Ocak 7, 2014

Slide1_1 Slide1_2


Yeni Medya Çalışmaları 3.Ulusal Kongre Atölye Değerlendirmeleri: Hak Odaklı Veri, Dijital Haklar ve Korsan Kültür

Mart 22, 2017

Yazan: Başak Özen ve Derya Güçdemir/Hacettepe Ünv. SBE. Y.Lisans

Bu çalışmada, 9-10 Mart 2017 tarihlerinde gerçekleştirilen Hak Odaklı Yeni Medya Kongresi’ndeki atölye çalışmalarını değerlendireceğiz. Kongre kapsamında yapılan ilk atölye Pınar Dağ’ın Hak Odaklı Veri adlı atölyesi, ikinci atölye Faruk Çayır’ın Dijital Haklar ve Kişisel Veriler adlı atölyesi ve üçüncü atölye ise Korsan Parti’nin Kişisel Veriler Ve Mahremiyet adlı atölyesiydi. Kongrede gerçekleştirilen üç atölyenin üçünün de veriyi merkeze alarak gizlilik, mahremiyet ve haklar üzerine odaklanması son zamanlarda neden bu kadar çok veriden bahseder hale geldiğimizi açıklar niteliktedir.

Atölyede veri, en basit anlamıyla birbiri ile ilişkilendirilmemiş ham kayıt olarak tanımlanmıştır. Verilerin işlenmesi ve madenciliğinin yapılması yoluyla anlam oluşturulması enformasyon olarak tanımlanırken, enformasyonun bir amaca yönelik olarak bir araya getirilip değer kazanması ise bilgi olarak tanımlanmaktadır. Peki, veri nasıl ve ne kadar hayatımızın içinde? Eric Schmidt, zamanın başından 2003 yılına kadar olan insan iletişimini kaydetmiş olsaydık bunun 5 milyar gigabayt depolama alanı büyüklüğünde olacağını, fakat bugün bu kadar büyüklükteki bir veriyi her iki günde ürettiğimizi söylemektedir (Pariser, 2011, s.11) . Kullandığımız her yeni medya aracı arkasında fark etmediğimiz ve görünmez olan veri izleri bırakmakta ve bu veri izleri bizim kim olduğumuz hakkında hikâyeler anlatmaktadır. Verilerimiz, kar odaklı düşünen şirketler, kuruluşlar tarafından ve ulusal güvenlik amaçlı olarak hükümetler tarafından toplanmakta, işlenmekte, fişlenmekte ve satılmaktadır (EDRI, s. 1) Toplanan bu veriler, çoğu zaman özel yaşamın gizliliğini ve bireylerin mahremiyetini etik ilkelerin ve yasal düzenlemelerin eksikliğinden dolayı ihlal etmektedir.

Sosyal medya platformları ise bizi nonim kimliklerimizle çağıran ve izlenme beklentisi içine girdiğimiz bir yer haline geldi (Poitras, 2014). Birçok sosyal medya platformuna üye olurken ücret ödemiyoruz. Andrew Lewis, eğer bir şey için ücret ödemiyorsak, müşteri olmadığımızı satılan ürünün kendisi olduğumuzu söylemektedir (Pariser, 2011, s.16) Böylece, bireylerin kimliğini belirlenebilir kılan kişisel veriler ve veriler satılarak bireyler birer meta haline gelmektedir.

O halde, ne yapacağız? Veriyi hak odaklı olarak nasıl kullanabiliriz? Her şey bahsettiğimiz kadar karamsar mı? Çözüm yolları neler olabilir? Yasal ve etik süreçlerle ilgili neler yapılıyor? Bu sorular ve daha birçoğu atölye çalışmalarında tartışıldı ve biz de bu sonuçları aktarmaya çalışacağız.

Pınar Dağ

Veri, içinde bulunduğumuz küresel dijital iklimde yeni bir “değer” olarak görülüyor. Verilerin ticari kuruluşlar tarafından kar amaçlı kullanımının yanı sıra hak odaklı veri politikaları ile kamusal fayda sağlamaya yönelik kullanımı da söz konusu. 9-10 Mart 2017 tarihinde yapılan 3. Ulusal Yeni Medya Kongresi’nin ilk atölyesi, Pınar Dağ yürütücülüğünde gerçekleşen “Hak Odaklı Veri Atölyesi” idi. Atölyede “verinin hak odaklı kullanımı nasıl olur”, “hak odaklı veri sistemi nasıl sağlanır” soruları etrafında dünyadan ve Türkiye’den örneklerle, açık veri ve hak ilişkisine değinildi. OpenDefinition.org, açık veriyi “herhangi bir yasal sınırlama (telif hakkı, patent vb.) olmaksızın herhangi biri tarafından ücretsiz, serbestçe kullanılan ve dağıtılabilen bilgi” olarak tanımlıyor (The Open Definition). Verinin insan hakları, hayvan hakları ihlallerini ortaya koymak gibi amaçlarla kullanılabilmesi, açık veriye erişim ile mümkün. Bunun için kar amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından oluşturulan bazı kaynaklar ve araçlar var: İnsani verilerin paylaşımı ve analiz edilmesi için kullanılan açık bir platform olan “The Humanitarian Data Exchange” 250’ye yakın ülkenin açık veri setlerine ücretsiz erişim sağlıyor. Washington Üniversitesi Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliği Bölümü tarafından google.org desteği ile hazırlanan ücretsiz, açık veri toplama aracı olan Open Data Kit (ODK) ise kurumların sahada ve çalışma alanlarında mobil verilerini toplayıp, yönetmelerine yardımcı oluyor.

Atölyede, dünyada hak odaklı veri politikaları geliştiren 4 kurumdan söz edildi ve bu kurumların çalışma sistemlerine yer verildi. Bunlardan ilki olan The Engine Room, aktivistlere, sivil toplum kuruluşlarına veri ve teknolojiden en iyi şekilde yararlanmaları için yardımcı olmayı amaç edinen, kar amacı gütmeyen uluslararası bir kurum. 2011 yılından bu yana 200’den fazla kuruluşu destekleyen The Engine Room, kuruluşların eşitlik, adalet, hesap verilebilirlik gibi taleplerini, teknoloji ve verinin potansiyelinden yararlanarak dile getirmelerini sağlıyor. Hak odaklı veri politikaları geliştiren bir diğer kurum, International Data Responsibility Group. 2015 yılında kurulan Uluslararası Veri Sorumluluk Grubu (IDRG), geçtiğimiz yıl ve bu yıl düzenlediği uluslararası konferanslar ile verinin barış ve eşitlik temelli kullanımına dair düşünmeyi ve politika üretmeyi sağlıyor. Üçüncü kurum, Birleşmiş Milletler’in büyük veri ile ilgili inovasyon inisiyatifi olan, United Nations GlobalPulse. Büyük verinin kamusal fayda sağlamak için kullanılmasını amaçlayan UNGP, hükümetler, akademik çevreler ve özel sektör uzmanları ile ortak çalışarak sağlık, toplumsal cinsiyet, ekonomi gibi çeşitli alanlarda projeler geliştiriyor. Dördüncü ve son örnek olan Data & Civil Rights ise “verilere dayalı teknolojik değişim karşısında sivil hakları nasıl korur ve güçlendiririz” sorusu etrafında her yıl uluslararası konferanslar düzenleyen bir oluşum (Data & Civil Rights). Söz edilen kurumlar verinin makro ölçekte yaratacağı toplumsal faydaya (eşitlik, adalet, sürdürülebilirlik, toplumsal kalkınma) odaklanıyor. Mikro ölçekte ise hak odaklı veri haberciliği, toplumdaki adaletsizliği, şiddetin boyutlarını belirli örnekler üzerinden görünür kılmayı sağlaması açısından önemli. Kısaca verilerle gazetecilik yapmak olarak tanımlanan veri haberciliği yapılandırılmamış verileri analiz edip görselleştirerek bu verilerden anlamlı hikâyeler ortaya koymaya yarıyor (Open Data Handbook). Atölyede hak odaklı veri haberciliğine Türkiye’den örnekler verildi: 2015 yılında Dağ Medya tarafından oluşturulan, Madencilik Açık Veri Tabanı, Türkiye tarihindeki maden kazalarını harita üzerinde görebilmeyi sağlıyor. Guvenlicalisma.org adlı internet sitesi her ay bir önceki aya dair, dijital, görsel, yazılı basından ve emek meslek örgütlerinden edindikleri bilgileri sistematize ederek paylaştıkları bir veri tabanına sahip. Bianet.org sitesinin oluşturduğu “erkek şiddeti çetelesi” yaygın medyadaki haberleri düzenleyerek her ay yaşanan kadın cinayetlerini görünür kılmayı amaçlıyor.

Atölyede hak odaklı veri sistemini sağlamak için önerilen bazı çözümler şöyle: Kategorilere ve konulara göre çalışmak (iş kazaları, hayvanlara yönelik istismar gibi), veriye erişimin teknik olarak sorunsuz olmasını sağlamak (makine okunabilirlik gibi), toplanan ham verilerin yapılandırılmasını sağlamak, veri seti ekibi oluşturmak ve sistematik olarak verileri toplayan ekipler yetiştirmek.

Verinin hak odaklı kullanımı, bahsedilen örneklerle birlikte düşünüldüğünde olumlu bir tablonun varlığına işaret ediyor. Ancak bu, konunun yalnızca bir boyutu… Kongrenin Faruk Çayır yürütücülüğünde gerçekleştirilen ikinci atölyesi, veri artışının kontrol edilemez olduğu dijital çağda kişisel verilerimizin üçüncü şahıslarla kendi rızamız olmadan paylaşılması, kişisel verilerin korunmasına yönelik işleyen yasal süreçlerin geliştirilmesi gerektiği gibi konulara değinerek meselenin bir diğer boyutu ile ele alınmasını sağlıyor.

İnsanların önceden özgürlük dediği şeye, artık mahremiyet diyoruz.Çünkü artık mahremiyetimizi kaybettiğimizde özgürlüğümüzü ve gücümüzü kaybediyoruz.-Edward Snowden

Hak Odaklı Yeni Medya Kongresi’nin ikinci atölye çalışması Avukat Faruk Çayır tarafından Dijital Haklar ve Kişisel Verilerin Korunması konusunda yapıldı. Atölyede bahsedilen ilk nokta, dijital haklardan söz ederken uluslararası sözleşmelerde yer alan insan hakları ve temel özgürlükleri güvence altına alan tüm yükümlülüklerin internet bağlamında da geçerli olduğudur. Bu bağlam, ifade özgürlüğü, bilgiye erişim, toplanma özgürlüğü, siber suçlardan korunma, özel hayatın ve kişisel verilerin korunması haklarının internet ortamında da korunmasını gerektirmektedir.

Atölyede belirtildiği üzere internet, merkezsiz olması ve her sıradan bireyin içerik üretmesine izin veren yapısı sebebiyle bireylerin düşünce ve ifade özgürlüklerini güçlendiren bir demokratikleştirme aracıdır. Böylece internetin evrenselliği, bütünlüğü, açıklığı ve çok sesliliği söz konusudur. İnternete erişim temel bir haktır ve her birey elektronik ortamda anonim bir biçimde iletişim kurma hakkına sahiptir. Her birey, verilerini toplayan, saklayan ve kontrol eden her kim olursa olsun, istediğinde verilerine erişme, değiştirme ve iptal etme hakkına sahiptir. Bireylere ait veriler sadece amacına uygun olarak gerektiği süre kadar saklanmalıdır.

20170128_092646Atölyede dijital haklardan bahsedildikten sonra kişisel verilerin ne olduğu, nasıl korunduğu ve yasal mevzuat üzerinde duruldu. Atölyede kişisel verilerle ilgili bahsedilen yasal mevzuatın tamamına yer verecek olsak da hepsinden bu değerlendirme yazısında bahsetmeyeceğiz. Yasal mevzuat: Kişisel Verilerin Sınır Aşan Trafiği ve Verilerin Korunmasına İlişkin Rehber İlkeleri, Avrupa Konseyinin 108 Sayılı Sözleşmesi, Avrupa Birliğinin 95/46/At Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Yönergesi, 2002/58/EC Sayılı Elektronik Haberleşme Sektöründe Kişisel Verilerin İşlenmesi Ve Özel Hayatın Gizliliğinin Korunmasına İlişkin Direktif, AB Genel Veri Koruma Regulasyonu, 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun, 24 Temmuz 2012 Tarihli Elektronik Haberleşme Sektöründe Kişisel Verilerin İşlenmesi Ve Gizliliğinin Korunması Hakkında Yönetmelik, Türk Ceza Kanunu ve 7 Nisan 2016 da Resmi Gazetede Yayınlanarak Yürürlüğe 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu şeklinde sıralanabilir. Fakat yasal mevzuatlarla ilgili olarak, Faruk Bey’in çalışmada belirttiği önemli bir nokta verileri korumaya yönelik bir çerçeve çizilmediği, devletin / şirketlerin verileri nasıl işleyeceğine dair bir çerçeve çizildiği ve kişisel verilerin saklanması / işlenmesine yönelik oluşturulan yasaların tabandan gelen bir hareket olmadığı, genellikle AB sayesinde olduğudur.

Atölyede kişisel veri, belirli ve bir kişinin kimliğini belirlenebilir kılan gerçek ve tüzel kişilerle ilgili (isim, soy isim, doğum tarihi, kimlik numarası, meslek, politik görüş, dini inanç, gelir durumu, telefon numarası, e-mail adresi, sağlık durumu, genetik bilgileri, parmak izi gibi) bütün veriler olarak tanımlanmıştır. 108 No’lu Kişisel Verilerin Korunması Sözleşmesinin 5. Maddesi’nin ilkelerine göre; kişisel veriler meşru ve yasal yoldan elde edilmeli, meşru amaçlar için kaydedilmeli, kaydedildiği amaca göre aşırı olmamalı, doğru ve güncel olmalı, gerekli görülen süreyi aşmayacak şekilde muhafaza edilmelidir. Kanuna göre, kişisel veriler bireyin açık rızası olmaksızın işlenemez olarak tanımlansa da açık rızanın tanımı yapılmamakta ve hangi unsurları içerdiği de belirtilmemektedir. Sağlık verileri gibi özel nitelikli ya da daha hassas kişisel veriler göz önüne alındığında, açık rızanın alınması daha önemli olmaktadır. Faruk Bey’in atölyede belirttiği üzere, sağlık verilerimizi Sağlık Bakanlığı ihaleyle başka şirketlere satabilmektedir. AIDS, şizofreni, cinsel sağlık konularında kaydı tutulan verilerin satılması bireylerin özel yaşamının gizliliğini ihlal etmekle kalmayıp, toplumdan dışlanmak, işini kaybetmek vb. gibi ciddi sorunlara sebep olabilmektedir. Faruk Bey’in dikkat çektiği bir diğer önemli nokta ise, kamu kurum ve kuruluşlarına, kişisel verilen korunması kanunu göre ceza uygulamasının bulunmamasıdır. Kanunun 17. ve 18. Maddesinde Suçlar ve Kabahatler bölümünde düzenlenmiş olup, bu maddelere göre kanuna aykırı hareket eden kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin ceza verilmesi söz konusu değildir.

Atölyenin      ilerleyen     kısmında     Ohal     Kanun     Hükmünde      Kararnameleri      ve     Ohal Uygulamalarından bahsedildi. 1 Eylül 2016 tarihinde resmi gazetede yayımlanan 15.08.2016 tarihli 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 43. Maddesine göre, 657 sayılı Harita Genel Komutanlığı Kanununa getirilen ek madde ile Coğrafi Veri Merkezi kuruldu. Bu veri merkezi TSK’ya bağlı Harita Genel Komutanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösterecek ve savunma, güvenlik, istihbarat ve kalkınma maksatlı çalışan kurum ve kuruluşların coğrafi veri ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuştur. Bu durumda Faruk Çayır’ın dikkat çektiği nokta bu düzenleme ile yer tespiti, konum tespiti, GPS tespitleri gibi alanlara müdahale edilebileceği ve askeri bir kurum olarak düzenlenen bu kurumun kalkınma amaçlı olarak bütün bakanlıklar ve resmi kurumlar ile veri paylaşacağının da düzenlenmesidir.

Ohal süresince gerçekleşen bir diğer durumun ise sansürler olduğu bilinmektedir. 8-10 Ekim 2016 tarihlerinde Dropbox, Google Drive ve One Drive gibi paylaşım platformlarının 1,5 gün boyunca sansürlenmesi, 4 Kasım 2016’da VPN servislerinin kapatılması ve erişimin engellenmesi örnek olarak verilebilir. Bunların dışında, 680 sayılı OHAL Kanun Hükmünde kararnamesinin 27. Maddesine göre 2559 sayılı Kanunun ek 6. Maddesine fıkra eklenerek, polis, sanal ortamda işlenen suçlarda, yetkili Cumhuriyet başsavcılığının tespiti amacıyla, internet abonelerine ait kimlik bilgilerine ulaşmaya, sanal ortamda araştırma yapmaya yetkilendirilmiştir.

Sonuç olarak, dijital haklarımıza ve kişisel verilerimizin korunmasına yönelik haklarımıza sahip çıkabilmek için veri etiğinin ve yasal süreçlerin gelişmesi, bireylerin bu yöndeki farkındalığın artması ve desteklenmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz.

Telif hakları insanın kendini gerçekleştirmesinin önünde bir engeldir! -Korsan Parti

kpYeni Medya Kongresi’nin son atölyesi Korsan Parti’ye ayrılmıştı. “Yeni Medya ve İletişim Teknolojilerinden Kişisel Mahremiyet, Güvenlik ve Korsan Kültürü” başlıklı atölyeyi Korsan Parti Hareketi adına İsmahan Simge Gümüşay ve Mehmet Şafak Sarı düzenledi. Atölyede öncelikle Korsan Kültür Hareketi’nin doğuşundan söz edildi. Buna göre Korsan Kültür, dünyada iletişim teknolojilerinde ve yeni medya araçlarında kişisel mahremiyetin ve güvenliğin sağlanması temelinde ortaya çıkmıştır. Sunumda, Korsan Kültür’ün ortaya çıkmasında dört dönüm noktası olduğundan bahsedildi. Bunlardan ilki The Pirate Bay Davasıdır. http://www.thepiratebay.org isimli internet sitesi, 2006 yılında telif hakları olan eserleri korsan olarak dağıtması nedeniyle suçlu görüldü ve sitenin İsveç’teki sunucularına el konuldu. Buna ilişkin 2009 yılında görülen mahkemede, The Pirate Bay’in telif haklarını ihlal ettiği yönündeki suçlamalar düştü. Bu durum ise yeni iletişim teknolojilerinin paylaşım kültürünü ve telif/patent ilişkilerini değiştirmesi ile ilgiliydi. İkinci dönüm noktası ise Richard Stallman’ın geliştirdiği özgür yazılım fikridir. Özgür yazılıma göre yazılım kodlarının gizlenmesi ve ticari amaçla geliştirilen yazılımların zamanla kapalı kaynak kod haline gelmesi beraberinde birçok sorunu getirmektedir. O halde özgür yazılımdaki “özgürlük” ne anlama gelmektedir? Bir programın kaynak kodunu istediğiniz şekilde değiştirme, kopyalama ve dağıtma özgürlüğünü ifade etmektedir. Üçüncü dönüm noktası ise Aaron Swartz ve onun bilgiye erişim özgürlüğü için verdiği mücadeledir. Swartz, Gerilla Erişim Manifestosu’nda dünyada yazılan kitapların, dergilerde yayınlanan bilimsel ve kültürel mirasın sayısallaşması ve tüm bu bilginin şirketler tarafından kilit altına alınmasını eleştiriyordu. Nitekim JSTOR’dan 4 milyona yakın makaleyi bilgisayarına indirip bilginin halka açık hale gelmesini sağladı ve ayrıca ABD’de hukuk metinlerinin parayla satıldığı PACER sistemine alternatif olarak RECAP sistemini geliştirerek 18 milyon belgeyi ücretsiz olarak paylaştı. Dördüncü dönüm noktası ise Edward Snowden’ın ABD’nin istihbarat servisi Ulusal Güvenlik Dairesi’nin (NSA) kullanıcıların tüm verilerine ulaşabilecek ve bu verileri geriye dönük olarak kaydedebilecek bir teknolojiye sahip olduğunu ortaya çıkarmasıdır. Bu durum kişisel mahremiyetin sadece çevrimdışı hayatta değil çevrimiçi hayatta da korunması gereken temel bir hak olduğunu gösterir nitelikteydi. O halde mahremiyet neden önemlidir? Buna atölye sırasında bir soruyla cevap verildi: Tanımadığımız birisi size kişisel hayatınızla ilgili 100 soru sorsa cevap verir misiniz? Muhtemelen vermezsiniz ancak dijital teknolojiler ve yeni medya araçları bilgilerinizi kullanıyor, depoluyor ve üçüncü şahıslarla paylaşıyor… Peki, bu durumda gizlilik olmazsa ne olur?  Kişisel verilerimizin kar amaçlı olarak şirketlere satılması ve hükümetler tarafından güvenlik amacı ile gözetlenmesi bizi birer meta haline dönüştürüyor. O halde, biz ne yapabiliriz? Korsan Parti Hareketi’nin atölyede önerdiği bazı çözümler var:

Gönderdiğiniz maillerin kriptolama yöntemi ile üçüncü bir kişi tarafından okunmasını engelleyen Proton mail kullanmak, internet sitelerine güvenli erişim protokolü olan https kullanarak bağlanmak, sizi bu “https” bağlantılı sitelere yönlendiren https everywhere tarayıcı eklentisini kullanmak; reklamlar ve çerezlerden kurtulmak için tarayıcınıza Privacy Badger yüklemek, verilerinizi toplamayan duckduckgo arama motorunu kullanmak, internette anonim olmanızı sağlayan Tor tarayıcı kullanmak, mobil cihazlarınızda güvenli görüşme yapabilmek için signal uygulamasını kullanmak.

Sonuç olarak, Korsan Parti Hareketi bireylerin kişisel verilerinin korunması ile birlikte; bilgi özgürlüğü, özgür yazılım, şeffaflık, telif hakları, gözetim ve insan hakları konularında hem bireyleri hem de toplumu güçlendirmek adına politikalar üretmektedir.

Genel Sonuç

Bu yıl “Hak Odaklı Yeni Medya” teması ile düzenlenen 3. Ulusal Yeni Medya Kongresi’nde sırasıyla “Hak Odaklı Veri”, “Dijital Haklar ve Kişisel Verilerin Korunması”, “Yeni Medya ve İletişim Teknolojilerinde Kişisel Mahremiyet, Güvenlik ve Korsan Kültürü” başlıklı atölyeler gerçekleştirildi. Pınar Dağ’ın yürütücülüğündeki ilk atölyede, verinin insan hakları, hayvan hakları gibi konularda farkındalık sağlamak için kullanılabileceği, dünyadan ve Türkiye’den örneklerle açıklandı. Faruk Çayır yürütücülüğündeki ikinci atölye ise ifade özgürlüğü, bilgiye erişim, toplanma özgürlüğü, siber suçlardan korunma, özel hayatın ve kişisel verilerin korunması başlıkları altında gerçekleşti. Korsan Parti Hareketi adına yürütülen üçüncü atölyede ise dijital çağın paylaşım kültürünün sonucu olarak, internet ortamında bilgiye erişimde telif haklarının kapsamının genişletilmeye ihtiyaç olduğu belirtildi. Ayrıca mahremiyetin yalnızca çevrimdışı hayatta değil, internette de korunması gereken bir hak olduğu ifade edildi. Atölyeleri genel olarak değerlendirdiğimizde ise bizlerin önerileri:

  • Verinin hak odaklı kullanıldığı örneklerin artması için veri okuryazarlığının gelişmesi,
  • Daha şeffaf ve hesap verilebilir bir yönetim için hükümetlerin, verilerini kamu ile paylaşmaları,
  • Bireylerin interneti kullanırken kişisel verilerinin nasıl elde edildiği, saklandığı ve üçüncü şahıslarla paylaşıldığı konularında farkındalık kazanmaları,
  • Bireylerin, kendilerine tanınan kişisel verilerin korunmasına yönelik yasal hakları konusunda bilgi sahibi olmaları,
  • Kişisel verilerin (örneğin sağlık verilerinin) devletler tarafından şirketlerle paylaşılmasına olanak veren yasal uygulamaların, kişisel hakların korunması temelinde yeniden düzenlenmesi,
  • İnternette, sosyal medya platformlarında, televizyon kanallarında kişisel verilerimizin korunmasına yönelik sahip olduğumuz yasal hakların anlatıldığı kısa videoların gösterilmesi olarak sıralanabilir.

Bahsedilen önerilerin hem bireylerin güçlenmesi hem de hak odaklı veri politikalarının yürütülmesi için faydalı olacağına inanıyoruz.

Kaynakça

Data & Civil Rights. (tarih yok). Mart 21, 2017 tarihinde http://www.datacivilrights.org:

http://www.datacivilrights.org/ adresinden alındı

EDRI. Veri Korumaya Giriş. (6). (H. Balkanlar, Çev.) İstanbul: Alternatif Bilişim Derneği.

Open Data Handbook. (2015). Erişim Adresi:  http://opendatahandbook.org/

Pariser, E. (2011). The Filter Bubble: What the Internet Is Hiding from You. ZNet, 304.

https://doi.org/10.1353/pla.2011.0036

Poitras, L. (Yöneten). (2014). Citizenfour [Sinema Filmi].

The Open Definition. (tarih yok). Mart 21, 2017 tarihinde opendefinition.org:

http://opendefinition.org/ adresinden alındı

 

 


Neden Perşembe? Çünkü tek efsane! #FolkloreThursday — Dr. Işık Barış Fidaner

Mart 13, 2017

#FolkloreThursday’i takip etmeniz tavsiye edilir.

YERSİZ ŞEYLER

5 Mart 2017, EN

#FolklorPerşembe‘ye selamlar!

David Barnett #FolklorPerşembe hakkında geçen yıl yazdığı yazıda soruyu sormuş: Neden Perşembe? [■]

Dee Dee Chainey’nin Norveç geleneklerine müraacaatından söz etmiş, o da heralde Thor günü olsa gerek. Yerel açıklama olarak Thor’u beğenirim ve kabul ederim [*] ama aynı soruya küresel bir yanıt daha vermek isterim.

View original post 444 kelime daha


Mycorrhizae ağı

Mart 13, 2017

Bitkilerin yeni medyası mantarlar -barış

YERSİZ ŞEYLER

Mycorrhizae ağları (mikorize paylaşım ağları, “Ormanların İnterneti” adıyla da bilinir[1]) tek tek bitkileri birbirlerine bağlayarak su, karbon, nitrojen ve diğer besin ve mineralleri ileten mycorrhizae mantarlarının kurduğu yeraltı hypha ağlarıdır. Bu ağların biçimlenmesi bağlamlarla bağıntılıdır, toprağın verimi, kaynaklar bulunması, evsahibi ya da myco-ortakyaşar genotipi, düzensizlik ve mevsim değişimleri gibi faktörlerin [*] nüfuzu altındadır.[2]

İçindekiler
1)Mycorrhizae ağları yoluyla iletilen muhteva
2)Mycorrhizae ağ tipleri
3)Mycorrhizae ağların bitkilere getirdiği faydalar
4)Mycorrhizae ağları ve mycoheterotropik ve mixotropik bitkiler
5)Mycorrhizae ağlarının orman topluluğu düzeyindeki önemi
6) Atıflar
7) Dış bağlantılar

View original post 1.038 kelime daha


Yeni Medya Çalışmaları III. Ulusal Kongre Genel Değerlendirme ve Kapanış Bildirgesi

Mart 11, 2017

 

image.jpg

 

İki gün süren “Hak Odaklı Yeni Medya” temalı Yeni Medya Çalışmaları III. Ulusal Kongre’nin sonuna geldik. Türkiye’nin farklı kentlerinden ve üniversitelerinden (Anadolu, Ankara, Akdeniz, Gazi, Hacettepe, İstanbul, İnönü, Mersin, Çukurova, Gaziantep, Kocaeli, Ege, Erciyes, Süleyman Demirel, Dicle, İstanbul Bilgi, Koç, Marmara, Atılım, Başkent, Nişantaşı, Yeditepe, Bilkent, Üsküdar, İstanbul Arel, Kastamonu Üniversitelerinden) araştırmacıların ve Açık Veri ve Veri Gazeteciliği Derneği, KaosGL, Dijital Düşün, Korsan Parti ve Ankara Barosu gibi STK’ların atölye ve oturumlardaki geniş ölçekli katılımlarıyla gerçekleşti.

Kongre süresince hem Alternatif Bilişim Derneği’nin onursal üyesi Özgür Uçkan’ın anısına video gösterimi hem de bilim kurulu üyesi Prof. Dr. Mehmet Yüksel’in anısına “İletişim Hakkı ve Dijital Haklar” özel oturumu yapıldı.

Bu kongrenin yaşama geçmesini temin eden, Friedrich Ebert Stiftung, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu, Sivil Düşün AB Programı’na maddi destekleri; CerModern, Ankara Barosu, Sosyal Kafa Ekibi, İnternet Teknolojileri Derneği, Açık Veri ve Veri Gazeteciliği Derneği ile Linux Kullanıcıları Derneği’ne manevi destekleri için teşekkür ederiz. Kongrenin iki gün boyunca yaşama geçmesinde en önemli pay elbette, buradaki birbirinden kıymetli sunumlardı. Onlar olmasaydı, bu kongre gerçekleşemezdi. Bir sonraki kongreye kadar da buradaki canlı etkileşimi sürdürmeyi istiyor, sonraki kongrenin düşünsel hazırlıkları bağlamında da (özellikle temanın belirlenmesi) değerli katkılarınızı bekliyoruz. Bu kongre elbette birlikte düşünme ve eylemenin platformlarından biridir. Açılış konuşmacımız Prof. Dr. Nilüfer Timisi’ye ve oturum başkanlarımıza teşekkür ederiz. Kongrenin temel yaşamsal gereksinimlerini gideren, kayıt masasından, salonlara, atölyelere, sosyal medyadan fotoğrafa değin farklı işlere gönüllü emeklerini katan öğrencilerimize teşekkürü borç biliyoruz.

 

kapanış2.jpg

 

Kapanış bildirgesine geçecek olursak;

Kongrenin temasını “hak odaklı yeni medya” olarak seçerken, bir yandan yeni medya ortamlarının siyasal, toplumsal ve ekonomik hakların, siyasal katılımın ve örgütlenmenin, savunuculuğun, ifade ve bilgiye erişim hakkının, ağ tarafsızlığının ve özgür yazılımın, açık kaynak kodların, açık erişim olanaklarının gündelik yaşamda yurttaşlara sağlayacağı olanakları; öte yandan da bu dizginin tam karşısında erişim eşitsizliklerinin, erişim engellemelerinin, oto-sansürün, sansürün, dijital eşitsizliklerin, ayrımcı-nefret söyleminin ve linç dilinin, telif ve mülkiyet hakları sınırlamasının, dijital gözetim, veri gözetimi, büyük veri analizine dayalı yurttaşın metalaşmasını/nesneleşmesini ve özünde kendi varlığına yabancılaşmasını, kişisel verilerden değer yaratımını, gündelik yaşamda mahremiyet algısının dönüşümünü, gayri maddi emek üretim sürecini de tartışmak istedik.

Gerek dünyada gerekse Türkiye’de siyasetin araçsallaşmasındaki egemen vurgu, kitle iletişim araçları ve yeni medya ortamlarındaki içerik üretimini de benzeri şekilde etkilemiştir. Kongre süresince tartışılan konuların odak noktasını her türlü kitle iletişim aracında iletişim ve yeni medya ortamlarında ben-öteki algısının üretimini sorgulayan, ben’in öteki ile ontolojik kuruluşunu tamamlayacak yeni bir etik, yeni bir siyaset, yeni tartışma/müzakere ve diyalog mekanları, öznenin kendi varlığına ilişkin özdüşünümsellik ile müştereklik/ortaklaşma gereksinimi oluşturdu.

Yeni medya ortamları ve dijital ağlar, deneyim alanı olarak gündelik yaşamımızın önemli ve ayrılmaz bir bileşeni olmuştur. Temel sorunlarımızdan biri, bir dijital uzamın tekno-sosyal dinamiklerinin nasıl anlamlandırılacağı, toplumsal, bireysel ve ekonomik düzlemlerde gerçekleşen deneyimin etik zemininin nasıl kurulacağıdır. Hak odaklı yeni medya tartışması bu nedenle etiği, eleştirel ve özdüşünümsel olmayı merkeze alır.

Bu temelde ortaklaşma gereksinimi siyasal ve ekonomik işbirliğini, ortak iyi etrafında örülü erdemlere temelli bir etik kavrayışı/idrakı ve hiç kuşkusuz yeni ekonomik bir örgütlenme modelini de gerekli kılmaktadır. Bu kavrayış içerisinde tüm bileşenlerin insan haklarını, hakları odağa koyarak uyumlu biçimde işlemeleri ve sorumluluk taşımaları gerektiğini düşünüyoruz.

“Dijital hak üniversitesi” gibi yeni yapıların kurulması önerisi de Kongre sürecinde gelişti. Kongrenin bir somut saptaması da “her yerin akademi” olabilirliğini ve bunun olanaklarını gösterebilmesi oldu. Tüm krizlere rağmen bu deneyimi üniversite bağlamında mekanın hiyerarşi kuran yapısına bir alternatif olarak okumak da olanaklı. Daha demokratik bilgi üretim ve paylaşım yapıları üzerine düşünmeliyiz.

Ne aradığını bilen, İnternet topluluğunu aktif katılımı ile geliştiren, bilgi üreten, yeni medya okuryazarı olan, barışçıl bir söylemi inşa eden kullanıcı birey, hak odaklı yaklaşımın geliştirilmesinin garantisini oluşturur. Bu kendi başına gerçekleşecek değildir, bu tüm taraflar arasında diyalogu gerektirir.

İnsan Hakları, evrensellik ve eşitlik ilkeleri gereği çevrimiçi ve çevrimdışı olmaksızın bir bütün olarak kavranmalıdır.

İfade özgürlüğünün, birlikte eyleme ve düşünme özgürlüğünün gerçekleşebilmesi için yeni yapılar ve yöntemler üzerine düşünmeliyiz. Bu bağlamda, ortak hedefler, çok merkezlilik, ortak üretim ve yatay örgütlenmelerin olanaklılığını iktidarın kılcal yapılarından başlayarak, makro politika yapımına doğru birlikte düşünmeli, örnekleri beslemeli, paylaşmalı, çoğaltmalıyız.

Alternatif Bilişim Derneği, 10 Mart 2017

 

 

 

 

 


Twitter’daki #FolklorPerşembe hashtagi nasıl da küresel bir olaya dönüştü — David Barnett

Mart 5, 2017

Enteresan bir görüngü. – barış

YERSİZ ŞEYLER

Britanya’nın gizemli efsane ve geleneklerine dair üç arkadaşın haftalık cıvıldaşmasıyla başlayan hashtag bir bilgi madenine dönüştü. David Barnett runeleri okuyor.

David Barnett — 8 Mart 2016 — independent.co.uk

folk1 Milan Rex’in ‘kemikten kilisesi’ S Bernardino alle Ossa’nın görkemi insanı öldürür

Yarın gidip cıvıltılarda [tweets] dolaşırsanız bayağı şaşıracağınızdan emin olabilirsiniz… çünkü goblinler ve kurtadamlar ve Sheela Na Gigler ve acayip canavarlar burada yaşar; zamanın sislerinde kaybolmuş hikayelerin her türlüsü, menkıbeler ve efsaneler burada bulunur. Zira kendisi düpedüz 21’inci asır vakıası olsa dahi Twitter aynı zamanda #FolklorPerşembe [#FolkloreThursday] hashtagi altında kendi köklerine geri dönen insanların, sayıları giderek artan, bu sosyal ağı kullanarak kimisi uzundur unutulmuş geleneklerle yeniden bağ kuran insanların evi olur.

View original post 532 kelime daha


Yeni Medya Çalışmaları III. Ulusal Kongre’nin atölye programı belli oldu

Şubat 28, 2017

“Hak Odaklı Yeni Medya” temalı Yeni Medya Çalışmaları III. Ulusal Kongre, 9-10 Mart tarihlerinde Ankara Cermodern’de toplanıyor. Kongrede zengin oturumların yanı sıra çeşitli atölyeler de düzenlenecek.

Alternatif Bilişim Derneği tarafından düzenlenen Yeni Medya Çalışmaları III. Ulusal Kongre, bu yıl “Hak Odaklı Yeni Medya” temasıyla toplanıyor. Hakem sürecinden geçmiş 55 bildiri, “Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları”, “Dijital Emek”, “Gündelik Yaşam Pratikleri ve Kültürel Tüketim Alanları”, “Hak Haberciliği”, “İfade Özgürlüğü”, “Endüstriyel Olgular”, “Bilişim Hukuku”, “Hak Savunuculuğu ve Kampanyalar”, “Yeni Okuryazarlıklar”, “Mülteci(lik)”, “Direniş Pratikleri”, ve “Katılım” ana başlıklarında düzenlenecek oturumlarda sunulacak.

Oturumlarla eşzamanlı atölyeler düzenlenecek

Yeni Medya Çalışmaları III. Ulusal Kongre’de de oturumlarla eşzamanlı “Hak Odaklı Veri”, “Kişisel Verilerin Korunması ve Dijital Haklar” ve “Yeni Medya ve İletişim Teknolojilerinde Kişisel Mahremiyet, Güvenlik ve Korsan Kültürü” atölyeleri düzenlenecek.

AVVG Derneği’nden Pınar Dağ’ın yürütücüsü olacağı “Hak Odaklı Veri” atölyesinde “Hak odaklı veri analizleri karar alma süreçlerinde nasıl kullanılmalı?” sorusunun yanıtı aranacak. Atölyede dünyada hak odaklı veri politikaları geliştiren The Engine Room,  International Data Responsibility Group, Responsible Data Forum ve UN Global Pulse kurumlarının nasıl çalıştıkları aktarılarak paylaşılan veri setleri üzerinden sorgulamalara ve tartışmalara yol açmak amaçlanıyor.  9 Mart Perşembe günü 12:30 – 14:30 saatleri arasında düzenlenecek atölyeye katılmak için atolye@yenimedya.org.tr adresine iletişim bilgilerinin gönderilmesi gerekiyor.

Avukat Faruk Çayır ise Nisan 2016’da yürürlüğe giren Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ndan hareketle “Kişisel Verilerin Korunması ve Dijital Haklar” atölyesi düzenleyecek. 9 Mart’ta 16:45-17:45 saatleri arasında yapılacak atölyede, Türkiye koşullarında kişisel verilerin nasıl korunabileceği, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na göre başvuru yol ve yöntemleri hakkında katılımcılara bilgi verilecek, AİHM kararları da dikkate alınarak, kanun tasarısındaki eksiklikler ve gelişmeler de dikkate alınarak irdelenecek. Ayrıca aktivistlerin yeni medya ortamlarını kullanırken hukuken dikkat etmesi gereken hususlar konusunda katılımcılara bilgi verilecek.

Korsan Parti Hareketi’nden Mehmet Şafak Sarı ve Simge Gümüşay ise “Yeni Medya ve İletişim Teknolojilerinde Kişisel Mahremiyet, Güvenlik ve Korsan Kültürü” atölyesi ile kongreye katılacak. 10 Mart günü 17.00-18.15 saatleri arasında düzenlenecek atölyede yeni medya ortamlarındaki kişisel mahremiyet ve veri güvenliği konuşulacak. Yeni medya ortamlarının güvenli kullanım yolları ve Kişisel Verilerin Korunmasına dair yöntemler paylaşılacak.

Yeni Medya Çalışmaları III. Ulusal Kongre’nin programına ve kongre hakkında ayrıntılı bilgiye http://www.yenimedya.org.tr adresinden erişmek mümkün.

 

 


Mersin- Ses Sensin Video Aktivizm Atölyesi’ne dair notlar…

Şubat 21, 2017

Yazan: Perrin Öğün Emre, Alternatif Bilişim Derneği

Alternatif Bilişim Derneği, Sivil Düşün AB Programı’nın katkılarıyla sivil toplum kuruluşlarına yönelik video aktivizmi eğitimini 27-29 Ocak 2017 tarihlerinde Mersin’de düzenledi. İlkinin Ankara’da yapıldığı  “Ses Sensin”: STK’lar İçin Video Aktivizm Atölyesinin (Eğitimcilerin Eğitimi) ikincisi de sivil toplum örgütlerinin hak odaklı mücadelelerinde videonun oynayacağı role yönelik farkındalığı amaçlamaktadır. Atölye sürecinde, farklı üniversitelerden akademisyenler kuramsal ve kavramsal çerçeve üzerinden katkı sağlarken, eğitimci video aktivistler saha deneyimlerini katılımcılarla paylaştılar.  Üç günlük atölyeyi, 14 farklı sivil toplum kuruluşundan 22 katılımcı başarı ile tamamladı. Katılımcılar arasında STK’ların iletişim bölümünde çalışanlar, video aktivizmi merak ettiği için gelenler ve öncesinde videoyu sivil toplum kampanyalarında kullananlar ile bugüne dek hiç kullanmayan derneklerin üyeleri yer aldı. Sivil toplum örgütünün başkanı, koordinatörü, kurumsal iletişim direktörü, proje sorumlusu, sosyal medya uzmanı, teknikeri, gönüllüsü gibi farklı konumlarda görev yapan katılımcılar mevcuttu. Mersin Üniversitesi ve diğer üniversitelerde lisans, yüksek lisans ve doktora yapan katılımcılar için, hem bağlı oldukları örgüte destek hem de kendi bilimsel çalışmaları için zemin sağlamış oldu.

20170127_101229

20170127_110318

Atölyenin ilk gününde Arel Üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. Gülüm Şener ve Kadir Has Üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. Perrin Öğün Emre’nin gerçekleştirdiği açılış sunumunda video eylemin tarihsel süreci ve toplumsal hareketlerde oynadığı role değinildi. Üç senedir aktivizm ve video aktivizm üzerine yürüttükleri saha araştırmalarına dair bulguları katılımcılarla paylaşıp Türkiye’de video aktivizmin karakteristik özelliklerinden  bahsettiler. Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr Ahmet Taylan ise, ana akım medyanın ekonomi politik yapısına işaret etti ve hak odaklı habercilik üzerinden modellemelerden yola çıkarak alternatif medyanın, ana akımda seslerini duyuramayan, dışlanan ve ayrıştırılan kesimlerin mücadeleleri için gelişmesi gereken bir sektör olduğunun altını çizdi. Başkent Üniversitesi İletişim Fakülte’sinden Yrd. Doç. Dr. Nihan Gider Işıkman yurttaşlar için video üretimin tanıklık ve belgelemede oynadığı role değinerek, bu süreçte anlatım ve çekim teknikleri, ışık ve ses kullanımı,  ekipman ve kurgu uygulamaları da içeren, sivil toplum kuruluşları için temel rehber niteliği taşıyacak bilgilere yer verdi. Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Recep Ünal ise mobil telefonların nasıl canlı yayın aracı haline geldiğine dikkat çekti, dijital yayıncılık ve canlı video uygulamaları ile mesajların sosyal medya üzerinden etkin dağıtımının sivil toplum kuruluşlarının görünürlüğüne nasıl katkı sağladığına vurgu yaptı. Sunumların sonunda, özetlenen kavramsal bilgiler çerçevesinde, sivil toplum örgütlerinin hazırladığı videolar katılımcılarla birlikte ele alındı. Özellikle, videolar anlatım dili, kurgulanan mesajlar, çekim kaliteleri üzerinden analiz edildi ve kampanyaların tonuna dair yapılan tartışmalar niteliksel olarak oldukça verimli geçti.

20170128_124206

 

Atölyenin ikinci günü, yoğunlukla, video aktivistlerin deneyimlerinin paylaşılmasına ayrıldı. Video aktivizmin hukuki boyutunu ele alan Alternatif Bilişim üyesi Avukat Faruk Çayır’ın sunumu katılımcıların toplumsal mücadelede karşılaşabilecekleri zorluklara karşı ve kişisel verilerinin korunmasına yönelik yasal haklara dair bilgileri içermektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Fikir ve Sanat Eserlerinin Korunması ve kişisel verilerin korunmasına yönelik örnek davalarından yola çıkarak kavramların evrensel değerine vurgu yapıldı. Videonun içeriğinde kişilerin haklarına gözeten etik yaklaşıma özellikle değinen Çayır, vatandaşların haber alma özgürlüğüne ve getirilen kısıtlamalara karşı hukuki haklarının neler olduğunu ayrıntıları ile ortaya koydu. 1992’den beri insan hakları mücadelesinde video kullanımına yönelik eğitim ve destekler veren küresel  video aktivist örgüt Witness’den Raja Althaibani atölyeye iki ayrı sunumla katkıda bulundu. Witness’i ve video aracılığıyla yürüttüğü insan hakları mücadelesini çatışma bölgelerinden çarpıcı örnekler vererek anlattı. İnsan hakları mücadelesinde asimetrik gücün hüküm sürdüğü taraflar arasındaki çatışmalarda, mağduriyetlerin hukuki boyuta taşınmasında videonun ne denli önemli bir delil aracı olup, davanın seyrini dahi değiştirme gücüne değinildi. Althaibani, sunumunun ikinci kısmını video aktivizm de etik sorunlar ile video üretim ve dağıtımında dikkat edilmesi gereken unsurlara ayırdı. Video çekiminin belgeleme ve tanıklıkta etkin bir unsur olduğunu ve getirdiği etik sorumlulukların başka mağduriyetlere yol açmaması için doğruluk, denge ve mahremiyet konularında dikkatli olunması gerektiğini ifade etti. Aktivist olsun, yurttaş olsun her videonun içeriğinin teyit edilmesi gerektiğini ve videonun hangi amaca ve kime hizmet ettiği sorularının kullanıcı tarafından sorularak herhangi bir dezenformasyonun nesnesi olmamaya özen gösterilmesi gerekliliği vurgulandı. Althaibani sunumu boyunca çeşitli vakalar üzerinden videonun nasıl kullanılacağı bilinirse güçlü bir araç olduğunu göstermiş oldu.

Aktivist Kazım Kızıl, İzmir’de kurulan video aktivist inisiyatif Kamera Sokak’ın kuruluşundan bahsederek başladığı konuşmasına, ürettiği belgeseller üzerinden yaşadığı kişisel deneyimleri anlatarak devam etti. Böylelikle katılımcılar, Kızıl’ın aktivist olarak haberden hikaye anlatımına geçişindeki kişisel yolculuğuna tanık oldu. Kendi çektiği Yırca ve Suruç belgesellerindeki deneyimlerine gönderme yaparak, video üretim aşamalarında ön hazırlık, ekipman ve mekan/insanlarla kurulan ilişkilere dair unsurlardan bahsetti. Yereldeki insanlarla sağladığı yatay iletişimin sınırlı ekipmana rağmen kuvvetli bir hikâyenin ortaya çıkmasına ve tüm yürütülen dayanışmanın video ile yansıtılmasının etkililiğine vurgu yaptı. Son olarak, sosyal medyada video dağıtımı sırasında yaşanılan sorunları dile getirerek her mecranın avantaj ve dezavantajlarını dile getirdi. Seyr-i Sokak aktivisti Onur Metin Ankara’daki kolektiflerle, eylemlerde  çektikleri  videoları göstererek ürettikleri içeriğin çeşitliliğine vurgu yaptı. Metin, çatışma  videolarından, eylem videolarına, kampanya videolarından ana akım medya eleştirisi yapan videolara kadar geniş yelpazeden görüntüler göstererek üretim süreçlerini ve polisle yürüttükleri mücadeleyi anlattı. Diğer bir sunumunda Metin, Bak.ma projesinden bahsederek, kolektif belleğin oluşturulması için video arşivlenmenin önemini dile getirdi. Toplumsal mücadelelerin dijital medya arşivi kolektifi olan Bak.ma, farklı içeriğe sahip videoların toparlanması, çeşitli kategorilerde sınıflandırılması ve arşivlenmesine olanak sağlayan bir platformdur.  Ayrıca, görüntülerle çevrim içi kurgu yapılabilmesine ve çeşitli platformlar da dağıtılmasına, sivil toplum örgütlerinin kendi arşivlerini oluşturmasına ve varolan arşivi kullanmasına imkan sağlamaktadır. Çeşitli sivil toplum örgütlerine uzun zamandır profesyonel videogramlar hazırlayan Kazım Kemal Kırım ise, sivil toplum örgütlerine uygun stratejik içerik oluşturma, kampanya videolarının hazırlık süreci ve karşılaşılan zorluklar ile risklere değindi. Kırım, içeriğe göre çekimin nasıl şekillendiği ve sivil toplum örgütleri için hazırlanan videolarda nasıl bir dil kullanıldığına dikkat çekti. Son yılarda, videonun sivil toplum örgütlerinin iletişim kampanyaları için etkili bir araç olduğunun altını çizdi.

Katılımcılar, video izleme oranlarının arttığı Dünyada, videoyu kendini ifade etme, belgeleme ve arşivlemede ne denli etkili bir enstrüman olarak kullanıldığına tanık oldular. Nitekim atölyenin uygulama kısmında, bu bilgiler ışığında katılımcılar belirledikleri toplumsal tema çerçevesinde video çekimi için gruplara ayrıldılar. Gruplar ve temalar hakkında karara varıldıktan sonra eğitimcilerle birlikte çekim için uygun mekânlar belirlendi. Gruplar, video konularını trans kimlik, çocuk istismarı ve mülteci hakları olarak belirlediler. Bir grup video röportaj üzerinden uygulamayı gerçekleştirirken, diğerleri dış alanda sokak röportajları yaparak konuya olan genel yaklaşımları yansıttılar. Uygulama kısmında mikrofon, kamera kullanımı, temel ışık ve çekim kullanımlarını deneyimlediler ve kurgu aşamasına dahil oldular. Atölyenin sonunda tüm katılımcılar ve eğitmenlerle birlikte videolar izlenip, içerik ve biçime yönelik genel değerlendirmelerde bulunuldu.

 

img-20170129-wa0036

Atölye sonunda katılımcıların doldurdukları değerlendirme anketleri sonucuna göre, katılımcılar atölyenin içeriğinden memnun olduklarını ve video çekimine dair temel bir birikim kazandıklarını ifade ettiler. Bunun yanında katılımcılar, uygulama kısmına programda bir gün ayrılmasını ve kurgu için ayrılan sürenin uzatılmasına yönelik tavsiyelerde bulundular. Atölye katılımcıların görsel okur-yazarlığına katkı sağladığı gibi söylem analizi üzerinden yapılan tartışmalar bakış açılarına farklı boyut kazandırdı. Aynı zamanda, atölye, farklı dünya görüşlerine sahip sivil toplum örgütlerinin birbirleri ile temas etmesine ve ortak üretimde bulunmasına zemin oluşturdu.


#HakOdaklıYeniMedya: Yeni Medya Çalışmaları 3.Ulusal Kongresi 9-19 Mart’ta Cer Modern/Ankara’da…

Şubat 19, 2017

ymk-3_afis_1III. Ulusal Yeni Medya Çalışmaları Kongresi, Alternatif Bilişim Derneği tarafından 9-10 Mart 2017 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek. Kongrenin ana teması ise “Hak odaklı yeni medya”.

İnternet’in ve yeni medya teknolojilerinin gelişmesi ve artan baskı ortamı sonucu yeni medya ortamları bir “hak mücadeleleri” alanına dönüştü. Devletler bu yeni hak arama alanını sansür, tutuklama ve izleme politikaları ile daraltmaya çalışırken, şirketler ise bireylerin kişisel verilerinin peşinde. Daha fazla otoriterlik, denetim, metalaşma ve ticarileşmeyi hedefleyen devletler ve şirketlerle, haklarına sahip çıkan ve yeni hak kazanımları için mücadele eden katılımcı yurttaşlar arasındaki hak mücadelesi, “hak odaklı yeni medya” başlığı altında tartışılmasını zorunlu kıldı.

Alternatif Bilişim Derneği, 2013 yılında Kocaeli Üniversitesi işbirliği ile “Kuram, yöntem, uygulama ve siyasa”, 2015 yılında Kadir Has Üniversitesi işbirliği ile “Yeni Medya Okuryazarlığı” konularını tartışmaya açtı.

III. Ulusal Yeni Medya Çalışmaları Kongresi ise, “hak odaklı yeni medya” başlığından hareketle toplumun her kesiminin bu alandaki haklarına, yeni medyanın fırsat ve tehditlerine dair farklı konu başlıklarını çeşitli açılardan ele alacak. Sivil Düşün Aktivist Programı ve İsveç Konsolosluğu tarafından desteklenen kongreye bu çerçevede 95 bildiri sunuldu, alanın en yetkin akademisyenlerinin değerlendirmesiyle 72’si Kongre’de sunulmak üzere kabul edildi.

Kongrenin programı açıklandı

9-10 Mart 2017 tarihlerinde Ankara Cermodern’de düzenlenecek kongrenin programı www.yenimedya.org.tr sitesinde ilan edildi. Kongre’ye izleyici olarak katılım ücretsiz.

Kongre kitabı Özgür Uçkan’a ithaf edilecek

Yeni Medya Çalışmaları III. Ulusal Kongre’de sunulan ve hakemler tarafından seçilecek olan bildirilerden oluşan bir seçki kitap da hazırlanacak. Bu seçki kitap, 2015 Temmuz ayında yaşama veda eden Alternatif Bilişim Derneği kurucu üyesi, mentör, hak ve özgürlük savunucusu/aktivist/yazar Dr. Özgür Uçkan’a ithaf edilecek.

DÜZENLEME KURULU

  • Yrd. Doç. Dr. Aslı Telli Aydemir
  • Dr. Banu Küçüksaraç
  • Doç. Dr. Burak Özçetin
  • Doç. Dr. Günseli Bayraktutan
  • Işık Mater
  • Prof. Dr. İdil Sayımer
  • Prof. Dr. Mutlu Binark
  • Yrd. Doç. Dr. Perrin Öğün Emre
  • Doç. Dr. Sedat Özel
  • Tuğrul Çomu
  • Doç. Dr. Zeynep Özarslan

BİLİM KURULU

Kongrenin Bilim Kurulu Türkiye’de alanında en yetkin akademisyenlerden oluşmaktadır.

Prof. Dr. Aslı Tunç – İstanbul Bilgi Üniversitesi

Prof. Dr. Beno Kuryel – Ege Üniversitesi

Prof. Dr. Bülent Çaplı – Bilkent Üniversitesi

Prof. Dr. Funda Başaran – Ankara Üniversitesi

Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu – İstanbul Bilgi Üniversitesi

Prof. Dr. Mehmet Yüksel – Hacettepe Üniversitesi

Prof. Dr. Melih Kırlıdoğ

Prof. Dr. Mete Yıldız – Hacettepe Üniversitesi

Prof. Dr. Nilgün Tutal Cheviron – Galatasaray Üniversitesi

Prof. Dr. Nilüfer Timisi – İstanbul Üniversitesi

Prof. Dr. Ruhdan Uzun – Gazi Üniversitesi

Prof. Dr. Sevda Alankuş – Kadir Has Üniversitesi

Prof. Dr. Tuğba Asrak Hasdemir – Gazi Üniversitesi

Prof. Dr. Ümit Atabek – Yaşar Üniversitesi

Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu – Galatasaray Üniversitesi

Doç. Dr. Burçe Çelik – Bahçeşehir Üniversitesi

Doç. Dr. Ceren Sözeri – Galatasaray Üniversitesi

Doç. Dr. Kerem Rizvanoğlu – Galatasaray Üniversitesi

Doç. Dr. M. Canan Öztürk – Anadolu Üniversitesi

Doç. Dr. M. Emre Köksalan – Gaziantep Üniversitesi

Doç. Dr. Mustafa Akgül – Bilkent Üniversitesi

Doç. Dr. Özlem Oğuzhan – Sakarya Üniversitesi

Doç. Dr. Tezcan Durna – Ankara Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Burak Doğu – İzmir Ekonomi Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Bozdağ – Kadir Has Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Ebru Baranseli – Anadolu Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Ergin Bulut – Koç Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Erkan Saka – İstanbul Bilgi Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Eylem Çamuroğlu Çığ – Mersin Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Eylem Yanardağoğlu – Kadir Has Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Gülüm Şener – İstanbul Arel Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Hakan Erkılıç – Mersin Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. İrem İnceoğlu – Kadir Has Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak – Ankara Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Emin Babacan – İnönü Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Muamer Ketizmen – Hacettepe Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Nevin Yıldız Tahincioğlu – Hacettepe Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Tolga Çevikel – Galatasaray Üniversitesi

Yrd. Doç. Dr. Ulaş Karan – İstanbul Bilgi Üniversitesi

Dr. Gamze Göker – Alternatif Bilişim

 

 


Tez Tanıtımı

Şubat 7, 2017

Tez Sahibi: Türker Özşekerli “Ne Kamusal Ne Özel Alan: Yeni Medya”, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genel Gazetecilik Anabilim Dalı (2016)

Yeni  enformasyon  teknolojileri,  kamusal  ve  özel  alan algılarını yeniden şekillendirmiş  ve  gündelik  hayatın  akışını  derinden  etkilemiştir.  İletişimin  kabuk değiştirdiği çağımızda birey, bu yenilenme içerisinde kendine hızlıca bir yer edinmiştir.
Gündelik  yaşama  bir  parantez  açarak,  “ağ  toplumuna”  eklemlenmek  ve  “ben” hakkındaki  düşüncelerini  yansıtmak  için  kendilerine  sunulan  kodlardan  oluşan  “boş levha”yı doldurmaya başlamıştır. Metin, fotoğraf ve video paylaşıp, yorumlar yapmış, bloglar  oluşturmuş,  beğenmiş,  beğenilmiştir.  Yaşanan  tüm  gelişmelerin  ışığında söyleyebiliriz  ki  artık  kamusal  alan  ile  özel  alan  arasındaki  ayırım  açık  ve  belirgin değildir.  Arendt’in  (2013:  88)  belirttiği  gibi  “bir  etkinliğin  özel  mi  yoksa  kamusal alanda  mı  yerine  getirildiği  hiçbir  suretle  kayıtsız  kalınabilecek  bir  mesele  değildir. Kamusal  alanın  karakteri  oraya  girişine  izin  verilen  etkinliklere  göre  değişmek zorundadır ama etkinlik de kendi doğasını büyük ölçüde değiştirecektir.”
Yeni  medyanın,  sahip  olduğu  birçok  özellikle;  toplumu,  bireyi  kısacası  insanı anlamak  için  önemli  veriler  sunan  bir  platform  haline  gelmesi,  kamusal/özel  alan kavramlarına  ilişkin  yeni  soruların  ortaya  çıkmasına  neden  olmuştur.  Yeni  medyanın kamusal ya da özel bir alan mı olduğu yoksa bu kavramların dışında farklı bir alan mı yarattığı  sorusu  cevaplanması  gereken  bir  soru  olarak  karşımızda  durmaktadır.  Bu bağlamda çalışmada, yeni medyanın kullanılmaya başlanması ile birlikte kamusal/özel alanın  doğasında  meydana  gelen  değişikliklerin  yeni  bir  alan  oluşturup  oluşturmadığı araştırılacaktır.
Gündelik  yaşamın  kurulması  başlı  başına  bir  mücadele  alanı  olarak belirlenmektedir.  Yasal  düzenlemeler  ve  hâkim  ideolojinin  dayatmaları  ile  “ideolojik aygıtları”  oluşturulmuş  modern  dünya  insanının,  gündelik  hayat  deneyimlerini  kendi özgür iradesiyle şekillendirdiğini söyleyemeyiz. Başka bir ifadeyle söyleyecek olursak, gündelik  hayatı  ve  dolayısıyla  yeni  medyayı  Gramsci’nin  “Hegemonya”  kavramında dile getirdiği gibi egemen iktidar söylem ile insan doğası arasında yaşanan bir mücadele alanı  olarak  tanımlayabiliriz.  Gündelik  yaşam  denilince  ilk  bakışta  aklımıza  sıradan, zorunlu  pratikler  ve  tekrarlar  gelmektedir.  (Lefebvre,  1998)  Günümüzde  ise  gündelik hayatın  hemen  hemen  tamamını  kapsayan  tekrarların  birçoğu  yeni  medya  araçlarını kullanılarak doldurulmaktadır. Gündelik haberlerin takibi, eğlence, iş başvuruları, yakın çevremizle kurulan iletişim vb. gündelik hayatın neredeyse tamamı artık yeni medyaya aktarılmıştır ve bu platformlarda devam etmektedir.
Gündelik hayatımızda yaptığımız, özel alana ait birçok davranış yeni medya ile birlikte kamusal alana çoktan taşmış durumdadır. Burada açık bir şekilde görülen şey “bireylerin  neyin  kamusal  neyin  özel  alana  ait  olduğuna  dair  fikirlerinin  değişmiş olduğudur.”  (Baumann  ve  Lyon,  2013:30)  Gündelik  hayatın  yeni  medya  içerisinde gittikçe  daha  fazla  yer  almasından  bahsediyoruz.  Bu  karşılıklı  iç  içe  geçiş,  sınırların ortadan  kalkması,  sadece  gündelik  yaşamın  tanımının  tekrardan  yapılmasını  değil kamusal  alan  ve  özel  alan  tanımlarının  da  tekrardan  ele  alınması  gerekliliğini  ortaya koymaktadır. İnsan davranışları, alışkanlıkları, kısacası gündelik hayata dair yaptığımız her şey kamusal ve özel alan tartışmaları içerisinde yer almaktadır. Gündelik hayata ait rutinlerle,  yeni  medya  araçları  üzerinde  devam  eden  etkinlikler  birbirleriyle  etkileşim halinde  ilerlemektedir.  Hatta  ve  hatta  gündelik  hayatta  yaptığımız,  yapmayı planladığımız her rutin artık yeni medya araçları üzerinden şekillenmektedir.
Yeni  medya,  gündelik  yaşantımızın  tüm  izlerini  barındırmaktadır.  Gündelik hayatta  akıp  giden  her  türlü  davranış,  eylem,  alışkanlık  bize  aynı  zamanda  ideolojik üretimin  pratikte  nasıl  kodlandığının  bir  resmini  çizer.  (Lefebvre,  1998)  İnsanların, düzenlenen yasalarla deneyimleri, teknolojik gelişmelerin özgürlük sınırlarını ne kadar genişletip,  daralttığını,  siyasal  gelişmelerin  etkileri  gelip  gündelik  hayatın  ortasına gizlice  yerleşirler.  İşte  bu  nedenle  gündelik  hayatın  kodlarını  çözümlemek  tüm  bu kavramların  anlaşılabilmesinde  bize  kılavuzluk  edebilir.  Tam  da  bu  nokta,  internetin gündelik  hayatımızdaki  kullanım  yoğunluğunun  gittikçe  artmasıyla  şu  ana  kadar  hiç karşılaşmadığımız  büyüklükte  bir  bilgi  (big  data)  yığını  ile  karşı  karşıyayız.  Yeni medyanın oluşturduğu bu  yeni alan şimdiye kadar hiç  yaşamadığımız bir şekilde bizi birbirimize bağlamıştır. Böylelikle geçmişe, şimdiye, geleceğe ait deneyimlerin birlikte harmanlandığı yeni bir iletişim ağında yaşanmaya başlanmıştır.
Yeni  medya  bize  sadece  kamusal/özel  alan  kavramlarını  tekrardan  tartışmaya açmakla  kalmayıp  aynı  zamanda  kamusal  ve  özel  yaşam  alanındaki  dengenin  nasıl değiştiğini,  kamusal  ve  mahrem  olanın  nasıl  bir  dönüşüm  içerisinde  olduğunun ipuçlarını vermektedir. Tüm insanlığın birbirine bağlandığı bu alan bir yandan da bizi ayırmaya  başlamıştır.  Kamusal  alana  ve/veya  özel  alana  ait  olduğuna  dair  bilgimiz gittikçe farklılaşmaktadır. İnternetin hayatımızı girmesiyle birlikte kamusal alan ve özel alan  kavramları  yeniden  tartışılmaya  başlanmıştır.  Bu  çalışmada,  yeni  medyanın  ne kamusal  ne  de  özel  alan  olduğu,  iki  kavram  arasında  gidip  gelen  bir  “akışkanlık” içerisinde farklı bir alan oluşturduğu tezi savunulacaktır. Kamusal  alanın  modern  anlamdaki  bu  dönüşümü  21.  yüzyıla  gelindiğinde  ne ifade  etmektedir?  Bireyin;  yeni  medya  ile  birlikte,  hem  aileleriyle  hem  yakın çevreleriyle  hem  de  yabancılarla  insanlık  tarihi  boyunca  hiç  olmadığı  kadar  hızlı  ve daha  fazla  etkileşim  halinde  olması,  kamusal  ve  özel  alan  kavramlarına  yüklenen anlamları  değiştirmiştir.  Yeni  medya  ile  sosyalleşme  serüveni,  bireyin  mahremiyetini oluşturmasında en önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Sosyal medyanın gündelik yaşamla olan bu ilişkisi,  mahremiyetin dönüşümünde, algılanmasında ve sunulmasında farklılıklar yaratmıştır. Gündelik hayat ile sanal uzam arasındaki çizgi gittikçe silinmeye başlamıştır.  İnsanlar  gündelik  hayatları  ile  yeni  medya  üzerindeki  yaşamlarını birleştirerek mahremiyet  algılarını  ve  dolayısıyla kamusal  alan ve özel  alan ayırımını yeniden inşa etmişlerdir.
Bu tezde, yeni medyanın kamusal/özel alan kavramları içerisinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği  ve  aynı  zamanda  tüm  bu  tartışmaların  ışığında  yeni  bir  alan oluşturup oluşturmadığı araştırılacaktır. Yeni medya kamusal/özel bir alan mıdır yoksa bunların  ötesinde  farklı  bir  alan  tanımlamasına  ihtiyaç  duyan  yeni  bir  alan  mı yaratmaktadır? Tüm  bu sorularından  yola çıkılarak,  yeni medyanın kamusal/özel alan sınırları  arasında/dışında  nerede  konumlandığı  incelenecektir.  Tezde  yeni  medya kavramı; iletişimde meydana gelen köklü değişimler, kamusal/özel alan tartışmalarıyla birlikte düşünülerek, yeni medyanın kamusal/özel alan tartışmalarının ötesinde farklı bir alan  olarak  ortaya  çıkıp  çıkmadığı  araştırılacak  tüm  bu  sorulardan  hareketle kamusal/özel alan tartışmalarına katkı sunulmaya çalışılacaktır.
Tezin  temel  amacı,  kamusal  ve  özel  alan  kavramlarını,  yeni  medyanın hayatımıza soktuğu  yeni  iletişim  olanaklarıyla ile birlikte  tekrardan  tartışmak ve  yeni medyanın  nelerin  özel  nelerin  kamusal  olması  ile  ilgili  yarattığı  belirsizliği  ortaya çıkarmaktır.  Yeni medya araçlarını kullanan kişilerin, kamusal ve özel alan sınırlarını nasıl  çizdiklerini  sorgulayarak,  neyin  kamusal  neyin  özel  alana  ait  olduğuna  yönelik düşüncelerin ve sunumların değişip değişmediğini anlamaya çalışmaktır.
Tezin  birinci  bölümünde,  kamusal  ve  özel  alan  kavramları  tarihsel  gelişimi içerisinden  günümüze  uzanan  tartışmalar  ışığında  incelenecektir.  Jürgen  Habermas, Hannah Arendt ve Richard Sennett’in kamusal/özel alan anlayışları, kamusal/özel alanın sınırlarını  nasıl  tanımladıkları,  kamusal  ve  özel  alana  ait  olanın  ne  olduğuna  yönelik düşünceleri açıklanacaktır.
Tezin  ikinci  bölümünde,  mahremiyet  kavramı  yeni  medya  üzerinden, modernizm  ve  postmodernizm  tartışmaları  çerçevesinde  incelenecektir.  İnternet çağında, mahremiyet kavramının nasıl bir dönüşüme uğradığı tartışılarak, yeni medya araçlarının  kullanılmaya  başlanması  ile  birlikte  insanların  mahremiyet  algısının  nasıl etkilendiğini  ve  böylelikle  yeni  medyanın  kamusal  ve  özel  alanın  biçimlenmesindeki rolü tartışılacaktır.
Tezin  üçüncü  bölümünde,  yeni  medya  kavramının  tanımı  üzerinden  yapılan tartışmalar  aktarılarak,  yeni  medyanın  nasıl  bir  alan  oluşturduğu  sorusuna  yanıt aranacaktır.  Bu  bölümde  ayrıca,  yapılan  araştırmanın  problemi,  amacı  ve  bulguları paylaşılacaktır. Araştırmada, yeni medya araçlarını kullanan bireylerin kamusal ve özel alana dair düşünceleri ve yorumları

SKANDAL SİYASETİ VE YENİ MEDYA

Şubat 6, 2017

Bahar Şahinsoy –  Hacettepe Üniversitesi SBE. İletişim Bilimleri Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans

Castells (2013) iktidar ilişkilerinin toplumu örgütleyen kurumların temelinin büyük ölçüde iletişim süreçleriyle, insanların zihinlerinde oluştuğunu belirtir. Zihinleri şekillendirmenin ise, yıldırma ve şiddetle bedene müdahaleden daha keskin bir hâkimiyet biçimi kurmaya yardımcı olduğunu vurgular. İletişim, zihinlerin anlam paylaşmak üzere harekete geçmesi ile başlar. Zihin ise, beyinde gerçekleşen bir zihinsel imge yaratma ve yönlendirme sürecidir. İktidarların zihinleri kontrol etmek için kullandıkları başlıca aracılardan birinin medya olduğu söylemi hâkimdir. Medya aracılığı ile zihinleri kontrol etmenin yolu ise, muhalif sesleri baskı ve ifade özgürlüğünün önüne ket vurarak bastırmaktan ya da sermayenin tek elde toplanmasından geçmektedir. Geleneksel medyanın, sermayenin tek elde toplanmaya başlaması ile tekelleşme yolunda hızla ilerlemesi, diğer medya kuruluşlarının ise çeşitli baskı mekanizmaları uygulanarak yıpratılmaya çalışılması ile iktidarın zihinlerin kontrolünü sağladığı bir araç haline geldiği düşüncesinde haklılık payı yüksektir. Castells’in oligopolleşme olarak tanımladığı piyasada aktörlerin sayısı oldukça düşüktür. Castells, liberal söylemin aksine medyanın dördüncü güç değil, iktidar oluşturma uzamı olduğu düşüncesini ileri sürer (2013: s.236) Dolayısıyla medya, iktidarların hedeflerine ulaşmada kullandıkları vazgeçilmez bir araç konumundadır. Siyasetin medya içerisinde sıklıkla yer almasının sebebi medyanın iktidar oluşturabilme işlevinden kaynaklanmaktadır.

Yeni medyanın yaygınlaşması ile birlikte medyaya bakış ve kullanış biçimleri açısından da farklılaşmalar söz konusu olmuş, yeni kavramlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri öz kitlesel iletişim kavramıdır. Öz kitlesel iletişim: “bir izleyici/dinleyici kitlesine ulaşma olanağına sahip fakat mesaj üretimin kişinin kendisine bağlı olduğu, mesajın anlamını kişinin kendisinin yönlendirdiği, elektronik iletişim ağlarından içerik alımını kişinin kendisinin yönlendirdiği, elektronik iletişim ağlarından içerik kabulünü ve bir araya getirme işinin kişinin kendi seçimlerine dayandığı, karşılıklı etkileşime dayalı iletişim biçimi” anlamına gelmektedir (Castells, 2013: s. 2). Geleneksel medyadaki tek yönlü iletişimin aksine, internet dolayımlı iletişimin esas olduğu ve başlarda merkezsiz olan bir iletişim biçimine işaret eder. Merkezsizlik, kullanıcılara yeni piyasalar ve girişim fırsatları sunduğu için avantajlıdır. Ancak zamanla ağın genişlemesi, internetin yaygınlaşması ve dijital iletişimin artarak yükselmesi ile birlikte büyük şirketler buradaki etkinlik ve hâkimiyet alanını genişletmeye başlamıştır. Ancak buna rağmen belli şirketlerin hâkimiyetinde olması, internetin bir özgürleşim alanı olarak kullanılmasının önünde engel değildir. Son zamanlarda uygulanan baskılar ve internet sansürlerine rağmen yine de bireylerin, grupların ve toplumsal hareketlerin sesini duyurduğu ve faaliyet gösterdiği bir alan olarak varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Medya, Siyaset ve İmaj

Medyada herhangi bir şekilde var olamayan siyasilerin zihinde var olmaları da söz konusu değildir. Dolayısıyla, medyada var olabilme ve zihinlerde yer edebilmek adına imaj yaratabilme meselesi önemlidir. Bunun aksi olarak siyasi skandalların gündeme gelmesi ise güven ve itibar kavramlarını alaşağı ederek imaj değiştirme çabası şeklinde kendisini gösterir. Castells’e göre medya liderleri tanır ve onların hikâyelerinden nemalanır. Zira anlatılarda kahramanlara, hainlere ve kurbanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Siyasal bir kişilik şöhret çerçevesine ne kadar uyarsa, medyanın da o kişi hakkındaki haberleri popülerleşen, eğlence formatındaki haberlere dâhil etmesi kolaylaşmaktadır. Siyasal malzeme, eğlendirici formatla işlenerek, biçimsel olarak entrika, cinsellik ve şiddet hikâyelerine yakın bir anlatı içerir. Siyasal mesajların yurttaşların zihinlerine ulaşabilmeleri pek de kolay olmayan bir süreçtir. Bu nedenle seçim kampanyalarında, medya siyaseti, kazanmak ve varlığını uzunca bir süre sürdürmek üzerine kuruludur.

Thompson’a  (2000) göre skandallar sembolik iktidar uğruna girişilen, itibar ve güven için verilen mücadelelerdir. Aslına bakılırsa skandal siyasetleri yeni değil, ağ toplumunun ortaya çıkmasından daha önceleri iktidar ilişkilerini belirleyici bir unsur olmuştur. Siyasal savaşların büyük ölçüde skandallar ile gerçekleştirildiğini söylemek yanlış olmayacaktır (Sabato’dan Akt. Castells, 2000: s. 288). Siyasal skandalların sadece yolsuzluklardan ibaret olmadığı, işin içerisine cinselliğin ve şiddetin de girerek, skandal siyasetinin bir parçası haline geldiğini söylemek mümkündür. Dahası, skandal siyasetinin böylesine baskın oluşunda cinsellik ve şiddet unsurlarının sıklıkla yer alması gösterilebilir.

Medya skandalları “son dakika” başlıkları ile vererek, izleyicinin iştahını kabartıcı bir üslupla anlatmayı tercih eder. İnternet dolayımlı iletişim skandal siyasetinin yükselişine önemli bir katkı sunmuştur. Öz kitlesel iletişimin bu yükselişteki katkısı şu şekilde gerçekleşmektedir. Öz kitlesel iletişim platformlarından, kitle iletişim platformlarına doğrudan erişebilme yetisi, geniş bir söylenti ve komplo teorileri okyanusu oluşturmaktadır. Siyasetçinin uygunsuz davranışlarını YouTube gibi mecralarda yayınlanarak ortaya dökülmesine yol açar. Bu noktada gelişen teknolojilerin ve bunları kullanış biçimindeki dönüşümün mahremiyeti de ortadan kaldırdığını söylemek gerekir. Arendt’e göre “özel alan/mahremiyet anlamını başkalarının yokluğunda bulur” (1994: s.104). Dijital medya ve mobil teknolojinin yaygın olarak kullanılması ile birlikte Arendt’in bahsini ettiği “mahremin başkalarının yokluğunda anlam bulma” meselesi de dönüşüme uğramıştır. Özel ve kamusal alan arasındaki geçişkenliğin şeffaflaşmasının yanında skandallar için uygun ortam yaratılması ve mahremin ortadan kaldırılmasına da neden olmaktadır. Cep telefonları ya da küçük dijital kayıt cihazları ile ifşa edilme ve internet ortamlarına yüklenme, yeni medya ile daha kolay bir durum haline gelmiştir. Yeni medyanın iki önemli önemli özeliği olan “sürekli bağlantıda olma durumu” ve “hipermetinsellik” skandal siyasetinin varlığını göstermede ihtiyaç duyduğu iki kavramdır. Bu nedenle skandal siyaseti yeni medyaya ihtiyaç duyar ve yeni medyadan beslenir. Dijital ağlar birbiri ile bağlantılı süreçlerdir. Yani, ağlar iletişime dayalı yapılardır (Castells, 2013: 290-291). Bu bağlamda iletişim ağları, iletişim kuranlar arasında zaman ve mekân sınırlarını ortadan kaldıran ara yüzler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital ağlar küreseldir, dolayısıyla temeli ağlara dayanan toplumda küresel bir nitelik taşır bu nedenle ağlarda gerçekleşen süreç herkesi etkilemektedir. Ağ toplumunda iktidar ise varlığını ağlara dâhil olmanın kurallarını dayatarak sürdürmektedir.

Yeni medya, dil ve zihin yönetiminin etkin şekilde kullanılmasına olanak sağlamaktadır. Anlamlandırma sürecinde çerçevelemenin önemi ortaya çıkmaktadır. Güven ve itibar meselesi üzerinden yürüyen skandallar dile etki ederek, imaj değiştirme çabası içerisine girmektedir. Ancak bu mesele bütünü ile siyasilerin savaşında skandalların galip geldiğine işaret etmemektedir. Zira güven ve itibar meselesi üzerinden şekillenen bu süreç, skandal siyasetinin artması ile medyaya güvenin doğru orantılı olarak azalmasına neden olmaktadır (Castells:2013).

Sonuç

Castells, adı her ne kadar değişmiş olsa da devletlerin iletişimi propaganda ve kontrol amaçlı kullandıklarını söylemektedir. Bu nedenle İletişim ağları üzerindeki iktidar ilişkilerinin tanımlanmasında, devlet hala kritik bir aktördür. Büyük ölçüde skandal siyaseti ile gerçekleşen siyasal savaşlar, öz kitlesel iletişimin gelişmesiyle farklı bir boyut kazanmıştır. Öz kitlesel iletişimin gelişmesi ile geniş bir söylentiler ve komplolar havuzu oluşmuştur. Bu da skandal siyasetini beslemekte, yeni medyanın skandal siyasetinin yayılmasını kolaylaştırıcı etkisinin altını çizmektedir.

Mahremiyetin ortadan kalktığı ve dijital medya teknolojileri ile skandal siyasetinin beslendiği dijital çağda, iktidarın dönüşümü de “üretim araçlarına sahip olmak ”tan çıkıp, “iletişim araçlarına sahip olma” yolunda ilerlemektedir.

Kaynakça

Arendt H. (1994). İnsanlık Durumu (çev.)  Bahadır Sina Şenel. İstanbul: İletişim Yay.

Castells, M. (2013) İletişimin Gücü. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniv.Yayınları.

 

 

 

 

 


%d blogcu bunu beğendi: