Ocak 7, 2014

Slide1_1 Slide1_2


İnternet ve Sokak derlemesi yayınlandı.

Nisan 18, 2015

IMAG0424 Ayrıntı Yayınlarından Yasemin İnceoğlu ve   Savaş Çoban’ın derlediği İnternet ve Sokak kitabı yayınlandı. (2015).


İnternet haftasını kutlarken

Nisan 12, 2015

Yazan: Orkut Murat YILMAZ

22 yıl önce bugün, 12 Nisan 1993’te, kiralık bir hat üzerinden, ODTÜ’deki Bilgi İşlem Daire Başkanlığı Sistem Salonu’ndan NSFNet’e (ABD’deki National Science Foundation Network) TCP/IP protokolü üzerinden bağlanıldı. Türkiye’nin internet serüveninin başlangıcı sayılan bu olayın ardından, birçok kamu kurumu ve akademik kurum, ODTÜ’ye bağlanarak, ODTÜ üzerinden internete çıkmaya başladı.

O günden bugüne, gezegenimiz, Güneş çevresinde 22 kez tur attı. O gün doğan çocuklar, bugün ODTÜ’den mezun olacak yaşa geldiler. Ancak Türkiye’nin internetle olan ilişkisi, aşk ile nefret karışımı bir yerde, Mehteran’dan miras “iki ileri bir geri” ilerleme mantığı üzerine kurulu olarak debelenip duruyor. “Türkiye’de İnternetin Yaş Günü”nü kutladığımız bu günü, “Türkiye’de İnternet”i ve yaş günü kutlama programını inceleyerek geçirelim.

2014 TÜİK Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması bizlere, Türkiye genelinde hanelerin %46.5’inin, yani yarısının, henüz hiç internet ya da bilgisayar kullanmadığını gösteriyor. Kentlilerin %41’in, köylülerin ise %70.5’i hiç internet kullanmamış. Köyde kadınların %80’i, erkeklerin %59’u, kentte erkeklerin %31’i, kadınların %50’si internete hiç girmemiş. 22 yılda böyle bir istatistiksel duruma ulaşmak, “evde zor tutulan %50” istatistiksel durumuyla örtüşüyor.

4 Mayıs 2007’de, henüz “Türkiye’de İnternet” 14 yaşında bir çocukken kabul edilen, 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”la, web sitelerine erişimi engelleme geleneğinin başlamasından bugüne dek 8 yıl içinde 70.000’den fazla web sitesine erişimin engellendiğini tespit edebildik. Bu sayı resmi değil ve devletimiz açıklama yapmadığı için, sayıyı EngelliWeb topluluğunun çabaları ile tespit edilebilen “engelli web siteleri” listesinden alabiliyoruz. Topluluğun geçen yıl bu zamanlarda 30.000’den fazla web sitesine erişimin engellenmiş olduğunu tespit edebildiğini düşünürsek, devletimizin son 1 yılda, ondan önceki 7 yılda yaptığı toplam mesaiden daha çok mesai yapmış olduğunu anlayabiliriz.

“5651 Sayılı Yasa” hakkında AİHM tarafından verilen “İnsan Haklarına Aykırı” kararına rağmen, yasanın geçirdiği evrimi düşünecek olursak, en az sansür kadar endişelenmemiz gereken başka bir konu daha var: Gözetim. “Siteler yerine sayfaları engellemekten” bahseden bir yasa, tüm kullanıcıların tek tek hangi sayfalara girdiğini gözetlemezseniz işlevsiz kalmak zorundadır. Siteleri topyekün engellemek mümkünken, iş sayfalara gelince, kullanıcı ile web sitesi sunucusu arasındaki tüm trafiği gözetlemenizi gerektirir. 2013 Aralık’taki “Siteler yerine sayfaları engelleme” değişikliğinden 1.5 yıl önce başlayan DPI (Deep Package Inspection / Derin Veri Analizi) kullanımı, yasal altyapıya kavuşmanın ardından çeşitlilik ve derinlik kazandı. Bir zamanlar yalnızca Phorm kullanılırken, bugün TTNet’le Phorm’un sözleşmesi resmi duyuru ile bitirilse de, Palo Alto, Finfisher gibi araçlar çok çeşitli DPI işleri için kullanılıyor. Tüm trafiği analiz ederek, sizin kimliğinizin samimi arkadaşlarınızla dahi paylaşmadığınız yönlerini çıkarabilen bu araçlar, aynı zamanda, kendi müşterilerini de gözetlemeye yarıyor. Çünkü, bu araçların ezici çoğunluğu “Özel Mülk Yazılım”, yani birer kapalı kutu. İçerdikleri arka kapılarla, Türkiye’deki birçok kuruma ait bilginin, uluslararası veri karaborsasında satılabilir olmasını sağlıyorlar. Bir de, https karşısında çok da başarılı olamadıkları için, son yaşanan Twitter, Youtube erişim engellemelerinde olduğu gibi, sitenin tümünü erişime engelletmek zorunda kalabiliyorlar. Matematiğe şükürler olsun.

1984 başta olmak üzere, birçok distopya betimlemesinin kullanım kılavuzu gibi okunmasının sonucunda gelinen bu noktada, “Türkiye’de İnternet”in yaş gününü kutlamak biraz buruk oluyor. Bilişim STK Platformu tarafından düzenlenen etkinlikler ve yapılan açıklamalar da, bu burukluğu aşabilmek için bazı çözümler sunuyor. Dilerseniz, bu çözümlere birlikte bir gözatalım.

İlk olarak, Internet sözcüğünün anlamı üzerine odaklanmak gerekli. Internet, “Inter Networks Network”ün kısaltması. Yani “Ağlar Arası Ağ”. 2 ya da daha çok bilgisayarı birbirine bağladığınız zaman bir ağ kurmuş olursunuz. Sonrasında birkaç ağı birbirine bağlayarak, minik bir “Ağlar Arası Ağ” kurmanız mümkündür. Elbette, adından anlayabileceğimiz gibi, “Ağlar Arası Ağ” olabildiğine dağıtık bir yapıdadır. Bu nedenle, merkezileşmeden kaçınmak, “Ağlar Arası Ağ”da olmanın yollarından birisidir. Facebook, Youtube, Twitter gibi merkezi web siteleri, bu ruha ihanet ederek tekelleşmeyi bizlere pazarlar. Hiç değilse, İnternet Haftası sırasında, daha az merkezi sitede zaman geçirmek, bunun yerine küçük küçük siteciklerde gezinmek “Ağlar Arası Ağ”ın ruhuna uygun bir hareket olacaktır.

İnternetin büyük bir veri evreni olduğunu göz önünde tutarak, anlamlı verileri özgür bir biçimde (telif, patent gibi tuzaklara düşmeksizin) insanlık yararına sunmak da, İnternet Haftası’nın bir parçası olmalıdır. Her türden akademik, mesleki, kültürel verinin özgürleşmesi için, başta kendimiz olmak üzere çevremizdeki veri üreticilerini, kaynağı açmak, patent ve teliften kurtulmak için ikna etmeye çalışarak işe başlayabiliriz. Sonrasında üniversiteler, kamu kurumları ve şirketlere giderek, bu çalışmanın hepimize sağlayacağı yararı anlatmak hedeflerimizden olmalıdır.

Okullarda, öğrencilerin Vikipedi, OpenStreetMap gibi özgür veri kaynaklarından yararlanması ve daha ileri giderek katkı sunması özendirilmelidir. Hiç değilse bu hafta içinde eğitimciler ve velilerden bu yönde küçük bir adım atılması, çok anlamlı olacaktır.

Belediyelerin, yurttaşlarına ücretsiz internet olanağı sağlaması özendirilmeli, yurttaşların belediyelerden bu hizmeti, eğer vermiyorsa, istemesi için örgütlülükler oluşturulmalıdır. İnternet, bugün temel insan haklarından birisine dönüşmektedir. Bu nedenle, yurttaşlar tarafından talep edilmesi önemlidir.
Belediye ya da kamu kurumlarınca sağlanan, ancak bir türlü internet üzerine aktarılmayan hizmetlerin, internete geçiş sürecinin başlaması için yurttaşların inisiyatif alarak, kendileri ve çevreleri için önemli bir katkı sunmaya başlamaları, İnternet Haftası’nı kutlama biçimlerinden birisi olmalıdır. Böylece, birkaç yıl sonra ortaya çıkacak sürümlerde daha nitelikli olacak hizmetlere katkı sağlanmış olur.

Üniversitelerden çıkan tez, makale, rapor ve diğer yayınların, Open-Access / Açık Erişim kapsamındaki çeşitli platformlarda yaygınlaşması için üniversite yönetimleri ve hocalarla konuşmak da, yapılabilecek güzel işlerdendir. Dahası, çevrimiçi ders/kurslarla akademinin yaşamımıza katkılarını artıracak çalışmalara başlamak da bilime adanmış insanları mutlu edecektir.

Gözetimle mücadele etmek için, çeşitli güvenli iletişim araçlarını kullanmaya başlamak da İnternet Haftası’nın en önemli etkinliklerinden birisi olmalı. Sözgelimi, bu hafta Whatsapp kullanmak yerine TextSecure (iOS kullananlar için bu uygulama Signal adıyla indirilebiliyor) kullanarak, “İnternetin Ruhu”na katkı sunabilirsiniz. Yahut, TOR Browser kullanarak, çeşitli yasaklı sitelerde gezinebilir, internetin tadını çıkarabilirsiniz.

Herkese özgür, açık, şeffaf ve güvenli bir internet diliyorum.

Kaynak: http://www.evrensel.net/haber/110179/internet-haftasini-kutlarken


Panel: Dijital Ekosistemin İnsanları: Üreticiler, Tüketiciler, Yoksunlar

Nisan 11, 2015

Tarih: 13 Nisan 2015 Saat: 15.30
Mekan: İstanbul Şehir Üniversitesi-Batı kampüsü Sinema Salonu

Moderatör:
Mustafa Akgül, Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi – İNETD Başkanı
Panelistler:
– İsmail Hakkı Polat, Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi
– Yalçın Arı, Yeni Medya Uzmanı
– Zeynep Karagöz, Makers Hareketi Öncüsü – 5 Dakika Girişimi
– Nermin Canik, Free Software Foundation Europe Üyesi
– Aslı Telli Aydemir, İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi


Twitter, Facebook ve YouTube’un yasaklara uyması ne anlama geliyor?

Nisan 9, 2015

Görüşme: Çağıl Kasapoğlu

Türkiye’de sosyal medyaya erişim geçen hafta bir kez daha geçici olarak kısıtlandı.

YouTube, Twitter ve Facebook’a erişim engelinin getirilmesinin nedeni, İstanbul’da DHKC’nin rehin aldığı ve kurtarma operasyonu sırasında hayatını kaybeden savcı Mehmet Selim Kiraz’ın başına silah dayalı halde çekilen fotoğraflarının sosyal medyada paylaşılmasıydı.

Sosyal medya şirketleri mahkemenin talebi üzerine istenmeyen içerikleri sildi, sitelere erişim yeniden sağlandı.

Fakat uygulama bazı soru işaretlerini de beraberinde getirdi:

“Sosyal medyanın sansürlenmesi mümkün mü?”

“Kullanıcıların yasakla birlikte toptan engellenen erişim hakkı, bilgi alma ve iletişim hakkı ne olacak?”

Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) yakın aktif bir sosyal medya kullanıcısı olan Taha Ün şikâyetler doğrultusunda uygulandığını söylediği erişim kısıtlamasını doğru buluyor.

Hayatını kaybeden savcı Kiraz’ın başına silah dayalı halde çekilen fotoğraflarının paylaşılması gerekçesiyle getirilen karar için Taha Ün, “İki sebebi var. Birincisi, aile yakınlarının bireysel hakları, evrensel sebepler. Hiçbir çocuk babasını internette kafasına silah dayanmış halde görmek istemez. Diğer sebep de DHKP-C’nin terör örgütü olması. Bu içeriklerin kalması demek terör örgütünün propagandası demek” diyor.

  • ‘Bizim Twitter sansürlü’

Hukukçu akademisyenler Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak ise erişim engelleme kararlarına dün mahkeme yoluyla itiraz etti.

BBC Türkçe‘ye konuşan Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz, ana akım medyaya alternatif olarak öne çıkan ve sanal ortamda kullanıcıların kendilerini özgürce ifade edebildikleri, bilgi paylaşabildikleri özgür bir platform olarak görülen bu şirketlerin Türkiye mahkemelerinin aldığı her karara uyacaklarını söylüyor.

Peki şirketler bu kararlara uyarak kendi etik ve demokratik değerlerinden uzaklaşıyor mu?

Akdeniz bu sorulara “Evet, maalesef öyle” cevabını veriyor ve ekliyor:

“Sizin (İngiltere’de) aldığınız veya Amerikalıların aldığı Twitter hizmeti ile benim Türkiye’de aldığım Twitter hizmeti arasında çok ciddi bir kalite farkı oluştu. Bizimkisi sansürlü, her an hesabınız kapanabilir.”

Akdeniz’e göre Twitter gibi sosyal medya şirketleri “kapalı kalmak ve risk almak istemedikleri” için kararlara uyuyor ve “ekonomik çıkarları önde tutuyor.”

“Ama belki de almaları gereken bir risk o. Çünkü zulüm görüyorlar” diyor Akdeniz.

  • ‘Ülkemin saygınlığı daha önemli’

Taha Ün ise “Erişim engeli, Türkiye’deki kullanıcıları cezalandırmak adına yapılan bir girişim değil, Twitter’ı cezalandırmak adına yapılan bir girişim” yanıtını veriyor ve devam ediyor:

“Ben sonuçta telefonuma VPN’imi yüklerim Twitter’a girerim. Benim önümde bireysel bir engel yok. Burada Twitter’a ‘Sen benim vermiş olduğum karara uymazsan, ben de senin Türkiye’deki kullanıcılarına erişimini zorlaştırırım’ deniyor.”

“(Twitter) neden Türkiye’yi tanımıyorsun? Sanki Türkiye’yi sosyal mecraları kısıtlayan sansürcü bir hükümetmiş gibi göstermeye kimin hakkı var?”

“Benim insanlarımın, vatandaşlarımının güvenliği özgürlüğü, ülkemin saygınlığı benim Twitter’a girme özgürlüğümden çok daha önemli.”

  • Yeni düzenleme

Uygulamaya giren yeni internet yasasıyla beraber, internet sitelerine erişim kişilik haklarının ihlali gerekçe gösterilerek kolayca kısıtlanabiliyor.

Bireysel başvurular dikkate alınıyor. Yasanın 9’uncu maddesinde şu ifadeler var:

“İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.”

  • ‘Seçim öncesi engellemeler artacak’

Peki iki yıl üst üste seçim öncesi gelen yasaklar, seçim tarihi yaklaştıkça genişleyebilir mi?

Benzer uygulamaların tekrarlanma ihtimaline dair akademisyen Yaman Akdeniz, “Seçim öncesi daha çok olacak. Seçime kadar bu aç kapalar devam edecek. Seçime doğru tansiyon yükseldikçe farklı sebeplerle engellemelerde artış olacağını düşünüyorum” diyor.

Yaman Akdeniz, aynı yasa kapsamında Adana ve Hatay’da MİT’e ait TIR’ların durdurulmasına ilişkin haberlere ve Charlie Hebdo dergisinin karikatürlerini yayınladıkları için bazı gazete ve internet sitelerine getirilen yönelik kısıtlamalara dikkat çekiyor.

AKP’ye yakın sosyal medya editörü Taha Ün’e göre de bu uygulamalar tekrarlanabilir:

“Mutlaka böyle şeyler olabilir. İki temel nokta var. Birincisi Türk bireyin özel hayatı ve özel hayatın gizliliği ilkesi dünyadaki bütün kurumlardan, bütün şirketlerden ve sosyal medya platformlarından daha önemlidir. Twitter tekrar böyle bir sorunla karşı karşıya kalmak istemiyorsa, bu ilkeleri net bir şekilde uygulamalı”.

Türkiye’de 7 Haziran’daki genel seçim öncesi, ana akım medyaya alternatif olarak kullanıcıların ve seçmenlerin başvurduğu sosyal medya mecraları yeni kısıtlamalarla karşı karşıya kalabilir gibi görünüyor.

Bu da, özgür bir platform olarak öne çıkan mecralarda “bireylerin ifade özgürlüğü hakkının kısıtlanması” olarak yorumlanıyor.

Yaman Akdeniz, “Türkiye’deki televizyon kanallarında konuşmak ve gazetelerde yazmak genel olarak siyasi eleştiri anlamında çok zorlaştı” diyor ve şu yorumu yapıyor:

“Dolayısıyla insanlar sosyal medya platformlarını daha özgür gördükleri, kendilerini daha rahat ifade edebildikleri için Twitter’a, Facebook’a dönüyor, YouTube’u kullanıyor. Ama artık bu da zorlaştı.”

Kaynak: http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2015/04/150408_sosyal_medya_yasaklar


Social media platforms blocked again in Turkey

Nisan 8, 2015
By Heini Järvinen

Turkish authorities ordered access to 166 websites, including Twitter, Facebook and YouTube, to be blocked after photos of a hostage crisis that ended with the death of a government prosecutor were circulated in the social media platforms.

On 31 March 2015, in Istanbul’s courthouse, two militants took Mehmet Selim Kiraz hostage. He was the prosecutor in the controversial case of the killing of a teenage boy, who died after being hit in the head by a teargas canister fired by the police during the 2013 Gezi Park protests. After the eight-hour hostage drama at a courthouse, and an intervention by special police forces, Kiraz was rescued but succumbed to his injuries later in hospital. The two captors, with alleged links to the outlawed far-left Revolutionary People’s Liberation Party-Front (DHKP-C), were killed by security forces.

Just hours after the kidnapping, photos of one of the militants holding a gun to the hostage’s head were posted to Twitter, allegedly by the captors, from an account that was suspended shortly thereafter. They began immediately circulating in the platform, and were also published by several Turkish newspapers and news sites.

During the incident, TV journalists reporting from outside the courthouse were forced by authorities to cease live reporting. The following day, on 1 April, several media organisations who had published the images were denied accreditation to the funeral of Kiraz. The government accused them for “spreading terrorist propaganda”.

On 6 April, access to Twitter, Facebook and YouTube, along with 163 other websites and specific links to the stories published by Turkish newspapers, was blocked in Turkey, on the basis of a court ruling. The ban on Facebook was lifted rapidly, supposedly because it complied with the ruling before the expiration of the four-hour deadline imposed by the court. By the evening of 6 April, also YouTube and Twitter were accessible again, as the platforms had removed the content that the court deemed illegal. The photos could still, however, easily be found online, and a number of international news sites had already published it in their articles talking about the hostage drama and online censorship.

In recent years, online censorship has frequently raised concerns in Turkey. In March 2014, Twitter and YouTube were blocked, after recordings that raised allegations of corruption towards the Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and some of the members of his cabinet were posted to the social media platforms. The ban was lifted after the High Court ruled it unconstitutional.

Turkey blocks Twitter, YouTube, scores of websites after prosecutor’s killing (06.04.2015)
https://globalvoicesonline.org/2015/04/06/turkey-blocks-twitter-youtube-scores-of-websites-after-prosecutors-killing/

Turkey Twitter block lifted after image removed (06.04.2015)
http://www.bbc.com/news/technology-32194915

Turkey lifts ban on Twitter after it removes photos of slain prosecutor (07.04.2015)
http://www.euractiv.com/sections/enlargement/turkey-lifts-ban-twitter-after-it-removes-photos-slain-prosecutor-313563

Prosecutor dies of wounds after Istanbul hostage shootout (31.03.2015)
http://www.reuters.com/article/2015/03/31/us-turkey-hostage-idUSKBN0MR19T20150331?utm_source=twitter

EDRi-gram: Internet censorship and surveillance in Turkey (12.03.2014)
https://edri.org/internet-censorship-surveillance-turkey/

EDRi-gram: Turkey: Twitter ban lifted, YouTube still blocked
(07.05.2014)
https://edri.org/turkey-twitter-ban-lifted-youtube-still-blocked/

Source: https://edri.org/social-media-platforms-blocked-again-turkey/


AB vs Google…

Nisan 7, 2015

Yazan: Nazlı Orhon

Avrupa Birliği, Google’a arama sonuçlarını “manipüle etmesi ve şeffaf olmaması” iddiasıyla dava açmaya hazırlanıyor. Daha önce Amerika’da dava edilmekten son anda kurtulan Google, Avrupa Birliği davasından kaçamıyor. Avrupa Birliği’nden yapılan açıklamada Google’ın pazardaki büyük payını kendi lehine kullanması ve arama algoritmasının şeffaf olmaması nedeniyle dava açacaklarını belirttiler.

Avrupa Birliği, Google’a arama sonuçlarını “manipüle etmesi ve şeffaf olmaması” iddiasıyla dava açmaya hazırlanıyor. Daha önce Amerika’da dava edilmekten son anda kurtulan Google, Avrupa Birliği davasından kaçamıyor.

Avrupa Birliği’nden yapılan açıklamada Google’ın pazardaki büyük payını kendi lehine kullanması ve arama algoritmasının şeffaf olmaması nedeniyle dava açacaklarını belirttiler. 2010’dan beri gelen şikayetleri çok dikkatle incelemeye başlayan Avrupa Birliği yetkilileri, bu süreden beri yeterince delil toplandığını ve dava açmaya hazır olduklarını belirttiler (1).

Avrupa Komisyonu’nun resmi internet sitesinde yayınlanan açıklamada davanın nedenleri yayınlandı. İlk neden olarak, Google’ın kendi arama servislerini, rakiplerine göre çok daha fazla öne çıkardığının tespit edilmesi gösterildi.

Bir diğer neden olarak ise, Google’ın online reklamlardaki problemleri verildi.

Avrupa Komisyonu Rekabet Poliçesi Başkanı Joaquín Almunia yaptığı açıklamada, 2010’dan beri Google’ı mercek altına aldıklarını, gelen bütün şikayetleri değerlendirdiklerini ve artık dava açmaya hazır olduklarını belirtti.

Ayrıca Almunia, Avrupa Komisyonu olarak hem kullanıcıların hem de diğer rakiplerin rekabet ortamından fayda sağlamaları için çalıştıklarını fakat Google yetkililerinin rekabeti kendi lehine çevirmek için yaptığı davranışların adil olmadığını söyledi.

Daha önce Avrupa Birliği, Google’dan arama motoru fonksiyonunu, diğer işleri birbirinden ayırmasını istemişti (2).

Türkiye’den de bir örnek verelim. Geçen sene sonlarına doğru Google, arama algoritmasının kullanılmasına karşı değişiklik yapmış ve bir anda Hürriyet, Milliyet, Habertürk, Mynet gibi yayınların arama sonuç sıralaması alt sıralara almıştı (3).

Daha önce de yazısını yayınladığımız Kolumbiya Gazetecilik Okulu TOW Merkezi Direktörü Emily Bell, Reuters Enstitüsündeki konuşmasında “Artık okuyucuya hangi haberin ulaşacağı konusundaki karar, yayın organlarının verdiği bir karar olmaktan çıktı. Bu konuda belirleyici olan Silikon Vadisindaki bir grup şirket” diyerek Google’ın da içinde bulunduğu şirketlerden söz etmişti (4).

1. Statement on the Google investigation

2. Avrupa Parlamentosu Google’un Arama Motoru İşi ile Diğer İşlerini Birbirinden Ayırması Kararı Yayınladı

3. Google, Neden Milliyet, Hürriyet, Mynet’i Engelledi? Google Humminbird Algoritması Nasıl Çalışıyor?

4. Gazetecilik, Silikon Vadisine Karşı İnisiyatifi Eline Almalı, Teknoloji Gazeteciliği Özgürleştiriyor ama Kontrolü de Alıyor

Kaynak: http://www.turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=49583


Dijital Emek ve Karl Marx yayınlandı…

Nisan 7, 2015

C.Fuch’sun Digital Labour & Karl Marx/Dijital Emek ve Karl Marx adlı kitabı NotaBene (2015) yayınlarından çıktı.

Dijitalleşmenin kapitCBg201CVEAEREeSalist biçimde gerçekleştiği dünyada emek nasıl değişiyor? İnternete girerken, bilgisayarları ve akıllı telefonları kullanırken veya bir çağrı merkezi temsilcisiyle konuşurken bunların arkasında gittikçe görünmez hâle gelen emek “ağ”larını ve üretim ilişkilerini düşünüyor muyuz? Christian Fuchs, Dijital Emek ve Karl Marx kitabında bunları görünür kılıyor ve bizi düşünmeye çağırıyor. Bilgisayarların üretiminde kullanılan madenlerin çıkarılmasında köleleşen işçilerden, sosyal medya kullanıcılarının sonsuz şekilde sömürülmesi ve metalaştırılmasına kadar EİT endüstrisinin eleştirel ve karşılaştırmalı bir analizini bulduğumuz bu kitapta Marksist ekonomi politiğin günümüzü yorumlamadaki aydınlatıcı rolünü yeniden anlıyoruz. Kitabı okurken sosyal medyaya aslında hapsedilmiş olduğumuzu görüyor, kendimizi bir anda Kongo’da çatışmalara neden olan madenlerin içinde köleliğin tam ortasında buluyor veya çağrı merkezlerinin ev işine dönüşen emek sürecinde patriyarkanın rölünü görürken kapitalizmin giderek karmaşıklaştırdığı üretim ağlarını üzerimize nasıl ördüğünü ve bundan nasıl çıkacağımızı tartışırken buluyoruz./Senem Oğuz

Enformasyon teknolojilerini her kullandığımızda hatırlayacağımız şekilde bu ürünleri bize ulaştıran ve ömürleri kan ve ter içinde geçen işçileri ve köleleri anlatıyor; sosyal medyayı kullanırken metaya dönüştürülen kişisel verilerimizle aslında karşılığı ödenmeyen bir emek gücü olduğumuzu tartışmaya açıyor. Fuchs, Smythe’ninizleyici emeğinden ve çağdaş kültürel çalışmalardan başlayarak deneysel verilerle, yoğun sömürü ve kölelik örnekleriyle günümüzdeki teknolojinin oluşumunu anlatıyor. Kitap, Marksist çözümlemenin günümüzü anlamakta olgun ve başarılı bir kullanımını da gösteriyor. Bütün bu sömürü, kölelik anlatımını sadece çözümlemeyle, anlatmayla bırakmıyor, alternatif, sömürünün olmadığı ve ortak mülkiyete dayalı bir dünya kurmanın olası araçlarını da tartışıyor, sorguluyor./Tahir Emre Kalaycı


Twitter’a erişim açıldı….

Nisan 6, 2015

CB7UskKW4AAQFut


18. İnternet Haftası Başladı….

Nisan 6, 2015

Bu sene 18. düzenlenen İnternet Haftası başladı. İnternet Haftası’nı destekleyen 12 sivil toplum örgütünün bildirgesi TMMOB’da düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

İnternet Teknolojileri Derneği Kurucusu Doç. Dr. Mustafa Akgül, İnternet Derneği’nden Yavuz Günalay ile Alternatif Bilişim Derneği’nden Orkut Murat Yılmaz’ın katılımıyla açıklanan bildiride  özetle “2015 yılında, 22 yılın ardından, Internet Haftasında hala sansürden konuşmak utanç verici! Siyasi kadrolar, gündelik siyasi hesaplarını bir kenera koymalı ve yurttaşların temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermelidir” dendi.

Etkinlikler

18. İnternet Haftası etkinlikleri kapsamında 12 Nisan Pazar günü Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü’nde İnternet’in 22. Doğum Günü kutlanacak. Etkinlikte Türkiye’nin İnternet tarihçesi, güncel durum ve geleceğe bakış tartışılacak.

13 Nisan’da Şehir Üniversitesi batı kampüsünde Dijital Ekosistemin İnsanları başlıklı panel düzenlenecek.

14 Nisan’da da Ankara Barosu Konferans Salonu’nda Seçim Güvenliği Paneli yapılacak.

Güncellenen etkinlikleri şu sayfadan takip edebilirsiniz.

12 sivil toplum örgütünün imzasını taşıyan bildiri özetle şöyle:

Sansür ve İfade Özgürlüğü

* Sansür ve otosansür temel hak ve özgürlüklerimizi daraltıyor, ülkemizde çok uzun yıllar kendini ifade etme fırsatı bulamamış yurttaşların / toplulukların internetle yakaladıkları fırsatı ellerinden alıyor.

* Medyanın siyasi kutuplaşmaya paralel şekilde iki uca ayrıldığı bir ortamda, yurttaşlarımızın fikirlerini etkin bir şekilde ifade edebilecekleri bağımsız yegane mecra İnternet. 5651 numaralı yasa ve etrafında şekillenen yasal mevzuat bu mecrayı yok ediyor.

* Mevcut durum, kişilik haklarının korunmasının ötesine geçmiş ve bir baskı ortamına dönüştü. Yurttaşlar ve daha da önemlisi siyasetçiler, İnternet’in yatay düzlemini kabullenmeli, söylemlerini bu yeni düzleme göre değiştirmeli, onu geleneksel mecralara dönüştürme hevesinden vazgeçmeli.

Sayısal Uçurum

* 2014 TÜİK Hane halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırmasına göre Türkiye genelinde hanelerin 46.5’i hiç internet veya bilgisayar kullandı. Yani geçen 22 yılın ardından Internet, Türkiye’nin yarısı tarafından hiç kullanılmıyor.

* Hiç kullanmayanlar arasında kenttekilerin oranı %41 iken, kırda %70.5’e ulaşıyor. Yine kadın ve erkek arasındaki fark kırda %59’a – %80 iken kentte %31’e %50.

* Resmi rakamlar uçurumun derinliğini çok net bir biçimde tasvir ediyor. Sadece TÜİK rakamları değil, uluslararası gelişmişlik indekslerinde de Türkiye maalesef sonlarda yer alıyor.

* Bilgisayar ve İnternet kullanımında kadın-erkek ve kent-kır arasında süregelen sayısal uçurumu gidermek, ancak ilköğretim düzeyinden başlayarak müfredata sağlıklı bilişim teknolojileri kullanımı konusunda pedagojik ve analitik temelli içerik sağlayarak mümkün olabilir.

* Bilişim teknolojilerin eğitimi ülkenin kalkınması, dünya ile rekabet edebilmesi içinde önemlidir. Bu kapsamda özgür yazılımların önemine işaret etmek isteriz. Özgür yazılımlar tasarruf, güvenlik, istihdam ve rekabet açılarıdan önemlidir.

Dijital Gözetim

* Devletler ve şirketler bizlerden yasal veya yasadışı topladıkları datalarımızı temel hak ve hürriyetlerimize aykırı şekilde kullanıyorlar.

* Gündelik yaşamın birçok alanı güvenli hale getirme söylemini meşru kılmak ve risk yönetimi amacıyla dijital olarak gözetliyorlar.

* Türkiye’de yurttaş artık oldukça kapsamlı ve entegre bir elektronik veri tabanının içinde sayısal bir varlık haline getirilmiş halde.

* Mecliste taslak halde bekleyen kişisel verilerin korunması yasası son derece yetersiz, hatta hukuksuzluklara hukuki kılıf olacak nitelikte düzenlemeler içeriyor. Bu yasa bu haliyle meclisten geçmemeli. Yeni bir taslak STKların görüşleri doğrultusunda hazırlanmalı.

Yeni Medya Okuryazarlığı

* Yeni medya kullanım pratiklerinin gündelik yaşamın doğal ve rutin bir parçası haline gelmesi sonucunda, artık yeni medya okuryazarlığı yurttaşın temel bir gereksinimi haline geldi.

* Türkiye’de yeni medya okuryazarlığın her düzeyde geliştirilmesi için ilgili kamu kurumlarının ve STK’ların işbirliği yapılmalı.

Öneriler

Bildiride şu öneriler yer aldı:

* Bilişim ve İnternet stratejik sektör ilan etmeli. Bunun için en başta Bakan düzeyinde bir siyasal sahiplenme olmalıdır. Bunu, tüm paydaşları kapsayan, katılımcı saydam yapılar kurmalı, kamuoyunca açık ortamlarda yeterince tartışılan, gözden geçirilen eylem planları yapılmalı ve hayata geçirilmelidir. Yurttaş ve sivil toplum bu gelişmelerin odağında olmalı, gelişmler saydam ve katılımcı bir şekilde hyata geçmelidir.

* Yeni medya alanında üretilecek siyasal ve toplumsal politikalar öncelikle ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkını temel alarak tüm paydaşların katılımıyla farklı hedef kitlelere yönelik olarak geliştirilmeli.

* Türkiye’de sayısal uçurumu çözmeye yönelik eğitim politikası geliştirilmeli; eğitim seferberliği başlatılmalı.

* Türkiye’de var olan İnternet’in güvenli kullanımına yönelik çeşitli çalışmaların ilgili tüm kurum ve kuruluşları, STK’ları ve özel sektörü içerecek şekilde geliştirilmeli, işbirliği ve koordinasyonu sağlanmalı.

* Türkiye’de her düzeyde yeni medya okuryazarlığın geliştirilmeli.

* Medya yeni medyanın kullanımından kaynaklanan olanakları ve riskleri dengeli bir şekilde kamuoyuna sunmalı, toplumda doğru kanaat oluşumunu desteklemeli.

* Temel öğrenim kurumlarındaki “Medya Okuryazarlığı” ve “Bilgisayar” dersleri müfredatı dijital okuryazarlığı geliştirecek şekilde gözden geçirilmeli.

* 5651 sayılı kanunun ve ilgili diğer mevzuatın yurttaşın ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkı temelinde yeniden ele alınmalı.

* Yurttaşın kişisel verilerinin korunması anayasal bir hak. Bağımsız ve özerk bir yapı tarafından bu koruma sağlanmalı.

* Kullanıcı merkezli, kullanıcının haklarını odağa kalan tekno-sosyal politikaların geliştirilmeli.

İmzacı kurumlar

Bildiride imzası bulunan kurumlar şunlar:

Ankara Barosu Bilişim Kurulu, Alternatif Bilişim Derneği, Demokrat Bilgisayar Mühendisleri, EMO – Elektrik Mühendisleri Odası, ISOC-TR – İnternet Derneği,  INETD – İnternet Teknolojileri Derneği, İYAD – İnternet Yayıncıları Derneği, Korsan Parti Türkiye Hareketi, LKD – Linux Kullanıcıları Derneği, OKD – Okul Kütüphanecileri Derneği, PKD – Pardus Kullanıcıları Derneği, TBD – Türkiye Bilişim Derneği

Bildirinin tam metnini şuradan okuyabilirsiniz. (EA)

Kaynak: http://www.bianet.org/bianet/medya/163619-18-internet-haftasi-basladi?bia_source=rss&utm_content=buffer14add&utm_medium=social&utm_source=twitter.com&utm_campaign=buffer


18. İnternet Haftası Bilişim STKları Bildirisi: İnternet Temel İnsan Hakkıdır!

Nisan 6, 2015
  • İnsanlık, başını İnternetin çektiği devrimsel bir gelişmenin sancılarını yaşıyor. Sanayi devrimi boyutlarında bir değişimi yaşıyoruz. Başını bilim, teknoloji , ar-ge ve inovasyonun çektiği değişim, insanlığı adına Bilgi Toplumu, Bilgi Çağı dediğimiz yeni bir toplum biçimine taşıyor. Yaşamın tüm boyutları sürekli bir değişim içinde. Sektörler, meslekler değişiyor; bazıları yok oluyor, yenileri çıkıyor; ekonomi yeniden yapılanıyor. Bireysel gelişim olanakları artıyor, birey üretici ve tüketici olarak ortaya çıkıyor. İnternet, dünya ile rekabet etmek için olmazsa olmaz bir araç haline geliyor. Bireyi özgürleştiren, ona toplumsal katılım ortamları sunan yeni iletişim teknolojileri ile hepimizi eşit dünya vatandaşı oluyoruz. Biz sivil toplum kuruluşları, internet kültürünü yaymak, internetin Türkiye için önemini anlatmak, ülkemiz internet politikalarını tartışmak, yeni projeler başlatmak icin İnternet Haftalarını yapıyoruz. Bu yılda, Türkiye İnternetinin 22 yaşı nedeniyle, 6 – 19 Nisan tarihlerinde 18. Internet Haftasını kutluyoruz.

Dünyada İnterneti kullanan 3 milyar civarında insan var. 1 milyar civarında web var, ve internet alan adı sistemine kayıtlı bilgisayar sayısı 1 milyarı aştı. Facebookta 1.4 milyar kullanıcı, günlük 750 milyon mobil bağlantı var; twitter, instgram ve benzeri ağlar, insanların haberleşmeleri, ilgi, merak, bilgi ve deneyimlerini paylaşmasına ortam sağlamaktadır. Ülkeler, interneti ekonomiyi geliştirme, kamu hizmetlerini geliştirme, toplumsal katılımı artırmak, demokrasiyi geliştirmek için kullanmak çabasında. Dünya bireyin gelişmesi, toplumun üretken bir parçası olması için internetin önemli olduğuna karar vermiş ve bilgiye ve internete erişimi temel bir yurttaşlık hizmeti olarak ilan etmiştir. Bu temel hak, anayasalara ve hükümet programlarına girmeye başlamıştır. Bunun sonucunda sayısal bölünmeyi önleyici tedbirler alınmaya başlanmıştır.

Ülkemize gelince parçalı bulutlu bir gelişme görüyoruz; bu sıralar bulutlar daha fazla gözüküyor. Önemli gelişmelere rağmen, maalesef, ülkemiz bir bütün olarak, interneti ekonomik kalkınmanın, bireysel gelişmenin, toplumsal katılımın motoru olarak görememiş, marjinal problemlere odaklanarak, interneti olanak değil, başedilecek bir sorun olarak görmüştür. Ülkemiz, internet kullanımında dünya ortalamasını yakaladı, ama rekabet etmek istediğimiz ülkelerin gerisinde kaldık. Avrupada hemen her konuda sonlardayız. Keza OECD ülkeleri arasında sonlardayız. 2023 de İlk 10 ekonomi arasında olma çabasına uyumlu bir görüntü veremiyoruz. Bu nedenlerle, Internet Haftasını buruk bir şekilde kutluyoruz. Çünkü Ülkemiz Interneti hala bir tehdit olarak görmekte, yurttaşların katılımını teşvik etmek yerine, engellemeyi, sansürü, yasakları, gözetim ve olağanüstü denetimi tercih ediyorlar. 2015 yılında, 22 yılın ardından, Internet Haftasında hala sansürden konuşmak utanç verici! Siyasi kadrolar, gündelik siyasi hesaplarını bir kenera koymalı ve yurttaşların temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermelidir.

Ifade etmekten yorulduğumuz fakat sorumluluklarımız gereği yinelemekten yılmayacağımız bazı önemli problemlerin altını çizmek istiyoruz.

Sansür ve İfade Özgürlüğü

Ülkemiz İnternetin devrimsel bir gelişme olduğunu algılayamamış, “Don Kişot, Devekuşu ve Harakiri” ile özetlenebilecek bir tavırla adeta İnternete savaş açmıştır. Bu yaklaşımla, üyesi olmak istediğimiz batı demokrasilerinden çok, Rusya, Çin, İran gibi ülkelerin görüntüsünü vermekteyiz. Ülkemiz, kalkınmanın, ar-ge ve inovasyonun ifade ve basın özgürlüğünün tam olduğu, farklı ve aykırı fikirlerin yeşebildiği hoş görü ortamlarında olduğunu algıyamamaktadır.

Sansür ve otosansür temel hak ve özgürlüklerimizi daraltmakta, ülkemizde çok uzun yıllar kendini ifade etme fırsatı bulamamış yurttaşların / toplulukların internetle yakaladıkları fırsatı ellerinden almaktadır. Bu topluma zarar vermektedir. Medyanın siyasi kutuplaşmaya paralel şekilde iki uca ayrıldığı bir ortamda, yurttaşlarımızın fikirlerini etkin bir şekilde ifade edebilecekleri bağımsız yegane mecra Internettir. 5651 numaralı yasa ve etrafında şekillenen yasal mevzuat bu mecrayı yok etmektedir. Geçen yıl Nisan ayında tespit edilebilen engelli site sayısı engelliweb.com’un verilerine göre, yaklaşık 30 bin iken, bir yılın ardından 70 binin üzerine çıkmıştır. AİHM’in 5651 numaralı yasa için verdiği karar çok açıktır. Bu yasa ve bağlı yasal düzenlemeler iptal edilmeli ve STKların katılımıyla yeniden yapılmalıdır.

Internet ortamında yapılan eleştiri veya olumsuz davranışlar büyük bir hoşgörüsüzlükle karşılanmakta ve hemen her türlü itiraz dava, soruşturma konusu haline getirilmektedir. Son yapılan yasal değişiklikler de bu durumu desteklemektedir. Mevcut durum, kişilik haklarının korunmasının ötesine geçmiş ve bir baskı ortamına dönüşmüştür. Yurttaşlar ve daha da önemlisi siyasetçiler, Internet’in yatay düzlemini kabullenmeli, söylemlerini bu yeni düzleme göre değiştirmeli, onu geleneksel mecralara dönüştürme hevesinden vazgeçmelidir. Bu çaba hem faydasız hem de zarar vericidir. İnternetin devrimsel bir gelişme olduğu kabul edilmeli, onun dünya ile birlikte sağlıklı evrilmesine izin vermelidir. Kendi başımıza dünya internetine yön verme çabasından vazgçilmelidir. Önce ülkemizde tüm paydaşları kapsayan ortak aklı oluşturmaya yönelik yapılar kurulmalıdır. Dünya içinde çok aktörlü yapılar içinde çözüm aranmalıdır. “Biz yaptık oldu” ve “yasaklamak” reflekslriden kurtulunmalıdır.

Sayısal Uçurum

2014 TÜİK Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırmasına göre Türkiye genelinde hanelerin 46.5’i hiç internet veya bilgisayar kullanmamıştır. Yani geçen 22 yılın ardından Internet, Türkiye’nin yarısı tarafından hiç kullanılmamaktadır. Bu uçurum kent ve kır, kadın ve erkek arasında daha da belirginleşmektedir. Hiç kullanmayanlar arasında kenttekilerin oranı %41 iken, kırda %70.5’e ulaşmaktadır. Yine kadın ve erkek arasındaki fark kırda %59’a – %80 iken kentte %31’e %50dir. Resmi rakamlar uçurumun derinliğini çok net bir biçimde tasvir etmektedir. Sadece TÜİK rakamları değil, uluslararası gelişmişlik indekslerinde de Türkiye maalesef sonlarda yer almaktadır. 17. büyük ekonomi olma iddasında olan Türkiye’nin bu indekslerin altlarında yer alması sosyal eşitsizliklere, hatta uçurumlara işaret ediyor. Sayısal uçurum da bunların arasında en önemli başlıklardan birisidir.

Bu konudaki önerimiz, bilgisayar ve İnternet kullanımında kadın-erkek ve kent-kır arasında süregelen sayısal uçurumu gidermek, ancak ilköğretim düzeyinden başlayarak müfredata sağlıklı bilişim teknolojileri kullanımı konusunda pedagojik ve analitik temelli içerik sağlayarak mümkün olabilir. Bilişim eğitiminin bu teknolojilerin olanak ve limitlerini de öğreten temel bilişim kavramlarının lise mezunu her yurttaşa verilmesi gereklidir. Bu içerik oluşturulurken, alanda çalışan akademisyen, uzman ve sivil inisiyatiflerin görüşü ve desteği alınmalı, sürekli güncellenen bir ortak akıl havuzu yapılandırılmalıdır.

Bilişim teknolojilerin eğitimi ülkenin kalkınması, dünya ile rekabet edebilmesi içinde önemlidir. Bu kapsamda özgür yazılımların önemine işaret etmek isteriz. Özgür yazılımlar tasarruf, güvenlik, istihdam ve rekabet açılarıdan önemlidir.

Dijital Gözetim

Assange ve Snowden’ın ardından kitlesel ve hedefli gözetim hakkında tahmin ettiğimiz veya kuşkulandıklarımızdan artık kesin şekilde eminiz. Devletler ve şirketler bizlerden yasal veya yasadışı topladıkları datalarımızı temel hak ve hurriyetlerimize aykırı şekilde kullanıyorlar. Şirketler bunun karşılığında çeşitli hizmetler verirken, devletlerin gerekçesi ise maalesef güvenlik oluyor. Gündelik yaşamın birçok alanı güvenlileştirme söylemini meşru kılımak ve risk yönetimi amacıyla dijital olarak gözetliyorlar. MOBESE kameralar, TC. kimlik kartı ile yapılan işlemler, parmak izi ve iris tarama ile girip çıkılan iş yerleri, biyometrik bilgileri içeren kartların yaygınlaşması vd.’ni düşünecek olursak, Türkiye’de yurttaş artık oldukça kapsamlı ve entegre bir elektronik veri tabanının içinde sayısal bir varlık haline getirilmiş haldedir. Ticari kayıtlayıcılar da yurttaşın haberi, bilgisi veya izni olmaksızın, ya da iznini hiç talep etmeksizin dijital verileri birbiri ile eşleştirmekte, tüketici profillemesi yapmak amacıyla bu verileri kullanmaktadır.

Internet iletişimimiz maalesef isthibarat ve kar hırsı ile hareket eden eknomik ve siyasi güç sahibi aktörlerin denetimi altındadır. Yurttaşı koruyacak yasal düzenlemeler eksiktir. Mecliste taslak halde bekleyen kişisel verilerin korunması yasası son derece yetersiz, hatta hukuksuzluklara hukuki kılıf olacak nitelikte düzenlemeler içermektedir. Bu yasa bu haliyle meclisten geçmemelidir. Yeni bir taslak STKların görüşleri doğrultusunda hazırlanmalıdır.

Yeni Medya Okuryazarlığı

Yeni medya kullanım pratiklerinin gündelik yaşamın doğal ve rutin bir parçası haline gelmesi sonucunda, artık yeni medya okuryazarlığı yurttaşın temel bir gereksinimi haline gelmiştir.

Yurttaşlar, ancak ve ancak, kamusal, sivil ve siyasal alanlarda bireysel ve kolektif olarak fikirlerini daha iyi bir şekilde açıklayabilme, pazar yönelimli ekonomide kendinin salt tüketici olarak konumlandırılmasını önleyecek şekilde enformasyonu kullanabilme ve nitelikli enformasyon kaynaklarına ulaşabilme, yeni medya ortamlarında etik ihlallerde bulunmama ve etik ilkelere uygun davranabilme bilgi ve beresini Yeni Medya Okuryazarlığı ile kazanabilir. Yeni Medya Okuryazarlığı sayesinde, İnternet’teki risklerin farkındadır, olanakları da bilinçli ve etkin şekilde kullanır.

Türkiye’de yeni medya okuryazarlığın her düzeyde geliştirilmesi için ilgili kamu kurumlarının ve STK’ların işbirliği yapması gereklidir. Yeni medya okuryazarlığı, genç kuşakların başta sosyal medya hesaplarını bilinçli ve risklerin farkında kullanmalarını sağlayacaktır. Özellikle nefret söylemi vb. saldırgan ve ayrımcı içeriklerle mücadele ancak yeni medya okuryazarlığı ile mümkündür.

Türkiye’de İnternet’in 22. yılında kamuoyunun ve yönetici erkin dikkatini aşağıdaki önerilerimize çekiyoruz:

Ülkemiz Bilişim ve İnterneti stratejik sektör ilan etmelidir. Bunun için en başta Bakan düzeyinde bir siyasal sahiplenme olmalıdır. Bunu, tüm paydaşları kapsayan, katılımcı saydam yapılar kurmalı, kamuoyunca açık ortamlarda yeterince tartışılan, gözden geçirilen eylem planları yapılmalı ve hayata geçirilmelidir. Yurttaş ve sivil toplum bu gelişmelerin odağında olmalı, gelişmler saydam ve katılımcı bir şekilde hyata geçmelidir.

  • Yeni medya alanında üretilecek siyasal ve toplumsal politikalar öncelikle ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkını temel alarak tüm paydaşların katılımıyla farklı hedef kitlelere yönelik olarak geliştirilmelidir.
  • Türkiye’de sayısal uçurumu çözmeye yönelik eğitim politikası geliştirilmeli; eğitim seferberliği başlatılmalıdır.
  • Türkiye’de var olan İnternet’in güvenli kullanımına yönelik çeşitli çalışmaların ilgili tüm kurum ve kuruluşları, STK’ları ve özel sektörü içerecek şekilde geliştirilmesi, işbirliği ve koordinasyonun sağlanması gerekmektedir. Bu çalışmalarda özellikle çocukların ve gençlerin görüşlerine başvurulması gereklidir. Çocukların ve gençlerin kullanım pratikleri onların bakış açısı ile, etiketlenmeden ve önyargısız bir şekilde disiplinlerarası bir yaklaşımla kavranmaya çalışılmalıdır.
  • Çocukların, gençlerin ve ebeveynlerin yeni medyayı doğru, etkin ve verimli kullanımı konusunda farkındalıklarının, bilgi ve beceri düzeylerinin artırılması gereklidir.
  • Türkiye’de her düzeyde (yaş, cinsiyet, kuşak, bölge) yeni medya okuryazarlığın geliştirilmesi gerekmektedir.
  • Medyanın yeni medyanın kullanımından kaynaklanan olanakları ve riskleri dengeli bir şekilde kamuoyuna sunması, toplumda doğru kanaat oluşumunu desteklemesi gereklidir. Medya ahlaki panik yaratmanın bir aracısı/zemini olmamalıdır.
  • Yeni medya ortamlarının kullanım bilgi ve beceri eksikliğiyle iyi niyet yoksunluğundan kaynaklı olası zararları üzerine yoğunlaşılarak, olanakları ve yararları göz ardı edilmemelidir.
  • Temel öğrenim kurumlarındaki “Medya Okuryazarlığı” ve “Bilgisayar” dersleri müfredatının dijital okuryazarlığı geliştirecek şekilde gözden geçirilmesi gereklidir.
  • 5651 sayılı kanunun ve ilgili diğer mevzuatın yurttaşın ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkı temelinde yeniden ele alınması/düzenlenmesi gerekmektedir.
  • Yurttaşın kişisel verilerinin korunması anayasal bir haktır ve bağımsız ve özerk bir yapı tarafından bu korumanın sağlanması gereklidir.
  • Kullanıcı merkezli, kullanıcının haklarını odağa kalan tekno-sosyal politikaların geliştirilmesini talep ediyoruz. Bunun için de Kullanıcı Hakları Bildirgemize tekrar dikkat çekmek istiyoruz: http://www.bildirge.org/

Saygılarımızla kamuoyuna duyururuz.

6 Nisan 2015


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 231 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: