Ocak 7, 2014

Slide1_1 Slide1_2

Reklamlar

Çinliler nakitsiz alışverişte yüz tanıma teknolojisini benimsiyor…

Eylül 14, 2019

Özetleyen ve çeviren: Gökçe Özsu, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Bilimleri Dr. Programı

Nakit, kredi kartı, cüzdan ya da akıllı telefon artık yok: Çinli müşteriler, ülkeleri yüz tanıma teknolojisine geçtikçe, daha fazla sayıda ürünü yalnızca tek bir yüz hareketiyle satın alabiliyor.

Çin’in mobil ödeme altyapısı, dünyanın en ileri altyapılarından biri, ancak yeni sistemlerin -ki bunlar yüz tanımayı gerektiriyor- ülke çapında kullanıma sunulması QR kodlu ödeme yöntemini bile geride bırakıyor.

Mobil ödeme konusunda dünyanın en ileri altyapılarından birine sahip olan Çin’de müşteriler, yüzlerinin fotoğraflarını dijital ortamda banka hesaplarıyla eşleştirebiliyorlar. Ödeme yapabilmek içinse üzerinde kamera bulunan bir POS makinesi karşısında poz vermek yetiyor.

Yüzlerce şubesinde yüz tanıma teknolojisini kullanan ünlü bir pastane zincirinin[1] enformasyondan sorumlu üst düzey yöneticisi “Telefonumu yanıma bile almadım, alışveriş için yanıma herhangi bir şey almama gerek yok” diyor. “Mobil ödemenin ilk zamanlarında bu mümkün değildi, ancak yüz tanıma teknolojisi ortaya çıktıktan sonra yanımızda hiçbir şey olmadan ödeme yapabiliriz” diye açıklıyor.

Söz konusu yazılım halihazırda -genellikle yurttaşların gözetlenmesinde- kullanılıyor, hatta trafik kurallarının ihlal edenlerin ve suçluların yakalanmasında da yaygın bir şekilde kullanılıyor. Ancak yetkililer bu teknolojinin özellikle de Çin’in gözetlemeye en çok maruz kalan Xinjiang bölgesinde muhaliflerin bastırılmasında kullanıldığı konusunda eleştiriliyorlar.

“Burada büyük bir risk var… Özellikle de devlet bu verileri gözetim, izleme, siyasi muhaliflerin takibi, toplumsal ve enformasyon kontrolü, tıpkı Xinjiang’daki Uygurlara olduğu gibi etnik profilleme ve hatta öngörücü politikalarda kullanıldığı zaman” diyor Sydney’deki Macquarie Üniversitesi’nden Çin araştırmacısı Adam Ni. Bu durumun “yüz tanıma teknolojisinin verilerin toplanması ve kullanılması konusundaki en tartışmalı noktalardan biri” olduğunu ifade ediyor.

Veri güvenliği ve mahremiyet konusundaki çekincelere rağmen tüketiciler yüz tanıma teknolojisinin sokağa taşmasından rahatsız görünmüyorlar.

E-ticaret devi Alibaba’nın finans kolu Alipay, Çin’de zaten 100 şehirde kurulu cihazlarıyla sektörün lideri. Firma sektörde muazzam bir büyüme öngörüyor ve en son kabaca bir iPad büyüklüğünde bir makine kullanan “Smile-to-Pay” sistemine getirdiği güncellemeyi piyasaya sürdü. Alipay bu teknolojiyi kullanmak için önümüzdeki 3 yıllık sürede 3 milyar yuan (13 Eylül 2019 için 2,5 milyar liradan biraz daha az) harcayacak.

indir

600 milyon kullanıcıya sahip WeChat’i işleten Tencent firması ise ağustos ayında “Frog Pro” isimli yeni yüz tanıma teknolojisini tanıttı. Diğer taraftan, gittikçe artan sayıda start-up bu yükselen teknolojiden istifade etmeye çalışıyor.

“Yüz tanımanın, mobil ödeme sektörünün büyük oyuncularının zorlamasıyla popüler olma potansiyeli kesinlikle var” diyor Counterpart analisti Mengmeng Zhang, “Alipay, satıcılara sübvansiyonlar sunarken, kullanıcılarına da ödüller vererek yüz tanıma ile ödeme teknolojisini popüler hale getirmek için milyarlar harcıyor” diye sözlerine ekledi.

“Kullanışlı, çünkü alacağınızı çabucak satın alabilirsiniz” diyor emekli Zhang Liming manav alışverişini yüz tanıma ödemesiyle yaparken. “Geleneksel süpermarketlerdeki ödemelerden farklı, çünkü kasada sıra bekliyorsunuz, ki epey bu da zahmetli bir şey.”

Bo Hu, pastane zincirlerinin 300’ünde yüz tanıma teknolojili ödeme sistemi bulunduğunu ve 400’ünde daha aynı sistemi getireceklerini söylüyor. Kasa sırasını daha verimli kılacağına inanırken epey az sayıdaki kullanıcının bu yeni teknolojiyi kullandığını kabul ediyor.

Yeni teknoloji aynı zamanda daha çok veri toplama için de bir yol da sunuyor.

“Akıllı perakende satış trendinin büyük kısmı şu iki sebepten dolayı şirketler tarafından yönlendiriliyor: Hırsızlığın önlenmesi ile pazarlama analizleri için tüketici tercihleri konusunda daha iyi veri toplayabilmek” diyor Oxford Üniversitesi YZ Yönetimi Merkezi araştırmacılarından Jeffrey Ding.

Yüz tanıma ile ödeme teknolojisinin yaygın bir şekilde uygulanması, teknoloji şirketlerinin çok miktarda veri sağlamasıyla YZ endüstrisinin sütunlarından biri olması şeklindeki daha geniş ölçekli bir hükümet planına uyabilir.

Teknolojinin destekçileri mahremiyet konusundaki endişeleri umursamıyor.

“Yüz tanıma teknolojisi mahremiyetimizi korumamıza yardım edecek” diye öne sürüyor sektörde yer alan mühendis Li Dongliang.

“Geleneksel yöntemde, biri yanında beklerken şifre girmek son derece tehlikelidir. Şimdi ödememizi yüzümüzle yapabiliyoruz, bu da hesabımızı koruma altına alıyor” diye sözlerine ekledi.

Pek çok tüketici için, yüz tanıma kullanmasını engelleyen şey mahremiyet değil kendilerini beğenme konusundaki çekinceleri oldu.

Sina’nın bir anketi, katılımcıların yüzde 60’ından fazlasının ödeme için yüzlerinin taranasını kendilerini “çirkin” hissettirdiğini aktardı.

Buna karşılık Alipay, tüm kameralarına “güzelleştirici filtreler” koyacağını açıkladı. Teknoloji devi şöyle diyor: “Yüzünüz artık diğer güzelleştirici uygulamaların gösterdiğinden daha güzel olacak!”

Kaynak: http://www.koreatimes.co.kr/www/world/2019/09/683_275321.html

[1] Wedome bakery.


EuroDIG, YouthDIG ve SEEDIG: İnternet Yönetiminde Gençler Ne Düşünüyor?

Eylül 13, 2019

Yazan: Derya Güçdemir

YouthDIG (Youth Dialogue on Internet Governance) Gençlik Mesajları’nın yayınlanmasının ardından, programa katılan her gençten mesajları kendi diline çevirmesi ve gençlerin İnternette gördüğü sorunlara, olası çözüm yollarına ve karar alıcılardan isteklerine odaklanan bu mesajları kendi çevresiyle paylaşması istendi. Mesajları paylaşmadan önce programı, yaptığımız etkinlikleri ve tartışmaları anlatmak istiyorum ama belki de daha öncesinde biraz İnternet Yönetimi nedir bununla başlamalıyım.

İnternet Yönetimi, “İnternetin nasıl yönetildiğini etkileyen süreçler” olarak tanımlanıyor[1]. İnternet Yönetimini daha önce duymamış birisine anlatacak olsaydım sanırım İnternette karşılaştığımız her şeyi ele aldığını söylerdim: Siber Güvenlik, İnternete erişim, altyapı, içerik yönetimi, güvenlik, mahremiyet, pornografi, çocuk hakları, ifade özgürlüğü, bilgiye erişim, web standartları, ağ tarafsızlığı gibi İnterneti nasıl kullanacağımıza ve sorunları nasıl çözeceğimize odaklanıyor. Yani aslında İnternetin kullanımını ve gelişimini şekillendiriyor. Bunu gerçekleştirebilmek için güvenlik, teknolojilerin gelişimi, altyapı, standartların oluşturulması, içerik yönetimi, insan hakları, sosyal ve kültürel konular, ekonomik ve hukuksal boyutlar gibi İnternetin farklı alanlarındaki ilkeler, kurallar, süreçler ve kararlarla ilgileniyor. Bu sorunları küresel, ulusal, yerel ya da uluslararası bir şekilde nasıl çözebileceğimize dair yol gösteriyor.

Fakat aynı zamanda “İnterneti kim yönetiyor” sorusuna da bir cevap niteliğinde. Birlikte düşünelim. Gerçekten sizce İnterneti kim yönetiyor? Çevrimiçi hizmet sağlayıcıları? Hükümet? Devlet? Akademi? Teknik insanlar? Şirketler? Peki, Türkiye’de kim yönetiyor? İnternet deyince aklınıza gelen aktörler veya kurumlar neler? BTK? ODTÜ? Türk Telekom? Turkcell? KVKK? İnternet Yönetimi, İnternetteki paydaşlara ve bu paydaşların İnternetteki sorunlar karşısında nasıl çalıştığına da dikkat çekiyor.

Internet Society: Internet Ecosystem

ecosys

 

Haziran ayında Lahey, Hollanda’da gerçekleştirilen EuroDIG’e katılma imkanı elde ettim. EuroDIG, İnternet ve İnternetin nasıl yönetildiği hakkındaki görüşleri paylaşmak için çok paydaşlı açık bir platform. 2008 yılında çeşitli organizasyonlar, hükümet temsilcileri ve uzmanlar tarafından kuruldu. İnternet için (geliştirilen/geliştirilecek) kamu politika(ları) hakkında İnternet topluluklarıyla diyaloğu ve işbirliğini teşvik ediyor.[2] Her yıl farklı bir Avrupa şehrinde yapılan diyalogla sonlandırılıyor ve hazırlanan EuroDIG mesajları IGF’de (Internet Governance Forum) sunuluyor. EuroDIG, daha çok düşüncelerin paylaşıldığı ve tartışıldığı bir yer, kararların alındığı değil. Çok paydaşlı diyalog ile paydaşların en iyi pratiklerini paylaşmalarını ve mümkünse birlikte ortak zemin bulmayı amaçlıyorlar (a.g.e.). EuroDIG’de benim katılmayı tercih ettiğim oturumlar şunlardı: “GDPR Implementation – Blind spots, opportunities, and the way forward”, “Accountability in the Digital Age”, “Ethics by design – Moving from ethical principles to practical solutions” ve “Smart cities and governance”. Programdaki tüm konulara bu link ile ulaşabilirsiniz. Tüm bu oturumlarda dikkatimi çeken bazı noktalar vardı. Birincisi oturumda tartışılan konuların madde madde not edilmesi ve oturum sonunda sesli bir şekilde okunup herkesin onayının alınmasıydı. İkinci olarak zamanı kullanış şekilleri. Devlet ya da bakanlıkta çalışan birisi ya da bir akademisyen veya teknik bir insan herkes düşüncesini ifade etmek için gereğinden fazla süre kullanmamaya çok özen gösteriyordu. Son olarak ise tartışılan konulara yaklaşımları. Oturumda bir konuyla ilgili bir soruna işaret ettiğinizde arkasından hemen “peki siz bu bahsettiğiniz sorunu nasıl çözerdiniz, nasıl çözülebilir” cümlesinin gelmesi. Her soruna çözüm odaklı yaklaşmaları. Sorunları çerçevelemekten daha fazlasını yapıp, nasıl çözeceğiz sorusuna odaklanıyor olmaları sanırım EuroDIG’i verimli kılan özelliklerinden birisi. Sorunlar karşısındaki bu açık sözlü, vakit kaybetmeyen, eleştiriyi kabul eden ve sonuç odaklı yaklaşımlarının Hollanda kültürüyle ilgili olduğunu da gözlemleme fırsatım oldu.

YANGTZE 2

YouthDIG ise EuroDIG’in (European Dialogue on Internet Governance) gençlik programı. EuroDIG’ten önce gerçekleşen ve sadece gençlere ayrılmış üç günlük bir program. Avrupa’daki farklı ülkelerden bu konuya ilgi duyan ve çeşitli çalışma alanlarından gelen gençlere İnternet Yönetimi hakkında tartışma, öğrenme ve bağ kurmayı sağlayan bir program. Benim gibi İletişim öğrencilerinin yanında Sosyoloji, Fransız Dili ve Edebiyatı, Bilgisayar Mühendisliği, Siber Güvenlik, Hukuk, Uluslararası İlişkiler gibi farklı disiplinlerden gelen lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri vardı. İlgimi çeken bir nokta ise neredeyse tüm öğrencilerin okuldaki çalışmalarının dışında İnternet Yönetimiyle bir şekilde ilgileniyor olmasıydı: Better Internet for Kıds, Safer Internet gibi kimisi bir derneğe, bir topluluğa ya da bir çalışma grubuna üyeydi ve buralarda da ayrıca çalışmalar yürütüyorlardı. Bu da aslında bu programlara başvururken farklı disiplinlerden gelmenin ve çeşitliliğin desteklendiğini ve konuyla ilgili motivasyonunuzu göstermenin programa kabul edilmek için yeterli olduğunu gösteriyor. Program boyunca, hem birbirimizden öğrenme imkanı bulurken hem de bu konuda çalışan uzmanların verdikleri atölye çalışmaları sırasında sorularımızı sorma ve tanışma imkanı bulduk. Sonrasında ise EuroDIG ve Global IGF’de yayınlanacak olan gençlik mesajları üzerinde çalıştık. Bu mesajlar bizler için çok önemliydi, çünkü gençler olarak karar alıcılardan ne istediğimizi, hangi sorunlara işaret ettiğimizi ve nasıl çözümler önerdiğimizi gösteriyordu. Mesajların üzerinde gruplar halinde çalışırken hepimizin buluştuğu ortak bir nokta vardı: “Motherhood statement” denilen söylendiğinde çok az insanın karşı çıkacağı, belli belirsiz iyi niyetli basmakalıp sözlerden[3] uzak durmak. Örneğin, “İnternet Yönetiminde gençlerin katılımı önemlidir” gibi. Bu yazıyı yazarken “motherhood statement” ifadesinin ne kadar cinsiyetçi olduğunu ilk defa fark ediyorum. O halde yerine “platitude” kelimesini kullanalım, “basmakalıp söz”.

67299143_10157344553412103_4729170510892498944_o

Peki gençlik mesajlarının dışında programda neler var? Neler yaptık ve neler öğrendik? Program için online başvurunun ardından seçilen gençlerin EuroDIG ve YouthDIG etkinliğine kadar bazı sorumlulukları oluyor. YouthDIG öncesinde 2-3 tane online toplantıya katılmak, verilen konular üzerinde çalışmak ve EuroDIG sırasında ise oturumlarda uzaktan katılım moderatörlüğü yapmak. Program boyunca hem program koordinatörleri hem de alandaki uzman kişiler tarafından bizler için bazı atölye çalışmaları düzenledi: Dijital Çağda İnsan Hakları, Siber Güvenlik, Erişim & Okuryazarlık, İnsan Hakları ve Siber Güvenlik Arasındaki Denge. Bunun dışında, Adalet ve Güvenlik Bakanlığı ziyaretinde bulunduk ve Lahey Belediyesi ve Ekonomik İlişkiler ve İklim Politikası Bakanlığı çalışanlarıyla buluşma ve konu uzmanlarıyla tanışma düzenlendi. Eğitimlerin dışında, programa katılan gençlerin birbiriyle kısa sürede tanışabilmesi ve vakit geçirebilmesini sağlayan etkinlikler de vardı. Örneğin, hep birlikte hoş geldin yemeği yedik, yemek yapma okuluna gittik, aynı otelde kaldık, her sabah, öğle ve akşam birlikte yemek yedik hatta bir sahil partisine bile gittik! Sosyalleştiğimiz ortamların biraz yemek ağırlıklı olduğunu fark etmiş olabilirsiniz, kendi kültürlerini çok güzel tanıttıklarını ve çok da lezzetli olduğunu söyleyebilirim!

 

67514681_10157344559302103_1262241234177490944_o

Mesajlarımızı paylaşmamız için EuroDIG’de bizim için ayrı bir oturum ayrılmıştı ve daha öncesinde kendi aramızda mesajları kimin sunacağını belirlemiştik. Avusturya’da birinci sınıf Hukuk öğrencisi olan Lili Leisser mesajları sunmadan önce bir konuya dikkat çekti: “Genellikle bu tarz programlara gençlerin davet edildiğini ve fikirlerini paylaşmalarının istendiğini ama karar alma süreçlerine dahil edilmediğini görüyoruz. Her toplantıda, karar alma süreçlerine büyüyünce etkimizin olacağı vurgulanıyor, peki o zaman gençlerin katılımı neden var? Eğer hala daha gençken (18-27), bu süreçlere genç bir birey olarak katılamayacaksak, fikirlerimiz genç olduğumuz için ötelenecekse, katılımımızın nasıl bir anlamı olabilir”? Söylemek istediği düşünceye gerçekten çok katılıyorum. Bu Türkiye’de de sıkça olan bir durum. Gençler olarak seminerlere, konferanslara veya diyaloglara katılmamız destekleniyor. Gençler olarak bu programlarda olmamız karar alıcılara göre “cool”. Ama gerçekten karar alma süreçlerine gençler olarak katılmamız ne zaman desteklenecek? Ben de kendimi her zaman şu sorunun cevabını merak ederken buluyorum: “Neden gençler sadece soru sorması beklenen ama soru sorulan kişiler olamıyor? Demek istediğim, neden gençlerin de cevaplayabileceği soruların olabileceği düşünülmüyor? Neden gençlerin sesi küçük seminer odalarına ve programın sonlarına konuluyor”? Gençlere sorular sorarak bazı çözümlere daha çabuk ulaşabileceğimiz kanısındayım.

2019 YouthDIG Mesajları

Dijital Etik & Kapsayıcılık

  • Genç insanların daha iyi bilgilendirilebilmesi ve katılımlarının çok paydaşlı diyalog ile güçlendirilebilmesi için gençlerle ilgili İnternet Yönetimi süreçlerinin ve politikalarının daha iyi iletilmesi gerekmektedir.
  • Nefret söylemi, sahte haber, gizlilik ve siber zorbalık gibi ortaya çıkmakta olan çevrimiçi sorunlar okullarda yeterince tartışılmamakta ve öğretilmemektedir. En küçük öğrencilerin çevrimiçi ortama karşı farkındalığını artırmaya ve gerekli dijital becerileri ve dijital okuryazarlığı geliştirmeye odaklanan regülasyon tarafından uygulanan bir müfredat geliştirmeyi tahayyül ediyoruz.
  • Çok paydaşlı bir ortamda SAPA (Smart Active Participation Algorithm – Akıllı Aktif Katılım Algoritması’nın) en ileri öncelik olmasını istiyoruz. Bu algoritmanın amacı, Internet’te Avrupa Konseyi girişimleri hakkındaki bilgilere göz atarken maruz kaldığımız bazı reklamları değiştirmektir. SAPA, İnternet aracılığıyla her yaştan insanın Avrupa Konseyi girişimlerine katılımını güçlendirmek için kullanıcıların yaşına bağlı olarak Avrupa Konseyi tarafından farklılaştırılmış fırsatlar önerecektir.
  • Devletlerin algoritmaları tasarlamadaki etik kodlarının gençlerin katılımı ve dijital işbirliği ile harmonize edilmesi
  • Internet Yönetimi gençlik elçiliği programı ile yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde karar alma süreçlerine gençlerin dahil edilmesini arzu ediyoruz. Yarının liderlerine bugün ses vermek için halihazırda var olan gençlik parlamentoları güçlendirilmelidir.

Siber Güvenlik, Güven & Gizlilik

  • Birçok kişinin mahremiyetini geri kazanmak için hükümetlerin reaktif önlemler almak yerine proaktif katılımını istiyoruz. Veri koruma ve çevrimiçi kullanıcı güvenliği hakkındaki farkındalığı artırmak için, hükümetlere iki konuda çağrıda bulunuyoruz:
    • Kamusal tartışmanın teşvik edilmesi
  • Temel halk eğitiminde dijital okuryazarlığın yaygın hale getirilmesi

Ayrıca, anonimliği uygulanabilir bir seçenek haline getirmesi için özel sektöre çağrıda bulunuyoruz.

  • Siber Güvenlik, çok paydaşlı bir yaklaşım gerektiren kolektif bir çalışmadır. Bunu gizliliğimize saygı duyarken, şeffaflık ile gerçekleştirmeliyiz. Nesnelerin İnterneti, artan yetenekleri ve tehditleri ile sürekli hızlı gelişimi sayesinde siber güvenlik için önemli bir dayanaktır. Eğitim müfredatına Nesnelerin İnternetinin Güvenliğini (dahil edecek) şekilde farkındalık yaratmalı, zenginleştirmeli ve güncellemeliyiz.
  • Şeffaflığı teşvik etmek amacıyla, düzenleyiciler teknolojinin açık kaynak olmasını desteklemelidir.

Görüldüğü üzere, gençlik mesajları açık kaynak kullanımı, dijital okuryazarlık, siber güvenlik, veri koruma, mahremiyet, gençlerin karar alma süreçlerine katılımı ve algoritmaların sosyo-kültürel ektilerine odaklanıyor. Benim üzerinde çalıştığım mesaj ise ikincisi yani en küçük öğrencilerin çevrimiçi ortama karşı farkındalığını artırmaya ve gerekli dijital becerileri ve dijital okuryazarlığı geliştirmeye odaklanan ve regülasyon tarafından uygulanan bir müfredatın geliştirilmesiydi. Buradaki en küçük yaştaki öğrenci vurgusunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Eminim ki sizin de çevrenizde 8-9 yaşlarında belki daha da küçük yaştaki çocukların telefon/tablet/bilgisayar kullandığını, farklı uygulamaları kendi kendilerine açmayı ve o uygulama içinde kendi istedikleri içeriklere ulaşmayı öğrendiklerini görmüşsünüzdür. Dijital teknoloji ve İnternet ile bu kadar küçük yaşta ilgilenmeye başlanıldığı halde çevrimiçi ortamda karşılaşabilecek sorunlarla öğrencilerin nasıl mücadele edileceğine yönelik bir müfredat yok. Eğer müfredat varsa bile, uygulanmadığını görebiliyoruz. Üniversitelerin bile sadece belirli bölümlerinde gizlilik, siber zorbalık, nefret söylemi ya da mahremiyet ile ilgili konulardan bahsediliyor. Bu bağlamda, çevrimiçi sorunlara karşı farkındalığımızın, dijital becerilerimizin ve okuryazarlığımızın düşük olduğunu ve bu becerileri bize kazandıracak bir müfredata ihtiyaç duyduğumuzu söylemek sanırım yanlış olmayacaktır.

48143600286_158d80bf1f_z

EuroDIG ve YouthDIG’e katılmak için ayrı başvuru yapılabildiği gibi, benim yaptığım şekilde SEEDIG (South Eastern European Dialogue on Internet Governance) üzerinden katılmak da mümkün. SEEDIG ise Güney Doğu Avrupa ve komşu bölgelerinin sürdürülebilir ekonomik ve sosyal gelişiminde dijital teknolojilerin önemli bir rol oynadığı düşüncesinden yola çıkarak bu bölgelerin sağlıklı, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir şekilde dijital gelişiminin sağlanması vizyonuyla kurulmuş bir diyalog/forum[4]. Dijital teknolojilerin ve İnternetin kullanımı ve gelişimiyle ilgili sorunları çok paydaşlı bir diyalog ve işbirliğiyle çözmeyi hedefliyor (a.g.e.).

Belki de EuroDIG varken ve halihazırda Güney Doğu Avrupa ülkelerini de kapsarken neden ayrıca bir diyalog kurulmasına ihtiyaç duyuldu diye düşünüyor olabilirsiniz. Bunun için iki sebep görüyorum. Güney Doğu Avrupa’daki ve komşu ülkelerin dijital teknolojiler ya da İnternet ile ilgili yaşadığı sorunlar Orta Avrupa ya da Kuzey Avrupa ülkelerinin karşılaştığı sorunlardan daha farklı. SEEDIG aslında bu sorunlara daha iyi odaklanılmasını sağlıyor. Ayrıca bu farklılıklardan dolayı ve daha az imkanlardan dolayı normalde EuroDIG’e katılmayacak olan aktörlerin SEEDIG aracılıcığıyla güçlendiğini ve bu bölgedeki ülkelerin katılımını artırdığını görüyoruz.

EuroDIG’de olduğu gibi, SEEDIG’in de bir gençlik okulu var: SEEDIG Youth School. Bu bölgede okuyan veya yaşayan gençlere yönelik olarak yapılan bir kapasite geliştirme girişimi. Programın amacı, bölgedeki gençlerin İnternet Yönetimi süreçlerine ve foruma aktif bir şekilde katılmalarını sağlamak, öğrenmeleri, bağ kurmaları ve fikir değişiminde bulunmaları için bir alan yaratmak ve son olarak İnternet Yönetimi ve dijital politika süreçlerine daha fazla gencin uzun süreli katkıda bulunabilmesi için teşvik etmek[5].

Mayıs ayında Bükreş, Romanya’da gerçekleşen SEEDIG ve gençlik okulu programına katılma imkanı elde ettim. SEEDIG boyunca farklı aktörler (hükümet, özel sektör, sivil toplum, teknik komünite) güvenlik ve dijital güven, dijital innovasyon, dijital işler, erişilebilirlik ve beceriler gibi farklı tartışma konuları üzerinde yoğunlaştılar. SEEDIG Youth School’da ise YouthDIG’de olduğu gibi programa başvuru sonrası seçilen gençlere ilk önce Internet Society üzerinden online eğitim verildi, her eğitimin sonunda belirli konular üzerinde çevrimiçi tartışmalar ve fikir alışverişi yapıldı ve aynı zamanda çevrimiçi foruma haftalık olarak katkı sunmamız beklendi. Bu sürecin sonunda Bükreş, Romanya’ya davet edilen gençlerden “dijital çağda etik” isimli münazara konusuna hazırlanmaları istendi.  Teknoloji şirketlerinin daha etik ve yükümlü olmaları için bu şirketlere “Chief Ethics Officer” görevinde çalışacak kişileri işe almanın olumlu ve olumsuz yanlarını tartıştık. Tartışmanın sonuçlarını ve iki tarafın öne sürdüğü savları bu linkte bulabilirsiniz. Bunun dışında RIPE NCC, ICANN ve Internet Society’deki koordinatörlerin verdiği eğitimleri dinleme ve sorularımızı sorma şansımız oldu. SEEDIG Youth School sonrasında EuroDIG’e gönderilecek üç kişi seçiliyor. YouthDIG ve EuroDIG’e ben de bu şekilde katılmış oldum.

Sanırım tüm bu organizasyonların en güzel kısmı programa katılan öğrencilerin hepsinin farklı ard alandan gelmesi ve bir konuyu farklı disiplinlerin bakış açısıyla tartışabilmemizdi. Örneğin, kişisel veri nedir sorusuna ben “bir bireyi kendisi olarak hedefleyen ve tanımlayan herhangi bir kişisel veri” olarak tanımlarken, hukuk bölümünden bir öğrenci bu tanımın uygulamada yaratabileceği ve halihazırda GDPR’ın kişisel veri tanımının da yarattığı sorunlara dikkat çekmesi gibi çok verimli ve eleştirel tartışmalarda bulunduk. Aynı zamanda gittiğimiz ülkeleri gezip görebilme ve kültürlerini deneyimleme şansımız oldu. Farklı ülkelerden gelen gençlerin kendi ülkelerinde yaşadıkları sorunları ve bu sorunlar için nasıl çalıştıklarını dinlemek çok motive ediciydi. Tabi bir de ICANN, RIPE NCC, Internet Society gibi İnternet için çok önemli olan kurumlarda/organizasyonlarda çalışan insanlarla tanışma fırsatı yaratmaları çok değerliydi.

Bir kez böyle bir etkinliğe katıldığınızda, gerçekten diğerlerini kaçırmak istemiyorsunuz. Eğer sizde İnternet Yönetimi konusunda çalışmak ve neler yapabileceğinizi öğrenmek istiyorsanız, aşağıda verdiğim linklerin sizin için faydalı olacağını düşünüyorum. IGF Türkiye (https://igfturkey.wordpress.com/), Youth Observatory (https://www.internetsociety.org/tag/youth-observatory/), IGF Youth Ambassadors Program (https://www.internetsociety.org/fellowship/igf-youth-ambassadors-program/), ICANN, Internet Society ve SEEDIG Fellowship Programları ile İnternet Yönetimi süreçlerine siz de katılım sağlayabilirsiniz.

[1]     https://www.internetsociety.org/issues/internet-governance/

[2]     https://www.eurodig.org/index.php?id=74

[3]     https://www.treasuringmothers.com/motherhood/

[4]     https://seedig.net/wp-content/uploads/2018/11/SEEDIG_Presentation_digital.pdf

[5]     https://seedig.net/youth-school-2019/


Yeni Medya 4.Ulusal Kongresi Programı Açıklandı

Eylül 5, 2019

Alternatif Bilişim Derneği’nin düzenlediği Yeni Medya 4.Ulusal Kongre’sinin programı açıklandı:  http://yenimedya.org.tr/

Kongre: İzmir Barosu-Alsancak İzmir

Tarih:4-5 Ekim 2019


Media Literacy in Pakistan

Temmuz 6, 2019

The M.S. Thesis: Media Literacy Policy in Pakistan, Hacettepe University Ankara, Turkey, 2019 By: Sana Zainab

Advisor: Prof. Dr. Mutlu Binark

This study aims to highlight the need of media literacy policy in Pakistan and analyse the feasibility of such a policy in Pakistan. It reconsiders existing literacy practices and media structure in Pakistan. Pakistani media and education system both are reviewed to know the strengths and weaknesses of the system and scope of media literacy policy within existing system.

When we talk about media literacy, it’s important to understand the following aspects; literacy, media, media literacy, critical media literacy and approaches to media literacy. If we look back, literacy has been limited to read and right since the man learnt to write. Many efforts to create consciousness through literacy among masses were turned down as Greek Philosopher Socrates and later, Freire struggled though effectively contributed. Literacy has been considered the only way to stop war, promote peace, equality and development though the goal is still far. Over the time, statistics of literate people are increased but couldn’t end wars, inequalities, injustice and poverty. That means there is something missing or this literacy is not enough. Whereas, the term media is referred to means of mass communication and includes lots of forms. For instance, Letters, newspapers, radio, television, personal computers, laptops, DVDs, CDs, internet, smart phones, tablets, paintings, news, movies, podcasts, documentaries, songs, emails, dramas, poetry, books, stories, web forums, messages, social networking portals, mobile applications, talk shows, video games, coupons, receipts, street art, photos, public speeches, pamphlets, brochures, emoji’s, traffic signs, protest signs, posters etc. In short, we expose to media almost every time and everywhere no matter if its conventional media or new media. As we know that traditional literacy is limited to read & write. In today’s media oriented this type of literacy can’t be enough as media has transformed the ways we expose to knowledge or information and the effect of different types of media varies. As far as media literacy is concerned, it has been understood differently across the world as; computer literacy, technical literacy, digital literacy, professional studies of media. But this understanding of media literacy is insufficient to integrate in today’s media mediated world. As boyd (2014) says, its dangerous to assume one as media literate only because that person is able to use and create media content. Here comes the concept of critical media literacy which is generally defined as the “Access, analyse, evaluate & create messages across a variety of contexts” (Livingstone, 2004). According to Hobbs (2015) media literacy is, “the ability to access, analyze, evaluate and create media in a variety of forms”. In order to use, understand and comprehend any information one needs to have critical media literacy that creates consciousness to deal with different types of information, different types of media and act accordingly. Media Literacy has been approached in various ways as the protectionist model (around 1960), demystification model and participatory model (1990 onwards) (Leaning, 2009). In recent times, critical media literacy is unavoidable.

While referring to Pakistan which is third most populated country in the world, media has been seen as one of the most important industries in the country.  Media literacy is essential for democratic strength, lifelong learning, citizenship & civic values, economy and sustainability (Livingstone, Couvering & Thumim, 2005). That’s what Pakistan needs for now as it has a struggling economy and unstable political set up. Media literacy policy is essential for Pakistan due to following reasons,

  • To tackle poverty as about 40% population lives in poverty (Hassan, 2016) as in South Africa & Thailand also used media literacy to strengthen economy (Fombad, 2018).
  • To turn population growth into human resource as 65% population is under the age of 29 (Najam, 2017)
  • For democracy as political & power elites have significant influence over media, large political campaigns are often seen to influence people
  • To promote civic values & enhance people’s participation
  • To create critical thinking, so that people make better choices
  • To handle challenges like media consolidation, media manipulation, cultural invasion through foreign content, cyber crimes

Overall, it’s a qualitative study. For data collection, 21 in-depth interviews have been conducted. The interviewees included two groups of experts, media academicians and media practitioners and data has been analysed through thematic analysis. Research questions for this study enquire the following aspects for media literacy policy in Pakistan.

  • Understanding of Media Literacy
  • Any existence media literacy reforms
  • Scope & Contribution of Media literacy
  • Policy Agenda
  • Main Actors
  • Requirements
  • Challenges

The finding of this study conclude that media interferes in each and everything no matter if its’ state affairs, judiciary, military or foreign policy of Pakistan. Media is vibrant & active across the country. New media is empowering people to speak for themselves. There is no uniform educational policy in Pakistan rather the divisions in education system are giving rise to inequalities. Constitution guarantees “Education for All” but there is nothing about “Same Education for All”. The traditional education system lacks critical thinking and consciousness. That’s why mob culture or the approach to follow the crowd is getting popularity even among university students. When we refer to media literacy, there is no such a policy or reforms in Pakistan. even media literacy is not even part of the academic debate for now. A large majority has access to media even people who are never been to school have access to media. People develop media sense to some level by exposing to it. Other than that there is no other way. Neither Pakistan nor its neighbors including India, Iran and Afghanistan have any media literacy policy. China has media literacy policy and reforms but that’s also more protectionists approach. A few NGO’s claim to advocate for media literacy in Pakistan. But their projects were limited to 2-3 days’ workshop targeting small groups and there were no follow-ups. These projects were more focused on technical rather than critical. This study states that media literacy policy for Pakistan would not only favor the public but also would be an incentive to government. As it creates critical thinking and capability to make aware choices. It would promote civic sense and smoother flow of democracy. In order to develop such a policy Pakistan needs engagement and collaboration of main stakeholders. The agenda of media literacy policy refers to assess existing policies, to define target audience, to map out policy model, training of trainers and The main stake holder of the policy would be government and civil society. Many of the interviewees suggested three stake holder that includes media too. This debate is quite old but still relevant that media organization could influence the media literacy reforms in their own favor (Hobbs, 1998). The target audience must include two separate groups; adults and kids. Media literacy for kids could be more systematic by making it part of school curriculum but for adults, after school workshops, summer school, Sunday school could be plan. The suggested topics for media literacy curriculum includes: Introduction to media, aims and objectives, media regulatory bodies, news literacy, film literacy, media ethics, copy rights and then complex topics like the difference between freedom of expression and hate speech. The data identifies that main requirements for media literacy policy include the realization the need of such a policy, collaboration of key players, planning the framework and assigning budget for it. As far as challenges are concerned, political or power elites, religious group and conventional media could resist such a policy.

This study recommends that the constitutional rights “Education for all” and “Right to Information” needs brief explanation and implication in the system. Any short term program cannot help Pakistan to create critical awareness, policy reforms are crucial for both media and education sector. Sooner or later, Pakistan needs to work on critical media literacy rather than passing bills like Cyber Crime Bill which gives protection against cyber crimes but not empower individuals to handle complex situations themselves. Being culturally and religiously very sensitive, Pakistan needs its own policy model while having three dimensional approach to media literacy to make media safe, and empowering for masses. For future research, the understanding of media in public needs to be assessed through a big sample to have insights of actual situation. Other than that media literacy curriculum needs to be designed.

REFERENCES

Access the thesis see Hacettepe University Library Open Access.

 


Shenzhen’da makerspace…

Temmuz 6, 2019

Mutlu Binark, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi

WP_20190625_15_54_42_Rich.jpg

Çin’nin Guandong eyaletinde yer alan Serbest Ticaret Bölgesi olarak ilk kez bundan 40 yıl önce bir balıkçı köyünden Çin’in Silikon Vadisine doğru evrilen Shenzhen’ın (深圳) bir yüzünden makerspace’lerden bahsedeceğim bu yazıda.

Ancak, ilk olarak Shenzhen’ın Deng XiaoPing’in (邓小平) sözcüklere döktüğü Çin tipi sosyalizmdeki(1) yerini veya öncü rolünü kısaca açıklayalım.  Shenzhen şehri, 1979 yılı “Reform ve Açılma“nın sayesinde çok hızlı bir şekilde gelişmiştir. 1980 yılında Çin’in ilk Özel Ekonomik Alan’ı olan Shenzhen Özel Ekonomik Alanı olarak balıkçı kasabasında kurulmuştur. 2010 yılında Qianhai Shenzhen-Hong Kong Çağdaş Hizmet İşbirliği Alanı (前海深港现代服务业合作区) Merkez Hükümet’in onayıyla kurulmuş, Shenzhen ile Hong Kong’un işbirliği konusunda “Qianhai” politikası geliştirilmiştir. Shenzhen, 2011 yılında Dünya Üniversite Yaz Oyunları’na ev sahipliği yaparak küresel konumunu pekiştirmiştir. 2016 yılında, Shenzhen’in GSYİH’si Guandong eyaletinin en önemli kenti Guangzhou’yu aştı, ve ekonomik büyüklük açısından Çin’in en büyük üçüncü şehir olmuştur. 2018 yılında – “Reform ve Açılma”nın 40. yıldönümünde – Shenzhen’in GSYİH’sı Hong Kong’u da geçmiştir. Shenzhen, Güney Çin’de önemli bir yüksek teknoloji AR-GE ve üretim merkezidir. Tencent, Huawei, ZTE nin merkezleri bu kenttedir. Shenzhen Limanı ise 2013 yılından beri yükleme ve boşaltma miktarı açısından Dünya üçüncüsüdür; üstelik 20 seneden beri Anakara Çin’deki en yüksek toplam yurtdışı ihracat miktarını oluşturan limandır. 

1983 yılında devlet üniversitesi olarak kurulan Shenzhen Üniversitesi, Shenzhen’in ilk tam zamanlı ve kapsamlı yükseköğretim kuruluşu olmuştur. 1999 yılında Shenzhen Şehir Hükümeti, Bilim Parkı’nın güneyinde “Shenzhen Sanal Üniversite Parkı” kuruldu; Çin’in en iyi üniversiteleri – Beijing, Tsinghua, Nankai Üniversiteleri ve Harbin Teknoloji Enstitüsü – dahil olmak üzere bu parkta yüksek lisans okulları kurmuşlardır. Ayrıca Shenzhen Şehir Hükümeti, ülke çapındaki farklı ünlü üniversitelerle birlikte Nanshan semtindeki Xilijian (西丽建)’de Shenzhen Üniversite Kenti’ni kurdu; bunun ana işlevi, lisansüstü öğrencilerini eğitmek ve bilimsel araştırmayı güçlendirmek. Güney Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2011 yılında araştırma üniversitesi olarak kuruldu. Shenzhen’de hem yerel hem de yabancı üniversitelerle birçok “işbirliği okulu” da kurulmuştur.

WP_20190627_16_19_01_Pro

Shenzhen’de zaman ve yaşam algısını Deng Xiao Ping’ün bir zamanlar kentte fabrikalarda ve kamusal alanlarda asılı şu sözü en iyi simgeler: “Zaman paradır, öyleyse yaşamı etkili kıl/lalım”.

WP_20190627_16_21_32_Pro.jpg

Makerspace olgusu, Batı’da kodlama, yaratıcılık ve girişimcilik mekanları olarak bilinir. Sanat, teknoloji, yaratıcılık ve öğrenmenin, işbirliğinin bir araya geldiği mekanlardır. Makerspace, halka teknoloji, imalat araçları ve eğitim olanağı sağlayan merkezler olarak tanımlanmaktadır. Shenzhen’daki makerspaceler Huaqianglü (yolu) üstünde sağlı sollu bulunmakta. Buranın Batıdakilerden farkı, bir anlamda toplama ve düşük teknolojili imalatın burada yeniden “yaratıcılık ve keşifle” yaşama geçmesi. Buralarda ikinci el cep telefonları, kameralar, pcler, laptoplar ve ilgili tüm yan parçalar dönüştürülmekte, tamir edilmekte ve yeniden satış için birleştirilmektedir. Ayrıca bu birleştirilen ürünün “testi” de yapılmaktadır. Ardından “yeniden markalanan” ürün paketlenip talebin olduğu yerlere gönderilmektedir. Bu makerspacelerde bir ürün fabrikasyonu sözkonusudur. Toplama merkezlerinde artık ama işe yarayan parçalar tekrardan gündelik kullanım için “tasarımlanmaktadır”.

WP_20190625_16_00_12_Rich

WP_20190625_16_01_16_Rich

Shenzhendaki makerspace’lerde teknolojiye yönelik üretimin ve zanaatin  farklı bir biçimini görmek mümkündür. Shenzhen’da HiTech Park’ın yanı başında bulunan bu merkezler çok yoğun bir istihdam ve üretim alanlarıdır. Farklı sosyal ve ekonomik ağlar mobilize edilmiştir. Toplama ve yeniden imal etme üzerine bu coğrafyada da “yaratıcılık ve keşif ” ile zanaatin sürekliliği açısından düşünmek gerekli kanımca.

DSC01810

(1) Deng Xiao Ping ile ilgili olarak bakınız: Ezra Vogel (2018).Deng Xiaoping ve Çin’in Dönüşümü. İst.: Modus Kitap.

 


									

Böyle Bir “Tık Haberi” Okumadınız!*

Temmuz 6, 2019

Yazan Zafer Yılmaz, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Bilimleri Lisans Öğrencisi**

Cebimize dek uzanmış internet haberciliğinin “bakın…”, “öyle bir…”, “şok”, “flaş” ve “müjde” başlıkları arasından habere ulaşmaya çalışıyoruz. Türkiye’deki “tık tuzağı”nı haber alma hakkı, iletişim etiği, reklam geliri ve en önemlisi çözüm önerileri bağlamında meslek örgütü temsilcisi veya site editörü olan habercilerle ve konuyla ilgili çalışmaları bulunan akademisyenlerle görüştük.

Böyle Bir “Tık Haberi” Okumadınız!

( Görsel kaynağı: sparkmovement.org )

Bir haber sitesini açıyorsunuz, sürmanşette bir başlık: “Milyonlarca emekliye zam müjdesi!”. Emekli olmasanız bile bir yakınınız için detayları öğrenmek istiyorsunuz. “Tık”ladığınızda bir fotoğraf galerisi açılıyor. İlk fotoğraflara eşlik eden emeklilerin bildiği genel bilgiler var. Birbirinin hemen aynısı fotoğrafları (200 TL’lik banknotlar!) “tık”lamayı sürdürüyorsunuz. Son fotoğraflara gelirken bir düzenlemenin “masada” olduğu belirtiliyor. Düzenleme bir yasa tasarısı mı, ilgili Bakanlığın bir hazırlığı mı diye merak ederken – ve bu arada “tık”lamaya devam ederken – son fotoğrafla birlikte “aradığınız” cevaba ulaşıyorsunuz. “Masada” olan “düzenleme”, “müjde” verebilecek bir konuma sahip olmayan Türkiye Emekliler Derneği’nin bir talebinden ibaretmiş… “Tık tuzağı”na siz de düştünüz!

“Tık tuzağı”nın tek görünümü “emekliye, ev kadınına, gençlere, memurlara, esnafa müjde”ler değil. “Şok”, “bomba”, “flaş”, “skandal”, “sürpriz”, “öyle bir…”, “bakın ne/kim…”, “bunu yapan…”“inanamayacaksınız”, “korkunç…”, “…kötü haber” benzeri okuyucuyu “tık”lamaya yönelten başlıklar da aynı kategori içine giriyor.

İnternet haberciliği alanında çalışmaları bulunan Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Recep Ünal aynı zamanda Mersin Üniversitesi Radyosu Genel Koordinatörü olarak da görev yapıyor. Kendisiyle görüştüğümüz Dr. Ünal “tık haberciliği”ne ilişkin örnekleri magazin ve spor üzerinden şöyle çeşitlendiriyor:
“…’Beyaz Eşyalarını Topladı ve Gitti’ başlıklı bir habere tıkladığımızda Beyazıt Öztürk’ün yeni bir eve taşındığını okuyoruz. Oysa başlık bize farklı imalar sunuyor. Fatih Terim’in fotoğrafının üstünde “Fenerbahçe’yi Asla Yenemeyiz” yazısını okuyunca doğal olarak bu sözlerin ona ait olacağını düşünüp habere tıklıyoruz. Ancak ilerledikçe anlıyoruz ki bu sözleri bir spor yorumcusu yapmış.
Bunun bir de galeri örneği var ki o daha fazla tık kapanı içeriyor. Örneğin bir sanatçının gençlik fotoğrafını koyup ‘Şimdiki Haline İnanamayacaksınız’ ya da ‘Sokakta Görenler Tanıyamıyor’ başlığıyla sizi bir galeriye hapseden editörler ancak 18. fotoğrafa tıkladığınızda bir sanatçının -gayet doğal olarak- 30 yıl sonraki yaş almış halini gösteriyor.”
Dr. Öğr. Üyesi Recep Ünal – Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi
Uluslararası düzlemde “tık tuzağı gazetecilik” (clickbait journalism) adı verilen habercilik tarzına Türkiye’de kullanılan en yaygın karşılık “tık haberciliği”. Dünyada bu “tarz”ın genel kabul gören bir tanımı yok ama bizce anlamlı bir özeti şu olabilir: “Kasıtlı olarak çok şey vaat eden bir başlık, buna karşılık çok az şey sunan bir içerik”.
İçerik yeterli olsa bile, okuyucunun merakını o linki “tık”lamadan gidermeyecek bir başlık kurgusu da “tık tuzağı” sayılıyor. Çünkü habercilikte başlık “okuyucuya haberin ne olduğunu, ne hakkında olduğunu anlatan… haberin birkaç kelimeden oluşan ve çoğunlukla bir yargı bildiren kısa bir özetidir” ve “başlık atarken haberi tek bir cümle gibi düşünmek ve bu tek cümleyi en kısa biçimde, fakat anlamı bozmadan yansıtabilmek...” gerekir. (Herkes İçin Gazetecilik, Korkmaz Alemdar ve Ruhdan Uzun, Tanyeri Kitap, 2013)
Konunun Türkiye’deki durumunu meslek örgütleri, haber sitesi editörleri ve akademisyenlerle, çeşitli boyutlarının yanında özellikle “çözüm önerileri” bağlamında değerlendirmek istedik. Maalesef “curcuna”ya dönen “tık haberciliği”ni “doğruluk pahasına ucuz tıklamaları kovalayan gerçeklik-sonrasılık” benzeri alıntılarla yargılayıp kenara çekilmek “muhalifçilik” açısından “güzel poz”lara dayanak olabiliyor ama çözüme katkı sağlamıyor.
 Kolaj: “Tık Haberciliği”nden örnekler
“Toplum Mühendisliği, Gazeteciliğe Sis Bombası”
2.000 civarında medya profesyoneli üyesi bulunan Uluslararası Medya Enformasyon Derneği’nin (UMED) Genel Başkanı Aslan Değirmenci durum tespiti yaparken “kitabın ortasından” konuşuyor:
“Tık haberciliği, habercilik değil mühendisliktir. Toplum mühendisliği yapmak, etik ilkeler gereği ‘habercilik’ değil, tuzaktır. Tuzağın materyali ise başlıktır. Oysa habercilikte başlık; haberin ta kendisi, özetidir.
İlgi çekmek ve ‘tık’ tuzağına düşürmek için editörlerin haberin anlamından uzak başlık atması kabul edilir bir durum değildir. Haberi içeriğinden uzaklaştırmak, abartmak gazeteciliğe atılan sis bombasıdır! Oysa gazetecilerin görevi sisi dağıtmak, gerçeği içeriğinden kopartmadan ve abartmadan topluma ulaştırmaktır.”
UMED Genel Başkanı Aslan Değirmenci
Alexa verilerine göre Türkiye’nin en fazla takip edilen 7.nci internet sitesi Memurlar.Net’in Haber Müdürü Edip Üzen de Değirmenci gibi düşünüyor. ” ‘Tık haberciliği’nin yaşaması, insanların doğru bilgiye daha zor erişmesi demek” yorumunu yapan Üzen şöyle devam ediyor:
 “‘Tık haberciliği’nin asıl amacı doğru bilgi vermekten öte, siteye ziyaretçi çekmektir. Bu da hiçbir etik ilke gözetilmemesi anlamına gelir. Halkı doğru bilgilendirmek gazetecinin asıl amacı olmalıdır. Zaten doğru bilgilendirmek etik bir ilke haline gelmelidir” 
Memurlar.Net Haber Müdürü Edip Üzen
Daha Fazla “Tık”, Ya Etik?
Dr. Öğr. Üyesi Recep Ünal “tık haberciliği”nin günümüzde habercilik ve etik ihlaller başlığı altında giderek daha fazla incelenen bir sorun haline geldiğini belirtiyor.
Dr.Ünal, “Medya profesyonellerinin ve habercilerin de giderek daha çok yakındığı bir durum aslında. Ancak bu denli şikayet konusu olmasına karşın pek çok haber sitesinde kullanıcıların adeta tuzağa düşürüldüğü başlıklara, fotoğraflara tanık oluyoruz” diyor.
Habercilerin bir başka önemli meslek örgütü Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD) Genel Başkanı Can Güleryüzlü ise “fazla tık” almanın o haberi daha yaygın ve önemli yapmadığının altını çizerek “tık haberciliği” bağlamındaki “etik” tartışmasının dikkat ve hassasiyetleri gözetmesi gerektiğini vurguluyor. Güleryüzlü şunları ilave ediyor:
“Haber bilgi ve derinleşme isteyen bir unsurdur. Haber, ‘tık haberciliği’nde daha fazla metalaşan, hızla tüketilen bir boyuta doğru evrilmiştir. Habercilik açısından birçok etik sorunu vardır. Haberin algılanması, yorumlanması ve hayatın içerisinde üretilen bir etken haline dönüşmesindeki sınırlamadır ‘tık haberciliği’. İçinde yaşadığımız zamanın hızından kaynaklı zorunluluklar olmakla beraber ‘habercilik-etik’ tartışmasını yapanlar açısından olabildiğince dikkat ve hassasiyet gözetilerek bu anlayış sahiplenilmeli veya mesafeli durulmalıdır”  
ÇGD Genel Başkanı Can Güleryüzlü
“Haberciler ‘Tık Haberciliği’ni Sorun Olarak Görmeli”
Dr. Öğr. Üyesi Recep Ünal “gazeteci meslek örgütlerinin sıklıkla bu tip yayıncılık anlayışının yalan haber yapmak ve yaymak kadar endişe verici olduğunu belirtmesi, iyi olanı kötü olandan mutlaka ayırması ve bunu da kamuoyuyla paylaşması gerekli” görüşünü savunuyor.
“Etik” boyutuna vurgu yapan bir diğer isim, yukarıda Herkes İçin Gazetecilik kitabından alıntı yaptığımız, Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Ruhdan Uzun. “İletişim Etiği – Sorunlar Sorumluluklar” (Dipnot Yayınları, 2011) isimli bir kitabı daha bulunan Prof. Uzun, yaptığımız görüşmede “gazetecilik mesleğinin etik kuralları arasına ‘tık haberciliği’ne karşı maddelerin eklenmesi yararlı olabilir”değerlendirmesini yapıyor ve devamında önemli bir noktaya dikkat çekiyor:
“Gazeteciler, meslek örgütlerinde bir araya gelerek bu konunun çözümünü tartışabilirler. Ancak, her şeyden önce bunu sorun olarak görmeleri gerekir ki, reklam gelirlerini okurun güveninden daha önemli saydıkları için ben henüz bu aşamada olduklarını sanmıyorum.”
Prof. Dr. Ruhdan Uzun – Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi 
Daha Fazla “Tık”, Daha Fazla Reklam
Prof. Dr. Uzun’un “reklam geliri”nde bıraktığı yerden Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi, Görünüm Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Yazı İşleri Müdürü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Danışma Kurulu Üyesi Gökhan Bulut devam ediyor. Bulut “tık haberciliği”nin “reklam gelirlerinin artırılmasına dönük bir uygulama” olduğunu ifade ediyor.
Gökhan Bulut  – Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi, Görünüm Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Yazı İşleri Müdürü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Danışma Kurulu Üyesi
Dr. Öğr. Üyesi Recep Ünal da “daha fazla tık, daha fazla reklam anlayışıyla başlık-içerik uyumsuzluğuna, yanıltıcı başlıklara, görsel ve içerik karmaşasına mahkum bırakılıyoruz” diyerek ekliyor.
Türkiye’de internet haberciliğinin büyük paydaşlarından Memurlar.Net’in Haber Müdürü Edip Üzen reklamın okuyucuyu yanıltarak değil doğru haber ve etik ilkelere uymakla artacağını savunuyor.  Üzen, “doğru bilgi ve etik kavramları bir arada bulunursa anlam taşır. Bu iki kavram yan yana gelince reklam da zaten gelecektir. ‘İnternet haberciliğinde doğru haber, etik, reklam, en önemlisi hangisi?’ derseniz, doğru bilgilendirme yani doğru haber en önemli kavramımız olmalı” diyor.
Medya Tekellerinde ‘Tık Haberciliği’ Yoğun
Öğr. Gör. Bulut “tık haberciliği”ni “yoğun şekilde yapan ve hatta yayan sitelere baktığımızda, medya tekeli gruplara ait siteler olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu habercilik türünün medyada tekelleşme ve tek-tipleşmeyle de doğrudan ilgisi olduğu söylenebilir. İçerik niteliksizleştikçe tık haberciliği de artıyor”belirlemesini yapıyor ve devamında “internet haberciliğinin gelir kaynaklarının çeşitlenmesi bu soruna bir ölçüde çözüm yaratabilir” görüşünü öne sürüyor.
Bulut’un “medya tekeli gruplara ait internet sitelerinde‘tık haberciliği’nin yoğunluğu” savını “emekliye müjde” başlıklı haberler üzerinden teste tabi tuttuk. Son birkaç ay içinde aynı başlık ve yakın içerikte 20 farklı sitede 99 adet haber yayımlandığını belirledik. Grafikte de görülebileceği gibi bu tür haberler (61 adet) 3 sitede yoğunlaşmış durumda. Biraz ayrıntıya indik ve grafikte A, B ve C olarak kodladığımız haber siteleri aynı medya grubunun yayınları olarak karşımıza çıktı…
(Grafik: 20 haber sitesinde “emekliye müjde!” haberleri dağılımı)
Site Sahiplerinden Basın Emekçilerine “Tık” Yıldırısı
UMED Genel Başkanı Aslan Değirmenci de “tık haberciliği”nde sorumluluğu tek başına editörlerin “etik ihlal”lerine yüklemenin yanlış olacağını düşünenlerden. Değirmenci sektörün içinden şu bilgileri aktarıyor:
“Bazı haber sitesi sahipleri editörlerine öncelikli görev olarak tık getirmeyi dayatıyor. Site sahipleri editörleri avcı, vatandaşı av olarak görüyor.’Tık’ dayatması basın emekçileri üzerinde bir yıldırı (mobbing) uygulamasına dahi dönüşebiliyor. Bazı editörler istemeyerek ‘tık haberciliği’ne başvurabiliyor. Bunun sonucunda bazen yanıltıcı başlıklarla, bazen de sonu gelmeyen galeri haberciliğiyle avcılık yapılıyor.”
( Görsel kaynağı: communicateinfluence.com)
Basın emekçilerine “tık yıldırısı” konusunda Öğr. Gör. Gökhan Bulut’un şu vurguları dikkat çekici:
“Meslek örgütlerinin etik manifesto benzeri belgeler üretmesinin günümüz medya yapılanmasında bir karşılığının olmayacağını düşünüyorum. Sorun, etik belge eksikliği değil, demokratik sermaye yapısının olmaması ve gazetecilik özlük haklarının yasal güvenceye alınmamış olmasıdır”
Habercilerin Çözümü: “Doğru Haber, Doğru Habercilik”
Soruşturmamıza yanıt veren meslekten gazetecilerden “tık haberciliği”ne karşı mücadele önerilerini de aldık.
Video-konferans yoluyla bağlantı kurduğumuz ÇGD Genel Başkanı Can Güleryüzlü (videonun tamamı haberin sonunda) şunları belirtiyor:
“Bir haberci örgütü olarak doğrudan tık haberciliği üzerinden değil ama haberin metalaşması; özellikle basın, düşünce ve ifade özgürlüğünün alanı olan bir işkolunda, bu alanlarda yaratabileceği tahribatlara dikkat çekme açısından araştırmacı, kanıtlı, bilgiye dayanan haberciliği savunan çalışmalar yürütüyoruz. Olabildiğince ‘tık haberciliği’ni sağlıklı bir zemine çekmeye çalışıyoruz”
UMED Genel Başkanı Aslan Değirmenci “tık tuzağı”na karşı görüşünü şu biçimde ifade ediyor:
“Vatandaşlarımız av olmaktan vazgeçip, söz konusu sitelerde zaman geçirmeyi bırakmalıdır. Otokontrolünü kendi sağlamalı, doğru haberciliğin peşine düşmelidir. Basit mi, elbette değil. Ama sürekli olarak aynı tuzağa düşmekten iyidir. Okurlarımızın bu konudaki duyarlılığına güveniyorum”
Memurlar.Net Haber Müdürü Edip Üzen ise son olarak şunların altını çiziyor:
“Devletimizin milli menfaatlerine bağlı kalarak halkı her zaman doğru bilgilendirmek gerekiyor. Bunun yolu da ahlaki değerlerimizden ve aldığımız eğitimden geçiyor. Yani, ne olursak olalım ahlak kurallarımızı bir kenara bırakmadan halkı doğru bilgilendirmeliyiz”
Akademisyenlerden “Yeni Medya Okuryazarlığı Eğitimi” Önerisi
Prof. Dr. Ruhdan Uzun “tık haberciliği”ne karşı etkili bir çözüm olarak “yeni medya okuryazarlığı” eğitimine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Uzun “yeni medya okuryazarlığını geliştirmeye yönelik programlarda ‘tık haberciliği’ne yer verilebilir. Böylelikle okurların, kullanıcıların bilinçlenmesi ve bu tür haberleri tıklamamaları beklenebilir” görüşünde.
( Görsel kaynağı: newliteracyset.eu)
Dr. Recep Ünal da şu an orta dereceli okullarda okutulan seçmeli “Medya Okuryazarlığı” dersinin “yeni medya” denen interneti de kapsayacak şekilde genişletilmesi, daha erken sınıflara zorunlu kapsamda ve uzman iletişimciler tarafından verilmesini öneriyor. Ünal sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Asıl önemli olan yeni medya okuryazarı bir kamuoyunun oluşması. Bu tip tuzakların farkında olan ve haber alma haklarındaki tercihlerini etik anlayışa sahip haber sitelerinden yana kullananların sayısı artıkça sanırım kötü örneklerle daha az karşılaşacağız. Daha doğrusu karşılaştığımız örneklerin tık avcılığına göre tasarlandığını kavramaya başlayacağız. Tıpkı yalan haber gibi tık haberciliğinin de yeni ortaya çıkmadığını ve gelecekte de tamamen ortadan kalkmayacağını söylemek mümkün. Ancak bu konu ile ilgili yayınları, paylaşımları ve örnekleri ne kadar çoğaltabilirsek, yeni medya okuryazarlığını ne kadar erken yaşta öğretebilirsek gelecekte çok daha güvenli bir haber akışı elde edebiliriz”
İdari Önlemler Çare Olmaz
Burada bir itirafta bulunmalıyız. “Böylesini okumadığınız tık haberi” için görüşlerine başvurduğumuz 3 akademisyen ve 3 haberciye aslında bir soru daha sorduk. Dedik ki “devlet bu işe el atsın mı?”. Yani “sizce hükümet veya devletin bir kademesi ‘tık tuzağı’na karşı kimi idari önlemler almalı mı?”. Gerek meslekten haberciler, gerekse de konuyla ilgili çalışmalar yapmış akademisyenler bu sorumuza “kesin bir hayır” cevabı verdiler. Aslan Değirmenci “mücadele yöntemi yasaklarla, dayatmalarla olmamalıdır” derken Prof. Dr. Ruhdan Uzun “devletin el atması gibi önerilerden yana değilim” biçiminde net tavır aldı.
Bir soruna yasaklarla, idari önlemlerle çare bulunamayacağı anlayışındaki görüş birliği, ülkemizdeki demokratik, çoğulcu ve “her şeyi devletten beklemeyen” kültürün düzeyini göstermesi bakımından bizce çok anlamlı ve değerli. Çözümün meslekten habercilerin çabalarından ve daha önemlisi yurttaşların bilinçlenmesinden çıkabileceği gayet açık.
* Yazının ilk yayınlandığı kaynak: https://www.trtgeleceginiletisimcileri.com/haber-detay/2c648f7f-95ee-4d19-9210-cc6135816e90/boyle-bir-tik-haberi-okumadiniz?AspxAutoDetectCookieSupport=1 Erişim: 6 Temmuz 2019
**“TRT Geleceğin İletişimcileri Yarışması”nda Fakültemiz Lisans öğrencilerinden Zafer YILMAZ’ın İnternet Haberi kategorisindeki “Böyle Bir ‘Tık  Haberi Okumadınız!” başlıklı bu çalışması jüri oylaması sonucunda 1.ciliğe değer görüldü. 

TikTok, something more than a mere smartphone app

Temmuz 3, 2019

Ali Zain, Hacettepe University, Graduate School Of Social Sciences

TikTok is a video platform and social network launched by China-based IT company ByteDance. Established in 2016, TikTok became one of the largest smartphone applications when its parent company acquired Musical.ly, another short video platform popular in Europe in the US, and merged the both applications in 2018. Currently it is available in over 150 markets and 75 languages, providing the users with a global and at the same time highly localized experience. Interestingly, despite its Chinese ownership, TikTok is not available in China and instead it operates with name Douyin in order to comply Chinese censorship and restrictions. Today it is as popular as in the United States as in China and developing countries of Asia, and together with Douyin, it has more than one billion users across the world. United States, India, China and United Kingdom are the major shareholders among most followed accounts of TikTok.

indir

Equipped with simple and user-friendly inter-face, it enables the users to create short music videos ranging between 3 to 15 seconds and short looping videos having a duration of 3 to 60 seconds. Users can select the music or audio of their choice, record their video with speed adjustment and share the final version with others on TikTok as well as other social media networks. The “react” feature of the application enables the users to film their reaction to a certain video while the users can film a video aside another video through “duet” function. The users can also mark themselves as “private” to protect their content and can also opt whether other users should be able to interact with them through comments, messages or “react” and “duet” features. The artificial intelligence of TikTok also equips it to display highly personalized content to each user based on their usage behavior.

However, more than its features, it is the immense popularity and issues connected to TikTok which make it an irresistible topic of debate today. It faces criticism due to lack of sufficient privacy guidelines, production of racist and anti-Semitist content, distribution of pornographic content, cyberbullying and highly addictive algorithms.  As a result, an addiction-reduction feature was also added to TikTok as well as Douyin in 2018 which encourages users to take break after every usage of 90 minutes. However, TikTok still continues to face legal actions as well as brief censorship due to the other issues. Due to distribution of pornographic or inappropriate content TikTok has so far witnessed short-duration bans in Indonesia, India and Bangladesh, however, the application was restored after the administration removed millions of videos and users identified by the authorities. Similarly, the US Federal Trade Commission also imposed a fine $5.7 million on TikTok’s parent company ByteDance for collecting the data of minors under the age of 13 in violation of local privacy laws. In response to this, TikTok has now launched a kids-only mode in their application which does not allow uploading of videos, direct messages and commenting, although the users can still view and record the content.

In China as well, Douyin was reprimanded for showing unacceptable content and the Chinese government announced that it would start to hold app developers like ByteDance responsible for user content shared via apps such as Douyin, and it also released around 100 types of the content that will be censored in China. Meanwhile, China’s famous social media network WeChat has also been accused of censoring the distribution of content generated by Douyin, and both companies have sued each other in the Chinese courts in this regard.

In short, TikTok has gained global popularity in a very short time due to user-friendly and easy features, artificial intelligence-based personalized user experience, interactivity and its inter-platform compatibility which enables users to share their TikTok content on other social media networks such as Facebook, Twitter, Instagram and etc. Although it has also given rise to several problems, the massive user-base of TikTok enables it to become a great source of increasing digital literacy around the world by engaging users in development of ideas and recording and editing of appropriate visuals using smartphone devices to make their content more engaging, create overnight new influencer and celebrities through viral content and a localized experience of global phenomena (Glocalization) as it also enables users to reenact the content originally produced in some other region and language according to their local practices. However, the developers of TikTok and similar applications also need to pay an enhanced attention to include gatekeeper algorithms that might enable them to detect and remove the content which violates terms of use and hence help such platforms to comply with the elements of mainstream social values.

 


Tencent Firmasının Getirdikleri:Çin’de Tek Bir Yeni Medya Ekosistemine Herşeyin Entegrasyonu   

Temmuz 2, 2019

Tencent Binası 2Yazan: Mutlu Binark, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi             

1 Kasım 1998 yılında Ma Huateng tarafından  Guandong Eyaleti’nde Özel Ticaret Bölgesi  olan Shenzen kentinde kurulmuş bu sosyal medya uygulaması şirketi üzerine yazmak biraz zor ya da karmaşık. Çünkü şirket bizim anladığımız anladığımız şekilde günümüzde sadece sm ortamı şirketi değil: Tencent Games ile oyun şirketi, tv. dizi endüstrisi ve film endüstrisinde üretim yapan bir şirket, bulut bilişim hizmeti veren bir şirket, Çin’de devlet ve yerel yönetimler için e-devlet/e-yönetişim hizmeti veren bir şirket, sanal gerçeklik, yapay zeka geliştiren ve robot geliştiren bir şirket, E-spor yayın ortamı, haber, video akışı, harita ve en son ödeme sistemleri ile Çinliler için “nakit” değerindedir (http://www.tencent.com/en-us/company.html).  Açık adıyla 腾讯控股有限公司 (Téngxùn Kònggǔ Yǒuxiàn Gōngsī) Tencent Holdings Limited’e 27 Haziran 2019 tarihinde, NCA ve Shenzen Üniversitesi işbirliği ile gerçekleşen Shenzen Forum 2019 kapsamında yaptığımız ziyareti ve bu ziyaret vesilesiyle, Çin’de tek bir uygulamayla herşeyin gündelik yaşam içinde nasıl entegre olduğunu ve daha da ötesini kısaca açıklayayım.

Şirket kendini herşeyden önce akıllı bir gelecek için İnternet temelli kültür ve girişimcilik olarak tanımlamaktadır. Herkesin iyiliği için İnternet ve dijital kültür şirketin bir anlamda mottosudur. Şirketin çalışan sayısı yaklaşık 40600 kişidir. Şirketin devasa ikiz kulelerine sabah emekgücünün girişi ve çıkışı bir ordunun hareketi gibidir. Sabah bizzat tanık olduğum bu durumu şöyle betimlemek olanaklı: seri adımlarla ellerindeki akıllı telefonlarla çeşitli işlemler yaparak yürüyenler…

DSC01824

Tencent daha 10 yıllık bir firma, ama geliştirdiği yeni medya ekosistemi ile, kullanıcı sayısıyla Weibo’yu, değeriyle de Baidu’yu geçmiş durumda. 1999 yılında anlık mesajlaşma uygulaması QQ ile yeni medya ekosistemie dahi olan Tencent, 2004 yılında Hong Kong Borsasında işlem görmeye başlamıştır. Şirket 2010’lu yıllara değin QZone adını verdikleri QQ temelli bir sosyal ağ ortamı geliştirmeye yatırım yapmıştır. 2010’lu yılların başında WeChat adlı mobil telefon uygulamasını ve WeiXin adını verdkleri ödeme sistemini geliştirmişlerdir. 2013 yılında WeChat2ın kullanıcı sayısı 300 milyona ulaşırken, mobil telefonlar için yeni bir oyun ekosistemi tasarlanmıştır. Gerek QQ cüzdanı gerekse WeChat’ın Wepay ödeme sistemiyle, Çinliler kısa sürede gündelik yaşamlarında nakit veyahut kredi kartı taşımadan yaşamaya alışmışlar.

Tencent yetkilisinin ziyarette aktardığına göre, WeChat’ın aylık aktif  kullanıcı sayısı 1.112.000 milyar kişi. WeChat’te hesap açmak için telefon numaranızla doğrulama şifresi aldığınız bilgisini de bu arada vereyim. QQ’nun ise kullanıcı sayısı  316,114,668 kişi civarında.  WeChat’in hiç kuşkusuz en yoğun kullanıcıları Çin’de, ama Tencent’in aktarmasına göre tüm dünyada gitgide yaygınlaşıyormuş WeChat.  WeChat ile neler yapabiliyorsunuz: anlık iletişim, dosya transferi, çevrimiçi alışveriş, “kırmızı cüzdan” uygulaması ile para transferi, oyuniçi alışveriş, Didi uygulaması ile yurttaş-taksi hizmeti ödeme, çevrimdışı alışveriş: örneğin, otobüs, metro, hızlı tren vb. toplu taşıma araçlarının ederlerini ödeme, kafeteryada, lokantada veya kafede yeme-içme, kitap ve kırtasiye alışverişi, manav, hal veyahut alışveriş merkezinde ödeme, konaklama işlemi rezervasyonu ve ödeme vb. akla gelebilecek her ödeme işlemi…Moment özelliği ile bir tür İnstagram, Shake uygulaması ile bir tür Tinder. (https://www.youtube.com/watch?v=sRzgzyhafzM). Üstelik şirketin bu ödeme sisteminin Çinli turistlerin gittiği veya Çinlilerin iş yaptığı her ülkede kullanılması yönünde hedefi var. Devasa bir veri bankası Wechat ve Wepay…Sıradan bir Çinli yurttaşın günlük, haftalık, aylık ve yıllık neler yaptığının bilgisi Tencent veri merkezi ve bulutunda tutulmakta. WeChat ile üretilen veri, Batılı yeni medya ekosisteminde farklı şirketlere ait uygulamalar ile üretilen veriden daha yığınsal ve daha entegre. Çin hükümetinin İnternet ortamında uyguladığı sansür ve gözetim düşünüldüğünde, şirketin kullanıcıların kişisel verileri üzerinde sahip olduğu büyük güç ve devlet erkine sağladığı uyumda ayrı bir yazının konusu Bu noktada WeChat’te hükümete muhalif içerik üretenlerin hesaplarının bloke edildiğini belirtelim.

What's We Chat

Tencent Firması yazının başında da belirttiğim gibi, QQ ve WeChat’ten ibaret olmadığını tekrar belirteyim. League of Legends oyunu geliştiren Riot Games’in tamamı 2015 yılında satın alarak dikkatleri üzerine çeken Tencent Games, bünyesinde bir çok oyunu barındırıyor. Günümüzde mobil ortamlarda ve çevrimiçi çoklu oyun platformlarında Kore oyun firmalarının en önemli rakibi Tencent. E-spor alanında da yarışmaları destekleyen Tencent, Çin içinde mobil üzerinden ailelere yönelik bir denetim sistemini de yaşama geçirmiş bulunmaktadır.

DSC01837

Tencent Literature, Tencent Pictures, Tencent Comics şirketin diğer üretim alanları. Tencent Comics yakınlarda Animation Comic Game China Group, Walt Disney, Shueisha, Bandai, Kadokawa ve Kodansha ile işbirliği projeleri geliştirdi. Tencent Pictures, devasa Çin edebiyatı birikiminden yararlanarak tv.dizi serileri ve sinema filmleri üretmekte, dağıtmaktadır. Böylece fikri mülkiyet alanında yoğun bir birikime sahip olmaktadır. Bunun yanısıra Tencent Pictures kullanıcı türevli içerikleri de desteklemektedir. Tencent Musivc Entertainment Group ta, şirketin müzik endüstrisi alanındaki koludur. QQ Music, Kugou Music, Kuwo Music ve WeSing gibi sosyal medya uygulamalarını yönetmektedir. Bunun dışında Spotify benzeri QQ Müzik platformu da mevcuttur. Penguin E-sports ise, Tencent’in mobil e-spor yarışmalarını yayınladığı bir ortamdır. Now Live, V Live gibi kullanıcıların anlık olarak çevreleri ile paylaşmak istedikleri öyküleri yayınladıkları akışkan bir ortamdır. Bunların yanı sıra Interest Tribe, Tencent Classroom gibi ortamlar ile de ilgiler paylaşılmakta ve uzaktan eğitim hizmeti alınmaktadır.

DSC01842

Tencent Yapay Zeka Lab’ı 2016 yılında kurulmuş olup, makine öğrenmesi ve büyük veri konusunda sayılı uzmanlardan Dr. Tong Zhang tarafından yönetilmektedir.Lab’da makine öğrenmesi, konuşma tanıma, doğal dil işleme çalışılmaktadır. Mr.Translation adlı dil çeviricisi Türkçe dahil Çince’den bir çok dile cümleleri hızla çevirmektedir. Tencent Open Platformu 2016 yılında kurulmuş olup, 6 milyon start-up a ev sahipliği yapmaktadır. Çin’de 30 Kuluçka Merkezi Tencent Open Platform bünyesinde hizmet vermektedir. Şrketin Çin hükümeti için e-yönetişim ve yerel yönetimler için WePay’e entegre çeşitli ödeme hizmetleri geliştirdiğini de belirtelim. Örneğin, Shenzhen metro ağında ne ulaşım kartı almak ne de de bilet almak gerekmektedir. WePay ile ulaşım ederi her metro geçişinde cüzdanınızdan düşmektedir.

Bu kısa geziden geriye kalan yanıtlanmayan sorular ise Çin hükümetinin sansür politikasının Tencent tarafından bu bütünleşik yeni medya ekosisteminde nasıl uygulandığı, kişisel verilerin güvenliğinin nasıl temin edildiği, verigözetimi ile sosyal kredi sistemi arasındaki verieşleştirmesi, veri ikizlerinin gündelik yaşamda birey üzerindeki olumlu etkilerinin (iletişim ve transfer hızı, bağlantılılık, parasız toplum vb.) yanı sıra Çin’de kamusal alanda tartışılmayan olumsuz etkilerinin (verigözetimi, sansür ve otosansür başta olmak üzere) neler olduğu kaldı.  Belki de sorulması gereken en önemli soru, 1 milyar kişinin her gün her an kullandığı WeChat’i ve WePay’i,  yaşamın bir parçası olarak doğallaştırma ve verili kabul etme hali: WeChat’in içinde akışta-bağlantıda olma ve WeChat’siz olmama hali…

DSC01848

 


Doğruluk Bakanlığı: Hong Kong Protestolarıyla İlgili İçeriği Silin[1]

Haziran 18, 2019

Çeviri: Gökçe Özsu, Hacettepe Üniversitesi SBE, İletişim Bilimleri Doktora Programı

Hong-Kong-lead

Hükümet kurumlarınca medyaya iletilen aşağıdaki sansür talimatları, çevrimiçi ortamda sızdırılmış ve yayılmıştır. Kaynağın korunması adına talimatların sızdığı hükümet kurumunun adına yer verilmemiştir.

Bütün Web siteleri: Hong Kong suçluların iadesi karşıtı protestolarla ilgili içerikleri bulun ve silin. “Broad Sky”, “Really Love You” ve “Queen’s Road East” gibi Hong Kong şarkılarının altında yer alan zararlı yorumları kontrol edin ve silin (16 Haziran 2019).

Hong Kong’da 2 milyona yakın kişi adi suçlardan şüphelilerin Çin’e ve diğer ülkelere iade edilmesi için hükümete yetki tanıyan Suçluların İadesi Yasa Tasarısındaki değişikliklere karşı devam eden muhalefet çerçevesinde sokaklara çıktı. Geçtiğimiz haftadaki 1 milyon kişinin katıldığı ve protestocuların polis şiddetiyle karşılaştığı kitlesel protestoları takiben, Hong Kong Tepe Yöneticisi Carrie Lam tasarıya dair planlarını geri çekti ve Hong Kong hükümeti bir açıklama yayımladı: “Tepe Yöneticisi polis şiddetinden dolayı özür dilemektedir; eleştirileri kabul etme ve kamu hizmetlerinin geliştirilmesi için en içten ve samimi bir tutum benimseme sözü vermektedir”. Ancak protestocular özrü kabul etmedi ve Lam’ı istifaya çağırdı. New York Times’tan Keith Bradsher ve Daniel Victor ise şöyle yazdı:

Hong Kong’un tartışmalı lideri Carrie Lam cumartesi günü tasarıyı rafa kaldırdı ve bunu takiben demokrasi yanlısı aktivistlerin yetersiz ve çok geç olarak niteledikleri özür dileme konumuna geçti.

Gösterilerin bütün büyüklüğü -ki organizatörler bölgenin 7 milyonluk nüfusunun 2 milyonuna yakınının protestolara katıldığını doğrulamasalar da tahmin ediyorlar- kamuoyunun tatmin olmadığını açık bir şekilde gösteriyor.

Protestocuların pek çoğu Tepe Yöneticisi Sayın Lam’ın açıklamalarından dolayı hayal kırıklığına uğramışlardı ve açıklamaların kendilerine samimiyetsiz geldiğini söylüyorlardı.

[…] Göstericilerin kararlılığı, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in özenli bir şekilde büyüttüğü güçlü ve dirayetli imajını test ettiği Beijing’e ürperti yolluyor.

616_drone_web_plain

Hong Kong Çin Üniversitesi Çin Çalışmaları Merkezi’nden misafir öğretim üyesi Willy Lam, “protestocular Beijing’e mesaj yollamak istiyor” dedi: “Eğer Beijing Hong Kong’un temel değerlerini ihlal etmek için cidden bir şeyler yapmak isterse, Hong Kong halkı hoşnutsuzluklarını gidermek için tekrar tekrar bir bütün olacaktır” [Kaynak: https://www.nytimes.com/2019/06/16/world/asia/carrie-lam-hong-kong-protests.html]

Protestoyla ilgili bilgiler Çin’de sıkı bir şekilde kontrol edilmesine rağmen FreeWeibo’ya göre Hong Kong ve Hong Kong’la ilgili kelimelerle yapılan aramalar Weibo’daki en popülerler arasında girdi. “Let’s Go Hong Kong!” sözü siteden sansürlendi. Ana kıta Çin’deki bazı İnternet kullanıcıları protestoları desteklemek için şarkının sözleri kullandı. Quartz’tan Echo Huang şöyle yazıyor:

Bazı kullanıcılar Lo Ta-yu’nun (羅大佑) “Queen’s Road East” (https://www.youtube.com/watch?v=M_Pp66g8nKw) adlı şarkısından bazı içerikler paylaşıyor. Lo parçayı 1991’de piyasaya çıkardı ve Hong Kong’un 1997’de Çin yönetimine geri dönmesi öncesinde Çin Komünist Partisi’ne duyduğu korkudan dolayı Hong Kong’dan göç eden on binlere adadı.

Şarkının adı, kentin merkezi ticaret bölgesinde yer alan büyük bir caddeyi işaret ediyor. Bu cadde aynı zamanda, meclis üyelerinin tasarıyı ikinci kez görüştükleri 12 Haziran Çarşamba günü protestocuların kısa süreliğine işgal ettikleri caddeydi. Şarkının özellikle bir sözü insanları protestolar üzerine düşünmeye itiyor gibiydi: “Queen’s Road East turns into Queen’s Road Central… Crowds of people rush into Queen’s Road Central”.

[1] Bu yazı China Digital Times’ın Web sitesinde yer alan “Minitrue: Delete Content Related to HK Protests” yazının bu blog için yapılmış çevirisidir.


Mustafa Akgül hakkında bazı çalışmalar

Haziran 9, 2019
131220172348579955863
Mustafa Akgül hakkında yapılan bazı çalışmaları listeledik:

hack kültürü ve hacktivizm – mustafa akgül‘e armağan’daki hocayla yapılan söyleşi: https://yenimedya.wordpress.com/2017/12/14/mustafa-akgul-aktivistlere-sifreleme-tekniklerini-ogretmeliyiz/

ymk2’deki konuşması ve yeni medya eski insan’daki radyo kaydının olduğu post: https://yenimedya.wordpress.com/2017/12/14/akgul-internet-yasamdir/

ymk2’deki açılış konuşması: https://youtu.be/Bi9weCIzDvA

 

alternatif bilişim tv den:
https://www.youtube.com/watch?v=mhhEVlGe0Ec
https://www.youtube.com/watch?v=wwI6fwIx4W0
Erkan Saka ve öğrencilerinin çalışmasında ilgili bölüm sy. 72:

%d blogcu bunu beğendi: