Ocak 7, 2014

Slide1_1 Slide1_2


İNTERNET BLOGLARININ ETİK BAĞLAMDA DEĞERLENDİRİLMESİ

Temmuz 11, 2017

Yazan: Anıl Bülken

  • Bu çalışma Ank.Üniv. SBE. Gazetecilik Tezsiz Y.L. Bitirme Projesi (2017) olrak sunulmuştur. Söz konusu çalışmanın bir kısmı burada yayınlanmıştır. Bitirme projesindeki görüşler, yazara aittir.

 

  GİRİŞ

İnsanlık geçmişden bugüne gelene kadar birçok gelişme ve önemli olaylar yaşamıştır. Hala da yaşamaktadır. İnsan merak ederek, dış dünyada yaşananları anlamlandırmaya çalışarak kendini geliştirmeye devam etmektedir. İnsanlığın bu uzun tarihsel geçmişinde en önemli değişimler kendi ürettiği iletişim araçları olmuştur. İnsanlar farklı iletişim araçları icat ederek, kendini ve dünyayı farklı şekillerde yorumlamaya başlamıştır. İcat edilen bu iletişim araçları insanların duygu, düşünce ve hayal dünyalarının şekillenmesinde büyük etkide bulunmuştur. İnsanlık ilk çağlarda duvarlara, kemiklere çizilen resimlerle başlayan iletişim sürecinden, dolayımlı kablosuz ağ teknolojisi internetin icat edilmesine kadar uzun bir yol kat etti. Duvar, kemiklere çizilen resimlerle başlayan internetin icadına kadar uzanan bu uzun süreçte arada birçok iletişim aracı keşfedilmişti. Bu uzun ara dönemde kağıt, matbaa, gazete, radyo ve televizyon gibi iletişim araç ve gereçleri icat edilmişti. İnsanlar gazeteleri, radyo ve televizyonları kullanarak haber metinlerini oluşturmuşlardır. Haber metinlerini oluşturarak gündelik hayatı takip etme, günceli yakalama telaşı içine girmişlerdir. Habercilik basın-yayın faaliyetlerini üreten ve geliştiren insanlar, dünyanın her yerinden bilgi almaya çalışmışlardır. Hala da bu faaliyetler günümüzde de devam etmektedir. İnsanlar frekans uydu sistemleri ve kablolar aracılığıyla radyo ve televizyon teknolojilerini kullanarak dünyanın farklı yerlerine ulaşmaya çalışarak çevresinde olup bitenlerden haberdar olmaya çalışmıştır. Haber alma, enformasyona ulaşma büyük önem kazanmıştır. Büyük ölçekli haber ajansları, televizyon kanalları hayatımızın büyük bir bölümüne sahip olmuştur. Fakat habercilik, basın-yayın faaliyetlerinde internetin icadıyla birlikte büyük değişimler yaşanmıştır. Habercilik pratiklerinde değişiklikler meydan gelmiştir.

İnternet haberciliğinin başlaması ve İnternet 4.0 teknolojisinin gelişmesi sonucunda yeni medyanın gündelik hayatımızda yer bulmasıyla birlikte habercilik faaliyetleri daha farklı bir boyut kazanmıştır. Yeni medyanın olanaklarından biri olan Bloglar ve blog yazarlığı kavramları hayatımıza giriş yapmıştır. Bloglar tam anlamıyla gazetecilik olarak adlandırılmasa da bir gazetecilik faaliyeti olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçmişten günümüze kadar gelen iletişimde yaşanan süreçlerin tarihsel gelişimini de ele alarak bu metinde bloglar etik bağlamda değerlendirilecek. Ayrıca geleneksel medya ve bloglar arasında etik çerçevede ne gibi farklar bulunduğuna yönelik bilgiler de bu metinde ele alınacak.

GELENEKSEL MEDYADA ETİK BAĞLAM VE YENİ MEDYA ORTAMINDA ETİK SORUNLAR

  1. yüzyılda gazetecilik mesleğinin daha da profesyonelleşmesi için bazı adımlar atıldı. Mesleki kurallar belirlendi. Gazetecilik, basın-yayın faaliyetleri etik düzleme oturtuldu. Amerika ve İngiltere gibi ülkelerde gazetecilik etiğine ilişkin bazı adımlar atıldı. 1923 yılında Amerikan Haber Editörleri Derneği(ASNE) gazetecilik faaliyetlerin düzenlenmesine yönelik bir bildiri yayınladı. Bu bildiride gazetecilik mesleğinin etik kodları belirlendi. 1926 yılında ise Profesyonel Gazeteciler Derneğinin temsilcilerinden Sigma Delta Chi gazetecilik etiğine ilişkin bir bildiri yayınladı.[1] Bu iki bildiride hakikat, doğruluk, tarafsızlık kavramlarına vurgu yapılmıştır. Sigma Delta Chi ilkeleri şu anda da herkes tarafından benimsenen medya etiği kurallarının temelini oluşturmuştur. 1930’lu yıllara gelindiğinde ise gazetecilik mesleğinin nasıl gerçekleştirileceğine dair tartışmalar devam etmiştir. Bu dönemlerde gazetecilik örgütleri olgu-yorum ayrımı, öznel yorumlardan kaçınma, haber metinlerinin güvenilir kaynaklara dayandırılarak oluşturulması gibi kurallar benimsemeye başlamıştır. Gazetecilik örgütleri haber toplama ve yazma gibi konularda bazı standartları benimsemiştir. Fakat 1900’lü yılların ortalarında siyasi iktidara karşı meşruiyet mücadelesi veren basın-yayın kuruluşları kendi aralarında mücadeleye başlamıştı.[2] Bu mücadeleye son vermek için devlet müdahalesi gerekmekteydi. Bu gelişmeler sonucunda Hutchins Komisyonu 1947 yılında bir rapor yayınlamıştır. Yayınlanan raporda basın özgürlüğü savunulmuş, fakat basın-yayın faaliyetlerinin kamusal bir hizmet olduğunun altı çizilmiştir. Raporda ayrıca kamuoyunun çıkarlarını korumak için devlet tarafından basın-yayın kuruluşlarına müdahaleler yapılabileceği belirtilmiştir.10 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi ilan edilmiştir. Bu bildirgede de basın-yayın kuruluşları ve gazetecilik faaliyetleriyle bazı maddeleri ilişkilendirmek mümkündür. Bildirgede bireylerin özel yaşamının ihlal edilmemesi, din ve çeşitli inançlara saygılı olma, ırklara ve insanların sahip olduğu sosyo-kültürel değerlere karşı anlayış gösterme gibi maddeler yer almaktadır. Bu yayınlanan maddeler gazeteciliğin etik çerçevesini şekillendirmede önemli metinlerden biri haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesinde bazı maddeler şu şekilde açıklanmıştır:
  • “Madde 18: Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.”
  • “Madde 19: Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.”[3]

Türkiye’de ise basın-yayın faaliyetlerini düzenleyen ve teftiş eden bazı kurumlar vardır. Türkiye’de 1960 Anayasasının kabulünden sonra basın yayın kuruluşlarının işleyişini denetlemek için bazı kurumlar kuruldu. Bunlardan ilki Basın Şeref Divanıdır. Basın Şeref Divanı 1916 İsveç Basın Konseyi model alınarak kurulmuştur. Basın-yayın kuruluşlarının faaliyetleri Basın Şeref Divanı tarafından Basın Ahlakı kuralları çerçevesinde takip edilmiştir. Medya kuruluşlarında Basın Ahlakı kurallarına aykırı davranan bir kurum varsa, Basın Şeref Divanı tarafından bazı yaptırımlarla karşı karşıya kalmıştır. Bu kurumun ceza verme yetkisi de vardır. Diğer bir basını denetleme kuruluşu ise 1961 yılında kurulan Basın İlan Kurumudur. Bu kurum ise medya kuruluşlarının ilan ve reklam içeriklerini denetlemektedir. Basın İlan Kurumu’nun görevi ise basın-yayın sektöründeki haksız rekabetin önüne geçme ve eşitlikçi, adaletli bir anlayışla reklam ve ilanların dolaşımını sağlamaktır. Bu kurumların dışında diğer bir kuruluş ise 1967 yılında Basın Şeref Divanı’nın kapatılmasının ardından 1988 yılında kurulan Basın Konseyi’dir. Basın Konseyi Kurulu 12 üyeden oluşmaktadır. Kurulun altı üyesi basın sektöründe çalışan kişilerden, diğer altı üyesi ise basın sektöründe çalışmayan bireylerden kurulmuştur. Basın konseyinin belirlediği bazı mesleki ilkeler vardır. İlkeler şu şekilde sıralanmıştır:

  • “Yayınlarda hiç kimse, ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve dinî inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.”
  • “Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlâk anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz.”
  • “Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlâka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.”
  • “Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.”
  • “Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz.”
  • “Soruşturulması gazetecilik imkânları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz.”
  • “Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler, kamu yararı ciddi bir biçimde gerektirmedikçe yayınlanamaz.”
  • “Bir basın organının dağıtım süreci tamamlanmadan o basın organının özel çabalarla gerçekleştirdiği ürün, bir başka basın organı tarafından kendi ürünüymüş gibi kamuoyuna sunulamaz.”
  • “Ajanslardan alınan özel ürünlerin kaynağının belirtilmesine özen gösterilir.”
  • “Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse ‘suçlu’ ilân edilemez.”
  • “Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.”
  • “Gazeteci, kaynaklarının gizliliğini korur. Kaynağın kamuoyunu kişisel, siyasal, ekonomik vb. nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır.”
  • “Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır.”
  • “Şiddet ve zorbalığı özendirici yayın yapmaktan kaçınılır.”
  • “İlân ve reklâm niteliğindeki yayınların bu nitelikleri, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir.”
  • “Yayın tarihi için konan zaman kaydına saygı gösterilir. Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip haklarına saygı duyarlar.”[4]

Bu kurumların dışında 1994 yılında faaliyetlerine başlayan, radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenleyen, denetleyen kuruluş RTÜK(Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) vardır. RTÜK medya kuruluşlarının kendi aralarında eşit rekabet etmesi için hakem görevi gören bir role sahiptir. Karasal, sayısal, uydu, kablo ve IPTV ortamlarından yayın yapacak kuruluşlara lisans ve yayın izni RTÜK tarafından sağlanmaktadır.[5] Aynı zamanda Radyo ve Televizyon içeriklerini etik kurallara göre takip eder. Eğer radyo ve televizyon programlarında etik kurallara aykırı bir unsur tespit ederse etik kaidelere aykırı şekilde içerik üreten o yayın kuruluşuna cezai yaptırım uygulama hakkına da sahiptir. Aynı zamanda RTÜK’ün yürüttüğü faaliyetler ve kurumsal yapısı 1982 Anayasasının 133. Maddesinde belirlenmiştir:

MADDE 133. – (Değişik: 8.7.1993-3913/1 md.) Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.

(Ek: 21.6.2005-5370/1 md.)  Radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek amacıyla kurulan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu dokuz üyeden oluşur. Üyeler, siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı olarak gösterecekleri adaylar arasından, her siyasi parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca seçilir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun kuruluşu, görev ve yetkileri, üyelerinin nitelikleri, seçim usulleri ve görev süreleri kanunla düzenlenir.

Devletçe kamu tüzel kişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzelkişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.[6]

Ülkemizde gazetecilik faaliyetlerinin düzenli ve sağlıklı yürütülebilmesi için çalışmalar yürüten bir diğer kuruluş ise 1946 yılında kurulan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’dir. Cemiyet etik konularda bildiriler yayınlayarak bazı çalışmalar gerçekleştirmiştir. 1998 yılında Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk bildirgesini yayınlamıştır. Bu bildiride gazetecilerin sorumlulukları yükümlülükleri belirtilmiş ve haber üretim süreçlerinde habercilerin yapması gerekenlere ve hassasiyet göstermesi gereken konulara dikkat çekilmiştir. Bu bildiride gazeteciliğin temel görevleri şu şekilde sıralanmıştır:

1. Halkın bilgi edinme hakkı uyarınca, gazeteci, kendi açısından sonuçları ne olursa olsun, gerçeklere ve doğrulara saygı duymak ve uymak zorundadır.”

2. Gazeteci; bilgi ve haber alma, yorum yapma ve eleştirme özgürlüklerini ne pahasına olursa olsun savunur.”

3. Gazeteci; başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur. Milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, dil, din, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır. İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Bir ulusun, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını (veya inançsızlığını) doğrudan saldırı konusu yapamaz. Gazeteci; her türden şiddeti haklı gösterici, özendirici ve kışkırtan yayın yapamaz.”

4. Gazeteci; kaynağını bilmediği bilgi ve haberleri yayınlamaz; kaynak açık olmadığında, yayınlamaya karar verdiği durumlarda da kamuoyuna gerekli uyarıları yapmak zorundadır.”

5. Gazeteci; temel bilgileri yok edemez, görmezlikten gelemez ve metinlerle belgeleri değiştiremez, tahrif edemez. Yanlış, yanıltıcı ve tahrif edilmiş yayın malzemesi kullanmaktan uzak durur.”

6. Gazeteci, bilgi, haber, fotoğraf, görüntü, ses, belge elde etmek için yanıltıcı yöntemler kullanamaz.”

7. Gazeteci, kamuya mal olmuş bir şahsiyet bile olsa, halkın haber alma, bilgilenme hakkıyla doğrudan bağlantılı olmayan hiç bir amaç için, izin verilmedikçe özel yaşamın gizliliği ilkesini ihlal edemez.”

8. Gazeteci, yayınlanmış her yanlışı en kısa sürede düzeltmekle yükümlüdür. Gazeteci, istismar edilmemesi, kötüye kullanılmaması ve kabul edilebilir boyutlar ile biçimde yapılması kaydıyla, cevap hakkına saygılı olmalıdır.”
9. Gazeteci, kendisine güvenilerek verilmiş bilgilerin, belgelerin kaynaklarını, kendileri izin vermediği sürece, mesleki gizlilik ilkesi uyarınca, hiç bir şekilde açıklamaz.”
“10. Gazeteci, çalıntı, iftira, hakaret, lekeleme, saptırma, manipülasyon, söylenti, dedikodu ve dayanaksız suçlamalardan kesinlikle uzak durur.”

“11. Gazeteci, bir bilginin, haberin yayını ya da yayınlanmaması karşılığı hiçbir maddi veya manevi avantajın peşinde olamaz. Gazeteci, devlet başkanından milletvekiline, iş adamından bürokratına kadar haber kaynağı olarak da kabul edilen kişi ve kurumlarla iletişimini ve ilişkisini meslek ilkelerini gözeterek yürütür.”
“12. Gazeteci, mesleğini, reklamcılıkla, halkla ilişkilerle veya propagandacılıkla karıştıramaz. İlan – reklam kaynaklarından herhangi bir telkin, tavsiye alamaz, maddi çıkar sağlayamaz.”

13. Gazeteci, hangi konuda olursa olsun, elde ettiği bilgileri geniş biçimde yayın konusu yapmadan kendi yararına kullanamaz. Mesleğini, ne şekilde olursa olsun, (yasaların ve yönetmeliklerin kendisine tanıdığı hakların dışında) ayrıcalıklar kazanmak amacıyla kullanamaz.

14. Gazeteci, her ne amaçla olursa olsun, tehdit ve şantaj gibi yollara başvurmaz. Gazeteci bu şekilde baskılara da karşı koyar.”

15. Gazeteci her türlü baskıyı reddeder ve çalıştığı basın – yayın organındaki yöneticileri dışında kimseden işiyle ilgili talimat alamaz.”

16. Gazeteci sıfatını taşımayı hak eden herkes meslek ilkelerine en yüksek seviyede uymayı taahhüt eder. Ülkesindeki yasalara saygılı olmakla birlikte, hükümet ve benzeri kurumların müdahalelerine kapalıdır. Mesleki olarak yalnızca meslektaşlarının ve kamuoyunun değerlendirmeleri ile bağımsız yargı organlarının kararlarını dikkate alır.”

17. Gazeteci, devleti yönetenlerin belirlediği ulusal ve uluslararası politikalar konularında önyargılara değil, halkın haber alma hakkına dayanır. Onu mesleğin temel ilkeleri ve özgürlükçü demokrasi kaygıları yönlendirir.”[7]

Bununla birlikte Türkiye Gazeteciler Cemiyeti medya içeriklerinde kadın temsili konusunda meydana gelen etik ihlallerin önüne geçmek için “Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu” adlı bir bildirge yayınlamıştır. Bu bildirgede haber içeriklerinde kadınlara yer verilirken yapılan yanlışlar örneklerle anlatılmıştır. Ayrıca Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzunda haber içeriklerinde kadınlara yer verilirken hangi söylemlerin kullanılmasının daha doğru olması gerektiğine yönelik çözüm önerileri kamuoyuyla paylaşılmıştır.[8]

Basın-yayın faaliyetlerinin düzenli ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yönelik diğer bir yapı ise Ombudsmanlıktır. Ombudsmanlık kavramını medya bağlamı içerisinde değerlendirmeye çalışacağım. Ombudsman, medya kuruluşlarıyla toplum arasında köprü görevi gören kişilere denir. Ülkemizde ombudsman yerine “kamu denetçisi” veya “okur temsilcisi” kavramları da kullanılmaktadır. Ombudsmanlık görevi medya kuruluşunun kendi özdenetim mekanizmasını sağlaması olarak da açıklanmaktadır. Ombudsmanların bazı sorumlulukları ve yapması gereken işler vardır. Bu görev ve sorumluluklar; kamuoyundan eğer varsa şikayet ve tavsiyeleri toplamak, toplanan şikayet ve tavsiyeleri incelemek, değerlendirmek ve sonucunda okurla paylaşmak, kamuoyunun güvenini kazanmak ve son olarak okurla medya arasında yaşanan sorunu yargıya intikal etmeden çözmek şeklinde açıklanabilir.[9] Aslında ombudsmanlığın çıkışındaki asıl amaçlardan biri de medya kuruluşları üzerinde siyasal iktidarın denetim ve uygulamaların azalmasını sağlayarak, basının daha özgür bir kimlik nitelik kazanmasına yardımcı olmaktır. Ülkemizde ise bazı basın-yayın kuruluşları ombudsman faaliyetlerine önem vermekte ve bu konuda kamuoyunda farkındalık yaratmak için bazı çalışmalar yürütmektedir. Bu kuruluşlardan bazıları; Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleridir. Cumhuriyet gazetesinin internet sitesinde ombudsmanlık hakkında kamuoyunu bilgilendirmek için ombudsman Güray Öz vasıtasıyla bazı içerikler paylaşılmaktaydı. Bu içeriklerde ombudsmanlığın tarihçesi, kelimenin hangi dilden geldiği, ombudsmanlığın tanımı gibi konularla ilgili paylaşımlar yapılmıştır. Ayrıca Cumhuriyet gazetesi web sayfasında yayın faaliyetlerini daha da geliştirmek ve ileri götürmek için ombudsmanlık görevine çok büyük önem verdiğini ve ombudsmanın tam bağımsız bir şekilde çalışmasının gerektiğini yönünde fikirlerini beyan etmiştir.[10] Cumhuriyet gazetesi bu bilgilendirmelerin yanı sıra okuyucularının yayın organıyla ilgili şikayetlerini, taleplerini de internet sayfasında dile getirmiştir. Milliyet gazetesi ise web sitesinde ombudsmanlık ile ilgili bölümde okuyucularının şikayetlerine, taleplerine yer vermiştir. Buna ek olarak İnsan Hakları Bildirgesindeki fikir düşünce özgürlüğüyle ilgili maddeyi paylaşmıştır.[11]

Ombudsmanlığa yönelik bazı eleştirilerde vardır. Ombudsmanlıkla basının özgürleştirilemeyeceği, objektif, tarafgirlikten uzak, kamunun yararına çalışan bir medyanın mümkün olamayacağını savunan düşüncelerde mevcuttur. Ombudsmanlığın, sosyal sorumluluk yönünden bir katkı sağlayamayacağı aksine medyada gerçekleştirilen faaliyetlerinin tümünün meşrulaştırılmaya çalıştığı da söylenmektedir.[12] Ayrıca ombudsmanların çalıştıkları medya kuruluşundan maaşlarını alması da ombudsmanların ne kadar özgür ve tarafgirlikten uzak bir çalışma ortaya koyacağına yönelik şüphe duyulmasına ve etik tartışmaların başlamasına neden olabilir.

Tüm bu gelişmeler göze alındığında geçmişten günümüze kadar gelinen dönemde geleneksel medya faaliyetlerini düzenlemeye yönelik birçok adım atılmıştır. Birçok uluslararası konferans, bildiri, yasal düzenlemeler yapılmış, üst kurullar kurulmuştur. Fakat hayatımızda önemli bir yere sahip yeni medya teknolojilerinin bize hizmet sağlayan uzamlarla ilgili etik kurallar çerçevesinde düzenlenmesinde, yeni medya uzamında oluşturulan içeriklerin takibi ve denetimine yönelik yapılan çalışmalarda eksiklikler bulunmaktadır. Yeni medya teknolojilerinin ürünü olan bir nevi gazetecilik faaliyeti yürütülen bloglarda da zaman zaman etik ihlaller meydana gelmektedir.  Yeni medya ortamlarında üretilen içerikleri denetleyen, takip eden üst kurullar veya konseyler bulunmamaktadır. Sadece ülkemizde internetle ilgili faaliyetleri düzenleyen, siber suçlara yönelik cezai yaptırım işlemleri uygulamaya olanak tanıyan 2007 Mayısında yürürlüğe giren 5651 sayılı kanun ile internet ortamında fuhuş, uyuşturucu madde kullanımı ve çocukların cinsel istismarıyla ilgili unsurlar tespit edildiğinde, kanun gereğince bu tip paylaşımlar yapan sitelere erişim yasağı getirilir.[13] Geleneksel medyada herhangi bir kişiye yönelik fikir, düşünce özgürlüğünün ihlali veya kişisel hak ve özgürlüklerine yönelik bir girişim olduğunda bireylerin bu konuda medya kuruluşlarıyla iletişime geçerek tekzip hakkını kullanma gibi seçenekleri vardır. Ayrıca geleneksel medyada öz denetim sistemi mevcuttur. Geleneksel medyanın çalışma prensibinde eşikbekçiliği mekanizması bulunmaktadır. Eşikbekçisi, hangi enformasyonun alıcılara hangi şekilde sunulacağına karar vermektedir.[14] Eşikbekçisi pozisyonuna örnek gazete, radyo ve televizyonlarda çalışan haber müdürleri ve editoryal kadro verilebilir. Haber veya program içerik üretme sürecinde eşikbekçileri edinilen bilgileri süzgeçten geçirerek kamuoyuna sunmaktadır. Her ne kadar geleneksel medya kuruluşlarında bu tip örgütsel özellikler ve etik bildiriler bulunsa da etik ihlaller tam anlamıyla önlenememektedir. Fakat bloglar ise geleneksel medyadaki işleyişin tam tersi şekilde kamuoyunda konunun muhatapları tarafından kabul edilmiş etik kuralların olmadığı ve denetim mekanizması bulunmayan bireysel mecralardır. Denetim mekanizmasının ve kurumsal yapının bloglarda olmaması etik ihlallerin meydana gelmesinde önemli nedenlerden biridir.

 

BLOGLAR VE ETİK

1- Blogların Genel Özellikleri:

Bloglar, genel anlamda kişilerin duygu, düşüncelerini, kanaatlerini internet vasıtasıyla paylaştıkları bir mecradır. Blog kelimesinin Türkçe’deki karşılığı “ağ günlüğü” veya “e-günlük” tür. Blog ortamında içerik üreten bireylere “blog yazarı” veya “blogger” denir. Blog kullanmak için bireylerin üst düzey teknolojik bilgi ve altyapıya sahip olması gerekmez. Genellikle bloglarda içerikler güncelden geçmişe doğru bir akış dizini formatında biz kullanıcıların karşısına çıkar. İçeriklerin sonunda bloglarda tarih ve içeriği üreten kişinin adı yer alır.[15] Bu uzamda içerik üreten ve içeriği tüketen arasında iletişimsel bazda çift yönlü bir akış vardır. İçeriği üretenler ve tüketenler yorumlar bölümü aracılığıyla birbirleriyle iletişime geçebilirler. İçerik üreten blog yazarları, kaynaktan olumlu veya olumsuz geribildirimler alma imkanına sahiptir. Bloglar kullanım alanlarına göre kişisel, temasal, yayıncıların sponsor olduğu ve kurumsal bloglar şeklinde 4’e ayrılır. Ayrıca içerik üreticiler WordPress, Blogspot, Tumblr gibi hizmet sağlayıcılarının sunduğu blogları daha çok kullanır.

Bloglarda üretilen içeriklerde belli konular ağırlıktadır. Bloglarda üretilen içerikler genellikle internet, müzik, teknoloji, spor, sağlık gibi alanlarla ilgilidir. Blog yazarları genellikle üniversite okuyan veya üniversiteyi bitirmiş kişilerden oluşuyor. Demografik olarak incelendiğinde blog kullanıcıları 20-30 yaş arasındaki yaş grubundan oluşuyor. Blog yazarlarının bloglarda yazmaya başlamasında sosyal medya etkin bir rol oynamıştır. Blog yazarları sosyal medyada çeşitli konulara ilişkin ürettiği içeriklere kullanıcılar tarafından olumlu geribildirimler verilmesi sebebiyle bloglarda paylaşım yapma kararı almıştır. Bir süre sonra blog yazarları kendi mecralarında üretilen içeriklerin çok büyük sayıda kişiler tarafından takip edilmesi üzerine bu uzamda Google aracılığıyla ticari firmaların ürünlerine ilişkin reklamları da kendi bloglarında paylaşmışlardır. Aslında bu gelişmeleri göz önünde bulundurursak bloglar birer ticari tüzel kişilik kimliği kazanmıştır. Bunun yanı sıra Blog yazarları bloglarının takibini ve daha çok insan tarafından görülmesini sağlamak için kendilerine belli yöntemler seçmişlerdir. Birinci yöntem genellikle blog yazarları günlük konuşma dilini içeriklerinde kullanarak daha çok insana ulaşmayı hedeflemişlerdir. İkinci yöntem ise işletmeler ve pazarlama, tanıtım faaliyetleri için büyük önem taşıyan hedef kitle belirleme aşamasıdır. Blog yazarları bu sayede kendilerine bir hedef kitle belirleyerek, içeriklerini bu gruba göre düzenlerler. Bu duruma örnek sağlık blogları verilebilir. Sağlık bloglarında anne blog yazarları çokça göze karşımıza çıkmaktadır. Bu anne bloglarında genellikle çocuk sahibi olacak anne-baba adaylarına veya çocuk sahibi ebeveynlere çocuk sağlığı ve gelişimi konusunda bilgiler verilmektedir. Çocukların sağlıklı gelişimine yönelik anne blogger’ler tarafından araştırılmış veya tecrübe edilmiş ürün ve hizmetler anne ve babaların karşısına reklam formatıyla sunulur.

2- Bloglarda Etik İhlaller Tartışması

İnternet mecrasında kendisine yer bulan Bloglar hayatımıza önemli etkide bulunan araçlardan biridir. İnternet ortamının genel anlamda meydana getirdiği bazı olumsuzluklar Blog ortamına da etki etmiştir. Bloglarda bazı zaaflar bulunmaktadır. Bu zaaflar, güvenilirlik, sorumluluk, hukuki hesap verilebilirlik, siber uzamın çok büyük bir yapı olması sebebiyle takibin denetimin zayıf olması şeklinde sıralanabilir.[16] Bu temel nedenlerden dolayı bloglarda üretilen içeriklerde zaman zaman etik ihlaller meydana gelmektedir.

Etik ihlallerin başında gelen birinci husus kaynak göstermeme ve bloggerler tarafından üretilen içeriklerin koruma altına alınmasında ortaya çıkan engeller olarak açıklanabilir. Bazı blog yazarları hem kendi içeriklerine yönelik hem de kullandıkları içeriklere bu konuya yönelik bazı uygulamalar belirleyerek, hayata geçirmişlerdir. Bu konuda bilinçli bir şekilde hareket etmeye çalışmışlardır. Kaynak gösterme, kaynakların mahremiyeti konusuna önem vermeyen bloglarda mevcuttur.

Diğer bir etik ihlal ise blogları ziyaret eden kişilerin bireysel verilerinin mahremiyetinin sağlanıp, sağlanmadığına yönelik belirsizlik durumun olmasıdır. Kişisel verilerin mahremiyetini sağlayacak kesin bir sistemin olmaması bu durumun oluşmasında etkendir. Bilindiği üzere internet ortamında gezinirken birçok reklam aracılığıyla log dosyaları ve çerez olarak adlandırılan internet siteleri tarafından bırakılan kullanıcıları tanımlamaya yönelik dosyalarla karşılaşmaktayız. Bloglarda da bu tip dosyalarla karşılaşmak mümkündür. Bazı bloglar bu dosyaları kullandıklarını söyleyerek bu dosyaların kişisel veri elde etme ve depolamada kullanmadıklarını iddia ederler. Sadece çerezler ve log dosyaları aracılığıyla bloglarına ilişkin istatistiksel bazda bilgi edindiklerini ifade ederler. Bu dosyalar sayesinde blog yazarları bloglarındaki kullanıcı trafiği hakkında ölçme ve değerlendirme yaptıklarını söylerler. Fakat blog yazarlarının söylemleri dışında kişisel verilerin mahremiyetinin sağlanmasına yönelik ne tip eylem ve uygulamaların olduğu etik bağlamda bir tartışma meselesidir.

Bloglarda ortaya çıkan diğer bir sorunlu detay ve insanların kafasındaki şüphe ise bloglarda üretilen içerikler bazı tüzel kişilikler tarafından belirli bir harcama yapılarak şekillendiriliyor mu konusudur. Bloglar kişisel görüşlerin ve kanaatlerin yer bulduğu bir mecra olmasının yanı sıra, aynı zamanda bu uzamın ticari bir boyutu vardır. Bloglarda ticari değeri olan ürünler ve hizmetlerin reklamları yapılarak blog yazarları tarafından kar elde edilir. Bu duruma örnek gezi blogları verilebilir. Gezi bloglarında gezgin blog yazarları gezdikleri ülkelerin kültürel, sosyo-ekonomik özelliklerinden bahsederler. Gezdikleri ülkelerin tarihi turistik beldelerinden, kasabalarından, meydanlarından söz ederler. Bunun yanı sıra gittikleri ülkelerde konakladıkları oteller ve işletmeler hakkında düşüncelerini de ifade ederler. Bazı işletmeler, oteller, hosteller hakkında olumlu görüş beyan ederler. Bloglarda bu tip içerik ve paylaşımların olması akıllara şu soruları da getiriyor. Acaba blog yazarları içeriklerini maddi kaygılarla mı oluşturuyor. Bloggerler tarafsız şekilde birebir yaşadıkları otel veya konaklama deneyimlerini yazıyor mu? Maddi kaygılarla içerik üreten blog yazarları iyice araştırmadan, bilmeden veya bilerek de belki kamuoyuna zarar verebilecek zararlı ürünlerin reklamlarına yer verebilirler. Bu durum da blog kullanımında olumsuz anlamda risk taşıyan noktalardan biridir. Bununla birlikte bloglarda içerikler siber uzamda yer alırken karşılaşılan diğer bir durum ise reklamların üretilen içeriklerden daha fazla yer kaplamasıdır. Meydana gelen bu durum reklam ile içerik arasında ayrımın kaybolması anlamına gelmektedir. Reklamların içeriklerden daha fazla yer kaplaması üretilen enformasyon ile reklam arasındaki ayrımın, çizginin kaybolması anlamına gelmektedir.

Sağlık adı altında kurulan bloglarda ise bazı problemli detaylar bulunmaktadır. Bazı sağlık bloglarında insanların daha iyi, düzenli hayat yaşamalarına ilişkin ve hastalıkların çözümüne yönelik paylaşımlar yapılmaktadır. Bazı hastalıklardan sıkıntı çeken ve hastalıklarına derman arayan kişilere bu bloglar aracılığıyla bazı çözüm önerileri sunulmaktadır. Fakat bu çözüm önerileri sunulurken “Kesin Çözüm” veya “Bitkilerle ve kürlerle karışım yapılarak hastalığınızdan kurtulmanız mümkündür” gibi ifadeler kullanılıyor. Eğer sağlık blogları bu alanda hizmet vermek istiyorsa, bu tip ifadelerden kaçınmalıdır. Hiçbir zaman internet uzamı içerisinde bulunan bloglar tedavi ve teşhis merkezi konumunda değillerdir. Hasta bireylerin anatomik ve fizyolojik özellikleri bilinmeden teşhis konulamaz ve tedavi edilemez. Hasta kişilerin alanında uzman kişilere görünerek muayene olması gerekir. Hiçbir hastaya uzaktan teşhis konulmamalı ve bu kişilere internet vasıtasıyla tedavi uygulanmamalıdır. Sağlık blogları insan hayatını ilgilendiren bu tip önemli konularda hassas davranmalıdır. Sağlık, hastalık gibi konularda blog yazarları bloglarında teşhis ve tedavi merkezi olmadıklarını belirtmelidir.

3- Kurumsal Blog ve Diğer Tip Blog Kullanımında Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar ve Riskli Unsurlar

  • Kurumsal Blog hesaplarını yönetenler veya içerik üretenler genelde işletmenin personelidir. İşgören Blog ortamında içerik üretirken, kurumu değil kendini ön planda tutabilir. Bu durum da işletmenin imajını zedeleyebilir. Ayrıca işetmenin aleyhinde paylaşımların yapılması durumunda tüketicilerin kafasında kuruma yönelik olumsuz bir algı oluşabilir.
  • Kurumsal Blog hesaplarını yönetirken karşılaşabilecek olan diğer bir riskli nokta ise işletmenin ürettiği ürün, hizmet veya projelerin güvenliğinin sağlanmasıdır. Blog ortamında bahsedilen ürün veya proje diğer tüzel kişilikler tarafından izinsiz bir şekilde kullanılabilir.
  • Ayrıca kurumsal blog hesaplarını veya kişisel blogları yönetirken belli noktalara dikkat etmek gerekir. Blog ortamlarında içerik üreten kullanıcılar, paylaşımlarını hazırlarken, belli bir topluluğa yönelik inandığı dini değerlere, kendini ait hissettiği milliyete yönelik küçümseyici, alaycı, kötü söz ve hakaretlerden, imalardan kaçınmalıdır.[17]

4- Etik Bağlamda Değerlendirilen Bazı Blog Örnekleri

www.atgozlugu.com:[18] Bu blogda ekonomi, siyaset tarih gibi konularda ve hayatın akışı içerisinde yer alan olay ve olgulara yönelik içerikler üretilmektedir. Bu blogda blog yazarı yazdığı yazılarda kaynakça kullanımına dikkat etmektedir. Blog yazarı “Emmanuel Joseph Sieyes ve Fransız Devrimi” adlı yazısında kaynakça kullanmış ve kaynakça olarak kullandığı kitabın bulunduğu ve satıldığı web adresini de yazısının sonuna eklemiştir. Blog yazarı bloğunda etik ihlallerle ilgili olan doğru kaynak kullanımıyla ilgili bazı açıklamalara yer vermiştir. Blogda bulunan “Kullanım Koşulları” bölümünde site içerisinde telif haklarına karşı bir unsur olduğu düşünülüyorsa kendisiyle atgozlugu.com e-posta adresiyle konuya ilişkin iletişim kurulabileceğini ifade etmiştir. Blog yazarı ayrıca telif haklarını ve ürettiği içeriklerin güvenliğini sağlayabilmek ve korumak adına bazı hukuki düzenlemeler ve kanunlardan bahsetmiştir. Blog yazarı eğer kopya içerik tespit edilirse 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 71. Maddesini kullanarak hukuki yollara başvuracağını ifade etmiştir. Blog yazarı blog mecrasında ürettiği içeriklerin kendisinden izin alınarak kullanılmasına izin vermiş fakat bu kullanımı bir şarta bağlamıştır. Bu şart ise blog yazarının kendine ait içeriklerinin kullanıldığı yazıların tarafına gönderilmesidir.

yalansavar.org:[19] Bu blogda sağlık, astroloji, medya, edebiyat gibi konularda içerikler üretilmektedir. Bu blogda üretilen içerikler lisanslar vasıtasıyla hukuksal düzleme oturtulmaya çalışılmıştır. Paylaşımlar, içerikler “Creative Commons Atıf-Gayriticari-Türetilemez 4.0 Uluslar arası(CC BY-NC-ND 4.0) lisansı” ile koruma altına alınmıştır. Bloga ait paylaşımların kullanılmasında belirli koşullar belirlenmiştir. Blogda bir içerik başka bir mecrada paylaşılacaksa, içeriğin adı ve içerik sahibinin isminin verilmesi ve aynı zamanda içeriğin linkinin belirtilmesi gibi şartlar talep edilmiştir. Ayrıca blog yönetimi tarafından içeriklerin ticari amaçla kullanılması reddedilmiştir.

benbunubegendim.blogspot.com.tr:[20] Bu blog sağlık alanında içerik üretmekte ve paylaşım yapmaktadır. Blog yazarı bu blogda “Gizlilik Sözleşmesi” ve “Bilgilendirme” bölümlerinde paylaşımlarla ilgili ve kullanıcıları bazı konularda uyarmaya yönelik bazı bilgiler vermiştir. “Gizlilik Sözleşmesi” kısmında kullanıcıların mahremiyeti konusunda bazı açıklamalarda bulunulmuş ve bloğun teknolojik altyapısı hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca bu bölümde reklamların kullanımıyla ilgili bazı hususlara yer verilmiştir. Blog yazarı “Gizlilik Sözleşmesi” panelinde istatistiksel bazda bilgi elde edebilmek için log dosyalarını kayıt altına aldığını belirtmiş. Log dosyaları aracılığıyla internet kullanıcıların hangi işletim sistemini kullandığını, hangi servis sağlayıcısıyla bu bloğa ulaştığı ve ip adresinin elde edilmesinin bulunulmasıyla ilgili verileri kaydettiğini açıklamış. Blogger ayrıca blog uzamında reklamlara yer verildiğine ve bu reklamların çerezleri barındırdığına dikkat çekmiştir. Fakat çerezler ve diğer yazılım temelli tekniklerle kullanıcıların edimleri hakkında sadece ölçme ve değerlendirme yaptıkları beyan edilmiştir. Blog yazarı bu bölümde kullanıcıların mahremiyetini koruduğunu, bu konuda hassasiyet gösterdiğini belirtmiştir. Fakat blog yazarının kişisel mahremiyete ilişkin söylemleri kişisel verilerin gizliliğinin korunmasına yönelik kesin bir çözüm olup olmadığı ise tartışma konusudur. Blogda “Bilgilendirme” bölümünde ise sağlıkla ilgili konularda genel bilgiler verildiği ifade edilmiş. Ayrıca bazı hususlara dikkat çekilmiştir. Bu hususlarda kullanıcılara bazı uyarılarda bulunulmuştur.

  • Doktor muayenesinin yerini almaz.
  • Doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz.
  • Kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez.
  • Uzman doktora danışınız.
  • Sitemiz uzman doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz.

Blog yazarı bu uyarıları bloğunda paylaşarak sağlık konusunda asıl teşhis ve muayenenin uzman bir hekim tarafından gerçekleşmesi yönünde tavsiye vermiştir. Bu bilgiler ışığında blog etik kurallara dikkat etmeye çalışmıştır.

teşhis-tedavi.blogspot.com.tr:[21] Sağlık alanında çalışmalar yapan ve içerik üreten bir blogdur. Bu blogda bazı hastalıklarla ilgili yazılar yazılmaktadır. Fakat bu blogda etik bağlamda bazı sorunlu noktalar vardır. Blogda paylaşılan bazı içeriklerde bazı hastalıkların ameliyata gerek duyulmadan ilaçsız, bitkisel kürler ve karışımlarla tedavi edilebileceği iddiası bulunmaktadır. Blogda “İltihabın vücuttan atılması için doğal yöntem” ve “Ameliyata gerek kalmadan bitkisel karışımlarla fıtık rahatsızlığından kurtulmanın yolu” gibi ifadelere yer verilmiştir. Fakat bu tip ifadelere yer verilmesi sakıncalı bir durumdur. İnsanlar uzman bir hekime muayene olmadan, danışmadan bu tip çözüm önerilerine başvurmamalıdır. Her  insanın fizyolojik, anatomik yapısı farklıdır. Her kişinin farklı biyolojik özellikleri vardır. Bundan dolayı blogda belirtilen kürleri, karışımları uygulamak bazı bireylerde olumsuz reaksiyonlara neden olabilir. Kişiler bu yöntemleri deneyerek hastalıkların üstesinden gelmeye çalışırken, daha farklı sağlık sorunlarıyla da karşı karşıya kalabilir veya var olan sağlık sorunlarını daha da kötü hale getirebilir. Sağlık blogları bu konularda dikkatli olmalıdır. Her fırsatta sağlık blogları teşhis ve tedavi merkezi olmadıklarının vurgusunu yapmalıdır. Ayrıca bu blogda kullanıcılar hakkında bilgi toplayabilmek için çerez olarak adlandırılan dosyalar kullanılmaktadır. Blog yönetimi bu çerezleri kullanmasındaki meşru sebebi web trafiğini ölçmek ve reklam veren firmalara pazar hakkında bilgilendirme yapmak şeklinde açıklamıştır. Blog tarafından kişisel mahremiyetin ihlal edilmediğinin altı çizilmiştir. Fakat kullanıcılara dair ne tip bilgilerin ne şekilde kimlerle paylaşıldığı konusunda bazı muammalar vardır.

gezentianne.com:[22] Bu blog gezi, konaklama, restaurant gibi konularda hizmet kalitesini değerlendiren paylaşımlar yapmaktadır. Bu blogda blog yazarı yurtiçinde ve yurtdışında gittiği otelleri ve restoranlara ilişkin öznel yorumlarını kişilere anlatmaktadır. Bu blogda bazı içerikleri değerlendirmeye çalışacağım. Blog yazarı “Marmaris’te Sakin Bir Butik Otel Martı Hemithea” adlı yazısında konakladığı otele ilişkin olumlu görüşler beyan etmiştir. Bu yazısında oteli hangi şirket vasıtasıyla bulduğuna da yer vermiştir. “Martı Hemithea Otel konuklarını oldukça keyifli dekore edilmiş, hepsi birbirinden şık suitlerde ağırlıyor. Jolly Tur tavsiyesiyle tanıştığımız otelin odalarında Türk hamamı, jakuzi, yağmurlama duş sistemi gibi çarpıcı detaylar bulunuyor.”[23] İfadelerine yer vermiştir. Aynı zamanda yazısında oteli tavsiye eden aracı firmanın ve konakladığı otelin isimlerinin geçtiği yerlerin üzerine gelindiğinde bir tıkla bu işletmelerin internet sayfasına yönlendirilmektesiniz. Ayrıca paylaştığı içeriklerin sonuna gittiği otellerin iletişim bilgilerini de eklemektedir. “İstanbul’da Hafta sonu Çocuklarla Doğada Gezilecek Yerler”[24] bölümünde ise blog yazarı kendine göre hizmet kalitesinden memnun kaldığı restoranlar ve oteller hakkında ürün çeşitliliği ve menü fiyatlarıyla ilgili bilgiler vermiştir. Bu bölümde de otellerin ve restoranların internet sitelerine ve kampanya sitelerine kullanıcılar yönlendirilmektedir. Aynı zamanda bu blog uzamında reklamlar ve içerikler iç içe geçmiştir. İçerik ve reklam arasındaki çizgi kaybolmuştur.

Tüm bu gelişmeler ışığında bazı sorular sorulabilir. Blog yazarı kendi tecrübe ettiği otel ve restoranlar hakkında gerçekten takipçilerine tarafgirlikten uzak bilgiler mi veriyor? Yada Blog yazarı gittiği otel ve restoran sahipleriyle veya reklam verenlerle girdiği maddi ilişkilerin etkisi altında kalarak olumlu görüş ve yorumlara mı yer veriyor şüphesi oluşmaktadır. Bundan dolayı blog yazarlarının ekonomik aktörlerle nasıl bir maddi ve manevi ilişki kurduğu çok büyük önem arz etmektedir. Zihinlerdeki soru işaretlerinin kalkması, kullanıcıları yanıltmamak ve dezenformasyonun oluşmasını engellemek için blog yazarları ve firmalar arasındaki ilişki bağının şeffaf olması ve blog uzamında üretilen içeriklere üçüncü kişilerin, reklam veren firmaların veya ticari kuruluşların etkide bulunmaması gerekmektedir.

http://www.bitkilog.com:[25] Bu internet adresi sağlık alanında içerikler paylaşmaktadır. Genellikle bu blogda zayıflama, kanserle mücadele etme yolları, zayıflama ve alternatif tıp gibi konulara ilişkin yazılar yazılmaktadır. Bu blogda genellikle hastalıklarla doğal yollarla mücadele etmenin önemine dikkat çekilmektedir. Hastalıklarla etkin ve verimli mücadele etmede bitkisel kürler ve bazı bitkiler bu blogda yer almaktadır. Hastalıklara yakalanmamak için de bazı doğal bitkilerden oluşan karışımların tarifleri verilmektedir. Blogda “20 Günde Kanseri Yenen Manisalı Amca”[26] başlıklı haberde bu duruma örnektir.  Bu haber içeriğinde ‘kanser otu’ olarak adlandırılan bir bitkiyle modern tıbbın tedavi yöntemlerine ihtiyaç duymadan kanseri yenen bir kişinin hikayesine yer verilmektedir. Habere konu edilen kişi kanseri 30 günlük bir zaman diliminde düzenli olarak kanser otunu kaynatıp içerek gırtlak kanserini yendiğini söylemiştir. Ayrıca paylaşılan haberde blog yazarı ‘Manisa Manşet Gazetesi’ni kaynakça olarak göstermiştir. Bu tip haberlerin sunum şekli, kullanılan ifadeler ve kullanılan kaynağın güvenilirliği çok önemlidir. Yaşadığımız yüzyılda yaygın bir hastalık olarak karşılaştığımız kanser hastalığıyla ilgili bu rahatsızlıktan sıkıntı çeken kişileri olumsuz sonuçlara yol açabilecek tedavi yöntemlerine yönlendirilmemesi gerekmektedir. Ayrıca tedavinin güvenilirliği, geçerliliği ispatlanmadan kanser hastalığından muzdarip olan kişilere umut verilmemesi gerekmektedir. Bu durumdan doğabilecek olumsuz sonuçlar kamuoyunun sağlığına zarar verebileceği ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.

Aynı zamanda bu blogda diğer bir dikkat çeken içerik ise “Kanser Hücrelerini 42 Günde Öldüren Reçete” başlıklı yazıdır. Bu içerikte ise verilen reçete tarifiyle Avustralya’da 45.000 kişinin kanser ve diğer hastalıklardan kurtulduğu ifade edilmiştir.[27] Fakat bu açıklamayla ilgili herhangi bir kaynakça kullanılmamıştır.

diyetisyenemreuzun.com:[28] Diyet, sağlıklı beslenme ve kalori hesapları gibi konularla ilgili içerikler bu blogda kendine yer bulmaktadır. Bu blogda kurumsal bir görüntü çizmeye çalışmaktadır. Tek bir kişinin yönettiği bir blog değil, uzmanlık alanlarına göre kişilerin faaliyetler yürüttüğü bir siber mecradır. Kişilerin profesyonel anlamda ilgilendiği alanlara göre görev dağılımı yapılmıştır. Diyetisyen, asistan, tasarımcı, profesyonel fotoğrafçılar tarafından blogdaki içerikler üretilmekte ve düzenlenmektedir. Blogda bu bilgileri “Ekibimiz” adlı sekmede bulmak mümkündür.[29] Ayrıca blog, takipçilerinin öneri ve şikayetlerini öğrenebilmek için “Geri Bildirim Formu” bölümü oluşturmuştur. Geri Bildirim Formu sekmesinin oluşturulması blog yönetiminin kendi faaliyetlerinin özdenetimini sağlamak için yaptığı bir hamle olarak değerlendirilebilir.

http://www.birhayalinpesinde.com:[30] Bu blogda gezi ve yurt içine ve yurtdışına ucuza seyahat etmenin yolları gibi konulara ilişkin içerikler üretilmektedir. Blog yazarının “Adana Şehir Rehberi” adlı yazısında bu detayları görmek mümkündür.[31] Yazarın bu paylaşımında internet sayfasında belli bölümlerde çokça tatil organizasyonu, uçak bileti firmalarının reklamları göze çarpmaktadır. Ayrıca tatil organizasyonu ve uçak bileti firmaları dışında çeşitli ürün ve hizmetlerin reklamları da yer almaktadır. İçerikten çok bu reklamlar dikkat çekmekte ve kendine yer bulmaktadır. Oluşan bu durum reklam ile içerik arasındaki ayrımın kaybolmasına neden olmaktadır.

www.fizikist.com:[32] Bu siber uzamda teknoloji, uzay bilimleri, fizik, biyoloji ve bilimsel deneylerle ilgili konularda makaleler ve yazılar paylaşılmaktadır. Blog yazarı içeriklerinin sonunda kaynakça kullanmaya dikkat etmiştir. Hatta yazdığı makalelerin kaynakçasını belirtmesinin yanı sıra metinlerinde kullandığı görselleri hangi kaynaktan elde ettiğini de linkler aracılığıyla ifade etmiştir. Blog yazarının kaynakça kullanımını konusunda gösterdiği hassasiyeti “Sinestezi: Müziği Görmek, Kelimeleri Tatmak” adlı yazısında görmek mümkündür.[33] Bu içeriğin dışında diğer yazdığı içeriklerde de kaynakça kullanmaya özen göstermiştir.

dünyalılar.org:[34] Bu blog WordPress hizmet sağlayıcısını kullanarak faaliyetlerini yürütmektedir. Blogda genellikle kültür-sanat, tarih, teknoloji gibi konularda içerik üretmektedir. Bu blogda yayınlanan yazılarda kaynakça kullanmaya özen gösterilmiştir. Bazı yazılarda kaynakça kullanımı cümle sonlarında dipnot verilerek kullanılmış bazılarında ise sadece yazının sonunda kullanılan kaynaklar sırasıyla genel olarak belirtilmiştir. Ayrıca bu blogda yazan kişiler yazdıkları yazının sonuna kişisel iletişim bilgilerini ve sahip oldukları unvanları belirtmişlerdir. Kaynakça kullanımına ilişkin örnekleri blogda “Açlık Grevi Nedir?”[35] ve “İspanya İç Savaşı: Darbe, Direniş ve Tarih Yazımı”[36] adlı yazılarda görmek mümkündür.

arkeofili.com:[37] Blog WordPress altyapısını kullanarak hizmet vermektedir. Arkeoloji konusunda kamuoyuna bilgi vermektedir. Bu siber uzamda içerik üreticileri genelde Arkeoloji bölümü öğrencileri ve tercümanlık alanında eğitim alan bireylerden oluşmaktadır. Blog yönetiminde ve içerik üretiminde bulunan kadroda çok sayıda kişi bulunmaktadır. Blog kurumsal bir yapı oluşturmaya çalışmıştır. “Hakkımızda” bölümünde arkeoloji alanında farkındalık yaratma ve kamuoyunu bilgilendirme gibi birçok ilke edinmiştir. Aynı zamanda kaynak göstermeyle ilgili husus da hassasiyet göstermiş ve bu konuda açıklama yapmıştır. “Arkeofili’de yer alan içeriklerin tamamı Arkeofili’ye aittir. İçeriklerin altında belirttiğimiz kaynakçalar, o kaynaklardan yararlandığımız anlamına gelmektedir. Arkeofili’den alacağınız her yazı için kaynak olarak Arkeofili’nin adresini vermenizi, gerekirse bizimle iletişime geçmenizi rica ediyoruz.”[38] Kaynak kullanımıyla ilgili bu açıklamaya yer vererek takipçilerini bilgilendirmeye çalışmış ve yazıların sonuna kaynakça eklemeye dikkat etmiştir. Aynı zamanda blogda üretilen içeriklerle ilgili kullanıcılar tarafından şikayet ve öneriler varsa bu siber uzamda bir iletişim bölümü oluşturulmuştur. Bunun yanı sıra iletişim kısmında blog takipçileri tarafından şikayet ve önerisi dile getirilecek olan içerikle ilgili “Dosya Seç” opsiyonu da eklenmiştir.[39] Blog yönetimi bu uygulamayla kendi öz denetimini iletişim bölümü oluşturarak sağlamaya çalışmıştır.

www.sanatblog.com:[40] Bu blogda müzik, sanat tarihi, edebiyat ve sinema gibi konularda içerik üretilmektedir. Ayrıca içeriklerde videoları ve klipleri de görmek mümkündür. Sanat blog’un içerik üreticileri “Kimdir Nedir” bölümünde kullanıcılarına kaynak ve reklam kullanımıyla ilgili bilgiler vermiştir. Blog yönetimi içeriklerini “Creative Commons” vasıtasıyla lisanslamıştır. Sanat blog sahipleri kaynak paylaşımıyla ilgili olarak “Sanatblog, internetin ticari bir alışveriş kanalı yerine, gerçek bilgiye erişim sağlayan bir platform haline gelebilmesi için, tamamen bağımsız ve gönüllü olarak yapılan katkıları destekleyen bir düşünce kuruluşu ve organizasyonu olan Creative Commons tarafından lisanslanmıştır. Bu lisans aynı zamanda sanatblog’da yer alan yazıları, içeriği değiştirmeden ve yazının bağlantı adresini kaynak göstererek kendi sitenizde paylaşabilirsiniz anlamına gelmektedir. İçeriğin sadece ticari amaçlar için kullanımına izin yoktur.”[41] İfadelerine yer vermiştir. Blogda bazı içerikler incelendiğinde cümlelerin sonunda numaralandırma yapılarak yararlanılan kaynaklar dipnot olarak belirtilmiştir. “Strauss’un Başarılı Rezaleti: Salome”[42] ve “John Cage: Tabuları Yıkan Mucit Müzisyen”[43] yazılarında kaynakça kullanımı görülmektedir.

Bu siber uzamda reklam ve içerik ayrımına dikkat edilmiş ve içerik ve reklam iç içe geçmiş bir yapıda değildir. Reklam konusuyla ilgili olarak bloğun kullanıcılarını bilgilendirdiği bölümde “Araştırmayı, yazmayı, düzenlemeyi ve paylaşmayı seviyoruz. Ancak bütün bunlar ayda 200 saatten fazla mesai demek. Bir o kadar zamanı da sosyal medya sayfaları ve haftalık posta için ekleyin. sanatblog’u düzensiz reklamlara boğmamak bizim için önemli. Sizin için de öyle olduğunu düşünüyoruz. Tüm bunların alternatifi de okuyucu bağışları. Gönülden yapılan her destek, bağış miktarı fark etmeksizin, bizim için kesinlikle çok anlamlı. Doğru bir iş yaptığımızı düşünerek yüzümüz gülüyor. Paypal aracılığıyla kolayca destek olabilirsiniz.”[44] Hassasiyetini dile getirmiştir.

www.emrecetinblog.com:[45] Bu blogda üniversite öğrencisi politika, dış siyaset konularında yazılar yazmaktadır. Blog yazarı sade ve basit bir dil kullanarak politika, ekonomi, dış siyaset gibi konularda sıradan insanların bilgi sahibi olmasını amaçlamaktadır.[46] Genellikle blog yazarı günlük konuşma dilini içeriklerinde kullanmıştır. Blog genel olarak incelendiğinde reklamlar yer almamaktadır. Reklam ve içerik birbiriyle ilintili hale gelmiş, iç içe geçmiş durumda değildir.

Fakat blogda içerik üreticinin bazı yazılarında farklı siyasi görüş ve düşünceleri benimsemiş ve farklı milliyetlere mensup kişilere yönelik hakarete varan, küçümseyici, kötü söz ve söylemleri görmek mümkündür. İlk olarak “Trump Neden ve Nasıl Kazandı? Seçim Sonrası Amerikalıların Saçmalıkları” adlı yazısında Amerika’da gerçekleşen son seçim sürecini değerlendiren ve görüşlerini belirten blog yazarı Amerikalılara yönelik küçümseyici sözler kullanmıştır. Yazar yazısında Amerikalılara yönelik şu ifadelere yer vermiştir: “Amerikalıların kendi ülkelerinden başka bir şey düşünmeyen obez dangalaklar olduğunu bilirdik. Burunları büyüktür “biz süperiz” derler ve dünyanın geri kalanıyla ilgilenmezler.”[47]

Diğer bir örnek ise “Sandıktan Ne Çıkarsa Çıksın Anlayacaksınız! Şimdi Ne Olacak” adlı yazısında 16 Nisan Referandumunu değerlendiren blog yazarı referandumda evet oyu ve hayır oyu verecek olan kişilere yönelik bazı hakarete varan kötü söz ve söylemler kullanmıştır. Bu yazıda yer alan bazı kötü söz ve ifadeler şu şekilde yer almıştır: “Türkiye demokrasi sınavından geçti! B.. GEÇTİ! Hayır çıksa bile, %55 gibi iyi sayılan bir oranda çıksa bile seçmenin %45’i evet demiş olacak. Demokrasinin ne demek olduğunu bilmeyen, neye oy verdiğini bilmeyen %45! Resmen “demokratik olmayan bir rejim” oylanıyor ve buna evet diyen %45! Bu başarı mı? Siz başarı sayabilirsiniz ama bana göre bu rezilliktir! Evet çıkmasına gelirsek; ülkeyi terk edecekler varmış. S……. GİDİN! Açık söylüyorum, defolun bu ülkeden! Vatansever, Atatürkçü geçinipte evet çıktığını görünce ülkeden gidecekler hiç durmasın!”[48]

www.mahfiegilmez.com:[49] Ekonomi, maliye, finans konularında yazılar paylaşılan bir blogdur. İçerik üretici konumunda bulunan kişi ekonomi, finans gibi konularda teorik ve pratik anlamda eğitim almış ve sektörel tecrübesi bulunan biridir.[50] Ayrıca akademik unvana sahiptir.

Blogda reklamlara yer verilmemektedir. Reklam ve içerik arasındaki ayrıma dikkat edilmiştir. Aynı zamanda blog uzamında içerik üreten kişi kendi siber alanında denetimi sağlayabilmek için bazı adımlar atmıştır. Reklam, kötü söz ve söylemler ve kaynakça kullanımıyla ilgili konularda bloğunda “Uyarılar” bölümünde bazı maddelere yer vermiştir. Uyarılar bölümünde bulunan bazı maddeler:

  • “Bu sitede yer verilecek soru ve yorumların hakaret, aşağılama, küfür, reklam vb içermemesi şarttır. Bu tür soru ve yorumlar siteye alınmamaktadır.”
  • “Sitede, site konusu dışında korsan duyuru yapmaya, belli etmeden reklam yapmaya yönelik yorumlar yayınlanmamaktadır.”
  • “Bu sitede yer alan yazılar ilgili yazıya link verilmeden ve yazar adı belirtilmeden kullanılamaz.”
  • “Bu sitedeki yazılar ve yazara ait yorumlar yazarın görüşlerini yansıtmakta, kişi ya da kurumların yatırım kararlarını etkilemeyi ya da yönlendirmeyi amaçlamamaktadır. Site, yatırım danışmanlığı niteliği ve amacı taşımamaktadır. Bu sitedeki yazı ve yorumları dikkate alarak yatırım kararı verenler tamamen kendi kararlarıyla risk almış sayılırlar.”[51]

Blogda ayrıca Türk Lirasının dolar ve Euro gibi uluslar arası para birimlerindeki gücüne ilişkin saptamalar ve öngörülerde bulunulmuş fakat yatırım danışmanlığı olarak kullanıcılar tarafından algılanmaması gerektiğinin vurgusu yapılmıştır. Aynı zamanda blog yazarı içeriklerinde yer verdiği grafikler, uluslar arası kuruluşların yayınladığı finans raporlarıyla ilgili bilgiler vermiş ve bu konularla ilgili içeriklerinde kaynakça kullanmaya dikkat etmiştir. Bu hususa ilişkin örnekler “Fed’in Blançosu Nasıl Küçülecek?”[52] ve “Yıl Ortasında Türkiye Ekonomisinin Durumu”[53] adlı yazılarda görülmektedir.

blog.sozlerkosku.com:[54] Sünni islamın değerlerini savunan ve buna yönelik paylaşımlar yapan bir blogdur. Sünni islam değerlere göre kadın ve erkeğin nasıl yaşaması gerektiğine yönelik bilgiler verilmektedir. Yazılan yazılarda dini metinlere atıfta bulunulmaktadır.

Fakat bu blogda bazı içeriklerde kadınlara yönelik cinsiyetçi söylemler yer almaktadır. Bu siber uzamda üretilen bazı içeriklerde yaradılış dayanak gösterilerek kadınlar tek tipleştirilmektedir ve bazı özellikler sadece kadına atfedilmektedir. “Emrin Başımın Üstüne Allahım: Tesettür” adlı yazıda bu söylemler görülmektedir. Yazıda “Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünkü kadınlar hilkaten zaîf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale maruz kalmamak için, fıtrî bir meyli var.”[55] Cümlelerinde bu söylemler görülmektedir.

Aynı yazıda diğer bir cümle de ise tecavüz olaylarının yaşanmamasına yönelik çözüm önerileri bulunmaktadır. Tesettürün kadınlara yönelik gerçekleşen tecavüz olaylarının engellenmesinde önemli bir rol üstlendiği ifade edilmektedir. Tesettürlü olmayan kadınların erkeklerin bakışlarına maruz kaldığı söylenmektedir. “Emrin Başımın Üstüne Allahım: Tesettür” adlı yazıda “Damacanaya tecavüz edilen bir dünyada, kadın olmak çok zor. İşte tam bu noktada tesettür devreye giriyor. Kadınları eşitliyor, onların haklarını adeta koruyan kalkan oluyor ve pis bakışlara karşı kadına setr(örtü) oluyor.”[56] Sözleriyle açıklanmıştır.

blog.milliyet.com.tr: Kurumsal bir blogdur. Milliyet gazetesinin alt kuruluşu olarak faaliyet göstermektedir. “Gündem artık sizin yazdıklarınızla belirlenecek! Blog dünyasına Milliyet ile adım atın, sesinizi dünyaya duyurun!”[57] sloganıyla Milliyet gazetesi okurlarını içerik üretmeye çağırmaktadır. Yeni medyanın olanaklarından biri olan blogların gücünü keşfeden Milliyet Gazetesi belirli konulara ilgi duyan ve farklı alanlarda bilgi sahibi olan sıradan vatandaşları kendi blog ortamına yazmaya davet etmektedir. Bu doğrultuda bu blogda siyasetten dini inanışlara kadar birçok farklı konuda içerik üretilmektedir.

Fakat Milliyet gazetesinin bloğunda bazı içeriklerde problemli detaylar bulunmaktadır. “Kız Dediğin Fethi Zor, Fatihi Bir Tane Olmalı” adlı yazıda kadınlara yönelik cinsiyetçi ifadeler kullanılmıştır. Yazıda kadına belli özellikler atfedilmiş ve kadın metalaştırılmıştır. “Yaratılışımızda Rabbimiz gücü erkeğe, güzelliği ise bayanlara vermiştir. Bu öyle muhteşem bir güzelliktir ki; muhafaza edildikçe değeri daha da artan bir pozisyondur. Fetihlerde böyledir. Eğer bir yerin fethi zor ise, oranın güzelliği, stratejisi ve imkanları daha büyük olduğu içindir. Bir kızı yüz kişi ister, bir kişi alır.”[58] İfadelerinde kadına yönelik cinsiyetçi söylemleri görmek mümkündür.

SONUÇ

Gazetelerin ortaya çıkışıyla birlikte basın-yayın, habercilik faaliyetleri hayatımızda önemli bir yer edinmiştir. 16. Yüzyıldan itibaren başlayan Gazetecilik faaliyetleri insanların çevresinde gerçekleşen olayları merak etmesine ve günceli takip etme isteğinin uyanmasına neden olmuştur. Gazeteler insanları etkilemede, düşüncelerini şekillendirmede ve bireylerin olaylara ve olgulara ilişkin kanaatlerinin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca basın-yayın kurumları ve siyasi iktidarın unsurları arasında bir mücadele başlamış ve hala da bu mücadele sürmektedir. Gazetecilik faaliyetlerinin ilerleyen yıllarında ise basın-yayın aktörleri tarafından önemli bir güç olan reklamlar keşfedilmiştir. İlk yıllarında reklamlar ürün ve hizmetleri satmak ve markaların görünürlüğünü arttırmak için ekonomik aktörler tarafından gazetelerde kullanılmıştır. Reklamların yanı sıra haberlerin daha fazla kişi tarafından okunmasını için sansasyonel haber içerikleri de gazetelerde kendine yer bulmuştur.

Gazetelerin ticarileşmeye başlamasıyla, sansasyonel haberlerin gazetelerde yer almasıyla, radyo ve televizyonların ortaya çıkışıyla, geleneksel medyaya dahil tüm bu araçların insanların gündelik hayatında önemli bir yer edinmesi ve ardından yaşanan gelişmelerle birlikte etik tartışmalar başlamıştır. Siyasi aktörler ve geleneksel medyada faaliyet gösteren aktörler tarafından etik bağlamda kararlar alınmıştır. Bildiriler, metinler yayınlanmıştır. Konunun muhatapları tarafından basın-yayın alanına ilişkin mesleki ilkeler ve kodlar belirlenmiştir.

Fakat yeni medya teknolojilerinin ortaya çıkması, sosyal medyanın hayatımıza girişiyle ve gelişmesiyle birlikte bazı gelişmeler yaşanmıştır. Yeni medya teknolojilerinin unsurlarının ve sosyal medyanın meydana gelmesiyle birlikte gazetecilik, habercilik, basın-yayın faaliyetleri de değişime uğramış ve bu faaliyetler farklı bir boyut kazanmıştır. Yeni medya ve sosyal medyanın sağladığı olanaklar sayesinde bu siber uzamlarda tam olarak gazetecilik olarak adlandırılmasa da bir nevi gazetecilik faaliyetleri yürütülmektedir. Yeni medya ve sosyal medya herhangi bir kuruma bağlı olmadan ve herhangi bir eğitime gerek duymadan tüm insanlara haberci olabilme olanağını sunmuştur. Bloglar da yeni medya teknolojilerinin bize sağladığı önemli olanaklardan biridir. Sanat, bilim-teknoloji, siyaset, spor, ekonomi, moda, sağlık gibi birçok konuda bloglarda içerik üretilmektedir. Fakat yeni medya ortamlarında ve sosyal medya uzamlarında üretilen içeriklerde bazı problemli noktalar bulunmaktadır.

Geleneksel medyada olduğu gibi yeni medya ve sosyal medya ortamlarında etik bağlamda bildiriler, metinler veya denetim mekanizmaları bulunmamaktadır. Yeni medya ortamlarında üretilen içeriklerde kaynak göstermeme, kullanıcıların kişisel verilerinin korunmasına yönelik şüphelerin olması, içerikle reklam arasındaki ayrımın kaybolması, üretilen içeriklerin doğruluğu ve güvenilirliğinin teyit edilmeden paylaşılması gibi hususlarda bazı sorunlar bulunmaktadır. Her ne kadar bazı bloglar bu hususlara dikkat etmeye çalışıp, kendi denetimlerini kullanıcılarla ortak bir şekilde sağlamaya çalışsalar da tam olarak problemlerin önüne geçilememektedir.

Yeni medya ve sosyal medya ortamlarında üretilen içeriklerin denetimi sağlıklı ve düzenli bir biçimde nasıl sağlanabilir?

Yeni medyadaki faaliyetleri düzenlemek ve denetimini sağlayabilmek için geleneksel medyada olduğu gibi bir tür ombudsmanlık kurumu kurulabilir.[59] Bu kurum aracılığıyla bireysel ve kurumsal başvurular yapılabilir. “Yeni Medya Okur Yazarlığı” dersleri yaygınlaştırılarak kamuoyu yeni medya uzamıyla ilgili kişisel verilerin korunması, dijital gözetim, metinlerde kaynakça kullanılması gibi konularda bilgilendirilebilir.[60] Bunların yanı sıra akademisyenler ders programlarına yeni medya ve etik başlığını ekleyebilirler.[61] Bu tip çözüm önerilerinin yanı sıra yeni medya faaliyetlerinin düzenli ve sağlıklı yürütülebilmesi için kamu kurum, kuruluşlarının ve sivil toplum kuruluşlarının bu konuda destekleri de büyük önem arz etmektedir.

Ayrıca yeni medya faaliyetleriyle ilgili etik bağlamda farkındalık yaratmak için iletişim alanında akademisyenler tarafından kurulan ve bu konuda içerik üreten https://yenimedya.wordpress.com/[62] adlı blog sayfası bulunmaktadır. Bu blogda yeni medya ortamlarını kullanan ve bu uzamlarda içerik üreten bireylere bilgi verilmektedir.

KAYNAKÇA

Alikılıç, Ferah Onat, “Bir Halkla İlişkiler Aracı Olarak Kurumsal Bloglar,” Journal of Yasar University, 2007, Sayı 8, sf 910, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/179166

Aziz, Aysel, Radyo ve Televizyona Giriş, 7, http://kitaplar.ankara.edu.tr/dosyalar/pdf/108.pdf

Aziz, Aysel, Siyasal İletişim, Nobel Yayın Dağıtım, 2011, s.56

Bal, Enes, “Türkiye’de Radyoculuğun Tarihsel Serüvenine Kısa Bir Bakış,” TRT Radyovizyon Dergisi, 2017, Sayı 26, s.12-13, http://trtradyovizyondergisi.com/tum-sayilar/radyovizyon-26-sayi#26-sayi-tr/page14-page15

Binark, Mutlu ve  Günseli Bayraktutan, Ayın Karanlık Yüzü: Yeni Medya ve Etik, Kalkedon, İstanbul, 2013, s. 161-162

Büyükbaykal, Güven, “Basın Alanında Ombudsman Uygulaması, ”İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 2004, Sayı 19, s. 173, http://www.journals.istanbul.edu.tr/iuifd/article/view/1019012957/1019012185

Çaplı, Bülent ve Hakan Tuncer, Televizyon Haberciliğinde Etik, Fersa Matbaacılık, Ankara, 2010, s.14-16, www.ekitaparsivi.com

Castells, Manuel İsyan ve Umut Ağları, Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2013, s.191-192

Çığ, Eylem Çamuroğlu, Haber Endüstrisi ve Gazetecilik Etiği, İş Ahlakı Dergisi, Kasım 2011, Sayı 8, s. 39

Erben, Esin ve Jale Balaban-Salı, Blogalanda Blog Yazarlarının Etkileşim Biçimleri ve Görsel Ögelerin Kullanımı, Global Media Journal TR Edition, 2015, Sayı 5 (10), s.181 http://www.academia.edu/11509471/BLOGALANDA_BLOG_YAZARLARININ_ETK%C4%B0LE%C5%9E%C4%B0M_B%C4%B0%C3%87%C4%B0MLER%C4%B0_VE_G%C3%96RSEL_%C3%96GELER%C4%B0N_KULLANIMI

Erdoğan, İrfan, “Medya ve Etik: Eleştirel Bir Giriş,” İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 2006, Sayı 23, sf. 24, http://isahlakidergisi.com/wp-content/uploads/2014/06/sayi08-cig-tr.pdf

Güngör, Nazife, İletişim Kuramlar Yaklaşımlar, Siyasal, Ankara, 2011, s.313-314

Mutlu, Erol, İletişim Sözlüğü,  Ayraç,  Ankara, 2008,  s. 312

Uzun, Ruhdan, “Gazetecilikte Yeni Bir Yönelim: Yurttaş Gazeteciliği”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2006, Sayı 16, sf. 639, http://dergisosyalbil.selcuk.edu.tr/susbed/article/view/551/531

https://www.rtuk.gov.tr/hakkimizda/3803/878/hakkimizda.html

http://www.tgc.org.tr/bildirgeler/turkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2007/05/20070523-1.htm

http://basinkonseyi.org.tr/tarihcemiz/

http://www.trt.net.tr/Kurumsal/Tarihce.aspx

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/168959/Ombudsman_Okur_Temsilcisi.html

http://www.milliyet.com.tr/ombudsman/

Son Notlar:

[1] Çaplı, Televizyon, 14

[2] Çaplı, Televizyon, 16

[3] “ Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi” metni,  erişim tarihi 7 Mayıs 2017, http://www.danistay.gov.tr/upload/insanhaklarievrenselbeyannamesi.pdf, 205-206

[4] “Basın Konseyi Tarihçesi,” erişim tarihi 5 Mayıs 2017, http://basinkonseyi.org.tr/tarihcemiz/

[5] “RTÜK Hakkımızda,” erişim tarihi 7 Mayıs 2017, https://www.rtuk.gov.tr/hakkimizda/3803/878/hakkimizda.html

[6] “TBMM Resmi İnternet Sitesi 1982 Anayasası” erişim tarihi 7 Mayıs 2017, https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa82.htm

[7] “Türkiye Gazetecilik Hak ve Sorumluluk Bildirgesi,” erişim tarihi 12 Mayıs 2017, http://www.tgc.org.tr/bildirgeler/turkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk-bildirgesi.html

[8] “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Cinsiyet Eşitlikçi Haber Kılavuzu Hakkında,” erişim tarihi 13 Mayıs 2017, http://www.tgc.org.tr/images/kadin_ve_medya_kilavuz.pdf

[9] Güven N. Büyükbaykal, “Basın Alanında Ombudsman Uygulaması,”İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi 19 (2004): 173, 7 Mayıs 2017, http://www.journals.istanbul.edu.tr/iuifd/article/view/1019012957/1019012185

[10] “Cumhuriyet Gazetesi Ombudsmanlık Hakkında Bilgilendirme,” erişim tarihi 7 Mayıs 2017, http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/168959/Ombudsman_Okur_Temsilcisi.html

[11] “Milliyet Gazetesi Ombudsmanlık Bölümü,” erişim tarihi 7 Mayıs 2017, http://www.milliyet.com.tr/ombudsman/

[12] İrfan Erdoğan, “Medya ve Etik: Eleştirel Bir Giriş,” İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi 23 (2006): 24, erişim tarihi 7 Mayıs 2017,

[13] “5641 Sayılı İnternet Kanunu,” Erişim Tarihi 7 Mayıs 2017, http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2007/05/20070523-1.htm

[14] Mutlu, İletişim, 99

[15] Jale Balaban Sarı, Blogalanda Blog Yazarlarının Etkileşim Biçimleri ve Görsel Ögelerin Kullanımı, Global Media Journal TR Edition5 (10) 2015:181, erişim tarihi 5 Mayıs 2017, http://www.academia.edu/11509471/BLOGALANDA_BLOG_YAZARLARININ_ETK%C4%B0LE%C5%9E%C4%B0M_B%C4%B0%C3%87%C4%B0MLER%C4%B0_VE_G%C3%96RSEL_%C3%96GELER%C4%B0N_KULLANIMI

[16] Ünsal Çığ ve Eylem Çamuroğlu Çığ, Haber Endüstrisi ve Gazetecilik Etiği, İş Ahlakı Dergisi, Kasım 2011, Sayı 8, 39

[17] Özlem Alikılıç ve Ferah Onat, “Bir Halkla İlişkiler Aracı Olarak Kurumsal Bloglar,” Journal of Yasar University 8 (2) (2007): 910, erişim tarihi 5 Mayıs 2017, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/179166

[18] Erişim tarihi 12 Nisan 2017

[19] Erişim tarihi 13 Nisan 2017

[20] Erişim Tarihi 18 Mayıs 2017

[21] Erişim tarihi 20 Mayıs 2017

[22] Erişim tarihi 11 Mayıs 2017

[23] “Marmaris’te Sakin Bir Butik Otel Martı Hemithea” adlı yazı, erişim tarihi 11 Mayıs 2017, http://gezentianne.com/2017/04/marmariste-sakin-bir-butik-otel-marti-hemithea/

[24] “İstanbul’da Hafta sonu Çocuklarla Doğada Gezilecek Yerler” adlı bölüm, erişim tarihi  11 Mayıs 2017, http://gezentianne.com/2013/11/istanbulda_hafta_sonu_cocuklarla_dogada_gezilecek_yerler/

[25] Erişim tarihi 14 Mayıs 2017

[26] “20 Günde Kanseri Yenen Manisalı Amca” adlı içerik, erişim tarihi 14 Mayıs 2017, http://www.bitkilog.com/20-gunde-kanseri-yenen-manisali-amca

[27] “Kanser Hücrelerini 42 Günde Öldüren Reçete” adlı yazı, erişim tarihi 14 Mayıs 2017, http://www.bitkilog.com/kanser-hucrelerini-42-gunde-olduren-recete

[28] Erişim tarihi 15 Mayıs 2017

[29] “Blog Yönetimi Hakkında,” erişim tarihi 15 Mayıs 2017, https://diyetisyenemreuzun.com/ekibimiz/

[30] Erişim tarihi 13 Mayıs 2017

[31] “Adana Şehir Rehberi” adlı yazı, erişim tarihi 14 Mayıs 2017, https://www.birhayalinpesinde.com/adana-gezilecek-yerler-gezi-ve-seyahat-rehberi

[32] Erişim Tarihi 14 Haziran 2017

[33] “Sinestezi: Müziği Görmek, Kelimeleri Tatmak” adlı yazı, erişim tarihi 14 Haziran 2017, https://www.fizikist.com/sinestezi-muzigi-gormek-kelimeleri-tatmak/

[34] Erişim tarihi 15 Haziran 2017

[35] “Açlık Grevi Nedir?” adlı yazı, erişim tarihi 15 Mayıs 2017, http://dunyalilar.org/aclik-grevi-nedir.html/

[36] “İspanya İç Savaşı: Darbe, Direniş ve Tarih Yazımı” adlı yazı, erişim tarihi 15 Haziran2017, http://dunyalilar.org/ispanya-ic-savasi-darbe-direnis-tarihyazimi.html/

[37] Erişim Tarihi 14 Haziran 2017

[38] “Arkeofili.com Hakkımızda Bölümü,” erişim tarihi 14 Haziran 2017, http://arkeofili.com/biz-kimiz/

[39] “Arkeofili.com İletişim Bölümü,” erişim tarihi 14 Haziran 2017, http://arkeofili.com/iletisim-2/

[40] Erişim Tarihi 16 Mayıs 2017

[41] “Sanat Blog Kimdir Nedir” bölümü, erişim tarihi 17 Haziran 2017, http://www.sanatblog.com/kimdir-nedir/

[42] “Strauss’un Başarılı Rezaleti: Salome” adlı yazı, erişim tarihi 17 Haziran 2017, http://www.sanatblog.com/straussun-basarili-rezaleti-salome/

[43] “John Cage: Tabuları Yıkan Mucit Müzisyen” adlı yazı, erişim tarihi 17 Haziran 2017, http://www.sanatblog.com/john-cage-tabulari-yikan-mucit-muzisyen/

[44]   “Sanat Blog Kimdir Nedir” bölümü,

[45] Erişim Tarihi 17 Haziran 2017

[46] “Emre Çetinkaya Blog Hakkında Bölümü,” erişim tarihi 17 Haziran 2017, http://www.emrecetinblog.com/emre-cetin-blog-hakkinda/

[47] “Trump Neden ve Nasıl Kazandı? Seçim Sonrası Amerikalıların Saçmalıkları” adlı yazı, Erişim Tarihi 17 Haziran 2017, http://www.emrecetinblog.com/trump-neden-ve-nasil-kazandi-secim-sonrasi-amerikalilarin-sacmaliklari/

[48] “Sandıktan Ne Çıkarsa Çıksın Anlayacaksınız! Şimdi Ne Olacak” adlı yazı, erişim tarihi 17 Haziran 2017, http://www.emrecetinblog.com/sandiktan-ne-cikarsa-ciksin-anlayacaksiniz-simdi-ne-olacak/

[49] Erişim Tarihi 19 Haziran 2017

[50] www.mahfiegilmez.com adresli blogda “Hakkımda” adlı bölüm, erişim tarihi 19 Haziran 2017, http://www.mahfiegilmez.com/p/hakkmda.html

[51]   www.mahfiegilmez.com blog “Uyarılar” bölümü, erişim tarihi 19 Mayıs, http://www.mahfiegilmez.com/p/uyar.html

[52] “Fed’in Blançosu Nasıl Küçülecek?” adlı yazı, erişim tarihi 19 Haziran 2017, http://www.mahfiegilmez.com/2017/06/fedin-bilancosu-nasl-kuculecek.html

[53] “Yıl Ortasında Türkiye Ekonomisinin Durumu” adlı yazı, erişim tarihi 19 Haziran 2017, http://www.mahfiegilmez.com/2017/06/yl-ortasnda-turkiye-ekonomisinin-durumu.html

[54] Erişim tarihi 20 Haziran 2017

[55] “Emrin Başımın Üstüne Allahım: Tesettür” adlı yazı, erişim tarihi 20 Mayıs 2017, http://blog.sozlerkosku.com/bir-kadin-isterse/

[56] “Emrin Başımın Üstüne Allahım: Tesettür” adlı yazı

[57] “Milliyet Blog Nedir?” adlı bölüm, erişim tarihi 20 Haziran 2017,

[58] “Kız Dediğin Fethi Zor, Fatihi Bir Tane Olmalı” adlı yazı, erişim tarihi 20 Haziran 2017, http://blog.milliyet.com.tr/kiz-dedigin-fethi-zor–fatihi-bir-tane-olmali/Blog/?BlogNo=549176

[59] Mutlu Binark ve Günseli Bayraktutan, Ayın Karanlık Yüzü: Yeni Medya ve Etik(İstanbul: Kalkedon 2013), 161

[60] Binark, Bayraktutan, Ayın Karanlık Yüzü, 162

[61] Binark, Bayraktutan, Ayın Karanlık Yüzü, 162-163

[62] Erişim tarihi 26 Haziran 2017


ALGORİTMALARIN YARATTIĞI YANKI ODALARINDA SİYASAL KATILIMIN OLANAK/SIZLI/ĞI

Temmuz 10, 2017

*Bu yazı ilk olarak Varlık Dergisi S:1317 (ss.19-23) de yayınlanmıştır.

Mutlu BİNARK, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi

Yeni medya ortamlarının sağladığı olanakları şöyle bir sayalım desek aklımıza ilk elde gelen hususlar, yakın çevremizle hızla haberleşmek, her an onlarla bağlantıda kalmak, arzu ettiğimiz formatta (ses, görüntü, metin) içerik üretip paylaşmak/yaymak, dünyada ve Türkiye’de olup bitenlerle ilgili an’lık enformasyon akışına sahip olmak böylece “gündemi” takip etmek, gündeme koşut yaşadığımıza göre de siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel olaylara anında tepki vermek, bu tepkimizi arayüzey akışımızda dolaşıma sokmak olarak sıralayabiliriz.

Pekiyi, arayüzey üzerindeki edimlerimiz burada sıralandığı gibi dikensiz gül bahçesi midir? Herhangi bir yeni medya ortamında yakınlardan oluşan bir dünya inşaası bizim varlığımızı ne kadar zenginleştiriyor ve çoğaltıyor? Sosyal medya ortamlarında paylaşılan tüm içerikler barışçıl, temel insan haklarına saygılı, özgürlükçü ve eşitlikçi bir dünya tasarımı arzusundan kaynaklanan, evrensel etik değerleri, temel erdemleri besleyen içerikler midir? Acaba dünyada ve Türkiye’de neler olup bittiğini hashtagler (etiketler) veya haber akışı beslemeleri üzerinden gerçekten takip edebiliyor muyuz? Herhangi bir olaya olguya sosyal medya uygulamaları ile verdiğimiz tepki,  toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanları nasıl değiştirmekte ve kolektif belleğin, kolektif zekânın üretilmesinde nasıl bir rol oynamaktadır? Her ürettiğimiz içerikten kim/ler nasıl değer yaratıyor? Arayüzey dolayımıyla üretip yaydığımız içerikler “varlık” olarak bizi nereye nasıl konumlandırıyor? Dijital performansımızla ürettiğimiz “varlık” fiziksel olanı nasıl sarıp sarmalıyor? Devletler ve bilişsel kapitalizmin iktidar sahipleri dijital bedenlenişimizi ne şekilde biyoiktidar aracına dönüştürüyor? vb. soruları sormaya başladığımızda, yeni medya ortamlarındaki olanaklar birden tersyüz edilmekte.

Günümüzde bireylerin farkında olması gereken, yeni medya ortamlarının Janus’un iki yüzü gibi olan bu yapısı. Sosyal medya ortamlarını kullanarak siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik olaylara ve eylemlere etki etmek konusunda, iki önemli altyapısal belirlenimin farkında olmak çok önemli. İlki tüm kullandığımız platformların algoritmalarının oluşturduğu bireysel “yankı odaları” ve ikincisi ise arayüzey akışımızın benlik performansımızdaki seçişlere koşut bireyselleştirilmiş olarak algoritmik inşaası. Bu iki yapısal özellikten beslenen günümüzün önemli bir siyasal sorunu sosyal medya platformlarının algoritmalarının devlet, hükümet ve yahut şirketler tarafından “post-gerçek” üretimi için savaş aracı olarak kullanılmasıdır. Veri bilimci Jonathan Albright, yapay zekânın daha önce hiç görülmemiş bir şekilde sosyal mühendislik aracı olarak kullanılmasındaki tehlikeye “bu bir propaganda aracı”dır diyerek dikkat çekmektedir (Anderson ve Hoervarth, 2017:1).  Gelin şöyle bir kurguda bulunalım: Twitter hesabımızda akan gönderiler troller ve bot hesaplar tarafından gönderilmekte olsun, biz de sürekli olarak bu hesapların beslediği enformasyon akışı içinde olalım, bunları paylaşalım ve beğenelim, arayüzeyimizde akışa bakıp kendimize benzerlerin ne kadar çok ve çoğunluk olduğunu (tabii bunun aksi de mümkün) düşünüp memnun olalım, kanaatlerimiz böyle bir akış içinde çerçevelensin… Bu durumun sonunda, nasıl bir siyasal, toplumsal ve ekonomik yurttaşlık pratiği gerçekleştiririz?

İşte bu nedenle, bu yazıda yukarıdaki girizgâhta tanımlamaya çalıştığım bu üç husus üzerinde durmak istiyorum.  Birleşik Krallık’ta Brexit adıyla bilinen halk oylaması ABD’de 2016 Başkanlık seçimleri ve Türkiye’de 16 Nisan 2017 halk oylamasında sosyal medya ortamlarında üretilen “kolektif bellek” göz önüne alınırsa, algoritma ve veri temelli kurulan iktidarın yaşamımızın her alanında oynayacağı rolün artacağını söylemek yanlış olmaz.  Algoritmaların kurguladığı yankı odaları bu seçim örneklerinde açıkça görüldüğü üzere siyasi manipülasyon amaçlı kullanılan troller, trol ordusu ve bot hesaplar tarafından hedef alındığında ortaya çıkan durum “enformasyon yoksunluğu” ve “post-gerçek”[i] olgusu. Nilgün Tutal’ın ifadesiyle post-gerçek olgusu ile yitirilen “gerçek ile gerçeğin insan zihnindeki yansıması arasındaki bağlantı, insanın gördüğünü, düşündüğünü veya hissettiğini gerçeğe sadık kalarak ifade etmesine dair ahlaki ya da etik ilkenin bizzat kendisi; bir anlatıcının anlatısında ya da tanıklığında olguya sadık kalmayıp, samimiyetini ve dürüstlüğünü yitirmesini dert etmemesi” (2017:6).

Orhan Şener’in de altını çizdiği gibi, platform kapitalizmde arayüzeylerdeki performansımız benzer görüşteki kişileri takip etmek üzerine kurulu, böylece bunun sonucu olarak  kendi kanılarımızı paylaşan ve besleyen bir yankı odası içinde kalmaktayız (2017:15). Engin Bozdağ’ın Bursting the Filter Bubble: Democracy, Design and Ethics (2015) adlı doktora tezinde Eli Pariser’in “filtre balonu” kavramından yola çıkılarak, algoritmaların yönlendirdiği siyasi katılımın demokratik yurttaş pratiklerini geliştirmediğini, gündelik hayatta varolan siyasi kutuplaşmaları daha da derinleştirdiğini Hollanda ve Türkiye’de farkı olaylarda Twitter kullanım pratiklerini Twitter akış takibi ve sosyal ağ analizi ile ortaya koymaktadır. Bozdağ, platformların algoritmik yapıların, enformasyona erişim ve ifade özgürlüğü önünde yeni eşik bekçileri olarak işlev gördüğünü belirtmektedir.

Eli Pariser (2011), “filtre balonu” olgusunun kültürel ve toplumsal sonuçlarını açıkladığı çalışmasında, bireyselleştirilen kullanım pratikleri ve yahut bireysel tercihler üzerinden şekillendirilen arayüzey aramaları ve akışlar nedeniyle,  İnternet’in farklı ve çeşitli birikimler arasında bağ kurulması olanağının ortadan kaldırıldığına ve birbiriyle aynı kanaatleri paylaşan kişileri gruplandırdığına dikkat çeker. Pariser’e göre, filtre balonunun üç özelliği vardır: “1. Belirli bir  balonda bulunan tek kişi sizsinizdir; 2. Bu balonu göremezsiniz; 3. Bu balona girmek sizin tercihiniz değildi(r)” (aktaran van Dijk, 2016: 321).  İnternet’in giderek Facebook veya Google haline gelmesine koşut olarak, bireysel kullanım alışkanlarımızın da  bir çok ortama sahip ve bunları yöndeştiren bu tekel platform sahipleri tarafından giderek daha fazla anlamlı/semantik algoritmalar üretmek için kullanıldığını belirtir. Bireyler birbirine entegre ve yöndeşmiş bu altyapılarda içerik ürettikçe “zayıf yönleri” (zaafları) da algoritmalar üzerinden ortaya çıkartılmaktadır. Bu zaafların siyasal katılım, ekonomik bir tercih veya kültürel bir seçiş için nasıl bireyselleştirilmiş ikna ediminin hedefi haline geleceğine örnek ise yazının başında verdiğim Birleşik Krallık 2016 Brexit halk oylaması ve 2016 ABD Başkanlık seçiminin bizatihi kendisidir. Bireyselleştirilmiş arayüzey akışının algoritmik tasarımı Pariser’e göre,  kamusal alandaki antagonizmayı ve farklı kanaatlerin müzakere olanaklarını ortadan kaldırmaktadır.  Bu noktada forum tiyatrosu kuramcılarından Agusto Boal enformasyonun “çitlenmesi” kavramına başvurulmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Boal, “çitleme” kavramını, 17.yüzyıl İngiltere’sinde  halkın kullanımına açık arazilerin büyük toprak sahipleri tarafından “çitlenerek”, açık ve herkesin kullanımına açık olana el konulup, sahiplenilmesi olayına dayanarak açıklar. Geçmişte nasıl toprak çitlenmişse, günümüzde de enformasyon platform sahipleri tarafından çitlenmektedir (Boal 1995:5’ten aktaran Downing,2017:255), kullanıcılar da gönüllü, gayri maddi emek gücüne dönüşmektedir. Filtre balonu ve bunun sonucu oluşan yankı odaları kamusal alanda müzakere ve diyalogun “çitlenmesi” anlamına gelmektedir. Pew Research Center tarafından İnternet’te ifade özgürlüğünün geleceği ve çevrimiçi sahte haber sorunu üzerine konunun uzmanı akademisyen, bilişim endüstrisi profesyonelleri ve STK temsilcileri ile yapılan araştırmanın sonucunda, Vint Cerf İnternet’in giderek daha fazla parçalanma tehlikesi altında olduğunu belirtmektedir (Raine vd.2017: 6). Cerf’e göre, “insanlar çevrimiçi medyada mesnetsiz/dayanaksız iddialar, çıkarımlar ve suçlamaları yapmakta kendilerini özgür hissetmektedir…. Önyargılarla güçlendirilmiş dışa kapalı topraklar ve kötü davranışlara küresel erişimin bileşimi toksik bir karışıma benzemektedir.” (Raine vd. 2017: 6). Sonuç olarak, Jan van Dijk, filtre balonu olgusunu “öz-seçimli enformasyon hapishanesi” (2016:321) olarak adlandırmaktadır.

2016 ABD Başkanlık seçimleri süreci ve sonucu yapay zekânın sosyal mühendislik aracı olarak kullanılmasının en iyi örneğidir. Cambridge Analytica[ii] adlı şirket tarafından bireylerin Donald Trump ve Hillary Clinton’a yönelik olarak kanaatlerini değiştirmeye yönelik olarak Facebook kara postalarının, A/B testlerinin, bot hesaplar aracılığıyla bireyselleştirilmiş ikna stratejilerinin ve sahte haber sitelerinin nasıl kullanıldığını kısaca açıklayalım. Cambridge Analytica da tıpkı diğer şirket gibi veri pazarında satılan büyük veri setlerini satın alarak, bu verilerden bireylerin bilişsel ve duygu durumlarına ilişkin çıkarımlarda bulunan bir algoritma geliştirmiştir.[iii] Şirket, Facebook ve Twitter gönderilerini toplayarak, şirketin veri tabanında bulunan kişilik profilleriyle ilişkilendirmiştir. Bu sayede, şirket hangi seçmenin kime oy vermeye eğilimli olduğunu tahmin etmektedir. İşte sorun da bu çıkarsamadan sonraki adımda başlamaktadır. Seçmenin olasılığı yüksek oy verme davranışını değiştirmek için bireyselleştirilmiş yanıltıcı, bağlamı kopuk ve dayanaksız sahte haber bombardımanına tutulması. Üstelik algoritmanın bireyselleştirilmiş içerik iletmesi nedeniyle, örneğin Facebook’ta bir seçmene gönderilen kara postaların sadece o kişi tarafından arayüzey akışında görülmesi söz konusu olmuştur. Bu durumda o kişinin enformasyonun doğruluğunu teyit etmek için arayüzeyinde bir tartışma dahi meydana gelmemektedir. Bu tür kara postalar, Amerikalı seçmeni baskılama işlevi görmüştür. Berit Anderson ve Brett Horvarth’ı izleyerek dersek, böylece gelecekteki “kara kuğu” seçimlerinin temeli atılmıştır (2017:11).  2016 Başkanlık seçimlerinde 306’ya yakın sahte haber sitesi tespit edilmiştir, ancak bu sahte haber siteleri oldukça etkili bir şekilde haber ekosistemini etkilemektedir: bu sahte haber siteleri  23.000 sayfa ve 1.3 milyon hiperlinke sahiptirler (Anderson ve Horvarth, 2017:11). Üstelik arama motorlarında seçimle ve adaylarla ilgili bir arama yapıldığında ön sıralarda erişilmektedir (12). Albright, bunun sonucunun yanlış, aşırı önyargılı, siyasal olarak belirlenmiş enformasyonun toplumda yayılması olduğunu belirtir. Şirket tarafından Trump yandaşı olan sosyal medya akışları da bot hesaplar tarafından üretilmiştir. Cambridge Analytica şirketinin algoritmasının işlemesinde demokratik siyasal katılım için daha da  kaygı verici  bir husus ise, bireylerin daha fazla sahte haberlerle ilgilendikçe, şirketin geliştirdiği bireyselleştirilmiş kişilik ilişkilenme algoritmasına daha fazla bağımlı hale gelmeleridir. Algoritmik propaganda sonucu ABD’de Donald Trump Başkan olmuştur. Bunun sonucu olarak gelecekte seçimlerde, siyasi liderlerin fikirlerinin ya da politika önerilerinin değil, satın alınan büyük veriler üzerine kurulu algoritmik propagandanın seçmen davranış çıkarsamasının ve otomatikleştirilmiş davranış değişikliğinin yarışacağı öngörüsünde bulunulabilir.  Algoritmik propagandanın yakın gelecekte yalnızca Facebook ve Twitter arayüzey akışımızda kullanılmayacağı, sanal gerçek ve arttırılmış gerçek uygulamaları ile entegre edilebileceği de söylenebilir.

Access Now’ın İnternet’te ifade özgürlüğünün gerçekleşebilmesi için trol vb. ordular ve bot hesaplar sorununun nasıl çözüleceğine ilişkin endişesi oldukça yerindedir (Access Now, 21 Nisan 2017). Günümüzde özellikle siyasi partilerin ve özellikle otoriter devletlerin trol ordularını ve bot hesaplara kamuoyunu manipüle etmek amacıyla kaynak ayırdıkları bilinen bir gerçektir. Örnekler vermek gerekecek olursa, Rus devletinin kullandığı trol ordusunun, 2014 yılında Ukrayna’daki nüfusu Rusya yanlısı ve karşıtı olarak kutuplaştırması, 2016 ABD Başkanlık seçimlerinde Trump destekçisi ve Clinton karşıtı içerikler yaymaları, 217 yılının başından bu yana da İsveç kamuoyunu hedef alarak uzun erimli bir strateji belirleyerek Batı dünyası ile ittifaktan uzaklaştırmaya ve gelecek seçimleri etkilemeye yönelik içerikler üretmesi ve son olarak Fransa’da 2017 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağ bloğun adayı Marine Le Pen’i destekleyen içerikler yayması gibi. Keza Çin Halk Cumhuriyeti’nde de “50 Cent Army” de Çin’de halkın kullandığı sosyal medya platformları olan QQ, We Chat, RenRen, Weibo, Youku Tudou, DianPing  vd. de hükümet destekçisi iletiler üreterek, halkın çoğunluğunun mevcut hükümet ve politikalarının destekçisi olduğu şeklinde algı/tasarım inşaa etmektedir. Hindistan’ın mevcut Başbakanı Narendra Mori’nin de 2014 yılındaki seçim kampanyasında kendi partisi Bharatiya Janata’ya karşı muhalefet yapanlara yönelik olarak nefret söylemi içerikleri ürettirdiği, Filipin Cumhurbaşkanı Rodrigo Duterte’nin “klavye ordusunun” hükümet karşıtlarına yönelik ölüm tehdidi içeren mesajlar ürettiği bilinmektedir. Batı dünyasında da devletlerin “ifade özgürlüğü” hakkı çerçevesinde, trol ordusu istihdam etmediklerini varsaysak bile, şirketlerin “çevrimiçi persona yönetimi” hizmetlerinin “satışta” olduğu bilinmektedir. Kate Crawford trollemenin günümüzde siyasal söylemin anaakım biçemi haline geldiğini iddia etmektedir (Raine vd. 2017: 9). Avrupa’da yakın zamanlarda yükselişte olan aşırı sağ partilerin ve liderlerin, ABD’de Donald Trump’un söylemsel pratiklerine bakılacak olursa Crawford’un ne kadar haklı olduğu görülecektir: siyasal, toplumsal ve ekonomik sorunların tartışılmasının yerini etnik grupların, azınlıkların, dini inanışların ve yabancıların, özellikle göçmenlerin ve sığınmacıların, LGBTi bireylerin sorun kaynağı olarak hedef gösterilmesi ve şeytanileştirilmesi almıştır.  Çevrimiçi dünyada siyasi liderlerin zihinlerine ve yüreklerine hakim olan “kötülüğün sıradanlığını” doğal kılan söz edimleri, kampanya yöneticilerin tarafınca ücretli işe koşulmuş trol hesapların ürettikleri mesajlar, İnternet memeleri (capslar, gifler) ve videolarla pekiştirilmektedir.

Türkiye özeline gelecek olursak, özellikle Haziran 2013 Gezi Parkı eylemlerini müteakip, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından geleneksel medyanın yanısıra, sosyal medya ortamlarının da “yönetilmesi” gerektiğini kavramış, kamuoyunda “AK Troller”[iv] adıyla bilinen bir sosyal medya grubu istihdam edilmeye ve Türkiye’nin gündemindeki önemli olaylarda “post-gerçek” üretimi ve kamu yararından uzak alternatif bir gündem yaratılması için işe koşulmaya başlanmıştır. Siyasi trol hesapların amacı Türkiye’nin siyasal olarak kutuplaşan siyasal ve toplumsal alanı daha da keskinleştiren ve siyasal hamaseti doruk noktasına çıkartan içerikler üretmek, kitlesel ajitasyon yapmaktır. Bu içerikler rasyonel akılla düşünüşe, olup bitenleri irdeleyişe ve eleştirel mesafelenişine izin vermemektedir. Devletlerin, hükümetlerin ve şirketlerin yaptıkları bu hesaplar üzerinden son kertede yapılan şey, post-gerçeğin, diğer bir deyişle gerçekle bağı kopartılmış, bireyi çelişkiye düşüren, ardyöresi olmayan, birey tarafından olayın veya olgunun ardyöresinin kavranmasını namümkün kılan, katıksız ve yoğunlaştırılmış demagojik söylem pratiklerine temelli otoriter popülizmi destekleyen ve toplumsal galeyana gelmeye kaynaklık eden içeriklerin üretilmesidir.  Şener de Türkiye dahil yukarıda adları zikredilen bir çok ülkede, iktidarın egemen kılmak istediği söylemsel pratiği sosyal medya ortamlarında profesyonel ekipler aracılığıyla dolaşıma soktuğunu belirtirken, asli amacın, “… gerçeğin karşısına bir ya da daha çok argüman koymak ve kitlelerde hakikate karşı güvensizlik yaratmak ve mümkünse ortak paydada birleşilebilecek bir hakikatin olmadığı kanaatini yerleştirmek” (2017:17) olduğu şeklinde oldukça önemli bir saptama yapmaktadır. Türkiye’de de 16 Nisan 2017 de Anayasa maddelerine ilişkin değişiklik yapılmasına ilişkin halk oylaması örneğinde olduğu üzere, Facebook ve özellikle Twitter’da gerek oylama konusunun üretilen hashtagler ile çarpıtılması, bağlamından kopartılması, gerekse halk oylamasının tartışmalara açık sonucunun AK trol ordusu tarafından sandıkların kapanması ve YSK’nın mühürsüz oylara ilişkin açıklamasını takiben hızla yürütülen  birçok farklı hashtag kampanyası ile “büyük bir zafer” olarak kurgulanmasının altında yatan iktidar stratejisi Şener’in de saptamasında dikkat çekilen “yeni bir gerçek”, diğer bir deyişle “post-gerçek” inşaasıdır. Özellikle referandrum sonucunda Twitter ortamında üretilen farklı hashtaglere bakılacak olursa, bu etiketlerin altında içerik üreten trol ve bot hesapların varlığı dikkat çekecektir.

Access Now’ın trol ordularının ve bot hesapların siyasi ve ekonomik iktidar mücadelesi için kullanılması karşısında, sosyal medya platform sahiplerinden talebi, şirketlerin temel ve evrensel insan haklarına saygıyı merkeze almaları ve algoritmalarının nasıl üretildiği ve bireyin sanal uzamda performansını nasıl şekillendirdiği, dolayısıyla buradan da gerçek uzama taşınan akışların demokratik siyasal katılımı nasıl şekillendirdiğine ilişkin şeffaf ve hesap verici olmalarıdır.  Harvard Üniversitesi Berkman Center’den Judith Donath da The Social Machine: Designs for Living Online adlı çalışmasında, filtre balonları ve yankı odaları üreten algoritmalar yerine, daha iyi algoritmaların üretilmesi gerektiğini belirtmektedir (aktaran Raine vd., 2017:18).

Giderek daha fazla öğrenen ve akıllı hale gelen algoritmalar arayüzeyde ne arayacağımızı, neyi beğeneceğimizi, ne paylaşacağımızı bilmekte, dijital performansımız temel alarak siyasal, ekonomik, toplumsal seçiş ve kararlarımızı kavramakta ve üstüne üstlük belirme çabasındadır. Algoritmaların yarattığı ve bizi benzerlerimizle aynı kanaatlerin yaygın ve egemen olduğunu düşündüğümüz bir akışa adeta mahkum eden yankı odalarına ve bu yankı odalarını hedef alan devlet, hükümet ve şirketlerin yürüttüğü veri madenciliği ve verigözetimi (dataveillance) temelli algoritmik arayüzey savaşlarına karşı ne yapabiliriz?  Sorunun yanıtı basitçe, “sosyal medya ortamlarında olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu!” değildir. Bireyler sosyal medya platformlarını ve yeni medyanın öğrenen (akıllı) algoritmalarını, Nesnelerin İnternet’ini giderek daha fazla gündelik yaşamı içine dahil edecektir. Ağların içine dahil olduktan sonra Jan van Dijk’in de dikkat çektiği üzere ağların yapısı ve kullanımı konusunda çok az denetim sahibidir (2016:410). Sarphan Uzunoğlu’nun da vurguladığı gibi (2017:14), tüm bu olguların kurumsallaşmış olduğunun farkında olarak, bu kurumsal yapıları daha iyi analiz etmemiz elzemdir. Pariser’in önerisi, toplumda basit düzeyde “algoritmik okuryazarlığın” geliştirilmesi, tıpkı yabancı bir dil öğrenmek nasıl teşvik ediliyorsa, yurttaşların da temel programlama ve kodlamayı öğrenmelerinin desteklenmesidir (2011). Kanımca, bireylere düşen ilk iş, benzerseverliği besleyen yankı odalarının dışına çıkacak, algoritmaları yanıltacak direniş stratejileri/oyunlarını büyük bir ciddiyetle geliştirmek/tasarlamak olmalıdır. Böylece sosyal medya akışımızda çeşitli ve farklı söylemsel pratiklerle karşılaşmak olanaklı olur. Hak odaklı bir bakış açısını gerek kullanım pratiklerinde merkeze almak gerekse platform kapitalizminde bunun temini için mücadele yolları geliştirmek için daha fazla kafa yormamız gerekmektedir.

Kaynakça:

Access Now (21 Nisan 2017) “How do you solve a problem like troll armies”, https://www.accessnow.org/solve-problem-like-troll-armies/?utm_content=buffer3e243&utm_medium=social&utm_source=twitter.com&utm_campaign=buffer.

Anderson, Berit ve Brett Horvath (12 Şubat 2017) “The Rise of the Weapoinized AI Propaganda Machine”,
https://medium.com/join-scout/the-rise-of-the-weaponized-ai-propaganda-machine-86dac61668b.

Bozdağ, Engin (2015) Bursting the Filter Bubble: Democracy, design and ethics. Delft: Delft Universty of Technology. Yayınlanmamış Doktora Tezi. http://repository/tudelft.nl/.

Downing, John D.H. (2017) Radikal Medya: İsyancıların iletişimi ve toplumsal hareketler. (Yay. Haz. Ülkü Doğanay). Ankara: İmge.

Pariser, Eli (2011) The Filter Bubble: What the Internet is hising from you. New York: Penguin Press.

Raine, Lee, Janaa Anderson ve Jonathan Albright (29 Mart 2017) ”The Future of Free Speech, Trolls, Anonymity and Fake News Online”, Pew Research Center, http://www.pewinternet.org/2017/03/29/the-future-of-free-speech-trolls-anonymity-and-fake-news-online/?utm_content=bufferae851&utm_medium=social&utm_source=twitter.com&utm_campaign=buffer.

Şener, Orhan (2017) “Post-Gerçek Dönem: Sebepler ve Sonuçlar”, Varlık, 1316, Mayıs, 15-17.

Tutal, Nilgün (2017) “Post-Gerçek: Şeytanla imzalanan yeni sözleşme”, Varlık, 1316, Mayıs, 6-10.

Uzunoğlu, Sarphan (2017) “Keyes’in Gözünden Post-Gerçek: Görmezden gelinen yalanlar çağı”, Varlık, 1316, Mayıs, 11-14.

Van Dijk, Jan (2016) Ağ Toplumu. (Çev. Özlem Salin). İstanbul: Kafka.

Son notlar:

[i] Varlık Dergisi’nin 1316.sayısında (Mayıs, 2017) “Post-gerçek” olgusu tema konusu olarak ele alınmıştır. Bu sayıdaki tartışmalar post-gerçek olgusunun zihnimizde ve edimlerimizde yarattığı etkiyi serimlemesi açısından yol gösterici ve düşündürücüdür.

[ii] Cambridge Analytica şirketinin sahibi, Trump kampanyasının da en büyük bağışçısı olan Mercer ailesinindir. Steve Bannon şirketin yönetim kurulu üyesi olup, aynı zamanda Trump’ın baş strateji danışmanı ve Beyaz Saray Güvenlik Konseyi’nin bir üyesidir. Şirket çalışma ve ilgi alanını ABD politikasının belirlenmesi, geçmişte Brexit Ayrılma kampanyasının yönlendirilmesi ile sınırlı tutmamakta, Avrupa, Asya ve Latin Amerika’daki aşırı sağ parti ve hükümetlere de hizmet verme yönelimindedir (Anderson ve Horvarth, 2017:2).

[iii] Cambridge Analytica’nın kullandığı bu algoritma Cambridge Üniversitesi Pyschometrics Center’dan Dr. Michal Kosinski’nin 2013’te geliştirdiği Facebook beğenileri ile bireylerin toplumsal cinsiyet, cinsellik, siyasal kanaatleri, kişilikleri arasında ilişki kuran bilişsel çıkarsama algoritmasına dayanmaktadır.

[iv] Bu konuda, Erkan Saka’nın Birikim’de (2016) yayınlanan “Siyasi trollük örneği olarak Aktroller”. Birikim,  322: 17-21 yazısına bakılabilir.


Review of Leah Lievrouw’s Book “Alternative and Activist New Media”

Haziran 9, 2017

by Sana Zainab, Hacettepe University, Graduate School of Social  Sciences

Review of Leah Lievrouw‘s Book “Alternative and Activist New Media” 2011 (294 pagesAs the title says, this book is an overview of the way activists, artists and civil society use media around the globe to talk, resist, share, criticize or create their content, views about anything and everything, to support or confront popular media practices. It’s equally useful for general public as well as to media scholars and practitioners. Lievrouw covers the historical and contemporary practices in alternative media, social movements, and activists art by quoting both theoretical and practical examples. This study also traces relevant case studies to analyze the alternative media practices and activism of new media and society. One can understand the trendiest areas of new media while

0745641849

going through participatory culture, interactivity and open source design. 

Since the beginning few institutions dominated as well as controlled media and information. In other words, throughout the 20th century industrial style information system has been used in almost all kinds media content. Media’s main purpose from sharing of information or to provide access to information changed to feeding the specific information, gatekeeping and to control in the name of freedom (Butsch, 2003). But over the thirty years proliferation and convergence of networked media gave new birth to communication and engagement. That’s how roles changed. Media audiences and consumers became users and participants. Before media content was delivered through particular platforms, such as books, newspapers, magazines, radio, television, cinema, and video games. But now traditional model of information is giving way to alternative use of media as it’s faster, looser and cheaper (Atton, 2015).  On the other hand, new media ecology posed few problems that includes social equity and solidarity, privacy and security, politics and economic, participation, freedom and control, expert verses popular knowledge. The journey from pre-browser internet to web 2.0 catered both pipeline and frontier views of new media. This book discusses genres of contemporary media having cultural and conceptual roots of alternative and activists perspective. The author gives theoretical account on communication process, creative industry and media culture. Though the concept of mediation is not new and all about the use of technology to enhance communication, participation, creation and sharing while covering both modes of reconfiguration and remediation.

New media itself is defined as a information and communication technologies and their social status including it’s three constituting components like material artifacts, communication activists or participants and social arrangements. Lievrouw explained that media is a product of people’s ideas, decisions and actions but it could be used in other ways and evolved. Some techniques and their usage becomes a routine and we don’t think in alternative ways to use the same media that makes it monotonous. But when someone use it differently that sounds more innovative. New media has more capability to be used as alternative and activist new media due to having multiple features giving it an edge on mass media. For instance, Hybrid or recombinant technologies, connectivity, networking, ubiquity and interactivity. Although new media is available to more people than ever before but it gives rise to digital divide as well. Somehow, alternative usage can overcome that.

Lievrouw also defines alternative and activist new media as well as it’s formation. Such as print, radio, audio, video, street art, memes etc. Alternative media provide resistance to the colonization of online corporates (Dahlberg, 2005). Over last few decades, it broke the monopoly of mass media and the controlling authorities though it’s not completely free. As major online corporates have some control on visibility of online content through logarithms and related tools.

The cultural roots of alternative and activist new media can be found between today’s remixed culture to as back as the ideology of Dada which emerged in World War-I who was technological innovation in photography, cinema, typography, sculpture and theatre. Dadians used almost all the available forms of expression in different ways to express themselves and the society. While referring to social and political roots, author used social movement theory to highlight the emergence of new social movements like labor movement, civil rights movement, anti-war movement etc.

Author refers to genre framework along with genre theory and emphasizes that genres are useful as they make communication recognizable and understandable, create and maintain social contexts, establish different worldviews, recognizable as a sign of membership in a particular community, active rather than fixed or static as well as dynamic.  But genres don’t stand alone and employed by community in combinations for interactions and make genre systems. Generally, there are three major themes the scope or size of active project, the stance of movements and project relativity to society and culture, the nature of project as action and agents of change connects activist art movements, new social movements and online activism.

Collectively, author explains five basic genres of alternative and activist new media projects that includes; culture jamming, alternative computing, participatory journalism, mediated mobilization and common knowledege. Each of them relates to a different domain of life.

First genre, culture jamming is all about the strategies employed by social movements to disrupt or subvert media culture and it’s formal institutions that includes corporate advertising etc. Culture jamming has been termed as artistic terrorism by Derry back in 1990 because of it’s rebellion setting (Derry, 1990). All culture jamming actions have a central intention: to challenge or disrupt dominant discourse with a dose of subversion and creativity.   They often use the same tools as mass media and marketing to create their disruptions. It borrows, comments and subverts elements from popular culture like entertainment, advertising, art, music, literature and cinema. It critique mainstream culture, specially corporate capitalism, commercialization and consumerism. World wide web gave rise to the adaptation of traditional media strategies in new emerging media. It has different forms like images, sounds, text from popular culture, graffiti art, billboards etc. The practice of culture jamming is adopted from offline media projects of commercial images and public spaces. The term which was coined in 1984 and in practice even before that, went online  by 1990 by adaptation of familiar media strategies in cyberspace and expands to reverse jamming as well.

Second genre, alternative computing is also called unconventional computing that aims for ease and performance (Fitzgerald, 2014). It timely critiques and reconfigures the structure of information and communication technologies. It is related to hardware, software, institutional power and gatekeeping. It has various forms like hacking, open source system, design and file sharing, The purpose is to provide and have open access to and use of information technology. The notions of hacker and hacking which were considered as malicious for more than two decades and still used as a synonym for vandal, thief or terrorist  moves to the open access and community sharing practices and leading to free press.

Third genre, participatory journalism is a practice in which common people play an important role in collecting, editing and disseminating of information or news. It’s also called citizen journalism or street journalism (Thurman and Hermida, 2010). In this practice volunteers or amateur applies the ethics and practices of professional journalism to give voice to under-reported and invisible groups as well as to investigate and highlight neglected issues. Mostly found in forms of online news services, blogs and interactive media. For instance Google and Amazon are merged as Googlezon to dominant the online culture by harvesting content from traditional media and serve individual consumers and knowing their priorities through algorithm. Participatory journalism threaten the monopoly of mainstream media and leads to the crisis of press. In addition to that citizen journalism is a shift of power and control from major media corporations to general public.  Though critiques consider it as a danger for ethical media, professional journalism and democracy.

Forth genre mediated mobilization is more like getting people on the street that extends and activates the strength of live, local social relations and organization like kinship and social support networks, professional affiliations or expert advice network through social media, mobs, virtual worlds and blogs. The aim is to activate mobilization in lifestyle, politics, social movements and cultural reforms. Not only the participants of a social movement but the people who witness such movements also experience social change. New media makes communication and mobilization for social movements instant, interactive and timely as it happened in global justice movement. The literature on global justice movement highlights three aims or networked communication technology; an indispensable tool to coordinate and direct diverse groups, a platform to produce and distribute content, electronic civil disobedience or electronic/online protests. In Pakistan, it has been used for political and religious purposes. Several times, it has been used to exploit the situation, to gather people, manipulate them with false or altered information. To provoke them for massive destructions. The recent killing of a university student Mashal Khan by mob is a clear example of it (R. 2017).

Fifth genre is common knowledge which is actually closer to challenging the experts. It’s projects are about reorganizing and categorizing information through tagging, bookmarking, creating wikis or crowdsourcing in order to mobilize and facilitate outsider amateur knowledge. It covers the facilitation from collaboration to crowdsourcing that is another way to equal empowerment and access for anyone and everyone. Critics mentions three problems of such projects; firstly, these projects could be exploitative as depends on volunteer contributions or free labor. Such projects creates alienation, enrich the investor but labor remain unpaid. Secondly, collective knowledge production comes from critics and amateurs and compete the experts. Thirdly, collective knowledge project have no sense of quality. But these objections are not discouraging rather constructive for common knowledge projects and open up more space for innovation and creation.

To summarize, author analyzes and gives a broad summary of emerging alternative and activist new media, its scope and practices. We can conclude the consideration of mediation useful for theorizing and empirical research about communication and technology as well as new media and society. In past, only few corporations had access to resources which resulted in the form of monopolized media (Chomsky, 1997). Even now, elite media dominates somehow but not the only power. Anyone with phone or tablet have access to viewers, readers in fact general public without any limitation of borders, time or space. Though, there is still need to deal with the check and control of online media corporates which effects visibility and privacy.  But the alternative and activist media projects may be models to understand mediation, communication and social change. Almost all the practices were existed in mass media before the takeover of new media. But the alternative and activist usage transformed the sphere and brought revolutionary outcomes in communication and information. All the five genres of alternative and activist new media are back rooted in history as well and work in more powerful way in emerging media separately and in combinations. Collectively, this book is an informative and interesting study that how new media can challenge powerful elite media in alternative and activist ways. It’s another way of power sharing.

References

Atkinson, J. D. (2010). Alternative media and politics of resistance: a communication perspective. New York: Peter Lang Publishing.

Atton, C. (2015). The Routledge companion to alternative and community media. London: Routledge.

Bailey, O. G., Cammaerts, B., & Carpentier, N. (2008). Understanding alternative media. Maidenhead: Open University Press.

Butsch, R. (2003). Popular Communication Audiences: A Historical Research Agenda. Popular Communication,1(1), 15-21. Retrieved May 26, 2017, from http://www.infoamerica.org/documentos_pdf/morley01.pdf

Chomsky, N. (1997, October). What Makes Mainstream Media Mainstream. Retrieved June 02, 2017, from https://chomsky.info/199710__/

Dahlberg, L. (2005). The Corporate Colonization of Online Attention and the Marginalization of Critical Communication? Journal of Communication Inquiry,29(2), 160-180. Retrieved June 1, 2017, from https://msu.edu/~jmonberg/415/Schedule_files/Dahlberg.pdf.

Dery, M. (1990, December 22). The Merry Pranksters And the Art of the Hoax. Retrieved June 01, 2017, from http://www.nytimes.com/1990/12/23/arts/the-merry-pranksters-and-the-art-of-the-hoax.html?pagewanted=all&src=pm

R. (2017). Pakistani Investigators Say University Student’s Lynching Was Premeditated. Retrieved from https://www.rferl.org/a/pakistan-investigators-mashal-khan-lynching-premeditated/28527893.html

For the book:  http://eu.wiley.com/WileyCDA/WileyTitle/productCd-0745641849.html

 

 


Çevrimiçi Çocuk Projesi yaşama geçti…

Nisan 25, 2017

ISOC-Beyond the Net Destekleme Programı kapsamında ISOC-TR olarak yürütülen Çocukların Internette bilinçli ve etik davranışlar geliştirmesine yardımcı olmayı hedefleyen Çevrimiçi Çocuk projesi için bir süredir çalışmalarına devam ediyordu. Hazırlanan  içeriklerin bir kısmının hazırlık süreci tamamlanarak internet sitemize ve Youtube kanalımıza eklendi (www.cevrimicicocuk.org.tr https://www.youtube.com/channel/UCJF5V2fUqtuu6q2VLsMADBQ ).

Çevrimiçi Çocuk Projesi Komitesi içeriklerin yayılması için yardımlarınızı bekliyor. Çeşitli etkinliklerde çocuklarla buluşarak içerikleri anlatmayı hedefliyor Özel okullar ve çocuklarla ilgili STK’lardan  yönlendirebilecek birileri varsa info@cevrimicicocuk.org.tr adresinden Çevrimiçi Çocuk Projesi Komitesi ile iletişime geçebilir.

https://twitter.com/isoc_tr
https://www.facebook.com/isoctr/?fref=ts


20. İnternet Haftası Bilişim STK’ları Bildirisi

Nisan 24, 2017

İnternet, Kalkınma ve Demokrasi için Yaşamsal önemdedir.

Biz Bilişim STK’ları İnternet kültürünü yaymak, İnternetin Türkiye için önemini anlatmak, ülkemiz İnternet politikalarını tartışmak, yeni projeler başlatmak için İnternet Haftalarını yapıyoruz. Bu yılda, Türkiye İnternetinin 24 yaşı nedeniyle, 10- 23 Nisan tarihlerinde 20. İnternet Haftasını kutluyoruz.

ihafta17

Bizler, İnterneti, insanlığın yeni toplum biçimi olduğunu düşündüğümüz, Bilgi Toplumunu oluşturan araç ve kavramların temsilcisi olarak görüyoruz. Sanayi devrimi insanın kol gücünü çokladı, onun etkin kullanımını mümkün kıldı. İnternetin temsil ettiği devrim ise, insanın beyin gücünü çokluyor, onun ürünlerinin paylaşılmasını, yeniden üretilmesini kolaylaştırıyor.  Yaşam gittikçe artan bir şekilde bilgi ve enformasyon üzerine dönüyor. Artı değer yaratmanın ana unsuru, bilgi, ar-ge, inovasyon, yani eğitimli insanların beyinsel ürünleri oluyor. İnternet bireyi özgürleştiriyor, güçlendiriyor. Kitlelere örgütlenme ortamları sunuyor, onları güçlendiriyor. İnternet dünya üzerinde milyarlarca insanın katıldığı bir paylaşım, öğrenme, üretim ve eğlence ortamıdır. Biz, toplum olarak sosyal medya da kavga ederken pek fark etmiyoruz, ama İnternet, sektörleri yeniden yapılandıran, meslekleri değiştiren, kamu yönetimi, demokrasi, hizmet ve ticareti yeniden tanımlayan devrimsel bir gelişmedir. Birbirlerini hiç görmeyen insanlar, insanlığın ortak mülkiyeti için ürünler geliştirmekte; özgür yazılım, açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık tıp, açık biyoloji gibi projeleri hayata geçirmektedirler. Bu bağlamda İnternet, Sanayi devriminden daha önemli bir gelişmedir. AB’nin bir önceki Sayısal Gündem sorumlusu, toplumu yeniden yapılandırmak açısından, İnternetin elektrik, telgraf ve matbaadan daha önemli olduğunu söylemiştir. Büyük Veri, Nesnelerin İnterneti, 3 Boyutlu Yazıcılar, Yapay Zeka, 5G gibi yeni teknolojiler, 4. Sanayi Devrimi yada Sanayinin İnterneti konuları gündeme taşımaktadır. Bu teknolojilerin birbirini  beslemekte ve ekonomiyi  etkilemektedir.

Dünyada 3.6 milyara yakın insan İnternet kullanıcısı,  1.86 milyarı Facebook kullanıyor.   Ülkemizde   16-74 yaş grubunde kullanım %61, Erkekler %70, Kadınlar %51, Kent ve Kırsal arasında kadın erken a rasında fark var.  Bir başka deyişle halkımızım %40 interneti kullanmıyor.   TUİK 2013 verilerine göre Kent’te %61 Erkek -%42 Kadın ve Kırsalda bu %33 Erkek ve %14 Kadın internet kullanıyor.   Kabaca değerlendirirsek; dünya ortalamasını yakaladık ama Avrupa ortalamasını yakalayamadık.

Ülkeler, İnterneti ekonomiyi geliştirme, kamu hizmetlerini iyileştirme, toplumsal katılımı artırmak, demokrasiyi geliştirmek için kullanmak çabasında. Dünya bireyin gelişmesi, toplumun üretken bir parçası olması için İnternetin önemli olduğuna karar vermiş ve bilgiye ve İnternete erişimi temel bir yurttaşlık hizmeti olarak ilan etmiştir. Bu temel hak, anayasalara ve hükümet programlarına girmeye başlamıştır.

Önemli gelişmelere rağmen, maalesef, ülkemiz bir bütün olarak, İnterneti ekonomik kalkınmanın, bireysel gelişmenin, toplumsal katılımın motoru olarak görememiş, marjinal problemlere odaklanarak, İnterneti olanak değil, baş edilecek bir sorun olarak görmüştür.  Siyasi kadrolar, gündelik siyasi hesaplarını bir kenara koymalı ve yurttaşların temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermelidir.

Uluslarası indekslere durum, parçalı bulutlu; çoğunlukla bulutlu. Genellikle, 190 ülke arasında 60’ın üstündeyiz. İnsani gelişme 71/188, demokrasi 97/179, basın ve ifade özgürlüğü, (rsf 151/179; FH 156, özgür değil, ve internet: özgür değil 50/65) ve toplumsal cinsiyet indekslerinde çok kötüyüz;, 130/144 (Ekonomi: 129, Eğitim:109, Sağlık:1-38, siyaset: 113), . WWW vakfının sıralamasında 38/86 durumdayız: bu özgürlük, içerik ve yarar alt indekslerinde de aynı civarda. Rekabet indeksinde 55/138, Inovasyon indeksinde 42/128,  Network Readiness (GITR) 48/138 (Çevresel: 49, hazırlık:40, kullanım:59, Etki: 58). Dünya Telekom Birliği (ITU) Bilişim Gelişme indeksinde 70/175,  Avrupada  40 ülke arasında 38., kullanımda 76, erişimde 81, beceride 39. sıradayız.  İnternet.org ve Ekonomist (EIU) araştırmasında  31/75 deyiz;  erişim ve fiyatta 33/75, işe yarar içerikte 19/75 , yetkinlik (etkin kullanım) da ise 48/75 üzerindeyiz. Dünya geniş bant indeksinde 70/173 sıradayız.

Türkiye İnterneti gelişiyor. Mobilde ilginç uygulamalar var, en yeni cihazları alıyoruz. Finans sektörümüz İnternet işinde oldukça başarılı. Kamuda Maliye, Sağlık, Adalet sisteminde önemli projeler var. E-devlet hizmetleri sunumunda Avrupa ortalamasının üstündeyiz. Ülkemizde çeşitli ar-ge teşvikleri var, teknokentler çoğalıyor. İnternet ve Bilişimle ilgili bir kaç bakanımız var. Bütün bunlara rağmen:

Türkiye Gemisi Rotasını Bilgi Toplumuna Döndüremedi

Ülkemizde önemli gelişmelerde olsa, bütünsel bir bakış açısıyla koordineli bir çaba eksik. Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı ile e-devlet eylem planımız var, ama pek bir kimsenin haberi yok.  Yönetişim yapısı yok. Bilişim STK’ları olarak önerimiz:

Ülkemiz Bilişim ve İnterneti stratejik sektör ilan etmelidir. Bunun için en başta Bakan düzeyinde bir siyasal sahiplenme olmalıdır. Tüm paydaşları kapsayan, katılımcı saydam yapılar kurulmalı, kamuoyunca açık ortamlarda yeterince tartışılan, gözden geçirilen eylem planları yapılmalı ve hayata geçirilmelidir. Yurttaş ve sivil toplum bu gelişmelerin odağında olmalı, gelişmeler saydam ve katılımcı bir şekilde hayata geçmelidir.

Telekom ve Bilişim sektöründe adil rekabet koşulları yok. Devlet ve tarafsız olması gereken kurumlar tekeli koruyorlar. Fiber altyapısında ülke olarak geri kaldık. Ağ tarafsızlığını sağlamak üzere hem ekonomik, hem siyasi önlemlerin alınması, bu önlemlerin bilginin serbest akışını güvence altına alacak politikalarla desteklenmesi gerekmektedir.

3G ve 4G gecikmeli olarak hayata geçmiştir. 4G için fiber altyapısı yeterli değildir. Fiber altyapısı konusunda ülke olarak oldukça geri kalmış durumdayız.  Türkiye’de sabit ve mobil genisbant değerleri  OECD ortalamasının yarısında.  189  ülkede arasında sabit de 73 sırada, mobil’de  75. sıradayız.  3G ve 4G ihaleleriinde göstermelik yerli araştırma şartı arandı, ama ülkede geliştirilen 4G için baz istasyonları, Ulak projesi, kenara konuldu.   Fiber altyapısının gelişmesi önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Ülkemiz İnternetin devrimsel bir gelişme olduğunu algılayamamış  marjinal problemlerine odaklanarak, adeta İnternete savaş açmıştır. Ülkemiz, kalkınmanın, ar-ge ve inovasyonun ifade ve basın özgürlüğünün tam olduğu, farklı ve aykırı fikirlerin yeşerebildiği hoşgörü ortamlarında var olduğunu algılayarak, özgürlükçü bir çizgiye gelmelidir.   Ülkemiz  yasaklama  refleksinden kurtulmalıdır. Github, dropbox gibi weblerin yasaklaması sadece ülkemizin tanıtımına, turizmine ve ülkede şirketlere ve bireylere zarar vermektedir. Booking.com, ve trivago gibi  weblerin yasaklanması  öncelikle kendi istekleri ile üye olan şirketlere zarar verir. Aksine bu tür portalların  değişik sektörler için  geliştirilmesi için Türk firmaları teşvik edilmelidir.mYasaklanan web sayısı 3yıl önce 30 bin, 2 yıl  önce70 bin iken geçen yıl 110 bine çıkmıştır.  Bu yıl engelliweb de yasaklı.  Bu daha çok Türkiye’ye zarar vermektedir.  5651 ve ona bağlı yasal düzenlemeler iptal edilmeli ve STK’ların katılımıyla yeniden yapılmalıdır.

Yukarıda da belirtildiği gibi ülkemizde Kır-Kent ve kadın-erkek arasında İnternet kullanımında ciddi uçurumlar var ve nüfusun yaklaşık %40’ı ı İnternetin dışında. Sadece TÜİK rakamları değil, uluslararası gelişmişlik indekslerinde de Türkiye maalesef sonlarda yer almaktadır.    Türkiye’nin bu indekslerin altlarında yer alması sosyal eşitsizliklere, hatta uçurumlara işaret ediyor. Sayısal uçurum da bunların arasında en önemli başlıklardan birisidir. Sayısal uçurumu ortadan kaldıracak, tüm yurttaşları yeni medya okuryazarı yapacak çabalar, kamu, özel sektör ve STK işbirliği ile yapılmalıdır. Ulaştırma Bakanlığı öncülüğünde başlatılan  sayısal uçurumu kapatmaya yönelik Kars’ta başlatılan projeyi  sevinçle karşılıyoruz.  Evrensel hizmet fonu bu amaçla kullanılmalı, cihaz alımı, eğitim, ve varlığı unutulan  KİEM (Kamu İnternet Erişim Merkezleri) kullanılmalı, çaba diğer paydaşları kapsamlıdır. Sayısal uçurumu kapatma çabası  yurttaşları bilgi okuryazarı yapmalı; onları yeni medya etiği, mahremiyet ve  güvenlik konularında yeterli ve kendilerini geliştirebilen bir konuma  gelmelidir.

Bilişim teknolojilerin eğitimi ülkenin kalkınması, dünya ile rekabet edebilmesi içinde önemlidir. Bu kapsamda özgür yazılımların önemine işaret etmek isteriz. Özgür yazılımlar tasarruf, güvenlik, istihdam ve rekabet açılarından önemlidir.  Bilişimci yetiştirme ve yazılım geliştirme açılarından özgür yazılımlar çok önemlidir. İnsanlığın ortak mülkiyetinde olan 1.4 milyon olan özgür yazılım, Türkiye’de üretilen yazılımlar kadar “yerli ve milli”dir. Pardus ve Fatih projelerinin özgür yazılım temelinde yaygınlaştırılmasını öneririz.

Temel öğrenim kurumlarındaki “Medya Okuryazarlığı” ve “Bilgisayar” dersleri müfredatının dijital okuryazarlığı geliştirecek şekilde gözden geçirilmesi gereklidir. Bu yönde pilot çalışmayı destekliyoruz. Bütün dünya anaokulundan itibaren herkese programlama/yazılım kavramlarını öğretmeye çalışıyor. Webin kurucusu Tim Berners-Lee politikacılara programlama öğretelim diyor. Programlama düşünme ve planlama yetisini geliştiriyor.  Dünya gittikçe daha fazla bir şekilde yazılımın etrafında dönüyor. Ülkemizde, okullarda bu yönde ders konması konusunda çaba harcamaya başladı. Umarız, yakında bu konuda pilot çalışmalar başlar.

Herkese açık, özgür, güvenli, bütünsel İnternet tüm insanlığın yararınadır.

İnternet Yaşamdır!

Saygılarımızla kamuoyuna duyururuz.

23 Nisan 2017

http://internethaftasi.org.tr

Destekleyen STK’lar:

Alternatif Bilişim Derneği 

Alternatif Medya Derneği 

Bilgisayar Mühendisleri Odası 

Bilişim Teknolojileri Eğiticileri Derneği

EHD – Elektronik Ticaret ve Internet Hukuku Derneği 

EMO – Elektrik Mühendisleri Odası 

SOC-TR – Internet Derneği 

INETD – Internet Teknolojileri Derneği 

IYAD – Internet Yayıncıları Derneği 

Ankara Barosu Bilişim Hukuku Komisyonuy

İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu 

Kadın Yazılımcı Oluşumu 

LKD – Linux Kullanıcıları Derneği 

PKD – Pardus Kullanıcıları Derneği 

TBD – Türkiye Bilişim Dernegi 

TELKODER- Serbest Telekomunikasyon İşletmecileri Der


Veri Gazeteciliği El Kitabı yayınlandı…

Nisan 24, 2017

Açık Veri ve Veri Gazeteciliği Derneği’nin Veri Okuryazarlığı El Kitabı Çıktı. Haziran -Eylül  2016 tarihleri arasında dernek tarafından yürütülen, “Açık Veri ve Veri Okuryazarlığı Eğitimi Projesi – Training Open Data and Data Literacy” kapsamında hazırlanan çevrim içi eğitimin basılı yayın halidir.

makale_resim_58f9dcdaab2241.27080821

Derneğin www.avvg.org.tr uzantılı internet adresi üzerinden tüm içeriklere video, test ve forum alt yapısına ulaşılabilir. Bu basılı yayına dijital içeriklerden bağımsız olarak bazı eklemeler yapılmıştır.

Veri Okuryazarlığı El Kitabına Nasıl Ulaşabilirsiniz?

https://goo.gl/forms/02EmUfeGDEJNmJv92 linkinde yer alan talep formunu doldurup, kitabın adresinize kargolanmasını isteyebilirsiniz. Kargolar karşı ödemeli yollanmaktadır.

Sorularınız için: info@avvg.org.tr ve schoolofdataturkey@gmail.com

“Bu kitap Sivil Düşün AB Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır. Bu kitabın içeriğinin sorumluluğu tamamıyla Açık Veri ve Veri Gazeteciliği’ne aittir ve AB’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.”

 


SORUMLU BÜYÜK VERİ ARAŞTIRMASI İÇİN ON BASİT KURAL

Nisan 23, 2017

Kaynak: Zook M, Barocas S, boyd d, Crawford K, Keller E, Gangadharan SP, et al. (2017) Ten simple rules for responsible big data research. PLoS Comput Biol 13(3): e1005399. https://doi.org/10.1371/journal.pcbi.1005399

Yazarlar:Zook M, Barocas S, boyd d, Crawford K, Keller E, Gangadharan SP, et al.

Büyük veri araştırma yöntemlerinin kullanımı, hem akademi hem de endüstride son beş yılda muazzam bir artış gösterdi. Mevcut veri kümelerinin boyutu ve karmaşıklığı arttıkça büyük veri araştırmasıyla ortaya çıkan etik sorularda artmaktadır. Veri ve araştırma gündemleri tipik sayısal ve doğal bilimlerin ötesine geçtikçe, insan davranışı, etkileşimi ve sağlığının hassas yönlerine daha doğrudan hitap etmek için bu sorular gittikçe aciliyet kazanmaktadır. Büyük veri araştırmasının araçları ekonomik ve bilimsel içgörüler için dijital tıbbi kayıt madenciliği, sosyal medya aracıyla ilişkilerin haritasını çıkarmak, sensörler aracılığıyla bireylerin eylem ve konuşmalarını yakalamak, uzamda hareketleri izlemek, “öngörücü politika” aracılığıyla güvenlik politikası ve güvenliği şekillendirmek ve daha fazlasını kapsayarak giderek gündelik hayatımızı sarmaktadır.

İlim ve endüstride büyük verilere yararlı olanakların etkisi araştırmacıların sıklıkla kendilerinin eğitim ve konfor alanlarının dışında karşılaştıkları yeni zorluklarla azaltılmaktadır. Bilgisayar bilimciler insan denek protokolleri ve hastane etik kuruluyla uğraşmak zorundayken, sosyal bilimciler artık veri yapıları ve bulut bilişimle uğraşmaktadır. Bireysel veri ve gerçek insanlar arasındaki bağlantı oldukça soyut görünebilirken, büyük verinin birçok türünün karmaşıklığı, kapsamı ve ölçeği insan katılımcılar ve toplulukların derine yerleştiği ve zarar görmeye duyarlı olduğu zengin bir ekosistem yaratır. Bu karmaşıklık herhangi bir normatif kurallar kümesine meydan okur ve evrensel yönergeler hazırlamayı zorlaştırır.

Bununla beraber, sorumlu büyük veri araştırmasında yönerge ihtiyacı aşikardır ve bu makale kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak karmaşık etik konulara hitap eden “on basit kurallar” dizisi sağlamaktadır. Makale, PLOS’un Sayısal/Hesaplamalı Biyolojisinin devam eden kuralların toplanmasını örnek almaktadır ve özetlenen öneriler “basit” ve “kurallar” kelimelerinin ima ettiğinden daha fazla nüans içermektedir. Bu nüans kaçınılmaz olarak makalenin başlangıç öncülüne bağlıdır: Sosyal, tıbbi, psikolojik ve ekonomik fenomen üzerine tüm büyük veri araştırması insan deneklerle yakın ilişki kurar ve araştırmacıların, potansiyel zararı minimize etmede etik sorumlulukları vardır.

Büyük verideki veri kaynakları, araştırma konuları ve metodolojik yaklaşımlardaki çeşitlilik herkese uyan bir kontrol listesini yalanlar. Sonuç olarak bu kurallar, bazılarının umduğundan daha az spesifiktir. Daha doğrusu, bu makale araştırmacıları insan katılımcıları ve onların verilerinde yer alan karmaşık sistemleri tanımayı ve standart iş akışlarının bir parçası olarak etik sorularla mücadele etmeye teşvik etmektedir. Makalede yer alan ilk beş kural büyük veri araştırmalarından kaynaklanan zarar verme olasılığının nasıl azaltılacağı çerçevesinde yapılandırılmaktadır. İkinci beş kural araştırmacıların kendi disiplinleri ve metodolojik yaklaşımlarına uygun en iyi pratikleri inşa etmeye katkıda bulunmaya odaklanmaktadır. Bu kuralların merkezinde, verilerinin, varsayımlarını yeniden gözden geçirmek için zarar verme yeteneğinden kurtulduğunu düşünen büyük veri araştırmacılarına meydan okunmaktadır. Bu çalışmadaki örnekler görünüşte zararsız ve anonim verinin ne sıklıkta istenmeyen etik sorular ve zararlı etkiler ürettiğini göstermektedir.

Bu çalışma sosyal, doğal ve sayısal bilimlerden 20 kişilik araştırmacıdan oluşan, Büyük Veri, Etik ve Toplum Konseyini kuran Ulusal Bilim Vakfı (UBV) destekli iki yıllık bir araştırmanın sonucudur. Konsey, UBV’ye bilimsel ve mühendislik araştırmalarında etik pratikleri en iyi nasıl teşvik edeceği, büyük veri araştırma yöntemlerini ve altyapılarını faydalı hale getireceği konusunda rehberlik yapmakla görevlendirilmiştir.

  1. VERİLERİN İNSANLAR OLDUĞU VE ZARAR VEREBİLECEĞİ KONUSUNDA BİLGİLENDİRME

Sorumlu büyük veri araştırmasının en temel kurallarından biri çoğu verinin insanları temsil ettiği ve etkilediği değişmez kabulüdür. Basit bir şekilde tüm verilerin kanıtlanıncaya kadar insanlar olduğu varsayımıyla başlarız. Aksi taktirde verilerin çok önemli konuma sahip belirli bireylerden ayırma güçlüğünü getirir. Bu mantık “riskli” veri kümeleri için halihazırda belirgindir. Örneğin kışkırtıcı diliyle sosyal medya, görünüşte iyi huylu gibi görünen verinin hassas ve kişisel bilgi içermesi.  Örneğin YouTube videolarındaki kişilerin tam kalp atış hızı hakkında veri elde etmek mümkündür. İnsanlarla bir ilgisi yokmuş gibi görünen veriler bile bireylerin hayatlarını beklenmedik şekillerde etkileyebilir. Örneğin toplulukların risk profillerini ve varlıkların değerini değiştirebilen oşinografik veri. Ya da  konum koordinatlarını içeren ve fotoğrafçının hareketlerini ya da evinin konumunu ortaya çıkaran fotoğrafların Değiştirilebilir Görüntü Biçimi (EXIF) kayıtları.

Nüfus boyu etkiler hakkında görünüşte zararsız veri kümelerinin genellikle prosedürlere başvurmadan bireylerin ya da damgalanmış grupların yaşamlarını şekillendirmesinde kullanıldığında zarar da sonuç olabilir.

  1. GİZLİLİĞİN İKİLİ BİR DEĞERDEN DAHA FAZLA BİR ŞEY OLDUĞUNU KABUL ETME

Gizlilik ihlalleri büyük veri araştırmasının zarar verebileceği araçlardır ve gizliliğin bağlamsal ve durumsal olduğunu, basit bir kamu özel ikiliğine indirgenemeyeceğini kabul etmek önemlidir. Çünkü bir şeyin kamusal olarak paylaşılması müteakip/sonraki kullanımının sorunsuz olacağı anlamına gelmemektedir. Gizlilik verinin niteliğine, oluşturuldukları ve elde edildikleri bağlama, etkilenenlerin beklentilerine ve kurallarına bağlıdır. Kabul edilebilir kullanım ve gizliliğe yönelik tavrının verisi kullanılanlarla uyuşmayabileceğini anlamalıdır, çünkü gizlilik tercihleri toplum içinde ve toplumlar arasında farklılık gösterir.

  1. VERİLERİNİZİN YENİDEN TANIMLANMASINA KARŞI KORUMA

Verinin yeniden tanımlanamayacağını varsaymak sorunludur. İyi niyetlerle ve görünürde iyi yöntemlerle belirli bireylerin daha sonra tanımlanmasını önlemek için veriyi yeterince anonimleştirmede başarılı olamayan araştırmacılara ilişkin sayısız örnekler vardır. Diğer durumlarda bu çabalar son derece yüzeyseldir. Anonimleştirildiği düşünülen veri setleri diğer değişkenlerle birleştirildiğinde, beklenmeyen yeniden tanımlanmaya yol açabilir, bu durum son bileşenin eklenmesinden kaynaklanan bir kimyasal reaksiyona çok benzer.

Doğum tarihi, cinsiyet ve posta kodunun tanımlayıcı gücü iyi bilinirken, bireyleri tanımlamada daha yararlı olabilecek, özellikle dijital etkinlikle ilişkilendirilen meta veriler gibi, bir dizi başka parametreler vardır. Konum ve hareket gibi etiketsiz ağ grafikleri, DNA profilleri, mobil telefon verisinden çağrı kayıtları ve hatta dünyanın yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri bile insanları yeniden tanımlamakta kullanılabilir. Bu zayıf noktaları önceden tanımlamak zordur.

  1. ETİK VERİ PAYLAŞIMINI UYGULAMA

Bazı projeler için veri paylaşımı insan katılımcıların beklentisidir ve böylece etik araştırmanın önemli bir parçasıdır. Örneğin, nadir genetik hastalık araştırmasında biyolojik örnekler tedavi bulma umuduyla paylaşılır, paylaşma ya da yayma katılım şartı haline getirilir. Ancak kullanım ve paylaşma kuralları bilgilendirilmiş onam ve geri çekme hakkıyla iyi yönetilen projelerden farklı olarak bu durum büyük veri için kuraldan çok istisnadır. Dijital toplumumuzda, gündelik hayatımızın izlerinden oluşan veri bulutları tarafından izlenmekteyiz. Bu veri bulutları kredi kartı işlemleri, tıbbi test sonuçları, kapalı devre televizyon görüntüleri, akıllı telefon uygulamaları gibi üniversite uyum görevlileri tarafından denetlenen sorumlu araştırma tasarımı yerine zorunlu hizmet kullanım şartları kapsamında toplanan verilerden oluşmaktadır. Biz bilgilendirilmiş rıza ve çekilme hakkı standartlarını isterken, bu resmi olmayan büyük veri kaynakları özel yazılım şirketleri, devlet kurumları ve telekomünikasyon firmaları gibi araştırmacı dışındaki aracılar tarafından bir araya getirilmektedir. Bu veriler oluşturulduktan sonra araştırmacılar için erişilebilir olmakta, bu durum önceden bilgilendirilmiş onayı elde etmeyi imkansız hale getirmektedir. Bu durumda yazılım firmaları ve devlet kurumlarında bu veriyi toplayan araştırmacıların verilerin toplandığı şartları yerine getirmek için özel sorumlulukları vardır.

  1. VERİLERİNİN GÜÇLÜ VE SINIRLAYICI UNSURLARINI GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMA, BÜYÜK KENDİLİĞİNDEN DAHA İYİ DEMEK DEĞİLDİR

Doğru ve sorumlu büyük veri araştırması yapmak için çıkar çatışmaları da dahil olmak üzere veri kümelerini uygun bağlama yerleştirmek önemlidir. Bağlam ayrıca veri toplamadan, temizlemeye, bulguların yorumlanması ve sonuçların yayılmasına kadar araştırmanın her aşamasını etkiler. Veri toplama aşamasında, hem veri kaynağını hem de toplandıkları kuralları ve düzenlemeleri anlamak çok önemlidir.

Verilerin bağlamına dikkat etmek kurumlara veri ve analizinin ne zaman çalıştığı ve ne zaman çalışmadığını açıklamanın temelini sağlar. Büyük verilere dayalı bulguları açık bir sonuç olarak yorumlamak cazip olsa da, bilimsel araştırmada önemli bir adım veri veya göstergeyi neyin temsil ettiğini ve neyin temsil etmediğini açıkça ifade etmektir.

  1. ZORU, ETİK SEÇİMLERİ TARTIŞMA

Kurumsal inceleme kurulları (IRB) tarafından yönetilen federal hükümet tarafından finanse edilen insan katılımcıların dahil olduğu araştırma iyi yapılandırılmış işlemler yoluyla zararı önlemekle görevlidir ve birçok araştırmacıya aşinadır. IRBler ancak etikte söz sahibi tek kuruluş değildir. Büyük veriyi içeren pek çok etik sorun yönetişim yetkilerinin dışındadır. Çünkü büyük veri araştırmacıları genellikle IRB’lerin etki alanlarına yabancı ya da bu alanların dışında olan durumlarla karşılaşırlar. Bu nedenle meslektaşların kendi içlerinde konuları tartışması önemlidir.

Net çözümler ve yönetişim protokollerinin eksikliği, hatadan ziyade araştırmacıların kendi çalışmalarında sahiplenmesi gereken bir özellik olarak anlaşılmalıdır. Etik konuların tartışılması hem disiplinler içinde hem de disiplinler arasında mesleki gelişimin önemli bir parçasıdır. Bu tartışma sorumlu uygulayıcılardan oluşan olgun bir topluluk oluşturabilir. Bu tartışmaları kurs ve eğitim haline getirmek, bu etik soruları artırmak için özellikle iyi yerleştirilmiş ve bu konuşmalara duyulan ihtiyacın fark edilmesini teşvik eden değerlendirme hakemleri üretebilir. Herhangi bir resmi etik kural ya da yönetmeliklerin ön koşulu, böyle açık uçlu tartışmalar yapma kapasitesidir.

  1. KURULUŞUNUZ, ARAŞTIRMA TOPLULUĞUNUZ YA DA SEKTÖRÜNÜZ İÇİN DAVRANIŞ KURALLARI GELİŞTİRME

Zorlu seçimleri tartışma süreci, etiği direkt olarak araştırmanın iş akışına ekler, “sahte/taklit etik”i sahte veri ve sonuçlar gibi kabul edilemez hale getirir. Onlara sonradan akla gelen düşünceler ya da dış kaynak kullanımı için bir sorun olarak davranmak yerine bu tartışmaları içselleştirmek özellikle insanlar tarafından iz verilerini kullanırken başarılı bir araştırmanın anahtarıdır. Bu durum dijital günlük yaşamın veri akışlarına ayrıcalıklı erişim olanağına sahip endüstridekiler de dahil olmak üzere tüm araştırmalar için geçerlidir. Bu verilerin etik kullanımı kamuoyunun dikkatinden kaçırılmamalıdır; ne de olsa, bu veri kümeleri milyarlarca insanın hayatlarını yaşamak için kullandıkları bir altyapı üzerine kuruludur ve araştırmanın sorumlu bir şekilde yapılmasında çok güçlü bir kamu yararı vardır.

Bunu gündelik uygulamalarda pekiştirmenin/sağlamlaştırmanın en iyi yollarından biri kuruluşunuzda ya da araştırma topluluğunda kullanılmak ve örgün eğitime ve süregelen eğitime dahil olmak için davranış kuralları geliştirmektir. Kurallar yayınların değerlendirme sürecinde ve fonlamada dikkate alınmada rehberlik sağlayabilir.

  1. VERİLERİNİZİ VE SİSTEMLERİNİZİ DENETLENEBİLİRLİK İÇİN TASARLAMA

Davranış Kuralları konuya ve araştırma topluluğuna bağlı olarak değişecek olmasına rağmen, özellikle önemli bir unsur, denetlenebilirlik için veri ve sistemler tasarlamaktır. Sorumlu iç denetim süreçleri denetim sistemlerine kolayca karışır ve ayrıca, sorunlu sonuçlara katkıda bulunabilecek faktörleri takip eder. Problemli sonuçların değerlendirilmesi için otomatik test süreçlerinin ve değerlendirme sürecinde diğerlerinin çalışmasının denetlenmesi için mekanizmalar geliştirilmesi bir bütün olarak araştırmayı güçlendirebilir.

  1. VERİ VE ANALİZ UYGULAMALARININ KAPSAMLI SONUÇLARIYLA YAKINDAN İLGİLENME

Sorumlu büyük veri araştırmacıları için iş dünyasında ve akademideki geleneksel başarı metriklerinin ötesinde düşünmek önemlidir. Örneğin dijital gündelik yaşam için enerji talepleri, sosyal bilim araştırmaları için önemli bir büyük veri kaynağı olan, iklim değişikliği döneminde önemlidir. Büyük veri araştırmaları, veri analitik çalışmalarının çevresel etkisini nasıl azaltabilir? Örneğin, araştırmacılar bulut depolama sağlayıcıları ve veri işleme merkezlerine sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynaklarına geçmeyi sormada öncülük etmeliler mi? Bulutun önemli ve herkes tarafından görünür kullanıcıları olarak, büyük veri araştırmacıları böylesine bir değişim çağrısında bulunabilecek toplu bir çıkar grubunu temsil eder.

  1. BU KURALLARIN NE ZAMAN ÇİĞNECEĞİNİ BİLME

Son (ve mantıkdışı) kural, bu kurallardan ne zaman uzak durmanın uygun olacağının farkına varma yükümlülüğüdür. Örneğin, doğal felaket ya da halk sağlığı krizlerinde daha büyük bir kamu yararına hizmet için geçici olarak bireysel gizlilik sorunlarını bir kenara bırakmak önemli olabilir. Aynı şekilde, bilgilendirilmiş rıza olmadan toplanan genetik ya da biyolojik verilerin kullanımı ortaya çıkan bir hastalık salgınını yönetmede hayati önem taşıyabilir.

Ayrıca, veri kümenizdeki gizliliğin korunmasıyla ilgili düzenleyici beklentileri ve yasal talepleri gözden geçirdiğinize emin olun. Buna karşın, bu son derece riskli bir durumdur. Bu kuralı izleyerek diğer kuralları ihlal etmeden önce acil durumun basitçe bir uygun gerekçe olmadığı konusunda dikkatli olun. Bunu sağlamak için en iyi yol zor tartışmalarda yer almak için deneyim kazanmak (kural 6), davranış kuralları inşa etmek (kural 7) ve denetleme sistemleri geliştirmektir (kural 8).

SONUÇ

Bu on kural kümesinin amacı araştırmacıların daha iyi çalışmasına yardımcı olmak ve sonuç olarak kamu güvensizliği de dahil olmak üzere daha büyük komplikasyonları önlerken daha başarılı olmaktır. Bunu başarmak için, araştırmacılar tekniklere ve metodolojiye odaklandığında titiz, ahlak söz konusu olduğunda naif olan bu zihniyetten uzaklaşmalıdır.

Kısaca, sorumlu büyük veri araştırması araştırmayı engellemekle ilgili değil, çalışmanın doğru ve zararı en aza indirirken faydayı maksimize ettiğinden emin olmaktır. Araştırmacıların karşılaştıkları sorunlar ve tercihler gerçek, karmaşık ve zorlayıcıdır ve bu nedenle cevabımız olmalıdır.


İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelik ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken hususlar…

Nisan 20, 2017

Yazan: Av. Faruk Çayır-Ankara Barosu/Alternatif Bilişim Derneği

04/11/2017 tarihli resmi gazetede İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelik yayımlanarak yürürlüğe girdi. (Bakınız :http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2017/04/20170411-3.htm)

Bu yönetmelik ile 1/11/2007 tarihli ve 26687 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır. Yönetmeliğin  4. Maddesi ile  İnternet toplu kullanım sağlayıcılarına,

  1. a) Konusu suç oluşturan içeriklere erişimi önleyici tedbirleri almak amacıyla içerik filtreleme sistemini kullanmak,
  2. b) Erişim kayıtlarını elektronik ortamda kendi sistemlerine kaydetmek ve iki yıl süre ile saklamak,
  3. c) Kamuya açık alanlarda internet erişimi sağlayan toplu kullanım sağlayıcılar, kısa mesaj servisi (sms) ve benzeri yöntemlerle kullanıcıları tanımlayacak sistemleri kurmak yükümlülüğü getirilmiştir.

(2) İnternet toplu kullanım sağlayıcılar, konusu suç oluşturan içeriklere erişimi önleyici tedbirleri almak amacıyla içerik filtreleme sisteminin yanı sıra, ilave tedbir olarak güvenli internet hizmeti de alabilirler.

Yönetmeliğin  5. Maddesi ile  Ticarî amaçla internet toplu kullanım sağlayıcılarına d) Erişim kayıtlarını elektronik ortamda kendi sistemlerine kaydetmek ve iki yıl süre ile saklama, e) (d) bendi gereğince kaydedilen bilgileri ve bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini teyit eden değeri kendi sistemlerine günlük olarak kaydetmek ve bu verileri iki yıl süre ile saklama yükümlülüğü getirilmiştir.

Yönetmeliğin  9. Maddesine göre (1) İşyerlerinde uyulması gereken kurallar şunlardır: ğ) Güvenlik amacıyla işyerlerinin giriş ve çıkışlarını görecek şekilde yüksek çözünürlüklü (en az 3 mega piksel)  ve “IR” (gece görüşlü) kamera kayıt sistemi kurulur. Bu sistem aracılığıyla elde edilen kayıtlar doksan gün süreyle saklanır ve bu kayıtlar yetkili makamlar haricindeki kişi ve kuruluşlara verilemez.

Yönetmelikle birlikte mülki idare amirinin onayı ile valilik veya kaymakamlıklarda bilgi işlem şube müdürlüğü, şefliği veya bu birimlerin bulunmadığı ilçelerde yazı işleri müdürlüğü başkanlığında sorumluluk bölgelerine göre emniyet veya jandarma, belediye başkanlığı veya il özel idaresi, milli eğitim müdürlüğü, sağlık müdürlüğü temsilcilerinden oluşan beş üyeli denetim komisyonu oluşturulmuştur. Denetleme komisyonu tarafından, 5 ve 9 uncu maddelerde yer alan yükümlülükler ve şartlar açısından denetlenir. Kolluk tarafından İnternet toplu kullanım sağlayıcıları genel güvenlik ve asayiş yönünden denetlenir ve tespit edilen hususlar gereği yapılmak üzere mülki idare amirliklerine bildirilir.

Çocukları internetteki zararlı içerikten korumak amacıyla çıkarılan bu düzenlemenin, özel hayatın gizliliği açık olarak ihlal ederek, özel işletmeler tarafından tüm kullanıcıların internet trafiği verilerini saklanması söz konusu olacaktır. İnternet veri trafiği bilgisi olarak örneğin lokasyon, internette hangi kullanıcının hangi adresi ziyaret ettiği, ne kadar süreyle kaldığı, IP adresi, toplu kullanım sağlayıcılar SMS ile kullanım sunulacağından telefon bilgisi, hatta kimlik bilgileri dahi 2 yıl süre ile saklanacaktır.  Oteller, cafeler, wifi hizmeti sunun tüm iletmeler yani kullanıcılara internet sağlayan tüm sağlayıcılar hem kameralar vasıtasıyla ve internet veri trafiğinin izlenmesi ile gözetim yapabilecek hem de sansür uygulayabilecektir. Tüm bu internet veri trafiği bilgisi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı (BTK) tarafından denetlenecek ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına istek halinde verilebilecektir. Bu durum özel hayatın gizliliğini ihlal etmektedir ve 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanuna aykırıdır.

İnternet veri trafiği bilgisi Kişisel Verilerin Korunması Kanuna göre kişisel bir veridir ve bu kişisel verinin, Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 5. Maddesine göre verisi işlenen kişi tarafından açık rızası olmaksızın işlenmesi kaydedilmesi ve işlenmesi mümkün değildir. Ayrıca bu durumda bütün toplu internet sağlayıcıları (otel, cafe ve diğer ücret wifi sağlayıcılarının) Kişisel Verilerin Korunması Kanuna göre veri sorumlusu bulundurma yükümlülüğü altına olacaktır.

İnternet veri trafiğinin BTK tarafından denetlenmesi ise mümkün değildir. İnternet veri trafiği işlenen kişinin önce veri sorumlusuna, daha sonrasında ise Kişisel Verilerin Korunması Kurumuna başvuru yapması gerekecektir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu 4. Maddesi kişisel verilerin “ilgili mevzuatta öngörülen ve işlendikleri amaç için ön görülen süre kadar muhafaza edilebileceği” öngörülmüştür. Kanundaki bu düzenlemenin  süre olarak çok geniş ve yoruma açık bir süreyi kapsadığı açık olmakla birlikte, İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelik de belirtildiği gibi 2 yıl kadar uzunca bir süre saklanmasına ve işlenmesine sebep olacaktır.

Benedik/Slovenya davası internet erişim sağlayıcısının bir IP adresiyle bağlantılı kişisel bilgileri, abonenin rızası olmaksızın polise açıklaması yönündeki yasal yükümlülükle ilgili olarak AİHM, davalı Hükümet’e, Ceza Usul Kanunu’nda öngörülen sistemin haberleşmelerin gizliliği hakkıyla bağdaşmadığına karar vermiştir (Benedik/Slovenya, Başvuru no. 62357/14,). Yetkili mercilere internet sağlayıcılarından aboneleri hakkında bilgi edinme konusunda tanınan yasal imkân 8. madde kapsamında değerlendirerek hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması sırasında hakların özüne dokunulmaması ve ölçülü olunması gerekmektedir. Hakkın amacına uygun şekilde kullanımını son derece zorlaştıran, ciddi suretle güçleştiren, örtülü bir şekilde kullanılamaz hale koyan ve etkisini ortadan kaldıran sınırlamalar öze dokunur nitelikte olduğuna karar vermiştir. (Ringler/Avusturya, Başvuru no. 2309/10)

Copland davasında, “‘kanunen öngörülmüş’ biçimindeki ibareyle –ki 8. maddenin konu ve amacından da aynı sonuca varılmaktadır– kamu makamlarının 8(1). madde tarafından güvence altına alınmış olan haklara yönelik keyfi müdahalelerine karşı iç hukukta bir yasal koruma tedbiri bulunması gereğinin kastediliyor olduğu içtihatta yerleşik bir husustur. Kamusal denetimin olmadığı ve yetkinin kötüye kullanılması riskinin söz konusu olduğu somut olaydaki izleme gibi alanlarda bu durum daha da geçerlidir.

Bu ifade sadece iç hukuka uygunluğu gerektirmekle kalmayıp, aynı zamanda söz konusu hukukun üstünlüğü kuralına uygun olması gereken kanunun niteliğiyle de ilgilidir. Öngörülebilirlik şartının yerine getirilebilmesi için, kanunun bireyler açısından, resmi makamların hangi durumlarda ve hangi koşullar altında bu tür tedbirlere başvurmaya yetkili olduğuna dair yeterli bir gösterge oluşturmak konusunda yeterince net ifadeler içermesi gerekmektedir.”

İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkında Yönetmelik özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakkındaki ulusal ve uluslararası hukuk kurallarına ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırıdır. En temel hak ve özgürlüklerden olan özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hiçe sayılarak yapılacak olan uygulamalar ölçülü olmadığı gibi, hakkın amacına uygun şekilde kullanılamaz hale koyan ve etkisini ortadan kaldıran bir yönetmelik ile yapılacak olan uygulamaların temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan uygulamalar olduğu açıktır.


KİTAP ELEŞTİRİ: FACEBOOK’TA FOTOĞRAF İNCELEMESİNE ETNOGRAFİK BİR ÖRNEK: VISUALISING FACEBOOK – A COMPARATIVE PERSPECTIVE

Nisan 8, 2017

 Yazan: Şerife ÖZTÜRK, Ankara Üniv. SBE. Gazetecilik ABD. Doktora Programı

Daniel Miller – Jolynna Sinanan  VISUALISING FACEBOOK  – A COMPARATIVE PERSPECTIVE, UCL Press, London, 2017, 238 sayfa

visualising-facebook-600px

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“WHY WE POST”/”NEDEN PAYLAŞIYORUZ”?

“Why We Post” serisi kitapların en önemli yönü, fiziksel satışı dışında UCL Press’ten ücretsiz olarak indirilebilmeleridir. Kitapların bu sayede, dünyada farklı kültürlere sahip, sosyal medya alanında çalışanlara ulaşması bakımından alana önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

“Why We Post” serisi, bir proje kapsamında 9 antropoloğun oluşturduğu bir ekip tarafından 15 ay süren bir çalışma sonunda elde edilmiş, 11 kitaptan oluşan bir araştırmadır. Araştırmalar, Endüstriyel Çin, Kırsal Çin, Güneydoğu Türkiye, Kuzey Şili, Trinidad, İngiltere, Kuzeydoğu Brezilya, Güney Hindistan, İtalya’da etnografinin yöntemlerinden olan görüşme ve gözlem ile gerçekleştirilmiştir. Kitaplar (proje), insanların sosyal medyayı nasıl ve neden kullandığını antropolojiye dayanarak etnografiyle açıklamaya çalışmaktadır. Çalışma, sosyal medyayı anlamak için içeriğe odaklanmak gerektiği ve dünyanın farklı bölgelerinde sosyal medya kullanımlarının farklılaştığını vurgulamaktadır (https://www.ucl.ac.uk/why-we-post/turkish/research-sites).

“Why We Post” serisi, genel olarak küresel bir yaklaşımı amaçladığından araştırma için dünyanın farklı bölgelerinden yerler seçilmiştir. Araştırmayı gerçekleştiren antropologların her biri çalışma yapacakları sahaları kendileri belirlemiş ve bu bölgelerde 15-18 ay arası zaman  geçirmişlerdir. Antropolglar daha sonra ellerindeki bulguları birbirleriyle karşılaştırarak ortak noktaları ortaya koymuşlardır. Bu nedenle, araştırmayla ilgili kitapların hepsinin aynı bölüm başlıkları olmasına rağmen, bulguları son derece çeşitlidir.

Araştırmada sosyal medyayı, insanların ilişkileri ve günlük yaşamları bağlamında anlamak için, çoğu zaman çok özel konuların görüşülmüş ve bu bağlamda da etiğin sağlanması için görüşme yapılan kişilerin rızaları alınarak, kimlikleri anonimleştirilmiştir. Açık rızaların alındığı kişilerin fotoğrafları yüzleri açık şekilde kullanılmış; ancak, onlarla birlikte aynı fotoğrafta yer alan arka plandaki kişilerin yüzleri tanınmayacak şekilde kapatılmıştır.

“Why We Post” serisi için her sahada yaklaşık 100 kişi ile kısa anketler, İngiltere’de ise 2.496 okul çocuğu ile geniş anketler yapılmıştır (https://www.ucl.ac.uk/why-we-post/about-us/how-we-did-it)

Serideki kitaplarda sosyal medyaya ilişkin akademik literatürn değerlendirilmesi temel olarak yeğlenmemiştir. Yazarlar, 11 kitabın hepsinde aynı konuları tartışmanın tekrardan ibaret olacağını, bu nedenle literatür tartışmalarının karşılaştırmalı kitap olan How The World Changed Social Media (Sosyal Medya Dünyayı Nasıl Değiştirdi?)’da olmasını tercih ettiklerini kaydetmektedirler.

“Why We Post” serisi için yapılan araştırmanın bulguları genel olarak şu şekilde sıralanabilir (https://www.ucl.ac.uk/why-we-post/turkish/copy_of_discoveries):

Sosyal medya bizi daha bireyci yapmamaktadır.

-Bazı insanlar açısından sosyal medya eğitimden bir ayrılma değil – eğitimin kendisidir,

-Selfienin birçok farklı tarzı bulunmaktadır,

-Sosyal medyayı kullanan ve onu yaratan insanlardır; platformların geliştiricileri değildir,

-Herkese açık sosyal medya muhafazakar nitelikler göstermektedir,

-Çevrimiçi eşitlik çevrimdışı eşitlik anlamına gelmemektedir,

-Eskiden sadece konuşurduk; şimdi fotoğraflar aracılığıyla konuşuyoruz,

-Sosyal medya dünyayı daha homojen bir hale getirmemektedir,

-Sosyal medya sosyal ticareti teşvik etmektedir; ama her türlü ticareti değil,

-Sosyal medya, herkese açık ve özel alanlardaki gruplar için yeni alanlar yaratmıştır,

-İnsanlar, sosyal medyanın artık iletişim için bir araç olmanın yanında yaşadıkları bir yer olduğunu hissetmektedir,

-Sosyal medyanın cinsiyet ilişkileri üzerinde bazen sahte hesapları kullanarak derin bir etkisi olabilmektedir,

-Her sosyal medya platformu sadece, alternati̇f platformlara ve di̇ğer medyaya göre anlam kazanmaktadır,

-Capsler çevrimiçi yaşamın ahlak poli̇sleri̇ olmuşlardır,

-Sosyal medyayı özel yaşama bi̇r tehdi̇t olarak algılama eği̇li̇mi̇ndeyi̇z ancak bazen özel yaşamı da  besleyebilir.

VISUALISING FACEBOOK KİTABI HAKKINDA

Visualising Facebook’un amacı, El Mirador ve The Glades örneklerinden yola çıkarak, iki farklı popülasyon arasında doğrudan bir karşılaştırma yapmak, kültürel çeşitliliğin görmezden gelinmediği argümanını güçlendirmek, sosyal medyada fotoğraf paylaşımları üzerinden nüfus portresini çıkarmaktır. Kitapta, eleştirel olarak, etnografya, büyük oranda Facebook’ta insanlar tarafından paylaşılan imajlara dayanmaktadır.

Açık ve net bir üslupla konuşma dilinde kaleme alınan, metodolojik olarak nitel ve nicel yöntemlerin kullanıldığı kitapta, bulgular serideki diğer kitaplar gibi, görüşme ve gözlemler aracılığıyla elde edilmiştir.

Antropologlardan Miller, Londra’ya yakın, metropolitan yaşamı da olan kırsal alanlar ve yeni bir banliyö idealini temsil eden Highglade (11 bin nüfuslu) ve Leeglade’den (6 bin 500 nüfuslu) oluşan iki köye The Glades adını vermiş, saha çalışmasını 2012-2014 yılları arasında 18 ay boyunca nüfusun çoğunluğunu homojen beyaz İngilizlerin, yüzde ikisini Afro-Karayipler, Afrika, ve Asyalıların, yüzde sekizini ise Avrupalı göçmenlerin oluşturduğu bu alanda sürdürmüştür.

Sinanan ise çalışmasını 15 ay boyunca Karayip ülkesi Trinidad’ın küçük bir kasabası olan El Mirador’da gerçekleştirmiştir. Yaklaşık 18 bin kişilik bir nüfusa sahip olan Venezuela’nın kuzeydoğusunun hemen kıyısındaki El Mirador’un, üçte birinden fazlası esir edilmiş Afrikalıların torunlarıdır. Aynı oran Güney Asya’dan Doğu Hindistan’dan göç edenler için de geçerlidir.

Araştırmada adı geçen yerleşimlerin, The Glades ve El Mirador’un isimleri takmadır. 9 bölümden oluşan kitapta, El Mirador ve The Glades’deki insanların yaşam biçimlerini sosyal medyada nasıl gözler önüne serdiklerini 20 bin Facebook fotoğrafına dayanılarak anlatılmaktadır.

Kitaba başlarken, sosyal medyadaki görüntülerin, geleneksel fotoğraflarla aynı olmadığının, ancak birbirleriyle aralarında radikal bir kopukluğun da bulunmadığının varsayıldığı, fotoğrafın her zaman dinamik olduğu, dönem dönem kendisini yeniden icat ettiği, dijital ve analog fotoğraf arasındaki ilişkinin tarih boyunca tartışıldığının altı çizilmektedir. Kitabın konusu, sosyal medya fotoğrafçılığının doğasını anlama girişimi değil, bu materyali kültürel farkın incelenmesi ve ifadesi için yeni bir araç olarak kullanmaya yönelik bir girişimdir.

Niteliksel ve niceliksel gibi terimler kendi içlerinde de ayrılmaktadır. Fotoğraflardaki “Gülümsüyor mu?,,Fotoğraf başkası tarafından mı çekilmiş yoksa bir selfie mi?” gibi soruların yanıtları, görüntü analizi kategorisinde niceliksel sayıların altındaki nitel bir yargıyı ifade etmektedir.

Kitapta, aynı görüntü setinin 10 farklı insan gösterilerek, onların fotoğraflarla ilgili düşüncelerini öğrenmek ve böylelikle insanların yaşadığı yerlere göre niyetlerinin ne kadar farklılaşabildiği ispatlanmaya çalışılmıştır.

Çalışma, fotoğraf antropolojisinin bir örneğini temsil etmekte olup, referans noktası sömürgecilik, tarih ve temsil kavramlarıdır.  Belki de El Mirador’un seçilme nedeni de budur: Sömürgecilik.

Kitapta El Mirador ve The Glades’teki bebeklerin, okul çocuklarının, genç erkek ve kızların, yetişkin erkek ve kadınların, eşcinsellerin, hangi mekanlarda, hangi özel günlerde, hangi tür fotoğraflarının yer aldığı, bu kişilerin resmi veya doğal görünmek için neler yaptıklarının altı çizilmekte, evcil hayvanların profil sahipleri tarafından nasıl fotoğraflandığı, her dine ait figürlerin ve kutsal günlerin Facebook görsellerinde nasıl ve ne şekilde yer bulduğu ayrıntılı olarak vurgulanmaktadır.

Fotoğraf yanında, görüşme yapılan kişilerin Facebook profillerinde çoğunlukla mizahi ve çarpıcı anlatımların kullanıldığı capsleri de paylaştıkları vurgulanmakta ve tıpkı fotoğraf gibi onların da analizi sunulmaktadır.

Kitapta, fotoğraf otantik bir sanat olarak kabul edilmektedir. Çünkü insanlar, fotoğraf çekilirken yaptıkları herşeyi o an için durdurur ve özel olarak poz verir. Dolayısıyla fotoğrafçılık, insanların fotoğraflarda nasıl poz verdiğinin geniş bir arşividir araştırmaya göre.

Visualising Facebook’ta, insanların fotoğraflarda doğal görünmeye çalıştıklarını ancak fotoğraflar incelemeye tabi tutulduğunda “doğal” görünüşün resmi poz verme kadar tekrarlayıcı ve bir kurala tabi olduğu kaydedilmektedir. İnsanların doğal poz vermek için dilini çıkardığı, el işareti yaptığı ya da yanındakiyle şakalaştığı fotoğraf görsellerinde ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bazı özel günlerde resmi görünmek gerektiği de insanlar tarafından kabul edilmiş durumdadır. Örneğin, okul balosu, mezuniyet töreni vb.

Kitapta, günümüz fotoğraflarında kalitenin çok önemli olmadığı, o anki eğlenceyi görüntülemenin daha ön planda yer aldığı vurgulanarak, eğlence, parti vb. etkinliklerde sık sık telefonların çıkarılarak fotoğraf çekilmesinin nedeni buna bağlanmaktadır: An’ı yakalamak.

Yaşlara ve mekana göre resmi poz verme veya doğal görünme yollarının değiştiğinin ve bunların neler olduğunun ifade edildiği kitapta, El Mirador ve The Glades’teki kültürün fotoğraflarda da baskın olduğu açık bir şekilde gözler önüne serilmektedir. Örneğin, alkol şişesiyle poz vermek The Glades’teki gençlerin fotoğraflarında yaygınken, El Mirador’da bu tür fotoğraflar sayılıdır. Diğer yandan yetişkinler, gençler gibi parti ve eğlence fotoğraflarından ziyade, genellikle tatil fotoğraflarını paylaşmaktadırlar. Tatil fotoğraflarında dikkat çeken şey ise o yerin ünlü tarihi veya gezilmesi gereken yerleri önündeki fotoğraflardır.

Trinidadalılar’ın (El Mirador) Facebook’ta çoğunlukla dış görünüşleriyle ilgili fotoğrafları paylaştığını, İngilizler’in ise kendilerini fotoğraflarla anlatma konusunda daha farklı yaklaşımları tercih ettiğini, erkeklerin profil fotoğraflarında bira, kadınların ise şarap şişesi tercihleri gibi, Visualising Facebook’tan öğreniyoruz.

Kitapta, sosyal medyada yaygın olarak ifade edilen “gençlerin dış görünüşleriyle ilgili fotoğraflarını sık sık paylaşmalarının onların narsistik yapılarına işaret ettiği” yönündeki düşünceye de karşı çıkılmaktadır.  Bu davranışın ergenlerin doğal davranışları olduğu ve bu tür anlamlar yüklenmemesi gerektiği de üstü kapalı olarak ima edilmektedir.

Gençlerin Facebook’u sosyalleşme ortamı olarak gördüğü ve profil fotoğrafları hariç diğer fotoğraflarında pek yalnız olarak görünmemesi de bunun bir ispatı niteliğinde olduğu kitapta bahsedilen diğer önemli konular arasındadır.

Genç erkeklerin her Facebook fotoğrafında farklı kızlarla görüntülenmesi kendileri açısından popüler imaj yaratmanın bir yolu olduğunun ifade edildiği kitapta, profil fotoğraflarının cinsiyet ve yaşa göre de değişiklik gösterdiği, örneğin kızların renkli ojeli tırnakları, yeni alınan ayakkabılarıyla çekilmiş boydan fotoğrafları, genç erkekler içinse araba ve arkadaşlarıyla şakalaşırkenki fotoğrafları ön sıralarda yer almaktadır.

Kitapta, aile ziyareti, karnaval, ev hali, mezuniyet balosu, mezuniyet töreni, düğün vb. yerlerde kızlar ve erkeklerin neler giydiği, fotoğraflarında hangi kıyafetlerini ön plana çıkardığı ve bunun nasıl okunduğu hususları da aktarılmaktadır.

Selfielerin çoğunlukla arkadaşlarla birlikteyken çekildiği ve bunun da dostluğu simgelediği, The Glades ve El Mirador’daki kadınlarla erkeklerin selfielerinin ne kadar farklılaştığı kitapta üzerinde durulan bir başka nokta.

Kitapta, çocukları “sevimli” gösterme çabası içerisinde gözlükle, ellerinde kitapla veya arabanın arka koltuğunda vb. fotoğraflarının çekilerek paylaşıldığı, bazı fotoğraflarda özel efektlerin kullanıldığı kitapta aktarılmakta, çocukların yaşıtlarıyla ve aile bireyleriyle çekilmiş fotoğrafları da yorumlanmaktadır.

Cinsiyetçi fotoğraf gönderilerine de kitapta yer ayrılmıştır. Erkeklik ve kadınlık imgelerinin ön planda yer aldığı fotoğraflar ve capsler, ilk bakışta hemen hangi cinsiyet tarafından paylaşıldığının ipucunu vermektedir.

Kitapta LGBTİlerin de fotoğraf paylaşımları incelenmiş olup, El Mirador ve The Glades’teki bu tür  paylaşımların sayısında ciddi farklılıklar bulunmadığı görülmüştür. Araştırmaya göre capsler, genellikle gay karşıtı stereotiplere karşı kullanılmaktadır.

Farklı kimliklerin çeşitli parametreleri üzerinde durulan kitap sayesinde, insanların gelir durumları hakkında fotoğraflardan bilgi sahibi olunabilmektedir.

The Glades ve El Mirador’da evcil hayvanların Facebook fotoğraflarında yer alma şekillerinin farklılık gösterdiğini ortaya koyan kitapta, dini günlerin dini sembollerin de çoğunlukla capsler aracılığıyla aktarıldığı vurgulanmaktadır.

Visualising Facebook, kültürel normatifliğin nasıl oluşturulduğunu ve bunun nasıl sürdürüldüğünü açıklamakla birlikte, sanal benliklerin nasıl kurulduğu, bu benliklerin fotoğraflara nasıl yansıdığı ve bunların nasıl okunduğunu bize aktarmaktadır.

İncelenen fotoğrafların da yer aldığı kitap, etnografi ve sosyal medyanın en önemli unsuru olan fotoğraflar üzerinden kendine yeni bir alan açtığını ispatlamaktadır. Diğer bir husus da, etnografyanın her alanda çalışma yapabileceğine dairdir.

Genelde sosyal medya, özelde ise Facebook fotoğraflarının başlıklara ayrılarak bölüm bölüm incelenmesi, sonuçların detaylı bir şekilde ortaya konması daha sonraki çalışmalar için ufuk açıcıdır. “Why We Post” serisinin tüm kitapları için aynı şeyi söylemek mümkündür.

KAYNAKLAR

https://www.ucl.ac.uk/anthropology/people/academic-teaching-staff/daniel-miller, Erişim Tarihi: 05.04.2017

https://www.ucl.ac.uk/why-we-post/about-us/how-we-did-it, Erişim Tarihi: 03.04.2017

https://www.ucl.ac.uk/why-we-post/about-us/research-team/jolynna-sinanan, Erişim Tarihi: 29.03.2017

https://www.ucl.ac.uk/why-we-post/turkish/copy_of_discoveries, Erişim Tarihi:  03.04.2017

https://www.ucl.ac.uk/why-we-post/turkish/research-sites, Erişim Tarihi: 03.04.2017

YAZARLAR HAKKINDA KISA BİLGİ

Daniel Miller

Cambridge Üniversitesi Antropoloji ve Arkeoloji Bölümünde Profesör olan Miller, bu zamana kadar 37 kitap yazmıştır. Şu anda sosyal medya kullanımı ve sonuçlarını araştıran Avrupa Araştırma Konseyi’nin “Why We Post?” adlı projesini yürütmektedir. UCL yayınevi tarafından yayınlanan ve serbest erişime açılan 11 tane kitabı bulunmaktadır. Material World Blog’un editörüdür. Miller’ın kitaplarından bazıları şunlardır: Visulising Facebook, Webcam, Consumption And Its Consequences, Migration and New Media, Blue Jeans, Digital Antrophology, Tales From Facebook (Facebook’tan Masallar – 200 kişi ile Facebook kullanım alışkanlıkları üzerine.), Global Denim, Stuff, Clothing and Waste, Antrophology and The Individual, The Au-Pair Experiences, The Cell Phone (Jamaika’da düşük gelirli ailelerin cep telefonu alışkanlık ve kullanımı üzerine), Materiality, Clothing As Material Culture, The Sarı, The Dialectics of Shopping, The Internet: An Ethnographic Approach, Home Possessions, Commercial Cultures, Virtualism, A Theory of Shopping, Unwrapping Christmas, Material Culture and Mass Consumption (https://www.ucl.ac.uk/anthropology/people/academic-teaching-staff/daniel-miller)

Jolynna Sinanan

Jolynna Sinanan Royal Melbourne Teknoloji Enstitüsü’nde doktora sonrası programında araştırma görevlisidir. 2011’den 2014’e kadar UCL Antropoloji’de araştırma görevlisiydi. ‘Webcam’ ve ‘Visualising Facebook’un ortak yazarıdır (D. Miller ile). Araştırma alanları, Trinidad, Avustralya ve Singapur’da yeni medya, göç ve cinsiyettir. (https://www.ucl.ac.uk/why-we-post/about-us/research-team/jolynna-sinanan)

 


İstanbul Ünv. Sosyoloji Araştırma Merkezinde sunum…

Mart 31, 2017

ArastirmaDeneyimleri_007


%d blogcu bunu beğendi: