Ocak 7, 2014

Slide1_1 Slide1_2


İnternet’e yeni yasaklar getiren düzenleme torba yasa içerisinde kabul edildi!

Mart 27, 2015

İnternet ve sağlıkla ilgili düzenlemeleri de içeren “Torba Kanun Teklifi” TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Artık TİB Başkanı değil, Başbakan ya da bakanların talebiyle 4 saat içinde internete erişim engellenebilecek. Sakıncalı bulunan içerikler çıkarılıncaya kadar erişim yasağı devam edecek. İçerik engellendikten sonra 24 saat içinde karar hakimin onayına sunulacak. Hakim kararını 48 saat içinde açıklayacak.

AKP, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın (TİB) internette sakıncalı bulduğu yayınları 4 saat içinde kapatmasını düzenleyen ve geçen yıl Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilen hükümleri yeni bir torbayla yeniden düzenledi. Yeni teklifte, TİB Başkanı’nın doğrudan talimatı yerine Başbakan ve bakanların talebiyle harekete geçilen kademeli bir düzenleme öngörüldü.

Düzenlemeye göre, TİB Başkanlığı’nca internet ortamında yer alan yayınlarla ilgili içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararı hızla verilebilecek. Bunun için Başbakanlık veya bakanlıkların talebi gerekecek.

Yaşam hakkı ile kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması, milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması sebeplerinden biri halinde Başbakanlığın talebiyle karar alınacak. Milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması ile ilgili ise bakanlıkların talebi yeterli olacak. Karar, TİB tarafından derhal erişim sağlayıcılara ve ilgili içerik ve yer sağlayıcılara bildirilecek. İçerik çıkartılması veya erişimin engellenmesi kararının gereği, derhal ve en geç kararın bildirilmesinden itibaren 4 saat içinde yerine getirilecek. İçerikler çıkarılıncaya kadar erişimin engellenmesi tedbirine devam edilecek.

24 saat içinde hâkimin onayına sunulacak

Başbakanlık veya ilgili bakanlıkların talebi üzerine başkanlık tarafından verilen içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararı, başkanlık tarafından, 24 saat içinde sulh ceza hakiminin onayına sunulacak. Hakim, kararını 48 saat içinde açıklayacak; aksi halde, karar kendiliğinden kalkacak.

İnternet sitesinin tümünün engellenmesi

Bu madde kapsamında verilen erişimin engellenmesi kararları, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verilecek. Ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilecek.

3 binden 10 bin güne kadar adli para cezası

Bu madde kapsamındaki suça konu internet içeriklerini oluşturan ve yayanlar hakkında başkanlık tarafından, cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacak. Bu suçların faillerine ulaşmak için gerekli olan bilgiler içerik, yer ve erişim sağlayıcılar tarafından hakim kararı üzerine adli mercilere verilecek. Bu bilgileri vermeyen içerik, yer ve erişim sağlayıcıların sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, 3 bin günden 10 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak.

Verilen içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararın gereğini yerine getirmeyen erişim sağlayıcılar ile ilgili içerik ve yer sağlayıcılara 50 bin liradan 500 bin liraya kadar idari para cezası verilecek. Ayrıca, içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararının uygulanmaması  sonucunda devlet veya kişiler zarara uğramış ise, zararın niteliği ve derecesine göre Başkanlığın talebi üzerine Kurum tarafından yetkilendirmenin iptaline de karar verilebilecek.

Kaynak: http://t24.com.tr/haber/internete-yeni-yasaklar-getiren-duzenleme-ve-saglikla-ilgili-torba-yasa-kabul-edildi,291720


UN ESTABLISHES LANDMARK ROLE FOR EXPERT TO INVESTIGATE AND REPORT ON RIGHT TO PRIVACY

Mart 26, 2015
Date:
Thursday, March 26, 2015

The UN’s top human rights body, the Human Rights Council, today has passed a landmark resolution endorsing the appointment of an independent expert on the right to privacy. For the first time in the UN’s history, an individual will be appointed to monitor, investigate and report on privacy issues and alleged violations in States across the world.

The resolution, which appoints a Special Rapporteur on the right to privacy for an initial period of three years, was spearheaded by Germany and Brazil, two countries who have shown sustained commitment to improving the protections of privacy at the UN, especially in the past two years as issues of State surveillance have dominated headlines around the world. More than 60 States co-sponsored the resolution, including countries from Africa, Asia, Latin America, and Europe.

Despite the consensus reached, the passing of the resolution comes after months of intense negotiation. The power to establish a Special Rapporteur is among the most substantial available to the Human Rights Council, and the Council’s decision to establish the role further confirms the importance of privacy as a human right.

The deployment of internet monitoring and censorship during the Arab Spring thrust the issue of state surveillance into the UN spotlight almost five years ago. Since then, the revelations of the surveillance practices of law enforcement and intelligence agencies have sparked international debates, prompting calls to reform national laws and policies. Beyond digital surveillance, the capacity of states and companies to collect, store, analyse and share personal data continues to increase, and has contributed to the momentum behind demands for a dedicated Special Rapporteur on privacy.

The Special Rapporteur will be the authoritative voice and intellectual leader at the global level on the right to privacy around the world. The resolution gives the individual a broad mandate to promote the respect and protection of the right to privacy in all circumstances, wherever or however it is exercised. Amongst other things, the mandate holder will monitor states’ and companies’ compliance with the right to privacy, investigating alleged violations, and making recommendations to ensure that this fundamental right is respected and protected.

The individual chosen to take up the role of Special Rapporteur is expected to be appointed in June 2015.

Privacy International, the world’s leading organisation promoting the right to privacy, has campaigned for the establishment of a Special Rapporteur on privacy for more than two years. Today’s successful adoption of a resolution establishing a Special Rapporteur comes as the organisation celebrates its 25th anniversary.

Tomaso Falchetta, Legal Officer for Privacy International, said:

“The Council today has confirmed what we have said for some time: The right to privacy is an invaluable human right, essential to human autonomy and dignity, and deserves explicit attention to ensure that it is respected and protected around the world. Now, perhaps more than ever, we need a dedicated individual to hold those accountable who wish to violate privacy, whether it is through surveillance, indiscriminate data collection, or other techniques that infringe on this important right. As Privacy International celebrates 25 years of advocating for the right to privacy, we can confidently say that today’s resolution is one of the most important events to protect privacy.”

Source: https://www.privacyinternational.org/?q=node/549


Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “Veri Gazeteciliği Atölyesi” gerçekleşti

Mart 21, 2015

Haber: Alkan Uçarsu/AÜ İLEF Görünüm

Gazeteci Pınar Dağ,  Eva Constantaras ve Berkin Akkocoğlu tarafından düzenlenen “Veri Gazeteciliği Atölyesi” Hacettepe Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi ‘nin evsahipliğinde gerçekleşti. Etkinliğe Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesinden öğretim üyeleri, doktora öğrencilerinin yanı sıra Ankara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi ve Ege Üniversitesi İletişim Fakülteleri’nden de öğretim üyelerinin ve lisans-lisansüstü programların öğrencilerinin katılımı oldu. Ayrıca, Milliyet gazetesinden, HafızaKaybı platformundan, DokuzSekiz Haber’den,  Ankara Barosu’ndan da atölyeye katılım gerçekleşti.

Veri gazeteciliğinin temel kavramlarının anlatıldığı ilk sunumu atölye düzenleyicilerinden Gazeteci Pınar Dağ gerçekleştirdi. Pınar Dağ’ın ardından ABD’den telekonfreransla bağlanan Talha Öz, Veri Analizi, Verinin Önemi, Veri Toplama Teknikleri hakkında bir sunum yaptı. Öz, sunum sırasında çeşitli ülkelerde farklı yöntemler kullanarak yapılan veri gazeteciliği örneklerini atölye katılımcılarıyla paylaştı. Bir sonraki sunumda İzmir’den etkinliğe gelerek destek veren Ekrem Eser Ekici “webgraphbuilder.com” isimli veri madenciliği ortamını tanıttı ve kullanımı hakkında bilgi verdi. Öğle arasından sonra ilk sunumu, Paris’ten telekonferansla bağlanan veri gazeteciliğinin yetkin ismi  Nicolas Kayser-Bril yaptı. Avrupa’daki ülkelerde veri gazeteciliğinin durumunu ve veri gazeteciliğinin derslerinin nasıl gerçekleştiğini anlatan Kayser-Bril, çeşitli projelerini tanıttı. Dağ Medya bünyesinde veri gazeteciliği yapan Berkin Akkocoğlu, yeni medya, büyük veri ve veri gazeteciliği hakkında bilgilerini atölye katılımcılarıyla paylaştı. Akkocoğlu ayrıca, kendi hazırladığı veri gazeteciliği örnekleriyle hazırlık, veriyi haritalama ve veriden haber oluşturma deneyimlerini aktardı.

topluAtölyenin düzenleyicilerinden Eva Constantaras ise Berlin’den telekonferans yöntemiyle bağlanarak veri gazeteciliği deneyimlerini atölye katılımcılarıyla paylaştı. Eva Constantaras’tan sonra Ankara Barosu’ndan Avukat Faruk Çayır, veri gazeteciliği için en temel şey olan verilerin elde edilmesinin hukuki temellerini ve sınırlılıklarını anlattı. Elde edilen verilerin hangilerinin kullanılabilir veya kullanılamaz olduğunu açıklayan Çayır, hassas kişisel verilerin asla kullanılamayacağı konusuna da değindi. Ardından, Demokrasi Denetçileri Derneği’nden Ekrem Yılmaztürk, oluşturdukları genel seçim simülasyonunu tanıttı  ve verileri seçimlerde nasıl kullandıklarını atölye katılımcılarıyla paylaştı. İnfogr.am sitesinden Krist Avots da telekonferans yöntemiyle atölyeye bağlanarak, sitelerinde verilerin nasıl haritalandıralabileceğini ve grafik hale nasıl dönüştürülebileceğini anlattı.

Seminerlerin ardından, atölye katılımcıları gruplara ayrılarak özgün konularına çalışmaya başladı.  Türkiye’de saldırıya uğrayan gazetecilerden, kadına yönelik şiddete, İstanbul’a göç haritasından, Türkiye’de üretilen araştırma projelerinin disiplinlerarası dağılımından, devlet şiddeti sonucu yaşamını yitiren çocukların hangi kentlerde yaşadıklarınagörünüm sunum yaparken değin farklı konularda veri gazeteciliği uygulaması yapıldı. Akşam 21.00’a kadar konularına çalışan gruplar, çalışmalarının geldiği noktaya kadar olan kısımlarını sundu. Atölye, katılımcılarına verilen katılım belgesi ile son buldu.

Atölye hashtagi için: #vg #ddj #verigazeteciligi #datajournalism


2015 Genel Seçimleri süreci başlamışken 2011 Genel Seçimlerinde AKP ve Sosyal Medya Hesaplarının Söylemi üzerine….

Mart 21, 2015

2011 Genel Seçimlerinde AKP’nin sosyal medya kampanyasınının söylem analizi üzerine Tübitak Sobag projesi (111k263 nolu proje) bulgularından beslenen bir kitap bölümü yayınlandı. “#WeAreErdoğan”: The Justice and Development Party’s Social Media Campaign during the 2011 General Elections” (Mutlu Binark, Tuğrul Çomu, Aslı Telli Aydemir, Günseli Bayraktutan, Burak Doğu, Gözde İslamoğlu) adlı kitap bölümü, Digital Transformations in Turkey: Current Perspectives in Communication Studies (2015) adlı derlemede (ed. Banu Akdenizli) Lexington Books tarafından yayınlandı.
978-0-7391-9118-7 • Hardback • March 2015
978-0-7391-9119-4 • eBook • March 2015

Link için: https://rowman.com/ISBN/9780739191194/Digital-Transformations-in-Turkey-Current-Perspectives-in-Communication-Studies


YENİ MEDYA ÇALIŞMALARI II. ULUSAL KONGRE DEĞERLENDİRMESİ

Mart 19, 2015

Yazarlar: Zeynep Özarslan, Yrd. Doç. Dr., Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Yeni Medya Bölümü ve Gülüm Şener, Yrd. Doç. Dr., Hasan Kalyoncu Üniversitesi, GSMF Görsel İletişim Tasarımı Bölümü Alternatif Bilişim Derneği, Kadir Has Üniversitesi ve TÜBİTAK’ın katkılarıyla düzenlenen ve “yeni medya okuryazarlığı” kavramına odaklanan, Yeni Medya Çalışmaları II. Ulusal Kongre, 26-27 Şubat 2015 tarihlerinde Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Kongrede 51 sunum ve 6 atölye yapıldı. Twitter’da #YeniMedya2015 etiketini kullanan kongreye 480 kişi katıldı ve kongre sırasındaki canlı yayın 884 kişi tarafından izlendi. Yine Alternatif Bilişim Derneği ve TÜBİTAK’ın destek olduğu ilk kongre 7-8 Mayıs 2013’te “Yeni Medya Çalışmaları I. Ulusal Kongre: Kuram, Yöntem, Uygulama ve Siyasa” adıyla Kocaeli Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilmişti[1]. Türkiye’de düzenlenen tek ulusal yeni medya kongresine destek olan Alternatif Bilişim Derneği, İnternet ve diğer bilgi ve iletişim teknolojileri ile bu teknolojilerin kullanımı, sosyal, siyasal etkileri ve ortaya çıkardığı sonuçlar hakkında alternatif, sıra dışı, egemen erk karşıtı fikirler ve çözümler üretmeye çalışan, hem teknolojilerin kullanımına hem de sosyal ve siyasal anlamına, içeriğine dair araştırmalar yapan bir dernektir (https://www.alternatifbilisim.org/wiki/Nedir). Derneğin wiki sayfasında açıklandığı gibi derneğin amaçları şunlardır: “İnternet ve diğer tüm bilimsel, teknolojik gelişmelerin insanlığın ortak birikimi olduğunu savunmak, İnternete konulan engellemelerin ve sınırlandırmaların, güvenceye alınmış temel hak ve hürriyetlerin kullanımını olumsuz etkilemesine karşı mücadele etmek, Yeni Medya’nın olanakları, sosyal etkileri ve sorunları üzerine çalışmalar yapmak, farkındalık yaratmaya çabalamak, Yeni Medya Endüstrisi’ni incelemek, yeni medya uzamları üzerine farklı disiplinlerden buluşmalar sağlamak, Sosyal Medyalar’ın salt bir tüketim ve teşhir aracı olarak görülmesine ve kullanılmasına karşı, yepyeni bir iletişim kültürünün gelişmesi için çabalamak, Dijital Oyunlar hakkında araştırmalar yapmak, dijital oyun mecrasının gelişimi için çalışmak, oyun geliştirme ortamlarının kurulması için çabalamak, örnek dijital oyunlar yapmak, Hayatımızı hızla saran teknolojilerin temel hak ve özgürlüklerimizi sınırlandırmasına, gözetim / denetim toplumu yaratma çabalarına karşı çıkmak, teknolojinin insanı ve toplumu daha fazla özgürleştirmesi amacıyla kullanılması için mücadele etmek, Küresel ve yerel ölçekte, ülkeler, bölgeler, kentler, kent merkezleri ve çevreleri arasında, sosyal sınıflar ve tabakalar arasında bilgi ve iletişim teknolojilerine erişim açısından oluşan uçurumlara karşı mücadele etmek, teknolojik zenginliklerin sadece belirli merkezlerde birikmesine karşı çıkmak, Teknoloji kullanımı ve erişimi konusunda toplusal cinsiyet rol ve örüntülerine bağlı eşitsizliklerin giderilmesi için mücadele etmek. Düşünce, inanç ve ifade özgürlüğünün kullanılmasında internet aracının en etkin kullanımını sağlamak için çalışmalar yapmak, çeşitli kişi ve kurumlar tarafından yapılan çalışmalara destek sunmak, İnternet üzerinden gerçekleştirilen her türlü iletişimin, paylaşımın ve özel bilgilerin istenmeyen kişiler tarafından izlenmesine, kayıt altına alınmasına karşı güvenli iletişim hakkını savunmak, bunun için çalışmalar yapmak. Bilimsel ve teknolojik birikimin, kişisel veya özel mülk olmasına karşı çıkmak, Bu ortak birikimler üzerinde toplum yararına olmayan bir tahakküm kuran patent ve lisanslara karşı, paylaşımcı üretim modellerini ve lisanslarını savunmak, Güncel ihtiyaca yanıt vermeyen fikri haklar konusunda çalışmalar yapmak, paylaşım modelleri geliştirmek, Bilgi teknolojileri alanında ulusal ve uluslar arası tekellerin oluşmasına engel olmaya çalışmak Adli Bilişim alanında uzman hukukçu ve bilişimcileri bir araya getirmek, çalışmalar için gerekli ortamı sağlamak, Bilişim sistemleriyle ilgilenen ve bu alanla ilgilenen çeşitli mesleklerden kişileri ve kuruluş temsilcilerini dernek çatısı altında toplayarak üyeler arasında etkin bir iletişim ve çalışma ortamı sağlamak, Özgür Yazılım (ÖY) felsefesinin tanıtılmasını ve yaygınlaştırılmasını sağlamak, Özgür Yazılım’ı destekleyen çalışmalar yapmak. İnternet kullanımı alanlarında her türlü araştırma ve çalışmaya destek vermek, bu tür çalışmalara ön ayak olmak, bu alanla ilgili eğitimler vermek. İnternet kullanımı ve ÖY alanlarında yaşanan ulusal ve genel sorunlara çözüm aramak Ulusal ve uluslar arası kongre, konferans vb. etkinlikler düzenlemek, yapılan etkinliklere aktif katılım sağlamaktır.” (https://www.alternatifbilisim.org/wiki/Ama%C3%A7lar) Yeni medya okuryazarlığını temel alan Yeni Medya Çalışmaları II. Ulusal Kongre çağrı metninde kongrenin amaçları şöyle ifade edilmiştir (http://yenimedya.org.tr/content/kongre-%C3%A7a%C4%9Frisi): Yeni Medya, özellikle de İnternet 21. Yüzyılda daha fazla demokrasi, tartışma ve paylaşım; daha eşitlikçi, adil ve katılımcı bir dünya için olanaklar sunan bir alan olarak karşımızda duruyor. Bununla birlikte, yeni medya, Julian Assange’ın deyişiyle, totaliterliğin bugüne dek görülmedik düzeyde tehlikeli bir yöntemi haline gelme ve insan uygarlığı için tehdit olma riskini de içerisinde barındırıyor. Yeni medyanın farklı veçheleriyle, bir yandan kitlesel eylemlerin itici güçlerinden biri olduğuna; diğer yandan da devletler tarafından sürekli olarak kontrol altına alınmaya çalışıldığına Tunus, Mısır, İzlanda, İspanya ve Amerika’da, en son olarak da Gezi hareketinde tanık olduk. Yaşananlar ve yaşanmakta olanlar, önemli bir kavramın da vurgulanmasını ve tartışılmasını zorunlu kıldı: daha fazla demokrasi ile daha fazla otoriterlik; daha fazla özgürleşim ile daha fazla gözetim; daha fazla yurttaş katılımı ile daha fazla ticarileşme ve tekelleşme arasındaki salınımında yeni medyanın ve yurttaşların kaderini tayin edecek kilit kavramlardan biri olarak “Yeni Medya Okuryazarlığı”. Neoliberal yönetişim mantığının daraltılmış yurttaşlık kavrayışı, yurttaşların siyasete ve siyasi karar alma süreçlerine katılımını sınırlama ilkesine dayanmaktadır. “Alışveriş yapıyorum öyleyse varım!” mottosuyla özetlenen; “kendi kaderini tayin” hak ve mekanizmalarından yoksun; mevcut olandan başkasını, alternatif bir dünya tahayyülünü boş bir hayale dönüştüren bu mantık, yurttaşlık kavramının içini boşaltmaktadır. Yeni medya teknolojileri tam da bu noktada aktif, katılımcı bir yurttaşlık modelinin hayata geçirilmesi için önemli olanaklar sunmaktadır. Günümüzde birçok ulusüstü ve uluslararası kuruluş (Avrupa Komisyonu, Birleşmiş Milletler vd.) İnterneti bir insan hakkı olarak tanımakta, yeni medyayı ve yeni medya okuryazarlığını “aktif yurttaşlığın” önemli bir unsuru olarak görmektedir. Bununla birlikte, yeni medya ortamlarına özsel bir demokratiklik atfetmek çok da anlamlı olmayacaktır. Son yıllarda sızıntılarla gündeme gelen skandallar, devletler ve şirketlerin yurttaşların iletişim trafiklerini ve kişisel bilgilerini yasal ve yasal olmayan yöntemlerle sürekli olarak gözetlediklerini ve kaydettiklerini göstermiştir. Bütün bu denetim, gözetim ve fişleme mekanizmasına yurttaşların da “gönüllü” katkıları, “rıza”ları düşünüldüğünde yeni medya okuryazarlığı daha da büyük bir önem kazanmaktadır. 26 ŞUBAT 2015  AÇILIŞ KONUŞMASI 26 Şubat 2015 tarihinde, kongre Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevda Alankuş’un, Alternatif Bilişim Derneği Başkanı Ali Rıza Keleş’in ve İnternet Teknolojileri Derneği kurucusu Doç. Dr. Mustafa Akgül’ün açılış konuşmalarıyla başladı. Alankuş, konuşmasında yeni medyanın iktidar ve muhalefet etme biçimlerini, arkadaşlık ve toplumsal ilişkileri etkilediğini, etkilerinin radikal ve küresel olduğunu belirtti. Artık yeni medyaya değmeyen bir konu olmadığını, siyaset ve gündelik hayatın da yeni medyasız düşünülemediğini ve iletişim alanının, bir süredir araştırmacıları heyecanlandıracak bir paradigmadan yoksun olduğunu, ama yeni medyadan beri yeni bir heyecan kazandığını ifade etti. Kongrenin hem akademik hem de atölye çalışmaları nedeniyle aktivistleri de buluşturan bir platform olma özelliğine vurgu yaptı. Türkiye’nin, yeni medyanın sansüre gelemeyecek yapısını fark ettiğini ve yeni medyanın iletişim çalışmalarının önemli bir alanı haline geldiğini, dolayısıyla bu kongrenin herkese önemli bir esin kazandıracağına inandığını belirtti. Kongrenin düzenlenmesinde 25 kişilik bir ekibin görev aldığını ifade eden Alankuş, yeni medyanın bütün öznelerinin bu kongrede buluşmasını sağladığı için Alternatif Bilişim Derneği’ne ve verdiği imkanlar için Kadir Has Üniversitesi’ne teşekkür etti. Alternatif Bilişim Derneği Başkanı Ali Rıza Keleş, ifade özgürlüğü ve dijital gözetim gibi konular üzerine çalışan derneklerinde, yeni medyanın olanaklarını daha iyi kullanmak için neler yapabiliriz sorusuna yanıtlar aradıklarını, akademik çalışmaların yanı sıra eğitimler ve farkındalık çalışmaları yürüttüklerini, sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalıştıklarını belirtti. Yeni Medya Çalışmaları I. Ulusal Kongre’den bu yana Türkiye’de oldukça ilginç gelişmeler yaşandığına değinen Keleş, yeni medya etrafında yoğunlaşmış bu yeni gelişmelerde, ifade özgürlüğünün en temel problemlerden biri haline geldiğini ve yeni medyada okuryazar yurttaşlar olunması gerektiğine inandıklarını vurguladı. Kongrenin  düzenleme kuruluna ve bilim kuruluna, kongreye bildiri gönderen ve atölye yapan tüm araştırmacı ve akademisyenlere, ve sponsorlara ve canlı yayın yapan kuruluşa ve de ev sahipliği için Kadir Has Üniversitesi’ne teşekkür etti. Davetli konuşmacı, İnternet Teknolojileri Derneği kurucusu Doç. Dr. Mustafa Akgül, dünyada ve Türkiye’de İnternetin tarihini kısaca anlatarak sunumuna başladı. Bilgi toplumunda bireylerin çoğunluktan ayrılmayı bilen bireyler olması gerektiğini ve soru sormayan bireylerin bir şeyler icat etmesinin mümkün olmadığını vurguladı. Türkiye’de her yurttaşın bilgisayar ve İnternet teknolojilerinin kullanımını bilmesinin ötesinde, bu teknolojilerin olanaklarının, risklerinin ve etik kurallarının da öğretilmesi gerektiğine inandığını belirtti. Türkiye’de bu teknolojilerin kullanım yaygınlığı açısından dünyada ortalamanın üzerinde olduğumuzu ancak Avrupa’daki ortalamanın altında olduğumuzu ifade eden Akgül, inovasyonda ise Türkiye’de bu alana ciddi bütçe ayrılmasına karşın algılamada bir sorun olduğunu ve 130 ülke arasında 120’nin altına inemediğimizi belirtti. Türkiye’de paydaşları kapsayan bir yapı olmadığını, oysa ülke bazında bir koordinasyon merkezine ve kamuya hizmet veren bir İnternet Enstitüsü’ne ihtiyaç olduğunu ifade etti. I: OTURUM: KATILIMCI YURTTAŞLIK, PARADİGMALAR VE UYGULAMALAR Akdeniz Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Burak Özçetin, yeni medya okuryazarlığının teknik ya da pedagojik olmaktan çok, politik bir mesele olduğuna vurgu yaptı ve Richard Sennett’in “Zanaatkâr” (2009) adlı kitabında anlattığı şekliyle, bir sanat ve zanaat olarak yeni medya okuryazarlığını inceledi. Özçetin, “yapısöküm sanatı”, “savunma sanatı”, “taarruz sanatı” ve “özgürleşme sanatı” olarak yeni medya okuryazarlığını 4 başlıkta ele aldı. Yeni medya okuryazarlığının politik ve eleştirel bir savunma ve taarruz sanatı olduğunu ve özgürleşmeyi hedeflediğini vurguladı[2]. Kadir Has Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Eylem Yanardağoğlu, Türkiye’de özellikle Gezi Parkı eylemlerinden sonra öne çıkan “yurttaş gazeteciliği” kavramına odaklandı. Bu, alternatif dijital platformların, üyeleriyle ve yeni medya kullanım pratikleriyle oluşan “sorumlu yurttaşlık” kavramını Dokuz8haber, Kamera Sokak, Park Gazetesi, Ötekilerin Postası gibi platformlar üzerinden inceledi. Merve Apsar Güzelkokar, sunumunda, Türkiye’de spor denildiğinde futbolun anlaşıldığını ve yeni medya ortamlarında futbol etrafındaki nefret söyleminin oluşma ve bununla mücadele etme biçimlerini tartıştı. Cep telefonları sayesinde taraftarların stadyumda mobil olarak İnternete bağlanabildiğini ve hızlı yayılım özelliğiyle içeriklerin diğer kullanılıcılarla paylaşılabildiğini belirtti. Nefret söylemi ile mücadelede yasaklayıcı bir zihniyetin savunulmaması gerektiğini vurgulayan Güzelkokar, medya profesyonellerine bu konuda eğitim verilmesi ve hukuki destek verilmesi gerektiğini, futbolculara yeni medya ortamlarını kullanma konusunda eğitim verilmesi gerektiğini ve taraftarlara eleştirel yeni medya okuryazarlığı eğitimi verilmesi gerektiğini ifade etti. Kadir Has Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Suncem Koçer, kitlesel fonlama (crowdfunding) üzerine odaklanan sunumunda kitlesel fonlamanın genellikle ekonomi, pazarlama ve işletme ağırlıklı incelendiğini, kültürel, toplumsal, siyasi ve tarihsel bağlamlarının da incelenmesi gerektiğini vurguladı. Toplumsal sorunlardan yola çıkılarak kitlesel fonlama yapıldığına dikkat çeken Koçer, Türkiye’de Benim Çocuğum adlı film, Gezi Park eylemleri döneminde verilen Whats Happening in Turkey gazete ilanı, T24’ün okur fonu kampanyası gibi örnekler olduğunu belirtti. II. OTURUM: KUŞAKLAR VE KİMLİKLER Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Kerem Rızvanoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen ikinci oturumda farklı kuşakların yeni medya kullanım pratiklerine ilişkin bilgiler sunuldu. Ege Üniversitesi’nden Doç. Dr. E. Pelin Baytekin, Ayşe Narin  ve Gizem Ergülşen farklı kuşakların (X, Y, Z) yeni medya okuryazarlık düzeylerini belirledikleri araştırmalarının sonuçlarını paylaştılar. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan Mesude Yüsra Arslan, kadınların yeni medya okuryazarlığı düzeylerini ölçümlediği araştırmasının bulgularını sundu. İstanbul ve Ankara’da 50 kadınla gerçekleştirilen anket çalışmasında kadınların yeni medyadaki riskler ve olanaklara ilişkin düzeyleri ile kullanım alışkanlıkları tespit edildi. Bahçeşehir Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Sinem Vatanartıran ve Nurseli Tamer; “teknolojik zorbalık” kavramını ele alarak sanal ortamda özellikle gençler arasında yeni bir zorbalık türünün doğduğuna ve teknolojik araç kullanılarak gerçekleştirilen bu zorbalıkların kişilerin hak ve özgürlüklerini kısıtladığına dikkat çektiler. Teknolojik zorbalığa maruz kalan ergenler üzerine saha çalışması gerçekleştiren araştırmacılar, teknolojik zorbalığa ilişkin farkındalığın artırılması için müdahale tekniğini uygulamışlardır. Gazi Üniversitesi’nden Ozan Kocabaş ve Selçuk Çetin ise sunumlarında Y Kuşağı’nın yeni medyayı toplumsal hareketler bağlamında nasıl kullandığını Ankara Tuzluçayır Örneği üzerinden açıkladılar. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Tuğba Asrak Hasdemir, Türkiye’de 2000’lerin başında eğitim müfredatında yer verilmeye başlanan yeni medya okuryazarlığı derslerine ilişkin yaşanan sıkıntıları dile getirdi. “Çocuğu iletişim araçlarının ve internetin zararlı etkilerinden koruma” anlayışı yerine çocukların medya okuryazarı olarak aktif birer özne olarak bilinçlendirilmelerini ve kendi medya ürünlerini ortaya çıkarmalarını sağlayan bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini belirten Hasdemir, bir diğer sorunun da “yeni medya” konusunun medya okuryazarlığı derslerinde yeterince ele alınmamasından kaynaklandığını söyledi. III. OTURUM: SİYASAL İLETİŞİM Prof. Dr. Bülent Çaplı’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen üçüncü oturumda yeni medya siyasal iletişim bağlamında ele alınarak toplumsal hareketlerden siyasi partilere ve yurttaşlara siyasal iletişimin farklı aktörlerinin yeni medya kullanımına ilişkin sunumlar gerçekleştirildi. Oturumda ilk söz alan, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Alev Aslan, toplumsal hareketler ile yeni medya üzerine geliştirilen kuramsal yaklaşımlardan yeni medyanın toplumsal hareketler için fırsatlarına ve sınırlılıklarına değindi. Yeni toplumsal hareketlerin ağlar üzerinden örgütlendiğini, melez kamusallıklar doğurduğunu, çevrimiçi ve çevrimdışı kamusallıkların içi içe geçtiğini söyleyen Aslan, toplumsal hareketler için en büyük riskleri ise manipüle edilebilme, hızlı ve kontrolsüz haber yayılımı ve gözetim toplumu olarak sıraladı. Türkiye’de 2014 Yerel Seçimleri’nde AKP, CHP ve MHP’nin İstanbul, Ankara ve İzmir’de Büyükşehir Belediye Başkan Adaylarının resmi sosyal medya hesaplarını inceleyen Yaşar Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ferah Onat ve Cudi Kaan Okmeydan, Türkiye’de siyasetçilerin sosyal medyada yurttaşlarla ‘diyalog’ kurmadığı, sosyal medyayı tek yönlü ve propaganda amaçlı kullandıklarını, siyasetçilerin paylaşımlarının genel içeriğinin duyuru ve bilgilendirmeden ibaret olduğunu ve yazılan yorumlara ise hiç cevap vermediklerini belirttiler. Türkiye’de 2011 genel seçimlerinde adayların sosyal medyayı daha aktif kullanmaya başlasalar da çift yönlü iletişimin gerçekleştiğini ileri sürmenin hala zor olduğunu dile getiren araştırmacılar; siyasetçilerin ve onların sosyal medya danışmanlarının yurttaşların sorularını, şikayetlerini yanıtlaması ve onlarla etkileşime girmesi gerektiğine işaret ettiler. “Türkiye’de Sosyal Medyanın Siyasi Katılıma Etkileri” başlıklı araştırmanın bulgularını paylaşan Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Gülüm Şener ve Kadir Has Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Perrin Öğün Emre; 11 ilde 600 katılımcıyla gerçekleştirdikleri anket çalışmasının sonucunda sosyal medyanın siyasi paylaşımı ve katılımı göreceli olarak etkilediğini, demografik faktörlerin, sosyal medya kullanımının ve siyasete ilginin sosyal medya üzerinden siyasi paylaşımda etkili olduğunu, Gezi Parkı eylemlerinin sosyal medyanın siyasi kullanımının etkilemekle birlikte etkisinin abartıldığını söylediler. Oturumun bir diğer katılımcısı olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan Mesude Yüsra Arsan, sunumunda sosyal medya fenomenlerinin kanaat önderi olarak rollerini sorguladı. Sosyal medyanın sıradan insanlar ile tanınmış isimleri başka bir platformda eşitlediğini savunan Arsan’a göre paylaştıkları konularla takipçi sayısını artıran sosyal medya ünlülerinin yeni medyanın ‘okur’ ile ‘yazar’ arasındaki mesafeyi nispeten azalttığını ve bazı ‘okur’ların gündem hakkındaki yorumlarıyla ‘yazarlaşabildiğini’ söyledi. IV.OTURUM: YENİ OKURYAZARLIKLAR İzmir Ekonomi Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Burak Doğu, Yrd. Doç. Dr. Altuğ Akın ve Ege Üniversitesi’nden Oral Gerek’in birlikte hazırladıkları bildirileri akademide üzerinde çok da fazla inceleme yapılmamış bir alanı ele aldı. Araştırmacılar, Alternatif Bilişim Derneği, Linux Kullanıcıları Derneği, İnternet ve Hukuk Platformu, Telekomcular Derneği, Erişim Sağlayıcıları Birliği, İnternet Teknolojileri Derneği, Açık Kaynak Kod Platformu, Bilişim ve İletişim Çalışanları Dayanışma Ağı gibi İnternet ya da bilişim alanında faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşları ve platformların eylem ve faaliyet türleri, organizasyon biçimleri, ulusal ve uluslararası işbirliklerine odaklanan devam eden bir projenin o ana dek elde edilen bulgularını paylaştılar. Buna göre, İnternet ortamındaki hak ve özgürlükler üzerine faaliyet yürüten bu STK’lar, sansür ve gözetim meselesini büyük bir sorun olarak görmektedir. Araştırmacılar, bu kuruluşların, IT alanında oldukları için diğer STK’lara göre işgücü açısından daha hızlı hareket edebildiğini, devlet desteği almadıklarını ya da almayı reddettiklerini ve para kazanma hedeflerinin de olmadığını vurguladılar. Genel olarak hepsinin ortak noktasının refleksif hareket etmek olduğunu belirttiler. Örgütlenme ve kurumsal yapılanmanın gönüllülük usulü yapıldığını, e-posta üzerinden haberleşmenin operasyonel masrafları düşürdüğünü ifade ettiler. İnceledikleri bu kuruluşların tabandan gelen kurumlar olması nedeniyle gelecekteki başarıları açısından olumlu olacağına inandıklarını, ancak faaliyetlerinin devlet tarafından pek dikkate alınmadığını belirttiler. İncelenen bu kuruluşlara önerilerde de bulunan araştırmacılar, bu kuruluşların faaliyetleri hakkında rapor yazması gerektiğini, özdenetim için bunun zorunlu olduğunu vurguladılar. Mersin Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Aslıhan Ardıç Çobaner ve Ankara Üniversitesi’nden Beste Gürgün, sosyal medyada eleştirel sağlık okuryazarlığı üzerine odaklanan çalışmalarında, Türkiye’de en sık görülen kronik hastalıklar olan kalp hastalığı, KOAH, kanser ve diyabet ile ilgili Facebook’da açılmış ve en çok üyeye sahip olan 4 grup sayfasını inceledikleri araştırmalarında, Nutbeam’ın (2000) eleştirel sağlık okuryazarlığı düzeyinin bu sayfalarda nasıl olduğunu bulmayı hedeflediler. 1-31 Haziran 2014 tarihlerindeki paylaşımları gözlemleyen araştırmacılar, en fazla paylaşımın ve görsel kullanımın “kanserle dans” grubunda olduğunu, genel olarak bütün gruplarda anı, deneyim ve duygu durum paylaşımı yapıldığını, paylaşımlara beğeni ve yorum yapıldığını, kadınların tüm gruplarda etkin olduğunu belirttiler. Ancak bu sayfalarda eleştirel sağlık okuryazarlığı konusunda içerik eksiği olduğunu ve medyanın insanların sağlıkla ilgili bilinçlendirmelere destek olması gerektiğine inandıklarını ifade ettiler. Erdem Alper Turan, LGBTİ STK’ların yeni medya kullanımlarını incelediği çalışmasında, T-Der, Kaos GL, Lambda İstanbul ve Pembe Hayat adlı STK’ların Twitter paylaşımlarını ele aldı. Turan, sosyal medya ortamlarının LGBTİ bireyler için ne ifade ettiğini bulmak amacıyla toplamda 1200 tweet’i “şiddet, ayrımcı ve nefret söylemi”, “cinsel yönelim”, “etkinlikler”, “hak odaklı içerikler”, “günlük haberler” olarak 5 farklı kategoride inceledi. Günümüzde LGBTİ STK’ların görünür olmak ve hak aramak için yeni medya ortamlarını artık daha fazla kullanmaya başladığını ifade etti. Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Nalan Sınay, Muhteşem Yüzyıl adlı dizinin Youtube’da yayınlanan bölümlerine yapılan yorumları kullanımlar ve doyumlar kuramı çerçevesinde inceledi. Mecranın kısıtları nedeniyle, yorum yapan kişilerin yaşını ve cinsiyetini inceleyemediğini belirten Sınay, kişilerin duygusal ve bilişsel ihtiyaçlarla dizi izlediği, dizinin tekrar izlenmesinin toplumsallaşma ihtiyacının göstergesi olduğunu belirtti. Kocaeli Üniversitesi’nden Zeynep Benan Dondurucu, halkla ilişkiler pratikleri ekseninde STK’ların geleneksel ve yeni medya araçlarını kullanma biçimlerini incelediği çalışmasında, STK kavramının farklı tanımları olan bir kavram olduğuna dikkat çekti. Çalışmasında hayvan hakları konusunda çatı kuruluş olan HAYTAP’ı örnek olarak ele alan Dondurucu, HAYTAP’ın tweetlerini biçimsel, içeriksel ve fonksiyonel olarak çözümledi. Bu kuruluşun, kurumsal kimliğinin oluşturulması konusunda Twitter ve Facebook sayfalarında bazı eksiklikler olduğunu belirtti. Her iki mecradaki paylaşımlarda duygusal çağrışımların fazla olduğunu, olumlu ve olumsuz iletilerin benzer olduğunu, Facebook’da STK’nın kendisinin ileti ürettiğini, Twitter’da ise gönüllülerin ileti ürettiğini belirtti. Küfüre varan olumsuz içeriklerde STK’nın herhangi bir müdahale yapmadığını ifade eden Dondurucu, bu kuruluşun halkla ilişkiler stratejisini değiştirdiğinde daha başarılı olacağına inandığını vurguladı. VOTURUM: KENT VE YAŞAM Oturumun ilk sunumunu gerçekleştiren Kadir Has Üniversitesi’nden Ayça Bayrak, teknolojik değişimlerle yeniden yapılanan “Yeni Müzecilik” kavramı üzerinde durarak İstanbul Modern örneği üzerinden müze-teknoloji ilişkisine eleştirel bir bakış açısı getirdi. Yeni medyayı teknolojik determinist bir bakış açısından ziyade tarihsel, kültürel, ekonomik ve sosyolojik boyutlarıyla ele alma gerekliliğini vurgulayan Bayrak, yeni medyanın vaat ettiği etkileşim ve demokrasi kavramlarına şüpheyle yaklaşılmasını önerdi. ‘Yeni’ kavramındaki güç ilişkilerini görmezden gelmenin tehlikeli olduğunu belirten Bayrak, teknolojik fetişizme hizmet etmek üzere kamusal alanlara yeni medyayı yerleştirmenin demokrasiye katkıda bulunmadığını söyledi. Dijital oyun endüstrisinde güvencesiz çalışma üzerine bir sunum yapan Koç Üniversitesinde Yrd.Doç.Dr. Ergin Bulut, ‘gayri maddi emek’ ve ‘prekaryalaşma’ kavramlarını açıkladıktan sonra oyun sektöründeki güvencesiz çalışma koşullarını ele aldı. Güvencesizliğin kısa dönem iş sözleşmesinin de ötesinde yeni öznellikler üreten varoluşsal bir durum, “bir hayat biçimi”, “duygulanımsal bir atmosfer” olduğunu dile getiren Bulut, güvencesizliğin birçok türü olduğunu belirtti: Şehir ve evle dolayımlanan güvencesizlik, imtiyazlı bir güvencesizlik, dönemsel olarak dalgalanan güvencesizlik, departmana ve çalışana göre değişen güvencesizlik vb. Oyunun iş haline gelmesi nedeniyle arzu ekonomisinin merkezinde yer alan hazzın da azaldığını ileri süren Bulut, demokratik üretim koşullarının yaratılması gerektiğine vurgu yaptı. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. İdil Sayımer ile Tülay Yazıcı, konuşmasında “akıllı kent” kavramına ve uygulamalarına yer verdiler. Avrupa’da 23 kenti içeren akıllı kent projesinin (CitySDK) yürütüldüğünü ve akıllı kentlerde kentin, binaların, altyapının vs. tıpkı sinir ağı gibi elektro-sistemlerle kaplı olduğunu ve kent boyunca bilgi akışının sağlandığını söylediler.  Akıllı kentin yurttaşların yerel yönetime katılımları için bir fırsat olduğunu ifade eden akademisyenler; ilginç örneklere değindiler: akıllı kentlerde yurttaşlar her sokakta radyasyonu ölçebiliyorlar, park sulamadan aydınlatma sistemlerine dahil oluyorlar, gürültü haritaları çıkarıyorlar, polen sayımı yapıyorlar, hatta otobüs durakları tweet atabiliyor! Avrupa’nın en iyi ikinci akıllı kenti olan Amsterdam örneği üzerinde duran araştırmacılar kentin üç  sloganı olduğunu sözlerine eklediler: işbirliği (collaboration), bağlanma (connection), kahve (coffee). Ankara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Tezcan Durna, Gazi Üniversitesinden Nehir Durna’yla birlikte taşrada sosyal medya kullanımı üzerine gerçekleştirdikleri bir saha araştırmasının sonuçlarını paylaştı. Türkiye’de sosyal medya çalışmalarında üzerine pek de çalışılmayan bir alan olan taşra kavramını açıklayan Durna, sosyal medyanın taşrada kentteki işlevlerinden farklı işlevlere sahip olabileceğini, Twitter’ın daha ‘kentli’ bir haberleşme aracı olarak görülürken Facebook’un taşrada cemaatin yeniden üretimine katkıda bulunduğunu ileri sürdü. Antalya’nın bir köyünde gerçekleştirdikleri saha çalışmasının sonunda köylülerin Facebook’ta içerik üretiminde zayıf olduklarını, Facebook’u daha ziyade vakit geçirilecek bir alan olarak gördüklerini belirten Durna, merkez-taşra mesafesinin sosyal ağlarla ortadan kalkmadığına da dikkat çekti. Ankara Üniversitesi’nden Yeliz Özdemir, gündelik yaşamımızda akıllı telefonların özgürleştirici ve sınırlandırıcı işlevlerinden söz ederek akıllı telefonlar üzerine yapılan çalışmalarda iktidar ilişkilerinin göz önüne alınması gerektiğini, akıllı telefonların iktidar ilişkilerini meşrulaştırabileceğini ya da yeniden üretebileceğini söyledi. Özdemir, eleştirel medya okuryazarlığının akıllı telefonların politik ve sosyo-kültürel bağlamda değerlendirilmelerinde önemli olduğunu vurguladı. VI. OTURUM: DİJİTAL GÖZETİM Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Melih Kırlıdoğ’un başkanlığı ile yapılan oturumda, Kırlıdoğ, E. Snowden’a atıflar yaptığı oturum açılış konuşmasında, İnternet ortamındaki gözetim ve sansüre dikkat çekti. Örneğin Facebook’un Prism programı dahilinde bizleri gözetlediğini, yani casusluk yaptığını belirtti. Ancak bunların alternatifinin özgür yazılım olduğunu vurguladı. Kapalı kodlarla çalışan Windows gibi işletim sistemlerinin ne yaptığını bilemeyeceğimizi, ancak açık kod sisteminde “arka kapı” olup olmadığını bilebileceğimizi ifade etti. Şu an itibarı ile 3,5 milyar insanın hareketlerini bilgisayarlarda saklayan bu casusluk programlarının, ileride bu verilerden nasıl yararlanacaklarını bilemediğimize dikkat çekti. Bunlara ek olarak, gözetim ve sansürü birbirinden ayırmamız gerektiğini vurgulayan Kırlıdoğ, gelişmiş ülkelerde gözetimin, gelişmekte olan ülkelerde ise sansürün daha yoğun kullanıldığını, çünkü kamunun baskısı nedeniyle gelişmiş ülkelerde sansürün kullanılamadığını ifade etti. “Benim saklayacak bir şeyim yok” argümanının çok yanlış olduğunu, sürekli gözetlendiğimizin farkında olmamız ve buna karşı çıkmamız gerektiğini belirtti. Ahmet Alphan Sabancı, yeni medya ortamlarındaki “göz”, “görme” ve “görünmezlik” olgularını felsefi bir bakışla incelediği çalışmasında, görmenin geçirdiği değişimleri ele aldı. Sabancı, göz ve görme kavramlarının robot için ne anlama geldiğini araştırdığı çalışmasında, robotun gördüğü herşeyin veriden ibaret olduğunu, en basitinin “arttırılmış gerçeklik” olduğunu belirtti. Artık robotlarla birlikte yaşadığımız bir dünya olduğunu, sorunun, görmeyi bizim için daha insanüstü bir hale getirmeye çalışmak olduğunu belirtti. Robotların da anlayabileceği bir dünya tasarlama peşinde olduğumuzu ve bunun da estetik sorunları beraberinde getirdiğini, arttırılmış gerçeklikle birlikte robotun gözünden dünyaya bakmayı başaracağımızı ifade etti. Robotların bazen alakasız bir nesneyi tehlikeli olarak algılayabileceğine ve bu nedenle de bazı olumsuz durumlar yaşanması ihtimali olduğuna dikkat çekti. Robotun, neyin kamusal ya da neyin özel olduğunu ayırt edemeyeceğini, robotların zeki olarak nitelenmesine rağmen “zeka” ve “bilinç” kavramlarının birbirinden çok farklı olduğunu, robotların sadece her veriyi toplamaya çalıştığını ve bir insan hakkı olarak “görünmezlik” hakkımızı tartışmaya açmamız gerektiğini belirtti. Robotun gözünden İnternette görmek kavramından bahsederken, bunun teknik bir hataymış gibi yansıtıldığını, oysa bunun siyasi bir hata olduğunu, teknik kadar teoriye, mühendislik kadar felsefeye ihtiyacımız olduğunu vurguladı.     Atatürk Üniversitesi’nden Doç. Dr. Derya Tellan, “büyük veri”ye odaklanan çalışmasında, kapitalist mülkiyet ilişkilerinin enformasyonu kontrol ettiğine, verinin enformasyona, enformasyonun da değerli bilgiye dönüştürüldüğüne dikkat çekti. Kısaca veri madenciliği olarak adlandırılan bu işlemlerde artık geleneksel veri analizi tekniklerinin yeterli olmadığını, büyük verinin, çeşitlilik, hız, doğrulama gibi unsurları içinde barındırdığını belirtti. Veri epistomolojisi ile ilgilenmemiz gerektiğini vurgulayan Tellan, yeni bilme yolları keşfetmemiz gerektiğini, sosyal bilimler açısından bir soyağacı çıkarmak için büyük veri çalışmalarında yeni olanın ne olduğunu araştırmak gerektiğini ifade etti. Veri metodolojisinde artık karışık (mixed) metodlar kullanıldığına dikkat çeken Tellan, “veri ekonomisi”nin de üzerinde durulması gereken bir kavram olduğunu belirtti. Konunun sadece niceliksel değil, niteliksel boyutlarıyla da ele alınması gerektiğini, veri politikasının araştırılması gerektiğini ifade etti. İnternette ayak izlerimizi bıraktığımıza ve bu verilerin başka hangi verilerle ilişkilendirileceğini bilemediğimize dikkat çekti. Büyük veri analiz yöntemlerinde, öncelikle verinin yapısal ve yapısal olmayan olarak ikiye ayrıldığını ve sonra bunların eşleştirildiğini ileri sürdü. Örneğin yapısal olan kredi kartı verilerimiz ile, Facebook, e-mail, bloglar vb.den elde edilen yapısal olmayan verilerin makineden makineye (machine to machine) olarak eşleştirildiğini belirtti. Ya da örneğin cep telefonlarımızdaki konumlandırma özelliğini GSM operatörlerinin bir hizmet gibi sunduğunu, ancak bu konum bilgilerinin şirketlere satıldığını ve bizler bir dükkanın önünden geçerken örneğin bu dükkana dair bildirimler geldiğini ve bizlerin bunları “tesadüf” zannettiğini, oysa verilerle çok farklı eşleştirmeler yapılabileceği yani bunun “yeni reklamcılık” olduğunu ifade etti. Sonuç olarak büyük verinin masum olmadığını ve hayatımızın bir gerçeği olduğunu ve ticaret dünyasının bunu çok kullandığını belirtti.  Ankara Barosu’ndan avukat Faruk Çayır, insan hakları açısından gözetim, izleme ve kişisel verilerin korunmasına odaklandığı çalışmasında, kişisel verilerin korunmamasının maddi olduğu kadar manevi zararlar da verdiğine dikkat çekti. Foucault’nun panoptikon kuramından yola çıkarak, özne, kimlik ve bedenlerimiz üzerinde iktidar kurulduğunu, David Lyon’un gözetleme kuramı üzerinden de devlet-iktidar-gözetim arasındaki ilişkinin tarihsel çerçevesini tartıştı. Kadir Has Üniversitesi’nden Yrd.Doç.Dr. İrem İnceoğlu, ulusal güvenlikten bireysel haklara tarihsel süreçte dönüşen hegemonik İnternet söylemlerine odaklandı. İnternetin siyasal iletişim alanında yeni kanallar açtığını savunanlarla birlikte küresel kapitalizmin bir uzantısı haline geldiğini savunanların olduğunu, diğer yandan da İnternetteki kontrolü zor alanlarda yasadışı eylemler için faaliyet yürütüldüğünü ve bu nedenle de dikkatli olmamız gerektiğini savunanların da olduğunu belirtti. Ancak, İnternetin tarihsel gelişimi üzerinden, bugün tehlikeli olarak nitelenen durumların zaten bu teknolojilerin çıkış noktası olduğuna vurgu yaptı. Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mutlu Binark ve Başkent Üniversitesi’nden Mustafa Altıntaş, veri ikizlerine odaklanan çalışmalarında, “akışkan gözetim”, “gözetim asamblajı”, “veri gözetimi” gibi dijital gözetimin çeşitli boyutlarına dikkat çektiler. Çalışma için yapılan saha araştırmasında, kişilerin data gözetimine dahil olmayı nasıl algıladıklarını incelediklerini belirttiler. Gözetim teknolojilerinin hayatımızın her alanında olduğuna, ağdaki güçlü bağlarımızın, zayıf bağlarımızın, yoğunluğumuzun dijital profilimizi oluşturduğunu ve bunu veri ikizi olarak adlandırdıklarını belirttiler. Panoptik gözetimin günümüzde akışkan ve geçici olduğunu, özellikle tüketim alanında yoğunlaştığını ifade ettiler. Deleuze’un gözetimi anlatmak için sarmaşık metaforunu kullandığını, Ankara’daki veri gözetiminden örnekler üzerinden, bizlerin de günümüzde sarmaşık gibi bireyden bireye, bireyden kitleye giden bir gözetim içinde yaşadığımızı vurguladılar. İletişim Fakültesi öğrencileri ile gerçekleştirdikleri odak grup görüşmeleri sonucunda; görüşülen kişilerin hepsinin Facebook ve Twitter kullandığını, tüm öğrencilerin en az 6 yıldır bu mecralarda olduklarını, ancak fakındalık ile ilgili bir sorun olduğunu belirttiler. Öğrencilerin, iktidarın ve ebeveynlerinin onları gözetlediğinin fakında olmasına rağmen, bu gözetimin E. Snowden’ın vurguları bağlamından kopartıldığını, yani öğrencilerin “olağan şüpheli” olma durumunun küresel boyutunun ve DPI (deep packet inspection/deri veri analizi) olgusunun da farkında olmadıklarını ifade ettiler. Kontrollü paylaşım ve kendilerine ait olmayan içerikleri paylaşmama gibi önlemlerle dijital izler konusunda önlem almaya çalıştıklarını belirten öğrenciler, crypto kavramını duymalarına rağmen cep telefonlarını şifrelemediklerini de belirtmişlerdir. Sonuç olarak, öğrencilerin Türkiye’de hükümetin gözetleme faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olmalarına rağmen, büyük veri konusunda bir stratejileri olmadığını bulan araştırmacılar, yeni medya okuryazarlığı eğitimin de devlet tarafından değil, STK’lar tarafından verilmesi gerektiğini belirttiler. İstanbul Üniversitesi’nden Nursel Bolat ve Esennur Sirer ve de Ayşegül Akaydın, Panoptikon’dan gözetim teknolojilerine devletin kontrol kurma sürecini MOBESE kameraları üzerinden inceledikleri çalışmalarında, 18-23 yaş aralığındaki 100 üniversite öğrencisine, kapalı uçlu sorularla anket yapmışlardır. MOBESE gerekli midir, teknoloji ile toplumsal kontrol sağlamak doğru mudur, okullarda güvenlik kameraları gerekli midir, okullarda güvenlik kameralarının bulunması öğrencileri rahatsız ediyor mu, MOBESE gözetim sistemleri doğal davranışı etkiliyor mu, MOBESE kontrol sistemleri suç oranlarını düşürür mü, MOBESE kontrol sistemleri trafik suçlarını azaltır mı gibi sorulara öğrencilerin verdikleri yanıtlardan bazı bulgulara ulaşan araştırmacılar, örneklemdeki tüm öğrencilerin gözetimin gerekli olduğuna inandıklarını belirttiler. 27 ŞUBAT 2015 AÇIK TARTIŞMA: YENİ MEDYA OKURYAZARLIĞINA FARKLI PAYDAŞLARIN BAKIŞ AÇILARI İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nilüfer Timisi başkanlığında gerçekleştirilen açık tartışmanın katılımcıları şöyledir; Ali Öztunç (RTÜK), Ali Rıza Keleş (Alternatif Bilişim), Aslı Telli Aydemir (Alternatif Bilişim), Ayşe Beyazova (İstanbul Bilgi Üniversitesi – ÇOÇA), Melda Akbaş (İstanbul Bilgi Üniversitesi – ÇOÇA), Mutlu Binark (Alternatif Bilişim), Özgür Alican (TRT), Özgür Kurtuluş (Dijital Düşün Derneği), Renay Onur (Adım Adım Oluşumu), Ulaş Yılmaz (Kadıköy Belediyesi), Yonca Yıldırım (UNICEF) Özgür Kurtuluş, medya okuryazarlığı kavramını, dijital kapsama, dijital okuryazarlık, dijital empowerment (güçlendirme) üzerinden tartışmamız gerektiğini vurguladı. Okuryazarlık kavramının, temelde, derdini anlatabilme ve karşısındakini anlama ve okuma yazma olduğunu belirten Kurtuluş, görsel okuryazarlık kavramının, imajları anlayabilme olduğunu, bilgisayar okuryazarlığı kavramının ise bunları etkin kullanabilme olduğunu, sosyal medya okuryazarlığının, İnternet okuryazarlığı yani mesaj üretebilme ve anlama olduğunu belirtti. Artık derdimizi anlatırken kağıt kalem yerine farklı araçlar kullandığımızı ifade eden Kurtuluş, bu nedenle de kapsayıcı bir bakış açısının gerekli olduğunu vurguladı. Türkiye’de halen temel okuryazarlık sorunumuz olduğuna, gazeteyi bile sadece başlık ve spotlar üzerinden okuduğumuza, günümüzde dijital uçurumdan bahsetmemize rağmen, bu olgunun geleneksel okuryazarlıkta da yaşandığına dikkat çekti. Bir metni eleştirel okuma ya da bir hipermetni okuma ve üretmeden önce okuma anlama ve bunların çeşitli teknolojiler üzerinden yapılabilmesi gibi temel meselelerin önümüzde durduğunu belirtti.  20 yıldır Türkiye’de İnternetin olduğunu, ancak İnternet okuryazarlığıyla ilgili henüz etkili bir şeyler yapılmadığını ifade etti. Bu çalışmanın nasıl olması gerektiğini yurtdışındaki örnekler üzerinden açıkladı. Yurtdışında merkezde devletin olduğunu, STK’ların ve üniversitelerin destek olduğunu, çocuklar ve gençler üzerine birlikte projeler üretildiğini belirtti. Türkiye’de de benzer stratejiler olmasına rağmen, bunların hep kağıt üzerinde kaldığını, temsilcisi olduğu derneğin de bazı projeler ürettiğini ve yeni medya okuryazarlığının paydaşlarından biri olmak için çalıştıklarını belirtti. İnternet’e herkesin erişim sağlamasına öncelik tanınması gerektiğine dikkat çeken Yonca Yıldırım, Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne (http://www.unicef.org/turkey/crc/_cr23b.html) göre çocukların bilgi edinme özgürlüğünde devletlerin kadar anne babaların da sorumlu olduğunu vurguladı. Çocukların ifade özgürlüklerini kullanacakları gelecekteki yeni teknolojiler de dikkate alınarak sözleşmelerin hazırlanması gerektiğini belirtti. Türkiye’de çocukların yeni medya teknolojileri kullanım pratiklerine dair bazı verileri paylaşan Yıldırım, erişimde az gelişmiş bölgeler, kırsal kesim ve kız çocukların erişim konusunda dezavantajlı olduğunu belirtti. Dijital yurttaşlığın bir hak olduğunu, sosyal normlar ve hukuki mevzuatın dikkate alınması gerektiğini, şeffaflığın önemli olduğunu belirtti. Bu konuda etkili politikalar oluşturmak için, eğitimcilerin, kamu kuruluşlarının, ebeveynlerin, STK’ların ve özel sektörün birlikte çalışması gerektiğine işaret etti. UNICEF’in Türkiye’nin Dijital Durumu’na dair araştırmasını paylaşan Yıldırım, öğrenmenin orta öncelikli bulunduğunu, sivil ve siyasi taahhüt ile ifade özgürlüğü ve çevrimiçi hakların ise düşük öncelikli bulunduğunu ifade etti. Bu alanda etkileşimli eğitim materyali geliştirilmesi, saha çalışmalarının arttırılması ve medyanın araştırma, veri toplama ve izleme süreçlerine dahil olması gerektiğini belirtti. Ali Öztunç, RTÜK’ün yeni medyadan çok geleneksel medyayı denetleyen bir kurum olduğunu belirtti. Günümüzde yeni iletişim teknolojileri sayesinde bilgilerin çok çabuk yayılabildiğini, yalan haberlerin de etkili olabildiğini, yeni medya ortamlarında bazı olumsuz durumları bizzat RTÜK üyelerinin de yaşadığını (Twitter üzerinden RTÜK üyelerine karşı hakeretvari içerikler paylaşılması gibi) belirten Öztunç, 6112 sayılı yasaya dair bazı açıklamalar yaptıktan sonra, RTÜK’ün medya okuryazarlığı konusunda bazı materyaller hazırladığını belirtti. Medya okuryazarlığı dersinin iletişim fakültesi mezunları tarafından verilmesine gerektiğine dikkat çekti. Renay Onur, Adım Adım Oluşumu’nun tüzel kişilik olmadığını bu yüzden de oluşum olarak adlandırdıklarını, oluşumun gönüllülük esasına göre yapılandığını belirtti. Oluşumdaki kişilerin koştuklarını ve koşarak topladıkları mil sayısı kadar bağış topladıklarını, bununla engellilere tekerlekli sandalye sağladıklarını ifade etti. Sosyal iyi niyet paydasında birleşen, çekirdek kadrosunun 25 kişi olduğu oluşumun oldukça şeffaf bir yapısı olduğunu da ekledi.  Ulaş Yılmaz, Türkiye’e bizlerin geleneksel olarak tek yanlı propagandaya meyilli olduğumuzu, oysa sosyal medya ile birlikte bunun değiştiğini ifade etti. Yerel yönetimlerin sosyal medyayı en etkili kullanabilecek yerler olduğuna dikkat çeken Yılmaz, Kadıköy Belediyesi’nin uzun süredir sosyal medyayı etkili kullandığını, ve artık diğer yerel yönetimlerin de benzer mecraları kullanmaya başladığını işaret etti. Kadıköy Belediyesi’nin paylaştığı son videolardan birinin 1 milyon kişi tarafından izlendiğini, bu nedenle de artık sadece Kadıköy’e değil, tüm İstanbul’a hatta Türkiye’ye hitap ettiklerini düşündüklerini belirtti. Sosyal medya üzerinden insanların dertlerini dinlediklerini, yani “sosyal dinleme” yaptıklarını ifade eden Yılmaz, sosyal medyadaki troller, sahte hesaplar, nefret söylemi gibi olumsuzlukların varlığına da işaret etti. Bu mecraları çökertmeye çalışan kişilerin demokrasiye zarar verdiğini belirtti. Melda Akbaş, çocukların etrafındaki yetişkinlerin ne kadar yeni medya okuryazarlığına ihtiyacı olduğuna odaklandı. Çocukların yeni medya ortamları içine doğduğunu, oysa yetişkinlerin bundan uzak bir ortamda yetiştiği için, çocukların düşe kalka kendi başlarına öğrenmemeleri için, çocukların etrafındaki bu yetişkinlerin de eğitilmesi gerektiğine inandıklarını belirtti. Katılım hakkının hayata geçirilmesinin önemli olduğuna vurgu yapan Akbaş, “her gün sizin eşyalarınızın karıştırıldığını düşünün” dediğimizde yetişkinlerin çocuklarının dijital hesaplarını karıştırmaları konusunda empati yapabildiklerini ifade etti. Siber zorbalığın çocuklarda da karşılaşılan bir durum olduğunu, ancak çocukların kesinlikle şiddet içeren içeriklerle karşılaşmaması gerektiğine inandıklarını belirtti. Toplumun bazı kesimlerinin İnternet özgürlükleri konusunda konuşurken, çocuk pornosu ya da çevrimiçi çocuk istismarı gibi argümanları kullandıklarını, ancak bu argümanların çok dikkatli kullanılması gerektiğini belirtti ve bu konuda Alternatif Bilişim Derneği ile birlikte gerçekleştirdikleri “Alet Etme” kampanyasına (https://www.aletetme.org/) dikkati çekti. Özgür Alican, TRT’de yeni medya çalışmaları hakkında bilgi verdi. İçeriğin İnternete aktarılması konusunda çalışmalar yapıldığını, mobil mecralarda içeriğe erişim, TRTNETTR adlı ağ, TRT’nin 7 milyon sosyal medya takipçisi olduğunu, sosyal medya klavuzu ve medyalar sözlüğü hazırlandığını, EngelsizTRT.TV üzerinden görme engelliler için sesli betimleme, işitme engelliler için elle betimleme gibi çalışmalar yapıldığını, içeriklerin video paylaşım sitelerinde de paylaşıldığını, altyapı ile ilgili bazı çalışmalar da yapıldığını belirtti. Mutlu Binark, yeni medya okuryazarlığı konusunun politik bir süreç olduğuna dikkat çekti. Bankacı eğitim modeliyle sadece dersliklerde kazanılacak bir olgu olmadığını, aktarmacı bir yaklaşımla değil, uygulama ve içerik üretimi ile ve de ürettiğimiz içeriği de paylaşmak yönteminin izlenmesi gerektiğini vurguladı. Alternatif Bilişim Derneği olarak da, yeni medya okuryazarlığının toplumdaki her türlü haklarla, ifade özgürlüğü, sağlık hakkı, eğitim hakkı vb. birlikte düşünülmesi gerektiğine inandıklarını belirtti. Aslı Telli Aydemir, bilişimciliğin interdisipliner bir alan olması gerektiğine inandıklarını, çocukların İnterneti “dünyaya söyleyebilme” olarak tanımladığı ve bu tanımın bir çok konuyu açıklayan yeterli bir tanım olduğuna inandığını belirtti. Ali Rıza Keleş, esas problemin üretici mi yoksa tüketici mi olmak istediğimize karar vermek olduğunu belirtti. Üretici olmanın tüketim ilişkisini aşmaya çalışmakla mümkün olduğuna dikkat çeken Keleş, bazen akıllı telefonların karşısında akıllı olmayan durumlarda kalabildiğimizi, dernek eğitimlerinden elde ettikleri bulgulara dayanarak, insanların genellikle tüketici olma eğilimi içerisinde olduklarını, teknolojilerin ve araçların ardındaki gerçekleri göremediklerini belirtti. “Kendin yap” kültürünün gelişmiş ülkelerde yaygın olduğunu, ancak ülkemizde çok geride olduğunu belirten Keleş, en etkili çözümün özgür yazılım olduğuna vurgu yaptı. Dernek olarak bu kapalı kod sistemlerle mücadele ettiklerini belirtti. VII. OTURUM:YENİ MEDYA YAYINCILIĞI Bilkent Üniversitesi’nden Erdoğan Şekerci, performans kuramı üzerinden Gezi sürecindeki haberciliği yorumladığı çalışmasında, geleneksel ana akım medyada “tarafsız habercilik ilkesi”nin anlamını yitirmeye başladığına dikkat çekti. Gezi sürecindeki çevrimiçi habercilikte, habercinin seyirciyi izlemekle yetinmediğini, gerçekleşen performansa katılım göstererek, performans içinde özne olarak konumlandığını belirtti. Gezi sürecindeki alternatif çevrimiçi habercilik platformlarının eylemselliğini tartıştığı sunumunda, oluşan yeni söylemin de yeni medya okuryazarlığını etkilediğini vurguladı. Bu platformlardaki haberin hazırlıksız ve anlık gösteriminin, ana akım medyadanın otoriter diline karşıt bir noktada konumlandığına işaret etti.  Akdeniz Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Murad Karaduman ve Betül Akbulutgiller, yeni medya ortamlarındaki nefret söylemi konusunu incelediler. Geleneksel medyada oldukça sık karşılaşılan ayrımcı ve nefret söylemi içeren ifadelerin, artık yeni iletişim teknolojileri sayesinde yeni medya ortamlarında da karşımıza çıktığına vurgu yapan araştırmacılar, yeni medyanın etkileşim, hız ve kolay ulaşılabilirlik özellikleri nedeniyle nefret söylemi içeren ifadelerin bu mecralarda kolaylıkla yaygınlaştığına dikkat çektiler. Araştırmalarında, Takvim, Yeni Akit, Milli Gazete ve Yeni Şafak gazetelerinin resmi Twitter hesapları üzerinden paylaştıkları içeriklerin nefret söylemi ve ayrımcı dil içerdiğini gözlemlediler. Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ruhdan Uzun, Türkiye’de basılı gazetelerin web sitelerinde yeni medya teknolojilerinin kullanımını incelediği çalışmasında, literatürde çevrimiçi gazetecilik konusunda genellikle teknolojik yenilik söyleminin kullanıldığına, oysa etkileşimlilik, çoklumedya ve hipermetin kavramlarına odaklanan araştırmalar da yapılması gerektiğine dikkat çekti. Çevrimiçi gazetecilikte, yeni medyanın teknolojik özelliklerinin, geleneksel gazetecilikten farklı bir haber evreni sunup sunmadığını incelediği çalışmasında Türkiye’de ulusal çapta yayın yapan 36 gazetenin web sitelerini örneklem olarak almıştır. Uzun, içerik analizi yöntemi ile eriştiği bulguları yeni medya okuryazarlığı açısından tartıştı. Akdeniz Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Sibel Karaduman, yeni medya teknolojileri ile birlikte televizyon izleme alışkanlıklarının değiştiğine vurgu yaptı. Yeni medya teknolojileri sayesinde geleneksel televizyondaki yayın akışı mantığının değiştiğini, artık kişilerin diledikleri zaman ve mekanda televizyon izleyebildiklerini tartıştığı çalışmada, örneklem olarak Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerini alan Karaduman, anket yöntemiyle yaptığı araştırmada yeni medyanın televizyon izleme alışkanlıklarımızı değiştirdiği sonucuna ulaşmıştır. Galatasaray Üniversitesi’nden Tirşe Erbaysal Filibeli, barış gazeteciliği kavramına odaklanan çalışmasında Gezi Parkı protestoları sürecinde yeni medyanın gazeteciler tarafından kullanımını inceledi. Gezi Park eylemlerini, yeni toplumsal hareketlerden biri olarak konumlandıran Filibeli, sosyal medya sayesinde özel alanda yaşananları paylaşabilmemiz nedeniyle, bu süreçte kamusal alan ve özel alan kavramlarında da bir değişim yaşandığını belirtti. Sosyal medyanın sıradan insan kadar, gazeteciler için de olanak yarattığına dikkat çeken Filibeli, o dönemde sosyal medyanın hem haberin kaynağı hem de yayılma mecrası olarak kullanıldığını ifade etti. Bu süreçte sosyal medyada yaşanan bilgi kirliliği nedeniyle gazetecilerin sosyal medyayı haberin kaynağı olarak kullandıkları durumlarda “barış” ortamını bozmayacak şekilde etik kurallara uyarak dikkatli olması gerektiğine vurgu yapan Filibeli, o dönemde çalışan gazetecilerle yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniği kullanarak ulaştığı bulgular sonucunda yeni medya okuryazarı olarak gazetecilere önemli görevler düştüğünü ifade etti. Nişantaşı Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Zeynep Özarslan, eleştirel yeni medya okuryazarlığının geliştirilememesinde ana akım medyanın rolünü sorguladığı çalışmasında, öncelikle yeni medya okuryazarlığı kavramının muhafazakar ve eleştirel olarak iki farklı yaklaşımla ele alındığına vurgu yaptı. Yeni medya okuryazarlığının ideolojik ve kültürel bir süreç olduğunu belirten Özarslan, iki aşamalı olarak tasarladığı araştırmasındaki bulguları paylaştı. İstabul ilinde 1119 alt sosyo-ekonomik statü grubuna mensup bireyle yapılandırılmış anket sorularının yüz yüze sorulduğu saha araştırmasında, bahsi geçen bireylerin genellikle geleneksel medyayı takip ettiğini, yeni medya ortamlarını kullanma konusunda kısıtlar yaşadıklarını, yeni medyayı daha çok sosyal medya olarak algıladıklarını, en çok kullanılan sosyal medya ortamlarının Facebook ve Twitter olduğunu gözlemlediğini belirtti. Buradan hareketle, Türkiye’de ulusal yayın yapan 3 büyük gazetenin (Radikal, Zaman, Hürriyet) 2013 yılı boyunca yaptığı haberlerde “sosyal medya” “Facebook” ve “Twitter” anahtar kelimeleri ile içerik analizini yaparak bu gazetelerde sosyal medyanın nasıl sunulduğunu tespit etmeyi hedeflediğini ifade etti. Araştırmasında 2013 yılının Gezi hareketi nedeniyle sosyal medyanın bu gazetelerdeki sunumunda bir değişiklik olabileceği varsayımına dayandırdığını belirten Özarslan, Radikal gazetesinin sosyal medyaya ifade özgürlüğü açısından yaklaştığını, Zaman gazetesinin muhafazakar bir bakış sergilediğini ve Hürriyet gazetesinin tamamen magazin odaklı içerikler yayınladığını gözlemlediğini belirtti. Bu ana akım gazetelerin, yeni medya okuryazarlığı konusunda okuyucularında farkındalık yaratmak anlamında önemli bir katkı sunmadığı sonucuna ulaştığını vurguladı. VIII. OTURUM: DİJİTAL AKTİVİZM Prof. Dr. Aslı Tunç kolaylaştırıcılığında geçen sekizinci oturum, “dijital aktivizm” konusunda yapılan çalışmaları bir araya getirdi. Oturumda ilk söz alan Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Aslı Telli Aydemir, yeni medya okuryazarlığının demokratik kapasite geliştirme olanağı üzerine bir sunum gerçekleştirdi. 70’li yıllardan bugüne uluslararası ölçekte akademik ve eğitim odaklı çalışmalara değinen ve yeni medya okuryazarlığının özelliklerini açıklayan Telli Aydemir, öğretmen eğitiminin dijital okuryazarlıktaki önemine dikkat çekti. Konuşmacı, yeni medyada gönüllülük paydasını vurguladı ve kişiselleştirilmiş geri bildirimin empati kurabildiğimizin göstergesi olduğunu dile getirdi. Dr. Gamze Göker yeni toplumsal hareketler bağlamında yeni medya okuryazarlığının olanaklarına ve sınırlılıklarına değindiği konuşmasında ilk olarak konuya ilişkin üç temel yaklaşımı açıkladı: teknolojiyi mitleştirme yaklaşımı, teknoloji emperyalizmi yaklaşımı ve teknolojik mücadele yaklaşımı. Anti-militarist, LGBTT ve kentsel dönüşüm hareketlerini örneğinden hareket eden Göker, yeni medyanın erişim engelleri, nefret söylemi, sermaye kontrolü gibi olumsuz yanlarına karşın toplumsal hareketler açısından birçok yönden olumlu yanları bulunduğunu dile getirdi. Göker’in ardından söz alan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Sercan Şengün ise video oyunlarının toplumsal ve politik değişim imkanları üzerinde durdu. Video oyunlarının sosyal çözüm güçlerine dönüşme potansiyeli bulunduğunu söyleyen Şengün, toplumdaki aktörlerin (kurum, devlet, şirket, birey) bu oyunlar içerisinde kendi amaçlarına uygun şekilde aksiyon aldığını ve kendi ideolojilerinin propagandasını yaptıklarını ifade etti. Konuşmacı, video oyunlarının üretici ve tüketicilerini beş başlıkta sınıflandırdı: markalar ve hayırsever/duyarlı tüketiciler, kurumlar ve birinci dünya, kurumlar ve üçüncü dünya, devletler ve vatandaşlar, bireyler ve bireyler. Bilkent Üniversitesi’nden Yasemin Başaran Doğan ise farklı bir konuya değinerek sosyal medyanın hümanitarizm hareketleri üzerindeki etkisini ele aldı. Hümanizm felsefesinden yola çıkarak yeni medyanın ve özellikle sosyal medyanın bireyleri daha ‘insancıl’ kılıp kılmadığı sorusunu ortaya atan Doğan, internet sonrası dönemde bireyin artık her yerde ve gönüllü olarak dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan olayların parçasına dönüştüğünü ve insanların birbirine karşı farkındalık geliştirdiğini söyledi. İnternet üzerinde sosyal yardımlaşma ve farkındalık kampanyalarının öneminden bahseden konuşmacı, sosyal medyada gönüllülük esasıyla bireylerin hümaniteryen aktivitelerin kolayca bir parçası olabildiğine dikkat çekti. Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nden Zeynep Zelan da farklı örnekler üzerinden giderek yeni medya okuryazarlığını yeni toplumsal hareketler bağlamında değerlendirdi. Manuel Castells’in “Ağ toplumu” kavramından hareketle sistem karşıtı grupların yeni medya aracılığıyla seslerini duyurduğunu, eski hareketlerden farklı olarak küresel çapta etkileşime girdiklerini söyledi. Son olarak, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Zuhal Akmeşe ve Kemal Deniz Redhack Belgeselleri üzerine bir sunum gerçekleştirdiler. Son yıllarda küresel çapta ses getiren toplumsal hareketlere değinen araştırmacılar, Redhack’in İnternet eylemlerinin toplumsal alanda meydana getirdiği etkiler üzerinde durdular. IX.OTURUM: KULLANICI TÜREVLİ İÇERİK İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Ali Yıldırım, yeni medyanın okuryazar kitlesi olarak blogger’ları incelediği çalışmasında, yeni medya teknolojilerinin olanakları sayesinde gelişen bloglarla birlikte bireylerin birer yayıncı durumuna geldiğini ve bu mecraların bireylerin yeni medya kullanım pratiklerini geliştirdiğini ifade etti. Bloglarda, blogger ve takipçiler arasındaki etkileşimin bloggerları daha nitelikli içerik üretmeye de yönlendirdiğini belirten Yıldırım, blogların yatay iletişime de teşvik ettiğine dikkat çekti. Mediacatonline, Facebook, Twitter, Google Plus, Alexa, Pinterest ve LinkedIn’deki paylaşım oranları dikkate alınarak, “Türkiye’nin en etkili 100 blogger’ı” ile çevrimiçi anket yöntemi kullanarak elde ettiği verileri ve bloggerların takipçileri ile etkileşimini yorumladı. Gazi Üniversitesi’nden Arda Umut Saygın, Vine’ı bir yurttaş gazeteciliği alanı olarak ele aldığı çalışmasında, mobil erişim sayesinde geleneksel medyanın uzun süredir göz ardı ettiği kamu yararı kavramının tekrar tartışılması gerektiğini belirtti. Yurttaş gazeteciliğinin geleceği hakkında fikir yürütebilmek amacıyla maximum 6 saniyelik içerik paylaşımına izin veren Vine uygulamasını kendisine örneklem olarak seçen araştırmacı, Vine’ın Twitter’a eklemlenmiş yapısının ve 6 saniyelik videoların günümüzün hızlı tüketim yapısı ile bağdaştığına inandığını belirtti. Vine’ın profesyonel gazeteciler için uygun olmadığını ancak anındalık özelliği ve mobil karakteri nedeniyle yurttaş gazeteciliği yapanlar için uygun bir mecra olabildiğini, özellikle toplumsal eylem haberlerinde etkili olabileceğini ifade etti. Kocaeli Üniversitesi’nden Banu Küçüksaraç, yeni medya okuryazarlığı bağlamında muhafazakar ve modern yaşam tarzı bloglarını incelediği çalışmasında, blog yazarlarının ve takipçilerinin yeni medya kullanım bilgi ve becerisini, eleştirel yeni medya okuryazarlığı bağlamında tartıştı. Muhafazakar ve modern yaşam tarzı bloglarında paylaşılan içeriklerin gündelik yaşamın doğallığından uzak bir biçimde kurgulandığını, daha ziyade tüketim kültürü ile bağdaştığına dikkat çeken araştırmacı, bu blog yazar ve takipçilerinin yeni medya okuryazarlığından uzak bir şekilde konumlandığı sonucuna ulaştığını ifade etti. Dilara Tekrin, İnternet meme’lerini incelediği çalışmasında, meme’lerin, içeriğin ilk paylaşıldığı bağlamdan ve kültürden öteye taşındığını, pazarlama amacı olmadığını, içeriğin İnternet kültürü ile alakalı olması gibi özelliklerine değindi. Meme’lerdeki görsel ve metinlerin, çevrimiçi araçlar yardımıyla kolayca üretildiğine ve paylaşım sürecinde bireylerin meme’lerde değişiklik yaptığına ve bu durumun da meme’lerin anonimleşmesine neden olduğuna değindi. Bu bağlamda kolektif içerik üretimi olarak konumlandırdığı meme’lerdeki içerikleri, ifade özgürlüğünün kısıtlandığı toplumlarda, kişilerin iktidardakilere karşı hislerini ortaya koyduğu politik bir araç olarak yorumlanabileceğini belirtti. Farklı bir yaklaşımla ise, meme’lerin kolektif bir kahkaha olarak konumlandırılabileceğini ifade etti. Meme’lerin ilk ortaya çıktığı platformlardan biri olan 4Chan üzerinden örneklerle inceleyen araştırmacı, kendine has oluşum, paylaşım ve tüketim kültürü ile birlikte meme’lerin yeni medya okuryazarlığının bir ürünü olarak görülebileceğini belirtti. Başkent Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Nihan Gider Işıkman, geleneksel belgesel anlatısından yeni belgesellere gerçeğin izini sürdüğü çalışmasında, yeni medya teknolojilerinin bilinmeyen hikayeleri, duyulmayan sesleri kamusal alana taşıyabildiğini ve gerçeğin kaydı olan bu durumların da belgesel anlatılara yakın düştüğünü ifade etti. Belgesel anlatısında yönetmenin her zaman “gerçek”in peşinde olduğunu, bunun için tarih boyunca yeni anlatım teknikleri ve biçimleri geliştirildiğini belirtti. Işıkman, Gezi sürecindeki belgeseller üzerinden yeni medya teknolojilerinin belgeselcilere ne gibi yapım, yayın ve finansman olanakları sunduğunu ve geleneksel medyaya alternatif olma özelliğini inceledi. XOTURUM: SÜREÇ VE MEKANİZMALAR Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Dr. Ali Karatay ve Dumlupınar Üniversitesi’nden Ayşe Karatay, “yaşam boyu öğrenme” kavramı kapsamında yer alan “Kitlesel Açık Çevrimiçi Dersler”i inceledikleri çalışmalarında, bu derslerin sanat eğitimindeki rolü ve önemi üzerinde durdu. Bir uzaktan eğitim modeli olarak bu dersleri alan öğreniciler ve dersin eğitmenleri ile görüşmeler yaptıkları araştırmalarında, görüşmelerinin yorumlarını paylaştılar. Araştırmacılar, sanat eğitiminde yeni medyanın kullanılması gerektiği ve ülkemize özgü sanat eğitim modelinin Kitlesel Açık Çevrimiçi Ders sistemine entegre edilmesi gerektiğini savundular. Kadir Has Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Bozdağ, Avrupa Birliği tarafından Avrupa okullar ağı olarak kurulan eTwinning örneği üzerinden uluslararası okul ağlarının katılımcılarının medya okuryazarlığına katkısını incelediği çalışmasında, yeni medyanın kültürlerarası eğitim ve kültürlerarası iletişim açısından önemine vurgu yaptı. Bozdağ, bu ağlar üzerinde geliştirilen projeler sayesinde öğrencilerin ve eğitmenlerin medya kullanım becerilerinin “kendi kendine yaparak öğrenme” ve “akranlarla öğrenme” yöntemleriyle geliştiğini öne sürdü. Atatürk Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. H. Buluthan Çetintaş, sayısal uçurumun aşılmasında yeni medya okuryazarlığının rolünü sorguladı. Günümüzde bireylerin yeni medya araç ve ortamlarını etkin kullanmalarının, sayısıl uçurumun aşılmasına da yardımcı olabileceğini ileri sürdü. Kocaeli Üniversitesi’nden Doç. Dr. İdil Sayımer ve Fatma Nur Şen, okullarda siber zorbalığın önlenmesinde yeni medya okuryazarlığı eğitiminin önemini vurguladıkları araştırmalarında, medya okuryazarlığı müfredatı için de bazı öneriler yaptılar. Siber zorbalığın, okullarda, akranlar arasında gerçekleştiğine dikkat çeken akademisyenler, TÜBİTAK destekli bu araştırmanın şimdiye kadar elde edilmiş olan bulgularını paylaştılar. YENİ MEDYA ÇALIŞMALARI İKİNCİ ULUSAL KONGRE SONUÇ BİLDİRGESİ İnternet’in siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik alanlarda gitgide artan yaygınlığı ve önemi ile birlikte ‘yeni medya okuryazarlığı’ kilit kavramlardan biri haline gelmiştir. Günümüzde göz önüne alınması gereken bir olgu da İnternet ve yeni medya ortamlarına erişmenin ve bu ortamlarda var olmanın yurttaşın temel haklarından biri olduğudur. Yeni medya okuryazarlığı; yeni medya kullanımına ilişkin bilgi ve beceri sahibi olmayı, yeni medyanın potansiyelleri ile olası tehditlerine karşı farkındalık kazanmayı, yeni medyayı etik ve hak temelli kullanmak üzere tutum ve davranış geliştirmeyi içerir. Yeni medya okuryazarlığı teknik ya da salt pedagojik bir mesele değildir. Daha ziyade aktif ve katılımcı yurttaşlık, demokratik ve çoğulcu bir toplumsal ve siyasal düzen ile önyargılar ve nefretten arındırılmış bir iletişim zemininin kurulmasını hedefleyen politik bir duruştur. Bu anlamda yeni medya okuryazarlığı çok farklı disiplinlerin, çok farklı kaygıların, bireylerin, kurum ve kuruluşların kesişim noktasında yer alan çok boyutlu ve çok ortaklı bir süreçtir. Bu kavramın öznesi medya metinlerini “tüketen” pasif tüketiciler değil, medya metinleri ile eleştirel bir ilişki kurabilen ve kendi içeriği ile medyasını üretme yeteneklerine sahip aktif ve katılımcı yurttaşlardır. Yeni medya okuryazarı; kendi dilini, söylemini üreten ve dolaşıma sokan, aktif ve üretken bir medya okurudur. Yeni medya okuru, kendisine sunulan kodlar ve uzlaşımların ötesini arkasını sorgulayabilme becerisine sahiptir. Bu okuryazarlık biçimi sayısal ortamlarda bireylerin mahremiyetlerinin ve gönüllü olarak sunduğu bilgilerin siyasi ve ticari çıkarlara karşı korunması konusunda farkındalık kazanma çabasıdır. Aynı zamanda baskı, sansür, denetim ve gözetim mekanizmalarından uzak, özgür bir iletişim ortamının oluşturulması ve sürdürülmesinde temel bir rol oynamaktadır. Bununla kalmayıp, her türlü teknoloji, özellikle de yeni iletişim teknolojileri ile girilen yabancılaşmış ilişkiyi sorgular, bu ilişkinin yerine merak, yaratıcılık, üretim ve eleştiriyi koymaya gayret eder. Yeni medya okuryazarlığı makro ve mikro politikalarla hayata geçirilebilir ve yurttaşların başta gündelik hayatları olmak üzere siyasi kararlar hakkında söz sahibi olmasına katkıda bulunur. Alternatif iletişim kurma biçimlerini ve mekanlarını yaratan ve özgür yazılım uygulamalarını teşvik ederek bireyleri özgürleştiren pratiklerden oluşur. Kendin yap ve hack kültürünün de bu temelde geliştirilmesi önemlidir. Bağlamsal olarak, denetleyici politikalara karşı tutumlarda ortaklaşacı bir düzenlemeyi içerir. Yasaklarla özellikle çocukları terbiye etmekten uzak, onları nesneleştirmeden özne olarak yaklaşan bir anlayışla bu okuryazarlık yürütülmelidir. Çocukların yeni medya ortamlarını özgür ifadeye açık ve hak savunuculuğu yapabilecekleri birer mecra olarak kullanmalarını savunmak gereklidir. Bu kavramın ve ait olduğu alan yazınının genel eğitim politikalarının bir parçası olarak düşünülerek eğitimin her aşamasına dahil edilmesi, her yaş düzeyinde ve ülke çapında yaygınlaştırılması gerekir. Yeni medyanın sunduğu olanaklar yine yeni medyanın yarattığı tehditlere karşı; daha insancıl, dayanışmacı ve paylaşımcı bir dil için, nefret söylemi ve siber zorbalıkla mücadelede kullanılmalıdır. Teknolojinin kendi başına politik bir akla sahip olmadığı, politik çıkarların hegemonik bir mücadele alanı olduğu bilgisinden hareketle yeni medya okuryazarlığı, her türlü bilgi uçurumuyla mücadele etmenin bir politik aracı olarak konumlanır. Kuşaklararası, bölgeler arası, kültürlerarası, kimlikler, topluluklar ve sınıflararası olduğu kadar toplumsal cinsiyete dayalı sayısal uçurumla da mücadele etmenin bir politik aracı olmalıdır. Yeni medya okuryazarlığı toplumsal cinsiyet ayrımcılığına duyarlı bir zihniyet dönüşümünü içerir. Cinsiyete dayalı sayısal uçurumla mücadele etmek aynı zamanda toplumsal cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele için de bir politik yöntem olarak kullanılabilir. Her türlü medya okuryazarlığına ilişkin veri oluşturmak üzere nicel ve nitel araştırmaların yapılmasını özendirmek gereklidir, bu konuda araştırma desteklerini arttırmak üzere konuya tarafların ve ortakların katılımıyla bilim politikası geliştirilmelidir. Akademinin bilgi üretimindeki rolü bu bağlamda önemlidir. KAYNAKÇA Alet Etme. (bt.) https://www.aletetme.org/ (erişim tarihi:14.03.2015) Alternatif Bilişim Derneği. (bt.) https://www.alternatifbilisim.org/wiki/Nedir (erişim tarihi: 14.03.2015) Alternatif Bilişim Derneği. (bt.) “Derneğin Amacı” https://www.alternatifbilisim.org/wiki/Ama%C3%A7lar (erişim tarihi: 14.03.2015) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme-UNICEF. (bt.) http://www.unicef.org/turkey/crc/_cr23b.html (erişim tarihi: 14.03.2015) Nutbeam, D. (2000) Health literacy as a public health goal: a challenge for contemporary health education and com”munication strategies into the 21st century.” Health Promotion International, 15, 259–267. Özçetin, B. (2015). “Burak Özçetin; Yeni Medya Okuryazarlığı Politik, Eleştirel bir Savunma ve Taarruz Sanatıdır; Özgürleşmeyi Hedefler.” http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=49226 (erişim tarihi: 14.03.2015) Sennett, R. (2009). Zanaatkâr. İstanbul:Ayrıntı. Yeni Medya Çalışmaları I. Ulusal Kongresi-Kongre Kitabı. (bt.) http://ekitap.alternatifbilisim.org/yeni_medya_calismalari-1_kongre_kitabi.html. (erişim tarihi: 10.03.2015). Yeni Medya Çalışmaları II. Ulusal Kongre.(bt.) “Kongre Çağrısı”. http://yenimedya.org.tr/content/kongre-%C3%A7a%C4%9Frisi. (erişim tarihi: 10.03.2015) Yeni Medya Çalışmaları II. Ulusal Kongre. (bt.) “Sonuç Bildirgesi”. http://yenimedya.org.tr/ (erişim tarihi: 10.03.2015) [1] Kongre kitabına erişim için bakınız: http://ekitap.alternatifbilisim.org/yeni_medya_calismalari-1_kongre_kitabi.html [2] Sunumun tamamı için bkz. http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=49226)


Vira Verita Dergisinin Yeni Medya ve Değişen Okuryazarlıklar konulu söyleşisi yayınlandı…

Mart 3, 2015

Vira Verita Dergisi adına Burcu Canar’ın Mutlu Binark’la yaptığı söyleşi yayınlandı. Link için bakınız:

http://viraverita.org/roportajlar/mutlu-binark-ile-yeni-medya-ve-degisen-okuryazarlik-uzerine


YENİ MEDYA ÇALIŞMALARI İKİNCİ ULUSAL KONGRE SONUÇ BİLDİRGESİ

Mart 2, 2015

Kongre Görseliİnternet’in siyasal, toplumsal, kültürel ve ekonomik alanlarda gitgide artan yaygınlığı ve önemi ile birlikte ‘yeni medya okuryazarlığı’ kilit kavramlardan biri haline gelmiştir. Günümüzde göz önüne alınması gereken bir olgu da İnternet ve yeni medya ortamlarına erişmenin ve bu ortamlarda var olmanın yurttaşın temel haklarından biri olduğudur.

Yeni medya okuryazarlığı; yeni medya kullanımına ilişkin bilgi ve beceri sahibi olmayı, yeni medyanın potansiyelleri ile olası tehditlerine karşı farkındalık kazanmayı, yeni medyayı etik ve hak temelli kullanmak üzere tutum ve davranış geliştirmeyi içerir.

Yeni medya okuryazarlığı teknik ya da salt pedagojik bir mesele değildir. Daha ziyade aktif ve katılımcı yurttaşlık, demokratik ve çoğulcu bir toplumsal ve siyasal düzen ile önyargılar ve nefretten arındırılmış bir iletişim zemininin kurulmasını hedefleyen politik bir duruştur. Bu anlamda yeni medya okuryazarlığı çok farklı disiplinlerin, çok farklı kaygıların, bireylerin, kurum ve kuruluşların kesişim noktasında yer alan çok boyutlu ve çok ortaklı bir süreçtir.

Bu kavramın öznesi medya metinlerini “tüketen” pasif tüketiciler değil, medya metinleri ile eleştirel bir ilişki kurabilen ve kendi içeriği ile medyasını üretme yeteneklerine sahip aktif ve katılımcı yurttaşlardır. Yeni medya okuryazarı; kendi dilini, söylemini üreten ve dolaşıma sokan, aktif ve üretken bir medya okurudur. Yeni medya okuru, kendisine sunulan kodlar ve uzlaşımların ötesini arkasını sorgulayabilme becerisine sahiptir.

Bu okuryazarlık biçimi sayısal ortamlarda bireylerin mahremiyetlerinin ve gönüllü olarak sunduğu bilgilerin siyasi ve ticari çıkarlara karşı korunması konusunda farkındalık kazanma çabasıdır. Aynı zamanda baskı, sansür, denetim ve gözetim mekanizmalarından uzak, özgür bir iletişim ortamının oluşturulması ve sürdürülmesinde temel bir rol oynamaktadır.

Bununla kalmayıp, her türlü teknoloji, özellikle de yeni iletişim teknolojileri ile girilen yabancılaşmış ilişkiyi sorgular, bu ilişkinin yerine merak, yaratıcılık, üretim ve eleştiriyi koymaya gayret eder.

Yeni medya okuryazarlığı makro ve mikro politikalarla hayata geçirilebilir ve yurttaşların başta gündelik hayatları olmak üzere siyasi kararlar hakkında söz sahibi olmasına katkıda bulunur. Alternatif iletişim kurma biçimlerini ve mekanlarını yaratan ve özgür yazılım uygulamalarını teşvik ederek bireyleri özgürleştiren pratiklerden oluşur. Kendin yap ve hack kültürünün de bu temelde geliştirilmesi önemlidir. Bağlamsal olarak, denetleyici politikalara karşı tutumlarda ortaklaşacı bir düzenlemeyi içerir. Yasaklarla özellikle çocukları terbiye etmekten uzak, onları nesneleştirmeden özne olarak yaklaşan bir anlayışla bu okuryazarlık yürütülmelidir. Çocukların yeni medya ortamlarını özgür ifadeye açık ve hak savunuculuğu yapabilecekleri birer mecra olarak kullanmalarını savunmak gereklidir.

Bu kavramın ve ait olduğu alan yazınının genel eğitim politikalarının bir parçası olarak düşünülerek eğitimin her aşamasına dahil edilmesi, her yaş düzeyinde ve ülke çapında yaygınlaştırılması gerekir.

Yeni medyanın sunduğu olanaklar yine yeni medyanın yarattığı tehditlere karşı; daha insancıl, dayanışmacı ve paylaşımcı bir dil için, nefret söylemi ve siber zorbalıkla mücadelede kullanılmalıdır.

Teknolojinin kendi başına politik bir akla sahip olmadığı, politik çıkarların hegemonik bir mücadele alanı olduğu bilgisinden hareketle yeni medya okuryazarlığı, her türlü bilgi uçurumuyla mücadele etmenin bir politik aracı olarak konumlanır. Kuşaklararası, bölgeler arası, kültürlerarası, kimlikler, topluluklar ve sınıflararası olduğu kadar toplumsal cinsiyete dayalı sayısal uçurumla da mücadele etmenin bir politik aracı olmalıdır.

Yeni medya okuryazarlığı toplumsal cinsiyet ayrımcılığına duyarlı bir zihniyet dönüşümünü içerir. Cinsiyete dayalı sayısal uçurumla mücadele etmek aynı zamanda toplumsal cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele için de bir politik yöntem olarak kullanılabilir.

Her türlü medya okuryazarlığına ilişkin veri oluşturmak üzere nicel ve nitel araştırmaların yapılmasını özendirmek gereklidir, bu konuda araştırma desteklerini arttırmak üzere konuya tarafların ve ortakların katılımıyla bilim politikası geliştirilmelidir. Akademinin bilgi üretimindeki rolü bu bağlamda önemlidir.

27 Şubat 2015

Düzenleyenler: Alternatif Bilişim Derneği ve Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi

Kongre için bakınız: www.yenimedya.org.tr

İletişim İçin:  info@alternatifbilisim.org


II. Ulusal Yeni Medya Kongresi Üzerine: Okuryazarlıkların Kesişimselliği ve Öğrenme Sanatları Diyalektiği (1)

Mart 2, 2015

Aslı Telli Aydemir

Mart 2015

Neden yeni medyayla uğraşıyorum ki ben?

Yoksa yeni medya mı benimle uğraşıyor?!![2]

Yıl 2001. Mustafa Kemal Üniversitesi’nde Türk Kütüphaneciler Derneği’nin düzenlediği “Dijital Kütüphaneler ve Arşivcilik” başlıklı kongresine “Elektronik Kütüphaneler ve Kronik Amnezinin Siber-Akut Tedavisi” adlı bir bildiriyle katılıyorum. Sunumum esnasında kavramlar tanıdık gelse de birçoklarına göre havada uçuşan bir hoş sada kıvamında…Bunun birkaç nedeni var aslında. En dikkat çekici olan birçok siber-jargonun Türkçe’ye kazandırılmamış olması. Hiç kuşkusuz biz araştırmacı-akademisyenler, bu konuyu ciddiye alıp alan yazınına Türkçe terim çevirileriyle, gerekirse tartışma platformlarında görüş paylaşarak katkıda bulunmalıyız. Ancak bununla kalmaması da şart. Zira terimlerin yerleşmesi, toplumun ta son kullanıcıya, deyim yerindeyse geç adapte olan teknolojiye uzak kişilere ulaşana kadar yeni ve farklı kullanımları sindirmesini sağlamalı. Bunun için de çapraz okur-yazarlık şart!

Çapraz okur-yazarlıktan (transversal literacy) ne kast ediyorum? Okuduğunu anlamakla kalmayıp, metin ya da çoklu medya hakkında eleştirel düşünebilen, sorgulayabilen bir toplumsal sermayeden söz ediyorum aslında. Başta Hasan Akbulut, Mutlu Binark ve Tuğba Asrak Hasdemir hocalar olmak üzere bu konuda ciddi emek harcayan ve izleyenlere düşün yolu açan engin zihinler vardı bu yılki II. Ulusal Yeni Medya Kongresi’nde. Tema Yeni Medya Okuryazarlığıydı. Mustafa Akgül hoca bize açılış konuşmasında, “Ben ilk bilgisayar ve internet Türkiye’ye geldiğinde de buradaydım. Meraklanmayın, hala ümit var. Direnmeye devam☺” mesajı verdi. Tüm dijital gözetim, engelleme, bloklama ve hukuk dışı müdahalelere rağmen, anlık da olsa rahat soluk almamızı sağladı deneyimi ve birikimiyle sevgili Akgül hoca. Burak Özçetin’in savunma sanatlarında önerdiği 4 ayrı kulvar ve yöntembilim bizi tekrar ayılttı ve mücadelenin çetin ama mümkün olduğunu hatırlattı.

Hiç unutmayalım, n’olur, hepimizin internet deneyimi kayda değer. Bir kısmı belki de hatırlamak istemediğimiz maceralarla, ilişkilerle, belki de yaftalamalarla dolu. Ama o kısmından öğrendiklerimiz, diğer kısmına değer katıyor olmalı. İşte tam da bu noktadaki diyalektik arzuları, kararsızlıkları, heyecanları, belki de pişmanlıkları paylaşmamız için bir yol açıldı milenyum sonrası: Adına Dijital Hikaye Anlatılarıdiyorlar. Transmedya öykülemesi diyenler de var. Çoklu medyanın, medyanın geçişkenliğinin ve birlikte varoluşunun adeta kutlandığı bir noktada, tam da kesişim noktasında üreyen bir yöntem. Burcu Şimşek’in bu bağlamda Türkiye’ye taşıdıkları çok değerli ve işte geçen hafta kongre esnasında yaptığı atölyeyle paylaşma olanağı buldu meraklılarıyla: http://yenimedya.org.tr/content/at%C3%B6lyeler

Şeylerin interneti kavramını sık duyar olduk literatürde; tam olarak üzerine eğilen ve geleceğe dönük getirilerin neler olabileceğini masaya seren ilginç bir atölye çalışması da Ahmet Sabancı’dan geldi. Eminim bundan sonra internetten konuşurken “şey” dersek, ifade zorluğu çekip araya sıkıştırdığımız kelimeden çok daha fazlasını kast ettiğimiz anlaşılacak(!) Mehmet Atakan Foça’nın “Dijital Çağda Doğrulama Atölyesi” de bir başka keyifliydi. Paylaşılan görsellerin teknik özelliklerinden tutun, olay anını belli fiziksel-coğrafi-tarihi-kültürel özelliklere bağlı olarak irdeleyip doğru olanın izini sürmenin yollarını hep birlikte aradık. Açık kaynak olarak varolan belli araçlar dışında özgür yazılım kullananlara yönelik de araç önerileri pakedi oluşturmak üzerine yapıcı eleştirimi atölyenin hemen sonrasında ilettim. Atakan’ın kısa zamanda bu konuda da kendini yenileyeceğine eminim.

Yeni medya sanatlarına farklı bir soluk getiren “Dalgalar” atölyesi, Veri Gazeteciliği ve her zamanki Crypto-Party etkinlikleri de farklı yelpazeye yönelik etkinliklerdi ve oldukça ilgi çekti. 480 tekil katılımcıya yüz-yüze ulaştığımız, sayısını bilmediğim oranda canlı yayını izleyen, bizlere tweetleriyle ve sosyal medya paylaşımlarıyla destek olan herkese müteşekkiriz. Bu alana gönül veren öğrencilerimiz bizi yalnız bırakmadı. Yerine göre basit gibi görünen ama düşündürücü sorularla bizleri başka boyutlara taşıdılar, sağolsunlar. ÇOÇA’dan Melda Akbaş’ın 2. günün ilk etkinliği Forum’da “Dünyaya seslenmek isteyen bir çocuk” üzerine söyledikleri yüreğime saplandı sanki ve tüm gün boyunca taşıdığım güçlü ses oldu☺ Nilüfer Timisi hocamızın engin dağarcığına, yeni medyayı pürüzsüz ifade etmesine ve moderasyon maharetine bir kez daha hayran kaldım. #yenimedya2015 etiketiyle üreyen zihin örüntülerine göz atmanızı öneririm.

Alternatif Bilişim Derneği üyeleri ve gönüllüleri olarak kongre hazırlık sürecinde öğrendiklerimizin deformasyona değil gelecekte yapacaklarımız için pozitif transfere dönüşmesi ümidiyle 1–2 satır karaladık. Bizleri ta Danimarka’daki minik ekranından izleyen ama sihirli enerjisiyle hiç yalnız bırakmayan Günseli Bayraktutan ve yeni medya için atan gönüllerin sevilen hocası Erkan Saka’yla birlikte aşağıdaki metni ürettik. Öz düşünümselliği biraz olsun terletebilir ama özünde ayrımcılığa karşı dayanışma, bizlere sürekli dayatılan hiyerarşiye kapılmadan dağıtık-yatay düşünmenin ve birlikte üretmenin önemine değinen birkaç meslektaş kelamı…Anlayışınıza ve sabrınıza sığınarak paylaşıyorum.

Yeni Medya Okuryazarlığını Tartışırken Üniversiteyi Yeniden Düşünmek

Ortak düşünmeye, sorgulamaya evrensel birikimin mutfağının, üniversitenin, en iyi ev sahipliği yapacağını düşündük ve işte 2. Ulusal Yeni Medya Kongresi kapsamında hep birlikteyiz. Hazırlık sürecinde eksik olan, enerjimizi sadece bu etkinliğe ayırmamızı engelleyen bir kıvılcım vardı sanki. Bir de üzerine organizasyon yapmanın yıpratıcı etkisi eklenince aslında akademinin, sosyal bilim yapmanın, kurumsal olarak üniversitelerin ve gerek araştırmacı gerek akademisyenlerin bireysel varlıklarının da yeniden sorgulanması gerektiğini düşünür olduk… Medyanın yeni halleri üzerine tartışmaların yapılacağı, bilimsel çalışmalarda akranlar arası sözlü iletişim pratiklerinin masaya serileceği ve paylaşılacağı bir ortamda, gelenekçi akademinin çetrefilli bünyesiyle karşılaştık…Bu bünyeye ait değiştirilmesi gereken yönleri anmak, üzerine düşünmemizi sağlamak, yaptığımız her işin hem kurumsal, hem görünür hem de vicdani düzeyde muhasebesini yapmak da birincil sorumluluklarımızdan diye düşünüyoruz….Aksi halde başta kendimizi, daha da önemlisi birincil hedef kitlemizi aldatmış, hatta ortak çalışmanın sağlayacağı olanakları reddetmiş olurduk. 1,5 yıllık ön hazırlığın muhasebesini beraberce ve yüksek sesle yapmak istedik. Bizce eksik olan ve ivediyetle düşünülmesi, tartışılması gereken unsurlar:

  • Ortak çalışma kültürüne sahip olmamak, bunu başarmış olanların deneyimine inanmamak, direnmek
  • Şeffaf iletişimin eksikliği (kanallar var ancak işletilmesi çeşitli nedenlerle mümkün olmayabiliyor)
  • Profesyonel deneyimin moderasyon ve iyileştirme amaçlı değil hiyerarşi kurma amaçlı kullanımı (bunu özellikle akademi-sivil toplum-gönüllülük paydasında somut örnekleriyle yaşadık)
  • Yatay iletişime direnme, daha da önemlisi bu iletişimin deneyimlenmesi sürecine yönelik güvensizlik
  • Herhangi bir bilimsel etkinliğin hangi amaçla yapıldığına dair uzlaşı (girişimci üniversite, YÖK akademisyenliği gibi bağlamların ortaya çıkması)
  • Hem sürece yönelik hem de bireysel anlamda sorgulama, bu ekosistemin akranlar/ eşler içinden geliştiğini bilmek ve ona göre adım atmak

Paydaşların nitelik ve nicelikleri çeşitlendikçe ortak çalışma yollarının daha da tıkanacağı endişesiyle, bu aşamada ve burada, hep birlikteyken müdahale etmek istedik. Umuyoruz, öz eleştiriden başlayınca gerisi daha yapıcı, paylaşımcı ve geliştirici bir deneyim ortaklığına dönüşür.

Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

Günseli Bayraktutan, Aslı Telli Aydemir, Erkan Saka

[1] Kongre web sitesi: www.yenimedya.org.tr

[2] R.Stallman’ın İstanbul turu esnasında Hackerspace ve FSF gönüllülerinden Nermin Canik’e Facebook hesabı kullanıp kullanmadığı konusunda “You are not using Facebook; Facebook is using you,” şeklinde verdiği bilge yanıttan etkilenmiş olmalıyım (!)

Bonus: 

YMk2 Açılış konuşması tam metni

Kaynak: http://erkansaka.net/asli-telli-aydemir-aslitelliden-ii-ulusal-yeni-medya-kongresi-uzerine-ve-bir-ortak-metin/


Internet, Yeni Medya ve Özgürlükler

Mart 2, 2015

Yeni Medya Çalışmaları II. Ulusal Kongresi’nin 26 Şubat 2015 tarihindeki açılış konuşmasını Türkiye’de İnternet’in gelişmesinde büyük emeği geçen Doç.Dr. Mustafa Akgül yaptı. Akgül ‘ün konuşmasının tam metnini yayınlıyoruz.

Mustafa Akgül

Bu konuşmada, ben İnterneti nasıl anlıyorum, nasıl görüyorum; İnternet için ne yapmaya çalıştım, çalışıyorum, İnternet için kalın çizgileri ile ne yapılmalıyı, yeni medya ve özgürlük bağlantısına ağırlık vererek anlatmak istiyorum.

İnternet, Soğuk Savaş günlerinde, Sputnik’in yarattığı şok sonrasında, ABD’nin Bilim ve Teknolojiye yönelmesinin yarattığı ortamda bir proje olarak ortaya çıktı. İnterneti ortaya çıkartan ARPANET projesi, Ordunun Araştırma Ofisince fonlandı. Ama, İnternetin ABD Ordusu için, askeri amaçlarla geliştirildiğini söylemek haksızlık olur. Licklider “Galactik Ağ” ile bugünlere yakın bir ağ hayal ediyordu. Bu 1963 de oldu, ArpaNet’in ilk düğümünün kurulması 1969 Eylül, TCP/IP’nin kullanıma girmesi Ocak 1983, webin ilk tasarımı 1989, ayağa kalkması ise 1993’de oldu. Bizim İnternete bağlandığımız yılda 1993 idi.

Kanımca, İnternet insanlığın gelişmesinde Sanayi Devrimi boyutlarında bir gelişmeyi temsil etmektedir. Neelie Kroes, AB’nin önceki başkan yardımcısı ve Sayısal Gündem Komiseri, İnterneti toplumu yeniden yapılandırmada açısından, elektrik, matbaa ve sanayileşme toplamından daha fazla olduğunu söyledi. İnternet, hepimizin yaşamını köklü olarak değiştirdi. Bazılarımız, İnternet öncesini hatırlıyor ama genç kuşaklar İnternetsiz bir yaşamı hiç görmedi. Peki, İnterneti nasıl algılamalı? Nedir İnternet? Buna herkes muhtemelen farklı bir cevap verecektir. İnsanlık, bilim ve teknolojinin öncülüğünde yeni bir toplum biçimine geçişin sancılarını yaşıyor. Buna genelde, “Bilgi Toplumu” diyoruz. Bilgi hep önemliydi. Niye şimdi “Bilgi Toplumu” diyoruz? Ekonomik kalkınmasının ana motorunun, bilim, teknoloji, ar-ge ve inovasyon olduğu, kısaca “bilgi” bulutunda topladığımız, insan beynin ürünleri olduğunu anladık. Bunun sonucunda tüm ekonomik hayat, hizmetler, kamu yönetimi, eğitim, sağlık, eğlence, örgütlenme, halkla ilişkiler, pazarlama kısaca yaşamın tüm boyutları bir değişim, yeniden yapılanma sürecine girdi. Birey tarihte hiç olmadığı kadar öne çıktı; bireysel gelişme olanakları artı, kendi başına bir merkez oldu; kendi matbaası, radyosu, televizyonu, gazetesi mümkün. Bunu makul ücrete, bazen bedava, hızlı ve kolay, uzman olmadan, yapabiliyor.

Hepimiz İnternet sayesinde, sınırların fiilen ortadan kalktığı, sosyal ve kültürel açıdan birleşen bir dünyanın parçasıyız. Kitleler soysal ağlar üzerinden birleşmekte, örgütlenmekte, toplumsal, kültürel ve siyasal etkinlikler yapmakta. Dünyayı sarsan politik gelişmelere en azından katalizör olmakta. Dünya üzerinde dağılmış gönüllüler imece benzeri bir yöntemle tüm insanlığın ortak malı ürünler üretmektedir: Linux ve özgür yazılım dünyası, wikipedia, açık ders malzemeleri, creative commons lisanslı sanat ve fikir ürünleri gibi. Veriye dayalı paylaşım ekonomisi, akıllı ulaşım sistemleri, büyük veri temelli yeni uygulamalar, mobil uygulamalar, IoT, ağ temelli servislerin uzaktan verilmesi gibi pek çok yeni uygulamalar ortaya çıkmaktadır. Kısaca, devrimsel bir gelişmeyi hep birlikte yaşıyoruz. Gelişmenin ne yönde olacağınızı biraz sezinliyoruz, epey de yanılıyoruz. Bu gelişmeyi bireyler, STK’lar, kurumlar olarak etkileme gücümüz var.

İnternetin işaret ettiği Bilgi Toplumun bireyleri, bağımsız, inisiyatif alabilen, yaratıcı, farklı ve aykırı düşünebilen insanlar olacaktır. Bir başka deyişle, bu tür insanları yetiştiremeyen toplumlar, yarışı kaybedeceklerdir. İnternetin tüm toplumu, kamu yönetimini, iş dünyası, sağlık, eğitim, eğlence vs.yi her gün değiştirdiği ortada. İnsanların, toplum içinde eşit bir yurttaş hatta eşit bir dünya vatandaşı olması için bu teknolojileri çok rahat, kolay ve etkin kullanabilmesi gerekir. Bu hem kendini geliştirebilmek, toplumsal hizmetlerden yararlanabilmek, hem de toplumsal yaşama, özellikle siyasal hayata katılabilmesi için elzem olduğu aşikar. İnternetin dünyaya açılan bir sokak olarak düşünürsek, sokaktan gelecek çeşitli tehditler için güvenlik ve mahremiyetin korunması için ciddi bir okuryazarlık gerekmektedir. Gerekli okuryazarlık seviyesi, dinamik olmalı ve sürekli geliştirilmelidir. Bu okuryazarlık düzeyine bilgi/bilişim/yeni medya okuryazarlığı diyoruz. Bu okuryazarlık düzeyine ulaşamamış insanlar, eşit yurttaş olmak yeteneğini kaybedecek ve geri kalacaktır. İnternete erişim temel bir insan hakkıdır. Bu görüş, hem BM belgelerine hem de Avrupa Belgelerine (Konsey, Parlamento) ve Anayasalara girmeye başlamıştır.

Bu konuda 2 yeni eğilimden bahsedeceğim. ABD’nin önemli Bilgisayar Meslek Örgütü ACM, lise fen kolundan mezunların bir çok bilgisayar dersi alması gerektiğini söylüyor. Bir başka deyişle, Bilişimin temel kavramlarını her yurttaşa öğretmek zorundayız. Bilişim sistemlerini “büyülü tek tuş” sistemi algısından kurtarıp, olanaklarını, limit ve riskleri öğretmeli, ağ, veri tabanı, güvenlik, mahremiyet, etik, estetik, ifade özgürlüğü, hukuk temel kavramlarını öğretmeliyiz. Bunu tarihçiye, iş adamına, tarımcıya, öğretmene, kısaca her yurttaşa anlatmalıyız.

Yeni gelişen ikinci nokta programlamanın herkese öğretilme çabasıdır. Web’in kurucusu Tim Berners-Lee, inovasyon kongresinde herkese program yazmayı önermişti. Politikacılara programlama öğretmeliyiz ki, doğru düşünmeyi öğrensinler diyor. Programlama öğrenmenin düşünme alışkanlıklarını olumlu etkilediği, bütünsel düşünmeyi geliştirdiği düşünülüyor. Bu bakışın sonunda, ana okulunda programlama öğretme, programlama kampları, hacketonları, çalıştayları vs. ile bütün dünyada en başta gençleri programlamaya alıştırmak ve sevdirmek yönünde bir çaba söz konusu. Okul öncesi çocuklara da programlama öğretme çabaları var. Türkiye’de bu yönde kampanyalar ve çalıştaylar yapılıyor, bu konuda uzmanlaşan şirketler var.

Türkiye Ne Durumda ? Ne Yapılmalı ?

Kalın cizgilerle bakarsak, iyimser yönde dünya ortalamasını yakaladık, genelde Avrupanın gerisindeyiz. Bazı sektörlerde iyiyiz, finans, e-devlet hizmetlerin sunumunda, Uyap, Vedop gibi bir çok hizmette ödül aldık. Özgürlük, yasaklar, toplumsal cinsiyet, hukukun üstünlüğü, gelir dağılımı gibi indekslerde cok gerideyiz, yer yer utanılacak konumdayız. Türkiye bir yandan, İnternet ve temsil ettiği bilişim, ar-ge, inovasyonu teşvik için, e-devlet projeler, örnek vaka haline gelmekte olan fatih projesi için cömertçe para harcıyor, rol model olarak Bil Gates, Steve Jobs, Zukerman’ı öne çıkartıyor, öte yandan gerekli ön koşul olan özgürlükler, hukukun üstünlüğü, ifade ve basın özgürlüğü ve adil rekabet koşullarını sağlaması gerektiğini anlayamıyor, algılayamıyor, uygulayamıyor.

Türkiye İnternetin neyi temsil ettiğini kavrayamadığı için, İnternetin gelişmesi, toplumsal yarar sağlanması, toplumu bütünleştirmesi, dünya ile rekabetin önemli aracı olarak kullanmaya odaklanamamış, daha çok tasarruf, ihracatı teşvik gibi parçalara odaklanmaya çalışmıştır. Bu nedenle, bütünsel, tüm paydaşları kapsayan, ortak aklı ortaya çıkaran katılımcı yapılar kuramamış ve ortaya çok parçalı, daha çok marjinal problemlere ve dar çıkarlara odaklanılmış ve sonuçta Türkiye gemisinin rotası Bilgi Toplumuna dönememiştir. Gates, Jobs, Zukerman çıkartmak isteyenler, Twitter, Facebook ve Youtube’un kökünü kazımayı hedeflemişlerdir.

Benim eskilerde epey tekrarladığım bir önerimi kısaca izninizle özetlemek istiyorum: 1) strateji, 2) siyasal irade, 3) sorumlu koordinasyon merkezi (bakanlık, müsteşarlık), 4) her yıl gözden geçen eylem planı, 5) TBMM de komisyon, 6) yıllık, herkese açık değerlendirme, geri besleme yapıları (konferans). Bir başka deyişle, işin önemini kavramış bir siyasi liderlikle, tüm paydaşları içeren, tüm toplumu kapsayan, katılımcı, saydam, yönetişimi öne çıkaran yapılar kurmak gerekir. Gerisi gelir. Tekrarlamakta yarar var: özgürlük, hukukun üstünlüğü, aykırı ve farklı görüşlerin yeşereceği bir ortam ön koşul.

Peki, yeni medya okuryazarlığı yelpazesinde Türkiye ne durumda? Ben konu uzmanı değilim. Elimde sunacak bilimsel veriler yok. Deneyimlerimden hareketle bir kaç şey söylemek gerekirse; durum pek parlak değil. Konferanslara bildiri sunan, kurslara katılan, katılmak isteyenler, bilişim sınıfındaki öğrencilere bakınca durum düşündürücü. Hiç grup haberleşmesine katılmamış, açık yönergeyi anlamayan, yönergeyi okumayan, şu adrese yazın denmesine rağmen, o mesajı cevaplayan o kadar çok ki.

Kendi maceram konusunda bir kaç sey söyleyip bitirmek istiyorum. Bilkent’e 1987 Haziranında katıldım. Yurt dışında iken o zamanki İnterneti kullanmıştım. Birkaç ay sonra Bilkent, ODTÜ üzerinden bir terminal ile Bitnet ağı olan TÜVAKA’ya bağlandı, daha sonra kendi makinası üzerinden bağlandı. Bağlantı tüm ülke içinde 9.6Kps, idi. 89 yılında Ege’deki düğüm üzerindeki DOST listesinde niye TCP/IP (İnternet) ağına bağlanmıyoruz tartışması oldu. Ben o tartışmanın aktif katılımcılarından biriydim. 12 Nisan 1993’de Türkiye İnternete bağlandığında, herkese çok savunduğum İnterneti anlatmak zorunda hissettim. 1993 Bilişimde bir oturumda, Attila Özgit ve Ufuk Çağlayan’la buluştuk. Ufuk GOSIP hakkında, Attila TR-Net hakkında bende “İnternet: Eğitim ve Araştırma Yeni Olanaklar” başlıklığıyla konuştum. O yıl sonunda DIE’de istatistik Kongresinde İnterneti anlatan bir seminer verdim. Notları özet olarak Cumhuriyet Bilim Teknikte yayınlandı. 94 Şubatında Tubitak’ta Üniversitelere yönelik bir demo yapılmıştı. Benim notlarım gelişmişti. O dağıtıldı. 1994 yılında servis.net.tr çalışmaya başladı (ODTÜ’de). MAM’da benzeri bir servis başladı. Benim notlar, “İnternet: Bilgiye erişimin yeni araç ve olanakları” adıyla yayınlandı. 94 bilişimde “İnterneti Nasıl Geliştiririz?” konulu bir forum/çalıştay yaptık. Pek bir şey çıkmadı. Konuyu bilende azdı. Servis.net.tr ve MAM servisi ya x.25 üzerinden ya da şehirler arası tarifeden ve düşük kapasite modemlerle çalışıyordu.

Tr-net ile TT (PTT) arasındaki İnterneti birlikte büyütme projesi görüşmeler koptu. TT ihaleye çıktı. TUR-NET ortaya çıktı. İhalenin ertesi günü, inet-tr yapıldı. İnet-tr , üniversitelerde ortaya çıkan çatışmaları azaltmak, herkesi bir masa etrafında toplamak ve ortak akıl oluşturmak amacıyla ortaya atıldı. İlk konferans buna odaklandı. İnet-tr’96 yı yeni kurulan Yeditepe’de, ’97 de ODTÜ’de yaptık. Kamuya yönelik ve demokrasi oturumları hep öncelikliydi. İnet-tr’97 de özel bir kamu oturumu yaptık. Başbakanlıkla temas halindeydik, onlara ilk web, mail ve gopher sunucunu ben kurmuştum. 1997 konferansında Internet Üst Kurulu kurulma kararı çıktı. İlk toplantı Ocak 98 de idi. İlk toplantıdan sonra İnternet Haftası kararı çıktı. İnternet günü önerisi, İnternet Haftasına döndü ve 2 hafta olarak uygulanmaya başlandı. Şubat 98 de ise KamuNet konferansı yapıldı. İnet-tr’98 de ise Akademik Bilişime karar verildi. Kamunet 1 kere yapılabildi. Bazıları içten bazıları dıştan engellediler. Bu yıl İnet-tr’nin 20.sini yapacağız. Akademik Bilişimin 17.sini yaptık. İnternet Haftasının 18.sini yapacağız.

Bu arada bunlarla içiçe Özgür Yazılım ve Linux etkinliklerini yaptık. Linux kampını 2010’da başlattık. Akademik Bilişim öncesi 4 günlük kursları da 2010 da Urfa Konferansında başlatmıştık.

Tüm bu etkinliklerde iİnterneti toplumun gündemine taşımak, İnternet kültürünü yaymaya çalışmak, bilgi ve deneyim paylaşım ortamı sunmak, insan gücü yetişmesine katkıda bulunmak, ortak akıl oluşması için çaba harcamak, iyi bir örnek olmak, ve bu konuların tartışılması için bir platform oluşturmak hedeflenmişti. Bu platformları ayakta tutmaya çalıştık. Bunu benimle birlikte hareket eden, destek olan pek çok kişiyle birlikte yaptık. “İnternet Çetesi” sözünü duyanlar, bunun bizim çekirdek kadromuz olan Ufuk, Attila ve Ethem Derman’ı kapsadığını bilir. Ama, pek çok dosttan, internet gönüllüsünden destek aldık.

Peki bundan sonra ne yapmalı? Benim nacizane önerilerim: pozitif yaklaşmak, teslim olmamak ve elden gelen çabayı, olabildiğince örgütlü bir şekilde göstermektir. Bazı daha somut örnek olarak, bu konuların doğru terim ve çerçevede tartışılmasına çaba harcamak, bu konularda ciddi araştırma yapmak ve bunu yayınlamak (bilimsel dergilerle, sınırlı olmamak kaydıyla), İnterneti etkin bir şekilde kendi işimizi daha iyi yapmak için kullanmak, topluma örnek olmak ve destek isteyen gruplara destek olmaktan bahsedebiliriz. Topluma Entelektüel liderlik etmek akıldan çıkmaması gereken bir hedef. İnterneti diğer teknolojilerle birlikte kullanmaktan kaçınmamak, slacktivizm den uzak durabilmek önemli.

Ülkede ve dünyada yalnız değiliz. Eşit bir dünya vatandaşı olarak tüm dünya ile empati ve dayanışma içinde olmak gerekir.

İflah olmaz bir iyimser olarak, eski sloganımı tekrarlamama izin verin: İnternet Yaşamdır !


Yeni Medya Okuryazarlığı Politik Bir Meseledir, Genellikle Asimetrik ve Tahakküme Dayalı Toplumsal İşlevi Vardır

Mart 2, 2015
Alternatif Bilişim Derneği Üyesi Burak Özçetin : “Ama bu savunma sanatı olarak yeni medya okuryazarlığında söyleyeceğimiz şey şu: Asıl bizi korumaya çalışanlardan kendimizi nasıl koruyacağımıza dair bir sanat ve zanaat geliştirmek. Burada 2 olağan şüpheli var. Bunlardan biri devlet, diğeri de şirket. Sadece devletler değil, şirketler de sizi izliyor; ne yaptığınızı, ne ettiğinizi, nereye gittiğinizi, her an nerede olduğunuzu. Ve aslında bir yandan da biz de çok gönüllü, içten bir şekilde de bu süreçlerin bir parçası oluyoruz.”

Perşembe günü Kadir Has Üniversitesinde başlayan “Yeni Medya Çalışmaları II.Ulusal Kongresi” sırasında bir hayli ilginç oturumlar vardı. Bunlardan birisi de, Akdeniz Üniversitesi öğretim Üyesi Burak Özçetin’in sunumuydu.

Uzun süredir malum “sosyal medya kullanımı”, “troller”, “Fuat Avni” filan tartışıyoruz. Bu sunumda, hemen hemen bunun tamamına yönelik bir tartşma var. Bu nedenle önemli bir sunum olarak değerlendirdik. Önce vakti olmayan turk-internet.com okuyucuları için kısaca özetledik ama devamını okumak isteyenler için, –kendisinden izin alarak– asıl sunumu video ve içerik olarak da ekliyoruz. Çünkü bu konuların tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Özçetin’İn sunumunda ilgimizi çeken maddeler şunlar oldu;

  • Günümüzün Yurttaşlık tanımı nedir?
  • Yeni medya okuryazarlığı ama nasıl?

    Özçetin’e göre, “Yeni medya okuryazarlığı” teknik ya da pedogojik olmaktan çok politiktir. 4 başlık altında okunabilir.

    1. Sükun Sanatı Olarak yeni Medya okuryazarlığı
      • Karşı karşıya kaldığımız metinler, anlamlar hiçbir zaman saydam değildir.
      • Bütün verilerin artık arkasında mutlaka ve mutlaka toplumsal iktidar ilişkileri ve genellikle de asimetrik ve tahakküme dayalı olan toplumsal işlevler vardır
    2. Savunma Sanatı Olarak yeni Medya okuryazarlığı
      • Asıl bizi korumaya çalışanlardan nasıl korunacağız?
      • Bilgiyi şifrelemek, şifreyi çözmekten daha kolaydır.
    3. Taarruz Sanatı Olarak yeni Medya okuryazarlığı
      • Akrif izleyicilik, sadece izlemeyen, yorum katan izleyicilik
      • Örgütlenme, eyleme katılma, bir araya gelme, yaratma, kendi medyanı yaratma, kendi içeriklerini oluşturma, kendi katılım kanallarını geliştirme
      • Zorunlu “ hack kültürü ve ahlak bilgisi” dersi
      • Hacklemek, size verilen teknolojileri olduğu haliyle kabul etmek yerine, belki bozmak ama yeniden yapmaktır.
    4. Özgürleşme Sanatı Olarak yeni Medya okuryazarlığı
      • Yeni medya kanallarındaki bilgi ile ilişkiye geçmek, bilfiil pratikteki hallerine odaklanmak ve bu halleri ile bir diyalog geliştirebilmek

“Yeni Medya Okuryazarlığı ve Katılımcı Yurttaşlık Sanatı” başlıklı bu sunumu aşağıda tamamıyla ve Özçetin’in kendi kelimeleriyle sunuyoruz;

Kadir Has Üniversitesi’ne, İletişim Fakültesi’ne çok çok teşekkür ediyorum, şahane bir ev sahipliği yaptılar. Ben, Burak Özçetin, Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim üyesiyim aynı zamanda Alternatif Bilişim Derneği üyesiyim. İkinci kimliğim ile bugün buradayım. Bugün, yeni medya okuryazarlığı ve katılımcı yurttaşlık üzerine konuşacağım. Yalnız, bildirimde de gördüğünüz üzere, programdan biraz daha farklı bir ismi var; içeriği değişmedi ama üzerinde düşündüğüm ve zamanla biraz oturan bir kavram yansıdı metne: “Yeni Medya Okuryazarlığı ve Katılımcı Yurttaşlık Sanatı. “

Hepinizin bildiği üzere bu oturumlar boyunca sürekli üzerinde duracağımız meselelerden birisi, günümüzde yurttaşlığın nasıl bir yeniden anlamlandırma ile karşı karşıya olduğu. Mevcut yurttaşlık paradigmalarının artık günümüz toplumlarında yurttaşların aktif bir şekilde eylemeye, siyasal eyleme katılmaya çok da yeterli araçlar bu çerçevede sunamadığını ve yeni medya çağında – üstüne ne derseniz deyin; dijital çağ, yeni medya çağı, artık ne derseniz deyin- artık yeni bir algıya ve yeni bir anlayışa sahip olmamız gerektiğine dair bir mutabakat var.

Ben bu çerçeveden hareket ile, “ yeni medya okuryazarlığı ama nasıl?” gibi bir soru ile başlamak ve bu “ nasıl?” sorusuna 4 ayrı sanat ya da zanaat – tam da Richard Sennett’in “Zanaatkâr” isimli kitabında anlattığı şekliyle- bir sanat ve zanaat olarak yeni medya okuryazarlığının nasıl ele alınabileceğine dair bir öneri, politik bir öneri sunmak istiyorum.

Bunlardan birincisi bir yapı sükun sanatı olarak, kelimenin tam da bildiğimiz – biraz sonra da açacağımız anlamıyla- bir yapı sükun sanatı olarak yeni medya okur yazarlığı, bir savunma sanatı, zanaatı olarak yeni medya okuryazarlığı, taaruz sanatı olarak yeni medya okuryazarlığı ve bir özgürleşme sanatı olarak yeni medya okuryazarlığı.

Az sonra göreceğimiz üzere, bu 4 farklı zanaat ya da sanat aslında vatandaşlık sanatı ya da yeni vatandaşlık zanaati dediğimiz şeyin iç içe girmiş bir şekilde besleyicilerinden biri olarak ele alabileceğimiz bir vatandaşlık sanatına götürecek bizi.

Sükun Sanatı Olarak YMO : Karşı karşıya kaldığımız metinler, anlamlar hiçbir zaman saydam değildir.

“Sükun sanatı olarak yeni medya okuryazarlığı”ndan aziz dostumuz Roland Barthes bize bir şeyler anlatıyor. Barthes’in anlattığı şekli ile karşı karşıya kaldığımız metinler, anlamlar bunlar hiçbir zaman saydam değildir. İzlediğimiz şey, semboller, simgeler dediğimiz şey, buların hiçbiri, hiçbir zaman saydam, nötr, bağımsız, tarafsız şeyler değil; bütün verilerin artık arkasında mutlaka ve mutlaka toplumsal iktidar ilişkileri ve genellikle de asimetrik ve tahakküme dayalı olan toplumsal işlevi vardır içgörüsünden ya da öngörüsünden hareket edeceğim.

Burada da ilk nokta, yeni medya okuryazarlığının teknik ya da pedagojik bir mesele olduğu değil, tam da politik bir mesele olduğuna dair bir vurgu. Az önce de bahsettiğim gibi, gerçekliğin saydam temsilini değil – medya metinlerinin- gerçekliğin toplumsal inşasında etkili birer etken olarak ele alınması gerektiğine dair bir durum.

Yine, Barthes’ten aldığımız bütün metinlerin, karşı karşıya kaldığımız bütün medya metinlerinin doğallığını ve bu doğallığın arkasında yatan asimetrik toplumsal iktidar ve tahakküm ilişkilerini sarsmaya yönelik bir okuma.

İdeoloji ve kültür eleştirisi her türlü sistemin hâkim değer ve ideolojinin çözümlenmesi ve medyanın ekonomi politiğini yani bize bu metinlerin nereden geldiğine dair bir algının bir şekilde yerleştirilmesi, ki ‘ekonomi politik’ten kastımız, sadece emek süreçleri ya da klasik anlamı ile sahiplik yapıları değil, günümüzde duygulanımsal emek, bilişsel emek, vs gibi kavramları da içerecek daha geniş bir perspektifin yerleştirilmesi gerekiyor.

Ve bu konunun çok sevdiğim sorularından birisi, ne ile karşılaşır ise karşılaşsın sorduğu, “ bu karşılaştığımız şey kimin çıkarına?”

Karşı karşıya olduğumuz metinler, karşı karşıya olduğumuz medya metinleri bunların kimin çıkarına olduğuna dair bir içgörünüm ya da bir çerçevenin yerleştirilmesi. Yani katılımcı bir yeni medya okuryazarlığı paradigmasının ilk “öğretmesi”, – “öğretme”yi tırnak içine alıyorum çünkü dördüncü maddemiz bununla ilgili olacak- “tartışılması” gereken ilk şey, bu yapı sükun sanatı.

Savunma Sanatı Olarak YMO : Gözetleyen 2 Şüpheli; Devlet ve Şirket

En sevdiğim ikinci sanat ya da zanaat; savunma sanatı olarak yeni medya okuryazarlığı. Alternatif Bilişim Derneği’nin kem gözlere şiş –aynı zamanda siteye de girmenizi öneririm—sitesi ya da yine Phorm şirketine karşı yaratılan bir internet sitesi gibi.

Julian Assange bize “Şifrepunk”[2] kitabında – Metis Yayınları’ndan da Türkçe’ye çevrildi- şöyle bir şey söylüyor: “ Elinizdeki en önemli özgürleşme aracı olan internet, totoriterliğin bu güne dek görülmedik düzeyde tehlikeli bir yöntemi haline gelmiştir. İnternet, insanlık için tehlike arz etmektedir.”

Tabii, burada öcü bir şeyden ziyade, tam da savunma sanatından, savunma zanaatından mahrum olan bireylerin vatandaşların internette karşı karşıya kalacağı gözetim, denetim, fişlenme, kategorizasyon vs gibi tehditlere dikkat çekiyor. Ve burada “ korunma” sürekli bize vurgulanan noktalardan birisi. Ne diyorlar; “güvenli internet lâzım, korunmanız lâzım”.

Ama bu savunma sanatı olarak yeni medya okuryazarlığında söyleyeceğimiz şey şu: Asıl bizi korumaya çalışanlardan kendimizi nasıl koruyacağımıza dair bir sanat ve zanaat geliştirmek. Burada 2 olağan şüpheli var. Bunlardan biri DEVLET, diğeri de ŞİRKET.

Sadece devletler değil, şirketler de sizi izliyor; ne yaptığınızı, ne ettiğinizi, nereye gittiğinizi, her an nerede olduğunuzu. Ve aslında bir yandan da biz de çok gönüllü, içten bir şekilde de bu süreçlerin bir parçası oluyoruz; çok seve seve, bile isteye; gittiğimiz her yerde nerede olduğumuzu söyleyerek. İşte, forsquare’ler ile, swarmlar ile, Vine videolarıyla, Facebook’la, Twitter’la, location bilginizle, her şekilde sürekli devletlere ve şirketlere büyük bir data veri sağlıyoruz.

Burada pek çok konu var. Bunları açıklamak tabii ki burada mümkün değil ama Protect IT Act, Anti Multi XX Trade Aggreement, Deep Inspection Package yani Derin Veri Analizi, Güvenli İnternet, Phorm- geçenlerde güzel bir haber aldık Phorm ile ilgili- Gezinti, 5652 gibi her şeyde internet aynı zamanda bir sansür, denetim, gözetim ve fişleme aracı olarak- ve savunma sanatı olarak yeni medya okuryazarlığı tam da yine Assange’ın söylediği “bilgiyi şifrelemek, şifreyi çözmekten daha kolaydır.”

Tam da medya okuryazarı yurttaşların kendilerini bu tehlikeden, bu tacizden, bu sürekli gözetim halinden nasıl savunabilecekleri, kem gözlerden nasıl kendilerini savunabileceklerine dair bir sanat geliştirmek.

Taarruz Sanatı Olarak YMO : Kendi Yorumunu Katan İzleyiciler Olalım

Bu sanat ile ve diğer meseleler ile çok ilintili olarak bir taaruz sanatı olarak yeni medya okuryazarlığına gelelim. Burada “aktif izleyici” yani karşımızda olan şeyi sadece ve sadece medya mesajlarını basit bir şekilde temellük eden, absorbe eden basit bir izleyici değil, kendi yorumunu katan, o medya mesajlarını –istediği şekilde demeyelim tabii çok fazla tahrik etmiş oluruz ama– muhtelif okuma ile takip tutabilen yaratıcı bir dil. Ve burada vurgumuz taaruz sanatı olarak –militarist bir şey gütmediğimi de belirtmek isterim– örgütlenme, eyleme katılma, bir araya gelme, yaratma, kendi medyanı yaratma, kendi içeriklerini oluşturma, kendi katılım kanallarını geliştirme yönünde bir şey. Alternatif Bilişim masasında muhteşem bir derleme, bir kitap vardır; hemen “ Hack Kültürü ve Hactivizm” adıyla.

Alternatif bilişimin e-mail listesinden gelen bir espiridir- mümkünse zorunlu din derslerinin kaldırılıp yerine zorunlu “hack kültürü ve ahlak bilgisi” derslerinin konulması yönünde bir öneri.

Buradaki hackerlıktan kastımız – aman yanlış anlamayalım – TDK’nın hackerlik tanımı; korsan, çalan, çırpan, yaygınlaştıran, izinsiz verileri satan vs gibi çok feci bir hacker tanımı şeklinde. çok feci başka tanımların yanı sıra- Buradaki hackerlik aslında merak etmek, oynamak, size verilen şeyleri verili haliyle kabul etmemek, bozmak.

Aslında hacker manifestolarında çok güzel şeyler vardır: Bir öğrenci yurdundasınız, makarna yapacaksınız, hiçbir şeyiniz yok, cattle’ı kullanıyorsunuz makarna yapmak için, aslında makarna yapmak eylemi ya da yemek yapmak eylemini hacklemiş oluyorsunuz ya da MIT’Nin kadar uzanan tarihinde eşek şakalarından vs. lere kadar uzanan ya da elinize gelen videolar, bilgisayarlar, vsler… – ben öyle bir çocuktum ve hâlâ öyle bir çocuğum- ne gelirse gelsin içini açıp bakmak isterim. Nasıl çalışıyor bu?

Hacking böyle bir şey, hacklemek böyle bir şey. Size verilen teknolojileri olduğu haliyle kabul edip, Akgül hocanın söylediği gibi, “tek tuş teknolojisi, kolay kullanım, tek tuş ile erişimler” yerine… “Çok tuş ile iletişim, etrafından dolanarak iletişim, merak ederek, kırarak, bozarak iletişim”.

Genellikle biliyorsunuz bu tür elektronik eşyaların içlerini açma işleminin sonucu genelde bozulur ama hackerlik tam da bu “bozarak yeniden yapmak”.

Yani, taarruz sanatı olarak YMO’dan bir yandan bir örgütlenme meselesi olarak interneti ele almak ya da alabilmek, bir bağlantılanma meselesi olarak ele alabilmek, bir yandan da bir hacking, bir hackleme meselesi olarak ele alabilmek.

Özgürleşme Sanatı Olarak YMO : Yeni medya kanallarındaki bilgi ile ilişkiye geçerek, bilfiil pratikteki hallerine odaklanmak ve bu halleri ile bir diyalog geliştirebilmek gereklidir

Sonuncusu, bir özgürleşme sanatı olarak yeni medya okuryazarlığı. Naçizane- umarım ukalalık olarak addetmezsiniz- hem öğrencilerimiz, hem de ben ve eğitim meselesi üzerine düşünmeyi kendine dert edinen herkesin bu aralar başucu kitabı olmaya aday bir iki kitap var sürekli döne döne okuduğu: Jacques Ransier’in “ Cahil Hoca” ile “Özgürleşen Seyirciler” (isimli kitapları). Burada biz yeni medya okuryazarlığının bu 4 zanaat dediğimiz zanaatin dördüncüsü olan bir özgürleşme sanatı olarak görüyoruz yeni medya okuryazarlığını. Yeni medya okuryazarlığı buradaki önerim şu olacak: öğretilebilecek bir şey değil. Müfredata alınabilecek bir şey değil. Zorunlu ders önerisi yaptık, o ayrı ama bilen bir öznenin, bilen bir hocanın bilmeyen kitleleri aydınlatmaya yönelik –işte ne diyeyim- bir aydınlatma faaliyeti değil.

Şu alıntı biraz uzun olmakla birlikte –powerpointlerde çok hoş bir strateji değil böyle uzun alıntılar yapmak ama- çok güzel bir alıntıdır. Bunu bir okumak istiyorum:

      “ Cahil Hoca’nın – kitabın adı- böyle bir ad almasının sebebi hiçbir şey bilmemesi değil, cahilin bilmediğini bilme olayını reddetmesi ve bilgisiyle hocalarını birbirinden ayırmasıdır.
      Öğrencilerine kendi bildiğini öğretmez, onlardan şeyler ve göstergeler ormanında maceraya atılmalarını, gördüklerini ve gördüklerinden ne anladıklarını söylemelerini, bunu teyit etmelerini ve teyit ettirmelerini ister.
      Cahil hocanın bilmediği, kabul etmediği şey zekâların eşitsizliğidir. Her mesafe olgusal bir mesafedir ve her entelektüel edim, cehalet ile bilgi arasında kat edilen bir yoldur.
      Bütün o sınırları ile birlikte her türden sabitliği ve konumlar hiyerarşisini hiç durmaksızın kaldıran bir yol.”

Yani tekrar etmek gerekir ise, yeni medya okuryazarlığının ancak ve ancak “pedagojik bağlantı ” dediği öğreten –özne, öğrenen pasif-özne ikiliğinden ayrı olarak bir özgürleşim siyaseti, bir özgürleşim pratiği olarak öne sürüldükçe başarılı olabileceğini düşünüyorum.

Bunun da aslında bir açıdan yine öğreten bir öznenin kitleleri aydınlatması, kitlelere yeni medyayı nasıl kullanacaklarına dair bir çerçeve sunmasından ziyade, yeni medya kanalları internet, forumlar, siteler, networklar, vs’lerdeki bilgi ile ilişkiye geçerek, zaten halihazırda forumlarda, vs’de, her yerde güvenilir bulduğumuz yeni medya okuryazarlığının bilfiil pratikteki hallerine odaklanmak ve bu halleri ile bir diyalog geliştirebilmek olduğunu düşünüyorum.

Bu 4 sanat ile birlikte sunumumu kapatıyorum. Çok teşekkür ediyorum sabrınız için.

[1] Wikipedia / Roland Barthes

[2] Julian Assange : ŞifrePunk – Metis Yayınları

Kaynak: http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=49226

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 223 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: