dersek, grup etkisi buhar olacaktır. Katılımcılara, bu tür araştırmalarda önden bilgi verilmez, verilse bile genel bir bilgi verilecektir. Kimi zamanlarda yalan bile söylenir. Bu anlayışa yönelik çeşitli eleştiriler de yok değildir. Ian Parker gibi eleştirel psikologlar, bu tür önbilgisiz deneylerin sonuçlarının geçerliliğini sorgularlar.(*) Bunların insanları özne olarak değil denekler olarak gördüklerini söylerler – ki bu da ayrı ve uzun bir tartışmadır.

Sosyal medya araştırmalarına dönersek, araştırmamızın sonuçları, önbilgilendirme nedeniyle değişecekse ya da değişiyorsa ne yapacağız? Bu durumda, kamu yararını düşünmeliyiz. Önbilgilendirmesiz bir sosyal medya araştırmasından çıkan bulgular, insanlık için bir kamu yararı sağlamakta mıdır? Bunu tartıyor olmalıyız. Etik kurulların da buna göre kendilerini güncellemeleri gerekir. Bilgilendirilmiş onamın gerekip gerekmediğine etik kurullar, kamu yararı gibi ilkelerin yanında, her bir örneğin özgül özelliklerine göre karar vermelidir.

Bu ilkesellik-özgüllük eksenini bir örnekle açalım: Twitter, bir mikro-blog sitesi olarak geçer. Bloglar kamuya açıktır. Twitter’ın, korunmalı kullanım seçeneği bulunmakla birlikte, daha kamusal bir niteliği olduğu anlaşılmaktadır. Twitter, Facebook’a göre daha az kullanıcıya sahiptir. Çeşitli araştırmalarda, Twitter’daki eğitim düzeyinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Facebook ise, daha kişisel, daha özel yaşama ilişkin paylaşımların yapıldığı bir kanaldır. Buna bakarak, Twitter’da bilgilendirilmiş onam ilkesinin, Facebook’taki duruma göre daha kolay esnetilebileceğini düşünebiliriz. Korunmalı hesapları saymazsak, Twitter kullanıcıları daha kamusal paylaşımlar yapmaktadır. Tivitler (Türkçe’de bu yazımı tercih ediyoruz), Google tarafından taranmaktadır. Facebook ise, çoğunlukla kendi dışına kapalıdır. Bu, elbette, Facebook’un kendi şirket politikasından ileri gelmektedir. Ama bunun sonuçları, Facebook’u daha kapalı ve özel yaşama ilişkin, Twitter’ı ise daha açık ve şeffaf bir konuma yerleştirmemize izin veriyor.

Öte yandan, kimi kullanıcılar, Facebook’ta kamusal paylaşım, Twitter’da kişisel paylaşım da yapıyor. Bu durumda, etik ilkeler tek başlarına yeterli olmayacaktır. Her örneğin özgülüne göre değerlendirme yapmaktan kastımız budur. Bir yandan da, kamusal bilginin yine de etik tartışmalara yol açacak bir biçimde kullanılması olasılıklar içindedir. Bunun için aklımıza gelebilecek ilk örnek, tivit derlemelerine dayanması ve üslubuyla (örneğin gazeteciler için dış örgütlerle bağlantılılarmış gibi ‘uzantı’ sözünün kullanılması) gazetecileri fişlediği iddiasının ortaya atılmasına yol açan SETA raporudur.(**)

Aynısı Instagram, Linkedin, Youtube, Tiktok vb. için de düşünülebilir. Linkedin, Tiktok ve Youtube, açıkça kamusaldır. Bunlardaki paylaşımlar kamusal oldukları için bilgilendirilmiş onamın esnetilme olasılığı çok yüksektir. Instagram için, örnek özgülünde değerlendirme yapmak gerekir. Bu bağlamda, Facebook ve Twitter kullanıcı profillerinde yakın dönemdeki değişimleri de dikkate almamız gerekir: Facebook’un yaş ortalaması son zamanlarda yükseliyor, çünkü gençler, oradaki akrabaların gözetiminden rahatsızlık duydukları için başka sosyal medyalara kaçıyorlar. Ayrıca, fiziksel hareket olanakları yaşla birlikte daha da kısıtlanan ve sosyal dünyaları daralan ileri yaştaki insanlar, Facebook’ta daha çok görünmeye başlıyorlar. Demografik resmin iki ucundan da Facebook’un yaşlanması sözkonusu. Dolayısıyla, etik tartışmamız, bir biçimde gerontolojiye de bağlanmak durumunda.

Burada sosyal medya araştırmaları etiğini konuşuyoruz. Peki ama ya kullanıcıların kendilerinin yaptıkları etik dışı paylaşımları ne yapacağız? Değerli araştırmacı Christian Fuchs bize özetle şöyle diyor: Neo-nazilerin sosyal medya kullanımları konusunda araştırma yapmak için kendilerinden izin mi almalıyım?!!!(***) Görüldüğü gibi, sosyal medya araştırmaları etiği tartışmaları oldukça çetrefilli.

Bir diğer konu da, sosyal medyada nitel-nicel araştırma ayrımı. Nitel araştırmalarda daha fazla etik sorun var; nicel araştırmalar ise, büyük veri gibi bir anlayışla örneğin, hangi sözcüklerin belli bir sosyal medyada daha sık kullanıldığı gibi daha nesnel görüntülü izleklerin peşinden gidiyor. Bu ikinci tür yaklaşımda, kullanıcıların özeline girilmiş olmuyor; ancak bu istatistiklerde birçok öznel olmakla birlikte değerli olan bilgi gözden kaçmış oluyor. Nitel araştırmaların da nicel çalışmaların da tek başlarına eksik olduğunu biliyoruz. İkisi bir arada olmak zorunda; bu nedenle, sosyal medya araştırmalarında etiğin mutlaka sorunsallaştırılması gerekiyor.

Şimdiye dek daha çok (n)etnografi ve sosyal psikoloji deneylerinden söz açtık. Ancak bir de, Facebook gibi şirketlerin manipülatif (psikoloji yöntemleri terimleriyle ifade edeceksek, ‘değişimleyici’) amaçlarla yürüttüğü sözde araştırmalar var. ‘Sözde’ diyoruz, çünkü bunlarda, tıp etiğinin ilk ilkesi olan ‘öncelikle zarar verme’ (‘primum non nocere’) düsturu çiğneniyor. Şirket mantığı, zarar verip vermemeyi umursamıyor, çünkü maddi kazanç bilimsel etiğin önüne geçiyor.

Dahası, yapay zeka fetişizmi, daha az insanın ve daha çok algoritmanın işe koşulduğu, daha yüksek kazançlı fakat daha az insani bir sosyal medya modelini ortaya çıkarıyor. İnsanlar, etik olarak sorumlu tutulurken, algoritmalar öyle değil. Örneğin, kimi sosyal medyalar, kadınlara, mühendislikle ilgili iş ilanları göstermedikleri için haklı olarak eleştiriliyorlar. Algoritma, büyük veriye dayanarak geçmişte daha az kadının mühendis olduğu (ve olabileceği) sonucuna vararak bu ilanları kadın kullanıcılara gösterme gereği bile görmüyor. Etik ihlal ve manipülasyon yetmezmiş gibi, sosyal medya bir de sapiens uygarlığındaki toplumsal adaletsizliklerin sürdürümünü sağlıyor.

Neyi kime şikayet edeceğiz? Artık karşımızda, arayıp konuşup derdimizi anlatacağımız bir insan bile yok. Algoritma, istediği hesapları kapatıyor; buna itiraz ederseniz, muhatabınız, yine bir insan değil. Yeni Zelandalı cami katliamcısının videoları sosyal medyadan uzun süre kaldırılmamıştı; çünkü insanları atıp ya da işe almayıp onun yerine kullanıma soktukları yapay zeka, bu korkunç görüntüleri bilgisayar oyunu videolarından ayıramamıştı. Ve sosyal medya şirketleri, bütün bunlara karşın astronomik biçimde zenginleşmeye devam ediyor. Anlaşılan o ki, etik, para etmiyor…

Peki ne yapmalı? Daha fazla veri eylemciliği gerekli, hem de çok. Kullanıcı, yurttaş ve tüketicinin eşanlamlı duruma geldiği, devletlerle şirketler arasındaki ayrımın iyice muğlaklaştığı ikiz büyük biraderli gözetim toplumunda, bunun için, tüketici hakları hareketleri, insan hakları ve demokrasi örgütleri ve bilişim/özel yaşam hakları yanlıları, veri adaleti ve eleştirel yurttaşlık düşüncesi çerçevesinde bir araya gelmelidir.(****) Yoksa sosyal medya araştırmalarındaki etik sorunlar, tek başına akademisyenler arasındaki tartışmalarla çözümlenebilecek gibi değil.

Dipnotlar:

(*) Bkz. Parker, I. (2017). Psikolojide Devrim (çev.ed. U.B.Gezgin). [yayınlanmayı bekleyen kitap çevirisi].

(**) SETA. Bkz. Rapor: Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları.

https://www.setav.org/rapor-uluslararasi-medya-kuruluslarinin-turkiye-uzantilari/

(***) Bkz. Fuchs, C. (2018). “Dear Mr. Neo-Nazi, Can You Please Give Me Your Informed Consent So That I Can Quote Your Fascist Tweet?”: Questions of Social Media Research Ethics in Online Ideology Critique. Erişim: http://westminsterresearch.wmin.ac.uk/21070/

(****) Bu konuda daha ayrıntılı bir tartışma için bkz.:

Gezgin, U.B. (2019). Data Activism: Reviving, Extending and Upgrading Critical Citizenship Education and Consumer Rights Movements. Connectist: Istanbul University Journal of Communication Sciences, 56, 67-86.

https://www.researchgate.net/publication/334104040_Data_Activism_Reviving_Extending_and_Upgrading_Critical_Citizenship_Education_and_Consumer_Rights_Movements

 

 

 

 

 


Araştırmacıların Altın Madeninde Etik Sorunlar Var

Eylül 27, 2019

Milyonlarca Twitter kullanıcısının bilgilendirilmiş onam verebilmesinin bir yolu var mı?

Prof.Dr. Jill Walker Rettberg, Bergen Üniversitesi Dijital Kültür Araştırma Grubu Başkanı

Sosyal medya verileri araştırmacılar için bir altın madenidir. Örneğin politik etkileşimi, görsel kültürü, konuşma dilindeki değişiklikleri veya grup dinamiklerini anlamak için Twitter’daki seçim kampanyası tartışmalarını ve Facebook’taki profil fotoğraflarını analiz edebiliriz, Fortnite’da oyuncuları gözlemleyebiliriz.  Fakat araştırmacıların nasıl ilerleyebileceklerine dair sıkı araştırma etik kuralları bulunmaktadır. Yaklaşık yirmi yıldır İnternet Araştırmacıları Birliği (Association of Internet Researchers), yeni çevrimiçi araştırma fırsatları için araştırma etiği geliştirilmesinde en önemli katkı sağlayıcılarından bir tanesi olmuştur. Organizasyon şimdilerde ise, ulusal ve kurumsal prensiplere eklenecek ve bunları destekleyecek olan Etik Kodlar’ın üçüncü baskısını, IRE 3.0’ı tartışmakta.

Sosyal medya araştırmaları en kolay şekilde, kendilerini sınırlı bir alanda katılımcı olarak algılayıp mahrem bilgilerini dünyaya yayan insanlar tarafından zarar görmektedir. Örneğin Danimarkalı bir yüksek lisans öğrencisi, 70.000 OkCupid kullanıcısının –cinsel tercihlerini de içeren- profil verilerine dair bilgiler yayınlamıştır. Bazı araştırma türleri ise bilgi kaynaklarını doğrudan etkileyebilir. Facebook’un “duygusal bulaşıcılık deneyi” (emotional contagion experiment) bunun bilinen bir örneğidir. Bu Facebook’un yarım milyon kullanıcıya arkadaşlarının daha olumlu paylaşımlarını gösterirken, benzer bir kontrol grubunun ise arkadaşlarının birkaç nispeten daha olumsuz paylaşımını gördüğü bir iç araştırma projesidir. Bunun sonucunda araştırmacılar, katılımcıların kayıtlarının, kendilerine gösterilen kayıtlara bağlı olarak daha olumlu ya da daha olumsuz hale geldiği sonucuna ulaşmışlardır. Peki ya negatif kayıtlara maruz bırakılan kullanıcılar bunun sonucunda depresyona girmişse, hatta intihar etmişse? Bunu bilmek imkânsız- ve ayrıca Facebook bilgilendirilmiş onam almadığı için sizin ve benim de bu bilgi kaynakları arasında olup olmadığımızı bilmemiz imkânsız. Facebook bir üniversite değil ve devlet fonu almıyor, araştırma etiği gerekliliklerine de tabi değil.

Internette araştırmanın zorlukların bir tanesi, çokkültürlü düşünmeniz gerekliliğidir. Örneğin, AoIR’in rehberi, Norveç  Sosyal Bilimler ve Beşeri Bilimler Ulusal Araştırma Etik Komitesi (NESH- the National Research Ethics Committee for the Social Sciences and the Humanities- ve diğer Avrupa devletlerinin rehberlerini, insan benlik saygısının esas olduğu deontolojik (görev etiği) olarak tanımlamaktadır. Anglo-Amerikan sistemleri ise, hedef gerekçelendirme odaklı, daha faydacıdır. Batı gelenekleri bireyi vurgularken, Batılı olmayan ve yerli geleneklerin birçoğu ilişkisel olanın üzerinde durmaktadır.Söz konusu döküman, ayrıca feminist bakım etiği ve ticari kuruluşlar üzerinden veri kullanımıyla ilgili ekler de içermektedir.

Günümüzün oldukça büyük bir sıkıntısı ise, büyük veri araştırmalarında nasıl bilgilendirilmiş onam alacağımızdır. Bu gerekli midir, evet; peki bir milyon Twitter kullanıcısının bir seçim kampanyasındaki siyasi tartışmanın analiz edilebilmesi için bilgilendirilmiş onam vermesi tam olarak mümkün müdür?

Ticari bir sağlayıcı tarafından sağlanan verilere güvenmek etik olarak gerekçelendirilebilir mi? Araştırmalarda dâhili destek sayfaları bulunuyor mu? Araştırmacı ne zaman yeterli veriye sahip olur? Veri toplanmasının en aza indirilmesi bir GDPR (General Data Protection Regulation-Avrupa  Genel Veri Koruma Yönetmeliği) gerekliliğidir, fakat GDPR geleneksel nicel araştırmalarda yapılageldiği gibi bir hipotezle araştırmaya başlamak yerine, büyük miktar veri içerisinde tümevarımsal olarak örüntü arama şeklindeki büyük veri araştırmalarının alışılagelmiş biçimlerine de karşı durmaktadır. Veriler anonimleştirildiğinde, araştırmacılar verinin yeterince anonimleştirildiği ve yeniden tanımlanamayacağı konusunda nasıl emin olabilirler?

AoIR’ın etik kuralları ise bu sorulara kesin yanıtlar sağlamamaktadır. Bunun yerine araştırmacılara, araştırmalarındaki etik sorunlar konusunda öz değerlendirme yapabilme ve sağlam seçimlere yönelme konusunda bir temel sağlamayı amaçlamaktadır. Kendi yazdıkları gibi: Yeni etik zorluklar, bizim yeni etik kurallar oluşturabilmemizden daha da hızlı gelecek. Öyleyse en önemlisi, biz araştırmacıların kendi etik yargılarımızı geliştirebilmemizdir.

Kaynak: https://morgenbladet.no/aktuelt/2019/09/forskernes-gullgruve-har-etiske-problemer

Çeviri: Beren Kandemir


Yeni Medya 4.Ulusal Kongresi Programı

Eylül 18, 2019
Program detayı şu şekildedir:

4 Ekim 2019 Cuma

Saat Salon 1 Salon 2 Salon 3
09.00-09.30 Kayıt

09.30-09.45 Açılış Konuşması  
09.45-11.00 Davetli Konuşmacı:
Elisabetta Costa
 
11.00-11.15 Çay/Kahve arası  
11.15-12.30

I. OTURUM
Egemen Toplumsal Cinsiyet Rollerini Dönüştürmek mi, Yeniden Üretmek mi?
1

II. OTURUM
Katılımcı Kültür:
Şeffaf Sınırlar

Oturum Başkanı:
Dr. Öğr. Üyesi
Deniz Tansel İlic

Oturum Başkanı:
Prof. Dr. Bülent Çaplı

Ezgi Zengin ve İlker Çetin; Toplumsal Cinsiyet Açısından Dijital Bölünme: Türkiye Örneği

Ufuk Özden; Teknikten ve Sosyal Medyadan Eşitlik Statütüsü Talebi ve Dating Uygulamalarında İmkân Olarak iletişimsel Eşitlik

Yeliz Dede Özdemir; Akıllı Telefonlar Dolayımıyla Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Yeniden İnşası

Esra İnce Özer; Sosyal Medyanın Hak Mücadelesindeki Rolü: #Batıkentteköpekkatliamı Vakasında Twitter Rüzgârı

Songül Özdemir; Bir Re-Regülasyon Örneği Olarak RTÜK Kanunu’nda Yapılan Değişiklik ve Ekşi Sözlük Yazarlarının Değişikliğe İlişkin Görüşleri

12.30-13.30 Öğle arası
13.30-15.10

III. OTURUM
Egemen Toplumsal Cinsiyet Rollerini Dönüştürmek mi, Yeniden Üretmek mi?
2

IV. OTURUM
Süregelen Egemenlik – Eşitsizlik İlişkileri: Kapitalizm ‘Remake’
I. ATÖLYE
Gazeteciler için Yeni Medya

 

Düzenleyen:

Doç. Dr. Erkan Saka

Kenan Dursun

Arda Çetin

Şevket Uyanık

 

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ile Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği (TBİD) tarafından Friedrich Naumann Vakfı (FNF) desteğiyle

Oturum Başkanı:
Dr. Gamze Göker

Oturum Başkanı:
Dr. Öğr. Üyesi
Duygu Özsoy
Aysel Çetinkaya ve Gamze Yetkin Cılızoğlu; Beni Baştan Yarat! Bedenin İdealize Edilerek Sosyal Medya Aracılığıyla Yeniden Yaratılması

Ayşegül Ertekin Özçakır; Kadınların Görünmeyen Ev İçi Emeğinin Sosyal Medya Aracılığı ile Görünür Hale Gelmesi Eşitsizliğe Çözüm Mü?

Onur Aytaç ve Selver Dikkol; #TenYearsChallenge: Eşitsizliklere Karşı Yeni Bir Meydan Okuma

Sibel Ezgin Ağıllı; Dijital Mekanlarda Annelik Direnişleri: Kutsal Olan Yıkılıyor Mu?

Ayberk Can Ertuna; Küresel Hegemonya Mücadelesinde Dijital Platformlar Üzerinden Ticaret Savaşı: Huawei Örneği

Erdem Alper Turan ve Kazım Yiğit Akın; Tekno-Kapitalizmin Yarattığı Eşitsizliklerin Donanım, Yazılım ve Üretim Boyutlarına Yönelik Bir Değerlendirme

Tolga Tellan; Dijital Uçurum ve Endüstri 4.0: Yeni Eşitsizliğin Tarihçesi

Yağmur Çenberli; İletişimin Ekonomi Politiği ve Türkiye’de Alternatif Medya: Girdapta Hayatta Kalmak

15.10-15.30 Çay/Kahve arası  
15.30-17.10

V. OTURUM
Dijital Gözetim ve Yönetişim

VI. OTURUM
Dijital Kültür: Ütopya vs. Distopya

II. ATÖLYE
Kişisel Verilerin Korunması ve Dijital Güvenlik Atölyesi

 

Düzenleyen:

Av. Faruk Çayır-Alternatif Bilişim Derneği, Ankara Barosu

Şevket Uyanık-Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği

Oturum Başkanı:
Av. Ayşe Kaymak

Oturum Başkanı:
Doç. Dr. Suncem Koçer
Banu Durdağ; Sansür, Gözetim, Kontrol: Türkiye’de Alternatif Medyanın Sorunları ve Mücadele Pratikleri

Barış Çoban ve Bora Ataman; Alternatif Medya ve Karşı-gözetim

Murat Uluk; Kişiselleştirilmiş Arama Sonuçları ve Filtre Balonlarını Google Üzerinden Okumak

Ünsal Çığ; Yönetim Süreçlerinden Dışlanma, Asimetrik Gözetim ve Yeni Eşitsizliklerin Süreklileşmesi

Deniz Tansel İlic; Kültür Endüstrisinin Yeni Medya Üzerinden Yeniden Üretimi

Selda Tunç Subaşi; Boş Zaman ve Hegemonya İlişkisi Bağlamında Akıllı Telefonlarda Bilgi Akışı

Sıla Aydemir Korkmaz; Biyopolitika ve Distopya Bağlamında Yaşamın Üretim Alanına Dönüştürülmesi: Alternatif iletişim ve Direniş Pratiklerinin Potansiyeli

Tirşe Erbaysal Filibeli; Kullanıcı Türevli İçerikten Semantik Web’e: Algoritmalar, Bilgi Düzensizliği, Dijital Eşitsizlik

17.10-17.30 Çay/Kahve arası  
17.30-19.30

VII. OTURUM
Yeni Medyada Araştırma ve Araştırmacı

III. ATÖLYE
Veri Okuryazarlığı’nın (VO) Veriye Ulaşmada, Okumada ve Yorumlamada Rolü ve Bir “Veri Eşitsizliği” Örneği Olarak ‘Gatesnotes 2019 Raporu’nun Anlattıkları!

 

Düzenleyen:

VYOD

İrem Oran

Pınar Dağ

Oturum Başkanı:
Doç. Dr. Erkan Saka

Eda Çetinkaya Yarımçam; Akademide Yeni Eşitsizlikler: Akademisyenlerin Sosyal ve Kültürel Sermayelerinin Dijital Teknoloji Kullanımları Üzerinden Alımlanması

Erdem Alper Turan; Kullanıcının Sayısal Değeri, Demografiyle Beslenen veri Yığınları ve Analiz Yöntemleri

Mehmet Serhan Tezgeç ve Burak Polat; Akademide Akrazinin Dönüşümü: Yeni iletişim Ortamlarının Akademik Üretkenliğe Etkisi Üzerine Nitel Bir Araştırma

Selver Dikkol; Dijital Bölünmenin Yeni/Yeniden Üretimini Bourdieu ile Okumak

Zafer Kıyan ve Nurcan Törenli; Sosyal Medya verisinin Ticarileşmesi: Araştırmacılar Açısından Olanaklar ve Sınırlılıklar

19.45 Kongre Yemeği

 

5 Ekim 2019 Cumartesi

Saat Salon 1 Salon 2 Salon 3
09.00-11.00

VIII. OTURUM
Dijital Beceriler ve Okuryazarlıklar: Kesişimsellikler

IX. OTURUM
Yeni Medyada Habercilik: Vaatler ve Sorunlar

IV. ATÖLYE
Dijital Eşitsizliği Önlemek İçin İlk Kodumu Yazıyorum

 

Düzenleyen:

Dr. Bilge Narin

Dr. Öğr. Üyesi Sevda Ünal

Oturum Başkanı:
Doç. Dr.
Emel Özdora Akşak

Oturum Başkanı:
Prof. Dr. Ümit Atabek

Duygu Kalaoğlu; Dijital Medyada Sağlık Okuryazarlığı Bağlamında Enformasyon Zenginleri ve Fakirleri

Gülşah Başlar; Yeni Medyada Bilgi Eşitsizliğini Derinleştiren Unsurlar Olarak Yanıltıcı İçerikler Üzerine Bir Söylem Analizi

Mehmet Fiğan ve Murat Tavşan; Dijital Eşitsizlik ve Kültürel Kimlik

Pelin Tokatlı, Naz Önen ve Ertan Ağaoğlu; Ankara Büyükşehir Belediyesi Yaşlılar ve Gençler Bilgi Erişim Merkezi’nde Teknoloji Kurslarına Katılan Yaşlıların Dijital Teknolojilerle İlişkilenme Biçimleri: Bourdieu’cu Bir Perspektif

Tuba Sütlüoğlu; Sayısal Uçurumun Cinsiyeti: Eskişehir’de Yaşayan Kadın İnternet Kullanıcılarının Medya Kullanım Pratikleri

Aysın Ece Acar ve Deniz Koç; Yeni Medya ve Gazetecilik: Yeni Eşitsizlikler Çerçevesinde Türkiye’de Gazetecilik ve 140journos Örneği

Barış Çoban ve Bora Ataman; Gazeteciliğin Sınırlarını Aşmak: Sınırsız Gazeteciliğin Vadettikleri

Çiler Dursun; Veri Haberciliğinin Fenomenolojisi

Ruhdan Uzun; Kitle Fonlu Gazeteciliğin Savunulmasında Etik Değerler

Seyfi Kılıç; Yeni Eşitsizlikler Bağlamında Türkiye’deki Alternatif Haber Sitelerinin Görünürlük Sorunu

11.00-11.15 Çay/Kahve arası  
11.15-13.15

X. OTURUM
Dijital Beceriler ve Okuryazarlıklar: Eşitsizlik Alanları

XI. OTURUM
Haber Odalarında Neler Oluyor?

Oturum Başkanı:
Prof. Dr. Barış Çoban

Oturum Başkanı:
Prof. Dr. Ruhdan Uzun

Ahmet Taylan ve Recep Ünal; Sayısal Eşitsizlikte Demografik Bağlam: Yeni Medya Okuryazarlığı ve Yankı Odası Etkisi İlişkisi

Beyza Huriye Turgut; Ebeveyn-Genç Yetişkin İlişkilerinde Dijital Beceri Eşitsizliği: Ailede Kamusal ve Özel Görünümler

Ezgi Zengin ve İlker Çetin; Teknoloji Çağında Dijital Yerliler, Melezler ve Dijital Göçmenlerin Bilgiye Erişim Düzeyi

Gülsüm Gülnaz Gültekin ve Kamile Elmasoğlu; İnternetin Bilinçli, Etkin ve Güvenli Kullanımı Eğitim Programı

Sinan Aşçı; Geleneksel ve Ters-Yüz Öğrenme Modelleri: Dijital Yerlilerin Çevrimiçi Araçları Öğrenme Deneyimi

Bilge Narin ve Sevda Ünal; Avantajlar ve Dezavantajlar Ekseninde Yabancı Medya Kuruluşlarının Türkçe Yayınlarının Çalışma Pratikleri

Mehmet Fatih Çömlekçi; Çevrimiçi Haber Doğrulama Araçlarının Bilinirliği ve Dijital Okuryazarlık Farkı

Netice Görentaş; Türkiye’de İslami Haber Sitelerinin Haber Üretim Aşamasında Dini Kimlik Algısı: Yeni Akit İnternet Sitesi, Yeni Asya İnternet Sitesi

Suncem Kocer ve Çiğdem Bozdağ; Türkiye’de Sosyal Medya ve Yanlış Haber: Habere Güvensizlik, Medya Okuryazarlığı ve Kutuplaşma

Şerife Öztürk; Gazetecilik Alanında Yeni Eşitsizlik: Teknik Sermaye

13.15-14.15 Öğle arası  
14.15-15.55

XII. OTURUM
Göç Yolları

XIII. OTURUM
Yaratıcılık ve Toplumsal Eylem Aracı Olarak Sanat

V. ATÖLYE
Ürüne Dönüşen Öznenin Pazarlanması ve Alternatif Direniş Yolları

 

Düzenleyen:
Alper Erdem Turan

Oturum Başkanı:
Dr. Öğr. Üyesi
İlke Şanlıer Yüksel

Oturum Başkanı:
Dr. Şafak Dikmen
Aysima Çalışan ve Günnur Ertong Attar; Sosyal Uyum Bağlamında Suriyelilerin Sosyal Medya Kullanım Pratikleri

Ayşenur Dal ve Emel Özdora Akşak; Dijital Temsil Eşitsizliğine Direnmek Mümkün Mü? Mülteci, Sığınmacı ve Göçmenleri Destekleyen Kuruluşların Türkiye’deki Sosyal Ağ Kullanımı

Dilan Ayırkan; Enformasyon Çağının Dezenformasyon Çağına Dönüşümü: Suriyeli Mültecilerin Yeni Medyada Temsili

Özlem Akkaya; Matbudan Dijitale Anaakım Basında Cinsiyetlendirilmiş Bir Figür Olarak “Suriyeli Kadın”

Elif Cerrahoğlu; Müzecilikte Dijital Eşitsizlikle Mücadele Yolları: Sanal Gerçeklik ve Video Kullanımı

Hande Aral; Dijitalleşmenin Grafiti ve Sokak Sanatına Yansıması & Yaratıcı Üretime Etkisi: Atina Örneği

Özgün Dinçer; Sosyal Medya ve Kentin Yeni Görünümleri

Zeynep Görgüler ve Emine Bogenç Demirel; Yeni Medya Temelli Sanat ve Çeviri Hareketleri: Organizmalardan Artırılmış veri Heykellerine

15.55-16.15 Çay/Kahve arası  
16.15-17.30

XIV. OTURUM
Kamusal Alan ve Yurttaşlık: Quo Vadis?

XV. OTURUM
Yeni Sorular Yeni Araştırma Alanları

VI. ATÖLYE
Yeni Haber Üretim Pratiği Olarak Gazetecilikte Drone Kullanımı ve Sivil Havacılığa Entegrasyon

 

Düzenleyen:
Doç. Dr. Muzaffer Şahin

Oturum Başkanı:
Doç. Dr. İlker Özdemir

Oturum Başkanı:
Dr. Öğr. Üyesi
Ahmet Taylan

Dilale Öz Dönmez; Sosyal Medya Platformlarının Demokrasiye Katkı Çerçevesinde İşlevi

Nurhan Yel; Dijital Medya Siyasal Arenadaki Eşitsizliklerin Kurucusu Mu Yıkıcısı Mı?

Seçil Toros ve Emre Toros; Dijital Medya Kullanımı ve Siyasal Katılım İlişkisi: Türkiye Örneği

Aydın Çam ve İlke Şanlıer Yüksel; Yeni Sinema Tarihi Çalışmalarında Dijital Olanaklar: Sahadan Örnekler

Emel Özdora Akşak, Ergin Şafak Dikmen ve Levent Y. İnce; Oyun Çalışmalarında Yönelimler: Kuramsal Bakış Açıları, Yazının Gelişimi ve iletişim Teknolojilerinin Rolü

Sevgi Akça Güleş; Müşteri Hizmetlerinin Dijital Boyutu Chatbotların Servqual Modeli Bağlamında İncelenmesi

17.30-17.45 Çay/Kahve arası  
17.45-18.30 Kapanış Oturumu ve Sonuç Bildirgesi  

Oturumlardaki bildiriler, ilk yazar ismine göre alfabetik olarak olarak sıralanmıştır. Oturumdaki sunum sırası, Oturum Başkanı tarafından belirlenecektir. Herbir bildiri sunumunun 20 dakika olması planlanmıştır.

Atölyelerle ilgili ayrıntılı bilgi için Atölyeler sayfasını ziyaret edeniz.

 


Yeni Medya Kongresi 4-5 Ekim’de İzmir’de

Eylül 18, 2019

Yeni Medya Çalışmaları 4. Ulusal Kongresi İzmir’de toplanacak. Yeni Medya Kongresi’nin 2019 yılındaki konusu “Yeni Eşitsizlikler” oldu.

Türkiye’de ulusal ve hakemli olmasıyla bir ilk olma özelliği taşıyan Yeni Medya Çalışmaları Kongresi’nin dördüncüsü İzmir’de toplanacak. Alternatif Bilişim Derneği tarafından iki yılda bir düzenlenen Yeni Medya Çalışmaları Kongresi’nin bu yılki teması “Yeni Eşitsizlikler” olarak belirlendi.

Kongrede, Türkiye’deki yeni medya kullanım pratikleri ve ortamları ile ilgili tartışmalarda göz ardı edilen sınıf, cinsiyet, etnik kimlik, kent veyahut taşrada yaşamak, eğitim vb. eşitsizliği üreten sosyo ekonomik belirlenimlere mercek tutulacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Barosu ve Sivil Düşün’ün desteği ile gerçekleşen kongre, yeni medya ekosistemindeki sınıf, etnisite, toplumsal cinsiyet, yaş, sahiplik yapısı, algoritmik kültür, gazeteciliğin dönüşümünde meydana gelen eşitsizlik ilişki ve yapılarını kapsamlı olarak ele alacak.

Dr. Elisabetta Costa’nın davetli konuşmacı olduğu Yeni Medya Kongresi’nde 15 oturumda, 61 bildiri sunulacak. Alanının uzmanlarından oluşan Bilim Kurulu tarafından seçilen bildiriler aracılığı ile toplumsal cinsiyetten haber üretim pratiklerine, dijital uçurumdan kamusal alana çok sayıda başlık tartışılacak. Kongrede, “Egemen Toplumsal Cinsiyet Rollerini Dönüştürmek mi, Yeniden Üretmek mi?”, “Katılımcı Kültür: Şeffaf Sınırlar”, “Süregelen Egemenlik – Eşitsizlik İlişkileri: Kapitalizm ‘Remake’”, “Dijital Gözetim ve Yönetişim”, “Dijital Kültür: Ütopya vs. Distopya”, “Dijital Beceriler ve Okuryazarlıklar: Kesişimsellikler”, “Yeni Medyada Habercilik: Vaatler ve Sorunlar”, “Dijital Beceriler ve Okuryazarlıklar: Eşitsizlik Alanları”, “Haber Odalarında Neler Oluyor?”, “Yaratıcılık ve Toplumsal Eylem Aracı Olarak Sanat”, “Kamusal Alan ve Yurttaşlık: Quo Vadis?” ve “Yeni Sorular Yeni Araştırma Alanları” başlıkları altında tartışma yürütülecek.

Sunumlarla eş zamanlı atölyeler

Bildiri sunumları ile eş zamanlı olarak hem etkileşimi artıracak hem de bilgi paylaşımını artıracak atölyeler düzenlenecek. Kongre kapsamında, “Gazeteciler için Yeni Medya”, “Kişisel Verilerin Korunması ve Dijital Güvenlik Atölyesi”, “Veri Okuryazarlığı’nın (VO) Veriye Ulaşmada, Okumada ve Yorumlamada Rolü ve Bir “Veri Eşitsizliği” Örneği Olarak ‘Gatesnotes 2019 Raporu’nun Anlattıkları!”, “Dijital Eşitsizliği Önlemek İçin İlk Kodumu Yazıyorum”. “Ürüne Dönüşen Öznenin Pazarlanması ve Alternatif Direniş Yolları” ve “Yeni Haber Üretim Pratiği Olarak Gazetecilikte Drone Kullanımı ve Sivil Havacılığa Entegrasyon” atölyeleri düzenlenecek. Kongre Kapanış bildirgesi ile kapatılacak.

Kongre programı yayınlandı

İzmir Barosu’nda düzenlenecek kongreye dinleyici olarak katılım ücretsiz. Katılım için yenimedya.org.tr adresi üzerinden “Kullanıcı Girişi” menüsünden “Yeni Hesap Oluştur” denilerek kayıt yapılması yeterli. Kongre programı ve atölyeler hakkında ayrıntılı bilgiye ise yenimedya.org.tr adresinden erişilebiliyor.

 


Çinliler nakitsiz alışverişte yüz tanıma teknolojisini benimsiyor…

Eylül 14, 2019

Özetleyen ve çeviren: Gökçe Özsu, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Bilimleri Dr. Programı

Nakit, kredi kartı, cüzdan ya da akıllı telefon artık yok: Çinli müşteriler, ülkeleri yüz tanıma teknolojisine geçtikçe, daha fazla sayıda ürünü yalnızca tek bir yüz hareketiyle satın alabiliyor.

Çin’in mobil ödeme altyapısı, dünyanın en ileri altyapılarından biri, ancak yeni sistemlerin -ki bunlar yüz tanımayı gerektiriyor- ülke çapında kullanıma sunulması QR kodlu ödeme yöntemini bile geride bırakıyor.

Mobil ödeme konusunda dünyanın en ileri altyapılarından birine sahip olan Çin’de müşteriler, yüzlerinin fotoğraflarını dijital ortamda banka hesaplarıyla eşleştirebiliyorlar. Ödeme yapabilmek içinse üzerinde kamera bulunan bir POS makinesi karşısında poz vermek yetiyor.

Yüzlerce şubesinde yüz tanıma teknolojisini kullanan ünlü bir pastane zincirinin[1] enformasyondan sorumlu üst düzey yöneticisi “Telefonumu yanıma bile almadım, alışveriş için yanıma herhangi bir şey almama gerek yok” diyor. “Mobil ödemenin ilk zamanlarında bu mümkün değildi, ancak yüz tanıma teknolojisi ortaya çıktıktan sonra yanımızda hiçbir şey olmadan ödeme yapabiliriz” diye açıklıyor.

Söz konusu yazılım halihazırda -genellikle yurttaşların gözetlenmesinde- kullanılıyor, hatta trafik kurallarının ihlal edenlerin ve suçluların yakalanmasında da yaygın bir şekilde kullanılıyor. Ancak yetkililer bu teknolojinin özellikle de Çin’in gözetlemeye en çok maruz kalan Xinjiang bölgesinde muhaliflerin bastırılmasında kullanıldığı konusunda eleştiriliyorlar.

“Burada büyük bir risk var… Özellikle de devlet bu verileri gözetim, izleme, siyasi muhaliflerin takibi, toplumsal ve enformasyon kontrolü, tıpkı Xinjiang’daki Uygurlara olduğu gibi etnik profilleme ve hatta öngörücü politikalarda kullanıldığı zaman” diyor Sydney’deki Macquarie Üniversitesi’nden Çin araştırmacısı Adam Ni. Bu durumun “yüz tanıma teknolojisinin verilerin toplanması ve kullanılması konusundaki en tartışmalı noktalardan biri” olduğunu ifade ediyor.

Veri güvenliği ve mahremiyet konusundaki çekincelere rağmen tüketiciler yüz tanıma teknolojisinin sokağa taşmasından rahatsız görünmüyorlar.

E-ticaret devi Alibaba’nın finans kolu Alipay, Çin’de zaten 100 şehirde kurulu cihazlarıyla sektörün lideri. Firma sektörde muazzam bir büyüme öngörüyor ve en son kabaca bir iPad büyüklüğünde bir makine kullanan “Smile-to-Pay” sistemine getirdiği güncellemeyi piyasaya sürdü. Alipay bu teknolojiyi kullanmak için önümüzdeki 3 yıllık sürede 3 milyar yuan (13 Eylül 2019 için 2,5 milyar liradan biraz daha az) harcayacak.

indir

600 milyon kullanıcıya sahip WeChat’i işleten Tencent firması ise ağustos ayında “Frog Pro” isimli yeni yüz tanıma teknolojisini tanıttı. Diğer taraftan, gittikçe artan sayıda start-up bu yükselen teknolojiden istifade etmeye çalışıyor.

“Yüz tanımanın, mobil ödeme sektörünün büyük oyuncularının zorlamasıyla popüler olma potansiyeli kesinlikle var” diyor Counterpart analisti Mengmeng Zhang, “Alipay, satıcılara sübvansiyonlar sunarken, kullanıcılarına da ödüller vererek yüz tanıma ile ödeme teknolojisini popüler hale getirmek için milyarlar harcıyor” diye sözlerine ekledi.

“Kullanışlı, çünkü alacağınızı çabucak satın alabilirsiniz” diyor emekli Zhang Liming manav alışverişini yüz tanıma ödemesiyle yaparken. “Geleneksel süpermarketlerdeki ödemelerden farklı, çünkü kasada sıra bekliyorsunuz, ki epey bu da zahmetli bir şey.”

Bo Hu, pastane zincirlerinin 300’ünde yüz tanıma teknolojili ödeme sistemi bulunduğunu ve 400’ünde daha aynı sistemi getireceklerini söylüyor. Kasa sırasını daha verimli kılacağına inanırken epey az sayıdaki kullanıcının bu yeni teknolojiyi kullandığını kabul ediyor.

Yeni teknoloji aynı zamanda daha çok veri toplama için de bir yol da sunuyor.

“Akıllı perakende satış trendinin büyük kısmı şu iki sebepten dolayı şirketler tarafından yönlendiriliyor: Hırsızlığın önlenmesi ile pazarlama analizleri için tüketici tercihleri konusunda daha iyi veri toplayabilmek” diyor Oxford Üniversitesi YZ Yönetimi Merkezi araştırmacılarından Jeffrey Ding.

Yüz tanıma ile ödeme teknolojisinin yaygın bir şekilde uygulanması, teknoloji şirketlerinin çok miktarda veri sağlamasıyla YZ endüstrisinin sütunlarından biri olması şeklindeki daha geniş ölçekli bir hükümet planına uyabilir.

Teknolojinin destekçileri mahremiyet konusundaki endişeleri umursamıyor.

“Yüz tanıma teknolojisi mahremiyetimizi korumamıza yardım edecek” diye öne sürüyor sektörde yer alan mühendis Li Dongliang.

“Geleneksel yöntemde, biri yanında beklerken şifre girmek son derece tehlikelidir. Şimdi ödememizi yüzümüzle yapabiliyoruz, bu da hesabımızı koruma altına alıyor” diye sözlerine ekledi.

Pek çok tüketici için, yüz tanıma kullanmasını engelleyen şey mahremiyet değil kendilerini beğenme konusundaki çekinceleri oldu.

Sina’nın bir anketi, katılımcıların yüzde 60’ından fazlasının ödeme için yüzlerinin taranasını kendilerini “çirkin” hissettirdiğini aktardı.

Buna karşılık Alipay, tüm kameralarına “güzelleştirici filtreler” koyacağını açıkladı. Teknoloji devi şöyle diyor: “Yüzünüz artık diğer güzelleştirici uygulamaların gösterdiğinden daha güzel olacak!”

Kaynak: http://www.koreatimes.co.kr/www/world/2019/09/683_275321.html

[1] Wedome bakery.


EuroDIG, YouthDIG ve SEEDIG: İnternet Yönetiminde Gençler Ne Düşünüyor?

Eylül 13, 2019

Yazan: Derya Güçdemir

YouthDIG (Youth Dialogue on Internet Governance) Gençlik Mesajları’nın yayınlanmasının ardından, programa katılan her gençten mesajları kendi diline çevirmesi ve gençlerin İnternette gördüğü sorunlara, olası çözüm yollarına ve karar alıcılardan isteklerine odaklanan bu mesajları kendi çevresiyle paylaşması istendi. Mesajları paylaşmadan önce programı, yaptığımız etkinlikleri ve tartışmaları anlatmak istiyorum ama belki de daha öncesinde biraz İnternet Yönetimi nedir bununla başlamalıyım.

İnternet Yönetimi, “İnternetin nasıl yönetildiğini etkileyen süreçler” olarak tanımlanıyor[1]. İnternet Yönetimini daha önce duymamış birisine anlatacak olsaydım sanırım İnternette karşılaştığımız her şeyi ele aldığını söylerdim: Siber Güvenlik, İnternete erişim, altyapı, içerik yönetimi, güvenlik, mahremiyet, pornografi, çocuk hakları, ifade özgürlüğü, bilgiye erişim, web standartları, ağ tarafsızlığı gibi İnterneti nasıl kullanacağımıza ve sorunları nasıl çözeceğimize odaklanıyor. Yani aslında İnternetin kullanımını ve gelişimini şekillendiriyor. Bunu gerçekleştirebilmek için güvenlik, teknolojilerin gelişimi, altyapı, standartların oluşturulması, içerik yönetimi, insan hakları, sosyal ve kültürel konular, ekonomik ve hukuksal boyutlar gibi İnternetin farklı alanlarındaki ilkeler, kurallar, süreçler ve kararlarla ilgileniyor. Bu sorunları küresel, ulusal, yerel ya da uluslararası bir şekilde nasıl çözebileceğimize dair yol gösteriyor.

Fakat aynı zamanda “İnterneti kim yönetiyor” sorusuna da bir cevap niteliğinde. Birlikte düşünelim. Gerçekten sizce İnterneti kim yönetiyor? Çevrimiçi hizmet sağlayıcıları? Hükümet? Devlet? Akademi? Teknik insanlar? Şirketler? Peki, Türkiye’de kim yönetiyor? İnternet deyince aklınıza gelen aktörler veya kurumlar neler? BTK? ODTÜ? Türk Telekom? Turkcell? KVKK? İnternet Yönetimi, İnternetteki paydaşlara ve bu paydaşların İnternetteki sorunlar karşısında nasıl çalıştığına da dikkat çekiyor.

Internet Society: Internet Ecosystem

ecosys

 

Haziran ayında Lahey, Hollanda’da gerçekleştirilen EuroDIG’e katılma imkanı elde ettim. EuroDIG, İnternet ve İnternetin nasıl yönetildiği hakkındaki görüşleri paylaşmak için çok paydaşlı açık bir platform. 2008 yılında çeşitli organizasyonlar, hükümet temsilcileri ve uzmanlar tarafından kuruldu. İnternet için (geliştirilen/geliştirilecek) kamu politika(ları) hakkında İnternet topluluklarıyla diyaloğu ve işbirliğini teşvik ediyor.[2] Her yıl farklı bir Avrupa şehrinde yapılan diyalogla sonlandırılıyor ve hazırlanan EuroDIG mesajları IGF’de (Internet Governance Forum) sunuluyor. EuroDIG, daha çok düşüncelerin paylaşıldığı ve tartışıldığı bir yer, kararların alındığı değil. Çok paydaşlı diyalog ile paydaşların en iyi pratiklerini paylaşmalarını ve mümkünse birlikte ortak zemin bulmayı amaçlıyorlar (a.g.e.). EuroDIG’de benim katılmayı tercih ettiğim oturumlar şunlardı: “GDPR Implementation – Blind spots, opportunities, and the way forward”, “Accountability in the Digital Age”, “Ethics by design – Moving from ethical principles to practical solutions” ve “Smart cities and governance”. Programdaki tüm konulara bu link ile ulaşabilirsiniz. Tüm bu oturumlarda dikkatimi çeken bazı noktalar vardı. Birincisi oturumda tartışılan konuların madde madde not edilmesi ve oturum sonunda sesli bir şekilde okunup herkesin onayının alınmasıydı. İkinci olarak zamanı kullanış şekilleri. Devlet ya da bakanlıkta çalışan birisi ya da bir akademisyen veya teknik bir insan herkes düşüncesini ifade etmek için gereğinden fazla süre kullanmamaya çok özen gösteriyordu. Son olarak ise tartışılan konulara yaklaşımları. Oturumda bir konuyla ilgili bir soruna işaret ettiğinizde arkasından hemen “peki siz bu bahsettiğiniz sorunu nasıl çözerdiniz, nasıl çözülebilir” cümlesinin gelmesi. Her soruna çözüm odaklı yaklaşmaları. Sorunları çerçevelemekten daha fazlasını yapıp, nasıl çözeceğiz sorusuna odaklanıyor olmaları sanırım EuroDIG’i verimli kılan özelliklerinden birisi. Sorunlar karşısındaki bu açık sözlü, vakit kaybetmeyen, eleştiriyi kabul eden ve sonuç odaklı yaklaşımlarının Hollanda kültürüyle ilgili olduğunu da gözlemleme fırsatım oldu.

YANGTZE 2

YouthDIG ise EuroDIG’in (European Dialogue on Internet Governance) gençlik programı. EuroDIG’ten önce gerçekleşen ve sadece gençlere ayrılmış üç günlük bir program. Avrupa’daki farklı ülkelerden bu konuya ilgi duyan ve çeşitli çalışma alanlarından gelen gençlere İnternet Yönetimi hakkında tartışma, öğrenme ve bağ kurmayı sağlayan bir program. Benim gibi İletişim öğrencilerinin yanında Sosyoloji, Fransız Dili ve Edebiyatı, Bilgisayar Mühendisliği, Siber Güvenlik, Hukuk, Uluslararası İlişkiler gibi farklı disiplinlerden gelen lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri vardı. İlgimi çeken bir nokta ise neredeyse tüm öğrencilerin okuldaki çalışmalarının dışında İnternet Yönetimiyle bir şekilde ilgileniyor olmasıydı: Better Internet for Kıds, Safer Internet gibi kimisi bir derneğe, bir topluluğa ya da bir çalışma grubuna üyeydi ve buralarda da ayrıca çalışmalar yürütüyorlardı. Bu da aslında bu programlara başvururken farklı disiplinlerden gelmenin ve çeşitliliğin desteklendiğini ve konuyla ilgili motivasyonunuzu göstermenin programa kabul edilmek için yeterli olduğunu gösteriyor. Program boyunca, hem birbirimizden öğrenme imkanı bulurken hem de bu konuda çalışan uzmanların verdikleri atölye çalışmaları sırasında sorularımızı sorma ve tanışma imkanı bulduk. Sonrasında ise EuroDIG ve Global IGF’de yayınlanacak olan gençlik mesajları üzerinde çalıştık. Bu mesajlar bizler için çok önemliydi, çünkü gençler olarak karar alıcılardan ne istediğimizi, hangi sorunlara işaret ettiğimizi ve nasıl çözümler önerdiğimizi gösteriyordu. Mesajların üzerinde gruplar halinde çalışırken hepimizin buluştuğu ortak bir nokta vardı: “Motherhood statement” denilen söylendiğinde çok az insanın karşı çıkacağı, belli belirsiz iyi niyetli basmakalıp sözlerden[3] uzak durmak. Örneğin, “İnternet Yönetiminde gençlerin katılımı önemlidir” gibi. Bu yazıyı yazarken “motherhood statement” ifadesinin ne kadar cinsiyetçi olduğunu ilk defa fark ediyorum. O halde yerine “platitude” kelimesini kullanalım, “basmakalıp söz”.

67299143_10157344553412103_4729170510892498944_o

Peki gençlik mesajlarının dışında programda neler var? Neler yaptık ve neler öğrendik? Program için online başvurunun ardından seçilen gençlerin EuroDIG ve YouthDIG etkinliğine kadar bazı sorumlulukları oluyor. YouthDIG öncesinde 2-3 tane online toplantıya katılmak, verilen konular üzerinde çalışmak ve EuroDIG sırasında ise oturumlarda uzaktan katılım moderatörlüğü yapmak. Program boyunca hem program koordinatörleri hem de alandaki uzman kişiler tarafından bizler için bazı atölye çalışmaları düzenledi: Dijital Çağda İnsan Hakları, Siber Güvenlik, Erişim & Okuryazarlık, İnsan Hakları ve Siber Güvenlik Arasındaki Denge. Bunun dışında, Adalet ve Güvenlik Bakanlığı ziyaretinde bulunduk ve Lahey Belediyesi ve Ekonomik İlişkiler ve İklim Politikası Bakanlığı çalışanlarıyla buluşma ve konu uzmanlarıyla tanışma düzenlendi. Eğitimlerin dışında, programa katılan gençlerin birbiriyle kısa sürede tanışabilmesi ve vakit geçirebilmesini sağlayan etkinlikler de vardı. Örneğin, hep birlikte hoş geldin yemeği yedik, yemek yapma okuluna gittik, aynı otelde kaldık, her sabah, öğle ve akşam birlikte yemek yedik hatta bir sahil partisine bile gittik! Sosyalleştiğimiz ortamların biraz yemek ağırlıklı olduğunu fark etmiş olabilirsiniz, kendi kültürlerini çok güzel tanıttıklarını ve çok da lezzetli olduğunu söyleyebilirim!

 

67514681_10157344559302103_1262241234177490944_o

Mesajlarımızı paylaşmamız için EuroDIG’de bizim için ayrı bir oturum ayrılmıştı ve daha öncesinde kendi aramızda mesajları kimin sunacağını belirlemiştik. Avusturya’da birinci sınıf Hukuk öğrencisi olan Lili Leisser mesajları sunmadan önce bir konuya dikkat çekti: “Genellikle bu tarz programlara gençlerin davet edildiğini ve fikirlerini paylaşmalarının istendiğini ama karar alma süreçlerine dahil edilmediğini görüyoruz. Her toplantıda, karar alma süreçlerine büyüyünce etkimizin olacağı vurgulanıyor, peki o zaman gençlerin katılımı neden var? Eğer hala daha gençken (18-27), bu süreçlere genç bir birey olarak katılamayacaksak, fikirlerimiz genç olduğumuz için ötelenecekse, katılımımızın nasıl bir anlamı olabilir”? Söylemek istediği düşünceye gerçekten çok katılıyorum. Bu Türkiye’de de sıkça olan bir durum. Gençler olarak seminerlere, konferanslara veya diyaloglara katılmamız destekleniyor. Gençler olarak bu programlarda olmamız karar alıcılara göre “cool”. Ama gerçekten karar alma süreçlerine gençler olarak katılmamız ne zaman desteklenecek? Ben de kendimi her zaman şu sorunun cevabını merak ederken buluyorum: “Neden gençler sadece soru sorması beklenen ama soru sorulan kişiler olamıyor? Demek istediğim, neden gençlerin de cevaplayabileceği soruların olabileceği düşünülmüyor? Neden gençlerin sesi küçük seminer odalarına ve programın sonlarına konuluyor”? Gençlere sorular sorarak bazı çözümlere daha çabuk ulaşabileceğimiz kanısındayım.

2019 YouthDIG Mesajları

Dijital Etik & Kapsayıcılık

  • Genç insanların daha iyi bilgilendirilebilmesi ve katılımlarının çok paydaşlı diyalog ile güçlendirilebilmesi için gençlerle ilgili İnternet Yönetimi süreçlerinin ve politikalarının daha iyi iletilmesi gerekmektedir.
  • Nefret söylemi, sahte haber, gizlilik ve siber zorbalık gibi ortaya çıkmakta olan çevrimiçi sorunlar okullarda yeterince tartışılmamakta ve öğretilmemektedir. En küçük öğrencilerin çevrimiçi ortama karşı farkındalığını artırmaya ve gerekli dijital becerileri ve dijital okuryazarlığı geliştirmeye odaklanan regülasyon tarafından uygulanan bir müfredat geliştirmeyi tahayyül ediyoruz.
  • Çok paydaşlı bir ortamda SAPA (Smart Active Participation Algorithm – Akıllı Aktif Katılım Algoritması’nın) en ileri öncelik olmasını istiyoruz. Bu algoritmanın amacı, Internet’te Avrupa Konseyi girişimleri hakkındaki bilgilere göz atarken maruz kaldığımız bazı reklamları değiştirmektir. SAPA, İnternet aracılığıyla her yaştan insanın Avrupa Konseyi girişimlerine katılımını güçlendirmek için kullanıcıların yaşına bağlı olarak Avrupa Konseyi tarafından farklılaştırılmış fırsatlar önerecektir.
  • Devletlerin algoritmaları tasarlamadaki etik kodlarının gençlerin katılımı ve dijital işbirliği ile harmonize edilmesi
  • Internet Yönetimi gençlik elçiliği programı ile yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde karar alma süreçlerine gençlerin dahil edilmesini arzu ediyoruz. Yarının liderlerine bugün ses vermek için halihazırda var olan gençlik parlamentoları güçlendirilmelidir.

Siber Güvenlik, Güven & Gizlilik

  • Birçok kişinin mahremiyetini geri kazanmak için hükümetlerin reaktif önlemler almak yerine proaktif katılımını istiyoruz. Veri koruma ve çevrimiçi kullanıcı güvenliği hakkındaki farkındalığı artırmak için, hükümetlere iki konuda çağrıda bulunuyoruz:
    • Kamusal tartışmanın teşvik edilmesi
  • Temel halk eğitiminde dijital okuryazarlığın yaygın hale getirilmesi

Ayrıca, anonimliği uygulanabilir bir seçenek haline getirmesi için özel sektöre çağrıda bulunuyoruz.

  • Siber Güvenlik, çok paydaşlı bir yaklaşım gerektiren kolektif bir çalışmadır. Bunu gizliliğimize saygı duyarken, şeffaflık ile gerçekleştirmeliyiz. Nesnelerin İnterneti, artan yetenekleri ve tehditleri ile sürekli hızlı gelişimi sayesinde siber güvenlik için önemli bir dayanaktır. Eğitim müfredatına Nesnelerin İnternetinin Güvenliğini (dahil edecek) şekilde farkındalık yaratmalı, zenginleştirmeli ve güncellemeliyiz.
  • Şeffaflığı teşvik etmek amacıyla, düzenleyiciler teknolojinin açık kaynak olmasını desteklemelidir.

Görüldüğü üzere, gençlik mesajları açık kaynak kullanımı, dijital okuryazarlık, siber güvenlik, veri koruma, mahremiyet, gençlerin karar alma süreçlerine katılımı ve algoritmaların sosyo-kültürel ektilerine odaklanıyor. Benim üzerinde çalıştığım mesaj ise ikincisi yani en küçük öğrencilerin çevrimiçi ortama karşı farkındalığını artırmaya ve gerekli dijital becerileri ve dijital okuryazarlığı geliştirmeye odaklanan ve regülasyon tarafından uygulanan bir müfredatın geliştirilmesiydi. Buradaki en küçük yaştaki öğrenci vurgusunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Eminim ki sizin de çevrenizde 8-9 yaşlarında belki daha da küçük yaştaki çocukların telefon/tablet/bilgisayar kullandığını, farklı uygulamaları kendi kendilerine açmayı ve o uygulama içinde kendi istedikleri içeriklere ulaşmayı öğrendiklerini görmüşsünüzdür. Dijital teknoloji ve İnternet ile bu kadar küçük yaşta ilgilenmeye başlanıldığı halde çevrimiçi ortamda karşılaşabilecek sorunlarla öğrencilerin nasıl mücadele edileceğine yönelik bir müfredat yok. Eğer müfredat varsa bile, uygulanmadığını görebiliyoruz. Üniversitelerin bile sadece belirli bölümlerinde gizlilik, siber zorbalık, nefret söylemi ya da mahremiyet ile ilgili konulardan bahsediliyor. Bu bağlamda, çevrimiçi sorunlara karşı farkındalığımızın, dijital becerilerimizin ve okuryazarlığımızın düşük olduğunu ve bu becerileri bize kazandıracak bir müfredata ihtiyaç duyduğumuzu söylemek sanırım yanlış olmayacaktır.

48143600286_158d80bf1f_z

EuroDIG ve YouthDIG’e katılmak için ayrı başvuru yapılabildiği gibi, benim yaptığım şekilde SEEDIG (South Eastern European Dialogue on Internet Governance) üzerinden katılmak da mümkün. SEEDIG ise Güney Doğu Avrupa ve komşu bölgelerinin sürdürülebilir ekonomik ve sosyal gelişiminde dijital teknolojilerin önemli bir rol oynadığı düşüncesinden yola çıkarak bu bölgelerin sağlıklı, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir şekilde dijital gelişiminin sağlanması vizyonuyla kurulmuş bir diyalog/forum[4]. Dijital teknolojilerin ve İnternetin kullanımı ve gelişimiyle ilgili sorunları çok paydaşlı bir diyalog ve işbirliğiyle çözmeyi hedefliyor (a.g.e.).

Belki de EuroDIG varken ve halihazırda Güney Doğu Avrupa ülkelerini de kapsarken neden ayrıca bir diyalog kurulmasına ihtiyaç duyuldu diye düşünüyor olabilirsiniz. Bunun için iki sebep görüyorum. Güney Doğu Avrupa’daki ve komşu ülkelerin dijital teknolojiler ya da İnternet ile ilgili yaşadığı sorunlar Orta Avrupa ya da Kuzey Avrupa ülkelerinin karşılaştığı sorunlardan daha farklı. SEEDIG aslında bu sorunlara daha iyi odaklanılmasını sağlıyor. Ayrıca bu farklılıklardan dolayı ve daha az imkanlardan dolayı normalde EuroDIG’e katılmayacak olan aktörlerin SEEDIG aracılıcığıyla güçlendiğini ve bu bölgedeki ülkelerin katılımını artırdığını görüyoruz.

EuroDIG’de olduğu gibi, SEEDIG’in de bir gençlik okulu var: SEEDIG Youth School. Bu bölgede okuyan veya yaşayan gençlere yönelik olarak yapılan bir kapasite geliştirme girişimi. Programın amacı, bölgedeki gençlerin İnternet Yönetimi süreçlerine ve foruma aktif bir şekilde katılmalarını sağlamak, öğrenmeleri, bağ kurmaları ve fikir değişiminde bulunmaları için bir alan yaratmak ve son olarak İnternet Yönetimi ve dijital politika süreçlerine daha fazla gencin uzun süreli katkıda bulunabilmesi için teşvik etmek[5].

Mayıs ayında Bükreş, Romanya’da gerçekleşen SEEDIG ve gençlik okulu programına katılma imkanı elde ettim. SEEDIG boyunca farklı aktörler (hükümet, özel sektör, sivil toplum, teknik komünite) güvenlik ve dijital güven, dijital innovasyon, dijital işler, erişilebilirlik ve beceriler gibi farklı tartışma konuları üzerinde yoğunlaştılar. SEEDIG Youth School’da ise YouthDIG’de olduğu gibi programa başvuru sonrası seçilen gençlere ilk önce Internet Society üzerinden online eğitim verildi, her eğitimin sonunda belirli konular üzerinde çevrimiçi tartışmalar ve fikir alışverişi yapıldı ve aynı zamanda çevrimiçi foruma haftalık olarak katkı sunmamız beklendi. Bu sürecin sonunda Bükreş, Romanya’ya davet edilen gençlerden “dijital çağda etik” isimli münazara konusuna hazırlanmaları istendi.  Teknoloji şirketlerinin daha etik ve yükümlü olmaları için bu şirketlere “Chief Ethics Officer” görevinde çalışacak kişileri işe almanın olumlu ve olumsuz yanlarını tartıştık. Tartışmanın sonuçlarını ve iki tarafın öne sürdüğü savları bu linkte bulabilirsiniz. Bunun dışında RIPE NCC, ICANN ve Internet Society’deki koordinatörlerin verdiği eğitimleri dinleme ve sorularımızı sorma şansımız oldu. SEEDIG Youth School sonrasında EuroDIG’e gönderilecek üç kişi seçiliyor. YouthDIG ve EuroDIG’e ben de bu şekilde katılmış oldum.

Sanırım tüm bu organizasyonların en güzel kısmı programa katılan öğrencilerin hepsinin farklı ard alandan gelmesi ve bir konuyu farklı disiplinlerin bakış açısıyla tartışabilmemizdi. Örneğin, kişisel veri nedir sorusuna ben “bir bireyi kendisi olarak hedefleyen ve tanımlayan herhangi bir kişisel veri” olarak tanımlarken, hukuk bölümünden bir öğrenci bu tanımın uygulamada yaratabileceği ve halihazırda GDPR’ın kişisel veri tanımının da yarattığı sorunlara dikkat çekmesi gibi çok verimli ve eleştirel tartışmalarda bulunduk. Aynı zamanda gittiğimiz ülkeleri gezip görebilme ve kültürlerini deneyimleme şansımız oldu. Farklı ülkelerden gelen gençlerin kendi ülkelerinde yaşadıkları sorunları ve bu sorunlar için nasıl çalıştıklarını dinlemek çok motive ediciydi. Tabi bir de ICANN, RIPE NCC, Internet Society gibi İnternet için çok önemli olan kurumlarda/organizasyonlarda çalışan insanlarla tanışma fırsatı yaratmaları çok değerliydi.

Bir kez böyle bir etkinliğe katıldığınızda, gerçekten diğerlerini kaçırmak istemiyorsunuz. Eğer sizde İnternet Yönetimi konusunda çalışmak ve neler yapabileceğinizi öğrenmek istiyorsanız, aşağıda verdiğim linklerin sizin için faydalı olacağını düşünüyorum. IGF Türkiye (https://igfturkey.wordpress.com/), Youth Observatory (https://www.internetsociety.org/tag/youth-observatory/), IGF Youth Ambassadors Program (https://www.internetsociety.org/fellowship/igf-youth-ambassadors-program/), ICANN, Internet Society ve SEEDIG Fellowship Programları ile İnternet Yönetimi süreçlerine siz de katılım sağlayabilirsiniz.

[1]     https://www.internetsociety.org/issues/internet-governance/

[2]     https://www.eurodig.org/index.php?id=74

[3]     https://www.treasuringmothers.com/motherhood/

[4]     https://seedig.net/wp-content/uploads/2018/11/SEEDIG_Presentation_digital.pdf

[5]     https://seedig.net/youth-school-2019/


Yeni Medya 4.Ulusal Kongresi Programı Açıklandı

Eylül 5, 2019

Alternatif Bilişim Derneği’nin düzenlediği Yeni Medya 4.Ulusal Kongre’sinin programı açıklandı:  http://yenimedya.org.tr/

Kongre: İzmir Barosu-Alsancak İzmir

Tarih:4-5 Ekim 2019


%d blogcu bunu beğendi: