Ocak 7, 2014

Slide1_1 Slide1_2


Aktivist Videoda Etik Meselesi

Haziran 25, 2016

Yazan: Aysel YILDIZ /Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi

Video Aktivizm Nedir?

Aktivizm, bir grup insanın kurum ve kuruluşlar üzerinde baskı yaratarak sorunlu gördükleri politikaları, uygulamaları ya da durumları değiştirme süreci olarak tanımlanır. Genellikle aktivizm toplumdaki bazı üyelerin sorunlu bir durumu görmeleriyle ortaya çıkmakta ve yükselmektedir. Irk, cinsiyet, ekonomik farklılıklar gibi sosyal ayrılıklar aktivizmin ortaya çıkması için ön şartlar olarak görülmektedir. Bunların yanı sıra aynı zamanda politik, dini veya ekonomik, ideolojik ayrımlar da aktivizmin dikkat çektiği diğer alanlardır (Yılmaz, Dündar, & Oskay, 2015, s. 486). Aktivizm, insanların yaşamlarında değişim yaratmayı amaçlayan her türlü bireysel ya da toplumsal, kamusal ya da gayri resmi beşeri etkinliği ifade eder (Karadoğan Doruk & Akbıçak, 2016, s. 857).

Aktivizmin temelinde toplumsal hareketler yatar. Toplumsal hareketler 19. yüzyıl sonunda işçi hareketleriyle başlar, siyasal iktidarı hedefleyen, ekonomik çıkar yörüngeli sınıfsal yapısı olan bu hareketler “eski toplumsal hareketler” olarak adlandırılırlar. “Yeni toplumsal hareketler” ise, 1970’lerden itibaren ortaya çıkmış olan ekoloji hareketlerini, feminist hareketi, barış hareketini, nükleer karşıtı hareketi, azınlık hareketlerini ve yerel özerklik hareketlerini ifade etmek amacıyla kullanılır ( Karagöz, 2013, s. 134)

Dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen mesele ya da sorun video aktivizmin konusu olabilir. Geleneksel medyada kendine yer bulamayan kişisel deneyimler, politikalar ve bakış açıları örnek olarak verilebilir. Video aktivizminin tarafsız olmak gibi bir çabası yoktur, onun yerine toplumda değişimi sağlayacak, eylemi teşvik edecek yeni fikirleri yaratmayı amaçlar. Tüm bunların yanında video aktivizm sadece bir video çekme eylemi değildir. Aktivist videoların çekilmesinden dağıtılmasına kadar olan kolektif süreci de içinde barındırır. Dünyanın bir bölgesinde meydana gelen bir olayın görüntüleri diğer aktivistlerle paylaşılarak olayın küresel ölçekte duyurulmasına ve yayılmasına yardımcı olunmaktadır. Böylece video aktivistleri arasında işbirliğine dayalı yatay bir ilişki söz konusudur.

İletişim teknolojilerindeki gelişmeler, video kameraların boyutlarının gittikçe küçülmesi ve ucuzlaması, kurgu programlarının her bilgisayarda bulunması ve amatörlerin bile bu programları kolayca kullanabilmesi ve tüm bunların yanında internet teknolojisin yaygınlaşması günümüzde sıradan insanların tanık olduğu olayları kayıt altına alıp bunları internet üzerinden paylaşarak olumsuzluklara karşı güçlü kanıtlar oluşturabilmelerine yardımcı olmaktadır.

Video aktivizm ya da görgü tanığı videolar insan hakları mücadelesinde ve toplumsal adaleti sağlamada etkili birer araçlardır. Witness’ın ifadesiyle “sözcüklerin kifayetsiz kalacağı bir durumda” görüntüler oldukça etkili bir kanıta dönüşmektedir. Aktivist videonun gücü ilk kez 5 Mart 1991 yılında gerçekleşen bir olayla fark edildi. George Holiday ABD’nin Los Angeles kentindeki evinin balkonundan Rodney King’in polisler tarafından öldürülesiye dövüldüğü anları gösteren 81 saniyelik görüntüyle videonun insan hakları ihlallerine karşı nasıl etkili bir araç olduğunun göstergesidir (Widgington, 2015, s. 113)

ABD’de Paper Tiger, Whispered Media, Witness, Appalshop; Meksika’da Chiapas Media Project, Bolivya’da CEFREC, Hindistan’da Drishti Media Collevtive, Indian People’s Media Collective Kritika; İngiltere’de Undercurrents, I-contact video network, Güney Kore’de Labor News Production, Endonezya’da INSIST, İtalya’da Candida, Türkie’de Karahaber, Videa gibi birçok öncü oluşum örnek olarak verilebilir (http://www.goethe.de/ins/tr/lp/prj/art/med/str/tr9835055.htm).

Aktivist Videoda Etik

Aktivist videolar, insan hakları ihlallerini ortaya çıkarmak ya da çeşitli sorunları belgelemek açısından önemli birer kanıt niteliği taşımaktadır. Fakat videolardaki görüntülerin kamusal alanda paylaşılıp paylaşılmaması ya da nasıl paylaşılacağına karar verilmesi etik sorunları beraberinde getirmektedir. Bu konuyu Witness şu şekilde yorumlamaktadır;

Bir video görüntüsüne ait sorumluluk 3 aktöre ayrılmaktadır:

  • Filme çekilen bireyler,
  • Video yaratıcıları ve
  • İzleyici.

Filme çekilen bireylere karşı olan etik sorumluluk ilk olarak bireylerin filme çekileceğine dair bilgilendirilmesi ve bu yönde rızasının alınmasıdır. Bilgilendirilmiş onayla kişi, videonun amacını, videonun izleyicisini ve bu videonun getireceği risklere karşı uyarılır. Bireyin verdiği onay kalıcı olmayabilir, zaman içinde kararları çeşitli nedenlerden dolayı değişebilir. Bu gibi durumlarda karara saygı duymak gerekir.

Bireylerin videoya çekilirken verdiği onay değerlendirilirken tutuklular, çocuklar ve zihinsel engelli kişilere karşı hassas olunmalıdır çünkü bu kişiler videoda olmanın risklerinin farkında olmayabilirler ya da bu konuda karar vermek için yeterli özerkliğe sahip olmayabilirler. Eğer bir kişi orijinal kayda bilgilendirilmiş onay verirse, bu onay gelecek kullanımlar için de devam etmemektedir.

Filme çekilen bireylerin kaydedilmek için bilgilendirilmiş onay vermediği durumlarda, videoyu çeken ve paylaşan kişi muhtemel riskler ve insan hakları ihlalini ortaya çıkarmada amaçlanan sosyal faydayı değerlendirerek kendi profesyonel yargısını kullanmak zorundadır. Videonun gösterilmesinden ve dağıtılmasından sonra hassas konumdaki kişiler için beklenmedik bir zarara sebep olma olasılığını en aza indirmelidir. Bunun için görüntüyü göstermek yerine izleyiciye videonun bir açıklaması yapılabilir. Ayrıca bir videoyu paylaşmadan önce kimlikler gizli tutulabilir. Bu çeşitli yollarla yapılabilir;

Yüz ve Ses Tanınırlığı: Bireylerin yüzleri tanınmaz olana kadar bulanıklaştırılır. Sesini gizlemek için de bir ses düzenleyicisi kullanılır.

Diğer İpuçları: Görüntüdeki kıyafetlerin, dövmelerin, ifadelerin ve diğer görsel işitsel bilgilerin kişiyi tanıtacak bilgileri açığa çıkarmadığına dikkat edilir.

Meta Veri: Videonun nerede ve kim tarafından çekildiğine dair bir meta veri varsa video paylaşıldığında bu veriler ortaya çıkmayacak şekilde düzenlenmelidir.

Bazı videolarda filme alınan bireylerin onayını almak mümkün olmayabilir ya da birden fazla kişinin yer aldığı durumlarda videonun asıl odağı olmayan bireylerin kimliği kasıtlı olarak açığa çıkarmamaya dikkat edilmelidir.

Fail videolarında istismarı açığa çıkarmak için çekilen videonun kullanılması görüntüdeki kişileri tekrar mağdur edebilir. Hassas ve genellikle insanlık dışı bir durumda olan kurban kaydedilmeye onay veremeyecek durumdadır. Bu tarz bir olayı paylaşmak ve kişilerin kimliklerini ortaya çıkarmak psikolojik travmaya ve daha fazla istismara neden olabilir.

Filmi çeken kişiye karşı etik ilk sorumluluk onun güvenliğidir. Çatışmanın yaşandığı ya da son dakika olaylarında olay yerinden görüntü alan kişilerin güvenlikleri, getirecekleri görüntülerden daha önemlidir. Güvenlik sebeplerinden dolayı videoyu çeken kişi anonim kalmak isteyebilir. Bu durumda kaynağın anonimliği korunmalıdır. Bazı videolarda çeken kişinin kimliğinin açığa çıkması o kişiyi tehlikeye sokabilir. Bu durum görüntünün gerçek olup olmadığı doğrulamaya çalışanlar için güçlük oluşturmaktadır. Bir videonun gerçekliğini doğrulayacak birçok araç ve yöntem mevcuttur ancak bazen yeterli bilgi sağlanamaz. Böyle zamanlarda görüntünün paylaşılıp paylaşılmaması kişinin kendi profesyonel yargısına kalmaktadır. Eğer videoyu paylaşmaya karar verirse, görüntü hakkında ne bilindiği ve ne bilinmediği açık bir şekilde izleyiciye aktarılmalıdır.

Zaman zaman videoyu çeken kişiler güvenlik dolayısıyla kimliklerini gizli tutarlar ancak bazen kendilerini tanıtacak ve görüntüleri başkaları tarafından kullanıldığında izin istenmesini ve itibar edilmesini beklerler. Aktivist videoların haber kuruluşları tarafında kaynağı belirtilmeden ve izinsiz olarak kullanılmaması gerekir. Ayrıca bu videolar çok farklı görüşe sahip kişiler tarafından çekilebileceği için izleyicinin olayların hangi perspektifinin kim tarafından belgelendiğini bilmesi gerekir. Çünkü neyin çekildiği kadar nelerin çekilmediği de önemlidir. Bu nedenle videoyu yayınlayanlar videonun kaynağını açıklamalı ya da kaynağın anonimliğini sağlamak için geçerli sebeplerini belirtmelidir.

Bir videonun orijinal yapımcısı veya yükleyicisini tanıtmanın çeşitli yolları vardır. Birincisi, orijinal kaynak tarafından yüklenen çevrimiçi video ile bağlantı (link) kurulabilir. İkincisi, videoyu çeken kişinin ismi ya da kim olduğuyla ilgili içerik sağlanabilir. Son olarak, eğer kaynakla ilgili kesin bilgi yoksa veya güvenlik dolayısıyla açıklanamıyorsa izleyiciye videonun nasıl bulunduğu, neden gerçek olduğuna inanıldığı açıklanmalıdır.

İzleyiciye karşı etik sorumlulukta ilk olarak aktivist video bir bağlam içermelidir. Böylece izleyici izlediği videoyu daha iyi anlayabilir. Bir videoya küratörlük yapılırken onun sahip olduğu gerçekliğe zarar verilmemelidir. Ayrıca bazı videolar nefreti, korkuyu, yanlış bilgileri ya da stereotipleri yaymak için yapılmaktadır. Küratörlük yapılan videolarda bu tarz amaçların olup olmadığına dikkat edilmeli ve bu doğrultuda tedbirler alınarak izleyici bilgilendirilmelidir. İlave olarak küratörlük yaparken savunuculuk, adalet, toplumsal organizasyon gibi çeşitli amaçlar mevcuttur. Küratörlük yapılan videodaki amaç izleyiciye bağlam içerisinde verilmelidir.

Eğer videoda öldürme, cesetler ya da ciddi şekilde yaralanmış insanlar gibi rahatsız edici içerikle bulunuyorsa izleyicileri görmek üzere oldukları görüntüler konusunda önceden uyarmak gerekmektedir. Ya da görüntüleri görmeden istismarı öğrenebilecekleri bir seçenek verilmelidir. Video çevrimiçi bir yazıda veya blogda yer alıyorsa izleyenlerin uyarıyı görmeden videoyu izlemelerini önlemek için kişileri videoya yönlendirecek bir hiperlink koyulmalıdır.

Zaman zaman yukarıda söz edilen etik ilkelerin bazıları birbiriyle uyuşmazlık içinde olabilir, bu durumda kişi kendi tercihlerini yapmak zorunda kalmaktadır.

Kaynakça

Berkant Yılmaz, G. D. (2015). Dijital Ortamda Aktivizm: Online İmza Kampanyalarına Katılım Davranışlarının İncelenmesi (Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğrencileri Üzerine Bir Araştırma). E-Journal of Intermedia , 481-504.

Karadoğan Doruk, E., & Akbıçak, A. (2016). Dijital Aktivizm Platformu Change.Org’da Başarıya Ulaşmış Kampanyalara Yönelik Bir Çalışma. 2. Uluslararası Medya Çalışmaları Kongresi Yeni Medya ve Görsel Kültür, Bildiri Kitabı 2, (s. 854-873). Antalya.

Karagöz, K. (2013). Yeni Medya Çağında Dönüşen Hareketler ve Dijital Aktivizm Hareketleri. İletişim ve Diplomasi , 131-157.

Widgington, D. (2015). Devrimi İzlettirmek Video Aktivizmle İlgili Sıkça Sorulan Sorular. A. Langlois, & F. Dubois içinde, Otonom Medya Direnişi ve Muhalefeti Canlandırmak (s. 108-128). İstanbul: Kafka.

WİTNESS https://witness.org/

http://www.goethe.de/ins/tr/lp/prj/art/med/str/tr9835055.htm Erişim Tarihi 16.06.2016

 

 

 

 

 

 


Dijital Kavramlar, Olanaklar ve Deneyimler…yeni bir çalışma…

Haziran 18, 2016

Nilüfer Timisi’nin derlediği Dijital Kavramlar, Olanaklar ve Deneyimler, Kalkdeon Yayınlarından (2016) çıktı.

Nilüfer Timisi’nin deyişiyle,”Dijital iletişim, toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel ve tarihsel bağlamları dikkate alınarak çok çeşitli başlıklar altında incelenebilir. İletişim çalışmalarında (genel olarak sosyal bilimlerde) iletişim aracını merkezine alan bir düşünme, teknolojik determinizme kapılarını açabilmektedir. Günümüz
toplumlarında teknolojinin bir tür atmosfer gibi kuşatıcılığı, kapsayıcılığı dikkate alındığında aracın kendisi ve niteliklerinden bağımsız bir düşünme biçimi de neredeyse olanaksızdır. Deterministik bir idealleştirme yapmaksızın, teknolojinin,
imkanları aracılığıyla ortaya çıkan sosyal iletişimi anlamak giderek daha da önem kazanmaktadır. Teknoloji, yaşadığımız dönemde iletişimin aracı ve içeriği haline geldikçe teknolojiyi anlamak ile teknoloji karşıtlığı arasına bir mesafe
konulması da zorunlu hale gelmektedir. Bu çalışmada sosyal teoride teknoloji üzerine düşünen yazının, toplum ve teknoloji arasındaki ilişkiyi nasıl ele aldığı üzerine durulup, bu ikiliği aşmaya çalışan ağ yaklaşımlarının sosyal bilimlere ve iletişim araştırmalarına ne tür bir açılım sağladığı irdelenecektir.”


Hece dergisinden özel sayı: Dijital Kültür

Haziran 1, 2016

HAZİRAN 2016, HECE DİJİTAL/SAYISAL KÜLTÜR ÖZEL SAYISI ÇIKTI

Hece’nin Dijital/Sayısal Kültür Özel Sayısı değişimi, içinde bulunulan zamanı tüm yönleriyle kavrama ihtiyacından doğuyor. Her an değişen bir süreci kavramak onu hareket hâlindeyken kavramayı gerektirir. Sayının amaçlarından biri de analog dünyadan dijital dünyaya gidiş sürecini betimlemek. Bunu kültür sözcüğünün tüm genişliği içinde yapmaya çalışıyor Hece.

Bu sayı bir atölye çalışması, her yazı bir sorunun sonucu doğmuş. Çok sayıda başlıkla, birçok disiplinle ilişkili yazılarla konu çepeçevre kuşatılıyor. Sayı, sosyal bilimlerle sayısal bilimleri kesiştiriyor. Her gün yeni kavram ve nesnelerle tanışan bir dünyada bulunuş gereği kaynakça oluşturmayı, disiplinlerarası konularda ilk sözleri almayı önemseyen Hece, konuyu uzmanlarından ve genç kuşaktan dinlemeyi tercih etmiş.

Olagelen karşısında sadece birer seyirci miyiz? Hayatın ve hayatlarımızın ne kadar failiyiz? Bu yakıcı soruları soruyor ve yanıtlıyor Hece. Teknolojik devrimler hayata müthiş katkılar sunuyor ama daha iyi bir gezegene göç edecek değil insanoğlu. İnsan soruyu da burada sormak çözümü de burada bulmak zorunda; burada ve şimdide.

İletişim teknolojilerininhece dijital 2016; bugünü, gelecek kuşakların hayatını, politikayı, kitle-iktidar ilişkilerini biçimlendirdiğinin farkında olan bu sayı ile Hece, hayata şekil verenlerden olmaya, etkin olmaya, farkında olmaya, Robert Pepperel’in Posthuman Manifesto’da dediği gibi dalganın üzerinde kalmaya talip. Sörf yapar ya da ölürsünüz çünkü “Bir dalgayı kontrol edemezsiniz ama o dalga üzerinde sürüklenebilirsiniz.”

Devrimci ve yenilikçi görünümüne rağmen tekno-ilerlemede süreklilik eğilimi ve toplumun ruhuna göre biçimlenme eğilimi var. Çoğu zaman bir ifrat gibi algılansa da tekâmülün ihtiyaçlarla belirlendiği ve ilerlemenin, buluşların bir insan eylemi olduğu, âdemoğlu eliyle olduğu akılda tutulmalı. Diğer her eylem gibi tekâmül de inançlara, yasalara, cezaya, ödüle tabi. Bir başka deyişle dibine kadar politik.

Peki, bu kaotik dünyada şiir ve söz sanatları nasıl mücadele ediyor, kendilerine nasıl yeni bir organ üretiyorlar, bu soruların cevapları da var bu sayıda. Bilhassa şiirin başı çektiği akımlarla, hareketlerle yaklaşan toplumsal fırtınaları haber verdiği söylenebilir. Bu bağlamda sanatçının, şairin ve yeni biri olan “kullanıcı”nın binbir hâline de değiniyor Hece Dijital/Sayısal Kültür Özel Sayısı.

Link: www.hece.com.tr

 


Folklor/Edebiyat Dergisi 83.sayıya erişim

Mayıs 29, 2016

Folklor/Edebiyat Dergisinin “Yeni Medya Çalışmaları” özel temalı 83.sayısınaın tüm metinlerine (2015) academia.edu’den ulaşabilirsiniz.


Ses Sensin Video aktivizm atölyesine Witness katkısı

Mayıs 18, 2016

videoaktivizmi_afisSivil toplum kuruluşlarına yönelik video aktivizmi eğitimi 13-15 Mayıs’ta Ankara’da düzenlendi.

Alternatif Bilişim Derneği, Sivil Düşün AB Programı’nın katkılarıyla sivil toplum kuruluşlarına yönelik olarak video aktivizmi eğitimi düzenledi. 13-15 Mayıs 2016 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen “Ses Sensin”: Video Aktivizmi Atölyesi (Eğitimcilerin Eğitimi) başlıklı atölyeye Witness‘tan Raja Althaibani’nin yaptığı katkıyla hazırlanarak Türkçeleştirilen dokümana buradan ulaşabilirsiniz.


SOSYAL İNSAN VE SOSYAL MEDYA DENEYİMLERİ

Mayıs 17, 2016

Yazan: Kübra Özdemir, A.Ü. SBE. RTS bölümü Doktora Programı

“How the World Changed- Social Media” (2016) çalışması “Why We Post? (Neden Bildiriyoruz?)” sorusunu kendilerine referans alan bir grup araştırmacının merakları sonucunda ortaya çıkmıştır..

İnternetin yaşam alanlarına dâhil olmasıyla birlikte internetteki insan ilişkileri sosyal bilimlerin ve birçok disiplinin araştırma alanı olmaya başladı. Daniel Miller, Elisabetta Costa, Nell Haynes, Tom Mcdonald, Razvan Nicolescu, Jolynna Sinanan, Juliano Spyer, Shriram Venkatraman, Xinyuan Wang’ın araştırmaları ve etnografik çalışmalarının değerlendirmesi olarak tasarlanan “How the World Changed- Social Media” çalışması internetin etkilerini anlatmayı amaçlayan bir çalışma serisinin başlangıç kitabı olarak yayınlanmıştır. Serisinin diğer kitapları “Social Media in English Village” ve “ Social Media in Turkish Village”dir. Çalışmanın “ Biz ne yaptık”(2016:29) bölümünde, her bir antropoloğun çalışmayı seçtikleri bölgelerde belirli ilgi alanları üzerinde yoğunlaştıklarından ve bu sorumlulukla çalışmalarını nasıl yürüttükleri hakkında bilgiler vermektedirler. Araştırma yapılmak istenilen kimi bölgeler için o bölgede çalışabilecek araştırmacılara ulaşılamadığından çalışmalarını Türkiye’nin güneydoğusunda, kuzey Şili’de, Çin’in kırsal ve endüstri bölgesinde, İngiltere’nin bir kasabasında, güney İtalya’da, gelişmekte olan Brezilya’da, Hindistan’ın güneyinde ve Karayipler’in Trinidad bölgesinde yürütmüşlerdir. Elisabetta Costa Mardin’de Araplar ve Kürtler ile birlikte, Nell Haynes Şili’nin kuzeyinde, Xinyuan Wang, Çin’in endüstri bölgesinde Tom McDonald Çin’in kırsal kesiminde, Daniel Miller İngiltere’nin bir kasabasında, Razvan Nicolescu İtalya’nın güneyinde, gelişmekte olan Brezilya’da Juliano Spyer, Shriram Venkatraman güney Hindistan’da, Trinidad bölgesinde Jolynna Sinanan etnografik çalışmalarını yürütmüşlerdir. Costa özellikle sosyal medya ve politika üzerinde çalışma yapmak istemiş ve bu nedenle Suriye ile sınırı olduğu için araştırmalarını Türkiye’de yürütmüştür. Wang aile ilişkileri ile sosyal medya ilişkisini ortaya çıkarmak için Çin’in kırsal kesiminden ve endüstri bölgesine göç edenler arasındaki arabalık ilişkilerini incelemiştir. Venkatraman sosyal medya ve iş konusuna odaklanmıştır. Haynes ise yerli halk üzerine yoğunlaşarak gözlemleri gerçekleştirmiştir.[1] Bu bölümde araştırmacıların çalıştıkları bölgeler ile ilgili izlenimleri, çalışılacak gruplar hakkındaki izlenimleri ve bölgeden bölgeye göre değişen çalışma yöntemleri hakkında değerli ve gerekli bilgiler ve veriler elde etmek mümkündür.

Etnografik araştırmalar teori ile pratiği birbiri içine geçirerek araştırmacıya, insanların olaylara ve nesnelere yükledikleri anlamlarla ilişkili verileri toplamasında yardımcı olur. Howard Becker (2015:45) bu konuya şöyle açıklık getirir; “İnsanların yaptıkları şeyler üzerine neler düşündüklerini, yaşamlarındaki nesneleri, insanları ve olayları nasıl yorumlayıp tecrübe ettiklerini kusursuz bir doğrulukta olmasa da hiç yoktan iyi bir düzeyde kavrayabiliriz”. Etnografik araştırma modelini benimseyen araştırmacılar, araştırma yaptıkları bölgelerde insanların nesnelere ve olaylara ne şekilde anlam atfettiklerine içeriden yaklaşabilmişlerdir. Araştırmacıların dâhil olmaya çalıştıkları toplumlara uyum sağlama adına gösterdikleri çabaları, çalışmanın saha anılarını anlattıkları bölümünde yer almaktadır. Becker’e (2015:47) atıfla, bir toplum hakkında bir şeyler yazmak istiyorsanız eğer, onunla ilgili birinci elden bir şeyler bilmeniz gerekmektedir. Etnograflar kendilerine yabancı kültürlere giderek o kültüre ait değerlerin nasıl oluştuğunu, sebeplerini ve sonuçlarını, o kültürün içine dâhil olarak onlardan biri gibi davranarak anlamaya çalışırlar. Değerlendirilmeye çalışılan bu saha çalışmasının, bu anlamda eksik bulunabilecek kısmı ise gidilen yerlerde araştırma yapan etnografların o yörelere ait dilleri bilip bilmedikleri hakkında net bir bilgi vermemesidir. Antropologların gittikleri yörelerde karşılaştıkları ilginç durumları abartılı bir şekilde anlattıkları bölüm ise gidilen kültüre ne kadar yabancı olduklarını kanıtlaması açısından önemli olsa da içinde bulunulan ortamın ayırt edici özelliklerini ve öznel niteliklerini anlatması bakımından yetersiz kalmıştır.

Çalışma, genel özet, figürler, tablolar ve katkı sağlayan kişiler, tanıtıcı bir girişten ve on adet anahtar başlıktan oluşmaktadır. Tanıtıcı bölümde sosyal medya tanımı, sosyal medya alanında yapılan akademik çalışmalar, araştırmacıların yöntem ve yaklaşımları ve araştırma sonuçları yer almaktadır. Çalışmanın diğer bölümünde ise sosyal medyada tartışılan on temel mesele üzerine yoğunlaşmaktadır. Bunlar; eğitim ve gençler, çalışma ve ticaret, çevrimiçi ve çevrimdışı ilişkiler, cinsiyet, eşitsizlik, politikalar, görsel imajlar, bireysellik, sosyal medyanın etkileri ve geleceği. Daniel Miller vd. çalışmalarının başlıkları bu şekilde sınıflandırmalarının sebebinin sosyal medya ile ilgili en çok tartışılan konular olmasından ve yaptıkları araştırmaların verdiği sonuçlardan kaynaklanmakta olduğunu ifade etmektedirler (2016:42). Her bir başlık yapılan analizler sonunda kendini cevaplandırmaktadır. Elde edilen bu bütünleyici sonuç çalışmanın yönteminin doğruluğunu, hipotezinin doğru temeller üzerine oturtulduğunu göstermektedir. Kitabın sonunda ise ekler, notlar, referanslar ve dizin bölümleri yer almaktadır. Araştırmacılar çalışmalarını “a Creative Commons Attribution Non- Commercial Non-derivate 4.0 Internationa” lisansı alarak, çalışmanın internet ortamında dolaşıma girmesini sağlamışlardır. İçinde bulunduğumuz bilgi çağında öğrenmenin herkes için olanaklı hale gelmesi gereklidir. Bu anlamda, okuyucularının bilgiye kolay ulaşmasını sağlayan bu izin, kitabın amacına uygunluğu bakımından önemli ve gerekli bir noktadır.

“How the World Change” bu üçlü çalışma serisine giriş ve genel tanımlama ve değerlendirme niteliğinde bir kitaptır. Araştırmaların farklı ülkelerde ve ülkelerin farklı bölgelerinde yapılmasının amacı ise, sosyal medya kullanım ve içerik paylaşımlarının bölgeden bölgeye nasıl farklılık gösterdiğini ortaya çıkarmaktır. Sosyal medya kullanımlarında sosyal medya ki ilişkilerden, aktivitelere, özel hayattan, sosyal medyadaki tutumlara kadar farklı sorularla çalışılan bölgelerde öne çıkan tutumlar incelenmektedir. Çalışmanın kuramsal çerçevesinde sosyal medya tanımları, sosyal medya üzerine yapılan çalışmalar, sosyal medya tarihi hakkında bilgiler verilmektedir. Niteliksel etnografik çalışma yaptıklarını ve bu çalışma sırasında empati yapmanın önemli olduğuna değinmektedirler. Aynı zamanda araştırmacılar çoklu bakış açısı geliştirerek olaylara farklı perspektiften bakmaktadırlar. Araştırmalarında hangi noktalar üzerinde yoğunlaştıklarını belirterek akılda soru işaretleri kalmasının önüne geçmeye çalışmışlar.

Araştırmanın yöntemi ve çerçevesi hakkında bilgilendirme yapılarak, araştırmada diğer şeyleri neden dışarıda bıraktıklarına dair açıklık getirmişlerdir. Becker (2015:121) bu durumun gerekliliğine “İlgilendiğimiz tüm durumlar üzerinde çalışamayız; bunu zaten amaçlamamalıyızdır da” diyerek vurgu yapmaktadır. Her bilimsel girişim birkaç örnek üzerine yoğunlaşmalı ve yapılan çalışma genelleştirilebilir olmalıdır demiştir. Araştırmacıların kendi ifadeleriyle; teorilerinin kullanılan teknolojilerin birey hayatında herhangi önemli bir değişiklik yapmadığını anlama iddiasındaydı. Buradan hareketle sosyolog Erwing Goffman’ın bireyin günlük pratikleri teorisinden yola çıkarak sosyal medyanın günlük yaşamın nasıl bir parçası olduğunu ortaya çıkarmayı amaçlamaktadırlar. Sosyal medyanın insanlara ne yaptığı ile değil, sosyal medya ile insanların ne yaptığına odaklanan bu çalışma, “Sosyal Medyanın Doğası Nedir?” mottosuna katılımlı gözlem yaparak, sadece teoriden değil aynı zamanda deneyimden de beslenmişlerdir. İnsanın yaptığı her eylem aslında günlük hayatının bir parçasıdır. Sosyal medyanın insan hayatına girmesiyle, birey hayatında önemli değişiklikler olsa da aslında birey bu platformları hemen günlük hayatına eklemlediğini gözlemlemektedirler. Özlem Oğuzhan (2015: 14) sosyal medyanın yaşamın neredeyse her anına temas etmesi, cepte hatta gözlükte kullanıcısının her an yanında olması nedeniyle ele alınan ele alınan meseleleri çerçevelemenin kolay olmadığını ifade etmektedir. Bu çalışmada işte tam da bu noktada sosyal medyanın bütün kullanımlarını ve etkilerini ortaya koymasa da, ele alınan meseleler sebep ve sonuçlarıyla açıklanmaya çalışılmaktadır.

Araştırmacılar samimiyetle başarılı ve başarısız oldukları noktaları not ederek çalışmaya eklemişler. Saha araştırmacı için de bir deneyim yeridir ve sürprizlerle doludur. Araştırmacı her yaptığı saha çalışmasında hep yeni sorunlarla karşılaşabilir. Deneyimlerin aktarılması ise diğer araştırmacıların önlem alacağı konular hakkında bilgilendirilmesi açısından ince düşünülmüş bir bölüm olarak nitelendirilebilir. Araştırmacılar yine kitabın son bölümlerinde saha içinde çalışma deneyimlerini ve ne ile yola çıktıklarını ve nereye vardıklarını hakkında deneyimlerini paylaşmaktadırlar. Gündelik hayat pratiklerinin sanılandan daha karmaşık olduğunu herhangi bir laboratuvar deneyi gibi hemen sonuçlar vermeyeceğini, kültürden kültüre ve aynı kültür içinde bölgeden bölgeye nasıl şekil değiştirdiği ile ilgili ufuk açıcı bilgiler sağlamaktadırlar.

Etnograflar araştırmalarının geçerlilik ve güvenilirliklerini sağlamlaştırmak için çeşitli anketler yaparak ve kitapta anketlerin sonuçları grafikler halinde sunarak çıkarımlar yapmaktırlar. Sosyal medya ile ilgili akademik çalışmaların ve çeşitli tanımların verilmesi araştırmacıların kendilerinin sosyal medyaya nasıl baktıkları hakkında açıklayıcı bilgi vermektedir. İnternet tarihi hakkında bilgi verilmesi ise kitabın geri kalanında incelenen çalışmaların boyutunu görebilmemiz için gerekli bilgiler içermektedir.

Etik konusunda genel anlamda kitaba bakıldığında çalışan kişilerin zarar görmemesine dikkat edilerek, kimlikler anonimleştirilmiştir. Fakat büyük şehirlerde yaşayan kişilerin nonim kimlikleri kullanıldıklarını, küçük şehirlerdeki bireyler anonimleştirdiklerini ifade etmektedirler. Kitabın bir bölümünde araştırmaya dâhil olan katılımcılardan izin alınarak buzlanma yapılmadan kişilerin fotoğrafları paylaşıldığı görülüyor. Her ne kadar izin alınsa da her iki durum etik olarak problem teşkil etmektedir. Erişilebilir olan etik olan anlamına gelemeyeceği ve kitabın dünya çapında dolaşıma girdiği düşünüldüğünde, konular ile ilgili gerekli tedbirlerin alınması önem arz eder. Araştırmacılar, sahada çalıştıkları insanlara, gerçek kimliklerini kullanıp kullanamayacaklarını sorduklarında aldıkları cevaplar genellikle tabi ki kullanabilirsiniz cevabını almışlardır. Bu durumu araştırdıklarında ise kullanıcıların gizliliğin ve özel hayatın korunması kavramlarının farkında olmadıklarını ve bu konunun neden önemli olmadıklarını farkına varmışlardır. Sorumluluk sahibi araştırmacılar olarak davranarak katılımcılara bu konunun önemini anlatmışlardır. Engin Sarı (2015:347) etnografların sadece kültürü tanımlamak için değil aynı zamanda onu değiştirmek için çabaladıklarını ve bilgiyi sosyal değişim için kullanmayı amaçlayan düşünümsel bir yöntem izlediklerini ifade eder. Saha içinde çalışmak aslında araştırma yapılan toplumun değer yargıları hakkında bilgiler edinerek onları olumlu yönde değiştirme sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir.

Bu çalışma “Niteliksel sosyal medya gözlemleri günlük kullanımlarla nasıl şekilleniyor?” sorusuna cevap bulmaya çalışmaktadır. Daneil Miller vd. çalışma yöntemlerini dayanakları ile birlikte açıklayarak, çalışılan her başlık araştırmacıların yorumları ile sonuca bağlanmaktadır. Araştırmacılar yaptıklarını çalışmaların güçlü ve zayıf yönlerini, çalışma yaptıkları alanlarda yaşadıkları zorlukları anlatarak bu alanda çalışacak araştırmacılara bir öngörü sunmaktadırlar. Yapılan etnografik çalışma sosyal medyanın geleceği hakkında araştırmacıları tahminlerde bulunmakta ve bu değerli görüşleri çalışma sonunda okuyucuya bir ön görü olarak aktarmaktadırlar. Çalışma sosyal medya alanında araştırma yapmak isteyen akademisyen ve araştırmacılara yol gösterici bir nitelik taşımaktadır. Sosyal medya literatürüne yeni kavramlar ekleme çabası olmayan bu çalışma insanların günlük hayatta sosyal medya pratiklerini etnografik yöntemle incelemesi adına önemli ve değerli bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Kitap boyunca tartışılan konular genişletilerek yeni çalışma alanları bulunabilir veya yapılan çalışmalar genişletilebilir.

Kitaba ulaşmak için:

https://www.ucl.ac.uk/ucl-press/browse-books/how-world-changed-social-media

Kaynakça:

Becker, S.Howard. Mesleğin İncelikleri. Ankara, Heretik Yayınları, 2015.

Miller, Danielle., Costa, Elisabette , vd. How the World Changed Social Media. London, UCL press, 2016.

Oğuzhan, Özlem. İletişimde Sosyal Medya Sosyal Medyada Etkileşim. İstanbul, Kalkedon Yayınları, 2015.

Sarı, Engin. “İletişim ve Medya Çalışmalarında Etnografi”. Ed. Besim Yıldırım. İletişim Araştırmalarında Yöntemler. Konya, Literatürk Yayınları, 2015.S. 339-400.

[1] Burada sadece örnek oluşturmak adına birkaç örnek verilmiştir. Diğer araştırmacıların özel çalışma konularına kitaptan ulaşılabilir.


STK’lar için Video Aktivizmi Atölyesi Başlıyor

Mayıs 9, 2016

videoaktivizmi_afis

Sivil toplum kuruluşlarına yönelik video aktivizmi eğitimi 13-15 Mayıs’ta Ankara’da düzenleniyor.

Alternatif Bilişim Derneği, Sivil Düşün AB Programı’nın katkılarıyla sivil toplum kuruluşlarına yönelik olarak video aktivizmi eğitimi düzenliyor. 13-15 Mayıs 2016 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek “Ses Sensin”: Video Aktivizmi Atölyesi (Eğitimcilerin Eğitimi) başlıklı atölyede video aktivistleri ve eğitimciler, 25 STK temsilcisiyle bir araya gelerek üç gün boyunca bilgi ve deneyim paylaşacaklar.

İlk kez düzenlenecek atölye çalışmasında STK’ların video aktivizmine yönelik farkındalığını artırmak ve etkinliklerinde bir hak aracı olarak videoyu daha etkin kullanmaları amaçlanıyor. Eğitim programına çeşitli üniversitelerden öğretim üyeleri ve uzmanların yanı sıra Türkiye’den Kamera Sokak, Seyr-i Sokak, Bak.ma, Ankara Eylem Vakti ile yurtdışından Witness, Papertiger.tv ve Americas Media Initiative’den video aktivistleri katılacaklar.

Ses Sensin” atölyesinde video aktivizmi farklı boyutlarıyla ele alınacak. Eğitimin birinci günü, Prof. Dr. Mutlu Binark (Hacettepe Üniversitesi) ile Ar. Gör. Tuğrul Çomu’nun (Ankara Üniversitesi) Alternatif Bilişim Derneği’ni tanıtımıyla başlayacak. Ardından Yrd. Doç. Dr. Perrin Öğün Emre (Kadir Has Üniversitesi) ile Yrd. Doç. Dr. Gülüm Şener (Arel Üniversitesi) video aktivizmi kavramını, tarihsel gelişimini ve kuramsal yaklaşımları, dünyadan ve Türkiye’den video aktivizmi örneklerini, Av. Faruk Çayır da görsel-işitsel malzemelerin üretim ve paylaşım süreçlerinde yaşanan hukuki sorunları ele alacaklar. Yrd. Doç. Dr. Nihan Gider Işıkman (Başkent Üniversitesi) video çekim ve kurgu teknikleri, sosyal ağlarda video paylaşımı, dijital yayıncılık, web tv, özgür yazılım vb. teknik konularda katılımcılara bilgi verecek. Günün son oturumunda Witness video aktivisti Raja Althaibani, küresel video aktivizmini anlatacak.

İkinci gün video aktivizmi kolektifleriyle deneyim paylaşımlarına ayrılacak. Türkiye’nin ilk video aktivist ağlarından Karahaber’den Oktay İnce’nin sunumuyla başlayacak olan ilk oturumu, Ankara Eylem Vakti’nden Gökhan Mezarcı ve Mehtap Özsoy’un canlı yayın deneyimi, dijital yayıncılık ve sosyal ağlarda video paylaşımı üzerine konuşması takip edecek. Kamera Sokak’tan Kazım Kızıl ile Seyr’i Sokak’tan Sibel Tekin’in deneyim paylaşımlarının ardından Bak.ma ekibinden Özge Çelikarslan, Onur Metin ve Alper Şen video arşivi meselesine değinecekler. Video aktivistleriyle birlikte video çekimi yapılarak ikinci gün tamamlanacak.

Video aktivizminde etik sorunları üçüncü günün ana temasını oluşturacak. Papertiger.tv’den Merve Ayparlar ile Doç.Dr. Gülsüm Depeli (Hacettepe Üniversitesi) video aktivistlerinin dikkat etmeleri gereken etik kuralları özetleyecekler. Americas Media Initiative’den video aktivist Alex Halkin, canlı bağlanacağı oturumda Latin Amerika’da ve özellikle Meksika’da Zapatistaların video aktivizmi pratiklerine dair bilgiler paylaşacak. Atölyenin son günü STK’ların video aktivizmi deneyimlerini paylaşacakları bir forumla son bulacak.

Atölyenin son gününde PaperTiger.tv’nin ve Yrd. Doç. Dr. Gülsüm Depeli’nin (Hacettepe Üniversitesi) katılımıyla video aktivizminde etik sorunlar ve ifade özgürlüğü tartışıldıktan sonra Americas Media Initiative Yöneticisi Alexandra Halkin, Latin Amerika’da video aktivizmi deneyimini aktaracak. STK’ların video aktivizmi deneyimlerini paylaşmasıyla sürecek atölye, katılım belgesi töreni ile son bulacak.

Etkinliği Twitter’da #sessensin etiketi üzerinden takip edebilirsiniz.

Not:Bu eğitim Sivil Düşün AB Programı Aktivist Desteği kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır.Bu eğitimin içeriğinin sorumluluğu tamamıyla Alternatif Bilişim Derneği’ne aittir ve AB’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.


Sosyal Medyada Etnografi ya da Etnografide Sosyal Medya: Social Media In An English Village

Mayıs 4, 2016

Değerlendirme: Şerife Öztürk, Ankara Ünv. SBE. Dr. Programı

Bir proje kapsamında yapılan araştırma bulgularına yer veren üç seriden oluşan kitaplardan biri olan Social Media In An English Village (Bir İngiliz Köyünde Sosyal Medya), Daniel Miller tarafından kaleme alınmıştır. Kitapla ilgili değerlendirmelere geçmeden önce, kısa da olsa değinilmesi gereken birtakım başlıklar bulunmaktadır.

Daniel Miller Kimdir?

Cambridge Üniversitesi Antropoloji ve Arkeoloji Bölümünde Profesör olan Miller, bu zamana kadar 37 kitap yazmıştır. Şu anda sosyal medya kullanımı ve sonuçlarını araştıran Avrupa Araştırma Konseyi’nin “Why We Post?” adlı projesini yürütmektedir. UCL yayınevi tarafından yayınlanan ve serbest erişime açılan 11 tane kitabı bulunmaktadır (www.ucl.ac.uk). Material World Blog’un editörüdür. Miller’ın kitaplarından bazıları şunlardır (www.ucl.ac.uk): Visulising Facebook (2017 yılında yayınlanacaktır), Webcam, Consumption And Its Consequences, Migration and New Media, Blue Jeans, Digital Antrophology, Tales From Facebook (Facebook’tan Masallar – 200 kişi ile Facebook kullanım alışkanlıkları üzerine.), Global Denim, Stuff, Clothing and Waste, Antrophology and The Individual, The Au-Pair Experiences, The Cell Phone (Jamaika’da düşük gelirli ailelerin cep telefonu alışkanlık ve kullanımı üzerine), Materiality, Clothing As Material Culture, The Sarı, The Dialectics of Shopping, The Internet: An Ethnographic Approach, Home Possessions, Commercial Cultures, Virtualism, A Theory of Shopping, Unwrapping Christmas, Material Culture and Mass Consumption

Miller’ın son dönem kitaplarına bakıldığında antropolojinin yeni araştırma konusunun sosyal medya olduğunu görebiliriz.

Why We Post?

Üç kitaptan (How The World Change, Social Media In An English Village, Social Media In South East Turkey) oluşan araştırma bulguları, 9 antropoloğun oluşturduğu bir ekip tarafından 15 ay süren bir çalışma sonunda elde edilmiştir. Araştırmalar, Brezilya, Şili, Çin, İngiltere, Hindistan, İtalya, Trinidad (Karayipler) ve Türkiye’de (Miller, 2016) etnografinin yöntemlerinden olan görüşme ve gözlem ile gerçekleştirilmiştir. Kitaplar (proje), insanların sosyal medyayı nasıl ve neden kullandığını antropolojiye dayanarak etnografiyle açıklamaya çalışmaktadır. Çalışma, sosyal medyayı anlamak için içeriğe odaklanmak gerektiği ve dünyanın farklı bölgelerinde sosyal medya kullanımlarının farklılaştığını vurgulamaktadır.

Miller projeye sosyal medya hakkında başlamadıklarını, yüzyüze ilişkiler ile ilgili olacağına karar verip, Twitter ve Instagram platformları hakkında tartışırken konunun sosyal medyaya döndüğünü ifade etmektedir.

Çalışmada amacının, antropolojik etnografiyi gerçekleştirmek olduğunu ifade eden Miller, etnografinin ne olduğu sorusunun cevabını verirken aslında neden sosyal medya araştırmalarında etnografinin önemli olduğunun da altını çizmektedir: “Etnografi nedir? Bu, bağlamsal bütünsellik için bir taahhüt olarak tanımlanabilir. Hiç kimse sadece bir konu içinde yaşamaz. Hiç kimse sadece sosyal medyada yaşamaz veya hiç kimse sadece iş yerinde ya da dini inançlarıyla yaşamaz. Etnografi bütünseldir. Çünkü bütün kapsamları ile birlikte insanların hayatları için de bu durum geçerlidir.”

Miller ve üç kitabın çıkmasını sağlayan proje hakkında kısa bilginin ardından projeye temel oluşturan antropoloji ve etnografinin ne olduğuna değinmek, kitabın daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

Proje için antropologların araştırma yapılan bölgedeki nüfusla yaşama nedenlerinin cinsiyet, gelir, eğitim ve farklı diğer parametrelere yayılan insanlarla en geniş yelpazede karşılaşmak için olduğunu yazan Miller, diğer bir sebebin de insanların artık daha çok evlerinde özel yaşam geçirmeleri nedeniyle onlarla yaşanmazsa onların anlaşılamayacağının vurgusunu yapmaktadır.

Sosyal Medya Araştırmaları İçin Anahtar: Antropoloji ve Etnografi

Antropoloji

Antropoloji, fizik ya da biyolojik antropoloji ve sosyal / kültürel antropoloji olmak üzere iki büyük bölüme ayrılabilir. Bu bölümlerden birincisi, insanın fizik yapısının ve davranışının evrimi, eskinin ve günümüz insan topluluklarının birbirlerinden farklı biyolojik özellikleri ile ilgilenen biyolojik antropoloji; ikincisi, insan toplumlarını ve kültürlerini araştıran bölümdür. Antropoloji temelde, insan ve onun kültürlerini ele alan belki en kapsamlı bir bilim dalıdır (Beals ve Hoijer, 2012).

Antropologlar, kültür içine bütün gelenekleri, görenekleri ve insanlık k tarafından oluşturulmuş kurumları ve söz konusu toplumun diğer yaratmaları ve üretim teknikleriyle birlikte kendi alanlarına dahil ederler (Bascom, 2009: 164).

Antropoloji yöntembilimsel açıdan çok zengindir ve hem nitel metotları hem de nicel metotları kullanır. Antropoloji disiplinin tarihinde etnografiler önemli bir yer tutmuş ve bir anlamda odağı oluşturmuştur (https://tr.wikipedia.org).

Etnografi

Etnografi kelimesi, ethno ile graphy kelimelerinin birleşiminden olusmaktadır. Ethno; halk, graphy; yazmak, bir seyi tanımlamak anlamına gelmektedir. Vidich ve Lyman’ın (1994) da isaret ettiği gibi, ethnos, bir insanı, bir ırkı ve kültürel grubu simgeleyen Yunanca bir kelimedir. En temel anlamıyla etnografi ise, bir topluluğun ya da o gruba ait bireyin bakış açısını anlatmanın ve tanımlamanın bir yoludur (Neuman, 2007: 276).

Nitel araştırma paradigması içerisinde yer alan kavram, değer ve yöntemlerin çoğu, etnografik araştırmalarla ilgilidir. Etnografi kültürel bir yapının bütünsel olarak derin bir analizinin yapılması şeklinde tanımlanabilir (Yazıcı vd., 2012: 652)

Sosyal medya, içinde insan unsurunu barındırması ve özellikle kullanıcı türevli içerik ile etkileşim özelliği nedeniyle her alanın araştırma konusu haline gelmiştir. Antropoloji ve etnografya da bunlardan biri. Teknolojiyle beraber bunu kullanan insan unsurunu ele alarak yapılan sosyal medya araştırmaları kanımca daha çok ilgi çekmektedir. Daniel Miller’ın aşağıda kısa bir değerlendirmesini bulacağınız bir İngiliz köyünde yaşayanların sosyal medya deneyimlerine ilişkin araştırması da ilgiyle okunabilecek nitelikte.

Bir İngiliz Köyünde Sosyal Medya (Social Media In An English Village)

Yazar: Daniel Miller Sayfa Sayısı: 222 Yayınevi: UCL Press Dili: İngilizce

Kitabın yayılımı açısından en önemli şey, internet ortamında erişime açık olmasıdır. Böylelikle kitap dünyanın farklı bölgelerinde bulunan kurumlar veya insanlar için rahtça elde edilebilecek ve yararlanılacak bir kaynak haline gelecektir.

Miller, adları Leeglade ve Highglade olan ve kendisi tarafından Glade’ler olarak nitelenen iki İngiliz köyünü tarihi, demografik özellikleri, evlerin yapıları ve genel bilgileri (işsizlik, ulaşım, emlak fiyatları, vb.) karşılaştırmaktadır.

Görüşmeler yaptığı insanların kısaca hayatını anlatarak günlük yaşamlarının nasıl geçtiğini, sosyal medyayla nasıl tanıştıkları ve sosyal medyayı en çok ne için kullandıklarını görüşmeler yaparak ve onları gözlemleyerek kaleme almaktadır.

Çalışmanın yöntemiyle ilgili ara ara bilgiler veren Miller’ın anlattıklarını toparlayacak olursak, çalışmada 370 kişi ile birden fazla kere görüşülmüştür. Ev dışında toplumsal yerlerde (bar, cafe, restoran) görüşülecek kişi bulmak için insanlar beklenmiştir. Facebook’ta 130, Twitter’da 80, Instagram’da 50 kişi takip edilmiştir.

Araştırmalardan biri darülacezede, diğeri 4 ortaokulda 16-18 yaş arası öğrencileri ve öğretmenleri de içeren 80 görüşmeci ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Nisan 2012’de başlamış ve Eylül 2014’te bitmiştir.

Araştırmanın bir ayağının darülacezede gerçekleşme nedeni dijital göçmenler olarak tanımlanan eski insanların sosyal medya kullanımlarını, okullarda yapılan araştırma ise malumları olduğu üzere, sosyal medyayı en çok yaş grubunun diğer anlamda dijital yerlilerin sosyal medyayı kullanımlarını incelemektir.

Miller’ın araştırma kitabındaki en dikkat çeken ifadeler: “etnografyanın bize sosyal medyayı hediye etmesinden ziyade, sosyal medya bize etnografyayı hediyede yardımcı olmuştur”. Sosyal medya bütün disiplinlerin çalıştığı bir alan haline gelmiş olup bundan antropoloji ve etnografya da nasibini almıştır. Sosyal medyanın kullanıcı türevli içerik özelliği sayesinde insanı ve toplumları araştıran bilimlerin ilgi odağı haline gelmiş, etnografyanın da yeniden su yüzüne çıkmasına neden olmuştur.

Kitapta bazı kavramlar dikkat çekmektedir. Medyada neleri paylaşacağımızın, Facebook, Twitter ve Instagram gibi platformlar üzerinde yoğunlaşmak ile çok fazla bir ilgisinin bulunmadığı, bunun yerine, bir İngiliz köyünde sosyal medyanın nasıl kullanıldığını anlamaktaki kilit unsurun, sadece bu medyanın kullanımının ne kadar “İngiliz” olduğunu anlamakta yattığını kaydeden Miller, bu amaçla kitaptaki kavramlardan biri olan “Goldilocks Stratejisi”ni tanıtıyor: çiftçilerin sosyal medyayı nasıl kullandıkları, en uygun seviyede iletişimin nasıl olacağını ayarlamak sureti ile aralarındaki iletişimin ne çok soğuk ne çok sıcak, tam istenen seviyede olmasını sağlamak.

Miller en çok polymedya kavramı üzerinde durmaktadır. Polymedya, çoklu medya demek ve Miller tarafından şu cümlelerle açıklanmaktadır “Polymedya, medyanın kendini yeniden sosyalleştirmesini temsil eder. Polymedya kavramı, sadece medyalar arasındaki ilişkiyi ifade etmez, medya seçimi kendi içinde etkileşimin bir parçası, farklı platformlar arası ilişkidir. Bu ilişki bugün farklı sınıflar ve derece üzerine eşlenebilir.”

Aslında çoklu medyayı, sosyal medyanın multimedya ve etkileşim özelliği ile benzetebiliriz. tamamen aynı olmasa da kavram olarak birbirlerini çağrıştırmaktadır. Çünkü Miller’ın yazdığından hareketle sosyal medya, medyanın sosyalleşmesidir, bu da kullanıcılarla ya da kullanıcıların diğer kullanıcılarla etkileşim halinde olmasıyla sağlanmaktadır.

Miller, sosyal medya kullanımın sonuçlarını okul çocuklarından darülacezede kalanlara kadar keşfederek, bu bağlantıları kilise ve mahalle bağlantıları gibi daha geleneksel iletişim biçimleri ile karşılaştırmaktadır. Bütün bunların ötesinde, özel hayatı ve kamusal yaşamı birleştiren yeni sosyal medya ile en önemli şeyin bu iki alanı ayrı tutmak olduğu İngiliz duyarlılığı arasında büyük bir çatışma olduğu tespiti ortaya konmaktadır.

Miller’a göre sosyal medya öncesi iki biçimi vardı iletişimin: Birincisi telefon, mektup veya yüzyüze iletişim. Diğeri radyo, televizyon ve gazete gibi kamu yayınları. Buradan yola çıkarak Miller, ölçeklenebilir sosyallik kavramına yer vermekte ve sosyal medyayla bir bireye gönderimden ziyade bir gruba gönderim yapıldığının, çoğu insanın grupta diğerleriyle etkileşimde olduğunun altını çizmektedir. Sosyal medyanın daha çok özelden kamuya doğru olduğunun fakat tamamen de kamuya açık olmadığını aktaran Miller’a göre bunun anlamı, sosyal medyanın kamu yayını ve özel arasında geleneksel karşıtlığı, küçükten geniş gruplara ve özelden kamuya geniş oranda yer değiştirme yarattığıdır.

Miller’ın yazdıklarına göre, bizlerin öğrendiği ya da içinde yaşadığımız durumları değerlendirdiğimizde şunu söyleyebiliriz ki, sosyal medyanın sınırları geçirgendir. Facebook’ta özel mesajlaşma gibi bu tür sitelerin çoğu geleneksel çift yönlü iletişime izin verir. Sosyal medyanın yelpazenin her iki yönünü de içerdiğini göz önüne almalıyız: iki kişinin özel sohbeti ve kamuya açık gönderiler.

Sosyal medyanın özelliğinin hayatımızın arka planını ön plana alarak değiştirmesinden kaynaklandığını ve sosyal medyanı o çok bilinen “aynı anda her yerde olma duygusu”nu bize yaşattığını yazan Miller, genç neslin eski nesil gibi mektup yazmaktan hoşlanmadığını, arkadaşlarıyla Skype ya da Facebook’ta görüştüğünü ifade etmektedir. Bu durum nesiller arası iletişimin değiştiğini göstermektedir. Dijital yerliler olan genç nesil ile dijital göçmenler olarak nitelendirilen yaşlı kesim arasında yeni medya araçlarını ve uygulamalarını kullanmak arasındaki uçurum belki daha da açılacaktır önümüzdeki dönemlerde.

Miller, küresel tekelleşmeye de örnekler vermektedir. Cep telefonları, ipad veya dizüstü/ masa üstü bilgisayarlar için uygulamaların (görüntülü konuşma, müzik dinleme, uygulama indirme vb.) ya Iphone Store’dan veya Androidler için Google ailesini üyelerinden biriyle yapıldığını ifade ederek her dönemde var olan tekelleşmenin küresel boyutunun yeni medya ortamlarında daha da görünür hale geldiğini, sosyal medyadaki olayların Apple, Google ve Facebook arasında döndüğünü vurgulamaktadır.

Twitter’a araştırmasında ayrı bir başlık açan Miller kanaatimce bunun nedenini Twitter’ın şu anda çocukların sosyal medya kullanımına hakim olduğuna bağlamaktadır

Miller Twitter’daki hesap inceleme yöntemini de açıklamaktadır: “Twitter’da 50 çocuk incelendi. Ortalama tweet sayısı 3470. Binden daha az tweeti olan kişi sayısı 17”.

Çoğu kişinin gözünden kaçan bir noktaya da değinen Miller, eskiden günlük tutanların arkadaşlarını kategorize etmediğini, günümüzde sosyal medyadaki arkadaş listemizin kategorilere ayrıldığını (iş, okul, spor, vb) insanların artık zamanlarının çoğunu ev içi ortamlarda sosyal medyada geçirdiğini bunun da insanları izole ettiğini, yalnızlaştırdığını anlatmaktadır.

Miller, sosyal medyanın çocukların başka dünyaları keşfettiği ve uzaktaki akrabalarını tanıması açısından artı değer olduğunu da son kitabının son bölümünde yazmaktadır.

Miller kitabında sosyal medya araştırmalarında etnografinin yerini ortaya koyarak, Goldilocks Stratejisi, polymedya ve ölçeklenebilir sosyallik kavramları üzerinde durmaktadır. Dijital yerliler ile dijital göçmenlerin iletişim ve haberleşme geleneklerini, son dönemdeki okul çağı çocuklarının sosyal medya alışkanlıklarını okunmaya değer bir kitapla bizlere sunmaktadır.

Kaynaklar

Bascom, W. (2009). “Halkbilim (Folklor) ve Atnropoloji”, (Çev. Metin Ekici), Çukurova Üniversitesi Makale Bilgi Sistemi, http://turkoloji.cu.edu.tr/makale_sistem/tum_list.php?t=tum&psearch=antropoloji, Erişim Tarihi: 04.05.2016

Beals, R. L. ve Hoijer, H. (2012). “Antropolojinin Konusu ve Alanı”, (Çev. Gürbüz Erginer), Çukurova Üniversitesi Makale Bilgi Sistemi, http://turkoloji.cu.edu.tr/makale_sistem/tum_list.php?t=tum&psearch=antropoloji, Erişim Tarihi: 04.05.2016

Miller, D. (2016). How The World Changed Social Media, London: UCL Press

Neuman, L.W. (2007) Social Research Methods, Boston: Allyn & Bacon

Vidich, A. & Lyman S. (1994). Qualitative methods: Their History in Sociology and Anthropology. Handbook of Qualitative Research (ed. Denzin &Lincoln). California: Sage Publications.

Yazıcı, H., Reisoğlu, S., Altun, F. (2012). “Etnografik Araştırmacının Değerleri İle Araştırma Yöntem ve Sonuçları Arasındaki İlişki”, Batman Üniversitesi Yaşam Bilimleri Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 1, http://www.yasambilimleridergisi.com/makale/pdf/1356267298.pdf, Erişim Tarihi: 04.05.2016

https://tr.wikipedia.org/wiki/Antropoloji, Erişim Tarihi: 23.04.2016

http://www.ucl.ac.uk/anthropology/people/academic_staff/d_miller, Erişim Tarihi: 10.04.2016

 


Yeni medya çalışmalarında araştırma yöntem ve tekniklerinin uygulanışı

Mayıs 3, 2016

Prof. Dr. Mutlu Binark / Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi

“Yeni medya çalışmalarında araştırma yöntem ve tekniklerinin uygulanışı – araştırmacının pozisyonu ve araştırma etiği” başlıklı sunumu aşağıda bulabilir ya da PDF olarak buradan indirebilirsiniz.


KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNUNA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

Nisan 27, 2016

Av. Faruk Çayır/Ankara Barosu

Temel bir insan hakkı olan ifade özgürlüğü açısından kişisel verilerin korunması vazgeçilemeyecek bir haktır. Son yıllarda önemle bahsedilen ve AB ilerleme raporlarında her yıl bir eksiklik olarak belirtilen konulardan olan kişisel verilen korunması alanında en yeni düzenleme 12 Eylül 2010 referandumu ile yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasa’nın 20. maddesine getirilen düzenlemedir. Ancak bu düzenleme tek başına yeterli olmayıp bu alana ilişkin özel bir kanun eksikliği dikkati çekmektedir. Belirtmek gerekir ki kişisel verilerin korunması konusunda 1981’ yılında imzalanan 108 nolu Kişisel Veriler Hakkında Avrupa Konseyi Andlaşması Türk Hukuk mevzuatı açısından önemli bir sorun teşkil etmektedir. 1981’de Avrupa Konseyi bağlamında kısaca “108 No’lu Sözleşme” olarak bilinen “Convention for  the protection of individuals with regard to automatic processing of personal data” (Kişisel verilerin otomatik işlemden geçirilme sürecinde bireylerin korunması hakkında sözleşme)[1] imzaya açılmış ve Türkiye tarafından da gecikmeksizin imzalanmıştır. Sözleşme daha sonra 1986’da yürürlüğe girmiştir. Ancak 108 Nolu Sözleşme kişisel verilerin korunması konusunda genel ilkeleri tespitle yetinmektedir. Sözleşme’nin uygulanabilmesi için ayrıntıların taraf devletler iç hukuklarında yapılacak düzenlemelerle mümkün olacaktır. Bu nedenle Türkiye henüz  bir “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun” yürürlüğe koymuş olmadığından bu sözleşme’ye taraf olamamıştır.

2010 yılında Anayasa değişikliği ile Anayasa’ nın Özel Hayatın Gizliliği başlıklı 20. maddesine getirilen “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” düzenlemesi ile konuya açıklık getirilmeye çalışılmıştır.

Son dönemlerde gündemde olan Kişisel Verilerin Korunması konusu aslında görüldüğü üzere 1981 yılından bu yana hukuk dünyamızdadır. Ancak Türkiye çeşitli aşamalar ve vesileler ile bu konuda düzenlemeler yapmış olsa da en son 24/03/2016 tarihinde TBMM de kabul edilen ve 7 Nisan 2016 da resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile Kişisel Veriler Koruma altına alınmaya çalışılmıştır. Peki bu kanun ne gibi düzenlemeler içermekte ve eksikleri nelerdir?

1- Kişisel Veri Kavramı

Kişisel veri kavramının tanımlanmasında uluslararası belgelerin hemen hemen tümünde mutabakata varılmış tanım; kişisel verinin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bir gerçek kişi ile ilintili olabilecek ve onu belirlenebilir kılacak her türlü bilgi olduğudur.

Kişisel Verilerin Korunması Kanun tasarısında kişisel veri kavramı en genel haliyle ele alınmakta olup “ kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi” olarak tanımlanmıştır. Bu tanım 108 nolu Kişisel Veriler Hakkında Avrupa Konseyi Antlaşmasının Türkçe’ ye çevrilmiş halidir. Yapılan bu tanım AB ülkelerinde dahi genişletilerek ve daha anlaşılabilir hale getirilerek kullanılmaktadır.

Alman veri koruma mevzuatında kişisel veri tanımlaması yapılırken “kişisel veya olgusal (factual) bilgi” ifadesi kullanılmaktadır. Bu ifade kişiyle ilgili fiili durumları; kanaatler, fotoğraflar, sesli ve görüntülü kayıtlar gibi verisi işlenen kişi ile bağlantılı tüm bilgileri açıkça kapsama almaktadır. [2]

Fransız Bilişim, Dosyalama ve Özgürlükler Kanununda veri koruma terminolojisine ilişkin yapılan tanımlamalar büyük ölçüde VKY ile benzer ifadeler içermektedir. Bununla birlikte kişisel veri tanımı yapılırken “kişinin belirli kılınması değerlendirilirken veri kütüğü sahibinin elinde bulunan veya ulaşabilir durumda olduğu teşhis edici araçların tümü dikkate alınacaktır” ifadesi eklenmiştir. Bu durum Kanun’daki kişisel veri tanımını göreceli hale getirmektedir. Kişiyi belirli kılan araçlara sahip olan veri kütüğü sahibi için veri kişisel veri olurken, bu araçlara sahip olmayan veri kütüğü sahibi için kişisel veri olarak kabul edilmeyecektir.[3]

Nilgün BASALP[4]’ e göre; bir kişinin belirlenebilir kılınması, verilerin doğrudan ya da dolaylı olarak bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmesi suretiyle kişinin tanımlanabilmesi, yani sahsın o şahıs olduğunu ortaya çıkarılabilmesi özelliğini ifade eder. Kanun tasarısında kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişi tanımlamasına açıklık getirilmelidir.

2- Tüzel Kişiler

Kanun tasarısında tüzel kişilere ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Gerek Türk Medeni Kanunu gerekse Türk Ticaret Kanunu tüzel kişileri ayrı bir kişilik olarak tanımlamakta ve tüzel kişilere ilişkin yasal düzenlemeler getirmektedir. 108 sayılı sözleşmede de tüzel kişilere ilişkin herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. Ancak tüzel kişilere ait verilere ilişkin Avrupa Birliğinin çalışmaları bulunmakta olup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de bu konuda yol gösterici kararları bulunmaktadır.

Alman veri koruma mevzuatında tüzel kişilikler ve ölüler Kanunun koruması altında değildir. Bununla birlikte mesleki gizlilik kurallarında veya hastanelerle ilgili özel kanunlarda ölülerle ilgili veriler için koruma tedbirleri düzenlenmiştir. Tek kişilik ticari faaliyetler ile ilgili bilgiler ise kişisel veri olarak kabul edilmiştir.[5] Bu konuda kanun tasarısında tüzel kişilere ilişkin tedbir niteliğinde düzenlemeler getirilmesi yerinde olacaktır.

3- Muhafaza Süresi Ve Şekli

Kanun tasarısında kişisel verilerin “ilgili mevzuatta öngörülen ve işlendikleri amaç için ön görülen süre kadar muhafaza edilebileceği” öngörülmüştür. Tasarıdaki bu düzenleme süre olarak çok geniş ve yoruma açık bir süreyi kapsamaktadır. Hangi kurumun ne kadar süre ile kişisel verileri muhafaza edebileceğine bir sınırlama getirilmelidir. Aynı zamanda içerik, yani boyut ve miktar olarak da bir sınırlama getirilmelidir.

Bu konuda Alman Veri koruma Mevzuatında amaçla sınırlılık ilkesi ile ilgili olarak kamu sektörüne yönelik oldukça sıkı hükümler getiren Kanunda özel sektöre yönelik düzenlemeler daha rahat hareket edebilmelerini sağlayacak bir yaklaşımla ele alınmıştır. Kanunda dikkat çeken bir hüküm ise farklı amaçlarla toplanan verilerin birbirinden ayrı olarak işlenmesi zorunluluğudur. Kamu sektörüne yönelik sıkı düzenlemeleri, terörle ve organize suçla mücadele kapsamında esnetmeye yönelik çalışmalara karşı Alman Anayasa Mahkemesinin verilerin (iletişim verilerinin) zorunlu muhafazasına dair 02.03.2010 tarihli kararı, amaçla sınırlılık ilkesine bağlı kalınması gerektiğini ve bu ilkenin sadece “mutlak minimum” düzeyinde esnetilebileceğini ortaya koymuştur. Alman Kanununda iki genel ilkeye daha yer verilmiştir. Bunlardan ilki olan “veriden uzak durma (data avoidance) ve veri minimizasyonu” (veya veri ekonomisi) ilkesi temelde gerekli asgari kişisel veriden daha fazla veri toplanmamasını ve toplanan verilerin de imkanlar ölçüsünde anonim veya pseudonim hale getirilmesini şart koşmaktadır. [6]

4- Hukuka Uygunluk Sebepleri Ve Rıza

Kanuna göre kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Ancak açık rızanın tanımı yapılmadığı gibi, hangi unsurları içerdiği de belirtilmemiştir. Bu haliyle, kişisel verilerin korunması hakkı açısından en temel ilkelerden olan kişinin açık rızasının bulunması ilkesinin uygulanmasında sorunlar yaşanması muhtemeldir. Bu nedenle, uluslararası belge örneklerinde de açıkça görüldüğü üzere, açık rızanın kişinin özgürce, konuyla ilgili yeterli bilgiye sahip olarak, tereddüde mahal bırakmayacak açıklıkta ve sadece işlemin yapılmasına yetecek ve işlemle sınırlı olarak verdiği onay beyanı olarak tanımlanması gerektiği düşünülmektedir. Burada önemle belirtmek gerekir ki ilgili kişinin yazılı rızasının alınması gerekmelidir. Yazılı rızanın aranması kamu ve özel hukuk tüzel kişileri açısından sınırlama getirmiş ve kişisel verilerin korunmasında önemli bir koruma sağlamış olacaktır. Örneğin, abonelik sözleşmesi imzalayan bir kişinin sözleşme hükümlerine rıza gösterdiğinin kabulü gerekecektir. Ancak, bu sözleşme içine serpiştirilmiş kişisel verilerin işlenmesine ilişkin hususlar bulunması, gereğinden çok kişisel veri toplanması, bu verilerin ilgili şirketin grup şirketleri veya pazarlama şirketleri ile paylaşılabileceğine ilişkin hükümlerin bulunması gibi kişisel verilerin korunmasının temel ilkelerine aykırı durumların önüne geçilmiş olacaktır.

Türk Hukuku’ na özgü istisnai haller yine asıl koşul olan rıza kavramının önüne geçmektedir. Kanuna göre ilgili kişinin rızasının aranmayacağı haller;

  1. a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi.
  2. b) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.
  3. c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması. ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.d) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması. e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması. f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.

108 sayılı Sözleşmeye göre;

“Eğer Akit Taraf Kanununda öngörülen istisna, demokratik bir toplumda:

(a) Devlet güvenliğinin korunması, Kamu güvenliği, Devletin mâli menfaatleri veya suçların önlenmesi için zorunlu bir önlem teşkil ediyorsa,

(b) İlgili şahsın korunması ve başkasının hak ve özgürlükleri için zorunlu bir önlem teşkil ediyorsa.” istisnalar getirilebilir.[7] Sözleşmede sınırlayıcı bir tanım yapılmış iken kanunda bu istisnaların genişletilerek el alınması kişisel verilerin korunması mantığı ile bağdaşmamaktadır.

Fransa’ da Veri Koruma Mevzuatına göre Kanun’da rızanın bulunmaması halinde hukuka uygunluk sebepleri “veri kütüğü sahibinin yasal bir yükümlülüğü ile uyumlu olma” ve “verisi işlenen kişinin hayatının korunması” şeklinde sıralanmıştır.[8]

Alman Veri Koruma Kanununda anonimleştirme tanımı şu şekilde yapılmıştır: “verileri verisi işlenen kişi ile bağlantısı kurulamayacak (veya çok orantısız bir caba ile bağlantı kurulabilecek) şekilde değiştirmek”. Psodonimleştirme ise “İsim ve benzeri niteleyici bilgilerin yerine verisi işlenen kişinin teşhisini imkansız veya daha zor kılacak şekilde bir numara kullanmak” şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre anonimleştirilmiş veriler kişisel veri olmaktan çıkmıştır. Pseudonimleştirilmiş veriler ise bunları şifreleyen kişi için kişisel veri iken şifreleme anahtarına sahip olmayan veri kütüğü sahibi acısından kişisel veri değildir.[9]

Yine Alman Veri Koruma Kanunu rızanın geçerliliği ile ilgili olarak katı bir yaklaşım sergilemektedir. Mal ve hizmet sunumu yapan veri kütüğü sahipleri, ilgili amacın gerektirmediği kişisel verilerin verilmesini on koşul haline getiremezler (bu şekilde alınan rıza geçerli değildir). “Link yasağı” denilen hükme göre örneğin, banka ve benzeri kuruluşlar pazarlama gibi gereksiz ikincil amaçlar için verilerinin kullanılmasına rıza göstermelerini müşterilerinden talep edemeyecektir. Rızanın geçerliliğinde bir başka koşul da verisi işlenecek kişinin duruma özgü ve uygun bir şekilde bilgilendirilmesidir. Ayrıca Kanuna göre koşullar başka formatları (telefon veya internet üzerinden) gerektirmediği surece rızanın yazılı olması gereklidir. Ayrıca rıza başka hususlarla birlikte isteniyor veya veriliyorsa rızaya ilişkin bölümler diğerlerinden belirgin olarak ayrılmış olacaktır. [10]

Kamu kurumları görevleri için gerekli olmayan kişisel verileri işlemek amacıyla verisi işlenecek kişilerin rızasını isteyemezler. Veri işlemenin hukuka uygunluk sebeplerinden olan yasal yetki verilmesinin çerçevesi de belirlenmiştir. Buna göre federal veya eyalet düzeyindeki kanunlar ve tüzükler, kamu sektörü toplu iş sözleşmeleri ve AB kuralları bu kapsamda olmakla birlikte, ilgili hükümlerde spesifik olarak ve açıkça veri işleme yetkisi verilmesi veya işlemenin gereklilik olarak belirtilmesi şart koşulmuştur.

Kanunda yukarıdaki istisnai haller neredeyse açık rıza kavramını gereksiz ve geçersiz kılacak ölçüde geniş niteliktedir. Burada ilgili kişinin açık rızasının alınması kamu kurumları ve özel tüzel kişiler açısından oldukça geniş bir alan oluşturmaktadır. Asıl olan kişisel verinin ilgili kişisinden elde edilmesi olmalıdır. Bu istisnalar kamu kurumlarına kişisel verilerin toplanması ve işlenmesi konusunda en yüksek düzeyde veri toplama yetkisi vermektedir. Yani Kanun , kişisel veri sahibi tüm gerçek kişilerin, önceden verilerinin toplanmasına rıza gösterdikleri gibi bir sonuç yaratmaktadır. Bu sebeple istisnaların ucu açık kavramlarla değil en alt düzeyde ve tanımı sınırlı bir şekilde yapılması gerekmektedir.

5- Özel Nitelikli Kişisel Veriler

Kanunun 6. maddesine göre (1) Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veridir.

(2) Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.

(3) Birinci fıkrada sayılan kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aşağıdaki hallerde işlenebilir:

  1. a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi.
  2. b) Kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi ve finansmanı amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından işlenmesi.

(4) Özel nitelikli kişisel veriler, ikinci ve üçüncü fıkrada sayılan hâllerde, Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şartıyla işlenebilir.

Daha önce hukuka uygunluk sebepleri ve rıza kavramında belirtmiş olduğumuz gibi yine özel nitelikli kişisel verilere de istisnalar getirilmiş ve bu istisnalar neredeyse her türlü özel nitelikli kişisel verinin ilgili kişinin rızası olmaksızın işlenebilir hale gelmiştir. Çünkü açık rıza içeriğinin ve kapsamının nasıl olacağı net olarak sınırlarının neler olacağı belirtilmediğinden ve özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde yazılı rıza aranmadığı için telefon, e-mail, SMS yolu ile rıza alınabilecek.

Bu istisnalar arasında özellikle Türkiye açısından büyük tartışmalara yol açan, kişisel sağlık bilgilerinin kişiler ve kuruluşlar tarafından rıza aranmaksızın işlenebilir hale getirilmesi açısından çok büyük istismarlara yol açacak durumdadır. Çünkü kanunun

  1. madde’ sine göre (6) 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“f) Herkesin sağlık durumunun takip edilebilmesi ve sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı şekilde yürütülmesi maksadıyla, Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarınca gerekli kayıt ve bildirim sistemi kurulur. Bu sistem, e-devlet uygulamalarına uygun olarak elektronik ortamda da oluşturulabilir. Bu amaçla, Sağlık Bakanlığınca, bağlı kuruluşları da kapsayacak şekilde ülke çapında bilişim sistemi kurulabilir.”

(7) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 47 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 47- (1) Sağlık hizmeti almak üzere, kamu veya özel sağlık kuruluşları ile sağlık mesleği mensuplarına müracaat edenlerin, sağlık hizmetinin gereği olarak vermek zorunda oldukları veya kendilerine verilen hizmete ilişkin kişisel verileri işlenebilir.

(2) Sağlık hizmetinin verilmesi, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması ve maliyetlerin hesaplanması amacıyla Bakanlık, birinci fıkra kapsamında elde edilen verileri alarak işleyebilir.

(3) Bakanlık, ikinci fıkra gereğince toplanan ve işlenen kişisel verilere, ilgili kişilerin kendilerinin veya yetki verdikleri üçüncü kişilerin erişimlerini sağlayacak bir sistem kurar.

Özel nitelikli kişisel veriler, kişiler açısından kritik öneme sahiptir. Özellikle geçmiş yıllarda karşılaşmış olduğumuz sağlık bilgilerinin Sağlık Bakanlığı tarafından ihale ile şirketler veya 3. Kişilere satılmasının yasal alt yapısını sağlamaya yönelik bir düzenleme olarak gözükmektedir.

6- Kişisel Verilerin Aktarılması

Kanunun 8. Maddesine göre – Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın aktarılamaz.

(2) Kişisel veriler;

  1. a) 5 inci maddenin ikinci fıkrasında,
  2. b) Yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında, belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılabilir.

(3) Kişisel verilerin aktarılmasına ilişkin diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır.

Hukuka uygunluk sebepleri ve rızanın aranmayacağı istisnai hallerde olduğu gibi Açık rıza olmaksızın verilerin aktarılabileceği istisnai haller çok geniş tutulmuştur. Örneğin bir abonelik sözleşmesi yapılması sırasında, sözleşme yapılan şirket veya kurum sözleşme ile ilgisi olmayan kişisel verileri talep edebilecektir. Bunun dışında kişisel verileri depolama yetkisi bulunan veri sorumlusunun “hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi” ve “veri sorumlusunun meşru menfaatleri”  için veri işlenmesi söz konusu olabilecek, kişisel verilerinizi diğer üçüncü kişilere aktarabileceklerdir. Örneğin abonelik sözleşmesi imzaladığınız şirket veya kurumun bünyesinde istihdam etmekte olduğu veri sorumlusunun talebine göre sözleşme ile alakalı olmayan kişisel veriler toplanabilecek, işlenebilecek (başka bilgileriniz ile bütünleştirilebilecektir)ve diğer üçüncü kişilere aktarılabilecektir. (örneğin telefon numaranız reklam şirketlerine aktarılabilecektir.)

Ayrıca özel nitelikli kişisel verileriniz örneğin sağlık bilgileriniz ve bu bilgilerle birlikte vermiş olduğunuz bilgileriniz 3. Kişilere aktarılabilecektir. Örneğin Sağlık Bakanlığı ilaç şirketlerine telefon numaranızı aktarabilecektir.

7- Kişisel Verilerin Yurt Dışına Aktarılması

Kanunun 9. Maddesi ile kişisel verilerin yurt dışına aktarılması düzenlenmiş yine aynı şekilde istisnalar geniş tutulmuştur. Telefon, e-mail, SMS yolu ile rızanızın alındığı kişisel verileriniz, özel nitelikli kişisel verileriniz yurt dışına aktarılabilecek. Örneğin rızanızın alındığı sağlık bilgileriniz veya telefon, adres bilgileriniz, kimlik numaranız yurt dışına aktarılabilecek. Başka bir devlet ile Türkiye arasında uluslararaası anlaşmalar “yeterli korumayı sağladığı takdirde”, diğer devlet gerekli koşulları sağlamasa dahi Kurul izni ile kişisel veriler yurt dışına aktarılabilecek. Artık “CIA bizi izliyor” şakasının gerçeğe dönüşmesi işten bile değil.

8- Veri Sorumlusu

Kanuna göre Veri Sorumlusu “Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişidir.” Kanunun 10,11 ve 12 Maddeleri veri sorumlusunun hak ve yükümlülüklerini düzenliyor. Ancak veri sorumlularının hukuki yükümlülükleri ayrıntılı olarak açıklanmamış. Bu hususun yönetmelik aracılığı ile ayrıca ve ayrıntılı olarak yönetmelik ile düzenleneceğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmuyor. Oysa kanunun 5. Maddesindeki kişisel verilerin işlenme şartlarındaki istisnalar arasında ç bendinde “Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.” Ve f bendinde “İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.” halinde kişisel veriler rıza aranmaksızın işlenebilir. Bu durumda örneğin abonelik sözleşmesi imzaladığınızda, sözleşmenin tarafı olan şirket benim için telefon, kimlik numarası, adres, e- mail adresi, evde yada iş yerinde kaç kişinin yaşadığı, gece veya gündüz tüketim alışkanlıklarınız v.b. bir çok veriyi işleyebilecektir. Dolayısı ile bu maddeler kişilerin haklarından çok yükümlülük ve sorumluluklarına ağırlık vermektedir.

9- Veri Sorumlusunun Ücret Talep Etmesi

Kanunun 13. Maddesine göre “Veri sorumlusu başvuruda yer alan talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandırır. Ancak işlemin ayrıca bir maliyeti gerektirmesi hâlinde Kurulca belirlenen tarifedeki ücret alınabilir.” Bu maddeye göre veri sorumlusu kişisel verisinin toplanması, işlenmesi, aktarılması v.b. taleplerle başvuran kişilerden ücret talep etme hakkına sahip olmaktadır. Bu husus uluslararası sözleşmeler ve genel hukuk ilkeleri arasındaki “hak arama” hakkının önünde ciddi bir engel teşkil etmektedir. Haberiniz olmadan veya çeşitli şekillerde rızanızın alındığı kişisel verilerin doğruluğu, niteliği, işlenme şekli, aktarılması konusunda ücret ödeyerek bilgi edinebileceksiniz.

10- Devlet Sırrı Niteliğindeki Bilgiler İncelenemeyecek

Kanunun 15. Maddesine göre “Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler hariç, veri sorumlusu Kurulun, inceleme konusuyla ilgili istemiş olduğu bilgi ve belgeleri on beş gün içinde göndermek ve gerektiğinde yerinde inceleme yapılmasına imkân sağlamak zorundadır.”

Madde 28’ e göre (1) Bu Kanun hükümleri aşağıdaki hâllerde uygulanmaz:

ç) Kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi.

Bu maddelere göre veri sorumlularını vatandaşlar adına denetleyecek olan Kişisel Verilerin Korunması Kurulu şikayet konusu olsa dahi “Devlet Sırrı” olarak belirlenmiş bilgileri isteyemeyecek. Bu belge ve bilgiler belirli kurumlarca özellikle MİT, Emniyet ve Jandarma birimleri, İstihbarat Birimleri tarafından devlet sırrı kategorisine sokularak Veri Koruma Kuruluna verilmeyebilecek. Kendi özel kanunları ile bu kurum ve kuruluşların yazışma, kayıt, bilgi ve belgeleri devlet sırrı olarak kabul edilmiştir. Kanunun 5. Maddesindeki istisnalar arasında sayılan “Kanunlarda açıkça öngörülmesi.” durumu burada bir daha pekiştirilmiş. Şayet bahsetmiş olduğumuz devlet kurumları şikayet edilmiş ise Kurul hiçbir inceleme yapamayacak, bilgi ve belge isteyemeyecektir.

Bilindiği gibi kişisel verilerin korunması kanun tasarısının 2008 yılından bu yana çeşitli tarihlerde meclis gündemine gelmesine rağmen bir türlü yasalaşamamasının sebeplerinden biri ve en önemlisi de emniyet, jandarma ve istihbarat birimlerinin toplamış olduğu bilgileri bir veri kütüğüne kaydetmeyi reddetmesi ve verileri diğer kurumlarla paylaşmayı reddetmesidir. Bilindiği üzere Türkiye’ de devlet sırrı kavramı çok geniş bir alana yayılmış durumdadır. Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ile düzenleme yapılmaya çalışılsa da tıpkı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda olduğu gibi yıllardır halinde kalmaktan öteye geçememiştir. Ülkemizde sır ve gizlilik kategorisi oldukça geniş tutulmuş ve bireylerin bilgiye ulaşma hakları sınırlandırılmıştır. Sır kategorisine giren yaklaşık 50, gizlilik kategorisine giren yaklaşık 75 yasal düzenleme mevcut olup, bazı düzenlemeler her iki kategoriye de girecek şekilde kaleme alınmıştır. Örnek olarak, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 107., 6326 sayılı Petrol Kanunu Kanunun 43., 213 sayılı Vergi Usul Kanununun…1982 Anayasasının 26’ncı maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin hangi amaçlar için sınırlandırılabileceği belirtilirken, amaçlardan biri “Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması” olarak gösterilerek devlet sırlarından söz edilmiştir. Yine 28’inci maddede devlete ait gizli bilgilere ilişkin her türlü haber veya yazı yazanların, bastıran ve basanların, bunları başkalarına verenlerin bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu tutulacakları açıklanmıştır. Bunun dışında devlet sırrını doğrudan düzenleyen yeknesak bir düzenleme bulunmamaktadır.

Prof. Dr. Çetin ÖZEK’e göre, devlet sırrının niteliği su unsurlara işaretle belirlenmektedir:

  1. a) Kabul edilebilen “devlet sırrı”, niteliği nedeniyle sır sayılması gereken bilgidir. Ulusal savunmaya, uluslararası ilişkilere, demokratik düzeni korumaya yönelik bilgi örnek gösterilebilir.
  2. b) Yönetsel gücün kararıyla “devlet sırrı” saptaması genel olarak, demokratik anayasal düzeni korumaya yönelik ve sır sayılması zorunlu bilgiler için kabul edilebilir. Bu saptama da yargı tarafından yapılır.
  3. c) Devlet sırrı ile ulusal savunma güvencesi arasında nedensel bağlantı olması gerekir.
  4. d) Tarihsel olguların, diplomatik ilişkilerin ve bilimsel bilgilerin sır olmayacağı kabul edilir.
  5. e) Hukuka aykırı eylemler “sır” sayılmaz.
  6. f) Sırrın, kitle iletişim araçlarıyla açıklanması, eğer somut tehlike yaratmıyorsa suç sayılmaz.
  7. g) Bireyin kendisine ait bilgi, bilginin niteliği ne olursa olsun “sır” sayılmaz.
  8. h) Bilgilenme hakkı üstün değerde olduğu için, sansür niteliğinde, haber vermek hakkını sınırlayan, “devlet sırrı” saptaması yapılamaz.
  9. i) “Bilgilenme Hakkı’ nın, devlet sırrı iddiasına karsı korunması da gerekli görülmektedir. Diğer bir deyişle, “bilgilenme hakkı” na güvence yöntemleri uygulanmalıdır.[11]

108 sayılı sözleşme ile ulusal güvenlik, ulusal savunma ve kamu düzeni gibi alanlarda istisnaların getirilebileceği, ancak bu istisnaların kapsam ve sınırlanın belirli ve denetlenebilir olmasının gereği açıkça görülmektedir. Örneğin İtalya da kişisel verilerin işlenmesi ile ilgili olarak temel hak ve özgürlüklerin korunmasından sorumlu yapı olan Garante (Garante per la Protezione dei Dati Personali) isimli veri koruma otoritesinin “emniyet ve istihbarat birimlerince gerçekleştirilen veri işleme faaliyetlerini vatandaşlar adına kontrol etmek” görev ve yetkisine sahiptir.[12]

Kanundaki maddeden anlaşılan, kişiye dair tüm verilerin toplanabilir olduğudur. Bu nedenle belirtmiş olduğum gibi bu tür devlet kurumlarına ilişkin özel bir düzenleme ve sınırlama getirilmesi elzemdir. Aksi taktirde sadece kağıt üzerinde kalan, kadük hale gelmiş bir yasal düzenleme yapılmış olur. Türkiye de asıl olarak veri toplama, işleme ve paylaşma işlemlerini devlet kurumları yapmaktadır. Bu nedenle de vatandaşına güvenmeyen ve potansiyel suçlu olarak gören devlet anlayışından az da olsa sıyrılarak kişileri korumaya yönelik düzenleme getirilmesi Türkiye açısından hayati önem taşımaktadır. İtalya örneğinde olduğu gibi Veri Koruma Kurulu emniyet ve istihbarat birimlerince gerçekleştirilen veri işleme faaliyetlerini vatandaşlar adına kontrol etmek” görev ve yetkisine sahip olmalıdır.

11- Özel Hukuk Tüzel Kişilerince Kişisel Verilerin Toplanması

Bankacılık, sigortacılık, telekomünikasyon, kargo, sağlık, turizm, eğitim, çağrı merkezi ve pazarlama hizmetleri gibi pek çok alanda faaliyet gösteren işletmelerin bilgi sistemleri büyük hacimde kişisel veriyi bünyelerinde barındırmaktadır. Bu şirketlerin, hangi tür kişisel verileri ne şekilde toplayabilecekleri, bunları hangi amaçlarla kullanabilecekleri, kimlerle paylaşabilecekleri, ne kadar süre tutabilecekleri, hangi süre sonunda silecekleri, almaları gereken güvenlik tedbirleri ile kişisel verisi bulunan kişilerin bu verilere erişim, sildirme, düzelttirme gibi haklarını nasıl kullanabileceklerine ilişkin olarak sektör bazlı düzenlemelerin bazı istisnalar dışında yapılmadığı; buna bağlı olarak kişisel veri ihlallerine yönelik denetimlerin gerçekleştirilemediği, ihlallerin tespit edilemediği ve yaptırıma bağlanamadığı, bu nedenlerle özel hukuk tüzel kişileri açısından kişisel verilerin korunmasındaki boşluk ve risklerin önemli boyutlara ulaştığı ve bu konuya ilişkin düzenlemeler yapılması gerektiği açıktır. Kanunda bu konuya ilişkin neredeyse hiçbir düzenleme yapılmamıştır.

12- Veri Koruma Kurumu ve Kurulunun Yapısı

Kanunun 19. Maddesine göre “(1) Bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere, idari ve mali özerkliğe sahip ve kamu tüzel kişiliğini haiz Kişisel Verileri Koruma Kurumu kurulmuştur. (2) Kurum Başbakanlıkla ilişkilidir.”

Kanunun 21. Maddesine göre “1) Kurul, bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır. Görev alanına giren konularla ilgili olarak hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurula emir ve talimat veremez, tavsiye veya telkinde bulunamaz. (2) Kurul, yedi üyeden oluşur. Kurulun dört üyesi Bakanlar Kurulu, üç üyesi Cumhurbaşkanı tarafından seçilir.”

Ancak kanunun bu maddesi ile ilgili meclis görüşmeleri sırasında yapılan değişiklik ile , Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 7 olan üye sayısı 9’a çıkarıldı. Kurulun 5 üyesi TBMM, 2 üyesi Cumhurbaşkanı, 2 üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçilecek. Tasarının mevcut halinde; 4 üyenin Bakanlar Kurulu, 3 üyenin de Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi öngörülüyor.

Kurul üyesi, herhangi bir siyasi parti üyesi olmayacak. TBMM’nin, Kurula üye seçimi de belirleniyor. Buna göre, seçim için, siyasi parti gruplarının üye sayısı oranında belirlenecek üye sayısının ikişer katı aday gösterilecek ve Kurul üyeleri, bu adaylar arasından her siyasi parti grubuna düşen üye sayısı esas alınmak suretiyle TBMM Genel Kurulunca seçilecek. Ancak, siyasi parti gruplarında, Meclis’te yapılacak seçimlerde kime oy kullanılacağına dair görüşme yapılamayacak ve karar alınamayacak.

Kurul, üyeleri kendi arasından başkan ve ikinci başkanı seçecek. Tasarının mevcut düzenlemesinde, başkan ve ikinci başkanın, üyeler arasından Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmesi öngörülüyor.

Kurul üyelerinin görev süresi dört yıl olacak. Süresi biten üye yeniden seçilebilecek. Görev süresi dolmadan herhangi bir sebeple görevi sona eren üyenin yerine seçilen kişi, yerine seçildiği üyenin kalan süresini tamamlayacak.

AB Genel Veri Koruma Tüzük Taslağında da denetleyici otoriteler ile ilgili hususlar çok daha ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Taslakta denetleyici otoritelerin bağımsızlığına ilişkin olarak getirilen ilave koşullar dikkat çekmekte, denetleyici otorite üyelerinin seçilme koşulları da ayrıntılı olarak sayılmaktadır. Buna göre;

DENETLEYİCİ OTORİTENİN ÜYELERİ MECLİS YA DA HÜKÛMET TARAFINDAN ATANACAKTIR.

-ÜYELER BAĞIMSIZLIĞI ŞÜPHE GÖTÜRMEYEN VE KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI ALANINDA DENEYİMLERİ İLE YETERLİLİKLERİ BİLİNEN KİŞİLERDEN SEÇİLECEKTİR.

-ÜYENİN GÖREVİ, GÖREV SURESİNİN DOLMASI, İSTİFA VEYA ZORUNLU EMEKLİLİK YAŞI İLE SONA ERECEKTİR.

-Üyenin görevinin gereklerini yerine getirmek için gerekli şartları sağlayamaması veya ciddi bir usulsüzlükten hüküm giymesi durumunda ilgili mahkeme tarafından azledilebilecek veya emekliye sevk edilebilecektir.[13]

Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunmasına DAİR 108 SAYILI SÖZLEŞMENİN EK PROTOKOLÜ denetleyici otoriteleri (supervisory authority) düzenlemektedir. Taraf devletlere iç hukuklarında Sözleşmeye uygun olarak yürürlüğe koydukları yasal düzenlemelerin uygulanmasını izlemeden sorumlu bir denetleyici otorite oluşturma yükümlülüğü getirmeyen 108 sayılı Sözleşme’nin bu eksikliği, 2004 yılında yürürlüğe giren ek Protokol ile giderilmiştir. Protokol’ün 1. maddesi, taraf devletlere kendi iç hukuklarında aldıkları önlemlerin Sözleşme ve Protokol’de yer alan ilkelere uygunluğunu güvence altına almaktan sorumlu olacak bir ya da birden fazla denetleyici otorite oluşturma zorunluluğu getirmektedir. BU DENETLEYİCİ OTORİTELER ÖZELLİKLE SORUŞTURMA (İNVESTİGATİON) VE MÜDAHALEDE BULUNMA YETKİSİNE VE AYNI ZAMANDA HUKUKİ SURECE DÂHİL OLMA VE KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENMESİ İLE BAĞLANTILI OLARAK BİREYLERİN KENDİ TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİ KORUMAK AMACIYLA YAPTIKLARI ŞİKAYETLERİ İNCELEME YETKİSİNE SAHİP OLMALIDIRLAR.[14]

Uluslararası düzenlemelerde neredeyse bütün ülkelerde bu otoritelerin üzerlerine düşen görevi gerektiği şekilde yerine getirebilmeleri için BAĞIMSIZ (İNDEPENDENT), TARAFSIZ (İMPARTİAL) VE TEKNİK KAPASİTE AÇISINDAN YETKİN VE YETERLİ (TECHNİCALLY COMPETENT) YAPIDA OLUŞTURULMALARINA VURGU YAPILMIŞTIR.[15] Kişisel Verilerin Korunması Kanununda Başbakanlığa bağlı bir Kişisel Verileri Koruma Kurumu oluşturulması öngörülmektedir. Kelime anlamı olarak özerklik bir topluluğun, bir kuruluşun ayrı bir yasaya bağlı olarak kendini yönetme hakkıdır. Mali özerklik, bir kamu tüzel kişisinin kendi kaynaklarından serbestçe yararlanarak kendi harcamalarını yönetmesi durumudur. İDARİ VE MALİ ANLAMDA TAMAMEN ÖZERK BİR KURUM OLUŞTURULMASI AÇISINDAN GENEL BÜTÇEDE SAYIŞTAY DENETİMİNE AÇIK VE KENDİ BÜTÇESİNE SAHİP BİR KURUM OLUŞTURULMASI DAHA YERİNDE OLACAKTIR.

KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KURULUNUN BAŞBAKANLIK İLE İLİŞKİLİ OLMASI İDARİ ANLAMDA VE MALİ ANLAMDA ÖZERK BİR KURUM OLAMAYACAĞINI ORTAYA KOYMAKTADIR.

Günümüzdeki tek parti hükümetine dayanan ve yürütmenin tamamen tek partiden oluştuğu gözetildiğinde Bakanlar Kurulunca yapılacak atamalar tartışmaya açık olacaktır. Aynı zamanda yürütme açısından bir nevi imza ve denetim makamı olan Cumhurbaşkanlığınca atama yapılması da daha büyük bir sorun teşkil etmektedir. Ayrıca kanun tasarısında yapılan değişiklik ile yine parti grubuna göre AKP milletvekillerinin de TBMM tarafından seçilecek 5 kişi içerinden oy oranına göre öneri de bulunma hakkı olacaktır. Tasarının meclise gönderildiği haline göre kabul edilen maddede kısmen iyileşme olsa da Kurul üyelerinin çoğunluğunun yine hükümet tarafından belirleneceği açıktır. Günümüz Türkiye’ sinde Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı makamı ve Başkanlık Sistemi tartışmaları göz önüne alındığında tek bir kişi tarafından atama yapılması kaçınılmaz olacaktır.

BU NEDENLE KANUNDAKİ BU DÜZENLEMENİN BAKANLAR KURULU VE CUMHURBAŞKANIN ÜYE ATAMA YETKİSİ OLMAKSIZIN SADECE MECLİSTE GRUBU BULUNAN PARTİLERİN OY ORANLARINA GÖRE KURUL ÜYESİ SEÇİMİ YAPILMASI ŞEKLİNDE DEĞİŞTİRİLMESİ EN AZINDAN ATAMA ANLAMINDA DAHA KATILIMCI BİR YAPI OLUŞMASINI SAĞLAYACAK İDİ. ANCAK KABUL EDİLEN MADDE İLE YİNE KURUL ÜYELERİNİN ÇOĞUNLUĞU HÜKÜMET TARAFINDAN ATANMIŞ OLACAKTIR.

13- Kamu Kurum ve Kuruluşlarına, Kişisel Verilerin Korunması Kanununa Göre Ceza Uygulaması Bulunmamakta

Kanunun 17. Ve18. Maddesinde Suçlar Ve Kabahatler bölümünde düzenlenmiştir. Bu maddelere göre kanuna aykırı hareket eden kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin herhangi bir ceza verilmesi söz konusu olamayacaktır. Suç ve cezaların şahsiliği ilkesi gereğince kanuna aykırı hareket edenlere Türk Ceza Kanunu Kapsamında ve bu kanun kapsamında ceza verilebilecektir ancak kamu kurumlarına idari para cezası uygulaması olmayacaktır. Türkiye’ de en fazla kişisel verilerin toplandığı ve paylaşıldığı yerler kamu kurum ve kuruluşlarıdır. Bu sebeple de her ne kadar suç veya kabahat işleyen kamu çalışanlarının sorumluluğu bulunsa da kamu kurum ve kuruluşlarına da idari para ceza verilebilmesi kesinlikle düzenlenmelidir.

14- Türk Ceza Kanununun 135-140. Maddelerinin Uygulanması

2012 değişiklikleri ile Türk Ceza Kanununa giren Kişisel Verilerin Korunması 135-140. Maddelerde düzenlenmiştir. Ancak Türk Ceza Kanunundaki düzenlemeler ile Kişisel Verilerin Korunması Kanununu birbirleri ile çelişen hükümler içermektedir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 2. Maddesine göre “Bu Kanun hükümleri, kişisel verileri işlenen gerçek kişiler ile bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve tüzel kişiler hakkında uygulanır.” Dolayısıyla otomatik olarak işlenmeyen veya Herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmayan yollarla işlenen kişisel veriler bu kanun hükümlerine tabi olmayacaktır. Türk Ceza Kanununun 136. Maddesi otomatik işleme veya herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak şartı aramamıştır. Ancak Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yukarıda bahsetmiş olduğumuz üzere otomatik işleme veya herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak şartını aramaktadır.

Bu kanun ile birlikte kurulan Kişisel Verilerin Korunması Kurulunun 22. Maddeye göre görev ve yetkileri “a) Kişisel verilerin, temel hak ve özgürlüklere uygun şekilde işlenmesini sağlamak.

  1. b) Kişisel verilerle ilgili haklarının ihlal edildiğini ileri sürenlerin şikâyetlerini karara bağlamak.
  2. c) Şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen görev alanına giren konularda kişisel verilerin kanunlara uygun olarak işlenip işlenmediğini incelemek ve gerektiğinde bu konuda geçici önlemler almak.

ç) Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi için aranan yeterli önlemleri belirlemek.

  1. d) Veri Sorumluları Sicilinin tutulmasını sağlamak.
  2. e) Kurulun görev alanı ile Kurumun işleyişine ilişkin konularda gerekli düzenleyici işlemleri yapmak.
  3. f) Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri belirlemek amacıyla düzenleyici işlem yapmak.
  4. g) Veri sorumlusunun ve temsilcisinin görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin düzenleyici işlem yapmak.ğ) Bu Kanunda öngörülen idari yaptırımlara karar vermek.
  1. h) Diğer kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve kişisel verilere ilişkin hüküm içeren mevzuat taslakları hakkında görüş bildirmek.”

Bu madde metninden de anlaşılacağı üzere Kişisel Verilerin Korunması Kurulu Şikayet üzerine veya görev alanına giren konularda kendiliğinden inceleme ve karar verme yetkisine sahiptir. Türk Ceza Kanununun 139. Maddesine göre “Kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme ve ya ele geçirme ve verileri yok etmeme hariç, bu bölümde yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır.” Herhangi bir şikayet olmaması veya şikayetin geri alınması durumunda kişisel verileri kanuna aykırı işleyen ceza almayabilecektir.

Türk Ceza Kanununun 136. Maddesine göre “Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi” cezalandırılmaktadır. Görüldüğü üzere gerçek veya tüzel kişi ayrımı yapılmamıştır. Aynı zamanda T.C.K. nın 140. Maddesine göre “Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.” Dolayısıyla Türk Ceza Kanununa göre tüzel kişilere ilişkin ceza verilebilmektedir. Ancak Kişisel Verilerin Korunması Kanununu sadece gerçek kişilere ilişkin yaptırım uygulamaktadır.

Genel hukuk kuralı olarak Genel Kanun ile Özel Kanun Aynı anda aynı olayı düzenleyen biri genel diğeri özel iki ayrı kanun yürürlükte bulunduğu takdirde eğer önceki kanun genel yeni kanun özel ise, bu takdirde olaya özel olan yeni kanun hükümleri uygulanmalıdır. Bu durumda Genel Kanun olan Türk Ceza Kanunu ile Özel Kanun olan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu birbiri ile çelişmesi durumunda sonradan çıkarılan özel kanun olan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uygulanacaktır. Ancak görüldüğü üzere birbiri ile çelişen hükümler nedeniyle kanunun uygulamasında bir çok suiistimal ve cezasızlık durumu ortaya çıkacaktır.

16- Kişisel Verilerin Kanununun Yürürlük Maddes

Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 32. Maddesine göre “Bu Kanunun,

  1. a) 8 inci, 9 uncu, 11 inci, 13 üncü, 14 üncü, 15 inci, 16 ncı, 17 nci ve 18 inci maddeleri yayımı tarihinden altı ay sonra,
  2. b) Diğer maddeleri ise yayımı tarihinde, yürürlüğe girer.” Bu maddeye göre kanunun en önemli maddeleri olan kişisel verilerin üçüncü kişilere aktarılması ve yurt dışına aktarılması ve hakları ihlal edilen ilgili kişilerin hakları hususunda 6 ay gibi uzunca bir süre koruma sağlanmaması ciddi tehlikeler yaratmaktadır. Bu durumda 6 boyunca kanun askıda olacak ve bu konularda hakları ihlal edilen kişilerin verileri koruma kapsamında olmayacaktır.

 

DİPNOTLAR: 

[1] (http://www.avrupakonseyi.org.tr/antlasma/aas_108.htm)

[2] Devlet Denetleme Kurulu 27-11-2013 Tarih 2013-3 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Raporu, sayfa 122.

[3] Devlet Denetleme Kurulu 27-11-2013 Tarih 2013-3 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Raporu, sayfa 112.

[4] BASALP, Nilgün, Kişisel Verilerin Korunması ve Saklanması, Ankara 2004, sayfa 16.

[5] Devlet Denetleme Kurulu 27-11-2013 Tarih 2013-3 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Raporu, sayfa 123.

[6] Devlet Denetleme Kurulu 27-11-2013 Tarih 2013-3 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Raporu, sayfa 124.

[7] http://www.avrupakonseyi.org.tr/antlasma/aas_108.htm

[8] Devlet Denetleme Kurulu 27-11-2013 Tarih 2013-3 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Raporu, sayfa 113.

[9] Devlet Denetleme Kurulu 27-11-2013 Tarih 2013-3 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Raporu, sayfa 122.

[10] Devlet Denetleme Kurulu 27-11-2013 Tarih 2013-3 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Raporu, sayfa 125.

[11] Prof. Dr. Çetin ÖZEK, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkında adlı kitabı sayfa 61-71 arası. Alfa Yayınları. Eylül 1999.

[12] Devlet Denetleme Kurulu 27-11-2013 Tarih 2013-3 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Raporu, sayfa 152.

[13] Kişisel Verilerin İşlenmesi Ve Serbest Dolaşımı Karşısında Bireylerin Korunması Tüzüğü Taslağı (Genel Veri Koruma Tüzüğü Taslağı)

[14] 2001 yılında Sözleşme için bir Ek Protokol imzaya açılmış, 2004 yılında yürürlüğe girmiştir. “Additional Protocol to the Convention for the Protection of Individuals with Regard to Automatic Processing of Personal Data, Regarding Supervisory Authorities and Transborder Data Flows, Strasbourg, 8.XI.2001, European Treaty Series No.181”

[15] Devlet Denetleme Kurulu 27-11-2013 Tarih 2013-3 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Raporu, sayfa 714.

KAYNAKÇA

http://www.avrupakonseyi.org.tr/antlasma/aas_108.htm

http://www.abgs.gov.tr/files/pub/antlasmalar.pdf

108 sayılı Sözleşme için Ek Protokol, 2001.

AKILLIOGLU, Tekin, İdari Usul ve Kişisel Verilerin Korunması, Makale (http://www.idare.gen.tr/akillioglu-idariusul.htm)

AKSOY, Hüseyin Can, Kişisel Verilerin Korunması, Çakmak Yayınevi, Ankara, 2010.

ATAK, Songül, Avrupa Konseyinin Kişisel Veriler Açısından Sağladığı Temel Güvenceler, TBB Dergisi, Sayı 87, 2010.

BASALP, Nilgün, Kişisel Verilerin Korunması ve Saklanması, Ankara 2004.

BEYLİ Ceyli, “Kişisel Nitelikteki Verilerin Korunmasına İlişkin Kanun Tasarısı Üzerine Eleştiriler” (http://www.bilisimsurasi.org.tr/hukuk/docs/tbs_kisisel_veri_ceylin_beyli_gorus1.) (Erişim tarihi: 15/10/2011).

Devlet Denetleme Kurulu 27-11-2013 Tarih 2013-3 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Raporu.

İLKİZ, Fikret: Kişisel Verilerin Korunması ve Kanun Tasarısı, Güncel Hukuk Dergisi, Temmuz 2009/7-67, s. 12-23.

Kişisel Verilerin İşlenmesi Ve Serbest Dolaşımı Karşısında Bireylerin Korunması Tüzüğü Taslağı (Genel Veri Koruma Tüzüğü Taslağı)

ÖZEK, Çetin, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, Alfa Yayınları, Eylül 1999.

ŞİMŞEK, Oğuz, Anayasa Hukukunda Kişisel Verilerin Korunması, İstanbul, 2008.

YILDIRIM, A. ve ŞİMŞEK, H. Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri, Ankara: Seçkin Yayınları. 2005.

 


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 285 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: