Ocak 7, 2014

Slide1_1 Slide1_2


K-POP’UN YASAKLANMASI VEYA DRAKULA TABUTUNDAN KALKIYOR (MU)

Eylül 12, 2021

Alptekin KESKİN[1]

Son dönem Türkiye ve Çin’de anaakım medyada ve sosyal medya görülen K-Pop ile ilgili yasak tartışmaları medya aracılığı ile yürütülen toplum mühendisliğinin bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır. Merkezinde yasak, baskı ve engellemenin olduğu bu tür girişimler her iki ülke arasında bazı karşılaştırma ve benzerlikler yapmaya olanak sağlamaktadır. Daha önce yine her iki ülkede de K-Popla ilgili benzer haberlerin yapılmış olması K-Pop’u adeta Drakula metaforuna benzetilmesini olanak sağlamaktadır. Bu metafora göre Drakula istenildiğinde tabutundan çıkartılmakta ve istenilen topluluğun üstüne zaman zaman bırakılmaktadır. Böylelikle ara sıra topluluğun taşlamasına imkân sağlayan bir günah keçisi ortaya çıkmaktadır. Bu günah keçisi ise kuşkusuz medya tarafından üretilmektedir.

Son dönemde Çin’de bazı yasakçı kuralların hızla popüler kültür ürünleri üzerinde uygulandığı görünmektedir. Örneğin Çin sosyal medya ağı Weibo tarafından BTS hayranlarının da olduğu 22 K-Pop hayran hesabı şüpheli olarak yasaklanmıştır[2]. Çin’deki bazı K-Pop hayran sayfalarına getirilen yasaklar bir süredir Türkiye’de K-Pop ve K-Pop hayranlığı üzerinden çeşitli stigmalar üreten bir medya grubunca hemen ele alınmış ve “Çin’in sosyal medya platformu Weibo’dan K-Pop hayran sayfalarına kısıtlama: Gerekçe aşırılık” başlığıyla internet gazetesinde haberleştirilmiştir[3].                 

Türkiye medyasında son dönemde K-Pop grupları ve fanları ile ilgili ortaya atılan söylem, iddia ve haberler gözleri tekrar günah keçisi ilan edilen K-Pop’a çevirmiştir. İlk olarak konu ile ilgili son dönemde ortak yazarı da olduğum Moment Dergi’den yayınlanan “Türkiye’de K-Pop Karşıtı Söylem ve K-Pop Hayranlarının Taktiksel Mücadelesi” (2021) yazısını hatırlatmak gereklidir. K-Pop karşıtlığının özellikle Türkiye örneğinde günah keçileştirme, korku yaratımı, damgalama, etiketleme ve ahlaki panik kavramları ile ilişkiselliğinin ele alındığı makale, Twitter’da K-Pop karşıtlarının ürettiği #kpopyasaklansin etiketine karşılık K-Pop hayranlarının geliştirdiği taktiksel mücadeleyi inceleyen bir çalışmadır. 

K-Pop karşıtlığının Türkiye medyasındaki serencamını burada tekrar etmeyeceğim. Ancak konu ile ilgilenenler hemen her gün değişik platformlarda, özellikle son dönemde ise farklı görüşteki gazetelerde K-Pop ile ilgili yaratılan gündemden bir şekilde haberdar olmuştur. K-Pop ve hayranlığının medyada kanaat teknisyenleri tarafından yukarıdaki iddialar çerçevesinde gündeme getirilmesi sonrasında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da bir açıklama yapmış ve popüler kültür ürünlerinin takip edildiği ancak yasaklanmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir[4].

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının açıklama yapmaya sevk eden olayın başında yakın zamanda 3 genç kızın K-Pop hayranlığı nedeniyle evden kaçmasına ilişkin haberler bulunmaktadır. Daha sonradan olayın K-Pop veya Kore ile ilgili herhangi bir bağlantısı olmadığı ortaya çıksa da yapılan haberlerin başlıklarına bakıldığında olayın gerçekliğinden koparılarak manipülatif bir tarzda sunulduğu açıkça görülmektedir Aşağıda yalnızca bu olaya ilişkin Türkiye medyasındaki gazetelerin internet sayfalarındaki haberlerin başlıklarından bazıları verilmiştir:  

1-“Korean Pop (K-POP) nedir? 3 genç kız K-Pop hayranlığı nedeniyle evden kaçmıştı”

(https://hurriyet.com.tr/galeri-korean-pop-k-pop-nedir-3-genc-kizin-k-pop-hayranligi-nedeniyle-evden-kacmisti-41870584/1 -11.08.2021

2-“Bakanlık K-Pop için harekete geçti”.                                                             

    “İstanbul’da 3 çocuğun Güney Kore’ye gitmek üzere evden kaçmasına sebep olan Güney Kore pop kültürü, Aile Bakanlığını harekete geçirdi.”

https://cumhuriyet.com.tr/haber/bakanlik-k-pop-icin-harekete-gecti-1864444 -29.08.2021

3- “K-Pop çocukların gerçeklik algısını değiştiriyor”.

https://sabah.com.tr/pazar/2021/08/15/k-pop-algisini-degistiriyor-cocuklarin-gerceklik  -15.08.2021

Söz konusu olay ile ilgili bu ve benzeri birçok haber internette halen mevcuttur. Belirtilen kaçma olayı ile ilgili yukarıda yalnızca bazı haberlerin başlıkları verilmiştir. Haberlerin içeriklerine bakıldığında çok daha ötekileştirici bir dil kullanıldığı görülmektedir. Yalnızca bu olay üzerinden yapılacak bir içerik analizi çalışmasında kolaylıkla damgalayıcı, etiketleştirici, korku ve ahlaki panik içeren birçok alt temaya rahatlıkla ulaşılabilecektir. Medya ve toplum ilişkisi göz önüne alındığında medyanın toplumu yönlendirici vasfı söz konusu haberlerde çok açık bir şekilde görünmektedir. Haberlerin farklı görüşteki medya gruplarından sanki tek bir bakış açısından yazılmış hissi verilmesi ise daha vahim bir konu olarak durmaktadır.


[1] İstanbul S. Zaim Üniversitesi Sosyoloji bölümü doktora öğrencisi

[2] https://nytimes.com/2021/09/06/business/china-bts-kpop-fans.html

Çin’in çevrimiçi oyun oynayan 18 yaş altı çocukların oyun sürelerinde kısıtlamaya gitmesi gibi son dönem kısıtlamalarını da eklersek Çin için belirtilen yasaklar Çin tarzı panoptikonun bir sonucudur da denilebilir.

[3] https://yenisafak.com/amphtml/dunya/cinin-sosyal-medya-platformu-weibodan-k-pop-hayran-sayfalarina-kisitlama-gerekce-asirilik-3691367 -08.09.2021

[4] https://www.ntv.com.tr/turkiye/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-derya-yanik-ntvde-sorulari-yanitladi,


Yarı Analog Jenerasyonun Sosyal Medya ile İmtihanı: Küresel Köyün Dijital Göçmenleri

Eylül 11, 2021

Her kuşak kendine özgü dinamiklerin içine doğar. Farklı krizler, gündelik yaşam işleyişinde farklı pratikler, dünyayla ve diğer insanlarla farklı ilişkilenim biçimleri… Bu dinamikleri bir çatı altına sığdırabilmek için de çeşit çeşit adlandırmalara başvurulmuştur şimdiye kadar. 80’lerin sonunda, 90’ların başında doğan bizim kuşağa da Y Kuşağı etiketi uygun görülmüş. Her sosyal, ekonomik, kültürel değişimin, dönüşümün; her coğrafyada eş zamanlı ve eş yoğunlukta olarak yaşanmadığı üzerine kurulu tartışmalar sürüp giderken, belli kuşakların içerisinde bulunduğu bazı ortak çıkmazlar olduğunu da kabul etmek gerekiyor gibi görünüyor bir yandan da. Kuşak ayrıştırmasının, yaşa dayalı ayrımcılık ve damgalamanın ortaya çıkışını kolaylaştırabileceği şerhini de düşerek, Y kuşağı ve yeni medyanın sancılı ilişkisinden bahsetmek isterim naçizane.

Y kuşağı konusunda, dijital ekosistem içerisinden konuşacak olduğumuzda yarı-analog şeklinde bahsetmenin uygun olabileceğini düşünüyorum. Bir kısmımız dünyaya geldiğimizde, üzerinde döner bir halka olan çevirmeli telefonları dahi gördük. Birçoğumuz okula giderken cüzdanlarımıza telefon kartı koyduk; gerekirse okul koridorlarındaki ankesörlü telefonları kullanmak için. İlk tecimsel yayınları gördük, kocaman kasalı televizyonları gördük. Çanak anten diye bir şeyin varlığını sonradan öğrenip televizyon tahayyülümüzü karasal yayının dışına çıkarmanın heyecanını yaşadık, ilk uydudan yayınları merakla bekledik, Teletex’ten hava durumuna baktık gibi gibi.

1 ve 0’ın hâkimiyetindeki dijital evrenin yükselişinden önce, dünyanın nasıl bir yer olduğuna ilişkin belli kalıplar halihazırda yer etmeye başlamıştı zihinlerimizde. Bir yandan yeni dünyanın kokularını almaya başlasak da, temelde eski dünyanın imgeleriyle iç içe büyüdük. Kontör yüklediğimiz cep telefonlarımız ve her nostalji sohbetinde anmadan duramadığımız çevirmeli ağlı internet bağlantılarımız yavaş yavaş yaşamlarımızın vazgeçilmezi olurken bir başka evrende, çok başka ilişkilenim biçimleriyle tanışmaya başladık. Web 2.0’ın gelişini bizimle her yere gelen dizüstü bilgisayarlarımızın vazgeçilmezimiz olması takip etti, bahçede otururken internete bağlanmaya başladık. Telefonlarımız akıllanmıştı, gündeliğin içinden kareler yakalayıp bizim varlığımızdan haberdar kim varsa onlarla anlık hallerimizi paylaşmaya başladık. Bambaşka ilişkileniyorduk. Herkes, herkesin, her şeyinden haberdardı. Her şeyi biliyorduk, her şeyi görüyorduk. Baktığımız her an bir şeyler yenileniyordu, ışık değişiyordu, ses değişiyordu, hızlı hızlı akıp gidiyordu ne varsa. Aradan bir şeyleri yakalamaya çalışıyorduk; tutmaya, tutunmaya çabalıyorduk. Ama çabuk sıkılıyorduk. Yenilenmeye, yenilemeye bağımlı olmuş gibiydik. Hiç kimseyle ve hiçbir şeyle uğraşmak istemiyorduk. Ekran kasmaya başlarsa sayfa yeniliyorduk, en kötü “bi’ kapatıp açıyorduk”. Sonrasında yepyeni akış, yepyeni sayfa, yeni gündemler…

Bir hocam, bir derste yeni medya ile ilgili bir şeyler anlatırken bilgisayarın fişini tutup tak diye çekmişti prizden, “işte her şey bu kadar!” diyerek. Hakikaten de öyle, birkaç amper elektriğe bakıyor aslında. Sorumluluğun ağırlığından, yüzleşmenin zorluğundan kaçmak için her fırsat parmaklarımızın ucunda şimdi. Z kuşağı bu hızı görece daha iyi göğüsleyebildi sanki. Çok erken yaşta tanıştılar Mc Luhan’ın küresel köyüyle, hatta bu köyde doğdular, buranın yerlisi onlar. Bir başka tartışmalı ayrım da buradan çıkıyor zaten, dijital yerliler ve dijital göçmenler. Biz bu köyün dijital göçmenleriyiz. Göç her zaman zordur. Bir yandan geride bıraktıklarımızla vedalaş(ama)manın sancısını çekerken, bir yandan da yeni bir yerde, yeni bir hayatın kurallarını öğrenmek, buraya uyumlanmak zorundayızdır. Y kuşağının dijital dünyadaki yarım halleri de buradan geliyor işte. Akşamüzeri yayına ara verilen, ağır çekim, TRT’li dünyanın nizamiliğinde doğup kendimizi VOD*[1]’ların göz alıcı hızı ve keyfiliği içerisinde buluverdik bir anda. Eski köye yeni adet getirmek denir ya, biz de yeni köydeyiz şimdi, eski adetlerimizin kalıplarını uyumlayarak yer edinmeye çalışıyoruz buralarda.

Bu kalıplar kimi zaman işliyor, kimi zaman da eşyanın doğasına aykırı kalıyor. Z kuşağı bunu görece daha iyi göğüsleyebildi demiştik, bu da Z kuşağının eşyanın doğasının farkındalığından kaynaklanıyor muhtemelen. Mc Luhan’ın köyünde, eski dünyanın kırıntılarını aramıyor Z kuşağı, Y kuşağının aksine. Twenge (2018)[2], önceki kuşaklarla karşılaştırıldığında Z kuşağının (Twenge onlara i-kuşağı diyor -internetin i’si) yaşıtlarıyla etkileşim kurmaya ayırdığı zamanda, gözle görülür bir azalma olduğunu belirtiyor. Dahası Z kuşağı bir aradalığın her türüne ihtiyatlı yaklaşıyor gibi; Twenge, bir başkasıyla ilişkide olmanın, yeni kuşağın mottosu olan “mutlu olmak için başkasına ihtiyacın yok- kendi kendini mutlu edebilmelisin” yaklaşımıyla çeliştiğini söylüyor ve Google’ın kitap veri tabanında yapılan taramalarda “Kendini mutlu et”, “Başkasına ihtiyacın yok” ve “Asla taviz verme” kalıplarının kullanılışındaki yükselişe dikkat çekiyor. Bu söylemlerle daha iç içe olduklarından da pat diye prizden çekiliveren fişlerin varlığı daha kolay akıp gidiyor sanki Z kuşağının üzerinden.

Y kuşağında ise işler biraz daha farklı. En azından bir kısmımız için. Kuşkusuz her göçte, daha kolay uyum sağlayanlar ve uyum sağlamakta zorlananlar olur. Dijital göç için de benzer bir durum söz konusu. Bazılarımız için halen çok zor sağ üstteki çarpıya basıp pencereyi kapatıvermek. Hala “canım kendim” deyip, hemen ardından bir başka konuşma penceresine tıklamak huzursuz hissettiriyor bizi. Bir yandan artık dünyanın böyle bir yer olduğunun çok farkındayız, bir yandan da bu tempoda nefes nefese kalıyoruz, soluklanmak istiyoruz durup. Yeni bir tarihin ilk çocuklarıyız biz; hepimiz 15 dakikalığına milyoner, 15 dakikalığına rock yıldızı olabiliriz. En büyük buhranımız kendi hayatlarımız olamayacak kadar da bağlantılıyız artık birbirimizle. Öyle veya böyle bu tıkanmış nefesle, bu baş dönmesiyle baş etmeyi öğrenmemiz gerekiyor gibi önünde sonunda. Yeni dünya koşmaya devam ediyor, edecek.


[1] VOD (Video on Demand): Talebe bağlı görüntü hizmeti veya kısaca seç-izle olarak adlandırabileceğimiz, izleyicilerin; istedikleri içeriğe, istedikleri zaman, herhangi bir yayın akışına bağlı olmaksızın ulaşabilecekleri medya dağıtım sistemidir.

[2] Twenge, J. M. (2018). i-Nesli, (Çev. O. Gündüz), İstanbul: Kaktüs Yayınları.


İNSAN DAVRANIŞINI ANLAMAK İÇİN DİJİTAL VERİLERİ KULLANMANIN FAYDALARI VE TEHLİKELERİ

Ağustos 8, 2021

Kaynak:

Nature Editör Ekibinin Yazısı, Nature 595, 149-150 (2021), Link: https://www.nature.com/articles/d41586-021-01736-y , doi: https://doi.org/10.1038/d41586-021-01736-y

Çeviren: Hasan H. Kayış, Aksaray Ünv. İletişim Fak.

Bilgisayımsal sosyal bilim, güçlü bir araştırma aracıdır. Ancak ortak bir dil bulmak için farklı disiplinlere ihtiyacı vardır.

Aşıya yönelik tereddütlerinin nedenleri nelerdir? İnsanlar daha fazla egzersiz yapmaya nasıl teşvik edilebilir? Hükümetler vatandaşların refahını artırmak için ne yapabilir?

Bu soruları araştıran sosyal bilimciler, insanların nasıl davrandığını gözlemler, bu davranışlarla ilgili verileri kaydeder ve ardından çalıştıkları kişilerle görüşerek ve/veya anket yaparak bu bilgiyi artırırlar. Bu şekilde araştırma yapmak zaman alan ve daha çok el yordamıyla sürdürülen bir işlemdir. Ayrıca, aynı anda büyük miktardaki verilere erişim sağlamak oldukça zordur.

Ancak günümüzde araştırmacılar, dijital cihazlarda veya platformlarda sürekli etkileşimlerle her saniye üretilen eşi görülmemiş miktarda sosyal veriye erişebilmektedir. Bunlar, araştırma için gereken insanların hareketlerini, satın alımlarını ve çevrimiçi sosyal etkileşimlerini izleyen verileri içermektedir. Sonuç olarak, bilgisayımsal sosyal bilim olarak bilinen, sosyal sorularla büyük veri analizine yatkın olan çalışma gündemi son yıllarda büyük bir gelişme kaydetmiştir.

Sadece koronavirüs pandemisi sırasında araştırmacılar, pandemi sırasında insanların hareketlerinin nasıl değiştiği ve bu değişikliklerin pandeminin yayılımı üzerindeki etkisini incelemek için milyonlarca cep telefonu kaydına erişebilmişlerdir. Ayrıca insanların pandemi sırasında nasıl para harcadıklarını incelemek için anonimleştirilmiş kredi kartı satın alma geçmişlerine bile erişebilmişlerdir. Bu bilgiler daha sonra pandeminin ekonominin çeşitli sektörlerini nasıl etkilediğini anlamak için kullanılmıştır.

Büyük veri kümelerini analiz etmek için bilgisayarları kullanmak, en eski bilgisayar sistemlerine kadar uzanmaktadır. Her ikisi de toplum ve insan çalışmaları için uzun zamandır önemli kaynaklar olan aktüerler ve ulusal istatistik ofislerinin çalışmalarının merkezinde yer almıştır. Ancak gerçek zamanlı ve bireysel düzeydeki bilgilerin zenginliği, eğilimleri takip etme, tahminlerde bulunma ve kararları etkileme gücünde artık benzersizdir. Ve kullanılabilirliği, onu hemen hemen her sosyal bilim disiplinine yaklaştırmaktadır. Psikolojiden ekonomiye ve siyaset bilimine kadar alanlardaki araştırmacılar, artık temel toplumsal sorunların araştırılması için verilere güvenmektedirler.

Güç ve Sorumluluk

Aynı zamanda, araştırmacıların bu tür kişisel verileri toplamanın ve paylaşmanın (şu anda büyük ölçüde düzenlemeye tabi olmayan uygulamaların) toplum için birçok zorluk oluşturduğunu hatırlamaları gerekmektedir. Bunlar, artan gözetimden kaynaklanan riskleri barındırmaktadır. Aksi takdirde kişilerin anonimleştirilmiş verilerden yeniden tanımlanabilme tehlikesi söz konusu olabilmektedir.

Ayrıca, verileri kullanılan kişilerin buna tam olarak rıza göstermediğine dair endişeler ve verilerin çoğunluğuna sahip olan teknoloji şirketlerinin ekonomik tekeli hakkında daha geniş endişeler vardır. Bu dijital izler, gelişmiş ülkelerdeki nispeten zengin insanların kullanımına orantısız bir şekilde bırakılma eğilimindedir. Bu da işin küresel sonuçlara varma eğilimlerini ön plana çıkarmaktadır. Bu sorunları kabul etmek ve bunlarla çalışmak, gerçek toplumsal ilerlemeyi destekleyen etik bilgisayımsal bir sosyal bilimin anahtarıdır.

Sosyal bilimlerdeki uzmanlık, büyük veri kümelerini toplamak, temizlemek ve analiz etmek gibi becerileri harmanlama ihtiyacından ileri geldiğinden, bilgisayımsal sosyal bilimin, dikkate değer ölçüde çeşitli uzmanlık ve becerilere sahip olan araştırmacı ekipleri gerektirdiği söylenebilmektedir. Ancak disiplinlerarası işbirlikleri ile birlikte başka zorluklar da ortaya çıkmaktadır.

Bu hafta Nature, bilgisayımsal sosyal bilimlerin temelini oluşturan bilim yapma konusundaki araştırma disiplinleri ve bakış açıları arasında köprü oluşturma amacıyla özel bir makale seçkisi yayımlamaktadır. Sosyal, doğal ve bilgisayımsal bilim adamlarından oluşan toplulukların birlikte daha iyi çalışmayı, birbirlerini tamamlamayı ve ortak zorlukların üstesinden gelmeyi öğrenebilecekleri yollar vurgulanmaktadır.

Güçlü Köprüler

Başlangıç olarak, farklı disiplinlerde aynı terimlerin farklı anlamlara sahip olduğu dil engellerinin aşılması gerekmektedir. Örneğin, birçok sosyal bilimde (psikoloji ve sosyoloji gibi), “tahmin” genellikle bir korelasyona atıfta bulunmaktadır. Fen bilimlerinde ise (fizik, bilgisayar bilimi ve mühendislik gibi), genellikle sadece bir tahmin anlamına gelmektedir. Gerçek disiplinler arası araştırma, bilim insanlarının önce birbirlerinin dillerini öğrenmelerini ve ardından ortak bir terim anlayışı geliştirmelerini gerektirmektedir.

Ancak bölünme, bir fenomeni açıklamak için verilerin nasıl derleneceği, analiz edileceği ve yorumlanacağı konusunda dilden daha derine inebilmektedir. New York City’deki Microsoft Research’ten Jake Hofman ve meslektaşları, bilgisayımsal sosyal bilimin, tamamlayıcı yaklaşımları birleştirerek araştırma sorularına en etkili şekilde yanıt verebileceğini savunmaktadırlar. Örneğin, trafik sıkışıklığının nedenleri üzerine sayısal bir tahmin oluşturan araştırmacılar, sürücülerin belirli rotaları kullanma nedenlerine ilişkin içgörüleri ile trafik akışlarına ilişkin verileri bir araya getirecektir.

Herhangi bir çalışmanın sonuçları, yalnızca kullanılan analitik stratejilerle değil, aynı zamanda verilerin kalitesiyle de belirlenir. Özellikle bu, sosyal verilerle uğraşırken özellikle hassas hale gelmektedir. Tweet’ler veya telefonlardan alınan konum verileri gibi, bilgisayımsal sosyal bilimi mümkün kılan çok miktarda mevcut veri, genellikle araştırma amacıyla toplanmaz ve bu nedenle kolayca yanlış yorumlanabilmektedir.

Bu nedenle, Massacusetts Boston’daki Northeastern Üniversitesi’nden David Lazer ve meslektaşlarının yazdığı gibi, büyük veri kümeleriyle çalışan araştırmacılar, yalnızca sayılarda görülen eğilimler veya kalıplardan sonuç çıkarmaya direnmeli ve bir durumu etkileyebilecek faktörleri hesaba katmalıdır. Verilerden gerçek anlam çıkarmak için araştırmacıların, ölçüm nesnelerini teoriye göre dikkatlice tanımladıklarından, doğruladıklarından ve uygun şekilde yorumladıklarından emin olmaları gerekmektedir.

Almanya, Mannheim’daki Leibniz Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Claudia Wagner ve meslektaşlarının açıkladığı gibi, algoritmaların yaygın etkisi başka bir potansiyel hata kaynağıdır. Toplumlarımıza yayılan algoritmaların bireysel ve grup davranışlarını birçok yönden etkilediğine dikkat çekmektedirler. Yani herhangi bir gözlem sadece insan davranışını değil, aynı zamanda algoritmaların insanların nasıl davrandığı üzerindeki etkilerini de tanımlamaktadır. Sosyal bilimi besleyen teorilerin bu etkileri kabul etmek için güncellenmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Bu teoriler ve algoritmaların mevcut veriler üzerindeki etkisini net bir şekilde anlamadan, araştırmacılar bu verilerden anlamlı sonuçlar çıkaramayacaklardır.

Bilgisayımsal sosyal bilim için bir başka karmaşık faktör, büyük veri kümelerinin genellikle ticari işletmelerin özel mülkiyeti olmasıdır. Akademik bilim adamlarının erişim elde etmek için şirketlerle bağlantı kurması gerekmektedir ve bu daha fazla önyargıya neden olabilmektedir. Bunun nedeni kısmen, şirketler için verilerin değerli olmasıdır ve bu nedenle verileri paylaşmak şirketlerin kârlılığı için bir risktir. Avustralya, Melbourne’deki Monash Üniversitesi’nden Jathan Sadowski ve meslektaşlarının vurguladığı gibi, firmaların paylaştıklarını kısıtlama eğiliminde olmasının sebeplerinden biri de budur. Ancak bu verilerin toplumsal fayda sağlama potansiyeli ışığında, şirketlerin bu sorunla ilgilenmesi ve kalite, erişim ve veri sahipliği için standartlar belirlemesi gerekmektedir.

İleri Aşamalar

New Mexico’daki Santa Fe Enstitüsü’nden Mirta Galesic ve meslektaşlarının “insani sosyal algılama” üzerine bir makalede tanımladıkları gibi, yararlı ve güvenilir olabilecek veriler elde etmenin yolları vardır. Bu, bireylerin sosyal ağlarında başkaları hakkında nasıl bilgi topladıklarının incelenmesidir. Örneğin, araştırmacılar, insanlarla görüşerek ve onlara arkadaşlarının ne hakkında konuştuğunu sorarak, siyasi görüşlerdeki bir dalgalanmayı tahmin edebilirler. Başkalarından insanlar hakkında veri toplamak, kişinin bildirdiği verilerde görülen bazı yanlılıklardan kaçınmaya yardımcı olabilir ve ek olarak isimsiz veri oluşturma avantajına da sahiptir. Araştırmacıların, hakkında bilgi aldıkları kişiler hakkında hiçbir kişisel veya hassas ayrıntıyı bilmesine asla gerek yoktur.

Büyüme için olgunlaşmış bir başka alan, bulaşıcı hastalık modellemesi ve davranış biliminin kesiştiği yerde yatmaktadır. Boston’daki Harvard T. H. Chan Halk Sağlığı Okulu’ndan Caroline Buckee ve meslektaşlarının iddia ettiği gibi, doğru bir bulaşma ve enfeksiyon modeli, araştırmacıların enfekte olmuş veya olabilecek insanların kültürlerini ve davranışlarını anlamasını gerektirir. Bulaşmanın bu ve diğer sosyal yönlerini dikkate almadan bir hastalığın yolunu tahmin etmek zordur. Disiplinlerarası yapılandırılmış ve yaygın işbirlikleri bunu başarmanın anahtarıdır.

Pandemi, büyük ölçekli veri setlerinin bilim için kullanıldığında hayatların nasıl kurtarılabileceğini göstermiştir. Bu potansiyel, bilgisayar bilimi veya uygulamalı matematik geçmişine sahip araştırmacıların sosyal bilimcilerle bir araya gelmesiyle ancak fark edilmeye başlamaktadır. Bu ilişkiler, bilinen tuzaklardan kaçınmamızı ve bu verileri edinilen bilgiyi en üst düzeye çıkaracak ve potansiyel zararı en aza indirecek şekilde kullandığımızdan emin olmak için etik, sorumlu araştırma ve bilim ve teknoloji çalışmaları gibi daha fazla alandaki araştırmacıları kapsamalıdır.

Disiplinlerarası ortak çalışma nadiren kolaydır, ancak hem daha iyi kararlar hem de sağlam sonuçlar için gereklidir. Doğa, bilim insanlarının birbirlerinin dillerini öğrenmelerine yardımcı olarak, araştırmacıların toplumların en acil sorunlarından bazılarında birlikte daha fazla ilerleme kaydedebilmeleri için bu konuşmayı teşvik etmeye kararlıdır.


Yapay Zekâ İnsanların Kafa Titreşimlerinden Profil Çıkarmak İçin Kullanılıyor: Ancak Bunu Destekleyecek Yeterli Kanıt Var Mı?

Haziran 28, 2021

Yazar: James Wright[1]

Çev.Hasan H. Kayış, Aksaray Ünv. İletişim Fak. RTS Bölümü Araş. Görevlisi

Dijital video gözetim sistemleri herhangi birinin kim olduğunu tanımlamakla kalmaz, ayrıca birinin nasıl hissettiğini ve ne tür bir kişiliğe sahip olduğunu da çözebilir. Gelecekte nasıl davranacaklarını bile söyleyebilirler. Ve bir kişi hakkındaki bu bilgileri elde etmenin yolu sadece kafasının hareketidir.

VibraImage Yapay Zekâ (YZ) sisteminin arkasındaki şirket tarafından ortaya atılan iddia da bu. (“YZ” terimi burada geniş anlamda, otomatik biyometri ve bilgisayarla görme gibi algoritmaları ve araçları kullanan dijital sistemlere atıfta bulunmak için kullanılmaktadır). Bunu hiç duymamış olabilirsiniz. Ancak VibraImage’a dayalı dijital araçlar Rusya, Çin, Japonya ve Güney Kore’de çok çeşitli uygulamalarda kullanılmaktadır.

Ancak Science, Technology and Society‘de yayınlanan son araştırmamda gösterdiğim gibi, VibraImage ve onun gibi sistemlerin iddia ettikleri şeylerde gerçekten etkili olduğuna dair çok az güvenilir, ampirik kanıt var.

Diğer şeylerin yanı sıra, bu uygulamalar, insan kalabalığı arasında “şüpheli” bireylerin tespit edilmesini içerir. Ayrıca çalışanların zihinsel ve duygusal durumlarını derecelendirmek için kullanılırlar. VibraImage kullanıcıları arasında polis kuvvetleri, nükleer endüstri ve havaalanı güvenliği bulunmaktadır. Teknoloji halihazırda iki Olimpiyat Oyununda, bir FIFA Dünya Kupasında ve bir G7 Zirvesinde uygulanmıştır.

Japonya’da bu tür sistemlerin müşterileri arasında dünyanın önde gelen yüz tanıma sağlayıcılarından biri (NEC), en büyük güvenlik hizmetleri şirketlerinden biri (ALSOK) ile Fujitsu ve Toshiba yer alıyor. Güney Kore’de de, diğer kullanımlarının yanı sıra, polis sorgulamalarında kullanılmak üzere temassız bir yalan tespit sistemi olarak geliştirilmektedir. Çin’de, bu uygulamayı polisin havaalanlarında, sınır geçişlerinde ve başka yerlerde şüpheli kişileri tespit etmek için kullandığı resmi olarak onaylanmıştır.

Doğu Asya ve ötesinde, algoritmik güvenlik, gözetim, tahmine dayalı polislik ve akıllı şehir altyapısı ana akım haline geliyor. VibraImage, gelişmekte olan bu altyapının bir parçasını oluşturmaktadır. Bu yeni sistem küresel olarak geliştirilip dağıtılan diğer algoritmik duygu algılama sistemleri gibi, video gözetimini yeni bir düzeye taşımayı vaat etmektedir. Makalemde açıkladığım gibi, bunu deneklerin karakterleri ve iç yaşamları hakkında kendilerinin bile bilmedikleri bilgiler üreterek yaptığını iddia etmektedir.

Vibraimage, 2001 yılından bu yana Rus biyometrist Viktor Minkin’in şirketi ELSYS Corp tarafından geliştirilmektedir. Diğer duygu algılama sistemleri, insanların yüz ifadelerini analiz ederek duygusal durumlarını hesaplamaya çalışır. Buna karşılık, VibraImage, bir kişinin kafa kaslarının ve dolaşım sisteminden kaynaklanan istemsiz mikro hareketlerinin veya “titreşimlerinin” video görüntülerini analiz eder. Duyguları tanımlamak için yüz ifadelerinin analizi, son yıllarda giderek artan eleştirilere maruz kalmıştır. VibraImage daha doğru bir yaklaşım sağlayabilir mi?

Minkin, bu hareketlerin duygusal durumlara bağlı olduğu fikrini destekleyen iki teori öne sürer. Birincisi, vücudun denge ve uzamsal yönelimden sorumlu sisteminin psikolojik ve duygusal durumlarla ilgili olduğu fikrine dayanan bir “vestibulo-duygusal refleks”in varlığıdır. İkincisi, belirli duygusal-zihinsel durumlar ile kaslar tarafından harcanan enerji miktarı arasında doğrudan bir bağlantı kuran “termodinamik bir duygu modeli”dir. Dahası, Minkin bu enerjinin başın küçük titreşimleriyle ölçülebileceğini iddia etmektedir.

Bu teorilere göre, yüzün ve başın istem dışı hareketi duygu, niyet ve kişiliğin görünür kılınmasıdır. Şüpheli bireyleri tespit etmenin yanı sıra, VibraImage destekçileri de bu verilerin kişilik tipini belirlemek, suç işleme olasılığı daha yüksek olan ergenleri belirlemek veya milliyet ve etnik kökene göre istihbarat türlerini sınıflandırmak için kullanılabileceğine inanıyor. Hatta, birinin ifadesine yanıt olarak kafa titreşimlerinin nasıl değiştiğine bağlı bir biçimde, bir şirketin veya ulusun değerlerine 1984 tarzı bir sadakat testi oluşturmak için kullanılabileceğini bile önerdiler.

Ancak etkileri hakkında yapılan birçok iddia kanıtlanamaz görünüyor. VibraImage ile ilgili çok az sayıda bilimsel makale, akademik dergilerde titiz hakem değerlendirme süreçleriyle yayınlanmıştır. Ayrıca bunların çoğu, teknolojinin başarısına ilgi duyanlar tarafından yazılmıştır. Bu araştırma genellikle VibraImage’ın etkili olduğunu varsayan deneylere dayanır. Belirli kafa hareketlerinin belirli duygusal-zihinsel durumlarla tam olarak nasıl bağlantılı olduğu açıklanmamıştır. Japonya Kagawa Üniversitesi’nden yapılan bir araştırma, VibraImage değerlendirmesinin sonuçları ile mevcut psikolojik testlerin sonuçları arasında neredeyse hiçbir ilişki bulamamıştır.

Minkin, bu makaledeki iddialara yanıt olarak yaptığı açıklamada, VibraImage’ın bir YZ teknolojisi olmadığını, “anlaşılabilir fizik ve sibernetik ve fizyoloji ilkelerine ve duygu hesaplamaları için şeffaf denklemlere dayandığını” söylemektedir. “Teknik gereklilik” söz konusu olduğunda davranış tespitinde veya duygu tanımada YZ işlemleri kullanabilir.

Ayrıca, “temassız ve basit psikofizyolojik tespit teknolojisinin çok harika göründüğü” ve Rusya ile ilişkili olduğu için insanların teknolojinin “sahte” olduğunu varsayabileceklerini savunuyor. Minkin ayrıca benim makaleme teknik bir yanıt da yayınlamıştır.

Şüpheli Yapay Zekâ

VibraImage’ın işe yarayıp yaramadığını kanıtlamanın bu kadar zor olmasının ana nedenlerinden biri, sistemin kendisi hakkında bildiklerinden daha fazla konu hakkında bilgi vermesinin altında yatan ön kabuldür. Ancak durumun böyle olduğuna dair ikna edici bir kanıt yok.

Bireyleri algoritmik bir biçimde şüpheli olarak sınıflandıran artan sayıdaki sistemi tanımlamak için “şüpheli yapay zekâ” terimini öneriyorum, ancak kendilerinin de derinden şüpheli olduğunu iddia ediyorum. Bunlar şeffaf değildir, kanıtlanmamıştır, demokratik girdi veya gözetim olmaksızın geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Ayrıca büyük ölçüde düzenlemeye tabi değildirler ve ciddi zarar potansiyeline sahiptirler.

VibraImage, bu türdeki tek sistem değildir. Şüpheli veya aldatıcı kişileri tespit etmek için diğer YZ sistemleri denenmiştir. Örneğin, Avatar ABD-Meksika sınırında ve iBorderCtrl AB sınırlarında test edilmiştir. Her ikisi de göçmenler arasındaki aldatmacayı tespit etmek için tasarlanmıştır. Çin’de, VibraImage tabanlı sistemler ve benzer ürünler, kolluk kuvvetleri, güvenlik ve sağlık hizmetlerinde giderek artan bir uygulama yelpazesi için kullanılmaktadır.

Algoritmik duygu tanıma endüstrisi 2018’de 12 milyar ABD Doları değerindeydi. 2026 yılına kadar 37,1 milyar ABD Dolarına ulaşması beklenmektedir. Yapay zekanın etik gelişimi etrafında kurallar oluşturma ihtiyacına ilişkin artan küresel endişenin ortasında, bu tür opak algoritmik gözetim ve kontrol sistemlerinin çok daha fazlasına yakından bakmamız gerekmektedir.

Avrupa Komisyonu’nun yakın zamanda açıklanan taslak YZ düzenlemeleri, duygu tanıma sistemlerinin kolluk kuvvetleri tarafından kullanımını “yüksek riskli” olarak sınıflandırıyor ve bunların daha yüksek düzeyde yönetişim kontrolüne tabi tutulmasına işaret ediyor. Bu önemli bir başlangıçtır. Diğer ülkeler, bu yüksek riskli sistemlerden kaynaklanan olası zararların en aza indirilmesini sağlamak için şimdilik bu yolu izlemelidir.


Kaynak:

[1] Alan Turing Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi.


TÜBİTAK SOBAG Tarafından “COVID-19 ve Toplum: Salgının Sosyal, Beşeri ve Ekonomik Etkileri – Bulgular, Sonuçlar ve Öneriler” Başlıklı Kitapçık Yayımlandı

Haziran 20, 2021

TÜBİTAK Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Destek Grubu (SOBAG) tarafından, “COVID-19 ve Toplum: Salgının Sosyal, Beşeri ve Ekonomik Etkileri, Sorunlar ve Çözümler” özel çağrısı kapsamında desteklenen 97 Projenin amaç, bulgular, sonuçlar ve önerilerinin özetlendiği “COVID-19 ve Toplum: Salgının Sosyal, Beşeri ve Ekonomik Etkileri – Bulgular, Sonuçlar ve Öneriler” başlıklı kitapçık yayımlandı.
120K613 Projesinin de aralarında bulunduğu 97 projeye ilişkin özetlerin bulunduğu kitapçıkla ilgili detaylı bilgiye ve kitapçığa ulaşmak için aşağıda yer alan linki ziyaret edebilirsiniz:

https://www.tubitak.gov.tr/tr/duyuru/covid-19-ve-toplum-salginin-sosyal-beseri-ve-ekonomik-etkileri-bulgular-sonuclar-ve-oneriler


BTS’İN YENİ “BUTTER”I VE STREAM SAVAŞLARI

Haziran 11, 2021

Alptekin KESKİN[1]

Dünyaca meşhur Güney Koreli K-Pop grubu BTS, 21 Mayıs 2021’de Türkiye saatiyle saat:07.00’de yayınlanan “Butter” (Tereyağı) isimli İngilizce teklisi ile geri dönüş yaptı. Butter yayınlanmadan önce ve sonrasındaki halkla ilişkiler/pazarlama stratejileriyle öne çıktı. İlk olarak şunu söylemeliyiz ki BTS’in bundan önceki albüm ya da teklilerinde gördüğümüz gibi Butter için de yürütülen sürece baktığımızda şirketin büyük bir titizlik ve incelikle süreci uyguladığını görmekteyiz. Günü gününe ve saati saatine, adeta ilmik ilmik işlenen bir süreç bu. İlk olarak 26 Nisan’da grubun şirketi olan Bighit’in Twitter’daki adresinden #BTS_Butter etiketiyle 15 saniyelik bir video ile 21.05.2021 tarihinde Butter isimli yeni bir müzik videosu yayınlanacağı duyuruldu. Daha sonra 1 Mayıs’ta Butter’ın sosyal medya platformlarında tanıtım posterleri yayınlanmaya başladı. Sarı renkli kalp şeklinde eriyen bir tereyağ görüntüsünün ön planda olduğu Butter için milyonlarca ARMY merakla beklemeye başladı. Bu arada ARMY’ler arasında yeni şarkının içeriğinin ne olacağı ile ilgili teoriler üretilmeye başlandı[2]. 12 ve 13 Mayıs’ta grubun Instagram ve Twitter’daki hesaplarından grup üyelerinin Butter şarkısı konseptli fotoğrafları yayınlandı.

Butter tanıtımlarının ardından 18 Mayısta YouTube’da ilk tanıtımını (teaser) yayınladı. Butter’ın ilk tanıtımı YouTube’da 1 saatte 1.2 milyon beğeni aldı. Butter, beraberinde rekorları da getirerek ilk izlenmede YouTube’da eş zamanlı olarak 3.9 milyon izlenme rekoru kırdı ve böylece grubun bir önceki teklisi Dynamite’ın rekorunu (3 milyon) da aşmış oldu. Aynı zamanda 13 dakikada 10 milyon görüntülenmeye ulaşan YouTube’da en hızlı müzik videosu oldu. Daha da ilerisi 20 milyon izlenmeye en kısa sürede ulaşan YouTube tarihindeki en hızlı müzik videosu oldu (54 dakika) [3].

Hareketli dans kareografileri ile şarkı sözlerinin canlılığı birleştiğinde Butter, pandemi sürecini zorlukla geçiren dünyaya güzel bir yaz şarkısı olacak gibi gözüküyor. Grup üyeleri de Butter ile ilgili dinlenmesi kolay, çok şirin ve eğlenceli geçirilebilecek bir yaz şarkısı olduğunu belirttiler (Davis, 2021). 90’lara atıfta bulunan ve Michael Jackson tarzını (M.Jackson’un Smooth Criminal şarkısına atıfta bulunularak)  anımsatan içeriğiyle (Puckett, 2021) Butter bir tür pandemi sonrası/çıkışı yaz şarkısı olarak düşünülebilir. Ayrıca şarkı sözlerinde ARMY’ler de unutulmamış: “…Biz söyleyince ARMY hemen arkamızda”

Butter yayınlandıktan sonra tüm dünyada Twitter’da aktif hayran grupları sayfalarından ilan edilen “stream savaşları” başladı. Butter’ın sözlerindeki”…biz söyleyince ARMY hemen arkamızda” sözünü sanki boşuna çıkarmak istemezmişçesine hayran sayfaları çalışmaya başladı.  Ülkeler belirlendi ve belirlenen ülkelerdeki ARMY hayran sayfaları belirlenen tarihlerde birbiriyle Spotify’da yarışa girdi. #WorldCupARMY, #YouButterStream, #ButterStreamParty etiketleriyle ARMY’ler olabildiğince Butter şarkısını dinleyerek rakip ülkeyi eleme çabasına girdi. Örneğin Türkiye-Birleşik Krallık ve Portekiz’in olduğu takımda Türkiye 1. ve 2. Gün arasındaki farkın en yüksek olduğu ülke olduğu için elendi. Stream savaşlarında ilginç olaylar da yaşandı. Fransız lider Emmanuel Macron, Twitter hesabından Fransız gençlere hitaben kitap, film, konser gibi kültürel ürünler için 300 Euronuz olsaydı neye harcardınız diye bir soru sordu. Fransız ARMY’lerden birisi bu soruya “BTS’in bir konseri için ve BTS’in “Butter” streami Mr. President” cevabını verdi. Fransız ARMY’nin bu cevabını E. Macron retweet etti (Turner, 2021).

Özetleyecek olursak BTS’in son teklisi “Butter”, grubun daha önceki şarkıları ve albümleri gibi şirket tarafından ilk açıklandıktan itibaren çok planlı ve titiz bir süreçte ilerledi. Şarkının sosyal medya platformlarında çıkacağı tarihten itibaren uygulanan etkili halkla ilişkiler/pazarlama stratejileri ile BTS bir kez daha dinleyenleri/hayranları nezdinde zirvedeki yerini korudu. Şarkının yayınlandıktan sonraki medya ve hayran süreçlerinin iyi yönetilmesi, BTS nezdinde K-Pop müzik endüstrisinin yalnızca müzik dinleyicilerine değil aynı zamanda tüm dünya gençliği üzerinde nasıl etkili olabileceğini bizlere çeşitli boyutlarıyla göstermekte.     

KAYNAKÇA

Davis, R. (21 May 2021). BTS Talks Behind the Scenes on ‘Butter’ as Single Spreads Across the Carts. Variety. https://www.variety.com/2021/music/news/bts-butter-release-interview-1234978376/ Erişim tarihi:09.06.2021

Puckett, L. (21 May 2021). BTS’s New Single ‘Butter’ Is A Melt-ın-Your-Mouth Showcase Of Carisma. Elle. https://elle.com/culture/music/a36501213/bts-butter-lyrics-meaning-explained/ Erişim tarihi: 09.06.2021

Sezen, D. (2016). Dijital Sonrası Hayran Kültürünün Dönüşümü Üzerine. Dijital: Kavramlar, Olanaklar, Deneyimler. Der. N. Timisi, İstanbul: Kalkedon, s.153-177.

Turner, J. (21 May 2021). French President Emmanuel Macron Hilariously Retweets An ARMY’s Request to Stream BTS’s “Butter”. Koreaboo. https://www.koreaboo.com/news/france-president-macron-rt-army-stream-bts-butter/ Erişim tarihi: 09.06.2021 


[1] İ. Sabahattin Zaim Üniversitesi Sosyoloji Doktora Öğrencisi, İletişim için: keskinalptekin22@gmail.com

[2] Twitter’daki ARMY hayran sayfalarından olan BTS ARMY Turkey’e göre Butter’ın tanıtımında görülen kısım Queen’in ‘Another’ One Bites the Dust’ şarkısının girişine benzediği düşünülmektedir. Kaynak: https://www.twitter.com/bangtantr/status/1394672847612698625 – Erişim tarihi: 08.06.2021. Şirketin en büyük stratejilerinden birisi de hayranların “teori” dediği yeni müzik videosunun içeriğinin ne olduğuna ilişkin senaryoların hayranların kurgusuna bırakılmasıdır. Merak duygusu ile hayranların kurgusuna sunulan bu durum sonucunda şarkı hayranlar nezdinde yeniden üretilmektedir.  Bu yeniden üretim durumu hayranlık olgusunun doğal bir parçasıdır (bkz.Sezen, 2016)

[3] “BTS’ ‘Butter’ gets over 10 million views in less than 15 minutes, breaks record for biggest music video premiere on YouTube-watch”,https://bandwagon.asia/articles/bts-butter-mv-music-video-breaks-over-10-million-views-watch-new-release-track-comeback-dynamite-army-hybe-labels-colunbia-records-sony-big-hit-music-korea-2021 – 21.05.2021, Erişim tarini:09.06.2021


120K613 Projesi, İlişkisel Sosyal Bilimler Dergisi Strata’da

Mayıs 18, 2021

Yılda üç kez yayımlanan hakemli akademik İlişkisel Sosyal Bilimler Dergisi Strata’nın 6. sayısı, Özgür Arun’un tema editörlüğünde “Yeni Binyılda Yaşlanma” başlığına ayrıldı. Yaşlılık ve yaşlanma çalışmalarını, yaşam seyri perspektifi çerçevesinde bir araya getirmeyi amaçlayan bu sayıda 120K613 proje ekibi Prof Dr. Mutlu Binark, Doç. Dr. Özgür Arun, Doç. Dr. Duygu Özsoy, Beren Kandemir ve Gül Şahinkaya da “Covid-19 Sürecinde Yaşlıların Medya Repertuvarı ve Enformasyon Gereksinimi” başlıklı, pandemi sürecinde yaşlıların enformasyon ve medya ile ilişkilenme pratiklerine odaklanan makaleleri ile yer aldılar. Sayı ile ilgili detaylı bilgiye ulaşmak için; https://stratadergi.org/sayi-vi/ adresini ziyaret edebilirsiniz.


Panel: Pandemi Sarmalında Yaşlıların Enformasyon Arayışı

Nisan 10, 2021

TÜBİTAK-SOBAG tarafından desteklenen 120K613 numaralı projenin çıktıları, proje ekibi tarafından İstinye Üniversitesi’nin düzenlediği “Pandemi Sarmalında Medya ve Toplum” başlıklı sempozyumda sunuldu. 8 Nisan 2021 tarihinde çevrimiçi olarak gerçekleştirilen “Pandemi Sarmalında Yaşlıların Enformasyon Arayışı” başlıklı panelde; araştırmanın çıktıları katılımcılar ile paylaşılarak, pandemi sürecindeki kısıtlamalardan en yoğun biçimde etkilenen 65 yaş ve üzeri bireylerin bu süreçteki enformasyon ihtiyaçları ve enformasyon arama edimleri toplumsal cinsiyet ve dijital eşitsizlikler bağlamında tartışıldı.


120K613 Projesi 57. Kütüphane Haftası’nda

Nisan 1, 2021

Türk Kütüphaneciler Derneği tarafından düzenlenen, “Pandemi Sürecinde Kütüphanecilik” temalı 57. Kütüphane Haftası Etkinleri’nde TÜBİTAK/SOBAG tarafından desteklenen 120K613 Projesi ekibi, “Pandemi Sürecinde Yaşlıların Enformasyon Arayışı ve Dijital Eşitsizlik” başlıklı bir panel ile yer aldı. Panelde 120K613 Projesi çıktıları kapsamında, pandemi sürecinde yaşlıların enformasyon arama süreçleri ile bu süreçte faydalandıkları geleneksel ve dijital araçlar, sıklıkla başvurdukları enformasyon kaynakları ve dijital eşitsizliklere ilişkin bulgulara değinen araştırmacılar; bunun yanında yaşlıların enformasyona güven düzeyleri, dijital sermaye ve medya dolayımlı olarak bağlantıda kalma süreçleri gibi konularda da araştırmadan edinilen çıktıları aktardılar. 31 Mart 2021 tarihinde çevrimiçi olarak gerçekleştirilen panel, Türk Kütüphaneciler Derneği YouTube kanalı üzerinden canlı olarak yayımlandı.

Panelin kaydına erişmek için; https://www.youtube.com/watch?v=JHg8Ybguo7E adresini ziyaret edebilirsiniz.


Japon Mesajlaşma Uygulaması Line, Çin’deki Mühendislerin İzinsiz Olarak Kullanıcı Verilerine Erişmesine İzin Veriyor [1]

Mart 19, 2021

Reuters Ekibi Tarafından Üretildi

Tokyo (Reuters) – Japon medyasından Çarşamba günü bildirildiğine göre, SoftBank Corp’den Z Holding’e ait Japon mesajlaşma uygulaması Line, Şangay’daki bir bağlı kuruluştaki Çinli mühendislerin Japon kullanıcıların verilerine izinlerini almadan erişmesine izin verdi. Kamu yayıncısı NHK, Japon gizlilik düzenlemelerine göre, şirketlerin kişisel verilerinin denizaşırı ülkelere gönderildiğinde kullanıcıların bilgilendirmesi gerektiğini belirtmiştir.

Bir Line sözcüsü, “Yasal veya düzenleyici sınırları ihlal eden hiçbir şey olmadı,” diyerek, Japonya dâhil tüm yargı alanlarındaki yasalara ve düzenlemelere uymaya devam edeceklerini bildirmiştir.

Mahremiyetin korunmasını denetlemekten sorumlu hükümet yetkilileri ise, bu duruma yorum yapmak için henüz hazırlıklı değil.

Yerel basında çıkan haberlere göre, Çin’deki bir şirkette Line için sistem bakımını gerçekleştiren dört mühendise, kullanıcıların adlarını, telefon numaralarını ve e-posta adreslerini içeren Japonya’daki sunuculara erişim için izin verilmiştir.

Bununla birlikte, Japon internet şirketleri tarafından tutulan kişisel verilerin kullanımı ve depolanmasına ilişkin yasaları ve düzenlemeleri sıkılaştıran raporlar gelmektedir.

Şirket sözcüsü, dünya çapında 186 milyon kullanıcıya sahip olan ve yarısından biraz azı Japonya’da bulunan Line’ın, o zamandan beri Çin bağlı kuruluşundaki kullanıcı verilerine erişimi engellediğini söyledi.

Line bu ay, eskiden Yahoo Japan olan Z Holdings’in bir parçası haline geldi, yerel ve ABD’li rakiplere karşı rekabet etmek için 30 milyar dolarlık yatırımla bir yerel internet gücü haline geldi.

Line, üzerinden gönderilen mesajlar, yalnızca gönderen ve alıcı tarafından uygulama üzerinden okunabilir, diğer mesajlaşma uygulamaları gibi, mesaj içeriğini uçtan uca şifrelidir.

Z Holdings, SoftBank Corp ve Güney Kore’deki Line’ın eski operatörü Naver Corp’un ortak sahibi olduğu A Holdings şirketi aracılığıyla SoftBank Corp tarafından kontrol edilmektedir.

Önümüzdeki beş yıl içinde teknolojiye 500 milyar yen (4.58 milyar $) yatırım yapmayı planlayan Z Holdings, geçen yıl Line ile ilişkisini açıkladı, ancak COVID-19 salgını nedeniyle Ekim ayından itibaren genişleme hareketini ertelemek zorunda kaldı.

Line, platformlaşma alanındaki uygulamalarını nakitsiz ödeme ve daha yakın zamanda teletıp uygulamalarıyla genişletmiştir.

Moda firması Zozo Inc ve ofis malzemeleri firması Askul Corp’u da kontrol eden Z Holdings hisseleri, Tokyo borsasının sabit olan TOPIX endeksine kıyasla sabah seansında % 2 düşüşle, 605.5 yen’e düşmüştür.

(1 ABD Doları = 109,1500 yen)

[1] https://www.reuters.com/article/us-japan-line-access-idUSKBN2B901E?taid=60517ff53ff8bd00015e3275&utm_campaign=trueAnthem:+Trending+Content&utm_medium=trueAnthem&utm_source=twitter


%d blogcu bunu beğendi: